BiRİNCİ BÖLÜm para paranin tanimi ve fonksiyonlari



Yüklə 115,86 Kb.
səhifə1/6
tarix20.09.2018
ölçüsü115,86 Kb.
#69355
növüYazı
  1   2   3   4   5   6


BİRİNCİ BÖLÜM

PARA

1. PARANIN TANIMI VE FONKSİYONLARI

 

Bir devlet tarafından tedavüle çıkarılmış, üzerinde nominal değeri yazılı kağıt veya madenden yapılmış ödeme aracıdır. Para;



  • -          Ödeme aracı,

  • -          Kıymet ölçüsü,

  • -          Tasarruf aracı vs. diye de tanımlanabilir.

 

Tanımlardan da anlaşılacağı üzere paranın 3 fonksiyonu vardır.



  • -          Para bir değiştirme aracıdır.

  • -          Para bir değer ölçüsüdür.

  • -          Para serveti biriktirme ve tasarruf etme aracıdır.

 

Paranın tanımı asıl fonksiyonu olan değişim fonksiyonuna dayanılarak da yapılabilir. O halde, para için herkesin kabul ettiği bir değişim aracıdır diyebiliriz. Paranın doğuşu da yine değişim fonksiyonu ile ilgilidir. Trampa güçlükleri paranın ortaya çıkmasına yol açmıştır.

 

Paranın değişim aracı olma fonksiyonunun yanında başka işlevleri de vardır. Bunlar değer ölçüsü, gelecek ödemelerin ifadesi ve değer koruması ( tasarruf aracı ) fonksiyonlarıdır. Modern ekonomilerde, değişim fonksiyonu ile birlikte tasarruf fonksiyonu da paranın asli fonksiyonu olarak kabul edilmektedir. Değişim fonksiyonu paranın iş görme güdüsüyle, tasarruf fonksiyonu ise spekülasyon güdüsüyle talep edilmesini açıklar.



 

Paranın değer koruması ve gelecek ödemelerin ifadesi fonksiyonları zaman içinde gerçekleşir. Bu nedenle, paranın zaman içinde gerçekleşen işlevlerinde “ süre “ ve “ devamlılık “ düşüncesi egemendir.

 

2. BANKACILIKTA MEYDANA GELEN GELİŞMELER

 

2.1 Dünya Ekonomisinde Meydana Gelen Gelişmeler



 

II.Dünya Savaşı öncesine kadar Uluslararası Bankacılık, esas itibarıyla Dış Ticaret işlemlerinin yerine getirilmesi ve finansmanından öteye geçemiyordu. Bankalar, bu fonksiyonu, diğer ülkelerdeki muhabir bankalar aracılığıyla yerine getirmekteydiler.

 

II.Dünya Savaşını takip eden dönemde, dünya ekonomisini etkileyen önemli gelişmeler olmuştur. Savaştan zarar gören Avrupa’nın yeniden yapılanması için uygulanan Amerikan yardımı programlarının da katkısıyla Avrupa ülkelerinin sınai ve tarımsal üretimlerinde hızlı artışlar görülmüş bu arada tüm dünyada sanayi , ulaşım, haberleşme ve bilgi işlem teknolojisinde ilerlemeler kaydedilmiştir. Azgelişmiş ülkelerde uygulanan kalkınma programları, en azından bir kısım ülkelerde üretim ve refah artışı sağlamıştır. Tüm bu gelişmelere paralel olarak, Doğu Bloku ülkeleri dışındaki ülkelerde uluslararası mal ve sermaye hareketleri üzerindeki kısıtlamaların giderek azaltılması ve daha liberal ekonomik politikalar uygulanması yönündeki eğilimler kuvvetlenmiş, sonuç olarak uluslararası ticaretin ve uluslararası para hareketlerinin hacmi büyük ölçüde artmıştır.



 

Fonların ülkeler arasında daha serbestçe bir akışkanlığa kavuşmasına paralel olarak uluslararası ticaretin finansmanında uygulanan teknikler ve finansal araçlar da çeşitlenmiştir. Eskiden esas itibarıyla mal alış-verişinin finansmanı amacıyla kullanılan bir takım finansal araçlar zamanla ticari işlemlerden bağımsız olarak alım-satımları yapılan araç ve kıymetler haline gelmişlerdir. Bütün bu gelişmeler, ulusal para ve sermaye piyasalarının uluslararası piyasalarla giderek bütünleşmesi sonucunu doğurmuş, özellikle haberleşme ve bilgi olanaklarının da katkısıyla fonların ülke içinde ve ülkeler arasında transferi sürat ve kolaylık kazanmış, coğrafi uzaklık ve zaman farkından doğan sorunlar hemen hemen ortadan kalkmıştır.

 

2.1.1 Parasal Sistemde Meydana Gelen Değişiklikler



 

1931 yılına kadar ülkelerin milli paralarının değerini tespit etmekte kullandıkları ortak ölçüt Altındı ve bu sisteme “ALTIN STANDARDI” denilmekteydi. Bu sistemde bir ülkenin milli para biriminin değeri, belirli ağırlıktaki Altın’ın değerine göre belirleniyordu. Altının sistem içindeki fonksiyonu, ulusal ve uluslararası düzeyde ödeme aracı olarak kabul edilmesiydi. Fakat sistemde sadece altın değil çoğunlukla da kağıt para değişim aracı olarak kullanılıyordu. Kağıt parayı bir satın alama gücü olarak kabul ettirebilmek için, talep edildiğinde Merkez Bankalarının altın karşılığında bu banknotları geri almayı taahüt etmesi gerekiyordu. Bu sistemde her para birimi için diğer paralar karşısında bir değişim oranı belirleniyor, paraların değerlerinin de belirlenen bu oranın %1altına veya üstüne çıkmasına izin veriliyordu.

 

I.Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan enflasyonist baskı sebebiyle altın standartı büyük darbe aldı. Ayrıca ülkelerin ithalat taleplerini kısmaları Dünya ticaret hacmini de daraltmıştı. 1931’de ilk kez İngiltere, Altın Standartı Sistemi’ni terk etti ve bir kısım ülkeler paralarını Sterlin ‘e göre belirlemeye başladılar.



 

1944 yılında BrettonWoods anlaşmasıyla, Sterlin dışında başlıca paraların değeri Dolar’a göre belirlenmeye başlandı. Bundan sonra Sterlin’in uluslararası ödeme aracı ve rezerv para olma özelliği giderek azaldı ve Sterlin’in yerini Dolar almaya başladı. Bu anlaşmada Dolar’ın değeri de altına endekslendi. Buna göre 1 ons Altın = 35 USD olarak belirlendi.

 

60’lı yılların başında USD ve GBP’in dış ticaret açıklarının büyümesi uluslararası ödemeler sisteminde dengesizlikler doğurmaya başladı. BrettonWoods Anlaşmasına göre belirlenen sabit parite sisteminin yetersiz kalması sonucu, birbirini takip eden parasal krizler yaşandı. 1960-1970 yılları arasında pek çok para önemli oranlarda devalüe ya da revalüe edildi.



 

1971 yılı sonunda Uluslararası Para Fonu’nun öderliğindeSmithsonian Anlaşması diye bilinen yeni bir parasal düzenleme yapıldı. Bu düzenleme ile Dolar’ın Altın’a karşı değeri yeniden belirlendi. Ayrıca, Avrupa Ortak Pazarı’na üye ülkeler, paralarının birbirlerine karşı hangi oranlarda serbestçe değer kazanıp kaybedebileceği hususunda anlaşarak, belirli alt ve üst sınırlar getirdiler. Buna göre daha önce %1 olan band %2,25 çıkarılıyordu.

 

Smithsonian Anlaşması ile belirlenen sistem de uzun ömürlü olamadı ve 1972 Temmuz’unda İngiltere, 1973 Şubat’ında da Amerika paralarını tamamen serbest dalgalanmaya bıraktılar. Böylece Dolar’ın değeri de Altın’a bağlı olmaktan çıktı. Dünyadaki belli başlı para birimleri de bu sisteme göre dalgalanmaya bırakıldı. Para birimlerinin birbirlerine karşı değerleri piyasa koşullarına göre değişkenlik gösteren bir mekanizma içinde piyasada serbestçe belirlenmeye başladı. Bu sisteme, “Değişken Kur Sistemi”denilmektedir.



 

2.1.2 Eurodolar Piyasasının Ortaya Çıkışı

 

II.Dünya Savaşı sonrasında Amerikan ekonomik yardımları ve Amerikalı yatırımcıların getirdikleri sermayeler kanalıyla Avrupa’ya büyük miktarda Dolar girişi olmuştur. Ayrıca, Amerika’da dahili faiz oranlarına üst sınır konulması ve munzam karşılık, vergi v.b gibi kısıtlamaların uygulanması sonucunda yatırımcılar bu kısıtlamalarından kurtulmak için yatırımlarını Amerika dışında değerlendirmek istemişlerdir. Öte yandan yine II.Dünya Savaşı sonrasında soğuk savaş yıllarında Rusya ve diğer Doğu Bloku ülkelerinin Amerika’da tuttukları Dolar rezervlerini, Amerika’nın siyasi nedenlerle bloke etmek istemesi üzerine çeşitli Avrupa para merkezlerine kaydırdılar. Sonuçta, Amerika dışında Avrupa’da işlem gören Dolar hacmi büyük boyutlara ulaştı. Avrupa’da işlem gören bu Dolar’lara “Eurodolar” ve bu piyasaya da “Eurodolar Market” adı verildi. Daha sonra, ulusal ekonomideki resmi kısıtlamalara tabi olmadan kendi milli sınırları dışında işlem gören diğer paralar da “Eurocurrency” olarak adlandırıldı.



 

2.1.2.1 Euro-Market : Değişik para birimlerinin kendi ülkelerinde mevcut resmi kısıtlamalara ve kurallara bağlı olmaksızın döviz piyasaları aracılığıyla biribirlerine dönüştürülebildikleri ve para piyasaları aracılığıyla da kredi veya mevduat olarak değerlendirildikleri piyasalardır. Bu piyasaların mevcudiyeti, uluslararası ve dahili faiz oranları ve döviz paritelerinin istikrar kazanmalarında önemli rol oynamaktadır. Bu piyasaların gelişmesiyle, daha önce daha çok devletlerin, Merkez Bankaları’nın veya özel kurumların yürüttüğü uluslararası kredi ve diğer sermaye hareketleri de hız kazanmış ve haberleşme teknolojisinin sağladığı olanakların da yardımıyla başta uzakdoğu ve Amerika olmak üzere Avrupa ve Ortadoğu’da yeni parasal merkezler ortaya çıkmıştır.

 

Bu gelişmelere ayak uydurmak ve bu piyasalarda bulunmanın avantajlarında yararlanmak için büyük bankaların yanısıra, eskiden sadece ülke içi bankacılık hizmeti yapan bir çok bölge ve şehir bankaları da dış şubeler açma veya yabancı bankalarla ortaklık kurma yoluna gitmişlerdir. Bazı büyük uluslararası bankalar ise, munzam karşılık, vergi vb. gibi ülke içi kısıtlamalardan kurtulmak için Jersey ve Cayman Adaları, Bahreyn, Luksemburg gibi merkezlerde “Offshore” bankalar kurmuşlardır. Böylece gerek yabancı para cinsinden fonlama ihtiyacının karşılanması ve gerekse fazla fonların değerlendirilmesi ve hacmi giderek büyüyen sendikasyon kredileri piyasasına girilebilmesi konularında avantaj sağlamaya çalışmışlardır.



 

2.1.3 Avrupa Para Sistemi

 

Dünya ekonomilerinde yaşanan sıkıntı Avrupa orjinli ekonomileri yeni bir arayışa yöneltti. 1972 yılında Avrupa Topluluğu ülkeleri milli para birimlerinden oluşan “currencysnake” adı verilen bir porasal sistem geliştirdiler. Sistemin temel amacı, Ortak Pazar’a üye ülkeler arasında parasal istikrarı geliştirmekti. Buna göre, sisteme üye ülkelerin para birimlerinin kendi aralarındaki değişim oranı +/- 2,25’lik bir band içinde değişebilecekti. Bu sistemin ardından Dolar merkezli bir sistem yerine daha çok Alman Markı merkezli bir sistem ortaya çıkıyordu. Ancak Almanya’nın bu sistem içerisinde etkinleşmesi diğer ülkeler tarafından kabul edilmedi ve yeni bir arayışa girildi.



 

1979 yılında Avrupa Para Sistemi (EMS) hayata geçirildi. EMS’in ilk üyeleri; Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Lüksemburg, Hollanda, İrlanda ve Danimarka’ydı. Daha sonra sisteme 1989 yılında İspanya, 1990’da İngiltere, 1992’de Portekiz katıldı. Bu sistem içinde önemli kararlar ve değişiklikler üye ülkeler Maliye Bakanları ve Merkez Bankası başkanlarının katıldığı ortak toplantılarda ele alınmaktaydı. Ayrıca üye ülke Merkez Bankaları sürekli olarak birbirleriyle görüş alış-verişinde bulunup, periyodik toplantılar yapmaktaydılar.

 

EMS, üye ülkelerin para birimleri arasındaki parite değişikliklerine alt ve üst sınırlar koymak suretiyle döviz kurlarını belirli dengeler içinde tutabilmeyi amaçlamaktadır. Böylece, ülkelerin ekonomik yapıları da gözöünde tutularak, ticari ve finansal hareketlerin aşırı değerlenmiş veya aşırı değer kaybetmiş döviz kurları nedeniyle kontrol dışı dalgalanmalara maruz kalması önlenmiş olmaktadır.



 

EMS, bu amaçlara ulaşabilmek için başlıca üç sistem geliştirmiştir.

 

2.1.3.1 Döviz Kuru Sistemi (ERM/Exchange Rate Mechanism)



ERM’nin amacı, üye ülkeler paraları arasındaki kur dalgalanmalarını belirli sınırlar içinde tutmaktır. Bunu sağlamak için sistem içindeki paraların biribirlerine karşı değerlerini sınırlayan sabit Merkezi pariteler tespit edilmiştir. Band +/- 2,25 olup parite bunun dışına çıktığında ilgili ülke Merkez Bankaları’nın döviz piyasasına müdahale ederek kuru öngörülen sınırlar içine çekmeleri gerekmektedir.

 

2.1.3.2 Avrupa Parasal İşbirliği Fonu (EMCF)



Üye devletlerin ödeme bilançolarında ortaya çıkan güçlüklerin finansman yoluyla giderilmesi amacıyla oluşturulan merkezi bir kredi mekanizmasıdır. Üye ülkeler kendi USD ve Altın rezervlerininin %20’sini ECU’ye karşılık üç aylık swaplar biçiminde, EMCF’da tutuyorlardı. Bu fondan üye ülkeler çeşitli vadelerde finansman ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlardı.

 

2.1.3.3 Avrupa Para Birimi (ECU)



ECU, Avrupa Topluluğuna üye ülkelerin milli paralarının belirli ağırlıkta temsil edildiği ortak bir para sepeti şeklinde tanımlanabilir. ECU, EMS’nin bir aracı olarak 1979 yılında ortaya çıkarılmıştır. Sepet içinde yeralan dövizlerin ağırlığı, ilgili ülkelerin topluluk içindeki ekonomik büyüklüğüne ve gücüne göre belirlenmekteydi.

 

2.1.4 Avrupa Birliği



 

1991 yılında gerçekleştirilen Maastrich zirvesi doğrultusunda 7 Şubat 1992’de imzalanan Maastrich Anlaşması yeni bir dönemi ilan etti. Artık Avrupa Topluluğu yerine Avrupa Birliği sözkonusu oldu.

 

Maastrichkriterleri üye ülkeleri parasal birliğe doğru yaklaştırdı. Bu kriterler ;



 

Enflasyon : Üye ülkeler arasında en düşük 3 enflasyon oranının ortalaması + max %1,5

Bütçe açıkları : En fazla Gayrı Safi Yurt İçi Hasıla’nın %3’ü kadar,

Kamu Borçlanması : En fazla iç ve dış toplam olmak üzere GSYİH’nın %60’ı

Faiz Oranları: Uzun vadeli devlet tahvili faiz oranları, enflasyonu en düşük 3 ülkedeki faiz oranları ortalamasının en fazla %2 fazlası,

 

Maastrich Anlaşması ile birlikte EMS ve EMU yeni bir takvime bağlandı. Buna göre, ülkelerin 1997 yılı performanslarına göre 1998’de parasal birliğin başlatılması kararlaştırıldı. Bu tarihe kadar ülkeler istenilen kriterlere ulaşamazlarsa takvim 1 yıl uzatılacaktı. 1 Ocak 1999 tarihinde parasal birliğe geçilmesi karara bağlandı ve gerçekten de 1998 yılının son günü üye ülkelerin paralarının arasındaki paritelerin sabitlenmesiyle birlikte 1 Ocak 1999 tarihinde itibaren EURO kaydi olarak hayata geçirildi. 1 Ocak 2002’den itibaren diğer parasal tedavülden kalkacak ve sadece EURO fiziki olarak hayata geçirilecektir. Bu işlem Avrupa Merkez Bankası (ECB) tarafından yürütülecektir.



 

Şimdilik EMU’ya Almanya, Fransa, İtalya, İrlanda, İspanya, Portekiz, Belçika, Lüksemburg, Avusturya, Finlandiya ve Hollanda olmak üzere 11 ülke üye olmuştur. İngiltere ve Danimarka henüz EMU’ya katılmama kararı alırken, İsveç daha uzun süre EMU’ya katılmayacağını belirtirken , Yunanistan ise ilgili kriterleri tutturamadığı için EMU’ya katılamadı.

 

2.2 Türkiye’de Yaşanan Gelişmeler



 

Türkiye’de Bankacılığı 1980 öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırmak faydalı olacaktır. 1980 öncesinde Türk ekonomisi daha içe dönük, gümrük duvarları ile korunmuş ve ithal ikamesine dayanan bir sınai yapıya sahiptir. Bu sistemin doğal aracı olarak ta Sabit Kur Sistemi geçerliydi.Bankacılık ise, çoğunlukla çok sayıda açılmış şubeler yoluyla toplanan ucuz kaynağın kredi olarak plase edilmesine dayanıyordu.Dış işlemlerde bankalar müşterileri ile Merkez Bankası arasında aracılık yapmak ve girift kambiyo mevzuatını uygulamak zorundaydılar. Fakat 1980’den sonra bankacılığı etkileyen önemli gelişmeler olmuştur. Burda da karşımıza 24 Ocak 1980 tarihi çıkmaktadır. 24 Ocak kararları olarak bilinen kararlar Türk ekonomisi ve piyasalarında önemli değişiklikler yaratmıştır.

 


  • -          IMF’le bir stand-by anlaşması imzalandı ve TL %48,62 oranında devalüe edilerek USD/TRL kuru 70.- olarak belirlendi. Hedef esnek ve gerçekçi kur politikasıydı. 1 Mayıs 1981’den itibaren Merkez Bankası kurları günlük olarak belirlemeye başladı.

  • -          Fiyat Saptama-Kontrol Komitesi kaldırıldı ve fiyatlar serbestçe belirlenmeye başladı.

  • -          Temmuz 1980’de faiz oranları serbest bırakıldı.

 

24 Ocak kararları ile başlayan serbestleşme süreci boyunca ;

 


  • -          Türkiye, ekonomik olarak daha dışa dönük ve liberal politikalar izlemeye başladı,

  • -          Kambiyo rejiminde mevcut kısıtlamalar kaldırılarak büyük ölçüde serbesti getirildi,

  • -          İhracat ve sermaye girişleri teşvik edilerek döviz rezervleri arttırıldı,

  • -          Yabancı bankaların Türkiye’de şube açmaları ve ortaklık kurmaları ve pek çok yeni bankanın faaliyete geçmesi rekabeti arttırırken yeni bankacılık teknolojilerinin de uygulanmasına katkıda bulundu.

  • -          Haberleşme ve bilgi işlem teknolojisindeki gelişmelerin Türkiye’ye yansıması gelişmeyi hızlandırdı,

  • -          Para’nın maliyeti ve getirisi konusunda bilinçlenme arttı,

  • -          Merkez Bankası’nın önderliğinde kurulan piyasalar sisteme önemli akışkanlık sağladı,

  • -          Menkul Kıymetler Borsa’nın giderek gelişmesi şirketlerin halka açılmaya başlaması yatırım fonlarının kurulması alternatifleri arttırdı,

 

Tüm bu gelişmeler dünyada ve Türkiye’de piyasa kavramının oluşmasına katkıda bulunmuş ve o dönemde yaşanan sürecin sonuçları olarak bugün dünya çapında piyasalar oluşmuş ve Türkiye’de bu pazarlar da kendine yer bulmaya başlamıştır.

 1930 yılından başlayarak iktisadi düşünceye egemen olan Keynes’in görüşe

göre, üretim düzeyi toplam mal ve hizmet talebi tarafından belirlenmektedir.

Keynes ile Klasikler arasındaki temel fark, Keynes’in özellikle kısa dönemde

fiyatlar ile faiz oranlarındaki dalgalanmaların ekonomik faaliyetlerin düzeyini tam

istihdam seviyesine doğru götürmeyebileceğidir.5

Keynes’in model üretim düzeyinin belirlenmesinde toplam talebi oluşturan

unsurlar (tüketim, yatırım ve devlet harcamalar) üzerinde odaklanmıştır.

Harcamalarda meydana gelen bir değişikliğin çarpan mekanizması yoluyla gelir

düzeyini etkileyeceği, bu araçlarla toplam talepte istenen değişikliklerin

yapılabileceği ileri sürülmüştür. Toplam talebi, tam istihdam seviyesine kadar

enflasyona neden olmayacak şekilde arttırmak mümkündür. Tam istihdam

düzeyinde toplam talepte meydana gelecek artışlar fiyatları yükseltecek ve

enflasyona neden olacaktır. 6

Keynes’in görüşe göre faiz oranları para arz ve talebi tarafından

belirlenmektedir. Bu açıdan Klasiklerden farklılaştırılmaktadır. Klasiklere göre para

arz ve talebi, yalnızca fiyat düzeyini belirlemektedir. Keynes’e göre para

arzındaki bir değişme faiz oranlarını değiştirmektedir. Kuramda paranın mübadele,

ihtiyat ve spekülasyon güdüleri ile talep edildiği varsayılmış, bu nedenle de para

talebinin faiz oranlarına karşı duyarlı olduğu ifade edilmiştir. Bu çerçevede para

politikası yardımıyla reel ekonomiyi etkilemenin mümkün olduğu belirtilmektedir.




3. PİYASA KAVRAMI VE PİYASALAR

 

Piyasa kavramı ;alıcı ve satıcının biraraya geldiği ve karşılıklı değişimin yapıldığı ortamı ifade eder. Piyasa kavramı genellikle teorik ve mekandan soyutlanmış bir kavramdır.Somut olarak düşünüldüğünde piyasayı borsa olarak tanımlamak mümkündür.



Piyasa kavramının üç temel unsuru;

  • -          alıcı

  • -          satıcı

  • -          alım / satım konusu olan mal olarak özetlenebilir.

 

Alıcılar piyasanın talep, satıcılar ise arz yönünü oluştururlar.Piyasadaki alım gücü ile desteklenmiş alış isteğine talep, satış isteğine de arz denir.Piyasanın en önemli fonksiyonu arz / talep isteğini biraraya getirerek arz ve talebin karşılaşmasını sağlamak ve karşılıklı değişim ortamını hazırlamaktır.

3.1 Piyasa Çeşitleri

Ekonomideki alım satıma konu olan malların niteliğine göre piyasalar ikiye ayrılır



  • -          Gerçek piyasa

  • -          Mali piyasa

 

3.1.1 Gerçek Piyasa

 

Gerçek piyasalarda bir taraftan nihai mal ve hizmetlerin , diğer taraftan da bu nihai mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan üretim faktörlerinin alım satımı sözkonusudur.Bu piyasaların birincisine mal ve hizmet piyasaları, ikincisine faktör piyasası denir.



Mali sistemin temel fonksiyonu, ekonomide fon arz ve talebini dengeleyerek kaynakların kesimler arasında zaman ve miktar açısından optimal dağılımını sağlamaktır.Mali sistem bu fonksiyonunu mali piyasalar aracılığı ile yerine getirir.

 

3.1.2 Mali Piyasa



 

Bir ülkede fon kullananlar ile fon arz edenler arasında fon akımlarını düzenleyen kurumlar, akımı sağlayan araç ve gereçler ile bunları düzenleyen hukuksal ve yönetsel kurallardan oluşan piyasadır.

 

Fon fazlası olan ekonomik birimlerle, fon ihtiyacı olan ekonomik birimlerin karşılaşmalarını sağlamak, bu birimler arasında fon akışını gerçekleştirmek amacıyla kurulan kurumlara finansal kurumlar bu kurumların oluşturduğu kesime de finans kesimi adı verilir.



 

Ekonomideki tasarruf yapan ve yatırım yapan birimlerin farklı olması mali piyasaların temel nedenidir. Mali piyasalarda yer alan aracıların fonksiyonu, zaman , miktar ve vade ayarlaması yaparak, vade getiri ve risk konusundaki istek ve beklentileri farklı olan kesimler arasında fon aktarımını gerçekleştirerek, fonları alternatif yatırım alanları arasında dağıtmaktır.

 
Mali piyasalar yapılan işlemlerin vadesine göre ; kısa vadeli fonların alınıp satıldığı , işletmelerin ve devletin likidite ihtiyaçlarını karşıladığı para piyasaları ile uzun vadeli fonların alınıp satıldığı sermaye piyasaları olarak ikiye ayrılmaktadır.

 


 

3.1.2 Para Piyasasına Giriş

 

Ticari bankaların ve diğer işletmelerin likidite durumlarını ayarladıkları, Merkez Bankası’nın para politikasının gereklerini yerine getirdiği ve hükümetin günlük işlemlerini finanse ettiği piyasa olarak tanımlanmaktadır.



 

Kısa vadeli para piyasası araçlarının alınıp satıldığı para piyasaları,kısa vadeli fon fazlası olan kurumlarla, geçici nakit ihtiyacı duyan kurumları karşı karşıya getiren bir mekanizma oluşturmaktadırlar. Ekonomik birimlerin geçici nakit ihtiyaçlarını karşılamak, fon fazlası olan kurumların ve bireylerin bu fonlarını en uygun vade ve getirilerle yatırıma dönüştürmelerini kolaylaştırmaktır.Bankaların ve diğer mali kurumlarla ticari işletmeler ve devletlerin çeşitli dönemlerdeki nakit giriş ve çıkışları arasında tam bir uyum sağlamaları her zaman sözkonusu olmayabilir.Bu durumlarda tüm ekonomik birimler bu piyasaya bazı durumlarda alacaklı bazen de borçlu olarak girerek fon fazlalarını yatırıma dönüştürerek nakit ihtiyaçlarını gidererek yatırımlarını sürdürebilirler.

 

Para piyasası, paraya çevrilebilir kaynakların kısa vadeli ihtiyaç duyulan alanlara aktarılmasını garanti edecek bir mekanizmanın oluşmasını sağlar.Bunun yanısıra para piyasası nakit fazlası üzerinden en yüksek gelirin sağlanmasını yada en düşük oranla kısa vadeli kredi alınmasını güvence altına alan bir sistem oluşturarak firmaların nakit fazla veya açıklarının daha iyi yönetilmesini teşvik etmekte ve kredi piyasalarında rekabeti arttırmaktadır.



 

Para piyasasının başlıca araçları, başta Hazine Bonoları olmak üzere her türlü kısa vadeli kamu ve özel kesim tahvilleri, kambiyo senetleri, alınıp satılmaya elverişli her türlü ticari kağıtlar, vadeli ve vadesiz banka mevduat hesapları, kredi kartları ve para piyasası müşterek yatırım fonları katılma hesaplarıdır.

 
4. FAİZ ORANLARINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

 

Borç verilebilir fonlar piyasasında yalnızca özel kesimin talepte bulunduğu, bir başka deyişle Hazine’nin piyasadan borç talep etmediği durumu gösteren yukarıdaki şekilde borç arzı (A) ile borç talebi (T), iki eğrinin kesiştiği (X) noktasında dengeye gelecektir. Bu noktanın dışında arz ile talep kesişmediği için denge gerçekleşememektedir. X noktasında M1 miktarındaki fon, F1 faiz oranından borç olarak verilmiş olmaktadır.



 

Şimdi de Hazine’nin, ortaya çıkan bütçe açığını finanse etmek amacıyla özel kesimin talebine ek bir taleple borç verilebilir fon talebinde bulunarak piyasaya girdiğini varsayalım.

  .  Hazine’nin piyasaya ek bir taleple girmesi halinde yalnızca özel kesimin talebini temsil eden (T) talep eğrisi sola kayacaktır. (T’ eğrisi). T’ eğrisi özel kesim ve Hazine’nin borç verilebilir fonlara olan talep toplamını temsil etmektedir. Bu durumda yeni denge noktası, diğer koşullar değişmediği sürece, T’ talep eğrisinin, arz eğrisi (A) ile kesiştiği Y noktası olacaktır. Bu yeni denge noktasında borç verilebilir fonların kullanım miktarı M1-M2 kadar artarak M1 den M2 ye kaymış, buna karşılık arzda bir değişiklik olmadığı için faiz oranları talep artışına F2-F1 kadar artışla karşılık vererek F1 den F2 ye yükselmiştir.

 

Hazine ile özel kesimin borç verilebilir fonlar piyasasından talepte bulunma nedenleri farklıdır. Hazine bu piyasadan bütçenin finansman gereksinimini karşılamak için borç talep ettiği için faiz artışına özel kesim kadar duyarlı değildir. Buna karşılık özel kesim, piyasadan ileride sağlayacağı yatırım projelerini finanse etmek amacıyla borçlandığı için faiz artışlarına karşı son derece duyarlıdır. Faizlerde ortaya çıkacak artışlar özel kesimin yatırım maliyetlerini ve dolayısıyla ilerideki karlılığını etkileyeceği için, böyle bir durumda özel kesimin yatırım projelerinden bir bölümünü ertelemesi ve dolayısıyla piyasadaki borçlanma talebini düşürmesi normaldir.



 

Amaçlardaki bu farklılık nedeniyle faizlerde, Hazine’nin piyasaya girişi nedeniyle ortaya çıkan F1-F2 artışı, özel kesimin, borç verilebilir fonlar piyasasındaki talebinde düşmeye neden olur. Bu nedenle özel kesim T’ eğrisi üzerine geçmez ve T eğrisi üzerinde sola doğru kayarak borçlanma talebini azaltır. Bu durumda özel kesim için yeni denge noktası Z olur. Z noktasında özel kesim, yeni faiz oranı olan F2 oranında eskiden olduğu gibi M1 kadar değil fakat bundan M1-M3 kadar daha düşük olan M3 miktarı kadar borçlanabilmektedir.

 

Hazine’nin yarattığı ek taleple, faizlerin yükselmesine ve özel kesimin borçlanma miktarını düşürmesine “özel kesimin piyasa dışına itilmesi olgusu” ya da “crowdingouteffect” adı verilmektedir.



 

5. PARA POLİTİKALARI

 

Para arzını ve faiz oranlarını değiştirerek ekonomiyi etkileme teşebbüsü olan para politikaları MB tarafından yürütülmektedir.Temel fonksiyonu para arzı ve faiz oranını etkilemek olan para politikalarının amacı, tam istihdamın, fiyat istikrarının, ekonomik büyüme ve ödemeler dengesinin sağlanması olarak açıklanmaktadır.



 

5.1 Para Politikası araçları

 


  • -          Zorunlu karşılık oranları

  • -          Açık Piyasa İşlemleri

  • -          Reeskont Politikası

  • -          Döviz Pozisyon Uygulaması

 

 

5.1.1.1 Mevduat Munzam Karşılıkları



 

Bankaların ödünç verilebilir fonların, kredi hacimlerini etkilemek için kullanılan araçlardan biri yasal karşılık veya zorunlu rezerv oranının MB tarafından saptanmasıdır. Bu oran bankaların kaydi para yaratma güçlerini belirleyen en önemli araçlardan birisidir.

 

5.1.1.2 Disponibilite Oranı



Bankaların ödeme güçlerini koruyabilmek için MB nezdindeki serbest depo ve hesaplarında bulundurmak zorunda oldukları yasal karşılıklara disponibilite denir.

 

5.1.2 Açık Piyasa İşlemleri



 

MB’nin Devlet iç borçlanma senetlerini satmak ya da satın almak yolu ile bankaların likiditelerini, dolayısıyla ödünç verebilecekleri fonların miktarını etkilemeyi amaçlayan işlemlerdir. MB’nin devlet iç borçlanma senetlerini satması, doğrudan ya da dolaylı olarak bankaların likiditelerini ve ödünç verebilecekleri fonların miktarını azaltır. Likiditeleri ve ödünç verebilecekleri fonların miktarı azalan bankalar kullandırdıkları kredilerin miktarını daraltmak zorunda kalırlar. Aksine MB’nin devlet iç borçlanma senetlerini satınalması, bankaların likiditelerini ve ödünç verebilecekleri fonların miktarını arttırır. Likiditeleri ve ödünç verebilecekleri fonların miktarı artan bankalar kredilerini arttırabilirler.

 

Tahvil piyasasının gelişmiş olduğu ülkelerde açık piyasa işlemleri etkin bir kredi kontrol aracıdır. Açık piyasa işlemlerinin etkinliği piyasada işlem gören devlet iç borçlanma senetlerinin hacmine, MB’nin portföy hacmine ve uyguladığı para politikası hedeflerine bağlıdır.



 

5.1.3 Reeskont Politikası

 

MB bankalarca iskonto edilmiş olan ticari senetleri yeniden iskonto ederek veya bankalarca teminat olarak verilen senetler karşılığında banlara avans vererek kaynak sağlayabilir. MB reeskont ve avans faiz oranlarını yükselterek bankaların fon talebini kısabileceği gibi faiz dışı önlemlerle de (Bankalara limit koyarak, reekont ve avansa kabul edilecek senetlerde koşulları ağırlaştırarak) bankaların reeskont ve avans taleplerini kısıtlayabilir. MB reeskont faiz oranlarıyla oynayarak banların ödünç verilebilir fonlarını, rezervlerini ve kaydi para yaratma olanaklarını etkilerler.



 

5.1.4 Döviz Pozisyon Uygulaması

 

Döviz piyasalarını incelerken göreceğimiz üzere MB bankaların tutabilecekleri döviz pozisyon miktarını da belirleyerek bir döviz kuru politikası yürütmektedir. Burada amaç, hem bankaların risklerini kontrol altına almak hem de piyasayı ekonominin gerekleri doğrultusunda düzenlemektir.



 

MB’nin para politikaları dışında, Hazine’nin maliye politikaları, Sermaye hareketleri, enflasyon faiz oranları üzerinde etkin rol oynamaktadır.

 

 6. TEMEL KAVRAMLAR



 

6.1 Döviz ve Efektif

 

Günlük hayatta döviz ve efektif kavramları sürekli biribirine karıştırılmaktadır. Bu sebeple gerçekte aralarında önemli farklar olan bu kavramları açıklamakta fayda görmekteyiz.



 

Yabancı paralar cinsinden ve yabancı ülkelerde ödenebilir kaydi paraya döviz denilmektedir. Yabancı ülke banknotları ve madeni paralarına ise efektif denilmektedir.

 

Buna göre döviz çoğunlukla banka hesaplarına geçmiş yabancı para olarak değerlendirilirken, efektif ise cepte taşınan kağıt ve madeni para olarak tanımlanmaktadır.



 

Bankalar açısından döviz efektifinden daha kıymetlidir. Bunun başlıca sebepleri aşağıdaki gibi sıralanabilir;

 

1 – Dövizin mobilitesi ( hareket kabiliyeti ) vardır.



2 – Dövizin saklanması emniyetlidir.

3 – Dövizin neması vardır.

 

6.2 Döviz Kuru



 

Her ülkenin kendine özgü bağımsız bir para sistemi vardır. Oysa uluslararası ödemeler, daima bu ulusal paraların birbirleriyle değiştirilmesini gerektirmektedir. Örneğin bir Alman ihracatçı, Fransa’ya yapmış olduğu ihracat karşılığında, kazandığı Fransız Frank’larını Alman Markı’na çevirerek Almanya’da hammadde satın alacaktır.

 

İşte çeşitli milli paraların birbirlerine çevrilmesi zorunluluğu, bu çevrilme işleminin hangi oran üzerinden yapılması gerektiğini belirlemek gibi çok önemli bir sorun ortaya çıkarmaktadır. Milli paraların bu değişim oranına Döviz Kuru ya da Parite denmektedir. Yani ;



 

Bir ülkenin döviz kuru, o ülkenin milli para biriminin yabancı paralar cinsinden değerini ifade etmektedir.

 

6.3 Çapraz Kur



 

Uluslararası döviz piyasalarında her bir dövizin diğerlerine karşı paritesi yerine başka paraların Amerikan Doları’na karşı pariteleri baz alınmaktadır. Böylece, günlük alım-satım işlemlerinde hız ve kolaylık sağlanmaktadır. Ayrıca USD, halen uluslararası ödemelerde en yaygın kullanılan para birimi özelliğine sahiptir. Bunun yanında tabii ki çapraz kurlar da gerektiğinde kullanılmaktadır. Buna göre uluslararası uygulamada kotasyonlar 1 Ocak 1999’dan önce yani EURO hayata geçirilmeden önce aşağıdaki gibi verilmekteydi.

 

1 USD = 1.9500 / 1.9505 DEM



1 USD = 1.6000 / 1.6005 SFR

1 USD = 5.8500 / 5.8525 FRF

1 GBP = 1.6500 / 1.6505 USD

 

Yukarıda verilen tarihten itibaren Belçika, Almanya, İspanya, Fransa, İrlanda, İtalya, Luksemburg, Hollanda, Avusturya ve Portekiz Euro’ya dahil oldular ve daha önce kullandıkları para birimleri cinsinden işlemler 2002 yılına kadar devam edecek olsa da uluslararası sistemde artık bu ülkelerin para birimleri yerine EURO kota edilmeye başlandı.



 

PARA BİRİMİ

1 EURO

 

 

BELÇİKA FRANGI

40,33990

ALMAN MARKI

1,95583

İSPANYOL PEZETASI

166,38600

FRANSIZ FRANGI

6,55957

İRLANDA PUNTU

0,78756

İTALYAN LİRETİ

1936,27000

LUXSEMBURG FRANGI

40,33990

HOLLANDA FLORİNİ

2,20371

AVUSTURYA ŞİLİNİ

13,76030

PORTEKİZ ESKÜDOSU

200,48200

 

6.4 Kotasyon

 

Herhangi bir varlık için verilen alım ve satım taraflı fiyat teklifi kotasyon olarak adlandırılır. Para piyasalarında kotasyon faiz cinsinden verilir.



 Örnek :  1 WK TL %40 / %45

 

Bu kotasyonu açarsak daha önceden piyasa teamülleri ile belirlenen bir meblağ, sözgelimi 1 trilyon TL için XYZ bankasının 1 hafta boyunca 40% ile borç alabileceğini 45% ile borç verebileceğini anlamak mümkündür.



 

Döviz piyasalarında ise kotasyon satın alma, ya da satma değeri olarak verilir.

  



Yüklə 115,86 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2023
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə