Bulten sinir sayisi pdf



Yüklə 182.95 Kb.

səhifə4/93
tarix05.03.2018
ölçüsü182.95 Kb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   93
: Bulten
Bulten -> Anadolu Aydınlanma Vakfı Sosyal ve Kültürel Bülteni • Sayı 53 • Ekim 2014 • Ücretsizdir

12
Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
S
ınır  çalışmaları  literatüründe 
“sınır”  olgusunu  ifade  etmek 
için  üç  farklı  kavram  kullanı-
lır: border, boundary vefrontier. Ge-
nel  hatlarıyla  ifade  etmek  gerekirse, 
border  bir  siyasi  birimin  egemenlik 
alanını  kesin  bir  şekilde  sınırlayan 
hatta işaret ederken, boundary siyasi 
birimin otoritesinin ve etkinlik alanı-
nın  en  son  nerelere  kadar  ulaştığını 
gösterir;  frontier  ise  siyasi  birimin 
kendi sınırları dışında yöneldiği ve et-
kinlik  kurmaya  çalıştığı  alanı  tanım-
lamak için kullanılır. Border egemen 
ulus-devlete atıfla anlam kazanan, do-
layısıyla modern döneme ait bir kav-
ramdır.  Boundary  kavramı  ise  daha 
çok  modern  dönem  öncesinde,  im-
paratorlukların  uluslararası  sistemin 
temel aktörü olduğu dönemde anlam 
kazanmıştır. 
 ise hem egemen 
ulus-devletler hem de imparatorluklar 
dünyasında  geçerliliği  olan  bir  kav-
ramdır.
Türkçede bu üç kavram arasında an-
lam  açısından  bir  fark  gözetilmesine 
rağmen her üçü için de “sınır” ifadesi 
kullanılır.  Anlam  açısından  kavram-
lar  arasındaki  farklılığı  daha  net  bir 
şekilde ortaya koymak ve tarihsel bir 
perspektiften  konuyu  daha  anlaşılır 
kılmak  için,  “sınır”  kavramının  da 
üzerinde  oturduğu  uluslararası  siya-
setin  kurucu  ontolojik  zeminini  ma-
saya  yatırmak  gerekir.  Modern  ulus-
lararası  siyasetin  kurucu  ontolojik 
zemini  “devletler  sistemi”dir.  Buna 
göre,  tüm  yeryüzünü  ve  insanlığı 
kuşatan  tarihî-toplumsal  varlık  ala-
nı, devletlerarasında mutlak ve kesin 
hatlarla  egemenlik  alanlarına  ayrıl-
mıştır.  Modern  dönem  öncesinde  de 
yeryüzünü ve insanlığı kuşatan tek bir 
siyasi birimin varlığından bahsetmek 
mümkün değildir. Çin, Roma, Pers ve 
Osmanlı  gibi  devasa  imparatorluklar 
kurulmuş,  fakat  bu  siyasi  birimler 
yeryüzünü  ve  insanlığı  tek  bir  çatı 
altında  toplayacak  konuma  ulaşama-
mışlardır.  Peki,  o  halde  modern  dö-
nemi  kendisinden  önceki  dönemden 
farklı  kılan  nedir?  Modern  dönemi, 
modern-öncesi  dönemden  ayıran  hu-
Modern 
Dünyada 
Sınırlar

 
Anadolu Aydınlanma Vakfı 
Düşünüyorum Bülteni


Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
13
sus, yeryüzünün ve insanlığın tek bir 
siyasi  otorite  altında  toplanamama 
pratik gerçekliğinin, ideal ve kurum-
sallaşmış  düzen  anlayışı  konumuna 
yükselmesidir.  Modern  dönem  önce-
sinde  ideal  olan  ise  yeryüzünün  ve 
insanlığın tek bir siyasi otorite altında 
toplanması  olmuştur.  Hemen  hemen 
tüm imparatorluklar kendi otoriteleri-
ni evrensel addetmişler ve sınırlarını, 
açık uçlu ve genişlemedeki son durak 
noktası, yani boundary olarak tanım-
lamışlardır.  İmparatorluklar  dünya-
sında egemenliği sınırlayan nihai bir 
sınır anlayışı, yani border yoktur.
Modern dönem öncesinde sistemin te-
mel  aktörü  olan  imparatorluk  gitmiş, 
yerine  egemen  ulus-devlet  gelmiştir. 
Böylece yeryüzünü ve insanlığı kuşa-
tan  evrensel  bir  düzen  arayışı,  yerini 
egemen  ulus-devletin  sınırları  dâhi-
linde evrensel bir düzen arayışına bı-
rakmıştır. Mevcut sınırlar mutlaklaştı-
rılmış ve bu sınırların ötesine geçerek 
tüm dünyayı tek bir çatı altında birleş-
tirme idealinden vazgeçilmiştir. Ulus-
lararası  siyaset  açısından  modernite, 
küresel düzlemde bir evrensellik ara-
yışı  karşısında, 
  (devlet) 
düzleminde  bir  evrensellik  arayışının 
zaferinin  ilan  edilmesidir.  Modern 
devletler  sistemine  hâkim  olan  sınır 
anlayışı,  toplumlar  arasına  kalın  ve 
kapalı hatlar çizen border kavramıdır.
Modern dönemde uluslararası siyaset, 
ağırlıklı olarak  savunmacı  bir  nitelik 
kazanmış;  kesin  ve  mutlak  hatlarla 
çizilen sınırların dış dünyaya, içeride 
de devletin “millet”inin topluma karşı 
korunması  siyasetin  temel  dinamiği 
haline gelmiştir. Bu değişimin altında 
yatan,  imparatorluğun  kendini  mer-
kezine yani imparatorun ikamet ettiği 
saraya ya da başkente atıfla, ulus-dev-
letin  ise  kendini  egemenlik  alanını 
diğer devletlerin egemenlik alanından 
ayıran  sınırları  esas  alarak  tanımla-
masıdır. Bir başka ifadeyle, siyasetin 
odağı  “yayılmak”tan  “sınır”lamaya 
kaymıştır.  Devletin  “sınır”lama  fiili 
modern  döneme  ait  iki  cephede  te-
zahür etmektedir: Devlet-uluslararası 
sistem  (iç-dış  ayrımı)  ve  devlet-top-
lum (kamusal-özel alan ayrımı).
Modern  dönemde  egemen  devlet, 
kendi içine dönerek sınırları içerisinde 
yaşayan  insan  topluluklarını  “millet” 
kategorisinde,  kamusal  ve  özel  alan 
arasında  bir  “sınır”lamaya  giderek, 
homojenleştirmeye 
çalışmaktadır. 
Bunun temel sebebi ise iktidarın kay-
nağı  konusunda  yaşanan  değişimdir. 
İmparatorluklarda  siyasi  iktidarın 
kaynağı  dünya  dışında  metafizik  bir 
temel olarak bir tanrıya veyahut bizzat 
tanrısal  bir  nitelik  taşıyan  imparatora 
dayanmaktaydı. Modern dönemde si-
yasi otoritenin kaynağı 
leşmiş, 
önce tanrısallığından arındırılmış ter
 kral, 1789 Fransız Devrimi’ni 
takip eden dönemde ise “millet” (na
tion)  iktidarın/egemenliğin  kaynağı 
durumuna gelmiştir. İktidarın kaynağı 
durumuna gelen insan topluluklarının, 
devlet  tarafından  başıboş  bırakılması 
söz konusu olamazdı. Devlet etkin bir 
şekilde,  tespit  ettiği  “ideal  vatandaş” 
tanımı  ışığında  “millet”ini  kurgula-
makta, yeniden üretmekte ve bu tanı-
mın dışına çıkmaya çalışanları “öteki-
leştirerek”, “tehdit” unsuru addederek 
ve kamusal haklardan yararlanmaları-
nı kısıtlayarak cezalandırmaktadır.
1648  Vestfalya  Antlaşması’yla  tüm 
siyasi  birimler  birbirlerinin  egemen-
lik  alanlarına  saygı  göstereceklerini 
ve  hukuken  eşit  olduklarını  kabul 
etmişlerdir.  Avrupa’da  gerçekleşen 
bu  dönüşüm  zamanla  Avrupa  dışın-
daki  siyasi  birimleri  de  kapsamış, 
1960’larda  sömürgeciliğin  sona  er-
mesiyle  tüm  dünyada  geçerli  kurucu 
bir  norm  hâline  gelmiştir.  Böylece 
devletin egemenliği ve otonom varlı-
ğı garanti altına alınarak devletler sis-
temi,  tarihî-toplumsal  varlık  alanını 
organize eden temel ontolojik anlayış 
olarak küresel çapta kurumsallaşmış-
tır. Bu yeni düzende devlet, dışarının 
kapsamındaki  insanlıktan,  ulus-üstü 
toplumsal  yapılardan  ve  diğer  ege-
men  devletlerden  kendini  “farklılaş-
tırarak”,  “sınır”layarak  (b/ordering
kendi egemenlik alanını korumak ve 
inşa  etmek,  aynı  zamanda  da  ege-
menlik haklarını devam ettirmek için 
anarşik  uluslararası  sistemin  devamı 
uğruna  mücadele  etmek  zorundadır. 
Anarşiyi  aşıp  sınırları  (border)  dı-
şında  egemenlik  alanını  genişletmek 
isteyen Napolyon Fransa’sı ve Hitler 
Almanya’sı  gibi 
devletler 
diğer devletler tarafından sert bir şe-
kilde cezalandırılmıştır.
Devletler  sınırlarının  gerisine  çeki-
lip  bekler  mi?  Elbette  ki  hayır.  Bu 
noktada  frontier  kavramı  devreye 
girer.  Devletler  sınırlarla  kısıtlanmış 
olmalarına  rağmen,  “dışarısı”  olan 
uluslararası  alanda  etkinlik  kurma-
yı  hiçbir  zaman  elden  bırakmazlar. 
Sosyal  varlıklar  olmaları  nedeniyle 
içerisinde  bulundukları  uluslararası 
sistemi kendi çıkarları doğrultusunda 
şekillendirmek  isterler.  Bu  çelişkiyi 
aşmak  için  frontier  kavramı  ışığın-
da  “dışarı”ya  yönelerek,  egemen-
lik  alanlarını  genişletmeden  siyasi, 
ekonomik  ve  kültürel  etkinlik  alan-
larını  genişletmeye  çalışırlar.  Me-
sela  günümüzde  sistemin  en  büyük 
gücü  Amerika’nın  border’ı  Atlantik 
ile  sınırlı  olmasına  rağmen,  etkinlik 
veya  jeopolitik  alanı  yani  frontier’ı 
tüm  yeryüzüdür.  Yine  aynı  şekilde, 
Osmanlı  İmparatorluğu’nun  boun
dary’si Viyana kapılarının ötesine ge-
çemezken, frontier’ı Avrupa’nın daha 
derinlerine, mesela İspanya’ya kadar 
ulaşmaktaydı.
Özetle,  sınırlar  tarihsel  olarak  farklı 
şekillerde  kurgulanırlar.  Modern  ön-
cesinde  boundary,  egemen  devletler 
sisteminde  ise  border  önem  kazan-
mıştır;  frontier  ise  her  iki  dönemde 
de  gerçekliği  olan  bir  olgudur.  Yine 
somut  fiziksel  bir  olgu  olmalarının 
ötesinde  sınırlar,  “farklılığın”  üre-
tilmesi  anlamında  toplumsal  olarak 
inşa edilir. Sınır kavramının kapsamı 
genişletildiğinde  ise  devletin  sadece 
dışarıya karşı kendi egemenlik alanını 
“sınır”lamadığı  (b/ordering),  içeride 
de  “ideal  millet”  anlayışı  üzerinden 
topluma  yönelik  bir  “sınır”lama  yü-
rüttüğü görülür.
* http://www.anlayis.net/makaleGoster.aspx?dergiid=74&makaleid=2079
Anadolu Aydınlanma Vakfı 
Düşünüyorum Bülteni



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   93


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə