1. FİNansal yönetiMİn genel esaslari finansal Amaçlar



Yüklə 374,86 Kb.
səhifə4/7
tarix14.09.2018
ölçüsü374,86 Kb.
1   2   3   4   5   6   7

6.3. Tahvil Değerlemesi

6.3.1. Tahvil Değerleme Modeli

Bir tahvilin değeri, vade sonuna kadar olan bütün kupon faiz ödemelerinin ve vade sonunda ödenen tahvilin nominal değerinin, cari faiz oranı ile bugüne indirgenmiş (şimdiki) değerlerinin toplamına eşittir.

Tahvil fiyatı hesabında kullanılan iskonto oranı esas itibarıyla tahvil verim oranı olarak bilinir. Piyasa yatırımcıları için cari faiz oranları referans alınarak, tahvil verim oranına eşit varsayılabilmektedir. Tahvillerde kupon oranı, tahvil faizi olarak adlandırılabilmekte olup bu tabir tahvil verim oranını ifade etmez. Keza, iskontolu ve kuponlu satılan bir tahvil için verim oranı iki kısımdan oluşur ki bunlar; hem tahvil faizi (kupon tutarı) hem de sermaye kazancıdır (nominal fiyat ile iskontolu fiyat farkı).

6.3.2. İç Verim Oranı (Vadeye Kadar Verim)

Tahvil değeri formülünde, tahvil değerini tahvilin cari fiyatına eşitleyen faiz oranına iç verim oranı ya da vadeye kadar verim denir. İç verim oranını hesaplamanın, pratikte, deneme-yanılma yöntemi uygulamaktan başka yolu yoktur. Ancak, bilgisayarda hesap tablosu kullanarak ya da elektronik hesap makinalarını programlayarak bu işlem basitleştirilebilir.


Bununla birlikte tam olmasa da yaklaşık bir verim oranı elde etmek ve en azından deneme yanılma yöntemi için atanacak faiz oranını belirlemeye yardımcı olmak amacıyla “Vadeye Kadar Yaklaşık Verim Oranı” yöntemi kullanılabilir.

6.4. İmtiyazlı Hisse Senedi Değerlemesi

6.4.1. İmtiyazlı Hisse Senedi Kavramı

İmtiyazlı hisse senedi bazı yönlerden hisse senedine, bazı yönlerden ise tahvile benzerlik gösterir. Kreditörlerin imtiyazlı hisse senedi sahiplerine göre, imtiyazlı hisse senedi sahiplerinin ise adi hisse senedi sahiplerine göre önceliği vardır. Bir şirket önce borç anapara ve faizlerini ödemekle yükümlüdür.

İmtiyazlı hisse senedi temettüleri adi hisse senedi temettülerinden önce ödenir. Ancak, kâr düşükse, bu temettüler de ödenmeyebilir. İmtiyazlı hisse senedi temettüsü, tutarı sabit olduğu için, tahvil faiz ödemesine benzer. Öte yandan, imtiyazlı hisse senedinin adi hisse senedine benzerliği, ikisinin de vadesi olmamasıdır.

6.4.2. İmtiyazlı Hisse Senedi Değerleme Modeli

İmtiyazlı hisse senetlerinin çoğu sahibine sabit temettü alma hakkı verir. İmtiyazlı hisse senedinin vadesi olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, imtiyazlı hisse senedinin değeri anüite formülü ile hesaplanabilir.

İmtiyazlı Hisse Senedi Değeri = d/k

D : (Sabit) Temettü

k : İskonto Oranı

6.5. Vadeli İşlem Sözleşmelerinin Fiyatlanması

6.5.1. Taşıma Maliyeti Modeli

Vadeli işlem sözleşmelerinin fiyatlaması temelde Taşıma Maliyeti (Cost-of-Carry) Modeli’ne dayanmaktadır. Bu model esas olarak finansal olmayan ürünler üzerine düzenlenerek, vadeli işlem sözleşmelerinin değerinin tesbitinde kullanılmaktadır. Ancak, aynı yöntem finansal araçlara dayalı vadeli işlem sözleşmelerinin değer tespitinde de kullanılmaktadır.

Model, ürünün veya finansal varlığın nakit fiyatı ile vadeli fiyatı arasındaki ilişkinin düzeyini ölçmektedir. Modele göre vadeli fiyat, teslimat tarihinden önceki herhangi bir dönemde nakit fiyatın üzerinde olmak zorundadır. Bunun nedeni sözleşmenin içerdiği fiziki miktarın, sözleşme alınış tarihinde satın alınması ve sözleşme bitiş tarihine kadar taşıma maliyetinin nakit fiyata eklenmesidir. Taşıma maliyeti;

i- Satın alma için kullanılan finansman maliyeti (faiz maliyeti)

ii- Saklama maliyeti

iii- Sigorta maliyeti

iv- Navlun ücreti

v- Saklama dönemi içerisinde meydana gelebilecek diğer maliyetlerden

oluşmaktadır.

Buna göre, model şu şekilde formüle edilmektedir:

Vadeli Fiyat = Nakit Fiyat + Birim Finansman Maliyeti + Birim Saklama Maliyeti

Taşıma maliyeti modelinde nakit fiyat ile vadeli fiyat arasındaki ilişki şu şekilde de

formüle edilebilir:

Taşıma Maliyeti = Vadeli Fiyat – Nakit Fiyat

Gelişmiş vadeli işlem piyasalarında, piyasada gerçekleşen vadeli fiyat ile teorik olarak hesaplanan vadeli fiyat arasında pek bir fark olmadığı gözlenmektedir. Bunun birinci nedeni, piyasaların etkinlik düzeyinin yüksek olmasıdır. İkinci nedeni ise, arbitraj imkanının bu farka izin vermemesidir. Bu nedenlerle, vadeli sözleşmelerin fiyatlamasında nakit ve vadeli piyasa arasındaki arbitraj ilişkisi ayrı bir önem kazanmaktadır. Arbitraj işlemlerine “Türev Araçların Portföy Yönetiminde Kullanımı” bölümünde, “Vadeli İşlem Sözleşmelerinin Portföy Yönetiminde Kullanımı” başlığı altında geniş bir şekilde değinilmektedir.

Örnek:


Amaç: 1 ay sonra 1 adet C. Altını almış olmak

Nasıl alabiliriz?

1-şimdiden bir anlaşma yapabiliriz: F fiyatına ay sonunda altını almak

2-şimdi borç alabiliriz, o para ile şimdi altını alıp, ay sonunda borcumuzu

kapatabiliriz.

Her iki durumda da sonuç aynıdır. Bu iki durum farklı birer portföyu ifade eder, ancak

sonuç aynı olduğuna göre bunların maliyetleri de aynı olmak durumundadır.

Şimdiki fiyat (spot) = 300 TL

Aylık faiz = %1

Vade = 1 ay

2. seçenek: 300 lira borç aldık, 300 liraya şimdiden 1 adet altın aldık....ay sonunda

bankaya olan borcumuzu kapattık 300x1.01 = 303 TL bu işlemler sonucunda bir ay

sonra 1 adet altınımız oldu ve cebimizden de 303 TL çıkmış oldu.

Bu iki portföy aynı sonucu verdiğine göre bu anlaşmayı şimdiden yapabiliriz: bir ay

sonra 1 adet altını 300+3 TL’ye alabilmek. Bu da altının bir ay sonraki alış fiyatının

bugün için 303 TL olduğu anlamına gelir.


Farklı fiyat ile arbitraj imkanı:

Durum 1:


Fiyat 303 değil de 305 TL olsa idi:

Bir adet futures sözleşmesini satardık (kısa pozisyon). Bankadan 300 lira borç alırdık, bir adet altını spottan 300 TL’ye alırdık. Bir ay sonra bizden sözleşmeyi alana altını 305e satar, gelen para ile 303 TL’lik banka borcumuzu kapatır, 2 TL de kar kalmış olurdu.

Durum 2:

Fiyat 303 değil de 300 olsa idi.

Bugün 1 adet altını açığa satar (bu açığımızı kapatabilmek için bir adet Futures sözleşmesi alıyoruz), gelen 300 TL’yi bankaya koyardık. 1 ay sonra, bankadaki paramız 303 TL’ye yükselmiş olur. Bunun 300’ü ile Futures’tan doğan ve aynı zamanda altın açığımızı kapatacak yükümlülüğümüzü yerine getirmiş oluruz.

Net karımız: (300+3)-300 = 3 TL

Her iki durum da arbitraj’ın olduğu durumları anlatır. Arbitraj olmaması için Futures fiyatının 303TL olması gerekmektedir.

6.5.2. Hisse Senetleri Endeksine Dayalı Vadeli İşlem Sözleşmeleri Fiyatlaması

Gelişmiş ülke borsalarında endekse dayalı vadeli işlem sözleşmelerinin değerinin tespitinde iki farklı portföy yatırımının eşdeğer olma özelliğinden faydalanılmaktadır. Bahsi geçen portföylerden birincisi endeksi oluşturan varlıkların alımı ile oluşturulmakta, ikinci portföy ise endekse dayalı vadeli işlem sözleşmesi satın alımı ve endeks başlangıç değeri tutarında Hazine bonosunu teminat olarak depo ederek oluşturulmaktadır.

Birinci portföyün vade sonundaki değeri endeksin vade sonundaki değeri ile endeks içindeki varlıklara ödenen temettü gelirlerinin toplamından oluşacaktır. İkinci portföyün vade sonundaki değeri ise, endeksin vade sonundaki değeri ile sözleşme fiyatı arasındaki fark ve Hazine bonosunun vade sonu değeri toplamlarından oluşacaktır. İkinci portföyde belirtilen Hazine bonosunun tutarı sözleşme satın alındığı andaki endeks değeri kadar olacaktır. Bu nedenle Hazine bonosunun vade sonu değeri endeks cinsinden tanımlanabilir. Diğer bir deyişle, Hazine bonosunun vade sonu değeri endeks başlangıç değerinin Hazine bonosuna ödenen faiz oranı ile çarpımı kadar olacaktır.

6.6. Opsiyon Fiyatlama Modelleri

6.6.1. Opsiyon Sözleşmesi Nedir?

Opsiyon sözleşmesi, alan tarafa, üzerine opsiyon yazılan mal veya kıymeti gelecekte belirli bir tarihte veya tarihe kadar, belli bir fiyattan, belirlenen miktarda alma veya satma hakkını sağlayan sözleşmedir. Dolayısıyla opsiyon sözleşmesi, alıcı taraf açısından bir hak sağlamakta, buna karşılık satıcı tarafı bu hakkı satan taraf olarak yükümlülük altına sokmaktadır. Alıcı taraf, opsiyon sözleşmesiyle tanınan hakkı satın alırken bunun için bir para öder, bu paraya opsiyon primi denir. Bu primi alan taraf ise satıcı taraftır.

Opsiyon sözleşmeleri sigorta primi ödenmesi işlemine çok benzer. Evin yanması veya hırsızlık gibi risklerin getirebileceği zararlara karşı, evler ve içindeki eşyalar sigorta şirketlerine belirli bir süre boyunca sigorta ettirilerek, bunun karşılığında sigorta primi ödenir. Eğer ev yanar veya hırsızlığa uğrarsa, sigorta şirketi primi ödeyen sigortalının zararını tazmin eder. Bir portföy yöneticisinin, spot piyasada meydana gelebilecek olumsuz gelişmelere veya fiyat düşüşlerine karşın, portföyü üzerinden gerçekleşebilecek zararı en aza indirmek veya belli bir seviyede sabitlemek amacıyla opsiyon sözleşmesi (satım opsiyonu -put option-) satın alması ve bunun karşılığında prim ödemesi işlemi, temelde yukarıda anlatılan ev sigortalama işlemine oldukça benzemektedir. Opsiyon sözleşmesi satın alan portföy yöneticisinin yaptığı işlem de finans literatüründe “portföy sigortalanması” (Portfolio Insurance) olarak adlandırılmaktadır.

Bir opsiyon sözleşmesi aşağıdaki bilgileri içerir.



Opsiyonun tipi: Avrupa veya Amerikan tipi opsiyon

Sözleşme tipi: Call (Alım) opsiyonu veya Put (Satım) opsiyonu

Opsiyona konu mal veya kıymet: Hisse senedi, tahvil vb.

Prim: Opsiyonun fiyatı

Avrupa Tipi Opsiyonlar: Opsiyonu alan tarafın, sözleşmeye konu mal veya kıymeti satın alma veya satma hakkını sadece vade sonunda kullanmasını sağlayan opsiyonlardır.

Amerikan Tipi Opsiyonlar: Vade sonu da dahil olmak üzere opsiyon alıcısına istediği zaman hakkını kullanma imkanını sağlayan opsiyonlardır.

Opsiyonlara kullanım sürelerine göre Amerikan tipi veya Avrupa tipi denmesinin sebebi bu opsiyonların Avrupa veya Amerika’da alınıp satıldığını göstermemektedir. Günümüzde gerek Amerika Birleşik Devletleri’ndeki, gerekse Avrupa’daki vadeli piyasalarda her iki tip opsiyon da işlem görmektedir.



Alım Opsiyonları: (Call Options) Opsiyonu alan tarafa, sözleşmeye konu mal veya kıymeti önceden belirlenmiş bir fiyattan (kullanım fiyatı), satın alma hakkını sağlayan opsiyonlardır.

Satım Opsiyonları: (Put Options) Opsiyonu alan tarafa, sözleşmeye konu mal veya kıymeti, önceden belirlenmiş bir fiyattan (kullanım fiyatı) satma hakkını veren opsiyonlardır.

Kullanım Fiyatı: (Exercise Price, Strike Price) Sözleşmeye konu mal veya kıymetin, opsiyon kullanıldığında, alınıp satılacağı fiyattır.

Kullanım: Opsiyonu alan (Uzun) tarafın kendisine ait olan hakkı kullanması işlemidir.

Vade Sonu: Opsiyonu kullanma hakkının son günüdür.

6.6.2. Opsiyon Primlerini Belirleyen Ana Unsurlar

Opsiyon primlerini belirleyen ana unsurlar şunlardır:

- Söz konusu ürünün nakit piyasa fiyatı (S)

- Opsiyon kullanım fiyatı (K)

- Volatilite (c)

- Opsiyon kullanımına kalan zaman (t)

- Risksiz faiz oranı (r)

6.6.3. Black-Scholes Opsiyon Fiyatlama Modeli

Bu fiyatlama modeli, temettü ödemesi yapmayan Avrupa tipi opsiyonların primlerini hesaplamak üzere 1973 yılında Fischer Black ve Myron Scholes tarafından geliştirilmiştir. Modelin temel dayanağı, ürünün nakit hesabında kısa pozisyon, alım opsiyonu hesabında ise uzun pozisyon tutarak risksiz faiz oranında getiri elde eden bir portföy kurma düşüncesidir.

Black-Scholes modeli bazı kısıtlayıcı varsayımlar üzerine kurulmuş olduğu için çeşitli değişimlere uğramıştır. Bu varsayımlar şunlardır:

- Ürün temettü ve faiz ödemesi yapmaz.

- Opsiyon Avrupa tipidir.

- Risksiz faiz oranı opsiyon ömrü boyunca sabittir.

- Ürün getirileri normal dağılmıştır.

- Ürün nakit piyasası etkindir ve açığa satış olanağı vardır.

Yukarıdaki varsayımların bazılarının değişebilmesi olasılığı üzerine, Black-Scholes modelini temel alan başka modeller de kurulmuştur. Yabancı para piyasalarındaki opsiyonlar üzerine Garman-Kohlhagen modeli, vadeli işlemler opsiyonları üzerine Fischer Black modeli, Amerikan tipi opsiyonlar üzerine ise Cox-Ross-Rubinstein modeli örnek olarak verilebilir.

7. BİRLEŞME VE DEVİR

7.1. Birleşme Kavramı

Kelime anlamı olarak birleşme, ayrı iken tek bir bütün durumuna gelmek anlamını içerir. Dar anlamı ile işletme birleşmeleri iki veye daha fazla işletmenin tek bir bütün durumuna gelmesidir.

En geniş anlamı ile işletme birleşmeleri; iki veya daha fazla işletmenin, büyüme amacı ile faaliyetlerinin ekonomik ve hukuksal açıdan tek bir birlik haline getirilmesi veya işbirliğine gitmeleridir.

İşletme birleşmeleri, birleşmenin dışsal büyüme yöntemlerindendir. O halde işletme birleşmeleri kavramı ile büyüme kavramı, birbiriyle ilişkili olan kavramlardır. Daha doğrusu işletme birleşmeleri, büyümenin nasıl gerçekleştirildiğini gösteren kavramlardır.

Teknik ve hukuki anlamda birleşme, bir veya daha çok ticaret ortaklığının mal varlığının tasfiye olunmaksızın, içlerinden birine veya yeni kurulan bir ortaklığa, kendiliğinden ve külli halefi yet yolu ile geçmesi, bu suretle mal varlıklarının birleşmesi ve intikal eden mal varlığının karşılığı olarak, infisah eden ortaklığın ortaklarının, hesaplanan bir değiş tokuş ölçüsüne göre, bünyesinde birleşilen ortaklıkta, kendiliğinden ortaklık payı kazanmasıdır.

Birleşme en az bir ortaklığın, ortaklarının başka bir ortaklığa alınması karşısında, mal varlığı veya işletmesini aktif ve pasifleriyle bir bütün olarak o ortaklığa devrederek tasfiyesiz dağılması (devralma yoluyla birleşme); veyahut en az iki ortaklığın, ortaklarının yeni kurulan bir ortaklığa alınmaları karşılığında mal varlıkları veya işletmelerini aktif ve pasifiyle birer bütün olarak, bu ortaklığa devrederek tasfiyesiz dağılmaları (yeni ortaklık kurulması yoluyla birleşme) sonucunda iki veya daha çok ortaklığın tek bir ortaklık durumuna gelmesidir.

Genel olarak birleşme, birden çok ticaret ortaklığından birinin diğerinin bünyesine veya tümünün yeni kurulan bir ortaklığa mallarını tasfiye etmeksizin intikal etmesi ve birleşen ortaklık veya ortaklıkların ortaklarına bir değiştirme ölçüsüne göre devralan veya yeni ortaklığın payının verilmesidir.

7.2. Birleşmelerin Nedenleri

Büyümek zorunda olan işletmelerin, neden birleşme yolunu seçtikleri konusunda literatürde pek çok neden sayılmaktadır. Bu nedenlerin sayısı ve önem dereceleri de, ülkelerin sosyo-ekonomik koşullarına, işletmelerin özelliklerine, ait olunan toplumun özelliklerine ve zamana göre çeşitlilik gösterir.

Birleşme firmalar açısından bir büyüme aracı olduğundan firmaları büyümeye iten etmenler, birleşme için de geçerlidir. Birleşmede temel neden büyüme olmakla birlikte büyüme gerçekleştirilirken başka amaçlara da ulaşılmaktadır. Birleşme sonucunda ulaşılan ekonomik güç, birleşen firmaların ekonomik varlıklarının tek tek toplamından daha yüksek olabilir. Eğer birleşmiş işletmelerin değeri, tek tek firmaların toplam değerinin üzerinde ise iki veya daha fazla firmayı birleştirmek için bu durum teşvik edici bir unsurdur. Katma değer yaratma isteği de, işletme birleşmelerini teşvik eder.

Finansal açıdan bakıldığında şirketlerin birleşme v.b. yöntemlerle yeniden yapılanmalarında iki ana amaç söz konusudur:

A-Pay sahiplerinin elindeki pay senetlerinin piyasa değerini yükseltmek,

B-Mevcut yönetim kademesinin refah düzeyini yükseltmek.

Bu genel açıklamalardan sonra işletmeleri birleşmeye yönelten nedenler şunlardır:

1. Büyük Ölçekte Faaliyette Bulunmanın Sağladığı Ekonomilerden Yararlanma,

2. Yetenekli Yönetime Sahip Olma,

3. Birleşmenin İç Büyümeye Göre Avantajlarının Olması,

4. Finansal Nedenler,

5. Vergi Avantajı,

6. Değerli Sınai Haklara Sahip Olma,

7. Büyük Bir İşletme Yaratma,

8. Rekabetin Azaltılması,

9. Psikolojik Nedenler.



7.3. Devralma – Katılma

Sermaye şirketlerinde birleşmenin bir türü devralma - katılmadır. Devralma bir A.Ş.’nin diğer bir A.Ş.yi tüm varlık ve borçları ile içine almasıdır. Devralan anonim şirketin hukuki yapısı devam ederken, devralınan anonim şirketin tüzel kişiliği son bulur. Devralınan şirketler, alacaklı olan kişilerin alacaklarına tam güvence sağlanana kadar ekonomik faaliyetlerini sürdürürler. Buna bağlı olarak, devralınan şirket dağılır ama tasfiyeye girmez; başka bir anonim şirket içerisinde tasfiye ediliyormuş gibi ekonomik varlığını sürdürür.

Bu yolla olan birleşmelerde, dağılan şirketin varlıkları ve borçları paraya dönüştürülmez; ama şirketin tüm varlıkları ve borçları devralan şirkete geçer. Devralan şirket ise, devralınan şirketin tüm borçlarının sorumlusu olur. Devralınan şirketin pay sahipleri, devralan şirketin ortakları olurlar.

Kurumların birtakım şartlar dahilinde şekil değiştirmeleri devir hükmündedir. Belirli şartlar dahilinde gerçekleştirilen birleşmeler, ister yeni kuruluş ister yeni katılma şeklinde olsun KVK’da “devir” olarak isimlendirilmiştir. KVK'daki “devir” kavramı ile TTK’daki “devralma” yoluyla birleşme kavramı arasında özdeşlik yoktur. KVK’daki devir, TTK anlamındaki birleşme türlerinin her ikisi içinde geçerli olup, vergisel bir durumu belirtmektedir. Bu bağlamda KVK’nın 37’nci maddesindeki öze ve 38.maddesindeki şekle ait şartların gerçekleştirilmesi halinde ister katılma ister yeni kuruluş şeklinde olsun ”vergisiz birleşme” söz konusudur. Bu durumda, KVK‘da düzenlenen “devir”i, “vergisiz birleşme” olarak adlandırabiliriz.

Kısaca KVK'ya göre şu durumlarda yapılan birleşmelere devir denebilir:

a) Birleşme sonunda dağılan kurum ile birleşen kurumun kanuni merkezleri

Türkiye'de bulunacaktır.

b) Dağılan kurumun devir tarihindeki bilanço değerlerini devralan kurum,

bütün olarak devralır ve olduğu gibi bilançosuna geçirir.

c) Birleşen kurum dağılan kurumun ortaklarına, devraldığı servet oranında

hisse verir.

7.4. Ülkemizde Birleşme ve Devre İlişkin Mevzuat

Birleşme ve devralma işlemleri SPK’nın Seri:I, No:26 sayılı “Hisse Senetlerinin Kurul Kaydına Alınmasına ve Satışına İlişkin Esaslar Tebliği”nin 12’nci maddesinde düzenlenmiştir. TTK ve Kurumlar Vergisi Kanunu hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilecek devralma veya birleşmelerde, taraflardan birisinin halka açık ortaklık olması durumunda, birleşme nedeniyle ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK’ya kaydettirilmesi zorunludur:

“Madde 12 - TTK ve Kurumlar Vergisi Kanunu hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilecek devralma veya birleşmelerde, taraflardan birisinin halka açık ortaklık olması durumunda, birleşme nedeniyle ihraç edilecek hisse senetlerinin Kurul’a kaydettirilmesi zorunludur.”

Birleşme işlemlerinde taraf olan halka açık ortaklığın, birleşme sözleşmesinin onaylanacağı genel kurulundan önce, SPK’ya başvurarak onay alması zorunludur. Birleşme veya devralma hükümleri gereğince işlemler tamamlandıktan sonra ihraç edilecek hisse senetlerinin kaydettirilmesi için SPK’ya başvurulur.



8. ULUSLARARASI FİNANSAL YÖNETİM ve ALTERNATİF FİNANSMAN YÖNTEMLERİ

İşletmeler çok çeşitli yolar ile uluslararası faaliyette bulunurlar. Bu süreç ithalat ve ihracat şeklinde ortaya çıkmaktadır. İthalat ve ihracat işlemlerinde mal ve hizmetlerin teslimi ve ödeme şekilleri farklılıklar göstermektedir. Uzun yıllardan beri uygulanan ödeme şekillerinin yanı sıra, son yıllarda yeni finansal araçlar uygulamaya sokulmuştur. Bunlar, finansal kiralama (leasing), swap, gelecek sözleşmeleri, faktoring, forfaiting, opsiyon ve forward uygulamalarıdır.


8.1. Klasik Ödeme Araçları ve İşleyişi

Her ülkede kullanılan klasik ödeme araçları ve işleyişleri o ülkenin kambiyo rejimleriyle belirlenmektedir. Uygulamada kullanılan en önemli ödeme şekilleri şunlardır;

- Peşin Ödeme,

- Mal Mukabili Ödeme,

- Vesaik Mukabili Ödeme,

- Kabul Kredili Ödeme,

- Akreditifli Ödeme.

8.1.1. Peşin Ödeme

Peşin ödemede, havale ile ödeme, nakit ödeme, prefinansman, Kırmızı Şartlı Akreditif ile ödeme şekilleri mevcuttur. Prefinansman bir ön ödeme şeklidir. Bu ödeme şeklinde ithalatçı ihracatçının bankasından garanti alır. Eğer ihracatçı malı göndermezse ihracatçının adına garanti vermiş bulunan banka faiz ile birlikte yapılan ödemeyi ithalatçıya iade eder.



8.1.2. Mal Mukabili Ödeme

Mal mukabili ödemede mal alıcı firmanın ülkesine gönderilir. İthalatçı malı gümrükten çeker ve ödemeyi yapar. Bu uygulamada malı ihraç eden tüm riski üzerinde taşımaktadır.



8.1.3. Vesaik Mukabili Ödeme

Vesaik mukabili ödeme, belgelerin ithalatçı firmanın bankası tarafından bedelinin tahsili karşılığında muhataba teslimini öngören ödeme şeklidir. Bu uygulamada mal sevkinden sonra belgeler tahsil emri ile birlikte bankaya verilir. Tahsil emrinde alıcıya teslim koşulları ve ödememe halinde yapılacak uygulamalar yer alır. Bu uygulamanın akreditif uygulamasından farkı, vesaik mukabili ithalatta işlemi satıcının, akreditifte ise işlemi alıcının başlatmasıdır.



8.1.4. Kabul Kredili Ödeme

İthalatçı firmanın ihracatçı firma tarafından keşide edilen poliçeyi kabul ederek malları almasına olanak tanıyan bir kredili ödeme şeklidir.



8.1.5. Akreditifli Ödeme

Akreditif, satın alan yurtdışındaki müşteri tarafından bir bankaya açtırılan ve malın sözleşme koşullarına uygun biçimde gönderilmesi durumunda, ihracatçıya ödeme yapılacağını taahhüt eden bir hesaptır.

Bu ödeme şeklinde uluslararası kurallar ve bankacılık teamülleri uygulanır. İthalatçının bankası, akreditif açmayı kabul etmesi üzerine, ihracatçının ülkesinde bulunan muhabirine talimat göndererek, ihracatçı lehine bir akreditif hesabı açılmasını ister.

Akreditif belirli bir miktarın ödenmesini öngörür ve belirli süre için geçerlidir. Akreditifi açan muhabir banka, ihracatçı sözleşme koşullarına uygun tüm belgeleri sunduğundan emin olmadıkça ödeme yapmaz. Akreditifli ödeme, bir banka taahhüdü ile satış bedellerinin ödenmesini teminat altına alması bakımından en fazla ihracatçıya yarar sağlar.

Akreditifli ödeme ihracatçıya üç önemli avantaj sağlar:

- Kredi teminatı,

- Kredi kolaylığı,

- Transfer teminatıdır.

İhracatçının akreditifli işlem yapmasına neden olabilecek etmenler aşağıdaki durumlarda ortaya çıkar. Akreditif kullanımında ithalatçı ile; güven sorunun olduğu durumlarda, alıcının mali durumu, ticari imajı konusunda yeterli bilgi temin edilememesi hallerinde ve ihracatçının finansman ihtiyacı olduğu durumlarda,akreditifli ödeme yoluna başvurulabilir.

Uygulama alanı bulmuş akreditif şekilleri aşağıdaki gibi sıralanabilir.

1. Gayrikabulu rücu akreditifler (Dönülemez akreditifler)/(“Irrevocable letter of

credits”)

2. Kabulu rücu akredetifler (Dönülebilir akreditifler)/(“Revocable letter of credits”)

3. Teyidli Akreditif (“Confirmed Letter of Credit”)

4. Devredilebilir Akreditif (“Transferable Letter of Credit”)

5. “Back to Back Letter of Credit”

6. “Red Clause Letter of Credit”

7. “Revolving Letter of Credit”

8. “Stand-by Letter of Credit”

8.2. Finansal Kiralama (Leasing)

Finansal Kiralama(Leasing), kelime anlamıyla “kullanımı kiralamak” anlamı taşımaktadır.Leasing, kuruluşunuz için almak istediğiniz belli bir eşya, araç ve makinenin leasing firması tarafından satın alınarak, kuruluşunuza kiralanmasını kapsayan bir sözleşmedir. Bu uygulamanın taksitli satışlardan farkı, malın mülkiyeti kiralama süresince finansmanı yapan firma üzerinde kalmasıdır. burada kiralayan taraf lessor, kiracı taraf ise lessee olarak adlandırılır.



8.2.1. Hangi Durumlarda Finansal Kiralama (Leasing) Uygulanır?

Yukarıdaki tanımlamadan da anlaşılacağı gibi, finansal kiralama uygulaması işletmenin bir iktisadi varlığı satın almasından ise kiralamasının daha avantajlı olması durumudur. Ancak her durumda finansal kiralamaya başvurulması karlı bir seçenek olmayabilir. İşletmeler genelde aşağıdaki koşullar oluştuğu durumlarda bu yola başvurmaktadır;

- İşletmelerin kredi kaynakları sınırlı ise,

- Sermayesi yoğun projelerin gerçekleştirildiğinde,

- Yüksek teknoloji gerektiren pahalı sermaye mallarının ithalinde,

- İthalata yönelik kısıtlamaların olması halinde,

- Kredi olanakları gibi mali olanakların sınırlı olması durumunda,

- Finansal kiralama maliyetlerinin, diğer alternatiflere göre daha ucuz olması hallerinde finansal kiralama yöntemi ile finansman daha verimli olmaktadır.

Finansal kiralama uygulamasından, hizmet veya mal üretimi amacıyla faaliyette olan her türlü özel veya tüzel kurumlar leasing başvurusunda bulunabilir. Tüm şahıs firmaları, adi ortaklıklar, limited şirketler, anonim ortaklıklar buna örnek verilebilir.




Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə