Bulten sinir sayisi pdf



Yüklə 182.95 Kb.

səhifə30/93
tarix05.03.2018
ölçüsü182.95 Kb.
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   93
: Bulten
Bulten -> Anadolu Aydınlanma Vakfı Sosyal ve Kültürel Bülteni • Sayı 53 • Ekim 2014 • Ücretsizdir
Bulten -> Türkiye’deki en etkin siber saldırılar

70
Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
S
ınırlar;  fiziksel,  kültürel,  sosyal 
kurguların  şekillendirdiği  çevre 
içerisinde  varlığını  sürdürmek-
te  olan  insanları  ayıran  veya  onları 
bir yer içinde tutmak için çevreleyen, 
ilişkilerini  düzenleyen  öğelerdir.  Gü-
nümüzde, bu öğeler, fiziksel şekillen-
meler gösterebilirken, tamamen soyut, 
gözle görünmeyen şekillerde de ifade-
sini bulabilen, kurallarla belirlenen bir 
hal almaktadır. 
Sınırlar,  bütünün  farklı  iki  alanını 
ayırmakta  olan  bir  kavram  olarak 
kritik bir noktada yer almakta, bu an-
lamda,  bir  tarafındakinin  diğerleriyle 
karşılaştığı  yer  olma  özelliği  bakı-
mından, gerçekte ayırandan çok, iliş-
kilerin  ve  farklılıkların  oluşturduğu 
dinamik  arakesitlerdir.  Bu  durumda, 
Simmel’in  “Sınır,  sınırsızın  sınırlıya 
değmesidir” şeklindeki yorumunu da, 
sınırı  bir  “buluşma  noktası”  şeklinde 
açıklar. (Dedeoğlu) 
‘Sınır’ kavramı, sözlük anlamına göre 
öncelikle; iki komşu devletin toprak-
larını veya il, ilçe, köy ya da kişilerin 
topraklarını  birbirinden  ayıran  çizgi 
anlamına gelmektedir, ikinci bir anla-
mı ise; bir şeyin yayılabileceği ya da 
genişleyebileceği son çizgi olmasıdır. 
Oysa modern dönemde sosyal yaşam-
da  ve  kentte  yaşanan  dönüşümlerin 
sonuçlarından  biri  olan  “sınır”  kav-
ramının,  hatlarının  giderek  daha  da 
keskinleşmesi, toplumsal ayrımlaşma-
ları şekillendiren bu kavramın, harita 
üzerindeki çizgilerden daha karmaşık 
ve  önemli  olduğunu  göstermektedir. 
Vidler’ın konuya bu açıdan yaklaşımı; 
kent yaşamında artık çoğu sınırın gö-
rünür durumda ve rijit olmadığı şek-
lindeyken  (Vidler,  1992),  benzer  bir 
görüş olarak Simmel, sınırın, sosyolo-
jik sonuçları olan mekânsal bir gerçek 
olmaktan  öte,  kendini  mekânsal  ola-
rak şekillendirip dışa vuran sosyolojik 
bir gerçek olduğundan bahsederek bu 
görüşü destekleyici bir ifadede bulun-
maktadır. (Simmel, 1997) (Dedeoğlu) 
Sınır  kavramı  çoğu  zaman  eşik  veya 
kısıtlayıcı unsur olarak tanımlanmak-
ta  ve  özgür  düşüncenin  karşısında 
aşılması  gereken  engel  olarak  algı-
lanmaktadır.  Her  varlık  sınırlarıyla 
var  olur  ve  farklılaşır.  Doğada  göz-
lemlediğimiz  her  şeyde  de  sınırlar 
vardır; mikro ölçekten, makro ölçeğe 
kadar varlıkların sınırları söz konusu-
dur. İnsanoğlu önce doğadaki sınırları 
görmüş,  kullanmış  ve  öğrenerek  yer-
leşmiştir. Sınırlar ve kenarlar oldukça 
kritiktir  ve  bütünün  farklı  iki  alanını 
oluşturmaktadırlar. Bu yüzden sınırlar 
ayırandan çok, ilişkiler ve ters dönü-
şümlerin oluşturduğu dinamik ara ke-
sitlerdir.  Ekolojik  anlamda  da,  kenar 
en verimli yerdir, çünkü katılımcıların 
ve  kuvvetlerin  diğeriyle  karşılaştığı 
ve etkileştiği alandır Marcuse (1999) 
ise  “Tüm  sınırlar  kişiler  ve  aktivite-
ler  arasındaki,  toplum  içi,  toplumlar 
arası veya kişilerle gruplar arasındaki 
“bölümlenmeleri” önerirler. Her şeyin 
sınırları vardır; hayatın ve onun kap-
sadığı  mekânlar  sınırlanmıştır”  de-
mektedir. (Uçar) 
Mimarlığı Tanımlayan
Kavram:
Sınır
 
 Shutterstock.com
Anadolu Aydınlanma Vakfı 
Düşünüyorum Bülteni


Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
71
Aynı  zamanda,  başka  bir  bakış  açı-
sıyla sınır kavramının kimlik, aidiyet 
gibi  diğer  kavramları  da  beraberinde 
taşıdığı, kültürel ve bilimsel kodlama-
larla belirlediğimiz evreni tanımladığı 
görüşü  de  hâkimdir.  Bu 
mekânsal  algının  sorgulanmasında 
tasarımcının  sıklıkla  karşılaştığı,  iç 
mekândan  kent  ölçeğine  kadar  bütün 
tasarım  süreçlerini  ilgilendiren  te-
mel sorunsaldır. ( Birik, Yeler ) Sınır 
mimari  eylem  ve  mekânın  da  birçok 
farklı  yanlarını  birleştirme  imkânını 
getirmekte  ve  mekânın  insanla  olan 
bağlantısını  her  yönden  vurgulamak 
için çalışmaktadır. 
Bu çerçevede sınırlar mimari eylemin 
her  aşamasında  kapatmak,  açmak, 
ayırmak,  korumak,  ilişkileri  tanım-
lamak,  kimliğini  belirlemek,  iletişim 
kurmak, işaretlemek, aktiviteleri ayır-
mak  ve  hareketi  yönlendirmek  gibi 
özellikleri  ile  var  olurlar.  Sınırlara 
odaklanan bir çalışma, mekânın farklı 
yönleriyle anlaşılmasını ve mimarlığın 
ilişkiler  anlamında  yorumlanmasını 
sağlar. Bu kavram mekânda peyzaj, şe-
hir, mahalle, ev, mobilya gibi birbiriyle 
ilişkili  farklı  ölçekler  ve  bağlantıların 
anlaşılabilmesine olanak verir. (Uçar) 
İnsan için en temel güvenlik derecesi 
de  en  basit  anlamda  doğal  dünyadan 
insanın  fiziksel  ayrımını  oluşturarak 
sağlanır.  “Merkez”  önemlidir.  Yapı 
bir  merkezden  başlar  ve  merkezler 
hareketin  yeridir.  “Sınır”  ise  kendi 
varlığı  ayrımları  getiren  öncelikli  bir 
yapıdır. Kenar veya sınır böylece daha 
çok  oluşturduğu  iki  olguyu  ayıran 
ve  birleştiren  bir  paradoksal  oluşum 
ve  kurgudur  (Dripps,1997).  Sınır  ve 
merkez  kavramları  bir  arada,  insanın 
yerleşmesindeki 
ana 
başlangıcı 
belirlerler.  Merkez  bir  kenar  veya 
sınır  olmadan  var  olamaz,  onlarla 
tanımlanır.  Merkeze  verilmiş  olan 
güç  kenarın  yani  sınırın  da  belirgin 
olmasıyla  kolaylıkla  algılanabilir. 
«Sınır»  böylece  bir  topolojik  ilişki 
tanımlayan,  içi  ve  dışı  yani  «içeride 
olmanın farkını” yaratır (Uçar) 
Marcuse’a  göre,  hayatın  kapsadığı 
mekânlar sınırlanmıştır. Sınırlar olarak 
davranan elemanlar, yani sınır öğeleri 
dediğimiz  duvarlar,  bahçe  çitleri, 
tabelalar  aynı  zamanda  sınırın  iki 
yakasındaki ayırma, korku, eşitsizlik, 
yabancılaşma  ve  uzaklaşma  gibi 
sosyal  tedirginlikleri  tetiklemektedir. 
(Marcuse, 1997) (Garip) 
Günümüzde,  modernleşmenin  bera-
berinde getirdiği bu sosyal tedirginlik-
lerle, sınır kelimesinin temsil ettikleri 
karmaşıklaşmış,  modern 
 
insanının kendini güvende hissedebil-
mesi adına, “öteki”yle kurulan ilişki-
ler  yeniden  tanımlanmış  ve  güvenlik 
kavramı  ön  plana  çıkarak,  sınır  kav-
ramı modern döneme özgü yeni ifade 
şekilleri  ile  karşımıza  çıkmaktadır. 
Modern  kent  mekânı  için,  yeni 
kentsel  düzenleme  anlayışında  sınır, 
ana  etmenlerden  birini  oluşturmakta, 
farklılıklar  arasındaki  ilişkiler,  kimi 
zaman  görünür,  kimi  zaman  ise 
görünmeyen,  soyut  çizgiler  olan 
sınırlarla  düzenlenmektedir.  Her  ne 
kadar  farklılıkların  olduğu  yerde 
sınırların  olması  doğal  görünse  de, 
günümüz 
lerinde  bu  sınırla-
rın  keskinleşmesi,  sosyal  tedirginlik-
lerin artışını da beraberinde getirmek-
tedir.  Marcuse  da,  bu  konuyla  ilgili, 
modern kentte karşımıza çıkan, insan-
ları ve aktiviteleri ayırmayı amaçlayan 
bu  sınırların,  artık  tarafsızlıklarından 
söz edilemeyeceğini söyler. (Marcuse, 
1997)  Buradan  yola  çıkarak,  modern 
kentlerde sınırların tetiklemekte oldu-
ğu  endişe  ve  tedirginlik  duygularının 
temelinde,  sınırlarla  vurgulanan,  ön 
plana  çıkarılan  farklılıkların  kurduğu 
ilişkilerin  eşitsizliklere  dönüşmesinin 
yer  almakta  olduğunu  söyleneblir. 
Sınırlar  bu  anlamda  farklılıkları  be-
lirginleştirerek  keskinleştirmekte,  iç 
ve  dış  arasındaki  ilişkiyi  koparmakta 
sonucunda  da  farklılıkların  çatıştığı 
kritik  bölgeler  olma  özelliği  göster-
mekte, sosyal tedirginliklerin getirdiği 
toplumsal  ayrımlaşmalarsa  giderek 
daha da belirginleşmektedir. (Garip) 
Simmel, iç ve dış arasındaki ilişkiden 
bahsederken,  toplulukların  ilişkileri-
nin  tümünde  sınır  kavramının  önem 
kazanmakta  olduğunu  vurgular.  İki 
farklı  oluşumun  çıkarlarının  aynı 
noktada  belirmesi  halinde,  birlikte 
var  olabilmelerinin  tek  yolunun,  var 
oldukları  alanları  ayıran  bir  sınırla 
mümkün  olabileceğini  ve  bu  sınırın, 
farklılıklar  arası  çatışmaları  engelle-
yenden  çok,  bu  çatışmaları  başlatan 
unsur  olma  ihtimalinden  bahseder. 
(Simmel,  1997)  Tüm  bu  tartışmala-
rın  sonucunda,  günümüz 
lerinde,  varlık  alanlarını  birbirinden 
ayıran  “sınır”ın,  gerçekte  kalınlıkları 
olmayan  soyut  birer  çizgi  ve  kentin 
sosyal  dönüşümleriyle  birebir  ilişkili 
arakesitler olduğunu, farklılıklar arası 
çatışmaların ortaya çıktığı durumlarda 
ise çeşitli şekillerde ifade edilen sınır 
öğeleri 
olarak 
fizikselleştiklerini 
söylemek mümkündür. (Dedeoğlu) 
• Birik, Melih;  Yeler Gülcan Minsolmaz; Erşen, 
Aysun Erşen; Gündoğdu,  Meltem; ‘
• Garip, Ervin; 
İstanbul 
Teknik Üniveritesi, Yüksek Lisans Tezi  
• Dedeoğlu, Eda, Çağdaş Metropolde Görünme-
yen Sınırlar Ve Kamusal Alanın Yitimi; İstanbul 
Teknik Üniveritesi, Yüksek Lisans Tezi, file:///C:/
Users/sers/Downloads/8504%20(1).pdf
• Dirik, İkbal Elif;  Arakesıtler Üzerinden Sınır Ve 
Arayüz Kavramlarının Kentsel Ve Mimari Öge-
lerlerle İrdelenmesi; İstanbul Teknik Üniveritesi, 
Yüksek  Lisans  Tezi, 
•  Dripps,  R.  D.,  (1997).  The  first  house,  myth, 
paradigm and the task of architecture, The MIT 
Press, London, 48.
• Marcuse, P., (1999). Walls of Fear, in Ellin, N. 
(editör) Architecture of Fear, Princeton Architec-
tural Press, New York, 110-114.
• Simmel, G., 1997. The Metropolis and Mental 
Life, in Rethinking Architecture, Ed. Leach, N., 
Routledge, London and New York
• Uçar, Özlem Mumcu; Sınır Kavramına Mekân-
sal  Bir Yaklaşım:  Bahçelievler  Örneği;  İstanbul 
Teknik Üniveritesi, Yüksek Lisans Tezi, http://ku-
tuphane.dogus.edu.tr/mvt/pdf.php?pdf=0005485
 Shutterstock.com
Anadolu Aydınlanma Vakfı 
Düşünüyorum Bülteni



Dostları ilə paylaş:
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   93


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə