Eski Yunan Düşüncesinin Bazı Varsayımları



Yüklə 48,15 Kb.
tarix26.11.2017
ölçüsü48,15 Kb.
#12754

Eski Yunan Düşüncesinin Bazı Varsayımları
Bu dönem 150-200 yıl sürmüştür. Temel bazı kabüllerini şöyle sıralayabiliriz;
1) Evreni algıda göründüğü biçimde algılamaya çalışmışlardır. (Bu ne demek olabilir?) NEDEN : Çünkü henüz algıda görünenin gerçek dünyadan farklı olabileceği gibi felsefi bir kuşku kimsede doğmuş değildir. Algıdaki görünüşte dünya bir nitelikler yığını oluşturduğundan çevresini gözlemleyen insanın ayrıştırılabileceği en temel ilke ilkeler olan nesneler, bunların değişimi ve düzenlilik hep nitelikler aracılığıyla açıklanıyordu.
2) Gözlemlerden kaynaklanan ve her şeyin bir nedeni vardır ilkesine bağlı kalmışlardır.Yani bu dönem düşüncesi bütünüyle nedensiz, yani açıklanamaz olgulara varlık alanında izin vermemştir.

3) Bu ilkeyle yakından ilişkili olarak başka bir varsayım ortaya koymuşlardır. “Ex nihilo nihil fit” deyimine anlam veren , “Hiç bir şey yoktan var olamaz ve varlık da bütünüyle var olamaz” inancıdır.
Özellikle bu son varsayımın bu dönem düşüncesinde ne denli önemli olduğunu “Değişim” problemi çerçevesinde Parmenides-Herakleitos arasındaki tartışmalarda görme imkanı bulacağız.
Bu 3 temel özellik çerçevesinde Eski Yunan düşüncesindeki temel sorunlar çokluk ardındaki birlik sorunu ve değişim sorunu olarak temel 2 grupta toplanabilir. Bu soruları birbiriyle bağlantılı düşünmeye çalışmanız dönemin ruhunu ve felsefenin nasıl ortaya çıktığını kavramanız açısından faydalı olacaktır. Döneme hakim düşünme biçimini naif ve basit bulabilirsiniz hatta “bu damların elinde mikroskoplar ve ölçüm aletleri olsaydı bu soruları sormazlardı” iddiasında bulunabilirsiniz ama unutmayın ki bilmenin kendisi için bilme aktivitesi yani felsefe ve bilimlerin temel soruları bunlardır. Günümüzde halen atomaltı parçacıklar ya da son olarak Cern deki deneyde atomdan küçük partiküllerin temel fizik yasalarına ters düşen bir şekilde ışık hızını aştığına dair sonuçlar var. Yani halen görünenin ardındaki gerçeklik ya da çokluğun arkasındaki birik sorusu tazeliğini koruyan bir sorudur.

İyonya ya da Milet Okulu
Felsefe tarihinin ilk düşünce geleneği (okulu) unu oluştururlar. Thales, Anaksimandros ve Aneksimenes. Bu gelenek mitopoeitik(?) düşünceden kopuşu ve felsefi düşünceye geçişi simgelerler. Buna göre, dünyayı açıklamanın bir yolu doğaüstü güçlere gönderimle gerçekleşen mitik veya mitolojik yol, diğeri ise doğan nedenlere başvurmaktan meydana gelen doğal yol olmak üzere iki yol olduğunu kabul ettiğimizde (mantık hatası!!!) Miletli doğa filozofları mitolojik açıklama tarzına alternatif bir açıklama tarzı geliştirmiş ve böylelikle, felsefenin kendisini öne sürmesinin aracı olmuşlardır.

Öte yandan, Thales, Anaksimandros ve Aneximenes, her ne kadar felsefede onların yaşadıkları çağda madde ile ruh arsında bir ayrım yapılmamış olsa da ( BU AYRIM NE ZAMANDA GÖRÜLÜR İLK) , felsefe tarihinin ilk materyalistleri olarak bilinirler. İyonya okulu yalnızca maddi neden neden üzerine yoğunlaşmışlarır ve varolan her şeyin kendisinden türediği arkhe ya da maddi nedeni belirledikleri zaman , varlığı açıklayacaklarını , neyin gerçekten varolduğunu belileyeceklerini düşünmüşlerdir.


Monism

İki anlamda Monisttirler.Öncelikle onların maddeyi tek gerçeklik olarak görmeleri, yani dış dünyayı meydana getiren çokluğun gerisinde birlik aramaları ve madde sözkonusu olduğunda da, daha sonraki plüralistle gibi , varlığın temeline birçok arkhe ya da maddi neden değil de tek bir neden yerleştirmeleridir.


Thales
Zengin bir çeşitlilik içinde algıladığımız varlığın temelinde ortak olan ne gibi bir ilke var? Bu ilke tüm İyonya düşüncesinde “özdeksel” yani maddesel (materyal) olarak düşünülmüştür.

Thales her şeyin temel doğası ve ilk ilkesinin su olduğunu öne sürmüştür. Kendisi az sonra söyleyeceklerimi tam olarak düşünmüş olmasa da Böyle bir iddianın ardında muhtemelen suyun başka formlara dönüşebildiğini, dünyanın ve canlıların vücudunun büyük oranda sulardan meydana geldiği gibi gözlemlere dayanarak söylemiştir.

Zengin bir çeşitlilik içinde algıladığımız varlığın temelinde ortak olan ne gibi bir ilke var? Bu ilke tüm İyonya düşüncesinde “özdeksel” yani maddesel (materyal) olarak düşünülmüştür.

Thales her şeyin temel doğası ve ilk ilkesinin su olduğunu öne sürmüştür. Kendisi az sonra söyleyeceklerimi tam olarak düşünmüş olmasa da Böyle bir iddianın ardında muhtemelen suyun başka formlara dönüşebildiğini, dünyanın ve canlıların vücudunun büyük oranda sulardan meydana geldiği gibi gözlemlere dayanarak söylemiştir.

Thales’te felsefi bakımdan önem arzeden husus, onun “neyin var olduğu” “neyin gerçek olduğu” ya da “neyin gerçekten varolduğu” sorusu üzerine düşünmüş olmasından ileri gelir. Neyin varolduğu sorusunu yanıtlamanın en önemli yolu , onun gözünde birlik ile çokluk arasındaki ilişkiyi doyurucu bir şekilde ifade edebilmekten geçmiştir. Thales , buna, gözle görünen bireysel varlıkların ve değişmelerin oluşturduğu kaosun, çokluğun gerisinde akılla anlaşılabilir , kalıcı ve sürekli bir gerçekliğin var olduğuna inanmıştır. Thales çokluğun kendisinden türediği bu birliğin su olduğunu öne sürmüştür.

Arkhe olarak su seçiminin nedenleri üzerine düşünelim.Su ile hayat arasındaki doğrudan bağlantının kendisi Thales için bir neden olabilir.Örneğin Thales’in Akdeniz i aşarak Mısır a yapmış olduğu seyehatler , ona suyun insan yaşamı üzerindeki önemini göstermiş olabilir. Bundan önemlisi, suyun ek bir gözlem aracı olmadan , ısısına bağlı olarak, katı, sıvı, gaz haline dönüştüğü gözlemlenen bir madde olmasıdır. Suyun farklı formlarda karşımıza çıkması bizi Thales’in Hilozoizmine götürür. Nedir Hilozoizm; Evrenin temeli olarak düşünülen maddenin canlı olduğunu savunan görüş. Yunan felsefesine göre maddede hayat vardır bu görüşün adıdır. Hilozoizm, maddeyi, cansız ve hareketsiz bir gerçeklik olarak gören mekanizmin (Demokritos, Epikuros, Descartes) karşıtıdır. Hilozoizm, evreni, tüm ve tek bir canlı varlık olarak ele alır. Bu, ilk yunan filozoflarının ve stoa'cıların benimsediği görüştür. hyle :madde, zoe: hayat demektir.)


Anaksimandros: (M.Ö yklş. 610-546)
Sokrates öncesi doğa felsefesi döneminde Thales ve Anaksimenes ile birlikte Miletliler olarak bilinen “Eski Yunan ilk filozoflarından” biri. Ussal ve doğal açıklama yoluyla (bu ne demektir) felsefeyi başlatan Thales’in çok genel hatlarıyla çerçevesini çizdiği felsefi düşünce biçimini devralan Anaksimandros, kendisinden sonra gelen Milet Okulu’nun son üyesinin Anaksimenes’in de hocasıdır. Thales’in bir ilk olarak ortaya koyduğu şey, her şeyin ondan türediği öncesiz sonrasız bir ilk madde olarak arkhe arayışıdır. Thales’in arkhe’si çoklukta birlik arayışının bir sonucu olarak her şeyin yapıtaşı olarak gördüğü “su” dur. Anaksimandros ise nitelik bakımından belirli, nicelik bakımından sınırlı gördüğü suyun yerine sonsuzluğu, sınırsızlığı vurgulayan ve algılanamaz olan başsız sonsuz apeiron’u koyarak Thales’in arkhe anlayışını köklü bir biçimde değiştirmiştir. Apeiron’un soyut mu somut mu bir şey olduğu halen tartışmalı bir meseledir. Sonsuz sayıdaki ve çeşitlilikteki objeler ve alemler ; zıtlar(sıcak-soğuk, yaş-kuru) ve bu zıtların mücadelesinin apeirondan ayrılması yoluyla meydana gelirler. Bir görüşe göre apeiron kavramı maddeyi somut olan

Anaksimandros’un arkhe olarak apeiron’unu neden belirsiz olarak düşünmüştür.(?) Arkhe yi belirlersen kısıtlarsınız, kısıtlarsanız bu artık ilk ilke olamaz çünkü kısıtlıdır. Ayrıca belirlenmiş olmaması ilk ilke olarak “su” ya göre bir gelişme midir yoksa değişme midir.(?) (Değişim’in ne olduğu apayrı bir felsefi sorudur, burada amacımız iki filozofun düşünce yapıları arasındaki benzerlik ve farklıları anlayabilmek için bir yöntem arayışıdır bunun içinde onların sistemlerinin en açık biçimde serimlendiği, anlaşıldığı “ilk ilke” olarak belirledikleri kavramlara bakmalıyız.)


Apeiron bir soyutluluk içeriyor olmasına karşın sonsuzluğun bugünkü anlamıyla bunu karıştırmamamız gerekir. İyonya düşüncesinde henüz bizim anladığımız anlamda bir soyutluluk yoktur. Öyleyse apeiron un doğası nedir?
Apeirondan önce temel öğeler ayrışmış, sonra bunlar öbür nesne ve nitelikleri (aralarında ayrım yoktur aslında) oluşturmuşlardır. Oysa nesneler, nitelikler sürekli bir değişim içindedirler sürekli olarak kimi nitelikler yitiriliyorken yenileri doğuyor. Oysa nitelikler yok olamaz… Neden??? Ex nihilo nihil fit deyişini hatırlayın, nitelikler yoktan da varolamaz. Anaksimandros un başlıca kafa karışıklılığının nedeni ve sorusu buydu… Bu nitelikler nereden gelip nereye giderler… Bir ilk ilke, töz, arkhe olarak apeiron kavramı bu sorunun yanıtı için düşünülmüştü.

Niteliksel anlamda sınırsız ve belirsiz olan bu varlık, onun felsefesinde niteliklerin ve dolayısıyla varlığın devamlılığı işlevini yerine getirir. Apeiron bir nitelikler deposu , ayrıştırılmamış çeşitliliğin kaynağıdır. Görünürde yok olan nitelik gerçekte yok olmaz apeiron a döner. Görünüşte yoktan varolan nitelik veya nesne de aperirondan gelmektedir.

Yani temel önvarsayımlar arasında doğan sıkıntı, apeiron u değişen şeylerin kendisinden çıkıp yine ona döndükleri bir ilke olarak varsymakla çözülüyor.
Anaksimenes
Anaksimandros belirli bir öğeyi ilk varlık yapmanın öbür öğelerin varlığını olanaksızlaştıracağını göstermişti. Dolayısıyla bu olanaksızlığın önüne geçmek için arkhe olarak belirsiz apeiron u önermişti. Şimdi bir felsefi soruyla karşı karşıyayız; “BELİRLİ BİR FELSEFİ SOYUTLUĞA ULAŞTIKTAN SONRA YENİDEN SOMUT BİR ARKHE TASARIMINA DÖNMEK BİR GERİLEME MİDİR?”

Anaksimenes genel olarak hocası Anaksimandros u takip eder. Ama ona bir noktada karşı çıkar. Bu nokta ne olabilir…

Aperiron un görevinin her şeyden önce niteliklerin devamlılığını sağlamak yani varlığın devamını sağlamak olduğunu görmüştük. Halbuki açıklaması yapılmaya çalışılan şey somut varlık yani nesne/niteliklerde gözlemlenen somut değşimlerdir. Bunların temel doğasının , yani yok olurken kendisine döndükleri , varlığa gelirken de kendisinden türedikleri şeyin bir soyutluluk (apeiron) olduğunu söylemek , bu ilkenin algıladığımız somutlar dünyasında bulunmadığı sonucunu içerecektir.

Yani Apeironun açıklayıcı gücünü koruyarak onu somutlaştırmak gerekliliği ortaya çıkmıştır, işte tam da bu noktada Anaksimenes arkhe olarak “hava” yı öne sürerek bu sorunu çözer.

Anaksimenes havayı geniş anlamıyla düşünür. İyonya okulunun canlı/özdeksel/maddesel (hilozoistik) yaklaşımına uyarak, havayı her yere yayılıp giren sınırsız bir canlılık taşıyan , canlılık veren varlığı bir arada tutan somut, fakat pek de belirli bir ilke olarak görür. Anaksimenes in Arkhe olarak “hava”’yı belirlenmesinde dikkat ettiği noktalara dikkat edin. Kaygıları tamamen hocası Anaksimandros’un apeiron un az önce bahsettiğimiz sorunlarını gidermeye yöneliktir.
Phythagorasçılar (İ.Ö.529)

İlkçağ Yunan felsefesinin ikinci okulu dini, bilimsel ve felsefi görüşleriyle seçkinleşmiş ve Platon felsefesi üzerinde de etkide bulunmuşolan Phythagorasçı Okuldur. Ayrıca Bu okul tarihteki ilk “epistemolojik krizimizin” tanığıdırlar.

Phythagorasçılık için nesneler sayıdırlar ve nesneler sayıların bir araya gelmesinden oluşurlar. Dolayısıyla Pyhtg.çı kuramın parçacıkları soyut, matematiksel varlıklardır. Onlar sayıları , genlik ya da büyüklük taşıyan şeyler olarak düşünmüşlerdir. Bu anlamda varlık felsefesi açısından ilginç olan parçacıklı hatta atomcu bir açıklamanın ilk örneğini verirler. Pytgh. Yaklaşımın atomculuğun ilk örneğini vermesine karşın , nesnelerin değişimini de bu yolla açıklayan bir öneri getirememiştir.

Pythg.çılarda felsefi düşünceyi doğuran özelliğin değişmiş olduğunu görürüz. İyonyada filozoflar felsefeyle felsefenin bizatihi kendisi için uğraşır, sadece anlamak ve bilmek için felsefe yaparlar. Pythg. Çılar ise felsefeyle pratik amaçlar için uğraşmışlardır. NE DEMEK*

Onlarda amaç anlamak ya da öğrenmek değil arınmak, bilgi yoluyla saflaşarak evren ruhuyla birleşmektir.Başka bir deyişle, Pyhg. Çılarda felsefenin yapısı değişir ve burada felsefenin merkezine daha ziyada insan geçer. Onlarda felsefe, varlığın nasıl ve neden meydana geldiği hakkında bir açıklama yapmaktan çok bir yaşam tarzına dönüşür.

İyonyalı düşünürler hatırlayacağımız üzere maddeyi, bir şeyin kendsinden doğmuş olduğu maddi nedene temele almışlardı. Pythg. Matematiksel ilkeleri öne çıkarmış ve bir şeyin yapısı onun yerine getirmek durumunda olduğu işlev, yöneldiği amaç ortaya konduğu zaman o şeyin açıklanmış olduğunu kabul etmişlerdir. Onlar için evrendeki en temel gerçek, en güzel şey harmonia (aheng, uyumdur). Yunan düşüncesinde ilk kez onlar düzenli, ahenkli, bütün anlamında kosmos adını evren ile eş anlamlı kullanmışlardır.

Pythg. İçin varlığın arkhesi sayılardır. Sayıları mekansal olarak tasarlayıp geometrik biçimde ifade etmişlerdir. Örneğin 1 nokta, 2 doğru, 3 yüzey, 4 katıdır. Yani onlar için noktaların yan yana gelişi yalnızca matematikçinin hayalgücünde değil, dış gerçeklikde de bir doğru meydana getirir. Benzer şekilde çeşitli doğruların birleştirilmesiyle yüzeyler, yüzeylerin bir araya gelmesiyle de nesneler meydana gelir. Örneğin 5 rengin, 6 soğuğun, 7 sağlığın, 8 aşkın nedenidr. Peki karekök 2 dış dünyada neye karşılık gelir ??? : )

Şimdi İyonya okulunun düşünürlerini ve arkhe anlayışlarını analiz ettikten sonra bir değerlendirme yapalım. İçinde bulunduğumuz varlık ortamını algı aracılığıyla en temel ilkelerini belirlemeye çalıştığımızda 3 olguyla karşılaşırız;



  1. Birbirinden çeşitli farklılıklarla ayrılan tek tek nesneler

  2. Bu nesnelerin zaman içinde başkalaşmaları ve

  3. Bu farklılık ve başkalaşımlar içinde bulunan bir çok koşutluk, benzerlikler. Bu 3 olgudan hareketle Antik dönem felsefesinin başka bir temel sorununa “Değişim” sorununa girebiliriz.

İyonya okulu ve Pyhagorasçılardan sonra 3. bir okul olan Elea okulu ve Herakleitos “değişme” problemine verdikleri yanıtlar çerçevesinde bu dönemi belirlerler.

Ne İyonyalılar ne de Pythagorasçılar çokluğun gerisindeki birliğe yöneldikleri işçin , gerçelkilteki değişme olgusunu açıklayamamış bu olgunun hesabını gereği gibi verememişlerdir. Yani onlar birlikten çokluğa geçiş süreci üzerinde pek durmadıkları gibi, gerçekliğin de bir töz ya da öğeden oluştuğuna inandıkları için varlığın görünüşteki değişimlere karşın , özü itibariyle değişmeden aynı kaldığını savunmuşlardır. Onlar gerçekliğin kendisinden meydana geldiği kalıcı ve değişmez öğe ile varlıktaki değişme olgusunu uzlaştıramamışlardır. Bu çerçevede Herakleitos ve Parmenides değişme problemi üzerine yoğunlaşarak , evrendeki değişme olgusunu açıklamaya, kalıcılık ve süreklilik gerçeğiyle değişme gerçeğini uzlaştırmaya çalışmışlardır.
Dönemin genel özellikleri
Bu düşünürlerin önemli bir özelliği rasyonel bilgi ile empirik bilgi arasında bir ayrım yapmış olmalarıdır. Rasyonel bilgi episteme ye karşılık gelirken, empirik bilgi doxaya karşılık gelir.Yani doğa felsefiyle başlayan felsefi aktivite ilk kez bu dönemde epistemoloji ile zenginleşmeye başlamıştır. Hem Parmenides hem de Herak için duyuların tanıklığına güvenmek bizi görünüşler dünyasına götürüken (doxa) akslın sesini dinlemek bizi gerçekliğe yönelmemizi (EPİSTEMEYE) YÖNELMEMİZİ sağlar. Yani diyebiliriz ki Herak ve Parmenides ve Elea okulu düşünürleri düşünce tarihinin ilk büyük rasyonalistleridirler.

Bir Evrensel İlke Olarak Değişim

Değişen varlık, evrenin sürekli değişen düzeni, Herakleitos’un çıkış noktası, felsefesini üzerine kurduğu temeldir. Anaksimandros gibi o da , varlığa gelip yok olan nesnelerin; yitirilip kazanılan niteliklerin açıklanmasını vermeyi amaçlar. Muhtemelen tekçi ve somutu öne alan bakış açısından dolayı aperiron u yetersiz bulur. Hava’yı ise evrenin durmayan akışganlığı ve devingenliği yanında fazla durağan görünmüş olmalı.

Herakleitos için varlığın değişim içinde bulunması artık İyonyalı (Miletoslu) filozoflar için olduğu gibi yalnızca bir gözlem konsuu değildir. Onun düşüncesinde değişim, evren ve evren içindeki her şeyin zorunlu olarak uyduğu en temel bir yasa konumunu kazanır.

“Her şey akar ve hiçbir şey buna karşı duramaz; her şey bir yönde yol alır ve kalıcı olan hiçbir şey yoktur”

“Varlık dinginliği değişimde bulur”

“Herşey karşıtlık yoluyla doğar, hepsi bir nehir gibi akış içindedir”

“Aynı nehire iki defa girilemez”
Arkhe (töz ) olarak ateşi belirler

Herekleitos’ta varlığın bir evrensel yasa uyarınca nasıl değiştiğinin açıklanışı, belirgin olarak Aneksimenesçi hava yerine, sürekli değişimi daha canlı olarak simgeleyen ateşi, varlığın temel doğası olarak saptıyor. Çevremizde gördüğümüz varlıkların , ateşin dönüşümleri olduklarını, her şeyin ateşten gelip yine ona döndüğünü öne sürer.



Karşıtların birliği

Bu Herakleitos’un Anaksimendors un nitelikler deposu olarak apeiron ile çözmeye çalıştığı sorun vardır. Bu sorun Miletos filozoflarında olduğu gibi Herakleitos tarafından da dert edinilmiştir.

Eski Yunan düşüncesi için değişimin nasıl kavranıldığını hatırlayalım. Değişim bir nitelik/nesnenin karşıtına dönüşmesi ya da daha temel bir açıklamayla nitelik/nesnenin yitirilerek onun karşıtı bir nitelik/nesnenin kazanılmasıdır. Her şey değişim ve akış içeriisndeyse , bu önvarsayıma göre her şey, sürekli olarak karşıtına dönüşmektedir. Oysa bu durum Eski Yunan düşüncesinin temel bir varsayımıyla çelişki içindedir: Yoktan hiçbir şey varolamaz ve varolan hiçbir şey de tümüyle yok olamaz. Örneğin yeşil bir yaprak bir süre kırmızı olduğunda yeşil nereye gidiyor? Kırmızı nereden geliyor? Anaksimandros’un buna yanıtı apeirondu. Oysa apeiron algı ile algılanan dünyada bulunmuyor. Herakleitos “görülebilen, duyulabilen ve öğrenilebilen şeylere özellikle önem verdiğini belirtir.

Herakleitos meseleyi farklı bir yolla çözmeyi dener. Önce yeşil olup sonra kırmızı olan yaprağın, kırmızıyı da yeşili de içinde taşıdığı, tikel nesnelerde karşıtların bir birlik içinde , özdeş olarak bulunduğu savıyla çözmeye çalışır. Şöyle düşünür Herak; önce yaşayan bir varlık sonra ölüyor, önce sert olan bir şey sonra yumuşuyor, tek olan bir nesne sonra parçalanıyor. Bu nitelikler nereden gelip nereye gidiyor? Herak’ın yanıtı hiçbiryeredir. Çünkü ona göre karşıt nitelikler nesnenin içinde bağdaşmış bir durumda bulunuyorlar; önce biri sonra diğeri öne çıkıyor. (Hangisinin önce olacağını nasıl bilebileceğimize dair bir açıklama veriyor mu Herak? Siz düşünün)

Herak birliğin ve çokluğun filozofudur. Yani hem monisttir hem de plüralist. Plüralist olmasını ya da çokluk filozofu olmasını mümkün kılan şey “oluş” u önplana çıkarmasıdır. Çokluk ya da karşıtlar olmaksızın , varlık ya da oluş da olamaz onun için. Bir yandan da çokluğun birliğe dayandığını söyler.Çokluk olmadan birlik, birlik olmdan çokluk olamaz. Evren aynı zamanda hem bir ve hem de çoktur; bu da “oluş” ile ifade edilir.

Logos

Herak ın bahsettiği değişmeler keyfi, gelişigüzel ve düzensiz değişmeler olmayıp, bir ölçüye göre, değişmeyen bir yasaya göre gerçekleşir. Değişmenin kendisine göre gerçekleştiği bu yasaya, değişmenin mantığına Herak Logos adını verir. Evrensel olup her şeye etki eden , varolan her şeyi düzene sokan bu yasa , her şeyi yöneten güçtür. Bu yasa ayrıca panteist (Evrenin bütününü Tanrı olarak kabul eden felsefi görüştür. Panteizmde, her şey Tanrı'nın bir parçası olarak kabul edilir, Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı'dır. Herak için Tanrı’nın evrende faaliyet gösteren bir kuvvet, yasa olarak adıdır. Logos insandaki akıl, ona yasalı değişmeyi anlama imkanı veren akıl ya da düşünme gücüne karşılık gelir.


Parmenides: Görünüş ve gerçek

Önceleri Phythagorasçı olan Parm. Sonraları bu felsefeye karşı kendi başına bir felsefe sistemi ve bu sistemi yayn bir okul kurmuştur.

Felsefe tarihine en önemli katkılarından biri görünüş ile gerçeklik üzerine düşünceleridir. Az önce değindiğimiz üzere Kerak da bu ayrımdan bahseder ve görünenin ardındaki gerçeklikten bahseder o da. Parmenides de bu ayrım artık iyice belirginleşir. Ona göre insanların sıradan deneyimlerle ve algıları ile ulaştıkları inançlar yalnızca sanı ve görünüştür. Oysa bu doğruluğu veremez. Doğruluğa ancak akıl yoluyla ulaşılabilir (rasyonalizm vurgusu). Dolayısıyla duyumların bize verdiği görünüşü, sanıyı, aklımızla (us) ulaştığımız inançlardan ayırt etmeli ve doğruyu yakalamanın ancak us ile ulaştığımız inançlarla olanaklı olduğunu bilmeliyiz. Bu ayrımla Parm. Miletos lu felsefecileri görünüşlerin yanıltıcılığa kurban olmakla yargılıyor. Algıyla temellenen hertürlü inancı değersiz bulmaya, usla anlaşılan ussallık sınırları içinde kalan her düşüncenin, algıladımız dünyanın olgularına uymasa da doğruya daha yakın olduğunu iddia ediyor. Bilginin usla elde edildiği usçu idealist çıkış noktasını kuruyor. Gerçekliğin , algılanan dünyanın dışındaki bir varlık alanı olduğunu , bu alanın da algıda kavranan fiziksellik ve özdekselliğin dışında kalan bir alanı oluşturduğu iddiasındaki idealist düşüncenin temelelrini atıyor.

Parmenides in iddialarına yakından bakalım. Onun için bir şey söylemek ve düşünmek bir nesne gerektirir. Bir adı kullandığımızda bu bir şeyin adıdır, çünkü düşündüğümüzde bir şeyi düşünürüz. Dolayısıyla hem düşünce hem de dil, kendi dışlarında bir varlık gerektirir. Öte yandan yokluk üzerine düşünemeyiz, söz söyleyemeyiz. Var olmayanı nasıl düşünebilirsiniz ki?!!! Olmayan bir şeyin adı da olmamlı, olmayan üzerine söz söylenmemeli (Konuşamadığın yerde susmayı bileceksin Wittgenstein). Var olmayanı , hiçbirşeyi düşünmek hiçbirşey düşünmemektir. Dolayısıyla kendisine ilişkin olarak anlamlı sözler söyleyebildiğimiz, düşünce yürütebildiğimiz her şey varlık taşır.

Şimdi bu genel çerçeveden sonra Herak’ın “her şeyin değişim içinde olduğu” iddiasına karşı “değişimin sadece görünüşten ibaret olduğu “ savını nasıl temellendirmeye çalıştığına bakalım.

Durağanlığın felsefesi

Parm. Herak. In karşıtların birliği ilkesini çelişik olmakla suçlar; bundan yola çıkark varlığın değişim geçirdiğini yadsır, görünüşteki değişimin bir aldanmadan başka bir şey olmadığını savunur. Herak a karşı;

Nesne olsun nitelik olsun bir şeyin hem varolması hem de varolmaması sözkonusu olamaz. Varlık ve yokluğun nesnede birleşmesi olanaksızdır.Parm. ın bu iddiları varlık ve yokluğun nesnede aynı zamanda gerçek olarak varolmalarının çelişiksizlik ilkesi () uyarınca olanaksız olduğunu dile getirir.

Parmenides’in argümantasyonu şu şekildedir:



1. Eğer var olan varlığa gelmiş olsaydı, ya var olmayandan ya da var olandan kaynaklanmış olacaktı.

2. Eğer var olmayandan kaynaklandıysa, yoktan varoldu oysa bu ex nihilo hihili fit uyarınca imkansız bir şey.

3. Öte yandan eğer var olandan kaynaklandıysa, kendi kendinden kaynaklandı, yani kendi kendisiyle sürekli ve özdeş demektir; dolayısıyla da varlık varlığa gelmiş değildir.

4. Demek ki var olan (şimdiki zamanda olan) her zaman vardır ve varlığa gelmemiştir.

Bu argümantasyonun geçerli sayılıp onaylanabilmesi için bir öncüle daha ihtiyaç vardır , nedir o? Var olanın bir ve sürekli (kesintisiz olarak varolduğu savının doğru kabul edildiğinde bu akıl yürütme geçerlidir. Çünkü var olandan İyonyalıların anladığı gibi , tikel ve bireyselleşmiş nesneler anlaşılaak olursa, Parmenides in istediği sonuç çıkarsanmaz. Örneğin var olan her tikel nesne başka bir tikelden doğar ve böyle olmaktan dolayı ne kendi kendinden kaynaklanmış olur ne de kendisini doğuran varlıkla sürekli ve özdeş olur. Öte yandan , varlık bir ise, akılyürütme ikinci öncüldeki yoktan hiçbirşey in olamayacağı ilkesinden dolayı, sonucunu mantıksal olarak gerektirecektir.


Dikkat edersek Parmenides var olan için devindirelemez, bir ve sürekli ( ya da kesintisiz) nitelemelerini kullanıyor: Bütün bunlar var olanın birliği iddiasını hazılamak için kullandığı nitelemelerdir. Parm a göre var olan bir ise bunun sürekli olması gerekecektir. Sürekli olması kesintili olmamasıdır. Çünkü var olanda kesintiler bulunması, onun parçalara ayrılmış olmasını gerektirecektir. Bir kesintinin sınırlarını iki ayrı varlık belirler. Eğer varlıkta kesinti yoksa, onun içinde boşluk da olamaz. Çünkü kesintiler, varlığın bulunmadığı boş alanlardır. Parm. A göre eğer boşluk yoksa devinim de olamaz çünkü devinimin olabilmesi için içinde devinebileceği boş bir alan gerektirir.

Sonuç

Demek ki varlık Parm için bir bölünemez süreklidir. Ancak dikkat edersek Parm ın değişme ve oluşun gerçekliğini savunan Herak ın varlık anlayışının tam karşısında yer almasına rağmen, aynı sonuca ulaşırlar. Varlıkla ilgili konuşmak mümkün değildir. Nasıl ki her şeyin bir yönüyle sabit ve kalıcı olmayan tek bir şey olmadan, sürekli olarak değişmesi, yalnız bilgi ve betimlemeyi değil , konuşmayı da imkansız hale getirirse statik ve her yönüyle değişmez varlık anlayışı da susmayı gerektirir.

Yüklə 48,15 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə