Davraniş BİLİmleri ÜNİte 1 davraniş BİLİmleri ve diĞer sosyal biLİmlerle iLİŞKİSİ



Yüklə 0,51 Mb.
səhifə4/11
tarix17.09.2017
ölçüsü0,51 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11

Tutumların Özellikleri

Tutumların tanımı ve oluşumu incelenince bir bütün olarak bazı özelliklere sahip oldukları görülür. Bu özellikler, tutumların her üç bileşenini de kapsamaktadır. Tutumların özellikleri şunlardır;




  • Tutumların her birinin kuvvet derecesi bir diğerinden farklıdır.

  • Tutumlar, içerdiği faktörlerin sayısına ve içerdiği faktörlerin türüne bağlı olarak karmaşıklık göstermektedir. Herhangi bir tutumun içerdiği faktör sayısı ne derece fazla ise karmaşıklık derecesi o düzeyde artmaktadır.

  • Tutumların bileşenleri arasında tutarlılık söz konusudur. Tutum bileşenlerinden birisinin olumlu olduğu durumda diğer tutum bileşeni de çoğunlukla olumlu olacaktır.

  • Bireylerin tutumları genellikle birbiri ile etkileşim halindedir.

  • Bireyler doğuştan tutum edinmiş şekilde doğmazlar. Tutumlar, sonradan yaşantılar sonucu elde edilen deneyimlere bağlı olarak oluşmaktadır.

  • Tutumlar, dayandıkları inançlar ve değer yargıları devam ettikçe varlığını devam ettirir.

  • Tutumlar genellikle öğrenme temelinde oluştuğu için değişirler. Ancak tutumların değişmesi için değişimi sağlayabilecek altyapının sağlanmış olması gerekir.

TUTUMLAR İLE İLGİLİ KAVRAMLAR

İnançlar

Türkçe sözlükte inanç, “bir düşünceye gönülden bağlı bulunma durumu” olarak tanımlanmaktadır. İnançların, bireylerin kendi iç dünyasının bir yönü ile ilgili algılamalarının ürünü olan ve devamlılık gösteren duygular ağı olduğu bilinmektedir. Bu sürekli duygular ağı, bireyin yaşamı devam ettiği sürece edindiği bilgileri, bireyin kanaatlerini ve bireyin imanını kapsamaktadır.



Değerler

Toplumda üyelerin paylaştığı ölçütler veya hükümler olan değerler, sosyal yaşamın sürdürülmesinde önemli rol oynamaktadır. Değerler, bireylerin herhangi bir nesneye karşı bilişsel bir tavrından ziyade davranışsal tavır ve yönelimiyle ilgilidir. Değerler, toplumda kabul görmüş doğrulara göre şekillendiği için bireyleri toplumsal doğrulara da yönlendirir. Bu sayede, bireylerin doğru tutumlar oluşturmalarını sağlar.



İdeolojiler

İdeoloji kavramı Fransızca kökenli olup idéologie kavramından türemiştir. İdeolojiler, insan zihninin algılama, kavrama, düşünme, kıyaslama gibi işlemlerinin ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. İdeoloji kavramı Türkçe sözlükte, “siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü” şeklinde tanımlanmaktadır. İdeolojilerin ortaya çıkmasında, insanların yaşamlarında geliştirdikleri fikirlerin ve ortaya koydukları davranış biçimlerinin sistemleştirilmesinin büyük önemi vardır.



TUTUMLARIN OLUŞUMUNDA ROL OYNAYAN ETMENLER

İnsanlar, yaşamları süresince canlı ya da cansız çok sayıda unsura karşı deneyim edinmektedir. Bu deneyimler sonucunda objelere karşı düzenli şekilde süregelen tavır takınmalar başlar. Bu tavır takınmalar genel olarak tutum olarak ifade edilir ve insanların gerek toplumsal, gerekse çalışma hayatında konumlarını belirler. Tutumlar, doğuştan gelmemekte ve bir anda ortaya çıkmamaktadır. Bu nedenle, tutumların oluşumu belli bir zamanı almaktadır. Tutumların oluşumuna neden olan faktörler genellikle bireyin kendisinden ve kendisi dışındaki unsurlardan kaynaklananlar olmak üzere iki gruba ayrılır.



Tutumların oluşumunda etkili olan faktörler;

Genetik faktörler; doğrudan doğruya bireyin doğuştan gelen özellikleri ile ilgilidir. Bu faktörlerin, tutumların oluşumu üzerinde etkisi olduğu düşünülmektedir. Ancak, etkisine rağmen tutumların oluşumundaki rolünü belirlemeye yönelik az sayıda araştırmanın olduğu görülür. Çünkü tutumların oluşumunu etkileyen faktörlere yönelik çalışmaların önemli bir kısmı çevresel faktörlere odaklanmaktadır.

Fizyolojik faktörler; bireyin olgunlaşma düzeyi, ilaç ve uyuşturucuya bağlılığı gibi unsurlardan oluşmaktadır. Olgunlaşma düzeyi, hem bireyin tecrübelerinin artmasını sağlamakta hem de tutumların oluşumu ve değişimi üzerinde etkili olmaktadır.

Deneyimler, tutumlara ilişkin araştırmalarda üzerinde oldukça fazla durulan bir faktördür. Çünkü genellikle bir konu ya da bir objeyle ilgili tutum sahibi olmanın temel yolu olarak o konu ya da objeyle ilgili deneyim geçirmiş olmak gösterilir.



Deneyimler; yoluyla tutum geliştirmemize olanak sağlayan olaylar olumlu şekilde olabileceği gibi olumsuz şekilde de olabilmektedir. Tutumların oluşumunda rol oynayan bir diğer faktör de bireyin kişilik özelliğidir.

Kişilik; insanların yaşadıkları hayat içinde ortaya koydukları tüm davranışların ve sahip oldukları özelliklerin toplamına denir. Kişilik, bir bireyi diğerlerinden ayırmakta, bireyin sosyal ve fiziksel ortam ile etkileşim şeklini belirlemekte ve birey için ayırt edici özellikler taşımaktadır. Bireylerin tutumlarını genellikle başkalarından öğrendiği gerçeği göz önüne alındığında, aile bireyin ilk karşılaştığı öğrenme ortamıdır. Tutumların oluşum sürecinde rolü her geçen gün artan bir diğer faktör medyadır. Toplumdan topluma önemi değişmekle birlikte medya içinde tutumların oluşumu üzerinde en etkili aracın televizyon olduğu düşünülmektedir. Sosyal sınıflar, aynı veya benzer yaşam tarzını benimseyen ve bu durumun bilincinde olan insanların meydana getirdiği tabakalardır.

Bireyin Kendisi Dışındaki Unsurlardan Kaynaklanan Faktörler:

Aile ve Arkadaşlar (Ana-Baba ve Arkadaşlar); Ailenin tutum oluşumundaki etkisini belirlemeye yönelik bir araştırmada, okul öncesi yaştaki çocukların %95’inin, ilkokuldaki çocukların %80’inin, üniversitedeki gençlerin ise %50-60’ının ebeveynleriyle aynı politik partiyi destekledikleri sonucuna ulaşılmıştır

Medya (Kitle İletişim Araçları); Toplumdan topluma önemi değişmekle birlikte medya içinde tutumların oluşumu üzerinde en etkili aracın televizyon olduğu düşünülmektedir. Yapılan birçok araştırmaya göre, televizyonun izlenme süresi ve görsel çekiciliği yeni tutumların oluşması, mevcut tutumların değiştirilmesi ve mevcut tutumların pekiştirilmesini sağlamaktadır.

Sosyal Sınıf; Sosyal sınıflar, aynı veya benzer yaşam tarzını benimseyen ve bu durumun bilincinde olan insanların meydana getirdiği tabakalardır. Sosyal sınıfları oluşturan çok sayıda unsurdan bahsetmek mümkündür. Bunlar içinde yaşam tarzı, gelir durumu ve eğitim düzeyi ön plana çıkmaktadır. İnsanların içinde bulunduğu sosyal sınıf, tutumların oluşumunda etkili olmaktadır. Çünkü insanlar, öncelikle içinde bulundukları sosyal sınıfların değer yargılarını benimserler ve bu değer yargıları doğrultusunda tutum geliştirirler.

Grup Üyeliği; Gruplar, psikolojik olarak birbirinin varlığından haberdar olan ve kendilerini bir grup olarak hisseden insan topluluklarına denir. Aynı gruba üye olan bireyler, duygularının uyumu ve düşüncelerinin yakınlığı nedeniyle birbiriyle anlaşabilmekte ve karşılıklı olarak birbirinden haz alabilmektedir. Bireyler için toplumun genel tutumları yanında, üyesi olduğu grubun tutumları da önemlidir.
TUTUMLARIN İŞLEVLERİ

Tutumların birey açısından çok sayıda işlevinden bahsetmek mümkündür. Bireyler bu işlevler sayesinde, olumsuz duygulardan kurtulmakta, benliğinin gelişmesini sağlamakta, belli ihtiyaçlarını doyurmaktadır. Aşağıda tutumların işlevlerine detaylı şekilde yer verilmiştir.



  • Egoyu Savunma İşlevi: Tutumlar, kişinin kendine veya kendi grubuna yönelttiği olumsuz duyguları diğer kişilere veya gruplara yansıtmasına izin verir. Bu sayede, kişi bu olumsuz duyguların etkilerinden korunur.

  • Uyum Sağlayıcı İşlevler: Tutumlar, kişiyi gelecek herhangi bir durumda kendisine zarar verecek olaylardan ve nesnelerden koruma görevini yerine getirir. Birey geçmişte olumsuz bir durum ile karşılaşmış ve bu duruma ilişkin bir tutum oluşturmuşsa, gelecekte benzer durumlarla her karşılaşmasında kendini koruyucu tepkiler verecektir. Bu tepkiler, bilişsel olabileceği gibi duygusal ve davranışsal da olabilmektedir.

  • Benlik Geliştirici İşlevler: Bireylerin, kendi değerlerini yansıtan tutumları özellikle ifade etme eğiliminde olduğu varsayılmaktadır. Dolayısıyla bireylerin geliştirdiği çok sayıda tutum, onun tutumlarına ilişkin konuların geçtiği ortamlarda kendilerini ifade etme mutluluğu kazanmalarını sağlamaktadır.

  • İhtiyaçların Doyurulması İşlevi: Tutumlar, bireylerin doğrudan ihtiyaçlarını doyurma yönünde işlevleri de yerine getirmektedir.

  • Bilgi Sağlama İşlevi: Tutumlar, kişinin dünyasını düzenleme ve yapılandırma işlevine hizmet etmektedir. Bunun yanında tutumlarımız daha önceden kalıplara bağlı kalarak dış dünyadan gelen uyarıları sistemli şekilde sınıflandırmamızı sağlar. Bu sınıflandırma, herhangi bir zamanda hazır bilgi havuzu oluşturmamıza ve karar verme aşamasında hızlı hareket etmemize olanak sağlar.

TUTUMLAR VE DAVRANIŞLAR

Tutumların ilgi çekici olmasının bir diğer nedeni, davranışlarla ilişkisi ve davranışlar üzerindeki etkisidir. Tutumlar ile davranışlar arasındaki ilişkinin ilgi çekici olmasının temel nedeni, tutumların bilinmesinin davranışların tahmin edilebilmesine olanak sağlamasıdır. Tutum-davranış ilişkisi üzerinde oldukça sık durulan bir konu olmasına rağmen, tutumların davranışları her durumda etkilemediğini de belirtmek gerekir. Bazı araştırmaların sonuçları bu konudaki tutarsızlığa vurgu yapmaktadır. Tutumlar ile davranışlar arasındaki ilişkinin ilgi çekici olmasının temel nedeni, tutumların bilinmesinin davranışların tahmin edilebilmesine olanak sağlamasıdır. Tutumlar ve davranışlar arasında tutarlılık veya tutarsızlığa neden olan çok sayıda faktörden bahsetmek mümkündür. Bu faktörler şunlardır:



  • Tutumların Gücü (Kuvveti): Her tutum belli bir güce sahiptir. Bu güç, tutumun bilişsel, duygusal ve davranışsal bileşenlerinin toplamına eşittir. Tutumun gücü, onun davranışlarla arasındaki ilişkiyi pekiştirmede önemli sayılabilecek bir unsurdur. Çünkü kuvvetli bir tutumun davranışa dönüşme olasılığı, kuvveti düşük bir tutuma göre daha yüksektir.

  • Tutumlarda Kararlılık: Genellikle kolay şekilde anımsanan ve kararlılık özelliği gösteren tutumların davranışları ortaya çıkarma ihtimali daha yüksektir. Bu tür tutumlar bireyleri, özellikle bilişsel ve dugusal açıdan daha fazla baskı altına alır ve uyarıcı etkisi ile birey üzerindeki baskısı kendini sürekli hissettirir.

  • Tutumlara Ulaşılabilirlik: Bilginin insan zihnine ulaşma hızı, karar alma ve davranış sergileme üzerinde etkili olmaktadır.

  • Zaman Faktörü: Tutum-davranış ilişkisini açıklamada önem taşıyan bir diğer faktör zamandır. Tutum ile davranışı ölçme arasında geçen süre ne kadar uzun olursa, tutum-davranış arasında tutarlılık gözlenme olasılığı o derece düşmektedir.

  • Farkındalık: Farkındalık kavramı, bireylerin kendi tutum ve davranışlarının ne ölçüde farkında olduklarıyla ilgilidir. Farkındalık, tutum ve davranış ilişkisini güçlendiren önemli bir unsurdur.

  • Tutumların Davranışlarla İlişkililik Derecesi: Genel olarak davranışlar, kendisi ile özel bağı olan tutumlarla daha ilişkilidir. Diğer bir ifadeyle çok genel olan tutumların davranışlarla bağı oldukça düşük düzeydedir.

  • Durumsal Baskılar: İnsanların içinde bulundukları durum (yaptığı iş, görevi, rolü vb.), tutum ve davranış ilişkisini etkileyen bir diğer faktördür. Durumsal faktörlerin baskın olduğu zamanlarda, özellikle derecesi zayıf olarak kabul edilebilecek tutumlar, davranışlar üzerinde belirleyici olmayacaktır. Durumsal baskılar, bireylerin zaman zaman benzer tutum nesnesine farklı tepkiler vermesine de neden olabilmektedir.

TUTUMLARIN DEĞİŞİMİ VE DEĞİŞİM KURAMLARI

Tutumların Değişimi

Tutum değişikliği bireylerin herhangi bir konudaki görüşünün ve bakış açısının değiştirilmesini ifade etmektedir. Son yıllarda tutumların değiştirilmesi konusuna ilgi giderek artmaktadır. Özellikle piyasa ile bağlantılı iş yapan ve müşteriler üzerinde etkili olmaya çabalayan işletmeler ve bu işletmelerin halkla ilişkiler, pazarlama gibi bölümleri için tutum değişikliği ilgi çekici olmaktadır.

Tutumlardaki değişimler ise benzer şekilde karakteristik davranış tarzında meydana gelen önemli değişikliklere göre ölçülür. Tutumlar, göndermelerle ilgili bir görüşe ya da bir taraf olmaya karşılık geldiğinden, tutumun değişmesi, bu görüş ya da yanlılığın yönünde ve derecesinde bir değişiklik olduğu anlamına gelmektedir. Tutum değişiklikleri, genellikle belirli bir konu hakkında yeni görüşün edinilmesi ve bireyin yeni bir yöne eğilimiyle sonuçlanmaktadır.

Tutumların Değişimine İlişkin Kuramlar

Tutumların temel özelliklerinden biri dinamiklik özelliğidir. Bu özellik, tutumların belli zaman zarfında değişebildiğine veya değiştirilebildiğine işaret etmektedir. Toplumda bireyler sürekli olarak tutumlarını değiştirmeyi hedef alan çok sayıda durumla karşı karşıyadır. Tutumların değiştirilmesi konusu geçmişten günümüze özellikle yönetenler ve yönlendirenler için ilgi çekici olmuş; II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise oldukça fazla irdelenmeye başlanmıştır. Araştırmacılar bu dönemlerle birlikte tutumların değişimini açıklamak ve anlamak için çok sayıda kuram geliştirmişlerdir. Bu kuramların bazılarını aşağıdaki şekilde saymak mümkündür:



Öğrenme Kuramları: Öğrenme kuramlarının başlangıcının Yale Üniversitesinden Carl Hovland ve meslektaşlarının çalışmalarına dayandığı bilinmektedir. Bu kuram, temelde tutumların koşullandırma yoluyla değiştirilebileceğini savunmaktadır. Diğer bir ifadeyle tutumlar, büyük ölçüde diğer davranış ve alışanlıkların kazanılma şekline benzer şekilde kazanılmakta; bireyin tutum konusunun birtakım iyi veya kötü deneyimlerle ilişkilendirilmesi tutum değişimine zemin hazırlamaktadır.

Bilişsel Tutarlılık Kuramı: Bu kurama göre bireyler, bilişleri arasında tutarlılık gösterme eğilimindedir. Bu tutarlılık arama mücadelesi tutumların gelişiminde, değişiminde ve biçimlenmesinde temel etkendir. Bilişsel tutarlılık kuramını açıklamaya yönelik birçok destekleyici alt kuram geliştirilmiştir. Bunlar; Heider’in denge kuramı, Osgaood ve Tanenbaum’un uygunluk kuramı, Festinger’in bilişsel çelişki kuramı gibi alt kuramlardır.

Kendini Algılama Kuramı: Bu kuram bilişsel tutarlılık kuramının dayandığı temel varsayımlarla bağlantılı olarak “Bem” tarafından geliştirilmiştir. Birçok araştırmacı tarafından bilişsel çelişki ve kendini algılama kuramının aynı kestirmede bulunduğu düşünülmektedir.

Beklenti-Değer Kuramı: Bu kurama göre, tutumların oluşumu ve değişimi farklı tutumların olumlu ve olumsuz yönlerini tarttıktan sonra en iyi seçeneğin tercih edildiği varsayımına dayanır.

İşlevsel Kuramlar: İşlevsel kuramların temeli, Smith, Bruner, White’ın “Kişinin tutumları ne işe yarar?” sorusuna dayanmaktadır. İşlevesel kuramların bakış açısına göre bireyler, toplumsal yaşamda psikolojik açıdan kendileri için rahatlatıcı işlevleri yerine getiren tutumları seçmekte ve benimsemektedir. İşlevsel kuramlar, bireyler için aşağıda belirtilen fonksiyonları yerine getirmektedir:

  • Araçsallık işlevi, tutumların bireylerin birtakım amaçlarına hizmet ettiğini ve bireylerin özellikle psikolojik gereksinimlerini karşılamada araçsal rol oynadığını iddia eder.

  • Değer ifade edici işlev, insanların tutumlarının kişisel değerleriyle tutarlı bir seyir izlemesi durumunda bireyin tatmin olacağını savunur. Bu işlevi yerine getiren tutumlar, bireyin öz kimliğini koruma ve olumlu bir görüntü yaratma isteğinden kaynaklanır.

TUTUMLARIN ÖLÇÜLMESİ

Tutum ölçekleri, “bireylerin çeşitli tutum konularına ilişkin tepkilerini belli kurallar dahilinde ve sayısal olarak değerlendirmesi esasına dayandıran” ölçüm araçlarıdır. Tutumların ölçülmesi konusu tutum araştırmalarının en önemli kısmını oluşturur. Tutum araştırmaları, bireylerin belli bir zaman birimindeki davranışlarının doğrudan veya dolaylı olarak öğrenilmesi sürecine denir. Tutumların ölçümü konusu önemli olmakla birlikte, oldukça zor bir iştir. Çünkü genellikle tutumların doğrudan ölçümü imkânsız gibi görülmektedir. Bu nedenle tutumların ölçümünde, dolaylı yoldan ölçüm tercih edilmektedir. Dolaylı şekilde ölçümde, genellikle kullanılan davranış, sorulara cevap vermek ya da fikir belirtmek şeklinde olur. Tutumların ölçümünü başarılı şekilde yapabilmek amacıyla araştırmacılar tarafından farklı ölçme teknikleri geliştirilmiştir. Bu teknikler, doğrudan ve dolaylı teknikler olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.



Tutumların Doğrudan Ölçülmesi

Thurstone, bireylerin tutumlarını doğrudan gözlemenin olanaksız olduğunu öne sürmüş ve tutumların sözel bir ifadeye yansıyan kanılar aracılığıyla ölçülebileceğini belirtmiştir. Tutumların doğrudan ölçümünde “tutum ölçekleri” kullanılmaktadır. Genel olarak, tutumların ölçümünde en sık kullanılan ölçekler şunlardır:



  • Thurstone tipi ölçekler,

  • Likert tipi ölçekler,

  • Guttmann tipi ölçekler,

  • Bogardus’un Sosyal Mesafe Ölçeği,

  • Duygusal Anlam Ölçeği.

Tutumların Dolaylı Şekilde Ölçülmesi

Tutumların doğrudan belli yargıları kullanarak ve anket uygulayarak ölçülmesi her durumda araştıran için yeterli olmayabilir. Bu nedenle, tutumların ölçümünde dolaylı ölçüm yöntemlerinden de yararlanılmaktadır. Tutum araştırmaları, bireylerin belli bir zaman birimindeki davranışlarının doğrudan veya dolaylı olarak öğrenilmesi sürecine denir. Tutumların dolaylı yollardan ölçümünde yararlanılan bazı yöntemlere aşağıda yer verilmiştir:



Projektif Testler: Projektif testler, daha çok işe alım esnasında insan kaynağının kişiliğinin ölçümünde kullanılan dolaylı testler o larak bilinmektedir. Bu testler, bireylerin tutumlarının dolaylı yollardan ölçülmesi amacıyla da kullanılmaktadır.

Davranış Gözlemi: La Piere gibi araştırmacıların dolaylı yollardan tutum ölçümünde başvurdukları yöntemdir. Bu yönteme göre, tutum ölçümü doğal ortamda ve tutumu ölçülecek kişi olaydan haberdar olmadan yapılmaktadır. Çinli bir misafire ilişkin örnek, dolaylı yoldan davranış ölçümüne örnek olarak gösterilebilir.

Hazır Bilgiler: Arşiv taramaları, halk hikâyeleri, romanlar, gazete haberleri, istatistikler, nüfus kayıtları gibi basılı ve görsel materyaller hazır bilgi kaynaklarıdır. Bu bilgi kaynaklarının tutum ölçümünde anlamlı bir çıkarımdan bulunabilecek şekilde kullanılabilmesi için sistematik şekilde incelenmesi gerekmektedir.

Duygusal İfade Gözlemi: Duygusal ifade gözlemi, bireylerin herhangi bir durum karşısında mimiklerinin, ses tonunun, yüz ifadesinin incelenerek, tutumlarına atıf yapma ve çıkarımda bulunmayı esas alan yöntemdir. Duygusal ifade gözlemi yapabilmek için araştırmacının duyguları ifade eden her bir göstergeyi doğru algılaması ve yorumlaması gerekir.
DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜNİTE 5

KÜLTÜR VE DAVRANIŞA ETKİSİ

KÜLTÜR KAVRAMI VE ANLAMI

Larausse şu şekilde tanımlamaktadır: “Kültür, bir toplumda geçerli olan ve gelenek halinde devam eden, her türlü duygu, düşünce, dil, sanat, yaşayış unsurlarının tümü, belli bir konuda edinilmiş, geniş ve sistemli bilgidir.” Kültür, en geniş anlamıyla insanoğlunun doğada değişim yaratarak ortaya çıkardığı, her türlü fiziksel ve düşünsel birikimidir. Sosyal bilimlerin bu önemli, bir o kadar da karmaşık kavramının ne anlama geldiğini tespit etmek neredeyse imkânsızdır. Kültür üzerine yapılan tanımlar; genellikle, insan gruplarının üretimlerini de içeren belli başlı kazanımlarını, deneyimlerini, tarihi süreç içerisinde geliştirdikleri sembolleri, kuşaktan kuşağa aktarılan davranış kalıplarını içermektedir. Kavramın kökeni ve sözcük anlamı bir yana, kültür kavramı insan tecrübesi ve onun yaşam tecrübesi ve tarzı anlamına gelmektedir. Kültür kavramı antropolojideki teknik anlamıyla ilk defa 1865 yılında E.B.Taylor tarafından kullanılmış, sistematik olarak tanımlanmış ve yine Taylor tarafından temel bir kavram haline getirilmiştir. Taylor’a göre kültür, insanın bir toplum üyesi olarak edindiği bilgi, inanç, sanat, ahlâk, hukuk ve törelerle her türlü beceri ve alışkanlıklarının tümüdür. Ülkemizde kültür kavramını sistemli bir şekilde ilk inceleyen Ziya Gökalp olmuştur. Gökalp’a göre kültür, bir toplumun bütün fertlerini birbirine bağlayan ve aralarında dayanışma meydana getiren kurumlardır. Kültürün millî, medeniyetin milletler arası olduğunu ifade eden Gökalp, kültürü, “yalnız bir milletin dinî, ahlâkî, hukukî, aklî, estetik, lisanî, iktisâdi ve fennî hayatlarının ahenkli bir bütünüdür” şeklinde tarif eder. Kültür, “bir yaşam biçimi” dir. Kültür bu yönüyle toplumların ve bireylerin yedikleri, içtikleri, yazdıkları/okudukları, sevindikleri, sevdikleri, öfke ve hasret duydukları tüm faktörlerin toplamıdır. Malinowski’ye göre kültür, âletlerden ve anayasal belgelerden, insana özgü düşünce ve becerilerden, aynı zamanda inanç ve törelerden oluşmaktadır. Kültür genel olarak bir toplumun “maddî” ve “manevî” değerler bütünü olarak tanımlanır. İnsan bir kültüre hazır doğar ve çevresinde karşılaştığı her şey maddî ve manevî kültürün unsurlarıdır. Birçok tanımı yapılmış olsa da tanımların ortak özelliklerinden yola çıkarak kültürün dört farklı anlamda kullanıldığını belirten Güvenç, kültürün anlamlarını netleştirmek için şu gruplandırmayı yapmaktadır:



  • Bilim alanındaki kültür, bu uygarlıktır.

  • Beşeri alanındaki kültür, bu eğitim sürecinin ürünüdür.

  • Estetik alandaki kültür, bu güzel sanatların kaynağıdır.

  • Madde ve biyolojik alanda kültür, bu üretme, tarım, ekin, çoğalma ve yetiştirmeyi kapsar.

Tanımlar farklı açılardan yapılsa bile kültür tanımlamalarının tümü için ortak olan bazı tespitler vardır ki, bunların ilki kültürün dinamik bir anlam taşıdığıdır.Zira kültürün fiziksel varlığı yoktur, açık değildir. Boyutları kesin olarak ortaya konmuş değildir; ancak her kurum ve kavram gündelik işleyiş sırasında davranışları yönlendiren bir dizi varsayımlar, kavrayışlar ve kesin kurallarla birlikte ortaya çıkar. Kültürün; sosyoloji ve antropoloji, psikoloji, psikiyatri ve diğer bilim dallarında farklı tanımları yapılmıştır. Bu tanımlar; tasvirci tanımlama, tarihselci tanımlama, kuralcı tanımlama, psikolojik tanımlama, yapısalcı tanımlama ve genetik tanımlamadır. Bütün bu farklı kültür tanımlamalarının ortak yönü, kültürün toplumsal yapıyı düzenleyen davranış kuralları olarak kabul edilmesidir.

KÜLTÜRÜN ÖZELLİKLERİ

Fichter, kültürün kendisini oluşturan bütün kurumların işlevlerinin ötesinde, farklı bir işleve sahip olduğunu ifade eder. Fichter’e göre kültürün aşağıdaki gibi dört özelliği vardır:



  • Kültür, toplumları birbirinden ayırmaya yarayan işaret ve sembollerdir.

  • Kültür, içinde bulunan toplumun değerlerini içerir ve onları yorumlar.

  • Kültür, bir toplumda toplumsal dayanışmanın unsurlarını oluşturur.

  • Kültür, bir toplumun toplumsal gelişimini sağlayan faktörlerden oluşur.

Kültür her şeyden önce bir soyutlamadır. Toplumun yüceltilmiş, idealize edilmiş veya karşı kültürle eleştirilen, değiştirilmesi önerilen genel değerler ve davranışlar dizgesini dile getirir. Her toplumda kültürel yapıyı, kültürel norm ve kalıpları gösteren bazı özellikler vardır. Bu özellikleri aşağıdaki gibi açıklayabiliriz:

Evrensellik. Kültürü tanımak, tanımlamak çabasına girdiğimiz zaman, “kültür” ile değil, farklı “kültürler” ile karşılaşırız. İnsanın temel davranışlarını yansıtan kültürler birbirine benzer ve evrenseldirler; ancak insanın ikincil davranışlarını yansıtan kültürler kişilere ve toplumlara özgüdür. Toplumlara ve kültürlere kimlik kazandıran bu kültürel farklılıklardır.

Toplumsallık. Kültürü ortaya çıkaran bireyler değil, toplumdur. Aynı zamanda kültürün yaşaması da toplum sayesinde olabilir. Bir kişinin tutum ve davranışının tek başına bir anlam ifade edebilmesi için söz konusu davranışların ait olduğu kültürel ortamda ortaya konması gerekir. Bunu çöle düşen bir yağmur damlası ile havuza düşen bir yağmur damlası örneğiyle açıklayabiliriz.

Süreklilik. Kültürün önemli bir özelliği de moda gibi gelip geçici bir heves veya alışkanlık olmaması, tarihsel bir sürekliliğinin olmasıdır. Her toplum kendi kültürüne sahiptir ve toplum var oldukça, kültür de var olmaya devam eder.

Tarihsellik. Kültürel niteliği belirleyen diğer bir faktör, kültürel niteliğin tarihsel oluşudur. Burada tarihsellik kavramı kültürü oluşturan faktörlerin belli bir zaman dilimi içinde bir anda ortaya çıkmadığı, aksine kültürel unsurların (dil, yazı, din, bilim, giyim-kuşam, sanat, mimari vb.) oluşması için tarihsel bir sürece ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bu çerçevede kültür bir gelenektir.

Öğrenilirlik. Kültür genetik faktörlerle değil, adet ve alışkanlıkların gelenekselleşmesi yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılır. Kültür sonradan öğrenilen maddî ve manevî değerler bütünüdür.

Kalıtsallık. Genetik kültür tanımlamasına göre “kültür, geçmişteki davranış normlarının geleceğe aktarılabilen sonuçları”dır. Bu sonuçların aktarılmasında genetik faktörlerin rolü vardır. Oysa bir kültürel nitelik olan kalıtsallık niteliğine göre kültürel aktarmada genetik faktörlerin değil, tutum ve davranışların kalıtsallaşmasının rolü vardır. Kalıtsallık niteliğine göre kültür veya onun kapsamına giren öğeler, doğum yoluyla geçen birer kalıt değildir.

Devingenlik ve değişkenlik. Evrende var olan her şey tarihsel bir akış içindedir. Hiçbir şey hareketsiz değildir. Varlık dünyası her zaman ya bir oluş veya bir çözülme sürecindedir. Bu süreçlerin ikisi de bir canlılığı ve hareketliliği ifade eder. Kültürler de bir devingenlik ve değişkenlik gösterir. Kültürel devingenlik daha hızlı ve daha kapsamlıdır.

Değişim. Daha önce ifade edildiği gibi kültür toplumsal bir süreçtir ve etkileşim sonucunda ortaya çıkar. Kültürel etkileşim veya kültürleşme “süreklilik” şeklinde devam eder. Kültürel değişim akan bir nehir gibidir. Görünürde su her zaman vardır; ancak nehir suları hiçbir zaman aynı sular değildir.

Fonksiyonellik. Kültürün bir başka özelliği birey, grup veya toplum yaşamında bir anlamının ve öneminin olması, kısaca işlevselliğinin bulunmasıdır. Bilindiği gibi fonksiyon kavramı, matematikte birbirine bağlı değişkenler arasındaki ilişkileri ifade eder. Gündelik dilde “fonksiyon”, bir varlığın kendisinden beklenen görevi yerine getirme yeteneğidir.

Birlik içinde çokluk. Kültürler alt kültür unsurlarının uyumlu bir bileşimidir. Adına genel kültür veya üst kültür denilen olgu, çeşitli alt kültür unsurlarından oluşur. Alt kültürler; yerel kültürler, sınıf kültürleri veya daha geniş anlamda bölgesel kültürlerden oluşur.

Yayılma. Kültür insana ve topluma ait değerler olduğu için yayılma özelliği gösterir. Kültürel yayılma kültürün maddî veya manevî öğelerinin sürekli içten dışa ya da dıştan içe doğru yayılma göstermesi anlamına gelir. Kültürler yayılma sırasında benimsenirse yerleşir; aksi halde dışlanır. Kültürün özelliği benimsenen değerlerden oluşmasıdır.



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə