Hazirlik çalişmalari sizce din nedir ve ne işe yarar? Tartışınız



Yüklə 43,17 Kb.
tarix17.11.2018
ölçüsü43,17 Kb.


HAZIRLIK ÇALIŞMALARI

1. Sizce din nedir ve ne işe yarar? Tartışınız.

2. İnsanların herhangi bir dinsel inanışa bağlı kalmadan doğru ve ahlaklı bir şekilde

yaşayabileceklerine inanıyor musunuz? Düşününüz.

3. Size göre evrende Tanrı’nın varlığı hakkında kanıt oluşturabilecek veriler var mıdır?

4. Sizce belli bir dine bağlı kalınmadan da Tanrı’ya inanılabilir mi?

5. Size göre, mesela yüz yıl sonra, şimdiki dinlerin yapılarında bir değişiklik olur mu?



A. DİN FELSEFESİNİN KONUSU
Din, tarihin en ilkel toplumlarında bile varlığı saptanmış; yine bilim, sanat ya da ahlak gibi insan yaşamının merkezinde yer alan önemli temel kurumlardan biridir. Tarihsel süreç içerisinde oldukça farklı örnekleriyle karşılaşmamıza ve buna bağlı olarak kendisinin tam anlamıyla ne olduğu konusunda değişik fikirlerin olmasına rağmen dinin; genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan; çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip bir inançlar bütünü olduğunu söyleyebiliriz.
Şu halde din felsefesinin konusunu da yukarıda kısaca ele aldığımız biçimiyle din olgusu oluşturur. Bu anlamda din felsefesini, din olgusunun yapısını, dinle ilgili temel kuram ve iddiaları felsefenin kendine özgü yaklaşımıyla ele alan bir felsefe disiplini olarak tanımlayabiliriz.
1- Dine Felsefi Açıdan Yaklaşım
Bildiğiniz üzere birçok insani etkinlik türü felsefenin temel ilgi alanlarını oluşturur. Nasıl ki felsefe; bilime, sanata ve bunlara benzer diğer etkinliklere belli bir sorgulayıcı tutumla yaklaşıyorsa, aynı şekilde din olgusuna da takındığı bu tutuma paralel bir biçimde yaklaşacaktır. Bu ise dine ve genel olarak onun temel iddialarına rasyonel, nesnel, geniş kapsamlı ve tutarlı bir biçimde yaklaşmayı gerektirir.
a) Teoloji ile Din Felsefesinin Farkı
Sözcük olarak “tanrı bilim" anlamına gelen teoloji, belli bir dinin temel kavram ve iddialarını yine o dinin temel inançlarından hareket ederek temellendirmeye, açıklamaya




Resim 1: Çeşitli dini semboller

çalışır. İşte bu temellendirmeler esnasında hep belli bir dinden yola çıktığı için, evrensel anlamda bir teolojiden söz etmek mümkün değildir. Bu yüzden farklı teolojiler; bir İslam teolojisi, bir Yahudi ya da Hıristiyan teolojisinden söz edilir.


Daha önce de belirtildiği gibi; teolojilerin amacı dayandıkları dinsel inançları, dogmaları sorgulamak değil, tersine; taraflı bir biçimde onları temellendirmekti. Oysa din felsefesi, teolojide olduğu gibi dine yanlı bir tutumla yaklaşmaz. Din felsefesi dinin doğasını felsefi olarak ele alır; onun temel savlarını akla dayanarak eleştirel ve nesnel bir tutumla soruşturmaya çalışır.

b) Dinin Felsefi Temellendirilmesi
Belli bir dinin temel inançlarından yola çıkarak, onları doğru kabul edip ele almak yukarıda da belirttiğimiz gibi din felsefesine değil teolojiye özgü bir tutumdu. Bunun anlamı, felsefenin dine ve dinin temel iddialarına ilişkin temellendirmesinin yanlı olmaması; yine bu temellendirmenin herhangi bir inançtan ya da dogmadan yola çıkmadan oluşturulması gerektiğidir. O halde yapılması gereken şey; dinin, din olgusunun rasyonel, sistemli, genel, tutarlı ve nesnel bir biçimde ele alınmasıdır. Demek ki din felsefesiyle uğraşan kişi ele aldığı konulara buna göre yaklaşmalıdır. Tartışılan kavramlar ve iddialar aklın imkânları doğrultusunda temellendirilmelidir. Yine bu konulara geniş kapsamlı bir biçimde eğilmek gerekir. Yani konular üzerine fikir yürütülürken konuyla ilgili tarihsel, bilimsel ve buna benzer bütün veriler gözden geçirilmeli, hatta konuya ilişkin karşıt söylemlerin ne olduğuna da bakılmalıdır. Dini felsefi olarak ele alırken, dinin lehine veya aleyhine olabilecek bir yaklaşımı benimsemek yerine dini var olduğu şekliyle incelemeye almak, ona mümkün olduğunca nesnel bir biçimde yaklaşmak esas olmalıdır.
2- Din Felsefesinin Temel Kavramları
Tarihi incelediğimizde en ilkel formlarından en gelişmiş formlarına dek çeşitli biçim ve özelliklerde dinlerin ortaya çıktığını görürüz. Bu yüzden, din felsefesinin ele aldığı kavramlara göz atarken, bu dinlerde ortak olarak bulunabilecek bazı kavramlardan yola çıkacağız. Mesela inanç, kutsal, ibadet bunlara benzer kavramlardandır. Yine bu kavramlara daha gelişmiş dinler içinde karşılaştığımız Tanrı, peygamber, vahiy, yüce ve bunlara benzer kavramları da ekleyebiliriz.
Tanrı kavramı özellikle gelişmiş dinlerin temel kavramlarından birisidir. Her ne kadar bu kavramın içeriği dinlere göre farklılık gösteriyor olsa da dinsel inançta Tanrı, nitelikleri bakımından mükemmel, doğaüstü güçleri olan, en üstün varlıktır.

Vahiy, kavramı kısaca Tanrı’nın, peygamberlerine çeşitli yollardan; doğrudan ya da dolaylı bir şekilde ilahi bilgiler aktarması olarak ele alınabilir.

Peygamber; Tanrı’nın, buyruğunu insanlara iletmek için seçtiği kişidir. Bunların dışında iman, ibadet, yüce, kutsal kavramları da din felsefesinin temel kavramlarındandır.

İman; Tanrı’ya ve onun buyruklarına duyulan güven ve bağlanma, dinin inanılması istenen dogmalarına inanma demektir.

İbadet ise Tanrı’ya duyulan inancın ve güvenin ifadesi olmak üzere tekrarlanan ve tören niteliği bulunan davranışlar bütünüdür. Mesela Müslümanların namaz kılması bir ibadet biçimidir.

Yüce; Tanrı’nın insanlardan her bakımdan farklı ve üstün olduğunu belirtmek için kullanılan bir kavramdır. Yücelik, Tanrı’ya yüklenen en üstün niteliktir.

Kutsallık ise tanrısallığın ve yüceliğin ifadesi olduğu düşünülen, dinlerce dokunulmaz olarak kabul edilen varlıkların taşıdığı niteliktir.
3- Din Felsefesinin Temel Soruları
Din felsefesinin herhangi bir dini değil, genel olarak dini, din olgusunu, dinin temel kavram ve iddialarını sorguladığını belirtmiştik. Oysa dinler tek başlarına yukarıda saydıklarımız hakkında soru sormaktan çok, bu saydıklarımızın içeriklerini belirlenmiş; sorulabilecek kimi soruları da önceden yanıtlanmış ve toptan çözülmüş sayarlar.

Din felsefesi için ise din ve dinsel kavramlarla ilgili sorulabilecek pek çok soru vardır. Mesela; İnanç nedir? İnancın kaynakları nelerdir? Dinsel yaşantı nasıl bir yaşantıdır? Yine dinler Tanrı’nın varlığını, evrenin yaratılmış, vahyin olanaklı olduğunu, ruhun ölümsüzlüğünü kabul ederlerken, din felsefesi bunları da sorgu konusu yapar. Tanrı var mıdır? Tanrı’nın varlığı kanıtlanabilir mi? Bu kanıtlamalar ne ölçüde geçerlidir? Evren yaratılmış mıdır? Yoksa Tanrı evrene sadece düzen mi vermiştir? Vahiy olanaklı mıdır? Sonsuz bir varlık olan Tanrı, sonlu bir varlık olan insana kendini açabilir mi? Ruh ölümlü müdür, yoksa ölümsüz mü?


Felsefe tarihinde yukarıdakilere benzer sorular oldukça sık bir şekilde sorulmuştur. Yine bu tarz sorulara olumlu veya olumsuz biçimlerde yanıtlar verilmeye çalışılmıştır. Fakat biz burada sadece Tanrı’nın varlığına ilişkin öne sürülen bazı görüşleri gözden geçireceğiz.
B. TANRI’NIN VARLIĞINA İLİŞKİN

BAZI YAKLAŞIMLAR
Yukarıda din felsefesinin ele aldığı bazı sorular hakkında bir fikir vermeye çalıştık. Genel olarak bu soruların hepsini ele alıp tartışmak burada oldukça zordur. Bu yüzden, en azından din felsefesinin ele aldığı konulara ne şekilde yaklaştığı hakkında bir fikir verebilmek için, sadece Tanrı’nın varlığına ilişkin bazı yaklaşımları ve yine klasik diye nitelendirdiğimiz Tanrı kanıtlamalarını kısaca gözden geçireceğiz.
1-Tanrı’nın Varlığını Kabul Edenler
Felsefe tarihine bakıldığında Tanrı’nın varlığını kabul edenlerin büyük bir çoğunluğu oluşturduğunu görürüz. Ama yine Tanrı nitelik olarak farklı şekillerde yorumlandığı için, bunlar kendi aralarında ayrılırlar. Biz burada genel olarak bu farklı görüşleri kısaca Tanrıcılık(Teizm), Yaradancılık(Deizm) ve Tüm Tanrıcılık(Panteizm) başlıkları altında inceleyeceğiz.
Tanrıcılık(Teizm)
Evrenin yaratıcısı olan, akıl ve istenç sahibi bir Tanrı’nın varlığını kabul eden görüştür. Teizme göre Tanrı; aşkın, her şeye gücü yeten, yarattığı bütün varlıkları yöneten ve onları yönlendiren doğaüstü bir varlık olarak tasvir edilir.
Yaradancılık(Deizm)
Deizm, evreni yarattıktan sonra ona hiçbir şekilde karışmayan Tanrı anlayışını ifade eder. Deizme göre tanrı, evreni yarattıktan sonra bir daha evrende olup bitenlere müdahale etmez. Deizm ile Teizm arasındaki fark da burada ortaya çıkar. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz; deizmde mucizeye, vahye yer yoktur ve yine Tanrı adına yapılan ibadetler gereksizdir. Çünkü belli bir Tanrı’ya inanmakla birlikte deizm; bir dinin dogmalarını ve ilkelerini benimsemeyen bir Tanrı öğretisidir.
Tüm Tanrıcılık(Panteizm)
Panteizm, Tanrı ile evreni bir sayan, her şeyi tanrı olarak gören öğretilerin genel adıdır. Buna göre Tanrı, evrenden ayrı ona aşkın bir varlık olmayıp, evrene içkin olan bir varlıktır. Panteizme göre Tanrı evrenin bütünüdür, O her şeydir, her yerdedir veya her şeydedir. Yine panteist görüşler felsefe tarihinde Plotinos, Farabi, Spinoza gibi filozoflar tarafından savunulmuştur.
Tanrı Kanıtları
Felsefe tarihinde birçok filozof Tanrı’nın varlığına ilişkin değişik kanıtlar ortaya atmıştır. Biz de bu kanıtlardan en çok bilinenleri incelemeye çalışacağız. İnceleyeceğimiz bu kanıtlar sırasıyla; kozmolojik kanıt, ontolojik kanıt, teleolojik kanıt ve ahlak kanıtıdır.


Resim 2: “Tanrı var mıdır?” sorusu din felsefesinin önemli tartışma konularından biridir.




Kozmolojik Kanıt
Kozmolojik kanıtta Tanrı’nın varlığı evrenden hareketle kanıtlanmaya çalışılır. Bazen bu kanıta “ilk neden” kanıtı da denir. Aslında birden fazla kozmolojik kanıt mevcuttur. Bunların ortak yanı; evrenin genel bazı özellikleri üzerine yapılan bir gözlem ve bu özelliklerin nihai bir nedeni, en azından nihai bir açıklaması gerektiği iddiasıdır. İlk olarak Aristoteles tarafından geliştirilen bu kanıt daha sonraları Aziz Thomas, Farabi gibi filozoflar t

Resim 4: Bir saatin zeki bir tasarımcısının olması gibi, teleolojik kanıt da evrendeki zekice tasarlanmış düzenden hareketle Tanrı’nın varlığını kanıtlamak ister


arafından da kullanılmıştır.


K
Resim 3: Kozmolojik kanıt evrendeki her şeyi bir ilk nedene bağlar
ozmolojik kanıta göre evrende her şeyin ve evrenin kendisinin açıklayıcı bir nedeni vardır. Bu neden anlaşılacağı üzere evrenin bir parçası değildir; çünkü böyle bir durumda kendi var oluşuna neden olan başka bir şeyden söz etmemiz gerekir.

Oysa bu kaçınılmaz olarak nedenlere sonu gelmez bir biçimde geriye götürmek anlamına gelir: Z’nin nedeni Y’dir, onun nedeni V’dir, onun da nedeni… O halde böyle bir sonsuz ertelemenin olmaması için bu nedenler zincirinin sonsuza kadar gitmemesi; var olmak için bir nedene gereksinim duymayan bir ilk varlıkta sona ermesi gerekir. İşte bu varlık da Tanrı’dır.


Ontolojik Kanıt
Bu kanıt Tanrı’nın varlığını basitçe Tanrı kavramının çözümlenmesi yoluyla ispatlamaya çalışır. Bu çeşit bir kanıtlama İbni Sina, Aziz Anselmus, Descartes gibi filozoflar tarafından ileri sürülmüştür.
Ontolojik kanıtı kısaca şu şekilde açıklayabiliriz: Tanrı, tanımı gereği kendisinden daha büyüğü ve mükemmeli düşünülemeyen bir varlıktır. Hatta Tanrı’ya inanmayan biri bile böyle bir Tanrı anlayışının en azından zihnimizde var olduğunu kabul eder. Şimdi, eğer bütün mükemmelliklere sahip sonsuz bir varlık fikrine sahipsem, var oluşun da bu mükemmelliklerden biri olduğunu kabul ederim. Şimdi Tanrı var olmasaydı, mükemmelliğinden bir şey eksilmiş olurdu, yani mükemmel olmazdı. Ona mükemmel diyebilmem için onun var olduğunu da kabul etmem gerekir. İşte bu akıl yürütmeden yola çıkarsak Tanrı’nın yalnızca zihnimizde değil gerçeklikte de var olduğunu söyleyebiliriz. O halde Tanrı vardır diyebiliriz.
Teleolojik Kanıt
Çok eski ve ünlü olan bu kanıta düzen ve amaç kanıtı da diyebiliriz. Teleolojik kanıtı basitçe şu şekilde ifade edebiliriz: Doğaya baktığımızda karşımızda muhteşem bir düzen görürüz. Bunun örnekleri oldukça fazladır; gezegenlerin, yıldızların ve hatta galaksilerin belli bir sıra düzenini

gerektiren hareketlerini, yine matematiksel eşitlikler ile fizik ve kimya formülleriyle açıklanabilme imkânına sahip olan karmaşık atom altı dünyasını; bunun dışında bitmek tükenmek bilmeyen mevsimsel döngüleri bu düzene örnek gösterebiliriz.


İşte teleolojik kanıt bu düzenin mutlaka zeki bir mimarı, bir tasarımcısı olduğunu öne sürer. Buradan hareketle böyle bir düzenin Tanrı’nın varlığının kanıtı olduğunu vurgular. Çünkü ancak üstün nitelikli bir varlık böyle bir evreni oluşturabilir. İşte bu varlık da Tanrı’dır.
Ahlak Kanıtı
Ahlaki değerlerin varlığını, Tanrı’nın varlığına ve doğasına bağlı olduğunu öne sürerek Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışan bir kanıttır. Bu kanıt üzerindeki tartışmaların kökeni Platon’a kadar gitmektedir ve yine bu kanıtlama değişik biçimlerde ele alınabilir. Fakat biz bu kanıtı Kant’ın geliştirdiği bir şekliyle ele alacağız.
Şimdi, dünyaya baktığımızda ahlaki eylemlerin yanında pek de ahlaki sayılmayacak değişik davranışları da görebiliriz. Hatta ahlak dışı olarak nitelendirebileceğimiz birçok davranışın insanları haz ve mutluluğa ulaştırdığına sıkça şahit oluruz. O halde şu soruyu soralım: Ahlaki bir davranış sergilediğim halde mutlu olamıyorsam, neden ahlaki eylemlerde bulunayım? Bu anlamda ahlaki bir eylem ne kadar rasyonel olur? İşte böyle bir durumda ahlaki bir eylem, rasyonel dayanağını öte dünyada haksızlıkları ve kötülükleri cezalandırıp; iyileri ödüllendirecek, adil bir Tanrı’nın varlığında bulur.
2- Tanrı’nın Varlığını Reddedenler
Genel olarak Tanrı’nın varlığını reddeden öğretilere tanrıtanımazlık(ateizm) denir. Ateistler gerek Tanrı’nın varlığı lehine ileri sürülen kanıtların yetersizliğinden, gerekse bazı gerekçelerden dolayı Tanrı’nın var olmadığını öne sürerler. Mesela bu gerekçelerden birisi örneğin dünyadaki kötülük sorunudur. Buna göre dünya tarihi depremler, volkanik patlamalar, hastalık ve açlık gibi felaketlerle; savaşlar, ekolojik felaketler ve dinsel zulüm gibi insan eylemlerinin sonucunda meydana gelen korkunç acılarla doludur. Böyle bir tablo karşısında her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir Tanrı’ya inanmak oldukça saçma olacaktır. Şayet yukarıda saydıklarımız oluyorsa, ya böyle ilahi bir varlık yoktur ya da varsa, sandığımız kadar kusursuz bir varlık değildir.

Öte yandan günümüzde din konusunda, özellikle dinin kaynağı, toplumlarda din ve Tanrı fikrinin nasıl ve hangi nedenlerden ötürü ortaya çıktığı; ne tür ihtiyaçlara karşılık verdiği şeklindeki sorular, çeşitli disiplinlerin ilgi alanını oluşturmuştur. Bu disiplinlerin açıklamaları ve kuramları sayesinde de artık insanların din konusuna olan yaklaşımları da değişmeye başlamıştır. Şu halde bu disiplinlerin ortaya koyduğu açıklamalar yine ateizm fikrini besleyen başka kaynakları oluşturmuştur. Ortaya atılan kuramlar insanı Tanrı fikrine götüren ihtiyaçları, dinlerin toplumda gördükleri işlevleri açıklamak iddiasında oldukları için, doğal olarak Tanrı’nın insanlar veya toplumlar tarafından uydurulmuş olduğu görüşünü beslemişler ve böylece ateizmin savlarını güçlendirmekten geri kalmamışlardır.


3- Tanrı’nın Varlığı veya Yokluğunun

Bilinemeyeceğini Öne Sürenler
Tanrı’nın varlığının ya da yokluğunun bilinemeyeceğini öne süren görüşe genel olarak bilinemezcilik(agnostizm) adı verilir. Agnostikler ne tanrı’nın varlığından yana, ne de ona karşı bir tutum sergilerler. Tüm kaygıları, Tanrı’nın varlığına ya da yokluğuna ilişkin bir bilgimizin olamayacağını vurgulamaktır.

Değerlendirme Soruları
1- Genel anlamda din felsefesi nedir?

2- Teoloji ile din felsefesi arasında nasıl bir

fark vardır?

3- Dinin Felsefi olarak temellendirilmesi

ne demektir?

4- Teizm ile deizm Arasında nasıl bir fark

vardır?

5-Tanrı’nın varlığına ilişkin kanıtları tekrar



gözden geçiriniz. Sizce bu kanıtlamaların

zayıf tarafları var mıdır? Varsa nelerdir? Değerlendiriniz.





 Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav, inak.






Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə