2008’de mezun oldu. 2008 Ankara Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Ana Sanat Dalı Yüksek lisans eğitimine başladı



Yüklə 142,93 Kb.
tarix06.02.2018
ölçüsü142,93 Kb.

K A D İ R A K Y O L (TÜRKİYE / Mardin, 1984)

2004 Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü kazandı. 2008’de mezun oldu.
2008 Ankara Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Ana Sanat Dalı Yüksek lisans eğitimine başladı.
2011 Çağdaş Sanatta Melez Yaklaşımlar” isimli tezini bitirip mezun oldu.
2011 İspanya’da Universidad De Sevilla Faculttad De Bellas Artes’ da 2. master eğitimine başladı. İspanya’da “Hacker Sanatı” isimli tezine devam etmektedir.
2013 Rh+Artmagazine ‘Yılın Genç Ressamı’ Ödülünü kazanmıştır. Bunun yani sıra birçok ödüle ve sergilenmeye hak kazanmıştır.

11 Kişisel sergi açmıştır ve 100’den fazla ulusal ve uluslararası bir çok karma, grup, bienal, trienal, sempozyum, Fuar, müzayede, projeli etkinliğe; resim, video, enstalasyon ve performanslarıyla katılmıştır.



BAZI SEÇME KARMA VE GRUP VE SERGİLER

2015 – "Art01 Çağdaş Sanat Buluşmaları”, HiltonSa , Adana / TÜRKİYE


2015 – "Contemporary Istanbul 2015" Galeri MİZ , İstanbul / TÜRKİYE
2015 Doruk Art Project Artist 2015’ 24. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı / İstanbul / TÜRKİYE
2015 ‘’Renkli ve Genç” Küratör: Bester GÜRSU T.C.Saraybosna Büyükelçiliği, Saraybosna / BOSNA-HERSEK
2015 " No Stop Europa ", Küratör: Bester GÜRSU Teatro dei Dioscuri al quirinale, Roma / İTALYA

2015 "Isaak Ismael ?", by Saskia Boddeke & Peter Greenaway, Jüdisches Museum, Berlin / ALMANYA


2015 "Bir Hikayem Var", Küratör: Bester GÜRSU/M.Sinan, Kosova Ulusal Galeri Priştina / KOSOVA
2015 – "Onbeş/15" İstanbul Kongre Merkezi, İstanbul / TÜRKİYE
2015 "Bir Hikayem Var", Küratör: Bester GÜRSU/M.Sinan GENİM–Galeri Montenegro ULUCG / KARADAĞ
2015 -16. ODTÜ Sanat Sempozyumu, Ankara / TÜRKİYE
2015 “Bir Hikayem Var”, Küratör: Beste GÜRSU / M. Sinan GENİM, Galeri FAB, Tiran / ARNAVUTLUK
2014 – "Contemporary Istanbul 2014" (Berlin İstanbul Quarter) biq Galerisi, İstanbul / TÜRKİYE
2014 Doruk Art Project Artist 2014’ 24. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı / İstanbul / TÜRKİYE
2014 – ‘’bir hikayem var’’ Saraybosna Ulusal Galeri, Saraybosna / BOSNA-HERSEK
2014 – " Posthoc Mine Art " Küratör: Lütfiye Bozdağ, Mine Sanat Galerisi, İstanbul / TÜRKİYE
2014 – 10. Uluslararası Workshop Çalışmaları” Art Suites Gallery, Bodrum / TÜRKİYE
2014- "yabancılaşma", "yabancı olma", Merhart Galeri, Heidelberg – ALMANYA
2014 – “1. Kars Buluşması”, Kafkas Üniversitesi Kars Güzel Sanatlar Fakültesi, Kars / TÜRKİYE
2014 – Çağdaş, Modern, Klasik Sanat Eserleri Müzayedesi, Planet of Art Gallery, İstanbul / TÜRKİYE
2014 – İzmir Devlet Resim Heykel Müdürlüğü Kültürpark Sanat Galerisi, İzmir / TÜRKİYE
2014 –Çağdaş, Modern, Klasik Sanat Eserleri Müzayedesi, Planet of Art Gallery, İstanbul / TÜRKİYE
2013 – 92.  KlasikÇağdaş ve Modern Sanat Müzayedesi, Artium Sanatevi, İstanbul / TÜRKİYE
2013 – Kağıt İşler, Akademililer Sanatlar Galerisi, İstanbul / TÜRKİYE
2013- “İzlenimyorum / Karadeniz_II”, Galeri Soyut, Ankara / TÜRKİYE
2013- “İçerden Bak” (düzenleme) Güncel Sanat Etkinlikleri, Merkon, Mersin / TÜRKİYE
2013-’Dinamik İlkeler’’, Art and Life” projesi, Köstence Sanat Müzesi’’ Köstence, ROMANYA
2013 –Summart (workshop), Uluslararası ‘SummArt Painters Campus ’, Kişinev, MOLDOVYA
2013- 3. uluslararası çağdaş sanatlar bienali, Art-East San Antonio, ABD
2013- “90 ve özgür” T.C. Berlin Büyükelçiliği, Berlin – ALMANYA
2013- 9 sanatçı – 90 eser Cumhuriyet sergisi, Küratör Beste Gürsu, “Türkiye-Avrupa Birliği Kültürlerarası Sanat Diyalogları " T.C. AB Daimi Temsilciliği, Brüksel / BELÇIKA

2013- İstanbul Rotary Sanat Ödülü Yarışması ve Sergisi, PROJE 4L Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi, İstanbul – TÜRKİYE


2013-  Akçaabat Resim Çalıştayı, (workshop) Trabzon - TURKIYE
2013- Küçükçekmece Belediyesi 3. Resim Yarışması, (Ödül) C K S M Sergi Salonu, İstanbul – TÜRKİYE

2013- Arteast, (video), (başkan araniyor…), Contemporary Art at the ArtEast San Antonio, ABD



2013- rh+artmagazine, Yilin Genc Ressami, (Ödül) Planet Of Art, İstanbul, TURKIYE
2012-2013 -Super Kadir” Çesitli Sanat Galerileri ve Sokaklar (sokak sanati), TURKIYE, ISPANYA, FRANSA, ALMANYA
2012 - “Money Talks” (video, enstalasyon, resim) Artcore Sapace, İstanbul / TÜRKİYE
2012 -Hangar / (video) Sehırlerarası, Casa Dıonıo, Andalucıa.Sevılla . ISPANYA
2012- “Cumhuriyet Sanatçıları-3 (89.yıl)”, (video), Cumhuriyet Universitesi /Sivas –TÜRKİYE
2012 - 2. Zeytinli Plastik sanatlar Sempozyumu, (workshop), Zeytinli, BALIKESİR
2011- “Performans” (video- performans) Sevilla Üniversitesi Güzel Saantlar Fakültesi / İSPANYA
2011- 59 Rivoli / Pornografi +18 (Yerleştirme) Alpha sanat Galerisi, Paris / FRANSA
2011- “Nar taneleri” (enstalasyon-foto kolaj), abc art berlin contemporary, Berlin / ALMANYA
2011- 2012- Alif Art- Genç Sanatçılar Müzayedesi 3-4, Esma Sultan Yalısı / İstanbul / TÜRKİYE



2011- “Kaçak” (video-fotograf-performans), CAAC Sevilla / İSPANYA
2011- “metamorfoz, gregor Samsa, böcek serisi”, (Resim) Galeri Studio 9 İstanbul, İstanbul / TÜRKİYE

2011- “5. Ankara Tasarım Günleri” (Video Art) , Çağdaş Sanatlar Merkezi, Ankara / TÜRKİYE



2011- “Cumhuriyet Sanatçıları-2 (88.yıl)”, Resim Sergisi (Dijital Çalışma), Galeri Altan / Adana / TÜRKİYE
2011- Fukushima felaketi – (e-mail art), Dom Katedral Meydanı, Köln / ALMANYA
2010- 2011- Alif Art- Genç Sanatçılar Müzayedesi 1-2, The Sofa Hotel/ İstanbul / TÜRKİYE
2010: Küresel Kentleşme, Workshop (video) Sevilla / İSPANYA
2010:”Batak” Mesiad Sanat Galerisi (Enstalasyon - performans) / Mersin / TÜRKİYE
2010:”Beni Vur Kendini Vur” Mersin Güncel Sanat Sergisi, Saklı Bahçe (Enstalasyon)/ Mersin / TÜRKİYE
2010: “Tekel işçilerinin direniş öyküsü” Nazım Hikmet Kültür Merkezi / Ankara / TÜRKİYE
2010: 2.Söbütay Özer Yarışma Sergisi, Cermodern / Ankara / TÜRKİYE
2010: Küçük İşler, Büyük Hedefler, Ziraat Bankası Sanat Galerisi / Ankara / TÜRKİYE
2010: Écija, Workshop (resim – video) Sevilla /İSPANYA
2009: Küçük İşler, Büyük Hedefler, Dega Sanat Galerisi / İstanbul / TURKEY / TÜRKİYE
2009: 4.Ulusal İnönü Resim Yarışma Sergisi, İnönü Üni. G.S. F – Malatya / TÜRKİYE
2009: 5. Art Forum Sanat Fuarı, - Ankara / TÜRKİYE
2009: 86/86 Cumhuriyet Sergisi, Cumhuriyet Sanat Galerisi – İstanbul / TÜRKİYE
2009:AB Gençlik Değişim Projesi (workshop) Ortakent / Kabakum Sahili / Bodrum / TÜRKİYE
2009: “Taş mekân Video Günleri” / Taş mekân – Adana / TÜRKİYE
2009:Nazım Hikmet / NHKM Rezan Salaz Sergi salonu – Ankara / TÜRKİYE
2009:”Reanimasyon ünitesi” (enstalasyon) / Gazi G.S. F. Ankara / TÜRKİYE
2009: ”Pikselart” (Performans) / Karanfil sokak metrosu –Ankara / TÜRKİYE
2008:”Genç Etkinlik Mersin” (enstalasyon+video) / Marina Vista – Mersin / TÜRKİYE
2007:” -X ” ( proje) Gazi Üni. G.S. F.Sergi salonu - Ankara / TÜRKİYE
2007: UPSD / TÜYAP 26. sanat fuarı ( Akdenizlilik ve Gurbet ) – İstanbul / TÜRKİYE
2007: TÜYAP 26. sanat fuarı / Me. Ü.G.S. F. – İstanbul / TÜRKİYE
2007: 10. İstanbul BİENALİ – Mersin Etabı / TÜRKİYE
2007: ”Proje Pazarı” Selem var sepet var – M.Ü. Kültür Merkezi – Mersin / TÜRKİYE
2006: “As”, (yerleştirme – performans), Me. Ü.G.S. F. – Mersin / TÜRKİYE
2006: “Kaçak”(video+yerleştirme) 4.Uluslararası Hüseyin Gezer Taş ve Beton Heykel Sem. / Mersin/ TÜRKİYE
2006: “Gergin” Proje 1389 faaliyeti (Performans), M.Ü. Cumhuriyet Alanı – Mersin / TÜRKİYE
2006: “4.Uluslararası Öğrenci TRİENALİ”, (video + yerleştirme) – İstanbul / TÜRKİYE

KİŞİSEL SERGİLER:

2015 – “Yeni Portreler/Yeni Yüzler” Galeri MİZ, İstanbul, TURKIYE
2014 – “imgenin pornografisi” Galeri Ark, İstanbul, TURKIYE
2013- “nameless” rh+artmagazine, Yilin Genc Ressami, Planet Of Art, İstanbul, TURKIYE
2012- “Money Talks” (video, enstalasyon, resim) Artcore Sapace, İstanbul / TÜRKİYE
2012- “İnsect”, ARTand LIFE Gallery İstanbul / TÜRKİYE
2011- “metamorfoz, gregor Samsa, böcek serisi”, (Resim) Galeri Studio 9 İstanbul, İstanbul / TÜRKİYE
2010: “Gregor Samsa” Altamira Sanat Galerisi, Mersin / TÜRKİYE
2010: “Gregor Samsa” M.T.S.O Sanat Galerisi, Mersin / TÜRKİYE
2008: “metamorfoz” (sokak çocukları yararına) Teoman Ünüsan Sanat Galerisi, Mersin / TÜRKİYE
2007: “Kadir Boyut” (oyun), Teoman Ünüsan Sanat Galerisi, Mersin / TÜRKİYE
2007: “Aşk Resmi”, ‘Wc ’de sergi’, Mersin Üni. G.S.F. Mersin / TÜRKİYE
2006: “kadir - Kent” Mersin Üniversitesi (Açık alanda sergi), Mersin / TÜRKİYE

WORKSHOP - SEMPOZYUM:
2015 – 18. Uluslararası Workshop Çalışmaları” Art Suites Gallery, Bodrum / TÜRKİYE
2015 –16. ODTÜ Sanat Sempozyumu, Ankara / TÜRKİYE
2014 – 10. Uluslararası Workshop Çalışmaları” Art Suites Gallery, Bodrum / TÜRKİYE
2013-  Akçaabat Resim Çalıştayı, (workshop) Trabzon – TURKIYE
2013 –Summart (workshop), Uluslararası ‘SummArt Painters Campus ’, Kişinev, MOLDOVYA
2012 - 2. Zeytinli Plastik sanatlar Sempozyumu, (workshop), Zeytinli, BALIKESİR
2010: Écija, (Workshop) (resim – video) Sevilla /İSPANYA
2009: “15 türk, 15 ispanyol genç sanatçı” (workshop) Ortakent / Kabakum Sahili / Bodrum / TÜRKİYE

MÜZAYEDE:
2015 – 288. Antik Müzayede, Çağdaş Sanat Eserleri, Antik Palas - İstanbul / TÜRKİYE
2015 – 287. Antik Müzayede, Çağdaş Sanat Eserleri, Antik Palas - İstanbul / TÜRKİYE
2014 –Çağdaş, Modern, Klasik Sanat Eserleri Müzayedesi, Planet of Art Gallery, İstanbul / TÜRKİYE
2013 –Summart (workshop), Uluslararası ‘SummArt Painters Campus ’, Kişinev, MOLDOVYA
2013 – 92.  KlasikÇağdaş ve Modern Sanat Müzayedesi, Artium Sanatevi, İstanbul / TÜRKİYE
2012- Alif Art- Genç Sanatçılar Müzayedesi 4, Esma Sultan Yalısı / İstanbul / TÜRKİYE
2012- Alif Art- Genç Sanatçılar Müzayedesi 3, Esma Sultan Yalısı / İstanbul / TÜRKİYE
2011- Alif Art- Genç Sanatçılar Müzayedesi 2, The Sofa Hotel/ İstanbul / TÜRKİYE
2010- Alif Art- Genç Sanatçılar Müzayedesi 1, The Sofa Hotel/ İstanbul / TÜRKİYE


KADİR AKYOL: “YENİ PORTRELER / YENİ YÜZLER (New Portraits / New Faces)”

Sevil Dolmacı
Akyol, sanat tarihinde portre geleneğinin mirasını, olağanüstü zenginlikte bir kaynak olarak kullanıyor. Genç sanatçıyı öne çıkaran, farklı tarihsel dönemlerden ve kültürel bağlamlardan seçtiği imgeleri, son derece özgün bir dille bir araya getiriyor olmasıdır. Tuvallerinde popüler kültürün ve geleneksel yaşantının, popüler olanın ve modern resmin, lirizmin ve ironinin unsurları dinamik bir uyum içinde yan yana geliyor.
Sanatçının, ilk dönem portreleri Türkiye’de neo- liberal ekonomiyle birlikte yaygınlaşan popüler kültürün gündelik yaşamı etkilemeye başladığı 80’li yıllardan izler taşıyor. Söz konusu seride Akyol’un tek kanallı devlet televizyonunun renkli açılış ekranı üzerine yaptığı portreler ve portrelerin üzerine uyguladığı tekstil desenleri dikkati çekiyor. Türkiye figüratif resim sanatının belleğinden çıkagelmiş, geleneksel kostümler içindeki figürler giderek kutsallığını yitiren bir dünyada bağlamlarını kaybetmiş imgelere dönüşüyor. Akyol, Neşet Günal resminin Andy Warhol’la buluşması gibi imkansız bir arzuyu, gerçeküstücü bir deneyime dönüştürmeyi başarıyor.
Kadir Akyol portrelerine, değişimin kaçınılmazlığını, insanın uyum sağlama gücünü, şimdiki zamanın enerjisini yükler. Eserleri izleyici ile diyalog halindedir. İzleyeni ile içten ve nezaketli bir etkileşim kurar.
Akyol’un ilk dönem çalışmalarında fotoğrafın nesnesine sadakatinden kaynaklanan biriciklik duygusu, seri üretim ve hızlı tüketim dünyasının sıradanlığı içinde yitip gitmek üzere gibi görünür. Portrelerinde ifadelerin biricikliği, bakışlardaki derinlik ve dantel örtülerin loşluğu, fondaki geometrik, parlak ve renkli gerçekliğin anonim ışığı tarafından tehdit edilmektedir. Yüzleri ikinci bir deri gibi örten dantelin kırılganlığı, nostaljik bir maskeden başka bir şey değildir. Bu peçeler, örtüler, perdeler öznelliği korumaya çalışmaktadırlar.
Akyol’un yeni seri portrelerinde, yüzlerdeki dantel doku yerini canlı, parlak renk vuruşlarına bırakır. Bu vuruşlarla perde yırtılmış, büyü bozulmuştur. Öznenin biricikliği yerini ideal genç kadın yüzlerinin anonim nesnelliğine bırakmıştır. Bakış taşıyıcısı özne yerine, bakışın nesnesi olan güzellik geçmiştir. Güzelliğin zemini, fonu, derinliği, tarihi, yaşı yoktur. Andy Warhol, Richard Phillips’in çizgisine yerleşen bu portreler zevk, haz, arzu gibi isimler taşırlar. Bu isimler, resmilerin cazibesini ve izleyene sunduğu mutluluk vaadini arttırır. Sonuçta zafer arzunun olur. Akyol’un eserleri izleyicisini gizemini yitirmiş bir dünyanın yaralanmaz ve yaşlanmaz çıplaklığını kutlamaya davet eder.
Akyol, global bir dünyada Sevilla, İstanbul ve Mersin arasında mobil bir sanatçı olarak lokal tadlardan vazgeçmeyen ancak dünyadaki güncel üretimleri de alımlayan işler üretir. Bu sayede yeni portre alanında genç kuşak içinde ilgi çeken bir isim olarak yerini alır.
2013 yılında “Yılın Genç Ressamı” seçilen Kadir Akyol, 1984 yılında Mardin’de doğdu. 2008 yılında Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümün’den mezun oldu. 2011 yılında Ankara Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Ana Sanat Dalı’nda yüksek lisans eğitimini tamamladı. Aynı yıl İspanya’da Universidad De Sevilla Faculttad De Bellas Artes’de ikinci master eğitimine başladı. Akyol halen burada “Hacker Sanatı” isimli tezine devam etmektedir.
Kadir Akyol bugüne kadar, on kişisel sergi açtı ve yüzden fazla ulusal ve uluslararası (grup sergisi, bienal, trienal, sempozyum, fuar) etkinliğe katıldı. Ana uygulama mecrası resim olmakla birlikte, Akyol; video, enstalasyon ve performans gibi farklı mecralarda da sanatsal üretimini sürdürmektedir.

KADİR AKYOL: BİR PORTRE YORUMCUSU

Kaya Özsezgin
Klasik dönemlerden moderne uzanan gelişmelere bakıldığında, ağır basan bir tema olarak portrenin ayrıcalıklı ve belirleyici konumu dikkat çeker. Bunda, insan çehresinin tinsel ve fiziksel yapısını yansıtarak ait olduğu bireyi ya da insan varlığını geleceğe taşıma güdüsünün payı olduğu gibi, sosyal statünün o bireye tanıdığı varlık gerekçesini kalıcı kılma amacı da söz konusudur. Kültürlerin ve yaşam biçimlerinin sanata yüklediği bu görev, farklı sanatçıların elinde değişik vizyonların ortaya çıkma sürecini giderek hızlandırmış ve portre, sanat konuları arasında giderek özellikle de yönetici ve erk sahibi kişilerin tekelinde bir misyon kategorisine dönüşebilmiştir.
Kadir Akyol’un bu konu çevresinde, özel photo-shop teknikleri kullanarak, fotografik temsil işlevine yeni bir sanatsal kimlik katarak oluşturduğu portreler, bu geleneğin temsiliyet özelliğini sorgularken, bir yandan da kendi aile bireyleri başta olmak üzere medya patronlarına yönelik yarı eleştirel yarı ironik tasvir modlarını gündeme sokmakta, böylece kendine özgü bir tipoloji kavramını açığa çıkarmaktadır. Bu türden bir yaklaşım, portrenin yansıttığı kişileri bu modlar paralelinde sorgulama güdüsünü harekete geçirdiği için, salt kimliksellikle ilgili özel mimikleri abartmak gibi yaklaşımlara da kapı aralamış oluyor. Örneğin fotoğrafın aslında bulunmayan bazı çehre ayrıntılarını portrede kullanmak suretiyle, bir tür kurgusal estetik de devreye sokulmuş oluyor ki, bu, insan varlığının doğuştan gelen yapısal formatını daha da ironik bir düzeye götürmekte etkili olmaktadır. Bu ironik düzey, özellikle Kadir Akyol’un kuşağından bazı genç sanatçılar tarafından kullanılmıyor değil. Ancak burada ironinin kendisinden çok, kullanıma öznellik katacak olan bakış açısı önemlidir. Kadir Akyol, bu gerçeğin farkında olduğu için salt ironi ile bağımlı tutmuyor kendini, ironiyi fazla derine götürmekten yana da değil. Bu yaklaşım, onun büyük boyutlu işlerine eşleşmiş değerler açısından bakılmasını teşvik ederek izleyicinin bu tuvallerle iletişim kurma sürecini olumlu yönde etkiliyor.
Yoruma kimliksellik katan başka bir yaklaşım ise, fotografik portrelerin yüzeyini şeffaf bir dantel kumaş imgesiyle örtme yönünde kendini gösteriyor. Çehrenin karakterini bütünüyle kapatmayan ama onu, kişinin sosyal statüsünü belki ironik anlamda daha da yüceltici bir değerle donatan bu yorum tarzı, pusuda bekleyen bir eleştiri taşını saklamasına yol açıyor ki, bu tutum söz konusu resimlere ilginç bir boyut katmaktadır.

Kadir Akyol, Rh’ın geçen yıl genç ressamlar arasında düzenlediği yarışmada derece almıştı. Sanatçı kariyerini destekleyici bir ünvan kazandırmanın ötesinde, söz konusu yarışma ve bu yarışmanın bir uzantısı olarak Planet Art Gallery’de düzenlediği yeni sergisi, onun bundan sonraki çalışmaları açısından isminin giderek daha bilinir bir düzey kazanmasında etkili olacaktır.



KADİR AKYOL RESMİNDE “ İMGENİN HAKİKATİ

Celâl Soycan

Varlık” ve “ Görüntü “sü sorunu , modernizmin plastik sanatlar dilinde köklü bir kırılma nedeni olmuştur. Klâsik ifadede mimesis temelli biçimleme iradesi modernist ölçülerle aşılmış , imge bütünlüğü parçalara ayrılmış ve görünen her şey dikey ve yatay düzlemde sorgulanır olmuştur.

Varlığın görüntüsü elbette kendi hakikatini içinde barındırmakla birlikte, her imge bir benzeşimdir, simülasyondur. Yapı-söküme alınan ya da başka nesnelerle ve biçimlerle ilişkiye sokulan imge, yüzeydeki dondurulmuş gerçeği kırarak kendini plastik dilin, göstergebilimin yorumuna açar; dahası, bir ruhsal mekânın kapısını aralar. Bir başka anlatımla, görüntüyü mutlaklaştıran bir ideolojik dünyada her sanat disiplini , malzemesinin imkânları üzerinden her imgeyi Söz’ün direncine maruz bırakır.

Kadir Akyol, daha öğrencilik yıllarından itibaren pornografik imgeyi, yani gerçekliğin çırılçıplak temsili olmak iddiasındaki her görüntüyü, portreyi, eşyayı ve olguyu geniş ve saf boya alanlarıyla sorunlaştırmış, sorgulamış ve biçimsel anlamda travmatik bir ilişkiye sürüklemiştir. Bu bağlamda öncelikle plastik imkânları kuşatmış, malzemenin sınırlarını yoklamış ve rengin saf ve parlak tözüyle yüzleşmiştir. Sonrasında ise tuval yüzeyini sosyo-kültürel, politik ve etnik gerilimlerle yüklü imge yorumlarıyla bezemiş; gerektiğinde kişisel hikayesini de ötekileştiren bir duyarlıkla simgesel bir dile ve giderek solan renk tercihleriyle daha yalın ama gerilimli bir ifadeye yönelmiştir.

Son dönem çalışmaları, sosyo-politik ve kültürel bir basıncı da içeren her düzeydeki iktidar yapılanmasının kodlarını açığa çıkarmak üzere, çoğunlukla aşina yüzleri ve imgeleri dijital bir dip yüzey önünde yapı- söküme alır. Aslî varlık bağıntılarını koparmadan askıya aldığı imgeler, en yakın planda bakışı dalayan dantel örgüyle birlikte dramatik bir yabancılaşmayı duyurur. Arka ve ön planla kıstırılmış ara plandaki imge-portre, zaten büyük ölçüde bakışın, tenin, mimiklerin iptal edildiği bir zamansızlığa taliptir. Özellikle aile fotoğraflarındaki eski zaman işaretleri, baskın ve parlak geometrisiyle derindeki dijital dokuya daha baştan yenilmiştir. Böylece duyusal bireşimle algılanan bir eleştirel dile ilmek atılmış olur. Güç / İktidar ilişkilerini olanca sertliği ve soğukluğuyla duyuran bu dip yüzey önünde bir kayıp zamanın kederiyle yüklü plastik dil, aradaki “ insan”ın imgesel temsili üzerinden yakın tarihin kült isimlerini, ailesinden bireyleri ve kimi bilindik yüzleri sorunlaştırır. Gerilimin zirve noktasında ise sanatçı kendi portresini kullanır : Boşlukta dağılan bakış tümüyle kayıptır; başın yerleşmesi ve ten dokusu bir mumyadan berisini işaret etmez. Yabancılaşmadan öte bir “ Hiç “ leşmedir bu ve güç ilişkileriyle tanımlanan erk, şefkati ve emeği hatırlatan bütün insanî dolayımı, geçmişi ve geleceği istila etmiştir.

Aradaki “ Şimdi “ ise plastik dilin, sözün, sanatın, eleştirel vicdanın, aklın ve merhametin alanıdır; ressam geçmiş ve geleceği oradan sökecek ve insan orada yeniden inşâ edilecektir.

Kadir Akyol, buna ilişkin duygu ve anlam jestlerini çığlık atmadan ama kederli bir fısıltıyla iletir. Özne/ nesne, ben/ öteki, geçmiş/ gelecek, gerçek/yalan, imge/hakikat ikiliklerini aşacak insanî bütünlüğü vaat eden bir estetik çabadır bu. Görüntüyle söz, imgeyle hakikat arasındaki ölümcül boşlukta dolaşır fırçası ; artık dijital âlemdeki izlerinin toplamına indirgenmiş birey, bu toplamdan çok daha eksik olduğunun farkında bile değildir. Telekomünikasyon ağları içinden birbirine bağlı herkes, her türlü mahremini paylaşarak aslında en tepedeki “ Büyük Göz “ün iktidarını tahkim etmektedir. İnterneti bir kez tıklatan, artık sonsuza kadar bütün tercihleri, yönelimleri, arzuları ve mahremiyle iktidarın bir yapı taşıdır ve zaten herkes de buna kendiliğinden gönüllü kılınmıştır. Bunu yapı-söküme alabilecek biricik imkân ise bütün yerleşik kodların dışında bir anlam arayışı olacaktır ve sanat hâlâ buna muktedir durumdadır.

Kadir Akyol tuvalinde, solgun çehreleri baskılayan dijitalin pornografik gerçeğine karşılık kendi yüzünü rehin bırakıyor : Bakışı onaracak merhamet, insanı kendinde bütünleyecek hakikat ve kayıp zamanların kederiyle yüklü dantelde simgelenen emektir orada zonklayan.

Bir başka hayatın imkânlarına da oradan işaret ediyor.



Kadir AKYOL: Dantellerle Dans
Hülya Küpçüoğlu
2009’da ve öncesinde soyut eğilimli resimler yapan Kadir Akyol 2012’ye gelindiğinde sanatında farklı bir yola giriyor ve fotogerçekçi tarzda işler üretmeye başlıyordu. Fotoğrafı sorguladığı ve flu bir fotoğraf etkisi ile gerçekleştirdiği resimleri, nostaljik bir görünüme dönük ve ince bir tül perdenin arkasından görülüyor gibidir. Zamanda bir an’da dondurulan fotoğraftaki görüntüler, insanların genelde mutlu an’larına aittir. Sanatçı bu resimlerinden bazıları ile ödüller de almıştır ancak 2012 yılı biterken Akyol, ailesinin resimlerini yapmak ve ilk önce de ailesi ve kendisi için özel bir yere sahip olan dedesinin resmi ile başlamak ister. Anıları ve aile gelenekleri ona resimlerinde yine ve yeni bir kapıyı aralayacaktır. Doğal olarak ve kendiliğinden gelişen bu süreç, sanatçıya farklı bir yol açar. İlk denemesi, dedesinin fotoğrafından yola çıkarak yaptığı resimdir. Ancak anılarında o fotoğraf üzerinde annesi tarafından evlerinde dantel örtülü olarak durmaktadır. Sonra dedesinin annesine ne kadar düşkün olduğunun söylendiği aklına gelir ve dedesinin portresini dantel ile göstermeye karar verir. Portre, çizgi formu kullanılarak yapılan bir arka fon üzerine konumlandırılmıştır. Akyol’un dedesi, iri gözleri, kalın kaşları, dalgalı saçları, dalgın bakışları ve pos bıyığı ile heybetli bir duruş sergilemektedir. Aile geleneğini bozmayan Kadir Akyol, tıpkı annesinin eskiden evdeki değerli eşyaların üzerine yaptığı gibi dedesinin yüzünü dantel ile örter ve ona, aynı değeri vererek bu kez tüm izleyicilerin gözleri önüne serer. Dedesi artık sadece evlerinde değil, aynı duygusallık ile ‘sanat evinde’ de oturur ve konuklarını bekler…
Sanatçı, ardından devam ettiği dantelli resimlerine başka portreler ile devam eder. Bu resimler fotogerçekçi etkiler barındırsa bile uzaklaşmıştır bu akımdan. Artık resimler ailesine aitti ama mesela fotogerçekçiliğin özü gereği duygusal fotoğraflardan fotorealist resimler yapılmaz. Ya da fotoğrafa bağlı kalmadan yaptığı yorumlar ile zaten fotogerçekçilikten oldukça uzaklara düşen Akyol, yeni arayışına devam eder ve özgün bir yoruma ulaşır. Bu yeni yorum belki ailesine ait özel fotoğraflardan başlamıştır ancak devamında güncel olaylara değinen resimler ile nostaljik ve duygusallık içeren bölümü şimdilik kapatmıştır da.
Benzer bir teknik ile yaptığı ‘Medya Patronları’ adlı resim ile sanatçı, tek kanallı televizyonlardan başlayarak günümüze kadar uzanan bir eleştiriye de imza atmaktadır. Resimde, bir kurukafa ağzında sigara ve siyah gözlükleri ile aslında belirsiz bir kimliktir. Kadın ya da erkek olabilir ama o sonuçta bir medya patronudur ve televizyonu üzerinden istediği yayınları yapmaktadır. Arka planda tek kanallı döneme gönderme yapan bir dairesel form bulunmakta ve bu düşünceyi kuvvetlendirirken bir yandan da belirsizliğini korumaktadır. Sosyo-politik bir yaklaşım gözlemlenir ve aslında direkt bir eleştiri vardır günümüzü de. Önceki örnekte olduğu sanatçı medya patronunu özel bir yere mi oturtmaktadır? Cevap evet ama bu yeni ve özel yer gerçekliklerle, olaylarla ve gündemle örtüşmekte ve kurukafa aslında eleştiri oklarının hedefine oturtulmaktadır bu resimde.
Resimlerde görülen figür ve dantel ilişkisi aslında bizi doğu-batı etkilerini de kaçınılmaz bir şekilde sorgulamaya götürüyor. Ancak dantelin tarihine baktığımız zaman hem batı da hem doğu da kullanıldığını da görüyoruz. Bu noktada resimde de zaten ortada duran bu etki, dantelin tarihi ile de örtüşmekte ve hem doğuya hem batıya referans vermektedir. Tuval Yüzeyinde portre üzerine bezenen dantel, arka fondaki sert geometrik biçimler ile bir araya getirilmekte ve kendi yumuşak ve zarif dokusunu sadece ortaya çıkarmakla kalmamakta adeta vurgulamaktadır. Söylenmesi gereken diğer önemli bir nokta da, hem erkek hem kadın figürleri üzerinde dantelin kullanılmasıdır ki bu noktada ana erkil bir yaklaşım hissedilmektedir.
Kadir Akyol, sanatındaki değişimler sanatçının cesaretini ve araştırmacı yanını ortaya koymaktadır. Devamını ilgi ile izleyeceğimiz resimleri, belli ki sanatçının ilgileri doğrultusunda değişecek ve gelişecektir.


KADİR AKYOL’DA SANATSAL İFADE ÜZERİNE

Orçun ÇADIRCI

Akyol’un güncel sanat formunda ortaya koyduğu yapıtları, gerek sosyo-kültürel hayata gerekse mevcut gerçekliğin yansıması olan sanat pratiğine dair eleştirel bir yaklaşım içerisindedir. Bu eleştirelliği, kendi sesine sahip olabilmenin rahatlığı içerisinde, günümüz sanat ortamlarının işleyişine alaysı bir yaklaşım ile kurmaktadır. Paraya dayalı ekonomik düzenin getirdiği yeni açılımlar uyarınca ortaya çıkan ve hızla yayılan, sanatçının minör bir oyuncuya dönüştürüldüğü küratör merkezli sanat meselesine mesafeli duran sanatçı yukarıda bahsedilen kimlik politikalarına da benzer bir farkındalık hali içerisindedir. Zira inançtan entelektüelliğe, masaldan gerçeğe, hatta dijital kodlara indirgenen kültürelliğe kadar geniş bir yelpazeyi post-modern dilin göstergeleriyle deşifre eder. Çalışmalarında, kurgulanmış güncel dünyanın, gücü, kültürü ya da inancı imleyen nesnelerinin, neredeyse imkansız bir aradalığını görürüz. Bu bir aradalık çağcıl bir eklektizme, bir diğer deyişle post-modernitenin sonsuz kabul alanına konuşlanır. Yani, Feuerabend’in post-modernizmin sloganı olarak saptadığı ‘anything goes’ (=her şey olur) ifadesinin yarattığı özgürlük alanına...


Son tahlilde özetleyecek olursak: Çağın ‘özü’ olarak nitelenebilecek bir kimliğe sahip olmadığı günümüz dünya kültürünün uğradığı yapı-bozumu ispatlayan eklektizm ve tüketim kültürünün silahlarıyla donanmış bireyin toplumsallıktan her geçen gün uzaklaştığının apaçıklığı ile yüzleşen sanatçı yapıtlarında, karşı karşıya olduğu bu gerçekliği, düzenin kendi dili üzerinden yeniden kurar. Aslında kendisinin de uğradığını ifade edebileceğimiz bu dekonstrüktif  durum Kadir Akyol’da göstergeleşen bir tercihe dönüşür. Zira Akyol, paranın her türlü egemenliğinin farkında olduğunu ve bunun küratöryal işleyişin dahi çok üzerinde olduğunu; gerçekliği Lotringer’in de ‘günümüzde sanat, tıpkı herhangi bir ticari işletme gibi, kariyer fırsatları, karlı yatırımlar ve yüceltilen tüketim nesneleri sunuyor’ ifadesiyle işaret ettiği noktadan gördüğünü iddia eden bir ifadeye sahip görünmektedir. Baudrillard’ın bahsettiği ‘kodların egemenliği’ altında devam eden gerçekliğe bazı hissedişlerle refleks geliştiren genç sanatçı Kadir Akyol, hem egemen anlayışın mevcut üretme olanaklarını kullanan, hem de yürütülen bu politikaların ipliğini pazara çıkaran bir tavır içerisindedir.

RADIKAL: KADİR AKYOL RESMİ'NİN KAYIP KÜRT'Ü

Selman AKIN
Bütün sanatçılar alışılmış olanın yerine o ana dek görülmemiş bir yeniyi koyduklarından sanatın doğası gereği politiktir ama bazıları daha da politiktir. Çünkü anlatılması gereken ama o ana dek anlatılması tehlikeli görülerek anlatılmamış olanları anlatma gibi bir öncelikle sanat yapmayı arzu ederler. Söylenmemiş ya da söylenememiş ya da yanlış söylenmiş olanı söylemek ya da göstermek, hem de bunların kendi estetik yorumunda güncel hikâyelerini oluşturmak, bu hikâyeleri ortaya sermek gibi bir ödevi yerine getirmek isterler. Bu amaçla, söylenmemiş, söylenememiş ya da yanlış söylenmişler arasında bazen birbirinin içine geçmiş, bazen birbirine zıt, bazen birbirini tamamlayan, olumlayan ya da olumsuzlayan imge katmanları oluşturmaları gerekir ve sonuçta o ana değin anlatılmış şekliyle iktidar medyumun dilindeki gramer, sözdizimi ve vurgulardan oluşan yapılardan ve bazen bu yapılardaki hatalardan yeni kompozisyonlar oluştururlar. Medyumun diliyle oluşturulmuş imgelerin fenomenolojisini çözümleyip bu fenomenleri kazıyarak yeni bir dil yapılandırıp özgün yeni imgeler ortaya koyarlar.
Böyle kompozisyonların ne kadar yaratıcı bir estetiğe, ironiyle bezenmiş ne kadar canlı bir politik duruşa bürünebileceğini görmek isterseniz Galeri Ark'ta Kadir Akyol'un 13 Aralık'a kadar sürecek "Fenomen Olarak İmge" sergisini görmelisiniz. Orada tarihimizde bir dönem politik kaygılardan ötürü yıllar yılı gizlenmiş olan temsilleri olabilecek en güzel biçimlerde belki ilk kez, belki yeniden keşfedip göreceksiniz. Sergisinde, Kadir Akyol, yakın dönem Türkiye'sinde de açık bir şekilde yaşadığımız, gösteri toplumunun odak noktasında yer alan medyanın, iktidar ilişkilerine bağlı olarak oluşturduğu dilinde yer etmemiş ya da yer edememiş ya da yanlış yer etmiş kimlik temsillerinin imgelerini bir sanatçının büyülü elleriyle yeniden yapılandırıyor. Bu kimliklerin başında da iktidarın ya da medyanın bu dilinde yer etmemiş ya da yanlış yer etmiş Kürt kimliği yer alıyor.

Akyol, Fenomen olarak imge sergisinde, ekranlara yansımamış yahut iktidarın kasıtlı ve dar söylemlerinin çizdiği biçimlerle yansımış olan Kürt kimliğinin imgelerini medya sembolleriyle yeniden yapılandırıyor. Kolay bir iş değil doğrusu. Her şeyden önce, kendi dil ve kültür gösterenleriyle oluşmuş modern anlatım araçlarının ve biçimlerinin çok az öznesi ve nesnesi oldu Kürt kimliği, yani şimdiye dek modern sanatların biçimsel yapılarında çok az temsil edilmiş bir Kürt imgesi söz konusu, dolayısıyla da var oluş tarzı bakımından Kürt kimliğinin belirgin ve kapsayıcı formel bir bütünlük oluşturmaması gibi bir sorun söz konusu. Bu da her kültür ve kimlik gibi Kürt kimliğinin de ancak kendi iç medyumlarıyla özgün diyalogları ve kendi dil ve kültür gösterenleriyle oluşturacağı söylemlerle(discourse) mümkün olabilirdi. Alabildiğine hayati bir konu bu. Elbette ki, kültür hiçbir zaman durağan bir yapı değil ve kimliği durağan bir biçimi varmış gibi tanımlamak mümkün değil ama bir kültürün, bir kimliğin bir öteki tarafından önyargılardan bağımsız doğru tanınabilmesi gibi hayati bir durum da buna bağlı.



Kadir Akyol'un resimlerinde Kürt imgeleri ve medya sembollerinin birlikte kullanılmasının nedeni bizce bu tanınabilme paradigmasına vurgu yapmak için. Elbette, bu ilkin Kürt kimliğinin çok yakın bir zamana kadar hiçbir şekilde tanınmaması ya da bugün artık her ne kadar tanınıyor olsa bile bu tanınmanın mevcut normların iktidarının katı önyargıları ve gösterenleriyle biçimlenip gerçekleşiyor olmasına estetikle yoğrulmuş ironik bir eleştiri. Fakat bir kimlik ve kültür için tanınma ve hatta doğru tanınma gereklidir ve bu onun ötekiyle olan ilişkilerinin merkezinde yer edinir. Kadir Akyol'un resimlerinin durduğu yer ve taşıdıkları anlamlar burada işte doğru bir tanınmanın gerçekleşebilmesi doğru bir fenomenolojik yaklaşımı yerine getiriyor.
Akyol'un resimlerinin harika estetiğinin yanında sorunsallaştırdığı sosyolojik durum o kadar önemli ki özellikle bugün sanatın sadece biçim verme değil aynı zamanda sorunsallaştırma da olduğunu gösterir gibi. Ve Akyol'un sorunsallaştırdığı şey bu günün düşünce akımları için de bizce önemli bir yer tutuyor. Tanınabilme(Recognisable) durumu ve kavramı foucaultcu iktidar kavramının, derridacı yapı-bozumun ve post-kolonyal çalışmaların güçlü temsilcisi Judith Butler'ın Frame of War kitabında medya-kimlik ilişkisi bağlamında kullandığı önemli kavramlardan biri örneğin. Butler bu kavramla özellikle Irak savaşı boyunca televizyon ekranlarına yansıyan Amerikalı ve Amerikalı olmayan ölülerin haberlerini sunarken medyanın takındığı üslup ve kullandığı dil farklılıkları üzerinden bir kültür ve iktidar eleştirisi sunuyor. Buna göre savaş durumu söz konusu olduğunda medya ölüler arasında bir değer kategorisi yaratıp haberleri bu değer kategoriye göre sunar örneğin "ötekilerin" ölülerini ölü bile onlara insana yönelik bir acıma doğurabilceği için ölmezler bile, ya ortadan kaldırılırlar ya da yok edilirler. Burada önemli nokta bir insanın bir kültür için insan olarak tanınabilmesi için o kültür içinde " tanımlanabilir dolayısıyla tanınabilir olması gerekir. Bu toplumsal normlar tarafından diğer bir deyişle iktidar tarafından tanınabilir olmak demektir. Bu örnekte tanınabilme batı normlarına uygunluk seviyesiyle mümkün olabilmektedir. Böylece her kültür normlarıyla bir insan figürü ya da biçimi-ki bu figür ulus ya da modern devlette çoğunlukla ırk ya da etnik sembolleriyle yapılanır-yaratır. Sonuç itibariyle, bir ötekinin tanınması ve bir değer teşkil edebilmesi için o kültürün normlar sistemince tanınabilir olması gerekir. Bizce, aynı zamanda tanınabilir olması kadar doğru tanınabilir olması da önemlidir.
Bugün, Kürt kimliğinin medyada hiç tanınmayıp iktidar ve normlar sisteminin dışında tutulduğu bir dönemden ekranlarda bazı çizgilerin çerçevelerine oturtulmuş bir takım kategorilerin oluşturduğu figürlerle temsil edilip tanındığı bir döneme gelmiş bulunuyoruz. Fakat burada figürleri ve kategorileri belirleyen bu kimliğin kendi iç medyumlarının diyaloglarıyla oluşturduğu duruşlar değil, topluma hâkim normsal önyargıların arzularına hitap etmek adına ekranlarda eğlence sektörü piyasasının yarattığı temsiller. Burada Kadir Akyol'un resmi iki nedenden ötürü önemli bir noktada duruyor bizce; hem jenerasyonlar arası dağılmış olan Kürt kimliğinin kendi birikmiş medyumunun diyaloglarını sunuyor böylece temsilini yaptığı figürlerin otantikliğini ortaya koyup bir başkası için estetik ve hakiki bir tanınabilirlik sunuyor hem de sanatıyla bizce tanınmamış kimlikler için evrensel boyutta emsal olabilecek eleştirel bir yaklaşım gerçekleştiriyor. Post-kolonyal sanat çizgisinin resimde nasıl etkin bir şekilde gerçekleştirilebilceğine dair bir yaklaşım.
Böyle bir yaklaşım, son olarak, sanatta 60'lardan beri süren kavramsal sanattan kamusal alan sanatına tuvaldeki biçimciliği ikinci plana iten ya da reddeden yaklaşımlara yeni bir boyut da getirebilir. Çünkü eğer Batı toplumu ve sanatı için normsal ve formel figür ve bu figürün değeri bitmiş ya da ikinci planda ise de Batı-dışı toplumlar post-kolonyal bir eleştiri olarak sundukları kendi özgün biçimlerini ister müze ve galerinin içinde ister dışında yaratarak evrensel bir yaklaşım yaratabilirler.

KADİR AKYOL: İKONLAR VE POP ART

Sevil DOLMACI
Warhol Geleneğinin İzinde :
Akyol’un çıkış noktası pop kültür ve özellikle pop-art’ ın ikon portreleri. Pop art’ ın başlıca konularından biri olan kadın imgesi genç sanatçı Akyol’un fırçasından Warhol geleneğini izleyen cinsellik yüklenmiş seyirlik bir nesne olarak sunuluyor. Dolgun kırmızı dudaklar sanatçının kompozisyonlarında seksiliği vurgulayan en önemli öğe olarak dikkat çekiyor. Burada Tom Wesselman’ ın bazen surattan bile yoksun bırakılmış dudaklarına referanslar bulunuyor. İzleyene direk bakan baştan çıkarıcı renkli gözler, dağınık saçlar ‘kadın’ ın seyirlik imgesini güçlendiriyor. Tuval üzerine yağlıboya çalışmalarına karşılık fotografik bir görüntü sunan işler, aslında pop kültürünün nesnelerini çoğaltılabilir olması anlayışına da bu yolla göndermede bulunuyor. Arkası düz fon çekilerek iki boyutlu hale gelen portreler günümüz sanatçılarından Richard Plihilips’ in kadın portrelerini de anımsatıyor. Sanatçı kadın portrelerine yeni bir doku kazandırmak istiyor. Bu amaçla resimlerinde kadın yüzlerinde mükemmellik duygusu veren parlak pürüzsüz yüzeyi, kendine özgü fırça vuruşları ve renk varyasyonları ile bozuyor. Burada kullandığı renk dalgaları ve dağınıklık pop art’ın teknik anlayışındaki geleneğini bozup resimlerini yap/boz çelişkisi içinde yeniden var ediyor.
Sanatçı işlerinde pop kültürünü ele almasının nedenini en iyi bildiği şeyi yapıyor olmasıyla ilişkilendiriyor. “ Örneğin Barbara Palvin tüm gazete, dergi ve sosyal medyada sıklıkla yer alan reklamlarda gördüğümüz güzel bir model. Bana göre artık o sıradan biri, bizden biri, kanıksadığımız biri. Ve ben onu seks yada güzellik sembolü olarak tanımlamaktan ziyade sıradan bir güzelliği renklerle tanımlıyorum. Bana göre güzellik şiddetli renklerin şiddetli vuruşları. Ve artık benim tuvalimde Barbara Palvin benim tanıdığım bir güzelliği temsil ediyor. Sanatım; yöntemleri, malzemeleri ve imgeleriyle Andy Warhol Geleneğine referansları olan, 1980’ li yıllarda da neo-pop ile şekillenen ve kendi ifade biçimimle son şeklini alan bir çizgiyi yansıtıyor. Cazip ve davetkar kadınlar renkli fonların üzerinde benim izleyene sunduğum tüketim nesnesi olarak yerini alır.
Pop art’ ta ortaya çıkan çıkan ürün nesneler değil, toplumsal ilişkiler üzerine. Öyle ki reklam topluma bir anlık mutluluk hissini değil, süre gelen mutluluğu vadediyor. Bu da istenilen, arzulanan imgeyi çekici bir hale getiriyor. Sanatta kadın figürünün tema olarak seçilmesi de aynı mantığın bir sonucu; duyguların dışa vurumu değil. Pop art’ta bu yolla hem eleştirel hem de objektif bir gözle bakabilme olanağı veriyor.
Göçü Temsil Eden Dantel Örtüler:
Sanatçı, ilk olarak bu portrelere Türkiye’de pop kültürünün ortaya çıkıp yaygınlaşmaya başladığı 1980’li yıllardan etkilenerek oluşturduğu kompozisyon kurgularıyla başlıyor. Söz konusu serilerde fon o döneme ait detaylardan oluşan tek kanallı devlet televizyonun renkli açılış modu üzerine yaptığı portreler ve portrelerin yüzlerinde kullandığı dantel doku gibi. 1980’li yıllarda köyden kenti göçü temsil eden her evde mevcut dantel örtüler, portrelerin ya yüzü yada arka fonu oluşturuyor. TRT kanalının renkli açılış modu üzerinde yer alan başı bağlı köylü kadınlar ise bu göçün çoğunlukla oluşturduğu arada kalmış temsili kadın imajının yansıması. Kadir Akyol, pop art’ ın ilk serilerinde lokal bir tat ile sunuyor. Türk popuna tarihsel bir göndermesi vardır. Ancak bu son işlerinde sanatçı fonları boşaltmış ve düz renkli düz satıhlara geçerek tanımsız bir yüzey oluşturuyor. Ancak ne zamanı ne coğrafyayı temsil edecek bir detay bulamayız. Figürlerde uluslararası alanda güzelliği tescillenmiş figürlerdir. Yüzeydeki dantel doku yerini canlı, parlak renk vuruşlarına bırakıyor. Evrensel bir söyleme bu portreler zevk, haz, arzu gibi aldıkları isimler aralığı ile de izleyiciye sunduğu cazibe/ mutluluk vaadini artırıyor.

İletişim:


0 543 380 0 290
kadirakyol47@gmail.com

www.kadirakyol.com


Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə