Bulten sinir sayisi pdf



Yüklə 182.95 Kb.

səhifə64/93
tarix05.03.2018
ölçüsü182.95 Kb.
1   ...   60   61   62   63   64   65   66   67   ...   93

138
Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
çıkan otobüsler yine de arızalı olabili-
yordu ve bunun sonuçlarına kendileri 
katlanmak zorunda kalıyorlardı. Sen-
dika ve işçilerin buna karşı istedikle-
ri yeni bir ‘kontrolör’ tahsis edilerek, 
kontrolü  yapılmış  tüm  tamir  edilmiş 
otobüslerin  yeniden  kontrol  edilmesi 
idi. Bir seviye daha hiyerarşi yaratarak 
sorunun  çözüleceğine  inanıyorlardı.  
Bir başka deyişle, ilk kontrolörler gö-
revlerini  iyi  yapmıyorlardı  ve  bunun 
sonucunda şoförlerin düşeceği durum 
ile ilgili bir bilinçten yoksundular ama 
nedense  yeni  atanacak  kontrolörler 
sorumluluğu  yüklenerek  görevlerini 
yapacaklardı.  Bu  düşüncenin  mantı-
ğı  gereği,  sorumluluk  sonsuza  kadar 
yeni kontrolörlere devredilebilir ve en 
sonunda Tanrı’ya  kadar  uzanabilir  ki 
Tanrı kavramı da kendi içinde sonsuz 
bir kavramdır.
Bugün içinde yaşadığımız toplumların 
doğaya, insana ve yaşama karşı duyar-
sızlığı,  sevgisizliği  ve  gaddarlığı  (en 
basit  biçimi  ile  kâr  hırsı  ile  doğanın 
acımasızca talanı ve en uç biçiminde 
savaşlar) bu bağlamda sosyolojik ola-
rak açıklanabilir sanırım. Marx’ın, sa-
nayileşmiş toplumların işçi sınıfı için 
söylediği meşhur 
 ibaresi de bence bunu betimler. 
-
-
Konunun  benim  için  önemli  olan  bir 
başka  boyutu  da  erkeklerden  farklı 
olarak bu sürecin kadınları nasıl etki-
lediğidir. Çağımızda dişil ilkenin yok 
varsayılarak tamamen eril ilke ile yö-
netiliyor olmamız ve kadın erkek top-
lumun büyük kesiminin, eril değerleri 
içselleştirmiş  olması,  bir  yanı  ile  ya-
bancılaşmanın bir sonucudur.
Öte yandan, eril değerlerin egemenliği 
kadının toplumda nasıl görüldüğü ile 
de ilgilidir. Bu konuda John Berger 
 6
 
önemli bir ışık tutuyor. Anlam bütün-
lüğünü bozmamak için, uzun bir alıntı 
yapacağım:
 
 
 7
6 John Berger çağımızın önemli bir düşünürü, 
sanat eleştirmeni ve yazardır. Türkiye’de de iyi 
bilindiği  kanısındayım  John  Mohr’un  harika 
fotoğraflarıyla birlikte yazdığı ‘
’  (
)  adlı 
kitabında Almanya’ya Türkiye’den göç eden ilk 
işçilerin serüvenini, baştan sona izlemiş ve ola-
ğanüstü 
 yeteneğini de ortaya koymuştur. 
Bu insanların yaşadığı değişimi ve yabancılaş-
mayı inanılmaz bir sezgiyle sergilemiştir. Süre-
ci, bunu yaşayanlar gibi anlamamızı sağlamıştır.  
Aynı şeyi, Fransa’nın bir dağ köyünde inzivaya 
çekilerek, tarımsal üretimi ve yaşamı ‘
’ (
) adlı 
kitabında da, yok olan bu yaşam tarzına hayıfla-
narak, bizlerin de neleri yitirdiğini betimleyerek 
yapmıştır. Bunun dışında birçok romanı, sanat 
eleştirisi makaleleri ve anı kitabı da vardır.
7
  John  Berger:  “ 
”,  Metis 
Yayınları,  Çev.  Yurdanur  Salman,13.  Baskı, 
John  Berger’in  vurguladığı,  kadınlık 
durumunun  sınırlarıdır.  Bu  sınırları 
çizen  erkek-egemen  toplumsa,  aynı 
zamanda, var olabilmek için erkek-e-
gemen  değerleri  içselleştirmesi  ge-
rektiğine  inanan  kadının  kendisidir 
de.  İşçi  sınıfı  ile  benzer  bir  biçimde, 
kendi özgünlüğüne, yaratıcılığına gem 
vuran, sınır çizen sistemin, gönüllü iş-
birlikçilerine dönüşmüşlerdir. Kadının 
özel  durumunda,  kendisinin  farkının 
bilincinde  olmak  yerine
  kendisinin  ‘farkında’  olma 
durumuna indirgenmiştir. 
 
 8
Son olarak, çağımız insanının kendisi-
ni içinde bulduğu cendereyi anlamak 
için  işin  ruhsal  boyutuna  da  bakmak 
yararlı olabilir. Bilindiği gibi, insanın 
‘varlığı’ sınırsızdır ancak sınırlı bir be-
den içinde hayat bulur. Düşünceler de 
sınırsızdır,  akışkan  bir  halde  evrende 
bulunur.  Her  birimiz,  kendi  monitör-
lerimizin 
 9
  özelliklerine,  antenlerimi-
zin  gücüne  göre  uygun  düşünceleri 
çekiyor.  Yukarıda,  her  birimizin  mo-
nitörünün  sınırlarını  belirleyen  çeşitli 
antropolojik  ve  sosyolojik  olgulara 
değinildi.  Varsayım  odur  ki,  bir  kez 
‘birliği’  (bir  olma  hâlini)  kavradığı-
mızda  sınırlar  kalmıyor.  Bunu  şöyle 
de  söyleyebiliriz:  Her  yaptığımız  ey-
lem, hatta düşüncelerimiz bile her şeyi 
ve  herkesi  etkiliyor  ve  sonuçta  bize 
dönüyor.  Eylem  ve  düşüncelerimizin 
sonuçları hakkındaki bilinçli farkında-
lığımız da bir anlamda tüm sınırların 
kalkmasıdır.  Gerçek  özgürlük  de  bu 
olsa gerek.
Stanley  Kubrick’in  2001  adlı  ünlü 
filminde (
 - 1968) bil-
gisayar  HAL  9000  sanırım,  bütünü 
kapsayabilen  bir  ‘monitör’ü  temsil 
ediyordu.  Umarım  bunu  insan  yapısı 
makineler değil, bir gün insanlar ger-
çekleştirir.
Eylül 2007, s. 46
8
 Sofya (
, Yunanca: Σοφία). İslam’ın 
dişil hikmeti Hz. Fatma’ya göndermedir.
9
 Metin Bobaroğlu’na göre 

tasavvufta beyin.
Anadolu Aydınlanma Vakfı 
Düşünüyorum Bülteni


Sınır Özel Sayısı, Yaz 2016
139
“Sınır” 
“Ve” 
“Ben”
İlişki farklılıktır
Çelişki harekettir
F
arklı  hatta  birbirleri  için  bir 
“başkası” olmuş belirlenimlerin 
aralarındaki gerilimin taşıyıcısı 
olduğu kadar, ortaklaştıkları nadir bir 
özelliktir 
.  
Sınır tek bir yanın değil her iki yanın 
da  sınırıdır.  Hem  bitiş,  hem  de  baş-
langıçtır.  Hem  şiddeti  artabilen  kar-
şıtlıktır, hem de yakınlığın umududur. 
Her koşulda sınır bir bağdır. Farklılık 
kadar  ilişkiyi  de  gösterir.  “Her  ilişki 
son çözümlemede ayırt edici bir özel-
liği ve de karşıtlığı söyler. Onun için 
çelişki aslında bir ilişkidir.” 
 2
 Sınır da 
ilişkinin kanıtıdır. 
Sınır biraradalıktır, diyalektik ilişkinin 
sahasıdır.  Sınırlar,  çelişen  ve  çekişen 
tarafların  birbirlerine  karşı  zorunluk-
larını ve birlikte var kıldıkları bütün-
lüğü  gösterirler. Yani  sınır  karşıtların 
ayırıcısı  olmakla  birlikte  bütünlüğün 
de toplayıcısıdır.
Sınır  kavramının  dilde  ve  düşüncede 
bir  söylenişi  de  “ ”  bağlacı  olmalı-
dır.  “Ve”  sayesinde  iki  farklı  özelliği 
birbiriyle  bağlarız.  “Ve”  sayesinde 
hem  ayırır  hem  de  birleştiririz.  “Ve” 
sayesinde  anlarız  ki  ilişki  farklılıkta 
olur.  “Ve”  sözünü  duyduğumuzda  ilk 
elde anlarız ki iki farklı belirlenim var, 
1 Bu belirlemeler öylesineler ki sıralamayı ve 
sözcüklerin yerlerini değiştirseniz de anlam 
bozulmuyor.
2 Metin Bobaroğlu, 
 Neyden 
 
. “Çelişki İlişkidir”
bir  de  bunların  ilişkileri.  Düşünmeyi 
ilerlettiğimizde akıl ederiz ki bu farklı 
belirlenimlerin ortaklaştıkları bir dün-
ya var. Bu dünya, sınırın her iki yanını 
da,  sınırın  kendisini  de  kapsayan  bir 
bütünlük aslında. Bu bütünlük, bünye-
sindeki farklılıkların birliği ile anlam 
kazanıyor,  öte  yandan  taşıdığı  farklı-
lıklarla bilince de farkındalık sunuyor. 
Bütünlükler bünyelerindeki zıtlıklarla, 
onların  sınırlarının  istikrarsızlığıyla 
hareketli ve bilinçleri dürtücüdürler.   
Şayet  sınır  yoksa,  şayet  “ ”  yok-
sa  farklılıklar  ve  belirlenimler  ayırt 
edilemez,  hareketsiz  ve  görünmez 
olurlar:  “Vahdet  Deryası”.  O  bir  sar-
hoşluk, kendinden geçiş, O bir coşkun 
idrak ama yaşam değil. 
O  derya  “Ben”  kavramında  yayılır. 
“Ben”, burada artık ortaklaşan, evren-
sel ve sınırsız öznedir. Oysa farklı bir 
bene koşullandık. O bireysel ve sınırlı. 
O denli sınırlı ki, sınır kavramının ta-
şıyıcısı, yayıcısı. Kendimiz sayesinde-
dir ki, farklılıkları görüyoruz, sınırları 
ve  sınırlamayı  öğreniyoruz.  Ayırıyo-
ruz ve ayrıklaşıyoruz: Ben ve dışımız. 
Kendiliğimiz  olmazsa  bizim  için  sı-
nırlar da olmazdı. Kendinden geçmek 
bu yüzden Vahdet Deryasının eşiği ol-
malı. “Ve” yoksa, sınır yoksa o zaman 
ben de yokum. Şu halde “ ” bireydir. 
Demek ki farklılıkları bulan, gösteren, 
ayıran,  bağlayan,  ilişki  kuran,  hem 
uzaklık  ve  gerilim,  hem  yakınlık  ve 
sevgi taşıyan sınır, bendir, insandır. 
Aslında insan aciz ve sınırlı. Taşıdığı-
mız bu sınırlılık yüzünden sınır ötesi 
ilişkilere  gereksinim  duyuyoruz.  İyi 
ki böyle, bu sayede başkalarıyla ilişki 
ve  dostluklar  kuruyor,  giderek  sınır-
lılığımızı aşacak bir bütünlüğe doğru 
yöneliyoruz. 
Schwarz  şöyle  yazıyor:  “
.” 
 3
  
Varlığın soluğu merkezden uca doğru 
yaratıyor,  biliş  uçtan  kaynağa  doğru 
derleyip topluyor. Varlığın hiçbir şeyi 
dışarda  bırakmaksızın  kapsayıcılığı, 
birlik  içinde  ayrımlaşarak  saçılıp  da-
ğılması, farklılık ve farkındalıkla olu-
şan bilgi sayesinde yeniden toplanma-
sı insanın tin dünyasında iki ana kanal 
yaratıyor: 
  (varlık)  ve 
 
(bilgi). Varlığa her an tanıklık ediyor, 
deneyimliyor ve bilgimizle tanımlıyo-
ruz. Tin dünyamızla, edindiğimiz bilgi 
ölçeğinde  varoluşu  yeniden,  üstelik 
çoğaltarak  yaratıyoruz:  “İnsan  her 
şeyi ikileme kudretindedir”. 
 4
“Allah,  Âdem’e  bütün  eşyanın  isim-
lerini  öğretti”.
 5
  Yani  insan,  eşyaları 
soyutlayarak  isimlendirmeye,  varlığı 
bilgi  olarak  yenilemeye  (ikilemeye) 
daha  çocukluğunun  ilk  günlerinde 
başlıyor. Bilgi ağacından yediği mey-
ve ile bilme boyutunda yaratıcı oluyor. 
Cennetten  kovulmayla,  sorumluluk, 
özgürlük ve bilinçlenme gereksinimi-
ni  yükleniyor.  Böylece  insan 

le  çoğaltarak  kucaklayan  tek 
canlı oluyor. Her iki yanı da bilincin-
de taşıyan ve o sayede ilişkilenmele-
rini  sağlayan  insan  böylece  onların 
sınırında  yer  alıyor. 
 
i, 
 
u geliştiriyor, olgunlaştı-
rıyor, uygarlık ilerliyor. Varlıkla bilgi 
arasındaki sınır aslında bilinçtir. Yani 
insan bilinciyle sınır oluyor. Bu sınırın 
ve çelişkinin ötesini, bunları kapsayan 
bütünlüğü bilmeye, tanıklığa ve anla-
maya çekiliyoruz.
Hz. Muhammed’e soruyorlar: “Çok az 
” Güzeller Güzeli yanıtlıyor: 
“İlminizi  artırın”.  İbadet  edin  tövbe 
edin demek yerine öğüdü budur. 
Kanımca  insan,  neyin,  nelerin  sınırı 
olduğunu bulsa bilse de, sınırları bağ-
rında  taşıyanı  bulmakla,  buluşmakla 
yükümlü.
3 F. Schwarz, 
.
4 Metin Bobaroğlu, 
5 Kur’an-ı Kerîm, Bakara 
 2/31




Dostları ilə paylaş:
1   ...   60   61   62   63   64   65   66   67   ...   93


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə