Ibnü'i-a'RAbî



Yüklə 1,09 Mb.
səhifə1/26
tarix17.11.2018
ölçüsü1,09 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   26

İBNÜ'L-ARABÎ, EBÛ BEKİR 4

Bibliyografya : 7

Kelâma Dair Görüşleri. 7

Bibliyografya : 8

Hadis İtmindeki Yeri. 9

Bibliyografya : 9

İBNÜ'L-A'RÂBÎ, EBÛ SAÎD 9

Bibliyografya : 10

İBNÜ'L-ARABÎ, MUHYİDDİN 10

1. Lâtaayyün Mertebesi. 21

2. Taayyün-i Evvel. 21

3. Taayyün-i Sânî. 22

4. Mertebe-i Ervah. 23

5. Mertebe-i Misâl. 23

6. Mertebe-i Şehâdet. 23

7. Mertebe-i İnsan. 23

Bibliyografya : 37

İtikadı Görüşleri. 39

Bibliyografya : 44

İslâm Düşüncesindeki Yeri. 44

Bibliyografya : 47

İBNÜ’L-ARÎF 47

Eserleri. 48

Bibliyografya : 49

İBNÜ'I-AVVÂM 49

Bibliyografya : 50

İBNU'L-BAGANDI 50

Eserleri. 51

Bibliyografya : 51

İBNÜL-BÂKILLÂNİ 51

İBNÜ’L-BÂRİZİ 51

Eserleri. 51

Bibliyografya : 53

İBNÜ'L-BAYTÂR 53

Eserleri. 54

Bibliyografya : 54

İBNÜ1-BÂZİŞ, EBÛ CA'FER 55

Eserleri. 55

Bibliyografya ; 55

IBNÜ'I-BÂZİŞ, EBÜ'L-HASAN 56

Eserleri. 56

Bibliyografya: 56

İBNÜ'L-BELHÎ 57

Bibliyografya : 57

İBNÜ'L-BENNÂ el-BAĞDÂDÎ 57

Eserleri. 58

Bibliyografya : 58

İBNÜ'I-BENNÂ el-MERRÂKÜŞÎ 58

Eserleri. 60

A) Matematik. 60

B) Astronomi. 61

C) Dinî İlimler. 62

D) Dil, Edebiyat ve Felsefe. 62

Bibliyografya : 63

İBNÜ'L-BEVVÂB 63

Bibliyografya : 65

İBNÜ'L-BITRÎK 65

İBNÜ'L-BİRZÂLİ 65

İBNÜ'L-BULKİNÎ 65

İBNÜ'L-BURHÂN 65

Bibliyografya : 66

İBNÜ'L-BÜHLÛL 66

Bibliyografya : 67

İBNÜ'L-CÂRÛD 67

Bibliyografya : 67

İBNÜ'I-CEBBÂB 67

Bibliyografya : 68

İBNÜ'L-CELLÂ 68

Bibliyografya : 69

İBNÜ’L-CELLÂB 69

Eserleri. 69

Bibliyografya : 70

İBNÜ'L-CERRÂH, ALİ B. ÎSÂ 70

Bibliyografya : 71

İBNÜ L-CERRÂH, EBÛ ABDULLAH 71

Eserleri. 72

Bibliyografya : 72

İBNÜ'L-CEVÂLÎKİ 72

İBNÜ'L-CEVHERÎ 72

Eserleri. 73

Bibliyografya : 73

İBNÜ’L-CEVZİ, EBÛ MUHAMMED 73

Eserleri. 74

Bibliyografya : 75

İBNÜ'L-CEVZÎ, EBÜL-FEREC 75

Eserleri. 78

A) Tarih. 78

B) Hadis. 79

C) Tefsir. 81

D) Akaid. 82

E) Fıkıh. 82

F) Diğer Eserleri. 83

Bibliyografya : 84

Hadis İlmindeki Yeri. 84

Bibliyografya : 85

Tefsir İlmindeki Yeri. 86

Bibliyografya : 86

İBNÜL-CEZERÎ 87

Eserleri. 90

A) Kur'an İlimleri, Kıraat. 90

B) Hadis. 92

C) Siyer. 93

D) Tarih, Tabakat, Terâcim. 93

E) Diğer Eserleri. 94

Bibliyografya : 94


İBNÜ'L-ARABÎ, EBÛ BEKİR

Ebû Bekr Muhammed b. Abdillâh b. Muhammed el-Meâfirî (ö. 543/1148)

Endülüslü Mâliki fakihlerinin önde gelenlerinden, muhaddis.

22 Şaban 468'de (31 Mart 1076) İşbîli-ye'de (Sevilla) doğdu. Arap kabilelerinden Kahtân'ın Meâfir kolundan olup ataları fetihten sonra Endülüs'e yerleşmişti. Ba­bası, İşbîliye ve çevresinde hüküm süren Abbâdîler'in vezirlerinden ve bölgenin ön­de gelen ilim adamlarından Ebû Muham­med İbnü'l-Arabî, annesi ise Abbâdî hanedanının siyasî rakibi Ebû Hafs Ömer el-Hevzenî'nin kızıdır. İlk öğrenimine ba­bası, dayısı Ebü'l-Kâsim Hasan el-Hevze-nî ve Ebû Abdullah b. Ahmed es-Sarakus-tî'den ders alarak başladı. Erken yaşta hıfzını, kırâat-i aşereyi tamamladı; temel dinî bilgileri, dil ve edebiyat, matematik ve fen bilimlerini okudu. Bir süre sonra Kurtuba'ya (Cordoba) giderek Ebû Abdul­lah İbn Attâb, Ebû Mervân İbn Serrâc gi­bi hocalardan ders aldı. Abbâdî haneda­nının yıkılıp bölgenin Murâbıtlar'ın hâki­miyetine girmesiyle (484/1091) başlayan gelişmeler hem ilim yolculuğu arzusu içinde olan İbnü'l-Arabî, hem de oğlunun en iyi şekilde yetişmesini arzulayan ve hac ibadetini ifa etmek isteyen babası için uy­gun bir fırsat oldu. Ailece 485 (1092) yı­lında Mâleka'dan {Malağa) hareketle Kuzey Afrika üzerinden Doğu İslâm dünya­sının önemli ilim merkezlerini kapsayan uzun bir yolculuğa çıktılar. İbnü'l-Arabî, Ebü'l-Velîd el-Bâcî'nin de Doğu seyahatin­den önemli bir ilmî birikimle dönmesinin ve Endülüs'te büyük itibar kazanmasının bu yolculuğa çıkmasında etkili olduğunu belirtir.1

İbn Haldun baba ve oğlun, Murâbıtlar Hükümdarı Yûsuf b. Tâşfîn tarafından Bağdat Abbasî halifesine kendisi adına biat vermek ve hükümdarlığı için onay almak üzere gönderildiğini belirtirken 2 Abdülhay el-Kettâ-nî. bölgenin yeni hâkimi Yûsuf b. Tâşfîn'-den kaçarak Doğu'ya gittiklerini ve mülk­lerine de el konulduğunu ileri sürer.3 Bazı yeni araş­tırmalar ve belgeler, başlangıçta böyle bir görev üstlenmeseler bile memleketleri­ne dönüşleri sırasında, müsbet icraatla­rını duydukları Yûsuf b. Tâşfîn'in hem si­yasî rakiplerine karşı hem sürdürdüğü ci-had hareketi hususunda desteklenmesi ve hükümdarlığının onaylanması için Gaz-zâlî'den bir fetva ve halifeden de ferman aldıklarını göstermektedir.4 On yıla yakın bir süreyi kapsayan bu ilim yolculu­ğu İbnü'l-Arabî açısından çok verimli geç­ti. 0. Tertîbü'r-rihle li't-terğib îi'1-mille adlı kitabıyla el'Avâşım da dahil diğer eserlerinde bu seyahati sırasında uğra­dığı ilim merkezleri ve görüştüğü âlimler hakkında geniş bilgi verir. İbnü'l-Arabî, Endülüs'ten ayrıldıktan sonra bir süre Ce­zayir'in Bİcâye (Bougie), Tunus'un Mehdi­ye ve Kayrevan şehirlerinde kalarak Ebû Abdullah Muhammed b. Ali el-Mâzeri gi­bi bazı âlimlerden ders okudu. Daha son­ra maceralarla dolu bir deniz yolculuğu ile Mısır'a geçti; buradaki âlimlerden fı­kıh, kelâm ve hadis okudu, Şîa ve Kade-riyye mensuplarıyla tartışmalarda bu­lundu. 0 sırada Mısır'da hâkim olan Fâtı-mîler'in Sünnî düşünceyi baskı altında tutmaları sebebiyle burada sadece sekiz ay kalıp Kudüs'e geçti (486/1093) Selçuk­lu nüfuzu altında olan Kudüs'te tam bir hürriyet havası hâkimdi. İbnü'l-Arabî'nin kaydettiğine göre yüksek düzeyde dinî eğitim veren birçok ders halkasının ya­nında Hanefî ve Şafiî mezheplerine göre eğitim veren iki Nizamiye medresesi var­dı.5 Burada çeşitli ders halkalarına katıldı ve yapılan münazara­ları takip etti. Kelâm, usûl-i fıkıh ve hilâ-fiyat okudu; özellikle Ebû Bekir İbn Ebû Rendeka et-Turtûşî'den çok faydalandı. Ebû Ali Hüseyin es-Sâgânî, Ebû Saîd ez-Zencânî, Ebû Sa'd ez-Zevzenî gibi Doğu İslâm dünyasından gelmiş Hanefî fakihle­rinin bakış açılan onu etkiledi.6 Eserlerinde sık sık bura­da geçen ilmî tartışmalara ve âlimlerin görüşlerine atıfta bulunmasından, Kudüs'teki ilmî atmosferin İbnü'l-Arabî'yi çok etkilediği ve burada geçirdiği üç yılı tahsil hayatının verimli dönemlerinden biri olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Bu arada Filistin ve Şam bölgesinin Akkâ, Ta-beriye, Askalân, Dtmaşkgibi diğer ilim merkezlerini dolaştı. İmâmiyye ve Bâtı-niyye âlimleriyle tartıştı. Ebü'l-Fazl İbnü'l-Furât Ahmed b. Ali. Nasr b. İbrahim el-Makdisî, Hibetullah b. Ahmed el-Ekfânî, Atâ el-Makdisî gibi birçok âlimle görüş­tü. 489 (1096) yılında Bağdat'a gitti.

Irak bölgesindeki ilmî birikim ve Öğre­tim usulü de İbnü'l-Arabî'yi bir hayli et­kiledi. Nizamiye medreselerindeki eğitim öğretim faaliyeti ve devlet ricalinin ilme ve ilim adamlarına itibarı sebebiyle o dö­nemde Bağdat'ın İlim ve kültür merkezi olma özelliği daha da artmıştı. Burada Nizamiye medreselerine devam etti; Ha­nefî, Şâfıî ve Hanbelî mezheplerine men­sup birçok ilim adamı ile görüştü, çoğun­dan ders veya İcazet aldı. Kendisi eserle­rinde Bağdat'ta görüştüğü ve faydalan­dığı âlimlere ve okuduğu kitaplara sıkça atıfta bulunur 7 Bunlar arasında Ebü'l-Hasan Ali b. Hüseyin el-Bezzâz. Ebü'l-Meâlî Sabit b. Bündâr. Ebü'l-Hasan İbnü't-Uıyûrî. Ebû Muham­med Ca'fer b. Ahmed es-Serrâc, Ebü'l-Vefâ İbn Akil, Ebû Bekir İbn Tarhân, Ebü'l-Muzaffer el-Ebîverdî, Hatîb et-Tebrîzî sayılabilir. Özellikle bölgenin önde gelen Şa­fiî fakihi Ebû Bekir Muhammed b. Ahmed eş-Şâşfden çok faydalandı. Aynı yıl (489/ 1096) babasıyla birlikte hacca gitti. Mek­ke'de Ebû Abdullah Hüseyin b. Ali et-Taberî'den hadis okudu. Hac farizasını eda edip Bağdat'a geri döndükten sonra İmam Gazzâlî'den İhyâ'ü culûmi'd-dîn'i

ve diğer kitaplarını okudu, onun görüşle­rinden ve ders ortamından çok yararlan­dı.8 İki yıla yakın Gazzâlî ile beraber olduktan sonra 491 'de (1098) dönüş hazırlıklarına başladı. Bu esnada babası ile birlikte Abbasî Halifesi Müstaz-hir-Billâh ile görüşme fırsatını elde etti.9 Bir süre Dımaşk ve Ku­düs'te kaldıktan sonra Mısır'a gitti. Ârizatü '1-ahvezî adlı Sünenü 't-Tirmizî şer­hini bu sırada telif etti. 493 (1099) yılının başlarında babası Abdullah Ibnü'l-Arabî İskenderiye'de veya Kudüs'te vefat etti. Bazı kaynaklarda, babasının ölümünün ardından İbnü'l-Arabî'nin Endülüs'e geri dönüp İşbîliye'ye yerleştiği kaydedilmek­le birlikte ilim yolculuğunun on yıl sürdü­ğü şeklindeki kendi ifadesi ve çağdaşı Kâ-dî İyâz'ın beyanı dikkate alınınca dönüş tarihinin 495 (1001) olması daha muhte­mel görünmektedir.10 İbnü'l-Arabî'nin bu seya­hatinde çeşitli şehirlere uğrayarak birçok ilim adamıyla görüşmüş, tartışmış veya onlardan ders okumuş olması sebebiyle kaynaklarda değişik ilim dallarında 100'e yakın hocasının adı zikredilir.11

İbnü'l-Arabî İşbîliye'ye döndüğünde böl­genin âlim ve devlet adamları tarafından çok iyi karşılandı: kırk yılı aşkın bir süre çeşitli bölgelerden gelen öğrencilere ders okuttu, hadis rivayet etti, icazet aldığı ve yanında getirdiği kitapları naklederek ica­zet verdi. Bu müddet zarfında çeşitli dal­da elli civarında eser telif etti. Israr üzerine iki yıl kadar îşbîliye kadılığı görevini üstlendiyse de muhaliflerinin tepkileri se­bebiyle bu görevi fazla sürdürmeyip tek­rar ilmî faaliyetlerine döndü ve Kurtuba'-ya yerleşti. İşbîliye ve Kurtuba'dakİ bu eğitim faaliyeti sonunda çok sayıda öğ­renci yetiştirdi. Saîd A'râb, İbnü'l-Arabr­nin kaynaklarda zikredilen 121 12 en-Nâsih ve'l-mensûh adlı kitabını neşre hazırlayan Abdülkebîr el-Alevî el-Medga-riise 254 öğrencisinin İsmini zikreder. Bunlar arasında oğlu Ebû Mu-hammed Abdullah İbnü'l-Arabî, Kâdî İyâz. İbn Beşküvâl, Ebü Zeyd Abdurrahman b. Abdullah es-Süheyfi, Ebû Bekir İbn Hayr el-İşbîlî. Ebû Ca'fer İbn Galbûn et-Tücîbî, İbn Sâhibüssalât, İbn Kurkül. İbn Mada, Ebü'l-Kâsım İbn Semecûn, Ebü'l-Kâsım İbn Hubeyş ve Ebû Bekir İbn Ebû Cemre sayılabilir.

İbnü'l-Arabî'nin son günlerinde Endü­lüs'te siyasî istikrar tekrar bozuldu. Mu-râbıtlar'ın hâkimiyeti sona erip Muvah-hidler dönemi başladı. Siyasî iktidar deği­şiminin ve otorite boşluğunun halk üze­rinde yapacağı olumsuz etkileri Önlemek ve ülkenin geleceği bakımından yeni ku­rulan Muvahhidler Devleti'yle iyi ilişkileri başlatmak amacıyla bir heyetle birlikte Mağrib'e gitti. Heyet üyelerinden bir kıs­mı geri döndüyse de İbnü'l-Arabî bir yıl kadar orada kaldı. Bazı kaynaklar bu sü­re zarfında hapsedildiğini kaydeder. En­dülüs'e dönerken 543 yılının Rebîülevvel ayında (Ağustos 1148) yolda vefat etti ve Fas'ta Bâbülmahrûk mevkiinde defne­dildi.

Öğrencilerinin ve tabakat müelliflerinin ortak ifadelerine göre İbnü'l-Arabî parlak bir zekâya, kuvvetli bir hafızaya, sağlam bir muhakeme gücüne, güçlü bir iradeye sahipti. Endülüs ve Doğu İslâm dünyası­nın önemli ilim merkezlerindeki zengin ilmî birikimi yakından tanıma imkânı el­de etmiş, birçok ilim dalında derinleşmiş, İslâm âlimleri arasındaki farklı görüşleri değerlendirerek ve yeri geldiğinde mezcederek döneminde Mâliki fıkhının güçlü bir temsilcisi ve Endülüs'ün birçok ilim dalında kıymetli eserler veren bir müelli­fi olmuştur.

İlmî mesaisini tefsir ve hadis dalların­da yoğunlaştıran İbnü'l-Arabî'nin her iki alanda da otorite sayıldığı, fıkıh alanında­ki derin tahlil gücünü ve mezhepler arası mukayeseli fıkıh bilgisini tefsir ve hadis sahasında kaleme aldığı eserlerine taşı­dığı görülür. Tefsirde nakle dayanan me­todu esas almış, dirayet tefsirinin de na­kille uygunluğuna özen göstermiştir. İti-kadî konularda genelde Eş'arî çizgisinde olup Bâtinîler'i ve filozofları ağır bir dille eleştirmesi Gazzâlî'nin tutumunu andı­rır. Döneminde Endülüs'te uygulanan ve taklide dayanan eğitim sistemini tenkit etmesi ve Bağdat-Şam-Mısır üçgeninde uygulanan usulü beğenmesi, dolaylı da olsa Endülüs'te Mâliki mezhebinin yegâ­ne hâkim ve belirleyici mezhep olması ye­rine mezhepler arası mukayeseli fıkıh eği­timini tercih ettiği şeklinde anlaşılabilir. Bununla birlikte eserlerinde bu tavrını pek belli etmez. Yeri geldiğinde Mâlikî mezhebi içindeki aykırı görüşleri belirt­mekten veya onlardan birine temayül et­mekten geri durmasa da her vesileyle di­ğer fıkıh mezheplerine karşı Mâlikî mez­hebinin üstünlüğünü vurgulamaya çalışır. bu mezheplerin fakihlerine ağır eleştiri­ler yöneltir. Babasının Zahirî mezhebine temayülü ve hatta döneminde Zâhirîler'in önde gelenlerinden olduğu bilinmekle bir­likte 13 İbnü'l-Arabrnin Za­hirî düşüncesine sıcak bakmadığı açıktır. Fıkıhta dil unsuruna ve hadise önemli bir yer vermesi bakımından İbn Hazm'a ben­zerlik gösterirse de hikmet-İ teşri1 ve ma-kâsıd konusunda onun âdeta tam karşı­sında yer alır.

İbnü'l-Arabî siyasetle olan ilgisi yönün­den eleştirilmiştir. Ancak bu durum onun kişisel tercihinden çok içinde bulunduğu şartların sürüklediği bir sonuç idi ve bu yüzden zaman zaman siyasetle İlgilenmek zorunda kalmıştı. Çocukluğu sırasında Endülüs'te mülûkü't-tavâif adı verilen beylikler birbirleri ile yıkıcı mücadele ha­linde bulunuyordu. Doğuda haçlı seferle­ri devam ederken kilisenin teşvikiyle olu­şan hıristiyan gönüllülerle ordusunu tak­viye eden Kastilya Kralı I. Fernando 1062 yılında Tuleytula (Toledo) ve İşbîliye'yi ha­raca bağlamış. İbnü'l-Arabî henüz on ya­şında iken Endülüs'ün İkinci büyük şehri olan Tuleytula'yı Kral VI. Alfonso ele ge­çirmişti. Bu sırada Murâbıtlar Endülüs'e hâkim olmuşlar ve Alfonso'yu Zellâka'da büyük bir bozguna uğratmışlardı (1086). Murâbıtlar'ın emîri Yûsuf b. Tâşfîn'in bu başarısı hıristiyan akınlarını bir süre dur­durmuştu. Kuvvetli bir devlet kurmasına rağmen Yûsuf b. Tâşfîn'e Kureyş'ten bir halifeye bağlı olmadığı ve bu yüzden de meşruiyetinin bulunmadığı yönünde iti­razlar yapılmakta, bu durum birliği sağ­lanmasına ve devletin gücünü toparlama­sına engel olmaktaydı. İbnü'l-Arabrnin ilim yolculuğu dönüşünde Bağdat Abbasî ha­lifesinden Yûsuf b. Tâşfîn adına onay al­ması. İmam Gazzâlî'den ve Ebû Bekir İbn Ebû Rendeka et-Turtûşf den müstevlî de olsa âdil hükümdara itaat edilmesi, fakat onun da halka merhametle muamele et­mesi gerektiği yönünde mektuplar getir­mesi.14 bu fitne ve zaaf ortamını izaleye yönelik hasbî bir çaba olarak da, İbn Haldun'un ifade etti­ği gibi 15 Yûsuf b. Tâşfîn'in bilgi ve talebi doğrultusunda yapıl­mış bir girişim olarak da görülebilir.



Eserleri. İbnü'l-Arabî. dinî ilimlerin he­men hemen her dalında eser yazmakla birlikte bunlardan çok azı günümüze ulaş­mıştır. Mevcut eserlerindeki atıfları veya diğer kaynaklarda zikredilmesi sebebiyle sadece isimleri bilinen eserlerinin, onun kadılıktan ayrılmasıyla sonuçlanan olaylarda veya daha sonraki hıristiyan istilâsı sırasında tahrip edildiği ya da kaybolduğu söylenebilir. Nitekim İbn Ferhûn on beş eserinin, Makkarî otuz üç eserinin adını verirken çağdaş araştırmacılardan bu ra­kamı seksen sekize kadar çıkaranlar da vardır 16

1. Ahkâmü Kur ân. Rivayet ağırlıklı olan eser. Mâlikî fıkhı için­deki farklı görüşlere yer vermesi ve diğer fıkıh mezheplerinin görüşlerini de objek­tif olarak değerlendirmesi yönüyle dik­kat çeker. İbnü'l-Arabî'nin en meşhur ve önemli eserlerinden biri olup çeşitli bas­kıları yapılmıştır. 17

2. Ârizatül-ahvezî fî şerhi't-Tirmizî. el~Câmiı'ş-şahîh"m tamamını kapsayan ilk şerh olup diğer şerhlerle birlikte veya müstakil olarak basılmıştır. 18

3. el-'Avâştm mine'l-kavâşım. Kelâm ve itikadı mez­hepler tarihiyle ilgilidir.19 Muhibbüddin el-Hatîb, eserin ilk baskısına dayanarak ashapla ilgili bölümü notlar ilâvesiyle neşretmiş 20 daha sonra Mahmûd Meh­di el-İstanbûirnin bu neşri gözden geçirerekyeni notlar eklemesi ve ayrıca el-Mektebü's-Selefî uzmanlarının metni üç ayrı yazma nüshayla karşılaştırmaları suretiyle yayımlanmıştır (Kahire 1405)

4. el-Emedü'I-Akşâ fîmcfrifeti esmâ'i'l-hüsnâ ve efcâlihî te'alâ. Kısmen farklı isimlerle de kaydedilen eser Allah'ın isim ve sıfatlarını konu edinir. Eserin çeşitli yazma nüshaları mevcuttur. 21

5. Könû-nü't-te'vîl. İbnü'l-Arabîeserin mukaddi­mesinde 22 ve Kitâbü'l-Kabes'te 23 bu eserinden Kânun fi't-te'vîl lihılûmi't-tenzîl adıyla söz ederse de mü­ellifin diğer birçok atfı yanında kitabın çe­şitli kütüphanelerdeki yazma nüshaların­da ve klasik kaynaklarda eser Kânunu 't-te'vîl adıyla zikredilir.24 Ammâr Tâlibî'nin Vâdıhu's-sebîl ilâ mtfrifeü Kânûni't-te'vîl adıyla zikrettiği yazma nüshanın 25 muh­teva hakkında verilen bilgilerden hareket­le ayrı bir eser olması ihtimali de bulun­makla birlikte Ahkâmü '1-Kur'ân veya Envârü'l-fecfüen biri olması kuvvetle muhtemeldir. 533 (1139) yılında telif edi­len ve edebî bir üslûpla kaleme alınan eserde İbnü'l-Arabfnin ilmin önemi, kaynağı, çeşitleri, ruh ve beden, te'vil kural­ları ve örnekleri konuları etrafında çeşitli görüşleri yer alır. Eser, Muhammed es-Süleymânî tarafından önce geniş bir mu­kaddime ile birlikte (Beyrut 1980), daha sonra sadece metin olarak (Cidde 1986; Beyrut 1990) neşredilmiştir.

6. en-Nâsih ve'1-mensûh. İbnü'l-Arabfnin diğer eserlerinde de kısmî adlandırma farklılıklarıy-la sıkça atıfta bulunduğu bu eser Abdül-kebîr el-Alevî el-Medgarî tarafından ya­yımlanmıştır. 26

7. el-Kabes fî şerhi Muvaüa'i Mâlik b. Enes. 532'de (1138) Kurtuba'da telif edi­len eserde İbnü'l-Arabî. Ebü'l-Velîd el-Bâ-cî'nin el-MüntGkö adlı el-Muvatta şer­hinin fıkhı meselelerde yoğunlaştığı, fa­kat hadis ilimleri açısından yetersiz oldu­ğu görüşünü ileri sürerek hem bu boşlu­ğu doldurmak hem de ele aldığı fıkhı me­selelerde kendi görüş ve tercihini açıkla­yıp İmam Mâlik'in ve diğer müctehidlerin görüşlerini tahlil veya tenkit etmiştir. De­ğişik kütüphanelerde birçok yazma nüs­hası bulunan eseri Muhammed Abdullah Vülid Kerîm neşretmiştir (Beyrut 1992,1-111).

8. Tertîbü'r-rihle li't-terğib ü'l-mii-le. İbnü'l-Arabî'nin Doğu'ya yaptığı ilim yolculuğunu ve izlenimlerini edebî bir üs­lûpla anlatan ve türünün ilk örneklerin­den sayılan eser Saîd A'râb tarafından ya­yımlanmıştır.27 Aynı metin. Muham­med es-Süleymânî'nin neşrettiği Kânû-nü't-teVîi'in baş tarafında mevcut olup 28 muhtevanın tetkiki, eserin bu yolculuğun belli bir dönemini kapsadığı veya eksik olduğu izlenimi vermektedir.

İbnü'l-Arabfnin, eserlerinde sıkça isim­lerini zikrettiği ve çoğu Rabat'ta el-Hİzâ-netü'l-âmme'de olmak üzere çeşitli kü­tüphanelerde yazma nüshaları veya mik­rofilmleri bulunan eserleri de şunlardır: Ahkâmü'l-Kurân eş-şuğrâ, Risâîetü'l-müstebşır, Sirâcü'l-mühtedîn, Sirâcü'l-mürîdîn, Kitâbü'1-Efâl, Kitâbü'1-mesâlik ü şerhi Muvatta'i Mâlik, Kitâbü'l-Mutavassit ti'l-ftikâd, el-Mahşûl ü uşû-li'1-îikh, el-Vuşûl ilâ McFiiieti'i-uşûl.29

İbnü'l-Arabî, başta Ahkâmü'l-Kur3ân ve 'Ârizatü'l-ahvezî olmak üzere günü­müze ulaşmış eserlerinde diğer birçok eserinin adım zikrederek onlara atıfta bu­lunur. Aynı şekilde tabakat müellifleri de onun zamanımıza intikal etmeyen birçok eserinden söz ederler. Bu gruba giren ve ellinin üzerinde bir sayıya ulaşan eserler­den Envörü'l-fecr, İbnü'l-Arabî'nin en hacimli kitabı olması bakımından ayrı bir önem taşır. İbnü'l-Arabî, diğer eserlerin­de bu isimle veya Envârü'1-fecr fîmecâ-lisi'z-zikr adıyla sıkça atıfta bulunduğu ve kapsamlı bir tefsir olduğunu belirterek övgüyle söz ettiği kitabının imlâ usulüyle yirmi yılda yazıldığını, toplam 80.000 va-rakı bulduğunu, fakat -istinsah amacıyla olmalı- eserin şahıs ve grupların ellerinde dağıldığını, ancak 20.000 varaklık kısmını toplama gayreti içine girdiğini veya top-latabildiğini anlatır.30 Muahhar kaynaklarda ise eserin tamamının seksen cilt halinde Merînî Hükümdarı Ebû İnan el-Merînî'nin (1348-1358) özel kütüphanesinde bulun­duğu belirtilir.31

İbnü'l-Arabî, günümüze ulaşmayan ve Makkarî'nin ifadesine göre yirmi cilt olan el-însâf fî mesâ'ili'l-hilâf adlı eserine de yer yer atıflarda bulunur.32 Yine Müellifin kendi açıklamalarından hare­ketle Ahkâmü '1-Hbâd fi'1-me'âd, A'yâ-nü'1-cfyân, el-İmlâ ale't-Tehâlat, Teb-yînü'ş-şahîh fî ttfyînî'z-zebîh, Tertîbü âyi'l-Kur'ân, Telhîşu Mesa'ili'l-hilâi, Telhîşu't-tarikateyn el-cIrâkıyye ve'l-Horâsâniyye, ed-Devâhî ve'n-nevâhî fi'r-red calâ İbn Hazm ez-7.dh.in, Nüz-hetü'l-menâzır ve tuhfetü'l-havâtır, Ki-tâbü't-Temhîs, en-Nevâziîü'1-fıkhiy-ye, en-Neyyireyn fî şerhi'ş-şahîhayn, el-Müşkileyn, Kitâbü'n-Nübüvvât, İl-câ3ü'l-fukahâ ilâ mcfrifeti ğavâmızı'l-üdebâ gibi çoğu belirli bir konuya tahsis edilmiş küçük hacimde risâleleriyle taba-kat müellifleri tarafından kendisine nisbet edilen diğer eserler de anılabilir.33



Bibliyografya :

Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'ân, 1-1V, tür.yer.; a.mlf., 'Âritatü't-ahvezî, Kahire 1350-52, IX, 68-69; a.mlf., Kitâbü'l-Kabes fi şerhi Muüatfal Mâlik b. Enes (nşr. Muhammed Abdullah Vülid Kerîm), Beyrut 1992, neşrede­nin girişi, I, 7-72;a.mlf.. Kânûnü't-te'oîl(nşr. Muhammed es-Süleymânî), Beyrut 1990, neş­redenin girişi, s. 23-29; a.mlf., en-Nâsih ue'l-mensûh /î'Hfur'âm'/-Kerîm (nşr. Abdülkebîr el-Alevîel-Medearî), |baskıyeriyok| 1413/1992 (Mektebetü's-sekâfeti'd-dîniyye), neşredenin gi­rişi, I, 13-190;a.mlf., e/-V\uâştm(Hatîb). neş-

redenin girişi, s. 9-31; Kâdî İyâz, e/-öunye(nşr. MahirZüheyr Cerrar], Beyrut 1402/1982, s. 66-72; İbn Beşküvâl. eş-Ştla, II, 563, 590-591; Dab-bî, Buğyetü't-mültemİs, s. 82-88; İbn Hallikân, Vefeyat, IV, 296-297; Zehebî. A'lâmû 'n-nübela", XX, 197-204; İbn Ferhûn. ed-Dîbâcü'l-müzheb, Kahire 1329-30 -> Beyrut, ts. (Dârül-kütübi'l-ilmiyye). s. 281-284; İbn Haldun, Mukaddime, II, 642; İli, 1252-1253; Dâvûdî. Tabakâtü'1-mü-fessirîn, il, 167-171; Makkarî. Nefhu'H

Kelâma Dair Görüşleri.

İbnü'l-Arabî ei-'Avâşım mine'l-kavâşım, el-Emedü'l-akşâ, Uşûlü'd-dîn ve eî-Vuşûl ilâ Hl-mi'1-uşûl adlı eserlerinde çeşitli itikadî fikirlerini ortaya koymuş ve bunları sa­vunmuştur. Eş'ariyye'ye mensup olmakla birlikte mezhep içinde yer yer farklı gö­rüşleri de benimsemiş, başta Gazzâlî ol­mak üzere muhalif âlimleri tenkide tâbi tutmuştur. Eş'ariyye dışındaki itikadî ekol­lerle fikrî mücadeleye girişmiş, özellikle İsmâiliyye ve Ta'lîmiyye gibi bâtmî fırka­ları zındıklığın yayılmasında etkili görmüş, Mu'tezile'yi ve Zâhiriyye'den İbn Hazm'ı da şiddetle eleştirmiştir. İbnü'l-Arabî. ay­rıca Aristo ve Eflâtun'un felsefî görüşle­rine çeşitli tenkitler yöneltmiştir. Onun dikkat çeken itikadî görüşlerini şöylece özetlemek mümkündür: İnsanın tabia­tından kaynaklanan bazı zorluklar varsa da duyular ve akıl vasıtasıyla bilgi üreti­lebilir. Akıl ve duygu gibi birbirine zıt özel­likler taşıyan İnsan bilgi üretmede reali­teden hareket etmek suretiyle gerçeğe ulaşabilir. Bilginin imkânı meselesinde ak­la ve duyulara güvenmeyen sofistlerle du­yuları küçümseyen Yeni Eflâtuncu felsefi görüşler isabetsizdir. Gazzâlî de dahil ol­mak üzere Yeni Eflâtuncu I uk'tan etkile­nen Sûfıyye'nin iddia ettiği gibi bedenî ar­zu ve temayüllerden arındırılan kalplerde mükâşefe yoluyla kesin bilgiler meydana gelmez. Bâtınî gruplarla gulât-i Sûfıyye'­nin savunduğu bu görüş aklî ve naklî delilenden yoksundur, bu konuda hadis ola­rak ileri sürülen rivayetler de asılsızdır. Takva ve amel bilgiyi değil bilgi takva ve ameli meydana getirir. İnsan, doğuştan sahip olduğu apaçık bilgileri kullanarak ve ayrıca akıl yürüterek nazarî bilgiler üre­tebilir. Fakat bu sonuç tabii bir istidatla meydana gelmeyip akıl yürüten insanda Allah'ın yaratmasıyla gerçekleşir.34 Vahiy yo­luyla gelen bilgiler, aklın çözmekte güçlük çektiği mümkinler çerçevesindeki prob­lemleri aydınlatır. Doğru bilginin ancak masum bir imamdan Öğrenilebileceğini iddia eden Şiî gruplarından İsmâiliyye ve Ta'Iîmiyye'nin görüşü İslâm'ın reddettiği hulul inancına götürür. İslâm filozofla­rının benimsediği akıllar teorisi birbirini takip eden bilgi derecelerinden ibaret olup teorinin dayanağını oluşturan on akılla ilgili kavramlar anlamsız ve fayda­sızdır.

Bilgide olduğu gibi varlıkta da yegâne müessir olan Allah'tır. Tabiatta zorunlu olarak işleyen bir illiyyet sistemi yoktur, orada meydana gelen her olay ilâhî mü­dahale ile gerçekleşir. Nesne ve olayların belli fiilleri meydana getirme özelliği bu­lunmadığı gibi bağlı kaldıkları sabit ka­nunlar da mevcut değildir. Küllilerin ha­ricî varlığı yoktur, anâsır-ı erbaa teorisi de geçersizdir.35

Allah'ın varlığına ait bilgilere O'nun fiil­leri vasıtasıyla ulaşılabilir. Bu fiillerin in­sana en yakın olanı bizzat kendi bedenin­de cereyan edenleridir. Ruh isbât-ı vacibin en Önemli delili olup onu inkâr etmek de mahiyetini kavramak da mümkün değil­dir; ruhun mevcudiyeti ancak faaliyetleri vasıtasıyla anlaşılabilir. Tabiatı inceleyen her insan tabii olarak Allah'ın varlığını ka­bul eder, bunun dışında varacağı sonuç­lar ise mantıklı olamaz. Tabiattaki deği­şiklikler, tezatlar ve çokluklar bunu gös­terir. Allah'ın fiilleri varlığının yanı sıra sıfatlarının da delilini teşkil eder; zira bir fiilin gerçekleşebilmesi için sahibinin ka­dir, hikmetli olabilmesi için de âlim olması gerekir. Aklî istidlallerin ortaya koyduğu bu sıfatların naslardan da kanıtları mev­cuttur. Ancak sem' ve basar gibi sıfatlara sadece naslarla istidlal edilebilir. Cüvey-nî'nin bunları aklî delillerle kanıtlamaya çalışması isabetli değildir 36 Aristo'nun iddia ettiği gi­bi ilâhî ilim sadece zâtını değil bütün ya­ratıkları kapsar. Cüveynî"nin ilâhî ilmi sı­nırlayıcı İfadeler kullanmasının da bir da­yanağı yoktur. Kur'an'da zikredilen habe­ri sıfatların mânaları kesin olarak bilinmedikçe te'vile başvurulmamak, akla aykırı görünen zahirî anlamlan terkedilip ger­çek mânaları ilâhî ilme havale edilmelidir. Konuyla ilgili hadislere gelince bunların bir kısmı sahih değildir, bir kısmı ile de mecazi mânalar kastedilmiştir.37

Kazâ ve kader yaratılmışlarla ilâhî sı­fatlar arasındaki irtibattan ibarettir. İn­sana hayrı serden ayırma gücü verilmiş­se de kader herkesi levh-i mahfuzda ya­zılan akıbetine sevkeder. Kişi fiilinin kâsi-bi ise de faili değildir: çünkü kesb de da­hil olmak üzere insana ait fiillerin bütün unsurları Allah tarafından yaratılır. Fiil ge­nel vasfı itibariyle Allah'a, özel vasfı itiba­riyle insana nisbet edilir ve beşerî sorum­luluk bu özel vasıf sebebiyle doğar. Ka­deri ispat edip bu konudaki tereddütleri gidermek amacıyla tartışmaya girişmek­te dinî bakımdan bir sakınca yoktur, bu­nun aksini belirten rivayetler sahih değil­dir.38 Ahmed b. Muhammed el-Makkarî, Eş'arîler içinde Cebriyye ile benzer görüşü paylaşanlardan birinin İbnü'l-Arabî olduğunu kaydetmiş. Am­mâr Tâlibî ise İbnü'l-Arabî'nin cebir gö­rüşünü benimsemediğini kanıtlamaya çalışmıştır.

Nübüvveti inkâr etmek Allah'ı gerekti­ği gibi bilmemek ve O'na inanmamaktan kaynaklanır. Çünkü Allah'a inanan kimse O'nun peygamber göndereceğinden ve insanlığın sahip olduğu üstün değerlerin geçmişte gönderilen peygamberlerce öğ­retildiğinden şüphe etmez. İnsanlığın sa­hip bulunduğu bilgi birikiminin büyük ekseriyetini başka bir kaynağa dayandırmak mümkün olmadığına göre bu bilgileri öğ­reten Allah'tır, aradaki vasıta da nübüv­vet müessesesidir. İnsanların elinde mev­cut olan ilâhî kitaplar bunun açık bir deli­lidir. Aklın yeterliliğini öne sürerek pey­gamberliği inkâr edenlerin delilleri geçer­sizdir; zira temyiz gücüne ve biigi üret­me kabiliyetine rağmen aklın her şeyi bil­mesi imkânsızdır. Filozofların hukuk ve ahlâka ilişkin bilgilerinin aslı peygamber­lere aittir.39 İbnü'l-Ara­bî'nin kelâmı görüşleri Ammâr Tâlibî ta­rafından Ârû'ü Ebî Bekir b. el-cArabî el-keiâmiyye adlı eserde incelenmiştir.

İbnü'l-Arabî, Hz. Peygamber'e atfedi­len bazı rivayetleri metin açısından eleş­tirip sahih olmadığına hükmetmiş, özel­likle haberi sıfatlara ve kadere dair bazı nakillerin hadis olamayacağını söylemiş, ihtiyarî fiiller konusunda cebir görüşüne yaklaşmış, tarih boyunca toplumların sa­hip bulunduğu bilgilerle kaydettiği gelişmelerin nübüvvetin ürünü olduğuna dik­kat çekmiştir.

Bibliyografya :

Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, Afykâma'l-Ktır'ân, I, 29-30; a.mlf., Kânûnü't-te'uii{nşr. Muhammed es-Süleymânî), Beyrut 1990, s. 125-126, 358-360; Makkarî, Ezhârü'r-riyâz (nşr. Mustafa es-Sekkâv.dğr), Kahire 1358/1939, III, 85; Ammâr Tâlibî, Ârâ'ü Ebî Bekir b. el-'Arabî el-kelâmiy-ye, Cezayir, ts. (eş-Şirketü'l-vataniyye). I, 142, 205-208; II, 14-23,31-32,43,51-57,160-167, 176-177,186-190,231-252,291-292,296-310.



Hadis İtmindeki Yeri.

Hadisle de ilgile­nen ve bu konuda önemli eserler veren İbnü'l-Arabî'ye göre sünnetin kaynağı va­hiydir.40 Ona göre Hz. Peygamber'in, evli bir kadınla zina eden bir şahsı cezalandırırken Allah'ın kitabı ile hükmedeceğini söyleyerek ona yüz değ­nek vurdurması yanında Kur'ân-ı Kerîm'-de bulunmadığı halde sürgün cezası ver­mesi 41 sünnetin vahiy kaynaklı olduğu­nun delilidir. Ancak Hz. Resûl-i Ekrem'e yalan isnadını önlemek için her konuda senedi sahih hadisler esas alınmalıdır. İmam Mâlik'in ei-Muvatta'ı, Buhârî ve Müslim'in el-Câmi u'ş-şahîtı'\er İbn Mâce, Ebû Dâvûd. Tirmizîve Nesâî'nin Sünen'leri esas alınması gereken hadis kitaplarıdır. İbnü'l-Arabî diğer hadis ki­taplarını da zaman zaman kullanmış, za­yıf hadisi illetini açıklamak amacıyla eser­lerine almış, bir hadisin senedinde veya metninde bulunan kusurlar dolayısıyla zayıf olduğunu belirtmiştir. Kur'an tefsi­rinde de öncelikle hadislere başvurulması gerektiğini belirten İbnü'l-Arabî Ahkâ-mü'1-Kur^ân adlı tefsirinde İmam Mâ­lik'in el'Muvatta'ı, Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned'i, Kütüb-i Sitte, Dârekutnî ve Beyhakî'nin Sünen'leri gibi temel ha­dis kaynaklarından faydalanmış, âyetler tefsir edilirken İsrâiliyaftan sakınılması gerektiğini söylemiştir. Haber-i vâhidle ilgili müstakil bir eser yazdığı Kaydedilen İbnü'l-Arabî 42 sahih ol­mak şartıyla haber-i vahidin dinî ve dün­yevî bütün konularda delil olabileceği, bu hususta sahabenin icmâı bulunduğu ve haber-i vâhidle amel etmeyi bid'at fırka­larının reddettiği görüşündedir.

İbnü'l-Arabî. İmam Mâlik'in el-Muvat-ia'ını Kitâbü'l-Kabes ü şerhi Muvat-ta'i Mâlik b. Enes, Buhârî ve Müslim'in eJ-CdmiVş-şahî/iMerini Kitâbü'n-Ney-yireyn üşerfyi'ş-Şahîhayn 43 Tîrmizfnin el-Câmfu'ş-şahîh'ini 'Ârizatü'l-ahvezî fîşerhi't-Tirmizî adlı eserleriyle şerhetmiş, bu çalışmaları sırasında "keşf ve îzâh taf-sîl", "istilhâk", "fer"1, "tahkik", "tekmi­le", "terkîb". "nükte", "tefrî'". "tenbîh" gibi daha sonraki şerhlerde pek rastlan­mayan başlıklar kullanmıştır. Râviler hak­kında bilgi vermiş, bazı garîb kelimeleri açıklamış, fıkhî hükümleri belirtmiş ve birbirine zıt gibi görünen bazı hadislerde çelişki bulunmadığını göstermiştir. Mü­ellif tercihlerinde Mâlikî mezhebinin gö­rüşlerini esas almış, diğer mezheplerin görüşlerini tartışmış, zaman zaman ken­di tercihini de belirtmiştir. İbnü'l-Arabî, Zahirî mezhebine mensup bazı kimsele­rin el-Muvatta'a yönelik tenkitlerini cevaplandırmak amacıyla Kitâbü'1-Mesâ-lik ilâ Muvatta'i Mâlik'ı yazmış, sahih olduğu halde sahih hadisleri derleyen ki­taplarda yer almayan rivayetleri bir araya getirmek amacıyla da Şanhu'ş-şahîh adlı eserini kaleme almıştır.

İbnü'l-Arabî'nin bazı garîb rivayetleri sebebiyle tenkit edildiği söylenmektedir.44 Zehebîise onun hafız seviyesinde bir hadis otoritesi olduğunu belirtmiştir, İbn Hacer el-Askalânfnin İb-nü'l-Arabî'yi zayıf olarak nitelediği şek­linde James Robson'un verdiği bilgi 45 yanlış anlamaktan kaynak­lanmıştır. Zira İbn Hacer'in zayıf olarak nitelediği Muhammed b. Abdullah el-Me-âfırî. Dârekutnî'nin kendisinden rivayette bulunduğu başka bir kişidir.46 İbnü'l-Arabî'nin hadislerin sıhhati ve râvilerin güvenilirliği hususunda ver­diği bilgiler onun hadis ilimlerini iyi bilen bir muhaddis olduğunu göstermektedir.


Bibliyografya :

Buhârî. "İ'tişâm", 2; Müslim, "Hudûd", 25; Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, AhkâmU't-Kıır'ân, II, 579, 586, 816; İli, 1584; IV, 1714-1715; a.mlf., el-'Aüâşım, Beyrut 1985, s. 190; a.mlf., 'Âriza-tü't-ahuezi. Kahire 1350-52, I, 6, 28, 261; III, 245; VI, 4, 51, 78; VIII, 265; XII, 265; a.mlf.. tfâ-nûnü't-te'üîl (nşr. Muhammed es-Süleymânî), Beyrut 1990, s. 366;a.mlf., Kitâbû'l-Kabes fi şerhi Muvatta'i Mâlik b. Enes (nşr. Muhammed Abdullah Vülid Kerîm), Beyrut 1992,1, 75-85; Kâdî İyâz, el-Gunye (nşr. Mahir Züheyr Cerrar). Beyrut 1402/1982, s. 68;Zehebî. A'lâmü'n-nü-belâ3, XX, 197-203;a.mlf.. Tezkiretü'l-t\uffâz, IV, 1294-1298; İbn Hacer, Lisânü'l-Mîzân, V, 234; Saîd ATâb. Ma'a'I-Kâdî Ebî Bekir b. el-'Arabî, Beyrut 1407/1987, s. 135-143; Musta­fa İbrahim el-Meşînî. ibnü'l-'Arabl et-Mâlikî el-İşbîlı ne tefsîruhü Ahkâmü'l-Kur'an, Beyrut 1411/1991, s. 67, 109-123, 270-273; Ammâr Tâlibî. Ârâ'ü Ebî Bekir b. el-'Arabî el-kelâmiy-ye, Cezayir, ts. (eş-Şirketü'l-vataniyye). I, 71, 262; II, 190; J. Robson, "İbn al-'Arabi", O2(lng.|, III, 707; İsmail L. Çakan. "el-Câmiu's-sahîh", DM, VII, 131.






Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   26


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə