Ders notlari



Yüklə 391,03 Kb.
səhifə4/24
tarix17.11.2018
ölçüsü391,03 Kb.
#80394
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   24

Önemli eserler:

*Seyahatname (Evliya Çelebi-17. yy.) *Sefaretname-i Paris (28 Çelebi Mehmet)

*Avrupa’da Bir Cevelan (Ahmet Mithat Efendi) *Romanya Mektupları(Ahmet Rasim)

*Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye Mektupları(Cenap Şehabettin)

*Frankfurt Seyahatnamesi(Ahmet Haşim) *Tuna Kıyıları, Bizim Akdeniz, Hint( F. Rıfkı Atay)

*Anadolu Notları (Reşat Nuri Güntekin) *Mavi Anadolu(Ezra Erhat)

*Hiroşimalar Olmasın(Oktay Akbal)

*Üsküp’ten Kosova’ya(Yavuz Bülent Bakiler)



3. BİYOGRAFİ (Yaşam Öyküsü/ Tercümeihâl):

*Ünlü kişilerin yaşamlarını anlatan ve eserlerini tanıtan yazılardır.

*Tanıtılan kişiler hakkında nesnel bilgiler verir.

*Divan edebiyatında şairleri tanıtmak için yazılan tezkireler (şuara tezkireleri) biyografi niteliğindedir.

*Eski Yunan’da Plutarkhos’un “Paralel Hayatlar”ı ilk örneğidir.

*Edebiyatımızda ilk şuara tezkiresi Ali Şir Nevai’nin “Mecalisü’n-Nefais”idir.

*Tek Adam, İkinci Adam (Şevket Süreyya Aydemir)

*Bu Dünyadan Nazım Geçti (Vala Nurettin Vanu)

*Tevfik Fikret (Mehmet Kaplan)

*Tevfik Fikret (Atilla Özkırımlı)

*Yahya Kemal (Ahmet Hamdi Tanpınar)

*Mehmet Akif Ersoy (Ali Nihat Tarlan )



4. OTOBİYOGRAFİ (Öz Yaşam Öyküsü):

*Yazarın kendini tanıttığı yazılardır.

*Objektif olmak zorundadır.

*Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (Aziz Nesin)

*İtiraflar(J.J.Rousseau)

5. GÜNLÜK (GÜNCE):

*Yaşanan olayların günü gününe yazılması ve üzerine tarih atılmasıyla oluşan yazılardır.

*Her gün yazıldığı için kısa yazılardır.

*Günceler yazarın kişiliğini, tavrını, ruhsal durumunu ortaya koyar.

*Günlük, Tanzimat döneminde “ruzname” kelimesiyle ifade ediliyordu.

*Günlük terimini ilk kullanan Falih Rıfkı Atay’dır.

*Divan edebiyatındaki “vakayinameler” bir tür günlük sayılır.

*Bizde günlük pek yaygın değildir.

*Günce (Nurullah Ataç)

*Geçmişin Kuşları (Oktay Akbal)

*Günlük (Salah Birsel)

6. MEKTUP: Genel olarak kişinin bir haberi, olayı, arzuyu bir başkasına anlattığı yazılardır.

Mektup Türleri:

a. Özel Mektup b. İş Mektubu c. Edebî Mektup

*Edebî mektuplar gazete veya dergilerde yayımlanır.

*Yazar, birine hitaben yazar fakat amacı anlattıklarını herkese duyurmaktır.

*Mektup divan edebiyatında da görülmüştür. (Fuzuli’nin Şikâyetname’si gibi)

*Halide Edip’in “Handan”ı, Reşat Nuri’nin “Bir Kadın Düşmanı”,

Goethe’nin “Genç Werther’in Acıları” mektuplardan oluşan romanlardır.


C. BİLİMSEL METİNLER D. TARİHÎ METİNLER E. FELSEFİ METİNLER

TİYATRO TÜRLERİ

OPERA: Bütün sözleri, hareketleri ve jestleri müzikle bestelenmiş ve orkestra şefinin idaresine verilmiş dram ve trajedilerdir. Trajedilerde bir tek kelime müziksiz söylenmez. Opera; müzik, kilise ve paganizmden ( eski Yunan putperestliği ) çıkmıştır. Ağır bir hüzün havası vardır. Olaylar acıklı ve duygusaldır. Çok gösterişli dekor ve kıyafetler içinde sunulur.
OPERET: Sözlerinin müziksiz kısımları müziklerden çok olan tiyatro eserlerdir. Halka hitap etmek için yazılır. Operetlerde renk, ışık, kıyafetler ve dans en göze çarpıcı şekilde kullanılır.
REVÜ: Operetin daha hafif fakat hiciv, alay, tenkit dolu çeşididir.
SKEÇ: Beş altı dakikaya sığdırılan tablolar hâlinde kısa, müzikli oyunlardır. Bir çeşidi de radyo skeçleridir.

VODVİL: Yalnız güldürme amacı güden komedilerdir. Bunlara entrika komedisi denir. Bir çeşit komedi ve türkülü tiyatrodur. Opera-komik bundan türemiştir. Kaba saba şakaları bulunan, söz oyunlarına ve yanlış anlamalara büyük yer ayıran, metinden çok irticale (doğaçlamaya) önem veren komedi türü anlamına gelmektedir.

FARS ( FARCE ): Abartılı hareketlerle, sivri esprilerle güldürmeyi amaçlayan komedilere fars (kaba güldürü) denir. Komedinin sanat yönü az, kaba bir türüdür. Çok eskiden tiyatrolarda perde arası gösterisiydi, sonra bağımsız oldu.
FEERİ: Masalların tiyatro sahnesinde dramatize edilmesinden doğma, cinlerin ve perilerin de rol aldığı bir tiyatro türüdür.

PARODİ: Gerçekte güldürücü olmayan bir olayı gülünçleştirerek işleyen komedilerdir.

PANDOMİM: Sessiz hareketler, jestler, yüz ifadeleri ve kostümler yoluyla duyguları, düşünceleri, tutkuları anlatmaya yarayan tiyatro çeşididir.
EPİK TİYATRO: Siyasal amaçlı bir tiyatro düşüncesidir. Bertolt Brecht’in doğrudan Marksizm-Leninizm’den etkilenmeyle oluşturduğu ve seslendiği seyirci kitlesini de emekçi sınıf olarak belirlemiş bir tiyatro türüdür. Asıl amacı, tiyatronun yalnızca lüks olarak toplumun elit kısımlarına hitap ediyor oluşu değil, aynı zamanda sıradan halkın sorunlarını da konu edinebilen bir anlayış üzerine kurulu olabileceğini göstermektir. (Keşanlı Ali Destanı)

KABARE TİYATROSU: Daha çok güncel konuları iğneleyici, taşlayıcı biçimde ele alan skeçlerin oynandığı, monologların, şarkıların ve şiirlerin söylendiği küçük tiyatrodur.
TİYATRO TERİMLERİ

Adapte: Yabancı bir eseri yer adları, şahıs adları, deyimleri, gelenek ve görenekleriyle yerli hayata uygulayarak çevirme, uyarlama.
Adaptasyon: Adapte etme, uyarlama.
Akustik: Tiyatro, konser salonu ve benzeri kapalı yerlerin, sesleri bozmadan yansıtabilme özelliğidir.
Diyalog: Roman, hikâye ve tiyatroda kahramanların karşılıklı konuşmalarıdır.
Döşeme: Türk halk edebiyatında "başlangıç" karşılığı kullanılan bir kelimedir.
Dramatize etmek: Bir olayı, duyguyu, düşünceyi canlandırarak anlatmaktır.

Mecaz olarak da bir olayı olduğundan daha acıklı bir şekle sokmaktır.


Dublör: Tiyatroda ve sinemada bir rolün yedek oyuncusudur.
Entrik unsur, Entrika: Roman, hikâye ve tiyatro türlerinde, olayların okuyucuda ya da seyircide merak uyandıracak şekilde birbirine dolanmasıdır.
Epizot: Bir hikâyede asıl olaya karışan ikinci derecede önemli bir olaydır. Bugünkü perde karşılığıdır.
Fantezi pastoral: Çobanların hayatını fantezilerle süsleyerek anlatan tiyatro çeşididir.
Fasıl: Bölüm. Tiyatroda perde karşılığı kullanılmıştır. Karagöz oyununda belli bir vakanın geçtiği bölümdür.
Grotesk: Gülünç, güldürücü.
Kanto: Tanzimat Dönemi'nde Türk sahnesinde azınlık aktrislerce bağlatılan oyunlu ve neşeli şarkılar.
Koro: Eski Yunan tiyatrosunda bir grup erkek ve kadından kurulu şarkıcılar topluluğudur. Oynanan eserin konusuna da katılırlar ve eserdeki olaya karşı, toplumun duygu ve düşüncelerini temsil ederler. Hayvanlar, ağaçlar, bulutlar yerine sembol olarak kullanıldıkları da olmuştur.

Mizansen: Bir tiyatro eserinin sahneye konması, sahneye göre düzenlenip uygulanmasıdır.
Monolog: Tek kişinin konuşmasıdır. Tek kişilik taklitli bir komedya türüdür. İnsanın içinden kendisiyle konuşmasıdır.
Muhavere: Konuşma. Tiyatro, roman, hikâye, fabl, röportaj ve benzeri türlerde kahramanların konuşmalarıdır.
Reji: Sahneye koyma ve yönetme işidir.
Rejisör: Sinema ve tiyatroda, eserin sahneleninceye veya seyirci önüne çıkıncaya kadar geçirdiği her anı yöneten kimse; yönetmen.
Repertuvar: Opera, operet ve tiyatro topluluklarının bir oyun mevsiminde gösterecekleri eserlerin listesi.
Satir: Yergiye dayanan komedilere satir denir. Toplumdaki bir olumsuzluğu iğneleyici bir dille anlatan ya da bir kişinin kötü yönlerini, olumsuz tavır ve davranışlarını hicvederek gözler önüne seren metinlerdir.

Tirat: Sahnede kişilerin birbirlerine karşı söyledikleri uzun sözlerdir.
Tuluat: Tiyatro türlerinden biridir. Sanatçılar, oynadıkları eserin konusuna bağlıdırlar ama oyundaki sözleri içlerinden geldiği gibi söylerler. Yazılı esere uymak mecburiyetleri yoktur. Perdeli orta oyunu da denir.

ŞİİR BİLGİSİ

Şiirler, coşku ve heyecan dile getiren metinlerdir. Şiirin söz dizimi düzyazınınkinden farklıdır. Bu dizim, dilin kurallarından ziyade ahenge göre yapılır.

Şiir bir nazımdır; yani bir dizme, düzene sokma işidir. Bu dizmenin de belli ögeleri vardır. Bunlar ölçü, kafiye ve redif gibi şeylerdir.

ÖLÇÜ(VEZİN):

*Şiirde hece sayılarına veya heceyi oluşturan seslerin uzunluk-kısalıklarına göre bir düzen oluşturulur. Buna ÖLÇÜ denir.

*Edebiyatımızda hece ölçüsü ve aruz ölçüsü olmak üzere iki tür ölçü kullanılmıştır.

1. HECE ÖLÇÜSÜ:

*Şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür.

*İlk dizede kaç hece varsa diğer dizelerde de aynı sayıda hece bulunması gerekir.

*Hece ölçüsü, Türk şiirinin en eski ulusal ölçüsüdür. Bilinen en eski şiirlerden başlayıp hiç kesintiye uğramadan günümüze kadar gelmiştir.

*En fazla 7’li, 8’li, 11’li heceler kullanılmıştır.

*Hece ölçüsüyle yazılan dizeler okunurken belli yerlerde durulduğu ve dizenin bölümlere ayrıldığı görülür. İşte durulan bu yerlere DURAK denir. Çoğu zaman şiirin tamamındaki duraklar da aynı sayıda heceler hâlinde bölünür. Durak kesinlikle bir sözcüğün ortasına gelmez, her zaman sonuna gelir.


“Dere boyu/ saz olur “Yeşil başlı /gövel ördek “Kalktı göç eyledi/ Avşar illeri

Gül açılır /yaz olur Uçar gider /göle karşı Ağır ağır giden/ iller bizimdir

Ben yârime/ gül demem Eğricesin /tel tel etmiş Arap atlar yakın/ eder ırağı

Gülün ömrü/ az olur.” Döker gider/ yâre karşı” Yüce dağlar aşan/ yollar bizimdir”

(4+3=7’li, mani/anonim) (4+4=8’li, semai/Karacaoğlan) (6+5=11’li, koşma/Dadaloğlu)

2. ARUZ ÖLÇÜSÜ:

*Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve kısalıklarına göre oluşan bir ölçüdür.

*Ünsüzle biten heceler uzundur ve kapalı sayılır, kapalı heceler çizgiyle gösterilir.

*Ünlüyle biten heceler kısadır ve açık sayılır, açık heceler noktayla gösterilir.

*Üzerinde inceltme işareti bulunan yani uzatılarak söylenen ünlüler kapalı sayılır.

*Bu açık ve kapalı hece eşitliği tüm şiir boyunca devam eder.

*Son hece her zaman kapalı sayılır.

*Aruzun belli kalıpları vardır. Aruzlu şiirleri kalıplarına ayırmaya TAKTİ denir.

“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik”(Yahya Kemal Beyatlı)

“Eşin var, âşiyânın var, bahârın var ki beklerdin

Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül nedir derdin?”(M. Akif Ersoy)

*Aruz, Arapların icat ettiği bir vezindir.

*Aruz, İslamiyet’in kabulünden sonra Arap ve Fars edebiyatlarından alınmıştır.

*Aruzlu ilk eserimiz Kutadgu Bilig’dir.

*Divan edebiyatında en güzel şekilde kullanılan aruz; Tanzimat, Servetifünun ve Fecriati sanatçıları tarafından da kullanılmıştır.

*Aruz Türkçenin ses yapısına pek uygun değildir çünkü aruzun temelini oluşturan uzun ünlüler Türkçede yoktur. Bundan dolayı da uygulamada birçok zorlama ve hata görülür. Bunlardan birkaçı şöyledir:

İMÂLE: Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır.

“Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?

Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı?”(Fuzûli)
ZİHAF: İmalenin tam tersidir. Kalıba uydurmak için Arapça ve Farsça kelimelerdeki uzun heceleri kısa saymaktır.

Sevdiğimiz dünyâda bir güldurur(Gülşehri)

Konuldu kürsîler zerrîn ü sîmîn (Şeyhi)

Mevlânâ’dır evliyâ kutbu bilin

Ne kim ol buyurdusa anı kılın(Sultan Veled)

Nedir bu tâlih ile derdi Nef’î-i zârın

Ne şûhu sevse mülâyim dedikçe âfet olur (Nef’i)

ULAMA(VASL):

*Divan şiirinde en çok kullanılan ses unsurlarından biridir.

*Ulama yapılan yerlerde ulanan sözcüklerdeki heceler tek sözcükmüş gibi ayrılır.

Mağlupken ordu, yaslı dururken bütün vatan,

Rüyâma girdi her gece bir fâtihâne zan. (Yahya Kemal Beyatlı)

Aldın hezâr bütgedeyi mescid eyledin

Nâkûs yerlerinde okuttun ezanları (Baki)



Nâdanlar eder sohbet-i nâdanla telezzüz
Divânelerin hemdemi divâne gerektir (Ziya Paşa)
KAFİYE (UYAK):

*Dize sonlarındaki ses benzerliğine Kafiye (Uyak) denir.

*Benzeşen seslerin sayısına göre dört grupta incelenir:

1.YARIM KAFİYE(YARIM UYAK):Tek ses benzerliğine dayanan uyaktır.

Kara bahtım, kem talihim, taşa bassam iz olur

Ağustosta suya girsem balta kesmez buz olur (Anonim-Türkü)

Ak sineme kara yazı yazarım

Mecnun oldum, dağ başında gezerim (Anonim)

Haberimiz etsin dosta varanlar

Varıp dostun cemalini görenler (Ardahanlı Hayali)
2.TAM KAFİYE(TAM UYAK): İki ses benzerliğine dayanan uyaktır.

“Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol” (Yahya Kemal Beyatlı)

“Kalbimde bir hayali kalıp kaybolan şehir

Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir.” (Yahya Kemal Beyatlı)

“Dışarıda mevsim baharmış,

Gezip dolaşanlar varmış.” (Sabahattin Ali)

*Dize sonlarında uzun okunan tek ünlü benzeşiyorsa bu uzun ünlü iki ses değerinde olup tam uyak oluşturur.

“Bir mısra işittim yine ey şah-ı Dilarâ

Bir hoşça da bilmem ne demek istedi ammâ.”(Nedim)


3. ZENGİN UYAK (ZENGİN KAFİYE):İkiden fazla ses benzerliğine dayanan kafiyedir.

“Gidiyorum gurbeti gönlümde duya duya

Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya.” (Faruk Nafiz)

“Garibim, namıma Kerem diyorlar

Aslı’mı el almış, harem diyorlar.” (Anonim)

“Ulu mabed, seni ancak bu sabah anlıyorum

Ben de bir varisin olmakla bugün mağrurum.” (Yahya Kemal)

“Sazımı asın duvara

Yalnız kalsın bahtı kara

Vasiyetim tüm dostlara

Türkülerle gömün beni”(Anonim - Türkü)

**TUNÇ UYAK: Dizelerden birinin sonundaki sözcüğün tamamı diğerinin sonundaki sözcüğün içinde geçerse buna TUNÇ UYAK denir.

*Tunç uyak zengin uyağın bir çeşidi sayılmaktadır.(Tunç uyak için en az üç ses lazımdır.)

“İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık

Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık.”( Faruk Nafiz)

“Ani bir üzüntüyle bu rüyadan uyandım,

Tekrar o alev gömleği giymiş gibi yandım.” (Yahya Kemal)

“Ahmet İhsan poker oynar nasıl oynarsa sabi

Kazanırken asabi, kaybediyorken asabi.” (Yahya Kemal)


4.CİNASLI UYAK(CİNASLI KAFİYE): Söylenişleri aynı, anlamları farklı sözcüklerle yapılan uyaktır.

“Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç.” (Yahya Kemal)

“Geçtikçe bembeyaz gezinenler üçer beşer

Bildim ki ahiret denilen yerdedir beşer.” (Yahya Kemal)

“Her nefeste işledim ben bir günah

Bir günah için demedim bir gün ah”(Süleyman Çelebi)

“Gurbette başkadır gamlı geceler

Hicranlar, elemler bende geceler.”

REDİF:

*Dize sonlarındaki aynı ses ve aynı görevdeki eklerle kelimelerdir.

*Redif daima uyaktan sonra gelir.

“Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar

Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar “(Faruk Nafiz)

“Kalbim yırtılıyor her nefesinde

Kulağım ruhumun ayak sesinde” (Necip Fazıl)

“Gören sanır ki safadan sema-i rah ederim

Döner döner bakarım kûy-ı yâre ah ederim” (Esrar Dede)

“Kır ata nal mı dayanır

Dağlar uykudan uyanır” (Orhan Veli)

“Bir bir açılırken göğe son defa yarıştık

Allah’a giden yolda meleklerle karıştık” (Yahya Kemal)

“Merhaba ey kân-ı irfan merhaba

Merhaba ey al-i sultan merhaba” (Süleyman Çelebi)

UYAK DÜZENİ(KAFİYE ÖRGÜSÜ/UYAK ŞEMASI):

Ölçülü şiirlerde uyaklı dizeler değişik şekillerde dizilir. Buna Uyak Düzeni denir. Bu da üç grupta incelenir:



1.DÜZ UYAK(DÜZ KAFİYE):

*Birinci dize ile ikinci dizenin; üçüncü dize ile dördüncü dizenin birbiriyle kafiyeli olmasıdır. aaaa, aa/bb/cc veya aaab, cccb, dddb gibi.

*Buna mesnevi tarzı kafiye de denir.

“Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker a

Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer” a

“Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? b

Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.” b (Mehmet Akif)

“Mendili yudum arıttım a

Gülün dalında kuruttum a

Adım ne idi unuttum a

Sorulmayı sorulmayı” b (Karacaoğlan)
2.ÇAPRAZ UYAK(ÇAPRAZ KAFİYE):

*Birinci dize ile üçüncü dizenin, ikinci dize ile de dördüncü dizenin kafiyeli olmasıdır.

*abab şeklinde gösterilir.

“Dinmiş denizin şarkısı, rüzgar uyumakta a

Rıhtım boyu sonsuz bir üzüntüyle karaltı b

Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta a

Mevsim gibi sislenmiş Emirgân, Çınaraltı” b (Yahya Kemal)
3.SARMA(SARMAL) UYAK:

*Birinci dize ile dördüncü dizenin ve ikinci dize ile de üçüncü dizenin kafiyeli olmasıdır.

*abba şeklinde gösterilir.

“En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü a

Titrek elleriyle gererken yayı b

Her yandan bir merak sardı alayı b

Ok uçtu hedefin kalbine düştü” a (Yahya Kemal)
4. ÖRÜŞÜK UYAK: İlk kez İtalyan edebiyatında ve “terza-rima” nazım biçiminde kullanılan bu uyak türü, bizde Servetifünun döneminde denenmiştir.

aba, bcb, cdc, ede…

EDEBÎ SANATLAR (SÖZ SANATLARI)

A. MECAZ ANLAMA DAYALI SANATLAR

1. TEŞBİH(BENZETME):

*Aralarında benzerlik ilgisi bulunan iki varlık veya kavramdan birini diğerine benzetme sanatıdır. Teşbihte iki ana unsur, iki yardımcı unsur olmak üzere 4 unsur vardır.

Ana unsurlar: Benzeyen(B) ve Kendisine Benzetilen(KB)

Yardımcı unsurlar: Benzetme Edatı(BE) ve Benzetme Yönü(BY)



a. AYRINTILI BENZETME (TAM BENZETME/ TEŞBİHİMUFASSAL): Dört unsuru da bulunan benzetmedir.

Durmuş saat gibiydi durup geçmeyen zaman

(B:zaman, KB: durmuş saat, BY: durup geçmemek, BE: gibi)

Gün denizlerde sönerken baktık

Ve çobanlar gibi dallar yaktık

(B:biz, KB: çobanlar, BY: dallar yakmak, BE: gibi)

Yolcuyum bir kuru yaprak misali

Rüzgârın önüne katılmışım ben

(B:ben, KB: kuru yaprak, BY: rüzgârın önüne katılmak, BE: misali)

Merdivenlerden aşağı alev çağlayanını andıran kırmızı bir halı akıyordu.

(B:kırmızı halı, KB: alev çağlayanı, BY: kırmızılık ve akmak, BE: andıran)

b. KISALTILMIŞ BENZETME(TEŞBİHİMUHTASAR): Benzetme yönü söylenmemiş benzetmedir.

Rüya gibi bir yazdı. (B: yaz, KB: rüya, BE: gibi) BY: ?

Sandım ki güzelliğin cihanda

Bir saltanatın güzelliğiydi

(B:güzelliğin, KB: saltanat, BE: sandım) BY: ?

Rûy-ı zemini tâbi-i fermânı kılmaya (Yeryüzünü emri altına almaya)

Sultan Selim Han gibi bir şîr-i ner gelir (Sultan Selim Han gibi bir erkek aslan gelir)

(B: Sultan Selim Han, KB: erkek aslan, BE: gibi) BY: ?



c. PEKİŞTİRİLMİŞ BENZETME(TEŞBİHİMÜEKKED):Benzetme edatı söylenmemiş benzetmedir.

Bambaşka Leh, Macar, Venedik, Rus güzelleri

Sessiz haremde her biri endamlı bir peri

(B: Leh, Macar, Venedik, Rus güzelleri; KB: peri, BY: endamlılık) BE: ?

Sürekli sevgiyi duydukça anne topraktan

(B:toprak, KB: anne, BY: sevgi duymak) BE: ?

Didar-ı Kibriya’yı kemaliyle gösteren(Allah’ın güzelliğini tam gösteren)

Şeyda gönülden özge bir ayine bilmedik(Çılgın gönülden başka bir ayna bilmedik)

(B: şeyda gönül, KB: ayine, BY: kemaliyle, tam göstermek) BE: ?

Bir çöl kuraklığında hayalin susuzluğu

(B: hayal, KB: çöl, BY: kuraklık, susuzluk) BE: ?

d. TEŞBİHİBELİĞ(GÜZEL BENZETME):

*Benzetmenin ana unsurlarıyla(B,KB) yapılan benzetmedir.

Bu dil ağzımda annemin sütüdür.

(B: dil, KB: annemin sütü) BE:?, BY:?

Som gümüşten sular üstünde giderken ileri

(B: sular, KB: som gümüş) BE:?, BY:?

Gül yüzlü bir afetti ki her bûsesi lale

(B: yüz, KB: gül) BE:?, BY: ? / (B: bûse, KB: lale) BE: ? , BY:?

selvi boy, inci diş, elma yanak, zeytin göz…

2. İSTİARE (EĞRETİLEME):

*Benzetmenin ana unsurlarından sadece biri kullanılarak yapılan benzetmedir.

*Buna benzetme amacıyla bir sözün başka bir söz yerine kullanılması da denir.

a. AÇIK İSTİARE: Sadece Kendisine Benzetilenin kullanıldığı istiaredir.

Macera başlamak üzreymiş o gün (KB: macera, B:?) B:aşk

Sürecekmiş bu ateş yıllarca (KB: ateş, B:?) B:aşk

İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece (KB: iki kapılı han, B:?) B:dünya

Uludağ etekleri al ipekten bu akşam (KB:al ipek, B:?) B:akşamın kızıllığı

Bu memlekette de bir gün sabah olursa Haluk

(KB: sabah, B:?) B:güzel günler

Yedi tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü (KB:gonca gül, B:?) B:sevgili

Kurban olam, kurban olam

Beşikte yatan kuzuya (KB:beşikte yatan kuzu, B:?) B:bebek

Aç köpek fırın yıkar(fırın damını deler)

(KB:aç köpek, B:?) B: aşırı ihtiyaç içinde olan insan

O yılanla konuşmak istemiyorum. (KB:yılan, B:?) B:sözü edilen kişi

Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan (aslanlar kahır pençemde titrerken)

Beni bir gözleri âhûya zebun etti felek(felek beni bir âhû gözlüye boyun eğdirdi)

(KB:şir yani aslan, B:?) B:kahramanlar, krallar

(KB:gözleri ahu yani ceylan, B:?) B:güzel kız

Kadem kadem gece teşrifi Naili o mehin(o ay’ın adım adım teşrif etmesi)

Cihan cihan elem-i intizare değmez mi(dünya dünya bekleme elemine



değmez mi) (KB:meh yani ay, B:?) B:sevgili

Gezermiş kasrın etrafında yer yer taze mehrular



(köşkün etrafında yer yer taze ay yüzlüler gezermiş )

Mükahhal gözlü, Şirin sözlü, Leyli yüzlü ahular



(sürmeli gözlü, Şirin sözlü, Leyla yüzlü ceylanlar gezermiş)

(KB:taze mehru yani taze ay yüzlü, B:?) B:sevgili

(KB:ahu yani ceylan, B:?) B:sevgili

Gönlüm açılır lal-i dür-efşanını görgeç



(inciler saçan lal taşını görünce gönlüm açılır)

Nutkum tutulur gonca-i handanını görgeç



(gülümseyen goncanı görünce nutkum tutulur)

(KB:inciler saçan lal taşı, B:?) B:dudak

(KB:gülümseyen gonca, B:?) B:dudak

b. KAPALI İSTİARE:

* Sadece Benzeyenin kullanıldığı istiaredir. Kapalı istiarede benzetme yönü de kullanılır.

*Herhangi bir varlık kendisine ait olmayan bir nitelikle anlatılırsa kapalı istiare olur.

Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler

(B: güller, BY: tutuşmak) KB: ateş

Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda

(B: alnım, BY: yanmak; B:gözlerim, BY: sönmek) KB: ateş

Varsın bahçelerde rüzgâr gezinsin

(B: rüzgâr, BY: gezinmek) KB: insan

Hastalığın pençesinden kurtulamadı

(B: hastalık, BY: pençe) KB: yırtıcı hayvan

Ekonomi batıyor

(B:ekonomi, BY: batmak) KB: gemi

Kandilli yüzerken uykularda

Mehtabı sürükledik sularda

(B: mehtap, BY: sularda sürüklemek) KB: örtü

Eşcâr-ı bağ hırka-i tecride girdiler (bağın ağaçları tecrit hırkasına girdiler)

Bâd-ı hazân el aldı çemende çenârdan (sonbahar rüzgârı çimende çınardan el aldı)

(B: eşcâr-ı bağ yani bağın ağaçları, BY: tecrit hırkasına girmek) KB: derviş

(B: bâd-ı hazân yani sonbahar rüzgârı, BY: el almak) KB: izin alan derviş

Gök nura gark olur nice yüz bin minareden

Şehbal açınca rûh-ı revân-ı Muhammedî

(B: rûh-ı revân-ı Muhammedî yani Muhammedin akan ruhu,

BY: Şehbal açmak yani kanat açmak) KB: kuş




Yüklə 391,03 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   24




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə