Azərbaycan fəLSƏFƏ VƏ sosial-siyasi elmlər assosiASİyasi



Yüklə 5,03 Kb.

səhifə42/42
tarix23.11.2017
ölçüsü5,03 Kb.
1   ...   34   35   36   37   38   39   40   41   42

Fəlsəfə və sosial-siyasi elmlər – 2015, № 1 
 
 
 
136 
İlk  bakışta  bir  kayıp  olarak  gözüken  bu  durumun,  aslında  her  iki  taraf  için 
de  bir  kazanç  olduğu  muhakkaktır,  çünkü  her  iki  tarafın  da  asıl  Ben’i  ev-
lilikte yeniden şekillenmektedir. Adeta bir arınma sürecinden geçen âşıklar, 
nihayet  istenilen  olgunluğa  erişmektedirler.  Nitekim  Halilov’a  göre,  "olgun 
da işte bu aşamada söz konusu olabilir, ilk aşamadaki romantik aşk ise aslında aşkın 
kendisi değil, onun arayışıdır.  
Görüldüğü  üzere  Halilov,  evliliğin,  birlikteliğin  yani  şehevî  aşkın 
(erotik  aşk)  insanın  manevi  yapısı,  nefsi,  Ben’i  üzerinde  fevkalade  pozitif 
bir  etkisi  olduğundan  bahsetmektedir.  Başka  bir  ifadeyle  o,  şehevî  aşkı  bir 
düşüş,  manevî  bir küçülüş ve  yozlaşma  olarak  görmemektedir. Tam aksine 
bir Ben’in kendinden başka bir Ben’i fark etmesi, ona açılması ve onun var-
lığının  önemini  kavraması  için  verilmiş  bir  fırsat  olarak  değerlendir-
mektedir.  Aşk  Ürerine  başlığıyla  teorik  bir  eser  kaleme  alan  Rus  filozof 
Vladimir  Solovyev  tam  da  aşkın  bu  özelliğini  vurgulamakta  ve  şöyle  de-
mektedir:  “Gerçekten  egoizmi  tâ  derininden,  kökünden  kavrayan  ve  söküp 
atabilen yegâne bir güç vardır; işte bu aşktır, şehevî, cinsî aşk; erotik. Genel 
olarak  söylendikte  beşerî  aşk;  egoizmi  feda  etmek  suretiyle  kişiliğin,  fer-
diyetin kurtarılması ve haklılığının ortaya çıkarılması demektir.” 
Solovyev’in tespitine katılmamak elde değildir; çünkü aşk marifetiyle 
âşık bizzat kendi varoluş alakalarından kopmakta, kendi merkezinden uzak-
laşarak  sevdiğinin  çekim  sahasına  girmekte  ve  onun  yörüngesine  yer-
leşmektedir.  Bütün mevcudiyetiyle, düşüncesi, duygulan  ve iradesiyle  ken-
dini başkasında bulan âşık, bu durumda tüm beklentilerinin, arzularının ye-
rine geldiğini ve hayatının bir anlam kazandığını fark eder. Böylece âşık, as-
lında bir illüzyona tutunduğunu anlamaksızın kişiliğini bulduğunu zanneder. 
Aşk, hangi formda olursa olsun egoizmi yenen, cinsiyet farklarını yok eden 
büyük sihirli güçtür. 
Mevlânâ, aşkı dinlerin ve mezheplerin dışında saf metafizik bir alana 
konumlandırır; “Aşk dini, aşk mezhebi yetmiş bir  şeriattan da dışarıdadır” 
der.  Mevlânâ  binbir  mecazla  anlatmağa  çalıştığı  aşkın  hallolunmaz  meta-


Rəylər və mülahizələr 
 
 
 
137 
fizik bir mesele olduğunu, burada aklın çamura saplanmış bir merkep misali 
çaresiz kaldığım ve padişahlığın asla bir işe yaramadığım önemle vurgular. 

Aşk egoizmin aşılması demekse, o zaman evliliği ve aileyi nasıl izah 
etmek lazım? Bütün egoist duygularım aşkta eriten birisi hangi saiklerle Ev-
lilik  yapabilir  ve  bîr  aile  hayatı  kurabilir?  Acaba  aile  hayatı,  egoist  baskı-
larla çok  yönlü ve karmaşık sosyal ilişkilerden bir kaçış değil midir? Şahsi 
alakalarım aşkta yok eden kişi, evlilikle yeniden ferdiyete ye egoizme dön-
müş olmaz mı? Bütün bu sorulan cevaplayabilmek için evliliği ve dolayısıy-
la aileyi,  aile hayatının doğuşunu detaylarıyla analiz etmek ve anlamak ge-
rekmektedir. 
İşte  Selahaddin  Halilov,  bu  mevzulara  kafa  yormakta  ve  mevcut 
düşünceleri,  gelenekten  kaynaklanan  alışkanlıklarımızı  zihin  dünyamızın 
kazanında adamakıllı çırptıktan sonra, yeniden ve her | şeyi yeni baştan dü-
şünmeye  ve  yeni  terkipler  hâlinde  sunmaya  çalışmaktadır.  Aile  hayatıyla 
birlikte  bir  “ayniyet  aşkı”nın  şekillenmeye  başlayacağını  belirten  Halilov, 
bu  durumda  aşkın  bir  değişim  geçireceğinden  ve  cinsel  alandan  çocuklara 
yönelen  bir  ebeveyn  sevgisine  dönüşeceğini  düşünür:  Ebeveyn  çocuğunda 
kendisinin ikinci varlığını, hayatının kendi bedeni dışındaki varoluşunu gö-
rür.  ...Bu  durum,  çocuğun  büyüyerek  tamamen  farklı  bir  karakter  ve  farklı 
bir  kişilik  sergilemesine  kadar  sürer.  Bu  başkalık,  bu  “yadlık”  alâmeti  be-
lirince sevgi, taşa »çarpmış gibi olur; lâkin kırılmaz. Çünkü anne-baba nice 
yıllar  kalbinde  İplediği  ayniyet  ümidini  yitirmemek  için  farkları  kulak  ardı 
eder, derine gitmez ve gerçeği anlamaya çalışmaz. 
Gelgelelim çocuklar büyüyüp geliştikçe, erotik duygular daha belirgin 
bir  mahiyet  kazanmaya  başlar.  Bu  kaçınılmazdır,  zamanla  |erotik  duygular 
kalbin dünyasına intikal eder ve orada estetik transformasyonlara sebebiyet 
verirler. Tabiri caizse bu dönemde ilk  aşk duygusu  göklerden inerek  erotik 
duyguyla  birleşiverir.  İlahî  ve  dünyevi  duyguların  birbiriyle  kucaklaştığı 
noktada real aşk doğar. Halilov, “Real aşk için, evlilik için ergenliğin en ö-


Fəlsəfə və sosial-siyasi elmlər – 2015, № 1 
 
 
 
138 
nemli koşulu işte bu iki kutbun birleşmesi, yerin ve göğün çekimlerinin den-
gelenmesidir” diyor.  
İlahî aşk insanı yıldızlara kanatlandırır, onun hayat alanı transandantal 
bir âlemdir. Göklerin derinliklerinde bir hayal âlemi kuran mistik kişi yahut 
sufi, reel dünyada yaşamakta ve beşerî İlişkilerde olabildiğince zorlanır. Bu 
dünyada ona rahat yoktur, gerçek bir mümin şuuruyla dünyaya bağlanır. Da-
ha  doğrusu  dünyaya  bağlanmaz  ve  olabildiğince  sırtını  döner  dünyaya;  fe-
leğe küskün yaşar. Onun için lâ rahate fiddünya düstûru geçerlidir. O, gözü 
gabya  dönük  yaşamak  mecburiyetindedir;  aradığı  vuslattır,  saf  Ego’nun, 
transandantal külli  bir Ego’da  erimesidir.  Unio  mystica  yani vuslat  gerçek-
leştiğinde,  her  şey  cazibesini  kaybeder,  söz  biter,  sükût  başlar.  O  yüzden 
Halilov,  eserinde  Doğu’daki  efsâne  aşkların  evlilik  için iyi  ve  ideal  bir  ze-
min  oluşturmadıklarım  vurgular;  çünkü  evlilik  daha  reel  bir  zeminde,  ro-
mantik  ilişkilerin  beklentilerin  tümden  yok  olmasa  bile,  gücünü  kaybettiği 
veya asgariye indiği bir birlikteliği gerektirir. 
Doğu’da olsun Batı’da olsun efsane aşklar bir ifrattır; hislerin yüksek 
bir gerilim yaşaması, şiir ve diğer sanatlar için iyi olsa da her zaman iyi ne-
ticeler vermeyebilir. “Semerkant’ı ve Buhara’yı bir güzelin siyah benine fe-
da  etmek”,  ne  kadar  güçlü  bir  duygudur;  ancak  reel  ilişkilere  yaslanmak 
mecburiyetinde  olan  evlilik  böylesine  güçlü  bir  duygudan  ve  yüksek  ge-
rilimden  zarar  görebilir.  Batı,  zaman  içerisinde  bu  neviden  aşırılıklardan 
uzaklaşmaya ve evliliği daha reel şartlarda gerçekleştirmeğe önem vermiştir. 
Doğu ise evlilik meselesinde kabul edilebilir rasyonellikten hâlen çok uzak 
görünüyor.  Batı’ya  kıyasla  Doğu’da  ferdî  hürriyetin  çok  daha  az  önem-
sendiği ve kabul gördüğünü tespit eden filozof Halilov, bu bağlamda fevka-
lâde önemli görüşler serdetmektedir: “Doğu’da duygu akla yer bırakmamak-
tadır. Bireysel aşkının kölesi olanların, başka kişiler bir tarafa, kendi sevgili-
sinin bile duygularına saygı göstermemesinin nedeni muhtemelen bu denge-
sizliktir. Sevgilisi için tüm dünyayı feda etmeye hazır olanlar onu hissetmek 
ve  onun  duygularına  saygı  göstermek  “zahmet“ine  katlanamamaktadır.  Bu 


Rəylər və mülahizələr 
 
 
 
139 
nedenledir ki, barbarca bir gelenek olan kız kaçırma olaylarına bile olumlu 
bakanlar  bulunmaktadır.  Bazen  bu  gelenek,  büyük  bir  aşk  için  toplumsal 
engelleri  aşmak  yahut  onlarla  yapılan  mecburi  bir  mücadele  olarak  de-
ğerlendirilmektedir.  Gelgeldim,  kızın  kendi  rızası  olmadığı  hâlde  onu  ka-
çıran  kişi,  acaba  hangi  manevi  ortamın  ürünüdür?  Batı'da  kız  kaçırma  bir 
suç  olarak  değerlendirilmektedir.  Bizdeki  hukuk  normları  açısından  da  bu 
bir suçtur. Peki, ama kız kaçırmayı bir gelenek olarak yüceltenler de onu bir 
suç olarak görüyorlar mı?” 
Halilov’un bu tespitlerine katılmamak elde değildir;  çünkü bunlar bi-
zim memleketimizin de gerçekleridir. Oysa Batı, bilhassa Aydınlanma Çağı 
ile  birlikte  aşk  ve  evlilik  konularında  olabildiğince  rasyonelleşmiş,  ferdin 
hürriyet  alanı  daha  genişletilmiş  ve  hür  şahsiyetlerin  gelişmesi  için  sosyal 
atmosfer baskılardan nispeten arındırılmıştır. Halilov’un tabiriyle, “Aşk en-
telektüel etkiye daha faikla maruz kalmış ve toplumsallaşmıştır. ” 
Peki,  Doğu  için  aynı  şeyleri  söylemek  mümkün  mü?  Doğu’da  ufuk 
hâlâ pek sisli görünmekte ve toplum rasyonel ilişkilerle şekillenmemektedir. 
Doğu’nun hâli pür melâlini şöyle izah ediyor Halilov: “Doğu’da da toplum-
sal bilinç, var olan ahlâk normları, gelenek ve görenekler aşk duygusuna et-
ki eden faktörlerdendir. Fakat burada aşkın bireysellik düzeyi ve mahremliği 
yüksek olduğundan aşk daha ziyade iç dünyayla sınırlı kalmış ve toplumsal-
laşamamıştır. Öbür taraftan, toplumsal faktör çoğu zaman vuslata bir engel 
olarak ortaya çıktığından burada aşk gerçekliğin engellerini aşmak ve daha 
yüksek duygusal potansiyel kazanmak zorunda  kalmaktadır.  Lope  de  Vega 
tam da bu duruma işaret ederek, güçlendiren başka bir şey yoktur’ demektedir.” 
Doğu ve  Batı  iki  farklı dünya, iki  farklı  medeniyet...  Elbette, aşk ko-
nusunda  da  başka  meselelerde  de  başka  tecrübeleri  yaşayacaklardır.  Bu-
nunla birlikte bu iki dünyayı kesin çizgileriyle ayırmak da tabii görünmüyor. 
Zamanın çarkı dönerken bu iki dünya pek tabii olarak kendi istikametlerinde 
yol almakta, dönem dönem biri diğerine üstünlük sağlamakta, tekniği, sanatı 
ve kültürüyle onu etkilemektedir. 


Fəlsəfə və sosial-siyasi elmlər – 2015, № 1 
 
 
 
140 
Netice olarak şunu ifâde etmek isterim ki aşk konusunda söze nihayet 
yoktun  İster aşk, ister başka mevzu  olsun,  her iki medeniyeti ön kabullerle 
değil, kritik nazarlarla okumak lazım gelin Zannımca Selahaddin Halilov’un 
da  yapmak  istediği budun  O itibarla sözü  uzatmanın bir faydası  yoktun  En 
iyisi Halilov’u da kritiğin ışığı altında okumaktır; zira Halilov her halükârda 
okumaya değer bir zihin kudretine sahiptin.  
S.  Hailov’un  bu  eserinden  bazı  bölümler  daha  önce  “Alımla”  dergi-
sinde  yayınlanmış  ve  okuyucuların  dikkatini  çekmiştin  Şimdiyse  okuyucu 
müellifin  aşk  konusundaki  görüşlerini  bu  müstakil  eserinde  okuma  imkânı 
bulacaktın Eserin Rusça olarak Moskova’da neşri («Любовь и интеллект»
 
M,,  «Macкa»,  2007)  Rus  mütehassıslar  tarafından  büyük  alâka  görmüştün 
Türkçesinin de bizde ilgi göreceğine İnanıyorum, 
 
Senail Özkan 
 
 
 


Rəylər və mülahizələr 
 
 
 
141 
 
 
Ayhan BIÇAK
 
 
Felsefenin Kuruluşu 
İstnabul, Dergah yayınları, 2015, 405 s. 
 
 
 
Prof.Dr. 
Ayhan 
Bıçak’ın 
“Felsefenin 
Kuruluşu” adlı kitabı, hem Eski Yunan felsefesinin 
nasıl ortaya çıktığı ve geliştiği hakkında önemli veriler içermesi bakımından 
hem de genel olarak felsefenin kuruluş sürecini anlamak açısından oldukça 
önemli  ve  alanında  özgün  bir  eserdir.  Bıçak’ın  bu  çalışmasında  felsefenin 
kurulduğu  toplumlar  ile  felsefi  düşünmenin  olmadığı  toplumlar  arasındaki 
ayrımlara  dikkat  çekilmiş  ve  felsefi  düşünce  üreten  toplumların  özellikleri 
üzerinde  durulmuştur.  Bu  çalışmanın  bu  bağlamdaki  konusu  Eski  çağ  Yu-
nan medeniyetidir. Eserde, eski Yunan’da felsefi temelli düşünmenin ortaya 
çıkmasının  koşullarının,  nedenlerinin  ve  yollarının  neler  olduğunun  çeşitli 
sorularla  birlikte  ayrıntılı  bir  biçimde  incelendiği  görülmektedir.  Dönemin 
önemli  filozoflarının  bu  süreçteki  yerleri  ve  felsefenin  toplumda  kurulma-
sına  yaptığı  katkıları  üzerinde  durulmuş,  bilgelikten  felsefeye  geçiş  ve  fel-
sefenin  tam  anlamıyla  yapılmaya  başladığı  alanlar  ve  filozoflar  ele 
alınmıştır.  
  Bıçak  bu  eserinde  neden  felsefenin  Mısır’da  ya  da  diğer  mede-
niyetlerde  değil  de  eski  Yunan’da  ortaya  çıktığı  sorusu  üzerinde  dur-
maktadır. Eserde bu sorun, bilgelik temelli evren tasavvurlarından felsefi te-
melli  evren  tasavvuruna  geçişin  önemli  bir  nedeni  olarak  bilgelikle  çözü-
lemeyen  sorunlara  yeni  çözüm  arayışlarının aranması biçiminde bir çer-çe-
veyle karşımıza çıkar. Bunun nedeni olarak Bıçak, felsefi temelli düşünme-


Fəlsəfə və sosial-siyasi elmlər – 2015, № 1 
 
 
 
142 
lerde mantıksal örgüyle ve yöntemli bir akıl yürütmeyle düşüncelerin üretil-
mesi olarak gösterir. Elbette tek neden bu değildir. Bıçak’ın eserinde bir de, 
eski Yunan doğa filozoflarının, tarihçilerin, tragedya  yazarlarının ve sofist-
lerin  düşünce  üretiminde  yöntem  geliştirmeye  katkı  sağladığı  üzerinde  du-
rulmuştur.  Dolayısıyla,  Bıçak’ın  eserinde  işaret  ettiği  üzere,  felsefi  dü-
şüncenin kuruluşunun bir de toplumsal arka planı vardır. Bu nedenle, eserde 
Eski çağ Yunan toplumunun siyasi yapısının kuruluşunda merkezi ve güçlü 
bir Atina devletinin ortaya çıkması süreci, yönetim biçimlerine ilişkin tartış-
malar ve vatandaşlık hakları sorunu gibi önemli sorunları üzerinde derinle-
mesine durulmuş, sermayenin artması ve özel mülkiyetin gelişmesi gibi ikti-
sadi  yapının biçimlenmesiyle ilgili önemli  bilgiler verilmiştir.  Aynı  şekilde 
çeşitli sorularla tüm bu toplumsal etmenlerin eski Yunan toplumunun felsefi 
düşünmesinin kuruluşuna etkilerine ilişkin çeşitli çeşitli modeller ortaya ko-
nulmuştur.  Özellikle,  eserde  eski  Yunan  efsanelerinde  insana,  toplumunun, 
nesnelere,  doğaya,  tanrılara  ve  evrene  olan  bakışın  nasıl  olduğu  “adalet”, 
“yaratılış”, “kader”, “ölüm” gibi kavramlar çerçevesinde incelenmiş ve Eski 
Yunan’da  bilgeliğin  temelleri  ortaya  konulmuştur.  Ölçülü  olmak,  kendini 
bilmek,  iyi,  kötü  gibi  değerlerin  inşası,  bilgeliğin  ve  dinin  kaynağı  olarak 
Tanrı  fikrinin  oluşumu  efsane  temelli  bilgeliklerde  ortaya  çıktığı  göste-
rilmiştir.  
  Bu çalışmada dikkat çeken noktalardan biri de, sözü edilen efsane te-
melli  bilgeliklerin  felsefe  içerisinde  sorgulanmasına,  tutarlılıklarının  de-
netlenip ve  yeniden kurulmaya çalışılmasının felsefenin kuruluşu  açısından 
hayati öneme sahip olduğuna vurgu yapılmasıdır. Özellikle, eski Yunan dü-
şüncesinin  gelişimi,  tarihçiliğin  yaygınlaşmasıyla  nesnellik  arayışı  ve  top-
lumun kalıcı bir karakter kazanmaya başlaması, tragedyalarla toplumun ah-
laki  değerlerinin  farkına  varmasına  ve  adalet  konusunda  bilinçlenmesine 
katkı  sağladığına  vurgu  yapılmıştır.  Aynı  şekilde,  eserde  sofistlerin  efsane 
temelli  öğretilere  getirdikleri  eleştirel  bakışın  da  Eski  Yunan  düşüncesinin 
kuruluşu  açısından  önemli  olduğuna  dikkat  çekilmiş  ve  şüpheyi  felsefenin 


Rəylər və mülahizələr 
 
 
 
143 
yöntemi olarak yerleştirmeleri konusunda katkısına vurgu yapılmıştır. Özel-
likle  sofistlerin  getirdiği  yaklaşımların  daha  sonra  Platon  ve  Aristoteles’in 
aşmaya çalıştığı üzerinde durulmuştur. Eser, okuyucunun sofistlerle birlikte 
Platon  ve  Aristoteles’in genel  görüşleri  hakkında  bilgilenmesi  için  oldukça 
zengin değerlendirmeler içermekte. Eserin diğer özgün  yanlarından biri de, 
felsefenin kurulu açısından hayati önemi olan dönemin siyasi ve iktisadi yö-
nüne de dikkat çekmesidir. Bu yolla eserde filozofların neden bazı sorunlar-
la ilgilendiği de açık kılınmıştır. 
  Bıçak’ın bu çalışması, eski Yunan felsefesin başlangıç evresinde kar-
şılaştığımız arkhe, psukhe, logos, nous gibi temel kavramlar ve varlık, doğa 
ve  tıp  gibi  açıklama  modelleriyle  ilgili  tartışma  içermesi  ve  sistemler  hak-
kında bilgi vermesi bakımından da oldukça önemlidir.  
Son  olarak  bu  eserde,  felsefenin  gelişmesinin  nedenlerine  işaret  edil-
miş olmakla birlikte, efsane temelli tasarımların Eski Yunan’dan bütünüyle 
silinemediğine  de  dikkat  çekilmiştir.  Eserde  yazar,  Yunan  kültüründe  fel-
sefenin  kuruluşu  sırasında  yaşanan  değişmelerin  büyüklüğüne  karşın,  yeni 
düşünceler  üretebilmek  için  efsane  temelli  görüşlere,  özellikle  ahlak  ala-
nında, geri gidildiği iddia edilmiştir.  
  Bu çalışmanın diğer önemli yönü de, felsefenin kuruluşu için gerekli 
olan felsefi şüphe, soru  sorma, araştırma, karşılaştırma, eleştiri, tanımlama, 
kavramsallaştırma,  sınıflandırma,  ilke  koyma,  tutarlılık,  sistem  koyma  ve 
felsefi tutum gibi konular üzerinde duruluyor olmasıdır. Çünkü eser bu yö-
nüyle  efsane  temelli  toplumlarda  felsefeye  geçiş  yapabilmek  için  de  bir 
öneri niteliği de taşır. 
 
Ahmet Suat Gözcü  
 
 
 
 
 


 
 
144 
 
 
İ Ç İ N D E K İ L E R  
 
 
 YAYIN KURULU’NDAN  
 
 Önsöz yerine:  
Dünya ve Felsefe Nereye Doğru Gidiyor? ............................................... 5 
 
FELSEFE TARİHİ VE ÇAĞDAŞLAR 
 
Rabia SOYUCAK, Esin Nesrin CEBEÇİ – Kierkegaard’da     
                                                                  Varoluşçu Etik .......................... 7 
Senail ÖZKAN, Könül BÜNYADZADE – Salahaddin Halilov Felsefi                 
                                                                 Görüşləri ................................. 26
 
Süleyman Hayri BOLAY – Gönül Bünyatzade: çağdaş felsefenin kadın   
                                                                temsilcisi ................................... 51 
 
SOSIAL FELSEFE
 
 
Salahaddin KHALİLOV – Türkiye ve Azerbaycan Türkçesinde     
                  “Kültür”, “Medeniyet” ve “Sivilizasyon” Anlayışları .......... 68 
Ömer OSMANOĞLU – Andrei Tarkovsky’nin Şiirsel Aynası ............. 81
 
 
BİLİMSEL-FELSEFİ YAŞAM 
Yaşam bir Köprüdür (bilimsel-felsefi seminer) ..................................... 105 
Uluslararası Felsefe Araştırmaları Derneği’nin Kuruluşu ................. 107 
"Felsefede Veraset ve Nesillerin Görüşmesi” (yuvarlak masa)  .......... 107 
 Felsefi Araştırmalar Yarışması’nın İLANI ......................................... 107 
 


Yeni nəşrlər 
 
 
 
145 
GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELER 
Tanzimat’tan Günümüze Türk Düşünürleri (Ed. S.H.Bolay) ............. 116 
S.Halilov - Aşkın Renkleri (S.Özkan) ................................................... 134 
A.Bıçak – Felsefenin Kuruluşu (A.S.Gözcü) ........................................ 134 
 
TABLE OF CONTENTS ......................................................... 
146
 
 
 


Fəlsəfə və sosial-siyasi elmlər – 2015, № 1 
 
 
 
146 
 
TABLE OF CONTENTS 
 
FROM EDITORIAL BOARD 
 
 Instead of preface:  
Where are going the World and the Philosophy? .................................... 5 
 
HISTORY OF PHILOSOFY AND COMTEMPORARIES 
 
Rabia SOYUJAK, Esin Nesrin JEBECHİ – Kierkegaard’s     
                                                                  Existentialist  Ethics ................. 7 
Senail OZKAN, Konul BUNYADZADE – The Philosophical Thought     
                                                                 of Salahaddin Halilov ............. 26 
Suleyman Hayri BOLAY – Gönül Bünyatzade: a woman representative    
                                               of contemporary philosophy ...................... 51 
 
SOSİAL PHILOSOPHY 
Salahaddin KHALİLOV – The Meaning of “Culture” and   
           “Civilization” in Azerbaijani and Turkish Languages ................. 68 
Ömer OSMANOĞLU – Poetical Mirror of Andrei Tarkovsky
 ............ 
81
 
 
 SCIENTIFIC AND PHILOSOPHICAL LIFE 
The Life is A Bridge  (scientific-philosophical seminar) ...................... 105 
The Establishment of the Internatıonal Association for                 
                                                       Philosophical Studies ..................... 107 
"The Inheritance in Philosophy and Meeting of Generations”        
                                                                                (round table) .......... 107 


Yeni nəşrlər 
 
 
 
147 
 ANNOUNCEMENT of Philosophy Studies Competition ................... 107 
 
OPINIONS AND REVIEWS 
 Turkish Thinkers from the Tanzimat until Today (Ed. S.H.Bolay) .... 116 
S.Khalilov – The Colors of Love (S.Ozkan) .......................................... 134 
A.Bıchak – The Establishment of Philosophy (A.S.Gozju) ................. 134 
 
İÇINDEKILER ........................................................................ 
146
 
 
 
 

Document Outline

  • Redaksiya Şurasından
    • Ön söz əvəzi:
    • Dünya hara gedir,
    • fəlsəfə hara?
  • Fəlsəfə tarixi və müasirlərimiz
    • Kierkegaard’da Varoluşçu Etik
  • Dr. Rabia Soyucak(
  • Esin Nesrin Cebeci
    •  
    • Salahaddin Halilov Felsefesi
    • Senail Özkan
    •  Könül Bünyadzadə
    • Çağdaş felsefenin genç bayan temsilcisi:
    • Gönül Bünyatzade
    • Süleyman Hayri Bolay
  • Sosial fəlsəfə
    • Azərbaycan və Türkiyə türkcəsinə
    • “Kültür”, “Mədəniyyət” və “Sivilizasiya”
    • Səlahəddin Xəlilov
  • Andrei Tarkovsky’nin Şiirsel Ayna’sı
  • Ömer Osmanoğlu(
  • Elmi-fəlsəfi həyat
    • Həyat bir körpüdür
    • Beynəlxalq Fəlsəfə Araşdırmaları Dərnəyinin təsisi
    • Fəlsəfədə varislik və nəsillərin görüşü
  • Rəylər və mülahizələr
  • TABLE OF CONTENTS



Dostları ilə paylaş:
1   ...   34   35   36   37   38   39   40   41   42


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə