E. D.: Hoş bulduk



Yüklə 53.72 Kb.
tarix06.10.2018
ölçüsü53.72 Kb.

X.X.: Kısa bir aradan sonra yeniden birlikteyiz. Saatlerimiz 11.00’I gösteriyor sayın seyirciler. Yine dikkat çekici bir konumuz var bu bölümde de. Bağımlılığı konuşacağız, özellikle, daha doğrusu hareket noktamız ayakkabı bağımlılığı olacak sonrasında çanta bağımlılığı. Bağımlılık konuşacağız. Çoğumuzun duymadığı, bilmediği sebepler yatıyor temelinde. Baba figurü dersem herhalde neden bu kadar dikkat çekici olduğunu düşündüğümü anlayacaksınız. Ebru Demirhan hoş geldiniz.

E.D.: Hoş bulduk.

X.X.: Yaşam Tasarım Merkezi kurucusu Ebru Demirhan ile konuşacağız bu konuyu. Gerçekten dikkat çekici. Öncelikle neden bağlanma ihtiyacı duyuyoruz, sadece ayakkabı değil bir şeylere neden bağlanıyoruz, ne eksik?

E.D.: Bağlılıklardan ziyade bağımlılıklar, daha çok hayatımızda yeri kolay kolay doldurulamayacak konularla ilgilidir. Bir şeye bağımlılık var ise altında baba ile aramızdaki duyguların eksiklikleri vardır. Burada kişiden babaya bakışı gözlemleriz. Babanın ne yaptıüı, ne yapmadığı, olup olmaması, bu tarz kriterlerden ziyade kişinin baba ile arasındaki ilişkide neyi eksik görüp neyi tamamlayamadığı ile ilgileniriz. Tüm bağımlılıkların altında kişiden babaya çıkan duygu eksiklikleri vardır.

X.X.: Siz önce bunun temeline bakıyorsunuz. Mutlaka baba mı?

E.D.: Mutlaka baba, annenin konusu farklı. Anne kendi içinde 16 ayrı dinamikle çalışır, baba kendi içinde 16 ayrı dinamikle çalışır. Dinamiklerden birisi babada bağımlılıktır. Iş ve meslek hayatımız da baba ile ilişkimizle çok eşleşiktir. Bunun gibi 16 dinamik kendi içinde çalışarak baba kavramının altında bedenimizin sağ tarafında çalışır. Anne bedenimizin sol tarafında çalışır, depresyon, yaşam enerjisi almak, geçmiş gibi kavramlar da anne ile çalışır.

X.X.: Bütün bağımlılıkların temelinde o halde sadece ayakkabı değil baba yatıyor. Ayakkabı ile şimdi nasıl bir bağ kuracağız? Bize bunu açar mısınız? Ilk akla glen herhalde izleyicilerimizde budur.

E.D.: Ayakkabı nerede, baba nerede diyecekler. Hemen anlatayım. Ayakkabı bağımlılığı köklenme ihtiyacı ile ilgilidir. Köklenmek, yere basmak, sağlam olmak, bir şehirde yerleşmek, bir insanda yerleşmek, yuva kurmak gibi köklenmek ile ilgili bütün ihtiyaçlarımızı tanımlar. Baba ile aradaki güvende sorun var ve bir türlü köklenip bir yere bağlanamıyorsak o zaman ayakkabı bağımlılığı devreye girmeye başlıyor.

X.X.: Neden daha çok kadınlarda görülüyor peki?

E.D.. Kadınlar, kız çocuk babaya daha düşkündür biliyorsunuz, baba modeli kız çocuk için partner de demektir aynı zamanda. Hayatın içine gelen bütün otoriteler, iş hayatındaki yöneticiler de keza babayı temsil eden farklı faktörlerdir. Dolayısıyla buradaki eksiklik kadın tarafında daha çok tamamlanması gereken bir unsur olarak kalır.

X.X.. Hayatın geri kalan bölümlerinde başka unsurlar da bu bağımlılığı tetikleyebiliyor mu peki?

E.D.. Tabi ki.

X.X.: Neler tetikliyor?

E.D.: Baba ile arada alamadığımız, almadığımızı zannettiğimiz ya da aldığımız ama farkında olmadığımız bir sürü duygu aralığı varken, bunları tamamlama telaşına düştüğümüzde partnerlere yönelebiliriz. Partnerlerle bu tarz ilişkiler yönetilemediğinde otoriteye ihtiyaç duyup daha baskın yöneticilerle çalışmaya ruhsal anlamda ihtiyaç duyabiliriz. Bunların hepsi ruhsal ihtiyaçtır, biraz da bilinçaltı yönlendirmeleri vardır, hiçbirisi akli seçimler değildir.

X.X.: Erkeklerin de sorduğu, anlayamadığı, sadece para harcama tutkusu olarak yorumladığı o konu aslında incelenmesi gereken bir sorun demek doğru olur mu?

E.D.: Doğru, şiddetine gore sorun diyebiliriz. Önce bir öneridir, bir sinyaldir. Ruhun bize önerdiği bu konuyla ilgilenin diye sunduğu bir sinyaldir. Daha sonra o konu üzerine çalışılmazsa ve kişinin duyguları hafifletilmez doldurulamaz ise soruna doğru gider.

X.X.: Size çok ilginç vakalar geldi mi? Yani bunun nerelere kadar boyutu gidebiliyor? Pik yaptığı nokta nedir bu ayakkabı bağımlılığının?

E.D.: Geçenlerde konuştuk bunu. 39 numara giyen bir hanım çok beğendiği için 37 numara bir ayakkabıyı alıp rafına koyabiliyor. Giyemiyor sadece rafında dursun.

X.X.: Neden ayağımıza olmayan bir ayakkabıyı alırız ki?

E.D.: Sahiplik ilkesi, köklenmeye karşı aşırı umutsuzluk artık köklenme temsili olan ayakkabıyı alıp evde bir sürü yere koymak, yaymak, onu sürekli görmek gibi farklı itilimlere doğru götürüyor bizi.

X.X.: Yani küçük numara, büyük numara bile başlı başına bir ayrıntı mı bağımlılıkla ilgili?

E.D.: Tabii, beğenir kişi ayakkabıyı, sahip olmak ister, ona olmayan bir ayakkabıyı almak tamamen umutsuzlukla ilgilidir. Alır, rafına koyar, arada bir bakar, orada olduğunu bilir ve 3 sene, 4 sene, 2 sene sonra onu bir başkasına verir yerine başka bir şey koyar, olur ya da olmaz o günün şartlarında değişkendir.

X.X.: O boşluk dolacak. İnanılmaz. Peki ayakkabı bağımlılığı konusunu burada bitirmiyorum ama devamında hemen çanta bağımlılığı da akla geliyor. Her zaman değil ama çoğunlukla beraber, başa baş giden bağımlılıklar galiba.

E.D.: Evet birbirini kombinleyen bir bağımlılıktır. Bazen ayakkabı bağımlılığı daha öne geçer, çanta bağımlılığı daha atıl kalır, bazen çanta bağımlılığı daha öne geçer ayakkabı atıl kalır. Bağımlılığı çoğunlukla aksesuarlara yönlendiriyoruz, gözlük, takı.. Çok fazla kıyafet bağımlılığı olmuyor aslında. Daha çok yanımızda taşıyabileceğimiz, giy çıkar yapabileceğimiz şeylerde bağımlılık daha aktif oluyor. Çanta bağımlılığı da yine baba kaynaklı. Daha doğrusu kişiden babaya bakışla baba kaynaklı bir konu. Baba kaynaklı deyince babalar çok kızıyor çünkü, biz çocuklarımıza her şeyi veriyoruz diyorlar ama çocuklar ne alıyor ya da almıyor işte problem orada. Babaya bakışta içi doldurulması gereken konular var ise baba ile aradaki ilişkide..

X.X.: Ne gibi mesela?

E.D.. Mesela daha fazla güven ihtiyacı var. Baba güveni verdiğini düşünüyor ama çocuk alamıyor ise buradaki güven boşluğu, sahip çıkılma, korunma, kollanma, kıyaslanma gibi bir sürü duygu sayabiliriz burada. Bunları babadan tamalayamadığını düşünüyor ise yanında kolunun altında ya da elinde duracak çantanın içine bir sürü şey doldurup aslında bu ilişkiyi dolduruyormuş gibi davranıyor kişi.

X.X.: Çanta bağımlılığına bakıyorum şimdi, bunun küçük yaşlarda tespit edilmesi o halde kolay bir şey değil. Netice itibariyle ekonomik özgürlüğün kazanılması, bu alışverişi yapabilme yeteneğinin oluşması lazım bu da belli bir yaşı, belli bir iş hayatını, belki ekonomik özgürlüğü gerektiriyor. O yüzden geç fark edilebilen bir durum değil mi?

E.D.: Doğru. Gerçi şu anda bir çok kız çocuğu ya da erkek çocuğu bağımlılıklarını çok kolay ifade edebilir oldu. Bir kız çocuğu anne ile alışverişe çıktığında hep çantalara, hep ayakkabılara yöneliyorsa biraz altını irdelemek gerekebilir. Fakat bizi buna götüren başka çocuksal problemler var. örneğin tırnak yeme bağımlılığı, alt ıslatma, tikler, yüz tikleri, huysuz ayak sendromu gibi sürekli sallanma, otururken sallanma, ayak sallama gibi bir sürü bedensel gösteri bize bağımlılıkların önceki hallerini ifade ediyor.

X.X.: Hepsinin temelinde sadece baba mı yatıyor?

E.D.: Anne de var elbette ama konu bağımlılığa dönüşüyor ise baba. Depresyon, mutsuzluk sendromları, hayata karşı umutsuzluk, enerjisizlik,sürekli yorgunluk hisleri var ise anne tarafımızı ilgilendiriyor.

X.X.: Bunu bir sorun olarak görüp mü size geliyorlar? Bende bir sorun var, ben ayakkabı bağımlısıyım, ben çanta bağımlısıyım, bu konuda rahatsızlık duyuyorum çünkü çok ileri gidiyorum, ekonomik açıdan beni rahatsız ediyor, eşimle problem oluyor ya da bende anormal bir durum mu var diye merak edip mi, nasıl size geliyorlar? Karşı karşıya gelmeniz nasıl oluyor?

E.D.: Genellikle kendi içlerindeki bu duygu problemlerini bir şekilde fark ediyorlar ama ayakkabı bağımlılığı ya da çanta bağımlılığı konuşurken arada çıkan konulardan olur. Bağımlılığı çok üst düzeylere çıkmış bir kişi, çantaları için evine ayrıca dolaplar yaptırmış bir kişi bunun için geliyor evet. Artık sığamıyorum, ne yapmalıyım, burada bir sorun var diye geliyor ama onun dışında daha çok tatmin olamıyorum, ne alsam tatmin olamıyorum, en çok da ayakkabıya düşkünüm, alıyorum alıyrum ama bir türlü bana tatmin olma duygusu vermiyor. Burada bir sorun var deyip gelmeye başlıyorlar. Bağımlılığın altını orada açmaya başlıyoruz.

X.X.: Tedavi yöntemi mi uyguluyorsunuz? Nasıl bir yol izliyorsunuz?.

E.D.: Aslında bilinçaltı ve ruhsal çalışmalarla ilerliyoruz burada. Önce mümkün olduğunca sorunu dinlememeye çalışıyorum. Çünkü sorunu dinlersem o kadar akıldan bilgi almış olurum o da benim aklımda bir sürü anlam bulur. O yüzden sorun ne? Çantalarımı sığdıracak yer bulamıyorum ve burada bir sorun var. peki çalışmaya başlıyoruz. Çalışmaya başlarken bir bağımlılık geldiyse önce baba ile başlıyoruz çalışmaya. Baba ile aradaki ilişkide eksiklik ne, baba ne vermiş, çocuk ne almış, arada kalanlar, birbirlerine iletemedikleri gibi.. hayatta olsun olmasın baba ile arasındaki ilişkinin düzenlenmesi yoluna gidiyoruz. Ardından çanta, ayakkabı ya da onun için bağımlılık objesi her ne ise onun üzerine yönleniyoruz. Evet babadaki güven sorununu köklenme olarak addedip ayakkabıya yönlenmiş olabilir, o zaman ayakkabı köklenmek, bir insane aidiyet hissetmek, bir mekana aidiyet hissetmek, bir şehre, ülkeye aidiyet hissetmek ve hissedememek duygularını sil baştan yeniden düzenlemeye başlıyoruz.

X.X.: O zaman moda sektörü de bu zayıflığımızdan istifade mi ediyor bir yandan? Ne dersiniz siz bir göz olarak?

E.D.: Bunun bir zayıflık olduğunu düşünmüyorlar bence ya da altında bu tarz sebepler yattığını bilmiyorlar. Sadece hayatın içerisinde buna doğru giden bir trend var, onlar da kapılarını açıp geleni karşılıyorlar.

X.X.: Sizin söylediğiniz gibi çünkü o kombin sadece ayakkabı-çanta değil ona uygun söylediğiniz gibi gözlük ekleniyor, ona uygun fular ekleniyor, o kombin çerçevesi biraz daha genişliyor gün geçtikçe. Hepsini bir bütün halinde alma gereği duyuyor bu konuda hassas olan kadınlar da.

E.D.: Doğru, renk uyumları, desen uyumları gibi, buna ihtiyaç duyanlar da var.

X.X.: Bu artik buna uymuyor, onu tamamlayayim gibi gittikçe köpürüyor sanki o rahatsizlik.

E.D.: Alışveriş aynı zamanda çağımızın da hastalığı biliyorsunuz. Üretmekten ziyade tüketen toplumlar olduk ne yazık ki. Bu sebepten dolayı üretimi yapan belli yerler ama tüketimi yapan herkes var, o yüzden de bunun açığından memnuniyetle faydalanıyor herkes.

X.X.: Yaş aralığı ne? Belli bir yaş aralığı var mı?

E.D.: Bağımlılıklar için bir yaş aralığı yok sadece bağımlılıklar yaşlara gore şekil ya da materyal değiştirebiliyorlar. 3-5 yaş arasında tırnak yiyor, 5-7 yaş arasında öfke ile kırma bağımlılığı yaşıyor, örneğin oyuncakların hepsini kırma bağımlılığı yaşıyor. 7’den sonra okul hayatı içinde kalem bağımlılığı, silgi bağımlılığı, kalem kutusu bağımlılığı, defter bağımlılığı gibi şeyler yerini alabiliyor. Ya da top, araba, oyuncak, helikopter gibi.. Zaman içerisinde o bağımlılık değişe değişe kendi ekonomik özgürlüğünü kazandığında aslında en tepe noktada ve en kendini ifade edebilir alanda gösteriyor.

X.X.: Diğer bağımlılıklar, uyuşturucu bağımlılığı, nikotin bağımlılığı gibi ve alkol bağımlılığı gibi diğer bağımlılıklardan ayıran bir nokta var mı bu ayakkabı, çanta bağımlılığını?

E.D.: Tabii nikotin, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı kendi içinde kendi bedenini tüketmeye yönelik bir bağımlılıktır. Içinde aslında hayata meydan okuma, babaya meydan okuma da vardır. Sen bana istediklerimi vermedin ben de bunun yerine kendime bunu yapıyorum gibi. Ama dediğim gibi bu hiçbir şekilde akli bir seçim değildir, bilinçaltı bir yönlendirme vardır burada. Meydan okur aslında kendi bedenine sürekli zarar vererek. Baba çok saygın, çok otoriter, çok kimlikli bir insan olabilir fakat bu saygınlık ona mesafe yaratmış, çocuğu ile arasında bir duvar, bir panel yaratmış olabilir hayatın içinde. Böyle olunca babaya ulaşamamanın verdiği duygu, onunla paylaşamamanın, belki ona sarılamamanın verdiği duygu hayatın içinde kendini alkol, sigara, uyuşturucu gibi bağımlılıklara yönlendiriyor. Tüm bağımlılıkların kaynağı aynı, baba ile aramızdaki ilişkide kişiden bakışla eksik kalanlar fakat bağımlılıkların verdiği zarar ölçütünde şiddetlerini ayrı ayrı değerlendirebilriz.

X.X.: Nasıl çalışmalar yapıyorsunuz? Aklımıza gelen, bir terapiste gidince o bildik seanslar mı yoksa farklı uygulamalarınız mı var?

E.D.: Biraz farklı uygulamalarımız var.

X.X.: Nasıl bir süreç bekliyor size geleni?

E.D.: 36 ayrı teknik seansım var kendi içinde. 36 ayrı seansın artık her birini herkese uygulayamıyorum çünkü her hafta randevu veremeyebiliyoruz, bazen 8-9 aylara sarkabiliyor çalışmanın tamamlanması. 10 seanslık paketler halinde farklı düzenlemeler yapmak gerekti yoğunluktan dolayı da. Şöyle çalışıyoruz ilk 10 seansı uyguluyoruz fakat burada 36 seanstan o kişinin durumuna en uygun olanı seçiyoruz, ondan sonra ihhtiyacımız olursa devam ediyoruz. Çalışmalarımızın içinde bilinçaltı, ruh, akıl, ego, atalar, aile içindeki diğer fertler, herkesle bir arada çalışıyoruz. Çalışmaya sadece kişi katılır ama onun çevresindeki önemli, ona bağımlılığı yaşatan, devamını sağlayan tüm faktörleri de temsili olarak kullanıyoruz.

X.X.: Bu arada bu bağımlılıkta cinsiyet faktörü nedir diye bir soru var y a da erkekte ayakkabı, cüzdan, kravat, saat diye örneklenir.

E.D.: Hemen hemen aynı şekilde cüzdan yine bir erkek için yanında taşıma ihtiyacı, içini doldurma ihtiyacı.. Kadın için çanta erkek için cüzdan diyebiliriz, kadın için ayakkabı erkek için kemer diyebiliriz, hemen hemen aynı anlamlara gelir.

X.X.: Ekonomik açıdan bir sıkıntısı olmayan, rahatlıkla bütün bu ulaşmak istediği materyallere ulaşabilen kişli herhalde bunun bir sorun olduğunun çok da farkında değildir gibi geliyor malesef. Ne düşünüyorsunuz?

E.D.: Maalesef zaman geçtikçe o tatmin olamama duygusu onun hayatında o kadar büyük yer kaplamaya başlıyorki onu artık anne tarafına da yani depresyon tarafına da itmeye başlıyor. Her ikisi birleşince mutsuz hayat sendromu dediğimiz sendrom devreye giriyor. Nereye giderse gitsin, ne alırsa alsın, ne yaşarsa yaşasın hayat ona hiçbir keyif vermemeye başlıyor. Işte o noktada bizler bir şekilde devreye giriyoruz.

X.X.: Yani ben istediğime ulaşabiliyorum o yüzden sorun yok diye düşünmek biraz hatalı, insanınkendine yapacağı bir haksızlık galiba..

E.D.: Bir malzeme ise bu, ne almak için gereğinden fazla para harcıyor, zaman, emek harcıyorsak ya da hangi duygunun peşinde çok fazla dolanıyorsak orada bir sorun var demektir.

X.X.: Kendi içinde bir yolculuğa çıkarıyor musunuz veya kendi geçmişinde?

E.D.: Tabii ki.

X.X.: Sorunu bulup oradan mı başlıyorsunuz? Sorunun üzerinde çok durmak istemiyorum dediniz nedenlerini ama ben o yüzden merak ettim.

E.D.: Öncelikle dinlemiyorum vehemen konu bağımlılıksa.. Konu depresyonsa anne ile arasındaki ilişkiden yola çıkarak başlıyorum. Fakat şöyle süprizler çıkıyor hayatımızda, anne bir şekilde iş hayatından dolayı ya da farklı bir konuda anneanneye devretmiş olabilir çocuğu ve anneanne büyütmüştür. Anneanne ile arasındaki ilişki çok iyi ama anne özlemi çok yüksektir. Hatta şöyle durumlar var, anneanneyi ya da babaanneyi kendi annesi gibi benimseyip anneyi abla gibi benimseyen insanlar var. dolayısıyla burada hem anneanne hem anneyle çalışmak gerekiyor. Kişinin hayatında etken kişiler, o roller her ne ise bir bir yerine oturtmak gerekiyor. Eğer anne, anne formatından çıkmış abla, arkadaş formatına dönüşmüşse orada zaten tamamlanamayan bir sürü konu var demektir. Her birine tek tek inip yerleştirme yapmamız gerekiyor. Anne, anne gibi olmalı, anne olmalı. Ama burada iyi anne olmalı, kötü anne olmalı, çocuğuna şiddet uygulamamalı değil, anne “anne” olmalı, her nasılsa o öylece bizim annemiz, benim annem. Baba, baba olmalı, baba kimliğinde olmalı, her nasılsa öylece o kişinin babası rolünde yerini alabiliyor olmalı.

X.X.: Sadecebağımlılık değil başka konularda da, ben web sitenizi inceledim biliyorsunuz sizinle de sohbet ederken, başka konularda da çalışmalarınız var mesela arama motoruna isminizi yazınca “Ebru Demirhan kuantum” çok aranan kelimelerde geçiyor. Kuantum Yaşam Tasarım paketinde neler sunuyorsunuz?

E.D.: Öncelikle kişinin ruhsal seçimleriyle ilgileniyoruz. Neden bu toprakta, bu ülkede, ruhu neden bunu istedi, neden bu annede, neden bu babada, neden bu kardeş düzleminin içerisinde? Öncelikle buradan başlıyoruz. Çünkü bütün hayat ruhsal alemde de seçimlerden ibarettir. Fakat burada bize makas aralığını verir ilahi sistem, bu aralıktan istediğini seçebilirsin der. Ne seçeceğimizi onlar söyler, bize sadece o aralıktan seçim şansı tanınır. Dolayısıyla anne-baba seçimlerini aslında ruhlarımız dünyaya gelmeden önce yapar. Bu düzlemde ise baba ile arada bir ilişki problemi varsa dönüp ruhsal seçimlerimize bakıp orada neye ihtiyaç duyduk ki bu hayatta bu baba ile eşleşiyoruz sorusunun cevabını bulmaya başlarız. Keza anne tarafında da böyle, anne ile aramızdaki ilişkide bir sorun var ise, bir şeyler var ise öncelikle şunu kabul etmeliyiz onlar bizlerin hayatlarının, hayat amaçlarının gerçekleşmesi için en önemli aktörler, bizler de onların hayatları için öyleyiz. Biz onları seçerken, onlar da bizleri onayladılar çocuk olarak ya da ben kendi çocuğumu onayladım ama bunların hepsi ruhsal düzlemde çalışır, akıl hiçbirinde yoktur. Bu seçimlere eğildiğimizde hayat amacı ne, bu hayat amacını gerçekleştirmek için bu anneden ve bu babadan öğrenmesi gereken ne, o kardeşler neden onun hayatında sorularının cevaplarını bulduktan sonra zaten bir sürü şey yerine oturmaya başlıyor.

X.X.: Efendim bağımlılıkları konuşuyoruz. Ayakkabı bağımlılığından yola çıktık devam ediyoruz konuşmaya Ebru Demirhan ile. Tedavi sürecinde babadan özgürleşmek ve onu affetmek diye bir nokta var. o nokta çok dikkat çekici geldi bana. Babayı affetmek mi yoksa seçimimizi affetmek mi? sizin az once söylediklerinize dayanarak soruyorum.

E.D.: Öncelikle kendi seçimlerimizi affetmek. Kendi seçimlerimizi görüp anladığımızda babanın neden onları yaptığını çok net anlıyoruz zaten. Dolayısıyla babayı affetmek aslında bizim lütfumuzda değil. Çünkü baba bizim şeçimlerimizden dolayı bize nasıl davranması gerekiyorsa öyle davrandı zaten, ona aslında daha çok minnet duymak gerekir, öğrenmeme yardımcı olduğu için minnet duymak. Ve bunun bir onurlandırma seansı vardır, babanın önünde eğilmek, her ne oldu ise.. Her ne oldu ise baba hayat amaçlarımızı desteklemek ve onu öğrenime itmek için yaptı bunları ve bu seçimler zaten kader dediğimiz sistemde ruhsal alanda var idi. Keza anne de böyle, her ne yaptı ise önünde eğilmek, saygı duymak, onunla birlikte ruhsal seçimlerimize böylesine destek verdiği için minnet duyup, teşekkür etmek var. babadan ya da anneden özgürleşmek sadece alamadığımız duygular adına bir özgürleşme yaşayabiliriz fakat anne ve babadan özgürleşmek mümkün değildir. Hele Ki anne ile aramızdaki organik bağ hayat boyunca, anne vefat etse bile devam edecek bir bağ olduğu için özgürleşme yani ayrışma söz konusu değildir. Sadece bu olayların sebebini anladım, sana kızgınlığımdan, kırgınlığımdan, öfkemden özgürleşiyorum anlamında bir özgürleşmedir.

X.X.: Suçlamanın değeri yoktur diyorsunuz.

E.D.: Yoktur.

X.X.: Peki o noktaya kolay getirebiliyor musunuz?

E.D.: Kişiye gore değişiyor.

X.X.: Yani bazı yüksek dirençlerle de karşılaşabiliyorsunuz herhalde?

E.D.: Evet, ne olursa olsun affetmeyeceğim diyen birçok insanla da çalışıyoruz, zamanla bu noktaya ulaşıyoruz. Kimi insanla 3. seansla bu noktaya gelebiliyoruz, kimi insanla 17. seansta, ama bir gün bir yerde ulaşıyoruz muhakkak.

X.X.: Bağımlılıklardan kurtulmanın yolu çünkü bunlardan geçiyor değil mi?

E.D.: Kesinlikle. Hayatla barışma, kendiyle barışma bağımlılıklardan kurtulma, para problemlerinden kurtulma, iş hayatı problemlerinden kurtulma, bunların hepsi için oncelikle anne ve baba ile sağlıklı bir ruhsal iletişim kurmak ardından diğerlerine yönelmek gerekir.

X.X.: Belki evlilik hayatı ve çocuk yetiştirme konularında bile etkisi var değil mi?

E.D.: Kesinlikle. Genellikle de en çok kızdığımız kişiye benzer çocuğumuz. Oradan öğrenemediğimizi, çocuktan devam ettiririz. Bir tekrar vardır içinde.

X.X.: Peki baba vefat ettiyse o noktada nasıl bir yön belirliyoruz?

E.D.: Babası vefat edenler için öncelikle rahmet diliyoruz tabi ki ardından genellikle vefatlara bilinçaltı kısımda kırgın ve kızgın oluruz. Daha çok “beni terk ettin, beni bırakıp gittin” gibi bilinçaltı kalıplar oluşmaya başlar ve bir kızgınlık üretir. Baba hayattayken hiçbir bağımlılığı olmayan bir kişi babanın gidişinden sonra tık diye bir günde 2 paket sigara içmeye başlayabiliyor. Oradaki kırgınlık, kızgınlık var ise onları ortadan kaldırıp, bu ruhsal sürece bir izin verip ilahi sistemle de bu anlamda bir barışma sağlamak gerekiyor. Çünkü doğumla ölüm bizim kayıtlarımızın içinde en belirgin 2 konu. Babanın ölümü ona düşkün olan çocuklar için, kız ya da erkek hiç önemli değil, hep bir küskünlük yaratır ve bir kalpte sabit kalan bir kırgınlık. Keza anne için de böyle ama konumuz bağımlılık olduğu için babadan yürüyoruz. Babanın gidişi ve ilahi sistemin gereklilikleriyle barıştığımızda o zaman bağımlılık ortadan kalkıyor. Özellikle babanın enerjisinin, ruhunun, iyi niyetinin hep onunla birlikte olduğunu hissetme noktasına geldiğinde, rüyalarla, günlük hislerle o zaman bağımlılığa hiç ihtiyaç kalmayabilir.

X.X.: Bağımlılık, her cisme, objeye, herhangi bir materyale bağımlılık çünkü ayakkabı için farklı bir tanımlama yaptınız çanta için farklı, dolayısıyla her materyale bağımlılık farklılık mı gösteriyor? Mesela kozmetik bağimliliğinin da bir açiklamasi var mi? Taki bağimliliğinin? Az once örnek vermiştiniz aksesuara bağlanıyoruz diye.. Kozmetik bağımlılığı, parfüm bağımlılığı olan kadınlar da var kullanmasa da her çıkan parfümü mutlaka bulunduran. Şimdi bunların hepsini merak ediyorum. Var mı bir gerekçesi?

E.D.: her birinin tek tek kendi içinde bir sürü özel anlamı var. Elbette ki kişiye özel anlamları buradaki genel tanımdan çok daha farklı olabilir. Fakat kozmetiğe olan bağımlılık daha çok babanın onayını alma, babanın karşısında güzel ve dik ve sağlıklı durmak gibi bir bağımlılık anlayışıyla ilgili. Yine keza parfüm, babanın yanında iyi kokmak, o parfümü alabilme gücüyle de bir onay sağlamak gibi alt açılımları var. Takılar da öyle, destek, sürekli kolunda, elinde, boynunda, kulağında olan takılardan güç alma ihtiyacı.

X.X.: Saç boyatma?

E.D.: Yine aynı, kozmetikle ilgili, onayla ilgili daha çok.

X.X.: Gerçekten inanılmaz. Peki size ayakkabı ve çanta bağımlılığı dışında çok ilginç bağımlılığı olan birisi başvurdu mu? Sizin için de bir ilk belki , çok dikkat çekici, yoksa alıştığımız bağımlılıklar mı karşınıza çıkıyor?

E.D.: Evet daha çok alıştığımız bağımlılıklar çünkü diğerlerinin bağımlılık olduğu çok fark edilmiyor. Örneğin birçok insan bizim ülkemizde işkolik, işkolik olmanın bir bağımlılık olduğunu kimse fark etmiyor. Ama bu günlük hayatın içine çok yerleşmiş, çok kanıksanmış bir bağımlılık. Fincan bağımlılığı olan bir kişi ile karşılaştım.

X.X.: Nasıl? Evde bir sürü fincan var ve fincan almaya..

E.D.: Bir sürü gümüşlük var evde, her birinin içi tıka basa fincanlarla dolu. Çan koleksiyonu olan bir kişiyle tanıştım ama..

X.X.: Koleksiyonerlik bağımlılık mıdır?

E.D.: Evet kısmen bağımlılıktır. Koleksiyonda eğer, örneğin Viyana’yı gezmeye gidiyorum başka, Viyana’da çok ilginç çanlar varmış, gidip onlara bakacağım başka. Eğer bu tarz ile gidiyor ise orada bağımlılık var demektir.

X.X.: Peçete koleksiyonerliği vardır, kelebek koleksiyonerliği şimdi hemen aklıma gelen alışıldık, kartpostal, gruplamalara gore de değişiyor mu? Yoksa önemli olan biriktirmek mi?

E.D.: Biriktirmek ve evde tutmak. Örneğin kelebek, örneğin peçete, pul, bir sürü koleksiyon malzememiz var. bunlarla ilgili, onlar atılmaz biliyorsunuz, hep orada tutulur ve hep üzerine bir ekleme yapılır.

X.X.: Çok kıymetlidir.

E.D.: Tabi öyle, herkese de gösterilmez.

X.X.: Belki bir atak unsurudur onlardan birine zarar gelmesi değil mi?

E.D.: Tabi inanılmaz öfke yaratabilir. Onların da altında muhakkak bağımlılığı çağrıştıracak başka konular vardır. Niye peçete ya da niye kelebek diye kişiye özel bakabiliriz o noktada.

X.X.: Atak dedim aklıma geldi, gerçekten ayakkabı, çanta bağımlılığında da geçerli bu aradığını bulumama, bulamadığı noktada bu boyutta tepkiler verenlere herhalde daha ivedi bir şekilde yardımcı olmak gerekiyor, farkındalık yaratmak gerekiyor yaşadığı sorunla ilgili.

E.D.: Evet evet. Bazı insanlar var vitrinde bir ayakkabıyı çok beğenir ya da bir çantayı ya da herhangi bir objeyi çok beğenir ihtiyacım yok der, bunu almasam da olur der ama sabah uyandığında bütün gece rüyasında onu görmüştür ve sabah ilk iş gidip onu almaktır. Hele o ayakkabının numarası bulunmazsa..

X.X.: Eyvah, depoda da yok, diğer mağazalarda var mı?

E.D.: Diğer mağazalarda var mı? benim de böyle ayakkabı peşiine düştüğüm zamanlar oldu.

X.X.: Sizin de oldu? Çok korkmayalım, daha soğukkanlı davranalım o halde. Ben de size soracaktım hiç bağımlılığınız var mı diye.

E.D.: Evet benim de 1,5 yıl öncesine kadar, kısa bir dönem, 1 yıl, 2 yıl gibi bir ayakkabı bağımlılığım oldu.

X.X.: Şimdi üstesinden geldiniz?

E.D.: Geldik çok şükür.

X.X.: Geçtiğimiz yillarda, enteresandir bilindik bir ayakkabi markasinin CEO’suyla konuşulurken dinlemiştim. Dikkatimi çeken bir şey vardı. Kadın müşteri profilini anlatıyor, erkek müşteri profilini. Erkek geliyor, siyah deri ayakkabı alacağım diyor, siyah deri ayakkabı modellerine bakıyor, belki çok nadiren ikna edilebilirse spor ayakkabı alıp çıkabiliyor ama kadın sınırsız. Bütçesi uygunsa o da güzel, kırmızıyı da alayım, bir tane düz ayakkabı da aslında fena olmaz.. Bütçesi neye elveriyorsa, ne sunuyorsanız, ne almasını sağlayabiliyorsanız alıyorsunuz. Ürkütücü gelmişti biliyor musunuz bana bu. Nerelere varabilir diye. Hem tüketici, üretici bakımından çok güzel tabii de, tüketici bakımından bu çılgınlık nerelere varabilir ama çılgınlık değil aslında altında bir sorun yatıyormuş. Çok enteresan.

E.D.: Erkek eril enerji kendi bedeninde yeterince sahip olduğu için baba ile aradaki duyguyu kendi eril enerjisinden bir nebze de olsa sağlayabiliyor. Dolayısıyla onun köklenmeye bu anlamda ihtiyacı yok ama kadın için durum çok daha farklı, o sebepten kırmızısı da olsun, sarısı da fena değilmiş, bir de platformlusundan alayım derken konu çeşitleniyor.

X.X.: Saat bağımlılığının bir göstergesi var mı?

E.D.: Genellikle zamanında bir yerlere yetişmek, yetişememek , babanın bu konuda onaysızlıklarıyla ilgilidir. Özellikle şu gün şu saatte şurada ol diyen bir baba, saat 5’te evde olunacak diyen bir baba var ise ya da bunu çok göstermeyip her eve geldiğinde dönüp saate bakıyorsa baba, çok dillendirmeyip zaman kavramı üzerinde aşırı hassasiyeti varsa söylemiş ya da söylememiş herhangi bir şekilde hissettiriyorsa bunu o zaman saat bağımlılığı devreye giriyor.

X.X.: Lüks, pahallı seçeneklere de gireceğim ama onlar biraz daha ekonomik durumla mı alakalı? Her rahatsızlığı olan o zaman bütçesine gore bir şeylere bağlanıyor gibi bir sonuç var ortada değil mi?

E.D.: Alabileceği kadar..

X.X.: Çok yoğun musunuz Yaşam Tasarım Merkezi’nde?

E.D.: Evet hallice yoğunuz çok şükür.

X.X.: Ne kadar güzel! Sabah siz çakra temizleme çalışması yaptınız bana, inanılmaz bir deneyimdi benim için gerçekten. Kolay Şifa Teknikleri Eğitimi diye bir başlığınız var. bu bana uyguladığınız çakra temizleme işlemi gibi neler yapıyorsunuz?

E.D.: Kolay Şifa Eğitimini biraz açıklayayım. Dün yaptık eğitimimizi, her ay tekrarlayacağız bu eğitimi. Şifayı hep bir şifacı eliyle düşünüyoruz. Bizde değil de dışarıda bir yerdeymiş gibi düşünüyoruz halbuki her birimiz bir şifacıyız. Kendi içimizde zaten doğamızda bununla geliyoruz, doğduğumuz zaman böyle doğuyoruz. Zaman içinde kullanılmayan şifa vücudumuzun içine dağınık bir şekilde kullanılmayı bekliyor, atıl kalıyor. Bir sürü insan vardır, dokunarak bir sürü şeyi halledebilen. Her birimiz bu niteliğe, bu özelliğe sahibiz. Sadece Kolay Şifa Tekniklerinde bu özelliğin nasıl kullanıldığı, şifa nedir, insanı insan yapan 16 dinamiğin içinde neler vardır, tek bir odayı yani sürekli aklı kullanmanın yetersizliği,diğerlerine açılmanın gerekliliği gibi güzel bir seminer bilgisinden sonra katılımcıların tek tek şifa inisiyeleri yapılır daha sonra da şifa nasıl kullanılır bu anlatılır. Inisiye de şudur, uyumlama deriz buna, bedenin içinde dağınık bir şekilde duran şifayı bağlantı beden dediğimiz ilahi sistem ve yer küre, magma arasında bizi bağlı tutan bağlantı bedenimizle şifayı uyumlarız. Sürekli aktivasyonunu sağlarız ardından dokunduğumuz her yer, sesimizin ulaştığı her yer, her şey ve herkes, göz alanımızın içine giren her yer, her şey, herkes, ayakla bastığımız her yer, var olduğumuz her yerde düzenli olarak şifa enerjisi yaymaya başlarız.

X.X.: Yani sadece gelenkişiye şifa vermek amacıyla değil, bu teknikleri kullanmayı öğretiyorsunuz değil mi?

E.D.: Evet

X.X.: Sizin hayatınızda her şey mükemmel mi?

E.D.: Zaman zaman olmadiği oluyor elbette. Biz de insanız.

X.X.: Çok yakışıklı bir oğlunuz var, ilişkinizi de gayet güzel buldum ben sabahın o erken saatinde çocukların da uykusunun olabileceği o saatlerde gayet pozitifsiniz.

E.D.: Oğlum benim için dünyanın en büyük şansı. Inanılmaz güzel bir sevgi var aramızda. Çok bağlıyız birbirimize. Çok sevgi olduğu için de ve bu sevgi çok kolay yönetilebilir olduğu için, çok kolay bir çocuktur çünkü o da. O yüzden akışımız böyle keyifli. Bizim de hayatımızda zaman zaman sorunlar olur fakat Osho der ki en çok onu seviyorum “bizler hasta olmazsak hastalığı tanımlayamayabiliriz”. Hayatın içinde bir grip nezle bile olsa arada bir hastalığın bize uğramasına izin vermeliyiz çünkü karşımızdaki insanı anlama barajından çok yükselebiliriz. Arada bir para sorunları yaşarız bize parasızlıkla gelen insanın ne yaşadığını bilmek için, arada bir ilişki problemleri yaşarız çünkü çağımızın en kronik sorunlarından biri ilişki ve iletişim, onları anlayabilmek için onları da yaşamamız zaman zaman gerekebilir. Bizler için önemli olan şudur ya sorunda kalırız ya çözümde. Çözümde kalırsak olayları çözmek, çok uzun sureli depresyonlara ya da mutsuzluklara kalmadan görmek, anlamak, çözmek, konuyu kapatmak. Çok kısa bir sure içerisinde bunları toparlayabiliyoruz.

X.X.: Yaptığınız yaşam koçluğu mu? Birçok izleyici böyle düşünebilir, eğer ayrı bir alansa..

E.D.: Biraz daha kapsamlı bir konu. Çünkü anne rahmine düştüğünüz andan, 40. günden itibaren bugüne kadar hayatın içinde mutsuzluğa, hastalığa, iflasa, aklınıza gelecek her türlü kaza-belaya sebep olan bütün işlem akışlarını düzenliyoruz ardından şimdide kalıyoruz. Şimdide gerideki sorunlar olmadan şimdide sağlıklı durduğumuzda neler olabiliyor, geleceğe nasıl bakıyorsunuz onu görüyoruz ardından geleceği düzenlemeye başlıyoruz. O yüzden yaşam koçluğundan bitaz daha kapsamlı bir konumuz var.

X.X.: Ebru Demirhan çok teşekkür ediyoruz.

E.D.: Rica ederim, ben teşekkür ediyorum.



X.X.: Gerçekten dikkat çekici bir konuydu. Bu arada bir baba olarak yönetmenim de sitem etti her şeyi babaya yüklediniz diye.

E.D.: Babaya yüklemedik..


Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə