Davraniş BİLİmleri ÜNİte 1 davraniş BİLİmleri ve diĞer sosyal biLİmlerle iLİŞKİSİ



Yüklə 0,51 Mb.
səhifə8/11
tarix17.09.2017
ölçüsü0,51 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11

Fiziksel gevşeme: Beden gergin ve kişinin kafası istemediği duyguların etkisi altında ise bu durum strese ve bedende gerilime neden olur. Kas geriliminden ve stresten kurtulmak için meditasyon ve diğer sporlarla gevşetilmesi yararlı olur.

Duyguları tanımak veya ayırt etmek. Herhangi bir his oluştuğunda, bu hissin kaynağının ne olduğunu veya duygunun ne tür bir duygu olduğunu tanımlamak onları tanımlamayı sağlar. Duygular olumlu ve olumsuz duygular olarak tanımlanabilir.

Olumlu duygular. Dostça, eğlendirici, emin, güvenilir, emniyetli, ferahlatıcı, gururlu, güzel, harika, hevesli, affedici, anlayışlı, becerikli, canlı, cesaretli, cesur, destekleyici, heyecan verici, cömert, değerli, heyecanlı, hoşnut, huzurlu, kendine güvenen, kuvvetli, mutlu gibi duygular olumlu duygulardır.

Olumsuz duygular. Dalgın, korkak, düşmanca, güvensiz, endişeli, huzursuz, inatçı, kararsız, kaygılı, kızgın, kötümser, küçük düşürülmüş, küçümseyici, nefret dolu, öfkeli, önyargılı, paniğe kapılmış, sabırsız, sıkılgan, sıkıntılı, sinirli gibi duygular ise olumsuz duygulardır.

DUYGUSAL YAŞANTILAR

Duyguların insanın yaşantısıyla ilgili öznel bir yönü vardır. İnsanın bir duyguyu yaşaması salt ona özgüdür ve onun iç dünyasıyla ilgilidir. Her canlı, varlığını tehdit eden etkenlerden kaçınır. İnsan bilincinde bu kaçınma, korku algısıyla olur.



Korkunun, aşırı olması veya kontrolden çıkması, yaşamın normal biçimde sürdürülmesini zorlaştıran bir duygu durumu oluşturur.

Öfke. İnsanın algıladığı bir tehdit karşısında sergilediği düşmanlık duygusudur. Öfke çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir.Öfkenin ortaya çıkmasına neden olan faktörler arasında; haksızlığa uğrama, engellenme, fiziksel veya psikolojik saldırıya maruz kalma, hayal kırıklığı, tehditler sayılabilir. Kişinin öfkelenmesi durumunda aşağıdaki beş boyut birbiriyle ilişkiye girer:

  • Biliş. O andaki düşünceler ve zihinsel süreçlerdir.

  • Duygu. Öfkenin yol açtığı uyarılmadır.

  • İletişim. Öfkeyi çevreye yansıtma biçimidir.

  • Etkileniş. Öfkeli iken hayatı algılama biçimidir.

  • Davranış. Öfkeli insanın sergilediği davranışlardır.

Öfke durumunda vücut çok hafif bir tepkiden hiddete kadar değişen farklı yoğunlukta tepkiler verir.

Öfke anî bir duygu olarak gelişmez; aksine bir süreç şeklinde ortaya çıkar. Bu sürecin aşamaları şunlardır:



  • Fiziksel veya psikolojik uyaran(lar) duyguyu harekete geçirir,

  • Düşük bir stres ve gerginlik başlar,

  • Vücut enerjisini arttıran adrenalin salgısı artar,

  • Kalp ve nabız sıklığı artar,

  • Kan basıncı dolayısıyla tansiyon yükselir,

  • Vücut ve zihin “savaş ya da kaç” tepkisi için hazırdır.

İnsanın fiziksel ve psikolojik sağlığını olumsuz yönde etkileyen öfkenin kontrol altına alınması ve yönetilmesi gerekir. Araştırmalar, öfke duygusunu yanlış biçimde boşaltmanın saldırganlığı daha çok arttırdığını ve öfke konrolünü sağlamada hiçbir yararı olmadığını göstermektedir.

Mutluluk. Bir ihtiyacın tatmini sağlandığında ya da hedefe ulaşıldığında duyulan hoş bir duygudur. Yaşamdan alınan uzun süreli tatmin duygusudur. Kişi yaşamdan ne ölçüde pozitif duygular alıyorsa o ölçüde mutludur. Bireyin ihtiyaçları ve amaçları sürekli değişir.

Peki, mutluluk nasıl elde edilir? Yukarıda da ifade edildiği gibi mutluluk kişinin kendine ve topluma karşı görevini ifa etmekten kaynaklanan bir hoşnutluk ve esenlik halidir. Dolayısıyla mutluluğun işlevsel yönü, kişinin kendine ve topluma karşı görevini yerine getirmenin sonucunda elde edilen bir duygu olmasıdır. Mutluluk duygusunun yaşanmasını sağlayan faktörlerden bazıları şunlardır:



  • Sükûnete (durulum) ulaşmış bir psikolojik durum,

  • Kişinin sadece kendisini değil, toplumun diğer fertlerini de yücelten bir değerler sistemi,

  • Kişinin kendini değerlendirmesinde gerçekçilik,

  • Çevredeki insanlarla dostluk ve fedekarlık temelinde yürüyen iyi ilişkiler,

  • İnsana ve insanla ilgili her şeye karşı duyulan içten samimî bir sevgi.

Mutluluğu sadece maddî faktörlerde arayan bu bakış açısı, manevî bir hal, yaşamdan elde edilen bir hoşnutluk durumu olarak gören bakış açısı tarafından reddedilmektedir.

DUYGULARIN KONTROLÜ VE YÖNETİMİ

İnsan organizması bir makine düzeninde çalışmaz; kararsızlıklar ve düzensizlikler gösterir. Bazen öfkeli bazen mutlu, bazen sinirli, bazen sevinçli olabilir. Kısaca insan haz ve elem duyguları arasında birçok duyguyu kısa süreli aralıklarla yaşayabilir. Duyguların kontrolü ve yönetimi için öncelikle yapılması gereken şey kişide söz konusu duygusal durumu ortaya çıkaran duygu kaynaklarını veya faktörlerini tespit etmektir. Duyguları tanımak. Duyguların kaynağı, yoğunluğu, türü bilindiği zaman kişi duyguyla davranış arasında bağlantı kuracak, dolayısıyla duyguların bireyi yönetmesine izin vermeden kendisi duyguları yönetebilecektir. İster haz duygusu ister elem duygusu olsun, bu duyguların yönetilebilir veya kabul edilebilir düzeyde tutulması gerekir. Duyguların yönetimi. Duyguların kontrolü veya yönetimi kişiden kişiye farklılık gösterse de, duyguların kontrol altına alınıp yönetilmesinin bazı kuralları vardır. Duygu yönetiminin altı basamaklı stratejinin birinci basamağı kişinin ne istediğini bilmesi ve aşırı duygu yoğunluğunun azaltılmasıdır. İkinci basamak, bireyin duygularına güvenmesi ve her tür duygunun yönetilebilir olduğunun kabul edilmesidir. Üçüncü basamak, duyguların verdiği mesajı algılamak, anlamak ve kabul etmektir. Duygular kabul edilmezse, onun tedavisi, kontrolü ve yönetimi mümkün olmaz. Dördüncü aşama, kişinin kendine güvenmesi ve olumsuz duygularını olumluya çevirebileceğine inanmasıdır. Beşinci aşama, ne kadar güçlü olursa olsun kişinin o duyguyu kontrol edecek gücü kendinde bulacağına inanması ve ona göre davranmasıdır. Altıncı basamak ise heyecan duyup harekete geçmek ve önceki tecrübelerden yararlanarak duyguları yönetilebilir düzeyde tutmaktır. Duyguların ifadesi. İster olumlu ister olumsuz duyguların kontrolünden kurtulmak için kişinin bunları başkalarıyla paylaşması anlamına gelir. Duyguların ifadesinde önemli olan duyguların kime hangi yolla ifade edileceğidir. Bir düşmanlık duygusu nasıl ifade edilebilir? Kızarak, bağırarak duyguyu ifade etmek, doğru bir yönetem değildir.

Duygu kontrolü ve yönetimi, özellikle olumsuz duyguların kişinin fevri (patlayıcı) davranışlarını engellemesi ve kabul edilebilir (olgun) davranış gösterme yeteneğini artırma becerisidir. Buna kısaca duygusal olgunluk diyebiliriz. Duygusal olgunluğun en önemli özelliklerinden biri, duyguları kontrol edebilme yeteneğidir. Duruma ve zamana göre davranış ortaya koymak, duygusal olgunluktur.

Duygusal olgunluğa ulaşmış insanların özellikle şunlardır:



  • Kızgınlık ve öfke

  • Korku ve kaygı,

  • Üzüntü ve depresyon.

Kızgınlık insanın olgun davranışlar ortaya koymasını engelleyen bir duygu durumudur. İnsanın bazı durumlarda kızgın olması da normal bir durumdur; ancak kızgınlığı bir yaşam biçimi haline getirmek doğru değildir. Öfkenin kontrolü veya yönetimi mümkündür; ancak bu nasıl veya hangi yöntemle yapılacaktır. Şüphesiz kişilerin öfkelenme nedenleri farklı olduğu gibi öfke kontrol yöntemleri de farklıdır. Doğru yöntem kişinin öfke nedeni, öfke kaynağı ve öfkesini ifade etmesine göre değişir. Öfkeyi kontrol etmek için geliştirilmiş öfke kontrol yöntemleri vardır. Bunlardan genel olarak kabul edilenler; bilişsel, duyuşsal, iletişim, duygusal ve davranışsal öfke kontrol yöntemleridir.

Bilişsel yöntemler. Öfkenin kontrolü konusunda öfkenin tanımlanması ilk adımdır. Tanımlanma, öfkeye neden olan faktörlerin neler olduğunu ve onlardan korunmanın nasıl olacağı konusunda ipucu verir. İkinci adımda ise öfke kontrol yöntemleri konusunda çeşitli alternatifler oluşturulur. Bu alternatifler arasında öfke kontrolüne yarayacak en uygun alternatif belirlenir ve sonra da bu alternatifin uygulanmasıyla öfke kontrol edilmeye çalışılır. Diğer bir bilişsel öfke kontrol yöntemi de öfkenin kontrolünde sonucun ne olacağını düşünmektir. İletişimle öfke kontrol yöntemleri. Öfkeyi iletişimle kontrol etmenin ilk adımı, öfkeyi içinde yaşamamak, onu ifade etmektir. Gasp edilmiş haklarınızı düşünerek, uğradığınız vefasızlıklara yanarak, içinizde öfke biriktirmek doğru bir yaklaşım değildir. Öfke nasıl kişinin kendisini negatif duygularla doldurması (şarj) ise öfkeye neden olan duyguları kaynağına inerek başkasına anlatma (deşarj) öfke kontrol yöntemi olabilir.

İletişimle öfkeyi kontrol etmenin bir diğer yolu yansıtmadır. Yansıtma kişinin kendi davranışının kabul edilemez olduğunu kabul etmesi, kendini de sorgulama becerisi göstermesidir. Bu süreçte, kabul edilemez görülen davranış üzerinde durulur. Durum net bir şekilde tanımlanır ve açıklanır.

Duygusal kontrol yöntemleri. Duygusal kontrol yöntemlerinin başında duyguların farkında olmak vardır. Yani önce teşhis, sonra tedavi gelir.

Davranışsal kontrol yöntemleri. Bir yolunu bulup öfkeli durumda iken kişinin nasıl davranışta bulunduğunun farkına varmasını sağlamak bir davranışsal kontrol yöntemidir.

Davranışsal öfke kontrol yöntemlerinden biri de davranış değiştirmedir. Bu yöntem, olumsuz davranışların daha olumlu olanlarla yer değiştirmesi demektir. Yalnız kalmak öfkeye neden oluyorsa sohbet ortamı oluşturmak, oturmak öfkeye neden oluyorsa yürüyüşe çıkmak, uykusuzluk öfkeye neden oluyorsa uyumaya çalışmak gibi yöntemlerle öfke kontrolü yapılmaya çalışılır.

ÖZET:

•Duygu, insanın iç ve dış çevresinden gelen uyarıcıların, onda elem ya da haz türünden izlenimler yaratmasıdır. Coşku ise kamçılanmış, duyguya göre daha yoğun ve güçlü duygudur. Duyguya bakarak coşku, insanda daha yüksek bedensel ve ruhsal değişiklikler yaratır. Coşku insanın davranışını hızlandırır; ama aşırılaştığında davranışı dondurabilir. İnsan olgunluk çağına kadar haz ve elem türünden duygular yaşar. Duygu ve coşkular hem insanı davranışa yönelten bir güdü, hem de bir davranışın sonucunda elde edilen sonuç olabilirler. Ancak bir davranışın karmaşık süreci içinde duygunun, neden mi yoksa sonuç mu olduğunu ayırmak zordur.

•Kişi gündelik yaşamında haz ve elem duygusu arasında gidip gelir. Haz ve elem duygusal yaşamın iki yönü olarak ortaya çıkar. Bu iki uç duygunun arasında ise şaşkınlık, umut, umutsuzluk, merak ve bekleyiş gibi diğer birçok duygu vardır. Kısaca insan duygusal bir varlıktır. Duygusal yaşamın niteliği bakımından insanlar birbirlerinden farklılık gösterir. Bu farklılığın temelinde haz ve elem gibi iki zıt veya uç duygunun yaşanma düzeyi veya yoğunluğu vardır.az ve elem sarkacının haz ucuna yakın olanlar, neşeli, sevnçli, mutlu, huzurlu, coşkulu insanlar olarak tanımlanırken; aynı sarkacın elem ucuna yakın olanlar kederli, öfkeli, hüzünlü, gergin, stresli, karamsar ve kaygılı insanlar olarak tanımlanırlar. Daha önce de ifade edildiği gibi haz ve elem bir insanı başka bir insandan ayırır.Duygusal yaşamın süreklilik gösteren özellikleri kişinin mizacını gösterir ve kişiler toplum içinde mizaçlarına göre tanınırlar.

•Duygular ve heyecanlar gündelik yaşamda farklı tonlarda, farklı yoğunlukta sürekli yaşanır. Her insan günün her anında, farklı bir duygunun kontrolündedir. Mutluluk verici bir durumla karşılaştığı zaman kişi mutluluk duygusunun, hüzün veren bir durumla karşılaştığı zaman hüzün duygusunun, öfkeye neden olan durumla karşılaştığı zaman öfke duygusunun, acı ve elem veren bir durumla karşılaştığı zaman da acı veya elem duygusunun kontrolündedir. Her zaman bu tür duygularla karşılaşmak gerekmeyebilir. Bazı durumlarda kişi kendisini mutlu eden veya onda “haz” duygusu oluşturan bir duyguyu hayal ederek “haz” duygusu, elem veya acı veren bir olayı hatırladığı zaman “elem” veya “acı” duygusu yaşayabilir.



DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜNİTE 8

İLETİŞİM

İLETİŞİM KAVRAMI ve ANLAMI

İletişim mesajın bir kanal aracılığıyla kaynak ile hedef arasında iletilmesidir. En kısa tanımı ile iletişim “kaynakla hedef arasında mesaj alışverişidir.” Mesaj paylaşma faaliyeti olan iletişim, kişilerin kendilerini ifade edebilme ihtiyaçlarının sonucunda ortaya çıkar. İletişim, bireyler arasındaki ilişkiler sistemi olarak da tanımlanabilir. İletişim, kişilerin amaçsız etkileşimleri olmaktan çok, bir etki oluşturmaya veya davranışa neden olmak amacıyla, mesajın kaynaktan hedefe aktarılmasıdır. Her insan iletişimi farklı biçimde algılar. Bir mesajı almak, yorumlamak ya da göndermek, insanın kişisel inanç ve değerleri tarafından etkilenir. İnsanoğlunun sosyal ilişkilerde başarısının arkasında, iletişim yeteneği vardır. İletişim bir mesaj alışverişidir; ancak burada açıklanması gereken şey mesajın ne olduğudur. Mesaj; bilgi, düşünce, duygu, inanç ve tutum, jest ve mimik gibi algılama sürecinde kullanılan her tür olgudur. İletişim aslında bir anlam arama çabasıdır. İletişim esas olarak simgeler aracılığıyla bir kişi ya da gruptan diğerine bilginin, düşüncelerin, tutumların veya duyguların iletimidir. İletişim, tarafların anlam yaratıp, anlaşmaya varabilmek amacıyla mesaj paylaşım sürecidir. Yukarıdaki tanımlarda da görüldüğü gibi, sosyal bilimlerde diğer tüm kavramlarda olduğu gibi iletişim kavramına da herkes tarafından kabul edilen bir tanım yapmak oldukça zordur. Sözsüz iletişim, sözlü iletişimi kapsamaz ancak, sözlü iletişimde sözsüz iletişimin bir unsuru olan beden dili, sürekli kullanılır ve ikisinin anlamlı bir biçimde kullanılması, sözlü iletişimin etkinliğini artırır.



İLETİŞİMİN UNSURLARI

İletişimin unsurlarını, temel unsurlar ve ikincil unsurlar şeklinde genel bir ayrıma tabi tutabiliriz. Kaynak, mesaj, kanal ve alıcı iletişimin temel unsurları iken kodlama, kod açma, algılama, değerlendirme, çevre ve geri bildirim iletişimin ikincil unsurlarıdır. İletişimin ikincil unsurları olmadan da iletişim kurulabilir ancak iletişimin etkinliğini artırmak için iletişimin ikincil unsurlarına ihtiyaç vardır. Aşağıda iletişimin kurulabilmesi için gerekli olan iletişim unsurları üzerinde durulmuştur.



Kaynak (Gönderici)

Kaynak, iletişimin başlatıcısıdır; iletişimi başlatan veya iletiyi gönderendir. Kaynak olmadan iletişim kurulamaz. İletişim önce kaynağın zihnindeki düşünce şeklinde ortaya çıkar. Kaynak, sahip olduğu tecrübe ve bilgilere göre, mesaj oluşturur; yani mesajı iletmeden önce onu “kod”lar. Bir düşünceyi formüle eder ve mesaj halinde kanalı kullanarak alıcıya gönderir. İletişim, gönderici ve alıcı olmak üzere en az iki kişiyi gerektirir; bununla birlikte alıcı ikiden fazla olabileceği gibi göndericisi de ikiden fazla olabilir.



Mesaj (İleti)

Mesaj, alıcı için bir uyaran olarak işlev gören uyarıcılardır. Mesaj kavramının birçok anlamı vardır. Örneğin, mesaj, herhangi bir yerde bir biçimde açığa vurulan sözcük ya da imgeyi ifade eder. Mesaj, göndericinin fikirlerinin ve isteklerinin sembollere dönüşmüş halidir. Sembollerin tek başlarına bir anlamları yoktur, anlamları gönderici ve alıcı yükler. Eğer alıcının verdiği ve göndericinin algıladığı anlamlar birbirlerine uygun ise “tam iletişim” söz konusu olur. İletişim, kaynağın gönderdiği mesajın, alıcı tarafından algılanmasıyla kurulur. İletişimin görünür yönü genellikle mesajdır. Çünkü mesajın alıcıları ve iletişimin izleyicileri, öncelikle mesajı, mesajın anlamını, amacını ve etkisini algılamak durumundadırlar. Mesaj gönderilmeden önce oluşturulur, yani kodlanır. Bilginin, düşüncenin duygunun iletime uygun, mesaj haline getirilmesine kodlama denir. Kodlama simgelerin anlama dönüştürülmesidir. Bir “şey”i temsil eden ama onunla doğal bir ilişkisi olmayan simgeler kodlanarak mesaja dönüştürülür. İletişimin etkinliği, mesajın alıcıya ulaşmasına değil, istenen biçimde ulaşmasına ve bir davranış değişikliği yapmasına bağlıdır. Mesajın yorumlanarak anlamlı bir şekilde algılanmasına kod açma denir.



Kanal (Mesaj Yolu)

Kanal, sinyali taşıyan herhangi bir fiziksel araçtır. Işık dalgaları görsel sinyalleri, hava dalgaları ise ses sinyallerini taşır. Kanal fiziksel (ses, beden), teknik (telefon) ya da toplumsal olabilir (okullar, gazeteler vb.). Kanal, mesajın göndericiden alıcıya iletildiği yoldur. Kanal, ışık dalgaları, radyo dalgaları, ses dalgaları, telefon kabloları ve sinir sistemi gibi mesajı taşıyan araçlardır. Etkin bir iletişim için kullanılan kanal, mesaja uygun olmalıdır. Mesajın bozulmadan iletilmesi uygun bir kanalla mümkün olur. Kanal, kaynak ve alıcı arasındaki bağdır. İnsanın beş duyu organı, onun iletişim kanallarıdır. İki kişinin konuşmasını sağlayan bir telefon sistemi de, başka bir örnek olarak gösterilebilir.



Alıcı (Hedef)

İletişimin gerçekleşmesi için en az iki kişiye ihtiyaç vardır. Bunlardan biri kaynak diğeri alıcıdır. İnsan kendisiyle kurduğu iletişimin dışında, tek başına bir iletişim kuramayacağına göre, mutlaka alıcı veya alıcılar gerekir. Kodlanmış mesajı alan ve kodunu açan kişi alıcıdır. Alıcı, mesajı taşıyan sembolleri algılayıp anlam vererek, iletişimi sonlandırır ya da kendisi bir mesaj göndererek gönderici konumuna geçer. Alıcı, gönderilen mesajı alan kişidir. İletişim sürecinde, kaynağın gönderdiği mesaja hedef olan kişi, grup ya da kitleye alıcı denir. Örgütlerde gönderilen mesaj tek olmasına rağmen, aynı mesajın tek ya da çok alıcısı bulunabilir. Alıcının mesajla iletilen anlamı verip vermemesi birçok faktöre bağlıdır. Tam iletişim, hem kaynağın hem de alıcının kullanılan sembollerin anlamlarını bilip, onlara ortak anlam vermesi sayesinde kurulur. Kaynak gibi alıcının da iletişim kurma yeteneği; onun iletişim becerisine, tutumuna, tecrübe ve bilgisine bağlıdır.



Filtre (Algılama) ve Değerlendirme

Algı kavramı genel anlamıyla duyu organları aracılığıyla alınan uyarıların (duyusal sinyal, simge, sembol) anlamlı bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesi ve yorumlanmasıdır. Duyu organlarımıza ulaşan veriler/uyaranlar, algılama olmaksızın tek başlarına bir anlam ifade etmez. Bunların bir anlam ifade edebilmeleri için verilerin algılanması gerekir. Bize ulaşan duyumlara algılama neticesinde tepkiler gösteririz. Önce mesaj filtre edilir. Filtre, göndericinin ve alıcının mesajları değerlendirmesidir ve burada devreye algılama girer. Algı, kişinin belli bir bilgiyi duyma, organize etme, anlama ve değerlendirmesidir.



Geri Bildirim (Feed-Back)

Geri bildirim, alıcı ve gönderici arasında geriye bilgi akışıdır. Bu sayede, gönderici mesajının anlaşılıp anlaşılamadığını öğrenir. Geri bildirimin olmadığı bir iletişim, “tek yönlü iletişim” iken; geri bildirimin olduğu iletişim, “çift yönlü iletişim”dir.

Geri bildirim, iki yönlü iletişimin ortaya çıkmasının zorunlu bir unsurudur. İletişim süreçlerinde temel kültürel ve dil farklılıkları, iletişim problemlerine neden olur. Bu durumda, sağlıklı bir geri bildirimde bulunulamaz. Geri bildirim, mesajın içeriğine göre olumlu ve olumsuz olmak üzere iki kısma ayrılır. Olumlu (pozitif) geri bildirim bir davranışı zaten ilerlemekte olduğu yönde destekleyen ya da pekiştiren geri-bildirimdir. Alıcı mesajı tam olarak algılar ve bunu kaynağa doğru biçimde gönderirse, buna pozitif geri bildirim denir.
İLETİŞİM SÜRECİ

İletişim sürecinin öğelerini ve işleyişini açıklayabilmemiz için önce iletişimin süreç olduğunu açıklamamız gerekir. Toplum bilim sözlüğünde süreç, “bir olayın düzenli olarak ve birbirini izleyen değişimlerle gelişmesi, başka bir olaya dönüşmesi” olarak tanımlanmaktadır. İletişim de birkaç adımı gerektiren bir süreçtir. Süreç, göndericinin düşünceleri, duyguları veya görüşleri kodlamasıyla ve hedefe göndermesiyle başlar. İletişim süreci, bir mesajı herhangi bir kanalla gönderen gönderici veya kaynak, gönderilen mesaj veya ileti, mesajın gittiği kanalve mesajı alan hedef veya alıcı olmak üzere dört temel unsurdan oluşur. Bu unsurlardan biri eksik olursa, iletişim kurulamaz. İletişim süreci, kaynağın bir mesajı anlaşılır biçimde kodlayarak, alıcıya göndermesiyle başlar. İletişim sürecinde kaynak, iletmek istediği mesajı, önce hedef tarafından algılanabilir ve anlaşılabilir işaretlere dönüştürür; yani kodlar. Kodladığı mesajı bir araç (sözel ve görsel) veya kanal aracılığıyla gönderir. Mesajı alan hedef, gönderilen mesajın kodunu açar, onu algılar; yani yorumlar ve bu yorumuna göre tepkisini kodlayıp geri gönderir (geri-bildirim). İletişim sürecinin dördüncü unsurunu, iletişim kanalı oluşturur. İletişim kanalı, mesajın göndericiden alıcıya doğru aktığı yolu ifade eder. İletişim sürecinin önemli bir unsuru da çevresel faktörlerdir. Çevre faktörleri, mesajın iletişim kanalı içinden akışını etkileyen koşulları ifade eder.




İLETİŞİM TÜRLERİ

İletişim türlerini; sözlü iletişim, sözsüz iletişim ve yazılı iletişim olmak üzere üç gruba ayırabiliriz. Bir başka sınıflandırmaya göre iletişim; kişinin kendisi ile iletişimi, kişiler arası iletişim, grup iletişimi ve kitle iletişimidir.

Grup ilişkilerinin yapısına göre iletişim; biçimsel olmayan (informel) iletişim, biçimsel (biçimsel) iletişim, dikey iletişim ve yatay iletişimdir. Kullanılan kanallara ve araçlara göre iletişim; görsel ve işitsel iletişimdir. Kullanılan kodlara göre iletişim; sözlü iletişim, yazılı iletişim, sözsüz iletişim; zaman ve mekân boyutlarına göre iletişim; yüz yüze iletişim ve uzaktan iletişimdir.


Sözlü İletişim

Sözlü iletişim, konuşma dili olarak da adlandırılır. Sözlü iletişim; yüz yüze görüşmeler, toplantılardaki konuşmalar, sözlü sunumlar, halka hitaplar, telefonla yapılan görüşmeler, eğitim kursları, konferanslar, resmi konuşmalar, kurmay toplantıları, komiteler ve uyum programları gibi çeşitli biçimlerde yapılır. Sözlü ve sözsüz iletişim, iki temel iletişim kurma yöntemidir. Gönderici ve alıcı arasındaki konuşmanın her türü sözlü iletişimdir. Sözlü iletişim, yüz yüze interaktif biçimde olabileceği gibi radyo, televizyon ve telefonla da olabilir. Sözlü iletişim, primer (birincil) iletişim biçimidir. Sözlü iletişim, “dil ve dil-ötesi” olmak üzere, iki kısma ayrılır. Karşılıklı konuşmaları, hatta mektuplaşmaları, “dil ile iletişim” olarak kabul edebiliriz. Dil ötesi İletişim ise, sesin niteliği ile ilgilidir; ses tonu, sesin hızı, şiddeti, hangi kelimelerin vurgulandığı, duraklamalar ve benzeri özellikler, dil-ötesi iletişim sayılır. Dil ile iletişimde, kişilerin “ne söyledikleri”, dil-ötesi iletişimde ise, “nasıl söyledikleri” önemlidir.



Sözsüz İletişim

Sözcükler, iletişimin birincil araçlarıdır. Sözlü iletişimde kullanılan sözcükleri destekleyen daha birçok öğe vardır. Bu öğelere, ikincil mesaj kanalları denir. Sözsüz iletişim, iletişimin temel türlerinden biridir. İletişimin birincil aracı dildir; fakat mesajın gönderilmesinde ve alınmasında, iletişime katkı sağlayan başka faktörler de vardır. Sözsüz iletişim veya vücut dili yoluyla; elbiseler, mekân kullanımı, kelimelerin vurgulanış biçimi, jest ve mimikler, göz hareketleri ve göz teması mesaj iletimine yardımcı olur. Yüz ifadesi, göz hareketleri, duruş, giyim-kuşam, ses özelikleri sözsüz iletişim araçlarıdır. Sözsüz iletişim, en ilkel toplumsal davranış olarak tanımlanan beden dilinin ortak ifadesidir. Sözsüz iletişim, beş temel fonksiyona sahiptir. Bunlar; sözsüz jestlerle sözlü mesajı pekiştirmek amacıyla kullanılan olumlama hareketleri veya tekrar, yine jestlerle kafayı olumsuz anlamda sallayarak yalanlama veya aksini iddia etme, sözlü mesajın yerine geçebilecek bir davranışta bulunma, gözlerle mesaj iletme bu türe girer. Mesajın anlamını tamamlama ve mesajı vurgulama da bir sözsüz iletişim biçimidir. İnsanlar, genellikle üç biçimde sözsüz iletişim kurarlar. Bunların ilki mekân kullanımıdır. Daha üst düzeyde olanların kullandıkları mekânlar, statü ve otorite durumlarını gösterecek biçimde tasarlanır. Sözsüz iletişimin ikinci türünü beden dili oluşturur. Konuştuğumuz sırada birinden uzaklığımız, beden diliyle iletilmiş bir mesajdır. Yakın temas, samimiyeti veya düşmanlığı akla getirdiği gibi göz teması, pozitif veya negatif hisleri iletmenin aracı olarak kullanılır. Vücut ve kol hareketleri, konuşmada duraksama ve elbise beden dilinin önemli unsurlarıdır. Sözsüz iletişimin üçüncü unsuru ise dil yoluyla betimlemedir. Betimlemede, mesajın asıl anlamlarının yanında, yan anlamlarının üzerinde durulur.





Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə