Ibnü'i-a'RAbî



Yüklə 1,09 Mb.
səhifə16/26
tarix17.11.2018
ölçüsü1,09 Mb.
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   26

İBNÜ'L-CÂRÛD

Ebû Muhammed Abdullah b. Alî b. el-Cârûd erı-Nîsâbûrî (ö. 307/919-20) Hadîs hafızı ve fakih.

230 (845) yılı civarında Nîşâbur'da doğ­du. Hayatını Mekke'de mücavir olarak ge­çirdi. Ya'küb b. İbrahim ed-Devrakl. Eşec el-Kindî, Zühlîve Za'ferânî'den hadis din­ledi, bu arada İbn Huzeyme'den de fay­dalandı. Zehebî, Hâkim en-Nîsâbûri'nin İbn Râhûye, Ali b. Hucr ve Ahmed b. Menî gibi âlimleri de onun hocaları arasında saydığını, ancakeJ-Müntekö'sında bunu doğrulayacak bir rivayete rastlayamadı-ğını belirtmektedir.451 Kız kardeşinin oğlu Yahya b. Mansûr el-Kâdî başta olmak üzere İbnü'ş-Şarki, Da'lec b. Ahmed ve Taberânî onun talebelerinden bazılarıdır. Hadis münek­kitlerinin kendisinden övgüyle söz ettik­leri İbnü'l-Cârûd Mekke'de vefat etti. İbnü'l-Cârûd'un günümüze ulaşan tek kitabı el-Müntekû mine's-süneni müsnede fan Resûlillâh şallallahü aleyhi ve selîem adını taşımaktadır. 1114 ahkâm hadisinin fıkıh konularına göre tasnif edildiği eser hakkında Zehe­bî, "Hadis münekkitlerinin İctihad fark­lılıkları sebebiyle tenkit ettikleri pek azı müstesna içindeki hadislerin tamamı sa­hihtir ve hasen derecesinin altına kesin­likle düşmez" demektedir.452 Önce Hindistan'da basılan eser Abdullah Hâşim el-Yemânî el-Medenî'nin Teysîrü'î'fettâhi'l-vedûd tahrîci'1-Mün-tekâ Ii'bnİ'1-Cârûd adlı çalışmasıyla bir­likte neşredilmiştir (Kahire 1382/1962). Daha sonra bir heyet tarafından hadis­lerin Önemli kaynaklardaki yerlerini gös­teren dipnot ilâvesiyle yayımlanan eseri (Beyrut 1407/1987) Abdullah Ömer el-Bârûdî sonuna alfabetik hadis fihristi koya­rak yeniden neşretmiştir (Beyrut 1408/ 1988). Ebû İshakel-Huveynî el-Eserî.Ki-tâbü Ğavşi'l-mekdûd bi-tahrîci Mün-tekö İbni'l-Cârûd adıyla üç ciltlik 453 bir tahrîc çalışması yapmıştır (Bey­rut 1408/1988). Kaynaklarda İbnü'l-Cârûd'un Kitâbü'I-Cerh ve't-tcfdîl adlı bir kitabı ile yedi cüz tutarında el-Âhâd iı esmamı'ş-şahabe 454 ve Hatîbel-Bağdadîmin kaynak olarak kullandığı 455 el-Esmâ ve'1-künâ adlı iki bi­yografi çalışmasından söz edilmektedir. Ayrıca Zehebî, Kâdî İyâz'ın İbnü'l-Cârûd'u İmam Mâlik'in hayatına dair eser veren­ler arasında saydığını söylemişse de 456 Tertîbü'1-medârik'te böyle bir kayda rastlanmamakta, ancak anılan eserde onun İmam Mâlik'in hadislerinde görülen garîb kelimeleri açık­lamak üzere bir çalışmasının bulunduğun­dan söz edilmektedir.

Bibliyografya :

Hatîb. Târihu Bağdâd, XIV, 298; Kâdî İyâz, Tertîbü'l-medârik, I, 199; İbn Hayr. Fehrese, s. 215; İbn Abdülhâdî. 'Ulemâ'ü'l-hadiş, II, 468-469; Zehebî. Tezkiretü'l-huffâz, III, 794; a.mlf.. Aılâmü'n-nübelâ',V][\, 82; XIV, 239-240;a.mlf.. Târîhu'l-İslâm: sene 301-320, s. 212-213; Sa­fedî. el-VâfcMU, 323;îzâhu't-meknün.n, 270; Hediyyetü'l-'arifin, I, 444; Kettânî, er-Risâle-tü'l-müstetrafe (Özbek), s. 17-18, 259; Serkîs. Muccem, 1, 61; Kays Âl-i Kays. et-îrâniyyûn, 11/ 2, s. 356-357; Ali Refîî. "İbn Cârûd". DMBİ, III, 200.



İBNÜ'I-CEBBÂB

Ebû Ömer (Amr) Ahmed b. Hâlid b. Yezîd b. el-Cebbâb el-Kurtubî (ö. 322/934) Hadis hafızı ve Mâlikî fakihi.

246'da (860) Ceyyân'da (Jaen) doğdu. Bu şehre nisbetle Ceyyânî diye anılmış, Mağrib Arapçası'nda "hazır elbise veya cübbe satan kimse" anlamında Cebbâb lakabını taşıyan babasına izafetle İbnü'l-Cebbâb diye meşhur olmuştur. Sem'ânî ve İbnü'1-Esîr Cebbâb kelimesini yanlış olarak Cibâb şeklinde okumuşlardır. Daha sonra Kurtuba'ya yerleşen İbnü'l-Cebbâb küçük yaşta tahsile başladı; İmam Şafiî'­nin fıkhî görüşlerini ilk defa Endülüs'te tanıtan Kasım b. Muhammed el-Beyyânî vasıtasıyla bilhassa Mâlikî fıkhına ve ha­dis ilmine vâkıf oldu. Baki b. Mahled. İbn Vaddâh Muhammed b. Abdüsselâm el-Huşenî onun Endülüs'teki hocalarından bazılarıdır. Endülüs'te tahsilini tamamla­dıktan sonra haccetmek ve hadis öğren­mek için Mekke'ye gitti; burada Ali b. Ab-dülazîz el-Begavî. Muhammed b. Ali es-Sâiğ ve Ebû Bekir Ahmed b. Amr el-Mek-kî'den hadis dinledi. Ardından Yemen'e geçerek Abdürrezzâk'ın eserlerinin râvi-si İshak b. İbrahim ed-Deberi ve Ubeydulİah b. Muhammed el-Kişverî gibi âlimler­den hadis öğrenimini sürdürdü. Tahsil amacıyla Girit, Kuzey Afrika ve Mısır'a da gittiği, Mısır'da Allâf diye anılan Ebû Ze-keriyyâ Yahya b. Eyyûb'dan hadis dinle­diği nakledilmektedir.457

Endülüs'e döndükten sonra burada öğ­retimle meşgul olduğu anlaşılan İbnü'l-Cebbâb'ın talebeleri arasında başta oğlu Muhammed olmak üzere hadis hafızı Ebû Muhammed Abdullah b. Muhammed b. Ali el-Bâcî. Muhammed b. Muhammed b. Ebû Düleym ve İbnü'l-Medînî diye tanınan Muhammed b. Hazm et-Tenûhî gibi şah­siyetler bulunmaktadır. İbnü'l-Cebbâb 15 Cemâziyelâhir 322'de (2 Haziran 934) Kur-tuba'da vefat etti. İbn Hazm, İbnü'1-Cebbâb'ın gafletinin fazla olduğunu söylerken 458 İbn Abdülberve Kâdî İyâzonun hadis yanında Mâliki fıkhında da önde gelen bir âlim olduğunu belirtir­ler. Kaynaklarda İbnü'l-Cebbâb'ınMüs/ıe-dü Mâlik b. Enes, Kitâbü'İ-îmân, Kitâ-bü'ş-Şalât, Kitâbü Kışaşi'l-enbiya, Ki­tâbü Fezâ'iii'i-vudû3, Kitâbü Hamdil-lâh ve havfih adlı eserleri zikredilmek­tedir.


Bibliyografya :

İbnü'l-Faradî, Târîhu 'uİemâ'i'l-Endelüs (nşr. Seyyid İzzeddin el-Attârel-Hüseynî). Kahire 1373/ 1954,1, 30,42; İbn Mâkûlâ, el-İkmâl, II, 138; Hu-meydî. Cezuetü't-muktebis (nşr. İbrahim el-Eb-yârî). Kahire 1410/1989,1, 192-193; Sem'ânî. el-Ensâb, I, 170-171; İbnü'l-Esîr. el-Lübâb, I, 253;Zehebî, Tezkiretû'l-huffâz, III, 815-816; a.mlf.. A'lâmü'n-nübelâ', XV, 240-24l;Safedî, el-Vâfı, VI, 371; İbn Ferhûn, ed-Dîbâcü'l-muz-heb, s. 34-35; İbn Hacer, Lisânü'l-Mlzân, I, 147; Süyûtî, Tabakâtü'l-hu/fâz (Lecne), s. 341; Mak-karî. riefhu't-üb, II, 150; Muhammed Hâdî Müezzİn-İ Câmî, "İbn Cebbâb", DMBİ, İli, 203-204"



İBNÜ'L-CELLÂ

Ebû Abdillâh Ahmed b. Yahya el-Cellâ (ö. 306/918) Fakr ve tevekkül konusundaki görüşleriyle tanınan sûfî.

Bağdat'ta doğdu. Bazı kaynaklarda adı Muhammed olarak da kaydedilmektedir. Ma'rûf-i Kerhî, Bişr el-Hâfî gibi sûfîlerin sohbetlerinde bulunan sûfî Yahya el-Cellâ'nın oğludur. Kendisi, paslı gönülleri ay­dınlattığı için babasına "Cellâ" unvanının verildiğini söyler. Babasına bu unvanın Zünnûn el-Mısrî tarafından verildiği de kaydedilmektedir. İbnü'l-Cellâ çocukluğunda Ma'rûf-i Kerhî, Serî es-Sakatî. Zün­nûn el-Mısrî gibi ünlü sûfîlere hizmet et­ti. Daha sonra Bağdat'tan ayrılarak Filis­tin'e gidip bugün Yafa- Kudüs yolu üzerin­de bulunan Remle kasabasında ikamet etmeye başladı. Ardından Hicaz'a giden İbnü'l-Cellâ, Serrâc'ın verdiği bilgiye gö­re on sekiz yıl Mekke'de kaldı.459 Ancak bu bilgiye diğer eserlerde rastlanmamaktadır. Kaynaklarda nakle­dilen bir sözünden, onun Kuzey Afrika'ya geçtiği ve Kayrevan'a kadar giderek böl­gedeki sûfîlerle görüştüğü anlaşılmak­tadır. Bişr el-Hâfî ve Zünnûn el-Mısrfye hizmet etmekle birlikte İbnü'l-Cellâ'nm esas mürşidi Dımaşk'ta iken tanıştığı Ebû Türâb en-Nahşebî'dir. Kendisi 600 şeyh­le görüştüğünü, bunlar arasında en çok Zünnûn el-Mısrî'yi. babasını ve Ebû Türâb'ı beğendiğini söyler. Ebû Bekir Mu­hammed b. Dâvûd ed-Dükkî, Muhammed b. Süleyman el-Lebbân, Muhammed b. Hasan el-Yaktînî gibi sûfîler yetiştiren İb­nü'l-Cellâ 12 Receb 306da (19 Aralık 918) Dımaşk'ta vefat etti. Öldüğünde doksan sekiz yaşında olduğu kaydedilmektedir.

İbnü'l-Cellâ'nm tasavvuf anlayışı fakr. tevekkül ve tecrid esasına dayanır. Kendi­sine fakrın ne olduğu sorulduğunda üze­rindeki 4 akçeyi sadaka olarak verdikten sonra fakrı tarif etmiş ve üzerinde para varken bu konuda söz söylemeye utandı­ğını belirtmişti. Sâlikİn kendi varlığından tamamen geçmesi olarak anladığı fakrı "sebeplerden kendini soyutlamak" diye tarifeden İbnü'l-Cellâ. takva sahibi olma­yan fakirlerin kendilerini haramlardan koruyamayacaklarına dikkat çekmiş, rı-zık kaygısı çekmenin İnsanı Hak'tan uzak­laştırıp halka muhtaç edeceğini söylemiş­tir. Ona göre övülmekle yerilmeyi bir tu­tan zâhid. farzları ilk vaktinde eda eden âbid, bütün fiilleri Allah'tan gören muvah-hid yani sûfîdir. Arifler Hak'tan başkası­nın kaygısını taşımazlar.460 İbnü'l-Cellâ kul hakkı­na büyük önem vermiş ve Allah'ın hakkı­na riayet etmeyenlerin kulların haklarını da gözetmeyeceğini söylemiş, insanlara iyilik yapamayanlara hiç değilse kötülük yapmamalarını tavsiye etmiştir.461 İbnü'l-Cellâ tasavvufun şekil (resm) değil hakikat olduğunu söyleyen ilk sûfî-lerdendir. Ona göre tasavvufun Hakk'a yönelik tarafı hakikat, halka yönelik tara­fı şekildir. Asıl tasavvuf Hak ile kul arasın­daki bağdır. Kuşeyrî, onun tasavvufu ru­huna nasıl sindirdiğini anlatmak için vü­cudundaki bir damarın "lillâh" kelimesi­nin yazılış şekli gibi bir görünüme girdi­ğini kaydeder.

Babasının da sûfî olması dolayısıyla bazı kaynaklarda kendisi hakkındaki rivayet­ler babasıyla ilgili olanlarla karıştırılmış­tır. Meselâ Kuşeyrî, onun vefat ettiği za­man yıkanmak üzere teneşire konuldu­ğunda yüzünde bir tebessüm ifadesi his­sedildiğini, hatta orada bulunan bir tabi­bin onun için, "Diri mi ölü mü olduğunu bilemiyorum" dediğini söylerken ve İbnü'l-Mülakkın 462 babası hakkında kaydetmişlerdir. Çağında gerçek anlam­da üç sûfî bulunduğunu söyleyen İbn Nü-ceyd, İbnü'l-Cellâ'nın bunlardan biri oldu­ğunu belirtmiştir. Kaynaklarda onun bazı kerametleri de anlatılmaktadır. Bunlar­dan birine göre rüyasında Hz. Peygamber'in elinden bir ekmek aldığını görmüş, uyandığında avucunda bu ekmeğin bir parçasını bulmuştu. Tevekkül, muhabbet, fakr, havf. zühd gibi tasavvuf! konu­lara dair sözleri ve bazı şiir parçalan kay­naklarda yer almaktadır.

Bibliyografya :

Serrâc, el-Lilma1 (nşr. R. Nicholson), Leiden 1913, s. 169, 209; Kelâbâzî, Taarru/IUludağ), s. 144, 214;Sülemî. Tabakât, s. 176-179;a.mlf.. Tasavvufun Ana İlkeleri: Sülemî'nin Risaleleri (nşr ve t re. Süleyman Ateş), Ankara 1981, s. 191-192, 202; Ebû Nuaym, Hİlye, Beyrut 1967, X, 314-315; Hatîb, Târîhu Bağdâd, V, 213-215; Kuşeyrî. er-Risâle, Kahire 1966, s. 114, 123, 143-144, 151, 154, 169; a.e. (Uludağ), s. 86, 100, 105, 107-108, 123, 130, 206, 207; Hücvî-rî. Keşfü'l-mahcûb, s. 43, 169; a.e. (Uludağ), s. 118, 236-237; Herevî. Tabakât, s. 547-575; Gaz-zâlî. İhya', Beyrut 1990, IV, 269, 300; V, 261; İbnü'I-Cevzî, Şıfatü'ş-şafve, Kahire 1970, II, 443-444; a.mlf.. ei-Muntazam, V, 17, 18; VI, 148; Attâr. Tezklretü'l-evtiyâ (trc. Süleyman Uludağ). İstanbul 1991, s. 168, 381,495, 516-517, 539, 563, 757; Sühreverdî. 'Aüârifü'l-ma'ârif, Bey­rut 1403/1983. s. 494;Zehebî, A'lamü'n-nübe-iâ\ XIV, 251-252; SaFedî. el-Vâ/î, VIII, 239; İbn Kesîr, el-Bidâye, II, 129; İbnü'l-Mülakkın. Taba-kâtü'l-evllyâ1, s. 81-88; İbn Tağrîberdî, en-Nü-cûmü'z-zâhire, III, 30, 170, 194;Câmî. Nefehat, s. 110; Münâvî, el-Keoâkib, II, 14-15; Minâ Ha-fizî, "İbn Cellâ", DMBİ, III, 241-242.






Dostları ilə paylaş:
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   26


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə