Goethe, Faust ve Mefisto 1



Yüklə 44,87 Kb.

tarix17.11.2018
ölçüsü44,87 Kb.


 

Goethe, Faust ve Mefisto



1

 

 

Doğan Göçmen 



 

 

 



 

Goethe’nin Faust’u insan zihninin ulaşabileceği ve üretebileceği en büyük mucizelerdendir. Eserin 

en ilginç ve ilginç olduğu kadar da ele avuca gelmez, dolayısıyla belirlenmesi en zor olan kişiliği 

Mefisto’dur. Bu karakter genellikle kötü bir karakter olarak algılanır ve yorumlanır. Bu kısa yazıda 

amacım, bu algıyı birkaç açıdan göreli kılmaktır. 

 

Genel Bir Bakış 



Faust,  Dante’nin  Tanrısal  Komedya’sı,  Cervantes’in  Don  Kişot’u  ve  Shakespeare’in  Macbeth’i  gibi 

dünya  klasiklerinin  arasında  anılır.  Haklı  olarak.  Buraya,  kendi  kültürel  coğrafyamızdan  Nazım 

Hikmet’in  Şeyh  Bedrettin  Destanı’nı  da  rahatlıkla  ekleyebiliriz.  Zaten  Goethe,  Andrea  Wulf’un, 

Alexander  von  Humboldt  üzerine  kaleme  aldığı  kitabında  işaret  ettiği  gibi  ta  gençliğinden,  yani 



Faust I’i üzerinde tam 36 yıl çalıştıktan sonra 1808 yılında yayınlamazdan çok önceden beri Homer 

ile,  Shakespeare  ve  Cervantes  ile  aynı  anda  anılırmış.  Wulf’un  aktarmasına  göre,  Londra 

Üniversitesi’nin  kurucularından  Henry  Crabb  Robinson,  şimdiye  kadar  sadece  Homer’de, 

Cervantes’te  ve  Shakespeare’de  tam  mükemmelliğine  ulaşan  “kutsal  şair  ateşi”  şimdi  artık 

Goethe’de yanmaktadır, der. 

Bilindiği  üzere  Goethe,  Faust  üzerinde  1770  yılından  itibaren  kelimenin  gerçek  anlamında 

yaşamının sonuna kadar çalışmıştır. Yayınlanmayan İlk Tasarım’ı (Urfaust) geliştirerek 1790 yılında 

Faust, Bir Fragman (Faust, ein Fragment) olarak yayınlar. Bugün artık  Faust I, 1808 yılında, yani 38 

yıllık  bir  emeğin  ürünü  olarak  yayınlanır.  Goethe,  Faust  II  üzerinde  çalışmasını,  yaşamının  son 

günlerine  kadar  sürdürür.  Eseri  ölümünden  kısa  süre  önce  bitirir  ve  1832  yılında  ölümünden 

birkaç hafta sonra yayınlanır eser. 

Hegel’in “kesinlikle felsefi tragedya” olarak nitelendirdiği Faust’un oluşum tarihine bakınca açıklık 

kazandırılması  gereken  büyük  sorulardan  birisi,  Faust  I  ve  Faust  II  arasındaki  ilişki  veya  farktır. 



Faust  I  genellikle  Goethe’nin  gençliğinde  kendisinin  yaşadığı  bir  aşkın  trajik  hikâyesi  olarak 

alınırken; Faust II bazen bir bilimci olan Faust’un kendisinin trajik öyküsü olarak görülür, bazen 

de  bir  insanlık  hali  betimlemesi  olarak  yorumlanır.  Bu  konuda  doğrudan  Goethe’ye  başvurmak 

                                                           

1

 Elinizdeki kısa yazı Gamlı Baykuş dergisinin Şubat 2017 tarihinde çıkan 2. sayısında yayınlanmıştır. 




 

burada en doğrusu gibi gözüküyor. Goethe, “Eckermann ile Sohbetler”inin 17 Şubat 1831 tarihli 



olanında şöyle diyor tragedyanın birinci ve ikinci bölümlerini karşılaştırarak: 

İlk bölüm neredeyse tamamıyla özneldir; tamamı çekingen, tutku dolu bir bireyin içinden 

akıp gelmiştir; bu belki insanlara bu  yarı karanlık şekliyle de iyi gelebilir. İkinci bölümde 

neredeyse  hiçbir  şey  öznel  değildir;  burada  daha  yüksek,  daha  geniş,  daha  berrak, 

tutkulardan  arınmış  bir  dünya  görülür  ve  biraz  bilgilenmemiş  ve  bazı  şeyler  yaşamamış 

birisi bununla ne yapacağını bilemeyecektir. 

Goethe,  eserinin  ikinci  bölümünün  tam  olarak  anlaşılması  için  mantık  bilgisinin  ve  akademik 

bilginin gerekliliğine de işaret eder bu bağlamda. 

 

Faust ve Mefisto 

Mefisto kavramı, etimolojik olarak İbranice, eskiçağ Yunanca ve Latince gibi birçok farklı kökene 

sahip  ve  Avrupa  edebiyat  tarihinde  önemli  bir  yere  ve  tarihe  sahip  bir  karakterdir.  Goethe’nin 

Faust’unda  farklı  görünüş  biçimleri  olan  bir  karakterdir  Mefisto.  Tanrı  ile  bir  sözleşme  yapar. 

Sözleşmenin konusu veya amacı, kendisini bilime ve insanlığa, yani yüce değerlere adamış Faust’u 

yoldan  çıkarmak,  kendisine  ve  insanlara  acı  veren  kötülükler  yaptırmak,  yani  Tanrı’ya  (ki  sanki 

Tanrı burada ‘insan doğuştan iyidir’ diyen Rousseau’yu ve benzer düşünenleri temsil eder) insanın 

hiçbir  şekilde  iyi  bir  varlık  olmadığını  kanıtlamaktır.  Tanrı,  insana  olan  sonsuz  inancı  nedeniyle 

olsa gerek, Mefisto’yu tüm yetkilerle donatan bir sözleşme yapar. Benzer bir sözleşmeyi Mefisto, 

ömrü  bilim,  insanlık  ve  öğrencileri  için  özverilerle  geçmiş,  bu  amaçlarını  gerçekleştirmek  için 

kendisine dünyanın neredeyse tüm güzelliklerini yasaklamış Faust ile de yapar, ona sonsuz hazlar 

ve güzellikler vaat ederek. Bunun karşılığında Faust’tan sadece ruhunu kendisine teslim etmesini 

ister.  Faust,  sözleşmeyi  kabul  eder ve  16.  yüzyılda  yaşanan  büyük  trajik  olaylar  dizisi  ve  silsilesi 

böylelikle başlar. 

 

Faust’un Ruh Hali ve Mefistoya Dönüşümü  

Faust,  büyük  idealler  ve  yüce  amaçlarla  kendisini  bilime  ve  akademiyaya  adayan  bir  bilimcidir. 

Sonunda bilime, insanlığa, öğrencilerine ve insanların ve dünyanın iyileşebileceğine olan inancını 

yitirir; böyle bir ruh hali içinde bilime sırtını dönüp kendisini büyüye verdiği bir anda, Mefisto ile 

kendisine  sunacağı  birçoğu  anlık  olan  dünya  hazları  karşısında  ona  ruhunu  teslim  etmek  üzere 

sözleşme  yapar.  Mefisto, iyiyi  temsil  eden  Tanrı’nın  karşısında  Şeytan’ı  yani  kötüyü  temsil eder. 

Faust, yaşadığı derin hayal kırıklığından önce beslediği büyük hayallerini şöyle betimler: 

Ah! sonunda felsefe, 

Hukuk ve tıp,  

Ve üzgünüm teoloji de  

Okudum, ateşli çabayla.  

Duruyorum burada şimdi, ben fakir aptal! 

Ve önceden ne kadar zeki idiysem öyleyim; 

Ateşli usta, ateşli doktorum hatta 



 

Ve çekiyorum hâlihazırda on yıla yakın 



Yukarı, aşağı ve arzani ve eğik 

Öğrencilerimi burunlarından oraya buraya- 

Ve görüyorum, hiçbir şey bilemeyeceğimizi! 

 

Buna karşın Faust elbette birçok başka onur, meslek ve mevki sahibinden daha bilgili ve daha iyi 



olduğunun  farkındadır.  Fakat  artık  ne  hakkın  ne  olabileceğini  bildiğini  düşünmektedir  ne  de 

hukukun,  ve  artık  kimseye  bir  şey  öğretemeyeceğini  düşünmektedir.  Öyle  ki;  “insanları 

iyileştirebileceğim ve devşirebileceğim diye kandırmıyorum kendimi” der, “bunun için kendimden 

tüm  sevinçleri  koparıp  attım”  diye  devam  eder.  İnsanlığa,  dünyaya,  kendisine  ve  belki  de 

kendisine yol göstermiş babasına sitem ederek.  Ve sanki bugün birçok bilimcinin içine düştüğü 

ruh halini betimlercesine 

 

Ne mülküm var ne de param



Ne de şeref ve görkemi dünyanın; 

İstemez hiçbir köpek daha fazla böyle yaşamak! 

 

Tüm  gerçek  bilimciler  gibi  sefil,  parasız  pulsuzdur  Faust.  Descartes  gibi  bilginin  mümkün 



olduğunu göstermeye çalışan yöntemsel şüphecilerden farklı olarak örneğin Sekstus Empirikus ve 

Gazali gibi bilginin mümkün olduğuna dair inancını yitirmiştir; insanlara bir şey öğretebileceğini 

de  düşünmemektedir  ve  ne  yazık  ki  artık  dünyanın  iyileştirilebileceğine  dair  umudunu  da 

yitirmiştir. Bu durumda ne yapabilir Faust? Birçok seçenek var. Fakat Faust sabırsızlaşıp, paraya 

pula kanıp kendisini büyüye vermiştir. Zira artık ün, şan şöhret, para pul, mal mülk ve zenginlik 

getiren budur. Dünyanın hükümdarları bunu istemektedir ve halk görünüşe aldanıp kanmaktadır. 

Bu durumda büyüye dönmüş olan Faust için, artık büyük çaba göstererek, emek harcayarak ve ter 

dökerek dünyanın özünü “dünyayı en derininde bir arada tutanın ne olduğunu” bilmeye kalkmaya 

gerek  yoktur.  Büyücülük  kolay  meslektir  zira.  Ne  vicdan  azabı  çekmektedir  ne  de  şüphelere 

kapılmaktadır.  Ne  cehennemden  korkmaktadır  ne  de  şeytandan.  İşte,  bugün  de  olduğu  gibi, 

televizyon  ve  sosyal  medya  ile  oturma  ve  yatak  odalarımıza  kadar  giren  birçok  bilimcinin, 

insanlığın sunduğu sefil ve rezil sahneler karşısında, kendisinden bile şüphe etmeye başlar Faust. 

Bu  an,  silkinip  yeniden  kendisine  gelmezse  hemen  herkesin  ruhunu  en  kolay  satabileceği  andır. 

Faust gelemez kendisine. Kendisinden ve insanlardan, istisnasız herkesten ve her şeyden şüpheye 

kapılan  ne  yapar?  Herkes  gibi  görünüşe  aldanır.  Para  pul,  mal  ve  mülk  peşinde  koşar. 

Diğerlerinden bir farkı vardır. Yaptığı ettiği şeylerin anlamsızlığını bilir. Kendisi de dâhil herkesten 

ve  her  şeyden  öç  almak  istercesine  yaşar.  İşte  mevki.  İşte  kariyer.  Hemen  herkes  ve  her  şey 

emrindedir artık. Faust, daha iyi bir hayat mı yaşar bu durumda? Hayır. Ruhunu satması, kendisine 

ve  çevresindekilere,  ‘en  sevdiceğine’  bile acı  vermekten,  eziyet  etmekten  başka  bir  şey  getirmez 

Faust’a. 

 

 

Mefisto, Kötünün Halleri, İnsanlık Hali ve İyinin Tesisi 

Yukarıda  Faust’un  bilimden,  ahlaktan,  vicdan  ve  insanlıktan  vazgeçmesiyle  dönüşmek  zorunda 

olduğu  bir  hali  betimledim.  Bu,  Mefisto’nun,  yani  Faust’un  sadece  bir  halidir.  Bu,  dramatik  bir 

karakter olan Mefisto’nun yorumlarından birisidir. Zira Mefisto aslında yukarıda gösterdiğim gibi, 

Faust’un içinde barındırdığı kendi yadsımasından başka bir şey değildir. 

Goethe’nin Faust’unu okurken iki şeyi muhakkak akılda tutmak gerekir. Goethe, örneğin Alman 

tiyatrosu üzerine yazdığı yazılarında, Schiller gibi kendisinin de Alman tiyatrosunu kurma diye bir 

çabasının olduğuna işaret eder. Fakat tiyatro sadece eğlendirmemelidir, kişisel veya yerel olayları 

yansısal  düşünümden  yoksun  olarak  sahnede  sunmamalıdır.  Tiyatro,  yaşamın  kendisini  tüm 

iyiliğiyle  ve  güzelliğiyle,  ama  aynı  zamanda  tüm  kötülüğüyle  insanlık  halinin  bir  aynası  olarak 




 

acımasız  eleştirel  bir  açıdan  tüm  insanlığa  sunmak  amacıyla,  bütün  berraklığıyla  sahneye 



koymalıdır. Bu amaçla kötü, yani Şeytan’ın dünyevileşmiş hali olan Mefisto, kaynaklarıyla birlikte 

dünyevileştirilir. Tanrı da. Tanrı ve Mefisto, Faust’un iki zıt halidir. 

Mefisto  da  Faust  gibi,  Alman  ve  Avrupa  edebiyat  tarihinin  bugüne  kadar  hayranlık  uyandıran, 

etkili  karakterlerinden  birisidir.  Her  şeyden  önce  belirtmek  gerekir  ki  Goethe’nin  Faust’unda 

sergilenen Mefisto karakterinin, ne Hıristiyanlıkta ne de başka bir dini öğretide negatif işleve sahip 

ve baştan sona sadece kötüyü temsil eden Şeytan ile pek bir alakası bulunmamaktadır. Burada bir 

bütün olarak  dünyevi  yadsıma ilkesini temsil etmektedir. Yani  dünyevi ve  eleştireldir. Ama aynı 

zamanda kötüyü de temsil eder. Ama Mefisto’nun  kötülüğü dünyada olup biten bir kötülüktür. 

Goethe’nin Mefisto’su dünyada her tarafta vardır ve tüm insan ilişkilerine sinmiştir. 

Gözünü dünyada olan kötülüklere ve ahlaki çürümelere diker. Bunların içinden doğrudan bir çıkış 

yolu önermese de, onlarla sadece alay da etse, hatta durumu daha da kötüleştirecek öneriler bile 

geliştirse de… Örneğin  Faust’un hemen başında, baş melekleri Tanrı’ya onun eseri olan doğayı, 

yıldızları,  dünyayı,  kısacası  yeri  ve  göğü  -işleyişlerinin  mükemmelliği  bakımından-  övmekle 

bitiremezler.  İnsanlık  haline  ilişkin  tek  bir  şey  söylememeye  özen  gösterirler.  Mefisto  ne  yapar? 

Doğrudan kanayan yaraya parmak basar.  

Güneş ve dünyalar hakkında hiçbir şey bilmiyorum söyleyecek 

Ben sadece insanların nasıl acı çektiğini görüyorum. 

Küçük Tanrısı dünyanın hep aynı kalıptandır, 

Ve ilk günkü gibi hala öyle gariptir. 

Biraz daha iyi yaşardı, 

Vermeseydin ona gök ışığının yansısını; 

İnsan, onu akıl diye adlandırıyor ve kullanır kendisi yalnızca, 

Yalnız, daha hayvanca olmak için her hayvandan. 

 

Mefisto’nun  cümleleri  sanki  Thomas  Hobbes’un  aklın  yanlış  ve  kötüye  kullanımına  dair  yaptığı 



eleştirisini andırıyor.  

 

Bana söyleyecek başka bir şey yok mu? 



Yalnız şikâyet etmek için mi gelirsin? 

Dünyada ezelden beri hoşuna giden hiç mi bir şey yoktur? 

 

Bunun  üzerine  Mefisto,  “Hayır,  efendim!  durumu  orada  her  zamanki  gibi  gönülden  kötü 



buluyorum” der. Bunun üzerine Tanrı, Faust’a işaret eder. Fakat Mefisto, onun da diğerlerinden 

farksız  olduğunu  ve  Tanrı  müsaade  ederse,  bunu  kanıtlayacağını  söyler.  Bunun  üzerine 

Mefisto’nun Faust ile ‘kedi fare oyunu’ başlar. Fakat Faust sonunda ruhunu yeniden kurtarmayı 

başarır. 

 

Büyük insanlık dramı olarak kötülük veya iyiliğin kötülükle kavgası, çözümünü Faust II’de bulur. 



Bu sorun, bir yandan toprağın ve doğanın işlenmesi sonucu kıtlığın giderilmesi ve aynı zamanda 

bunun  tamamlayıcısı  olarak  adaletin  sağlanması  ve  adil  olanın  kurulmasıyla  çözülecektir.  Kıtlık 

sorunu da, adalet sorunu da Mefisto’nun sürekli parmak bastığı iki konudur. Tanrı, yani Faust’un 

iyi yanı, insanlara kendi kaderlerinin yaratıcısı, yani öznesi olarak güvenirken, Mefisto onlara alayla 

bakar.  Fakat  onun  bu  bakışı  bile  onları  kendi  kaderlerinin  öznesi  olmaya  iten  bir  kışkırtmadır 

sadece.  Yine  de  halkın  ve  bilimin  birleşmesi  sonucu  ortaya  çıkan  sonuç  karşısında  şaşkınlığını 

saklayamaz. Zira “Reşit olmayan halk, sen beni şaşırttın” der. Mefisto’nun şaşkınlığı meleklerin şu 

çağırısıyla ilgilidir: 

 



 

İyileştir gerçeği; 



O kendisini kötüden 

Kopardığına sevinsin, 

Tümünün birliğinde 

Mutlu olması için. 

 

Mefistoyu şaşırtan sahne oluşur bunun üzerine: 



 

Tümü birleşti 

Kalkın ve övünün! 

Hava temizlendi, 

Nefes alsın akıl!  

 

Akıl kendisine sunulan doğal ışığına ancak bilim ile halkın birleşmesi sonucu ulaşacaktır –ki ancak 



budur  insanlığın  yolunu  aydınlatacak  olan  ve  onun  dertlerine  derman  araçları  sunacak  olan. 

Mefisto, insanlığın akılsızlığıyla alay ederken ona aynı zamanda bu durumdan çıkıp kurtulabilmesi 

için  de  yol  gösterir.  Büyükler  saçmalaşmada  ve  yaşam  koşullarımızı  saçmalaştırmada  birbiriyle 

yarış ederken, artık akla çağırma zamanıdır insanlığı. Georg Lukács olsaydı bu durumda, Wilhelm 



Meister’in Çıraklık Yılları’nı okuma zamanıdır artık, derdi herhalde. 



Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə