Bulten sinir sayisi pdf



Yüklə 182.95 Kb.

səhifə6/93
tarix05.03.2018
ölçüsü182.95 Kb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   93
: Bulten
Bulten -> Anadolu Aydınlanma Vakfı Sosyal ve Kültürel Bülteni • Sayı 53 • Ekim 2014 • Ücretsizdir
Bulten -> Türkiye’deki en etkin siber saldırılar

Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
19
öğrenci  “sanatçı”  kimliği  kazanmak 
için  gider.  Bu  yaygın  genel  görüş-
tür  ama  konuyla  yakınlığı  olanlar 
bilir  ki  “sanat”  birçok  zahmetli  uğ-
raşının  ve  özverinin  sonucunda  ama 
ilah     bir  veri  diyebileceğimiz  bir 
yeteneğin  varlığını  da  gerektiren  bir 
alandır.  Binlerce  öğrenci  arasında 
kıyasıya rekabetin sonucunda yalnız-
ca  bir  veya  ikisi  “sanatçı”  unvanını 
hak eder. Biz şimdi dışarıdan bakıp, 
bu  liyâkatin  sonucunda  elde  edilen, 
hak  edilmiş,  helâl  ve  hizmetkâr  bi-
linci destekleyemiyorsak veya hiçbir 
şey  yapamıyorsak  “işleri”  üzerinden 
değerlendirip  takdir  edemiyorsak, 
eserinin  âciz  yaşantılarımıza  doku-
nup  canlandırdığı  bir  etki  alamıyor-
sak yani asgarî olarak eserden kendi 
payımıza düşen rahmeti tahsil edemi-
yorsak  bu  yalnızca  bizim  kaybımız 
olur  ki,  toplumsal  yaşantımızda  bu 
fakirliği de çokça tecrübe ediyoruz.
Gönül  yapmaktan  söz  ediyoruz  ama 
gönlümüzde  nitelikli,  hizmetkâr  in-
sanlara  yer  olmadığı  gibi,  onlara 
düşman  gözüyle  bakıyoruz.  Eğer  şu 
anda  beğenmediğimiz  bu  dünyada, 
parmakla  sayılacak  sayıda  nitelikli 
insan  olmasaydı,  belki  de  taş  devri 
koşullarına geri dönüp, yazıyı keşfet-
mek için bile üzerimizden çok zaman 
geçmesi gerekirdi. Evet, taş devrinde 
yaşamıyoruz belki ama tezat bir du-
rum  olarak  kabile  savaşlarına  müsa-
ade edilen bir dünyada da yaşıyoruz 
aynı  zamanda! Yine  de  bir  şansımız 
olabilir  belki  diyecektim  yalnızca. 
Aman Canım! Yazmanın, okumanın, 
nitelikli sohbet etmenin, bu karmaşık 
dünyada  neden  bulunduğumuza  dair 
bir iki çift laf etmenin ne önemi var 
ki?  Bir  şiir,  bir  güzel  müzik  ya  da 
en  azından  eğitilmemiş sesimizle  de 
olsa bir şarkı söylemenin nafileliğin-
den dem vurup, karmaşanın ve gürül-
tünün  arasında  acı  çekmenin  tadını 
çıkaralım değil mi?
Nice  emekler  çekilerek  icrâ  edildi-
ğini  bildiğimiz  bir  orkestranın  icrâ-
sını dinlemeye gittiğimizde, daha az 
emek  verilerek  müzik  diye,  yıllardır 
artarak, bir karabasan gibi üzerimize 
gelen  gürültüyü  duymamak  için  bu 
dünyayı  terk  etme  isteği  ile  doluyo-
ruz ama terk edemeyiz, başka dünya-
mız yok çünkü. Çok sevdiğimiz, daha 
doğrusu bir gün seveceğimiz hale ge-
tirmek  istediğimiz  bu  dünyada  gön-
lün inşası sonu olmayan bir 
yon süreci gibi geliyor. Kendi beşeri 
yanlarını  yontmaya,  kendi  üzerine 
çalışmaya  başlayan  herhangi  biri 
sonuçlarını  görmeye  başladığında 
beşeri yanıyla arasına aşılmaz bir sı-
nır çekmeyi ister. Toplumsal anlamda 
giderek  yalnızlaşan  bireylerin  temel 
sıkıntısının  bu  olduğunu  düşünüyo-
rum. Ama  anlam  verilmediğinde  bu 
yalnızlaşma,  en  azından  toplumsal 
bağlamda  ilişkisizliği, 
  dedi-
ğimiz  ilişkisiz  bireyleri  üretiyor.  Bu 
noktada,  insan  ünsiyeti  ile  yani  iliş-
kileri ile insan vasfını kazandığı için, 
insanlığını  kazanamamış  bu  kişinin 
akıbeti ancak bir “şey”e dönüşmektir. 
Bu olumsuzluk modern dönem insa-
nının çaresizliği olarak alınırsa, inti-
har  sınırında  iken,  çözümü  modern 
olmayan  yapılarda  mı  arayacağız? 
Henüz  gerçekliğine  kavuşmamış  ve 
bizler  için  bir  üto
  olsa  da,  özgür 
bireyselliğimizi feda ederek neyi ide-
al edindiğini bilmediğimiz belli çıkar 
çevrelerinin  icât  ettiği  dinler  olarak 
ideolojik  cemaatlere  yamanmakla 
mı,  yoksa  ebeveynlerimize  yani  hu-
kuk  yerine  töreye 
  olarak  mı 
tatmin bulacağız? Hiç olmadı ırkımı-
za mı sığınacağız?
Tanrı  diye  tasarladığımız  “ego”muz, 
uçurumdan düşerken yapıştığımız bir 
dalı bile bize fazla görür; bırak ken-
dini kollarıma der, parçalanacağımız 
kesindir.  Böyle  bir  Tanrı’dan  daha 
iyisi “başka kimse yok mudur?” diye 
sorduğumuzda, hiç yoktan içimizi fe-
rahlatan bir dost yüzü olabilir ancak!

…” Yunus Emre
 Shutterstock.com


20
Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
Anadolu Aydınlanma Vakfı 
Düşünüyorum Bülteni


Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
21
I. 
Modernite,  varlığını  ve  yeniden 
üretimini 
indirgemeci  ve  du-
yarsız  kontrol 
mekanizmaları  kura-
bilmesine  borçludur.  Modernizmin 
“bilimsel”  düzenleme  alanlarına 
bakıldığında;  düşünme  biçimlerin-
den  siyasal  organizasyonlara  kadar 
her  yerde  baskın  biçimde  göreceği-
miz  şey  duyarsız  sınır  ve  başlangıç 
koşullarına  bağlı  mekanikçi 
kavramıdır. Başka bir ifadeyle sınır-
ları  çizmek,  sınırların  geçirgenliğini 
düşürüp  sınır  içinde  homojenliği, 
toplanabilirliği sağlamak ve normal-
leştirmeyi  gerçekleştirmek  modern 
paradigma için okunaklılığı sağlamış 
ve kolay uygulanabilir yönetim araç-
larını oluşturmuştur.
Bugün 
  ve  karmaşıklık 
bilimi  çalışmaları  ile  birlikte  koz
 üzerinden kurulan 
  ayrımın  içi  boşaltılmış  ve 
modern  düşüncenin  kesinlik,  evren-
sellik  iddiaları  çürütülmüştür. 
dünyasındaki 
bu  gelişmelerin  sosyo-kültürel  alana 
yansıması ise bugün yaşanan mülteci 
akınları üzerinden de okunabilir. 
Mülteci kelimesinin sınır üstüne ku-
rulu  anlamı,  modern  dünya  kurgu-
sunun  aidiyet ilişkisini içermektedir. 
Savaş  sebebiyle  ülkesini  terk  eden-
lerin  yanında Avrupa’ya  göç  edecek 
ancak  mülteci  statüsünden  yararlan-
mak  isteyenlerin  sınırları  aşması, 
kontrol  mekanizmalarını  zora  sok-
maktadır.  Özellikle  küresel  bir  etki 
alanına  sahip  olan  bugünkü  mülteci 
hareketliliği,  Avrupa  devletlerinin 
öngöremediği bir sınır aşımını mey-
dana  getirmiştir.  Bu  bağlamda  sınır 
ile  ilgili  tutumların  değişimini  iki 
maddede özetleyebiliriz:
a) Bu hareketlilik sebebiyle modern-
leşme sürecini tamamlamış ülkelerde 
nüfus  istikrarının  bozulması  güncel 
bir  endişe  hâline  gelmiştir.  Dünya 
haritası  sınırları  ulus-devlet  tebaala-
rı  gözetilerek  oluşturulmuştu.  Fakat 
yaşanan,  özellikle  mülteci 

ile birlikte mutlak denge ideali bugün 
altüst  olmuş  durumdadır.  Toprak-
larındaki  bu  heterojen  karışımla  ne 
yapacağını bilemeyen birçok Avrupa 
devleti, mülteci sorununu kriz olarak 
ele almakta ve bu “krizi” aşmak için 
sınırlarını kapatma eğilimindedirler
 1

Burada silikleşen ulusal sınırların ye-
rine daha da kalın çizilen bölge sınır-
ları  öne  çıkmaktadır.  Bu  politikanın 
1 http://www.dw.com/tr/avrupa-
m%C3%BCltecilere-%C3%A7are-
ar%C4%B1yor/a-18837633
Avrupa Sınırlarında
Küresel Zuhur Olarak
“Mülteci”
Prof. Dr. Gediz Akdeniz 

 
** 
* www.gedizakdeniz.com
** yagizalptangun@gmail.com https://independent.academia.edu/yagizalptangun
Anadolu Aydınlanma Vakfı 
Düşünüyorum Bülteni



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   93


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə