Ibnü'i-a'RAbî



Yüklə 1,09 Mb.
səhifə17/26
tarix17.11.2018
ölçüsü1,09 Mb.
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   26

İBNÜ’L-CELLÂB

Ebü'l-Kâsım Ubeydullah b. Hüseyn b. Hasen b. el-Ceilâb el-Basrî (ö. 378/988) Mâliki fakihi.

Hayatına dâir fazla bilgi yoktur. Hoca­sı Ebû Bekir el-Ebherî'nin doğum tarihi (289/902) ve İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî'-nin on yedi yaşında iken 327 (939) yılında kaleme aldığı er-Risale'nin İbnü'1-Cel-lâb'a ait et-Tefrfden sonra Mâliki mezhe­binde yazılan ilk muhtasar olduğuna dair bilgi göz önüne alındığında IV. (X.) yüzyı­lın başlarında Basra'da doğduğu söylene­bilir.463 Adı bazı eserlerde Muhammed. Abdur-rahman ve Hüseyin olarak da geçmekte, ancak et-Teîrf adlı kitabı ve bunun riva­yet zincirlerinde yukarıda belirtildiği şe­kilde kaydedilmektedir. "Hayvan veya kö­le tüccarı" anlamına gelen Cellâb ve İb­nü'l-Cellâb lakabıyla anılan başka âlimler de vardır.464 İbnü'İ-Ceilâb, za­manında Mâliki mezhebinin Iraktaki en büyük temsilcisi olan Ebû Bekir el-Ebhe-rî'den fıkıh okudu ve onun gözde talebe­leri arasında yer aldı. Kız kardeşinin oğlu Müsedded b. Ahmed el-Basri, Ebü'l-Ha-san Ali b. Kasım et-Tâfî el-Basrî, Gâlib b. Abdürraûf b. Temmâm b. Atıyye el-Muhâribî ve Kadı Abdülvehhâb b. Nasr el-Bağdâdî gibi âlimler ondan ders aldılar. İbnü'l-Cellâb. 378 yılı Safer ayında (Mayıs-Haziran 988) hac dönüşü sırasında vefat etti. Mezhepte tercih ve ihtiyar derece­sine ulaşmış bir müctehid olarak Irak'ta Ebherî'den sonra mezhebin yayılması, kurallarının tesbiti ve fürûunun tedvini konusunda önemli katkılarda bulunan İbnü'l-Cellâb, yaşadığı muhitin de etkisiy­le Mısır ve Mağrib Mâliki ulemâsına nis-betle re'y ve kıyasa daha çok başvurmuş, eserinde Hanefîler gibi farazî fıkha da yer vermiştir.

Eserleri.

İbnü'l-Cellâb et-Tefrf ve Şer-hu'l-Müdevvene 465 adlı eserlerle hilafa dair bir kitap yazmış, bunlardan ilk eser vasıtasıy­la şöhrete kavuşmuştur. Muhtasarü'l-Cellâb 466 diye de anılan et-Tel-rf, İmam Mâlik ve talebelerinin görüşle­rinin derlendiği, Mâlikî literatüründe "üm-mehât" diye anılan ilk temel kaynaklar­dan sonra bütün fıkhî konuların belli bir sistem İçinde ele alındığı İlk muhtasarlar­dan biri olması bakımından önem taşımaktadır. Eser, Doğu ve Batı İslâm dün­yasındaki medreselerde ders kitabı ola­rak okutulmuştur. İbn Atıyye el-Endelü-sî, İbn Hayr el-İşbîlî, Ebü'İ-Abbas el-Gub-rînî. İbn Rüşeyd, Ebû Abdullah İbnü'l-Fah-hâr, Ebû Abdullah İbn Halfûn, Ebû Ca'fer el-Leblî, Muhammed b. Abdülmelik el-Mintûrî. Muhammed b. Abdurrahman el-Hattâb el-Ruaynî, Ebü'l-Kâsım b. Yûsuf et-Tücîbî ve Muhammed b. Süleyman er-Rûdânî gibi VI-XI. (X1I-XVM.) yüzyıllarda yaşamış birçok âlim, bu eseri okudukları hocaları ile İbnü'l-Cellâb arasındaki isnadı zikretmiştir.467 VII-VIII. (XIII-XIV.) yüzyıllarda Cemâleddin İbnü'l-Hâcib ve Halîl b. İshakel-Cündî'nin telif ettiği muhtasarlardan sonra bile ders kitabı olarak okunmaya devam etmesi, şerh vb. çalışmalara konu olması da eserin öne­mini göstermektedir. XX. yüzyıla gelin­ceye kadar Mâlikî literatüründe et-Tef-rfin rivayet ve tercihlerine itimat edil­miş ve görüşleriyle istişhâdda bulunul­muştur.

12.000'i el-Müdewene'de olmak üze­re yaklaşık 18.000 meseleyi ihtiva ettiği belirtilen ve sahih rivayetlere dayanan eserde uzun isnatlar atılmış, hükümlerin Kur'an ve Sünnetten dayandığı deliller verilmemiş ve farklı görüşlerin münaka­şasına girilmemiştir. Fıkhî meseleler ya­nında ihtiva ettiği küllî kaideler bakımın­dan da dikkat çeken eserde müellif, bir kısmı İmam Mâlik ve talebelerinin icti-hadlarına aykırı olan görüş ve tercihleri­ni de zikretmiştir.468 Eserin bir başka özel­liği de vücûb, hürmet, ibâha, nedb ve kerahet gibi temel dinî hükümleri ifade etmek üzere aralarında bazı ince anlam farkları da gözetilerek çeşitli ifade ve ta­birlerin kullanılmış olmasıdır.469 Çeşitli kü­tüphanelerde birçok yazma nüshası bu­lunan et-Tefrîc Hüseyin b. Salim ed-Deh-mânîtarafından neşredilmişti.470

et-Tefrf üzerine birçok şerh ve ihtisar çalışması yapılmıştır. Bunlar arasında Mü­sedded b. Ca'fer el-Basrî, Ali b. Ahmed el-Gassânî Abdullah b. Abdurrahman el-Maarri 471 Şehâbeddin el-Karâfî, İbn Nâcîel-Kayrevânîve Mu­hammed b. İbrahim et-Tetâî'nin şerhle­ri; Muhammed b. Ebü'l-Kâsım b. Abdüs-selâm et-Tûnisî 472 Ebü'l-Abbas Ahmed b. Ulvân et-Tûnisî 473 İbn Kunfüz el-Kosantî-nî.474 Mu­hammed b. Ahmed el-Ebyârî 475 ve İbn Râşid el-Kafsî'nin muhtasarları ile İzzeddin Hüseyin b. Ebü'l-Kâsım en-Neylî'nin muhtasarına Abdullah b. Ferhûn'un Kifâyetü't-tullâb ü şerhi Muhtaşari'l-Cellâb adıyla yaz­dığı şerhi zikredilebilir. 476



Bibliyografya :

İbnü'l-Cellâb, et-Tefrî' (nşr. Hüseyin b. Salim ed-Dehmânî), Beyrut 1408/1987, neşredenin girişi, ], 83-179; Şîrâzî. Tabakâtü't-fukahâ*, s. 168; İbn Atıyye el-Endelüsî, Fihris{nşı. Muhanv med Ebü'l-Ecfân - Muhammed ez-Zahî), Beyrut 1983, s. 10,72; Kâdî İyâz, Tertîbü'l-medârik, IV, 605; İbn Hayr, Fehrese, s. 243; Ahmed b. Yûsuf el-Leblî. Fihristü'l-Lebtl (nşr. Yasin Yûsuf Ay­yaş-AvvâdAbdürabbih Ebû Zîne). Beyrut 1408/ 1988,s.25;Gubrînî, 'Unuânü'd-d/râye(nşr Âdil Nüveyhiz), Beyrut 1969, s. 64, 197; İbn Rüşeyd, MÜ'ü't-cay be bi-mâ cümi'a bi-tûti't-ğay be {nşr M. Habîb İbnü'l-Hoca), Tunus 1402/1982, II, 73, 220, 221;Tücîbî. Bernâmec[nşr. Abdülhafîz Mansûr),Tunus 1981, s. 270;Zehebî. A'lâmü'n-nübelâ\ XVI, 383-384; İbn Ferhûn. ed-DîbA-cü'l-mûzheb, 1,461; İbn Kunfüz, et-Vefeyât {nşr. Âdil Nüveyhiz). Beyrut 1971,s. 233-234; İbnü'l-İmâd, Şezerât, ][[, 93; Rûdânî. Şılatü'l-hatef bi-meuşûli's-selef{n$r. Muhammed Hacdi. Beyrut 1408/1988, s. 169; Mahlûf. Şeceretü'n-nûr, I, 92; Sezgin. GAS, 1, 469, 477; Hacvî. el-Fikrü's-sâmî, III, 118.



İBNÜ'L-CERRÂH, ALİ B. ÎSÂ

Ebü'l-Hasen Alîb. Isâ b. Dâvûd b. el-Cerrâh (ö. 334/946) Abbasî veziri.

Cemâziyelâhir 245te (Eylül 859) Bağ­dat yakınlarında Deyrükunnâ'da doğdu. Önce Hıristiyanlığı, ardından İslâmiyet'i kabul etmiş İranlı meşhur bir aileye men­suptur; birçok akrabasının Abbasî idare­sinde görev aldığı bilinmektedir. Yirmi ya­şında iken sarayda divan kâtibi olarak işe başladı. 286'da (899) malî işlerden sorum­lu Dîvânü'd-dâr'da görevlendirildi. 295'-te (908) "bir günün halifesi" İbnü'l-Mu'-tezz'in taraftarı ve onun veziri Ebû Ab­dullah İbnü'l-Cerrâh'ın yeğeni olduğu için Halife Muktedir- Bİllâh'ın emriyle Vâsıt'a sürüldü; ancak Vezir İbnü'l-Furât'ın sa­yesinde Mekke'ye yerleşti ve onun 299'-da (912) azledilmesine kadar gözaltında tutuldu. Bu tarihte vezirlik görevine Mu­hammed b. Ubeydullah el-Hâkânî geti­rildi; fakat devletin durumunun kötüye gitmesi üzerine azledilerek yerine İbnü'l-Cerrâh tayin edildi.

301 (913) yılında göreve başlayan İb-nü'1-Cerrâh, sıkı bir ekonomi politikası takip ederek devletin gelirlerini arttır­mada başarılı oldu; ancak harcamaları kısması yüzünden birçok düşman kazan­dı ve bu sebeple vezirlikten affını istedi.

Bu isteği önceleri kabul görmediyse de aleyhinde yapılan propagandaların art­ması üzerine Zilhicce 304'te (Haziran 917) görevden alınarak hapse atıldı. Yerine ge­tirilen İbnü'l-Furât malî durumu düzel­teceği yolunda verdiği sözü tutamayın-ca bir yıl kadar sonra o da azledildi; yeni vezir Hâmid b. Abbas da yetersiz bulun­du ve İbnü'l-Cerrâh onun yanına danış­man olarak verildi. Muktedir- Billâh, Re-bîülâhir 311'de {Ağustos 923) veziri Hâ-mid'i ve ona sormadan işleri yürüten İbnü'l-Cerrâh'ı görevlerinden alarak İb-nü'i-Furât'ı üçüncü ve son defa vezirliğe getirdi. Bu arada önce hapse atılan İb­nü'l-Cerrâh daha sonra Mekke'ye ve ar­kasından San'a'ya sürgüne gönderildi. 312 (924) yılında İbnü'l-Furât'ın yerine vezir olan Ebü'l-Kâsım Ubeydullah b. Mu-hammed İbn Hakan, İbnü'l-Cerrâh'ın ser­best bırakılmasını sağladı; ayrıca kendisi Mısır ve Suriye bölgesinin teftişiyle görev­lendirildi. Halife ise 314te (927) bir yıl ön­ce İbn Hakan'ın yerine tayin ettiği Ebü'l-Abbas el-Husaybî'yi azlederek yerine İb­nü'l-Cerrâh'ı getirdi.

Safer 315'te (Nisan 927) göreve başla­yan İbnü'l-Cerrâh, yaptığı birtakım dü­zenlemelerle devlet işlerini yeniden yolu­na koydu. Ancak İbn Hâkân ve Ebü'l-Abbas el-Husaybî'nin vezirliği döneminde gelirlerin azalması, maaşların arttırılma­sı ve saray masraflarının çoğalması bazı ekonomik sıkıntılara sebep olmuştu. İb­nü'l-Cerrâh. bu durumu düzeltemeyeceği endişesiyle artık yaşlandığını ileri sü­rüp görevden affını istedi. Halife de onun bu talebini kabul ederek Rebîülevvel 316'-da (Mayıs 928) yerine İbn Mukle'yi tayin etti ve İbnü'l-Cerrâh ile kardeşi Abdurrah-man'ı tutuklattı. Bir süre sonra serbest bırakılan İbnü'l-Cerrâh, 318'de (930) İbn Mukle'nin halefi İbn Mahled Süleyman b. Hasan tarafından kendisine yardım et­mek, divanlara bakmak ve mezâlim mah­kemelerini yönetmekle görevlendirildi. Kahir Billâh döneminde de (932-934) mü­zakerelerde bulunmak üzere Hamdânî Emîri Hasan b. Ebü'l-Heycâ'ya gönderil­di. 325te (936) Râzî-Billâh tekrar kendi­sine vezirlik teklifinde bulunduysa da yaşlı olduğunu ileri sürerek kabul etmedi. Bu­nun üzerine kardeşi Abdurrahman vezir­liğe, kendisi de onun danışmanlığına ve Dîvân-ı Mezâlim'in başkanlığına getirildi; on yıl sonra 29 Zilhicce 334 (1 Ağustos 946) tarihinde Bağdatta vefat etti.

İbnü'l-Cerrâh, Abbâsîler'in karışık bir döneminde iki defa vezirlik yapmış ve Sâ-coğullan'ndan Yûsuf b. Ebü's-Sâc ile. Fâ-tımîler'le, Karmatîler'le ve Irakta çıkarılan isyanlarla uğraşmak zorunda kalmış­tır. Devleti içinde bulunduğu malî sıkıntı­lardan, halkı da kâtiplerin baskılarından, arızî vergilerden ve rüşvetten kurtarmak için çok çalışmış, hatta Dîvânü'1-merâfık'ı sadece rüşvetle mücadele etmek üzere görevlendirmiştir. Ferdî şikâyetlerle ya­kından İlgilenmesi, güçsüzlerin haklarını korumasıyla ünlüdür. Kendisine büyük saygı duyan Halife Muktedir-Billâh, em­rine divit takımını tutmakla görevli özel bir memur vermiş ve o tarihten sonra bu memuriyet kadrolaştırılarak sürdürül­müştür.477

Dindar ve hayır sever bir kimse olan İb­nü'l-Cerrâh gelirinin büyük bir kısmını ih­tiyaç sahiplerine, ulemâya ve sâlih insan­lara dağıtır, kendisi az bir şeyle yetinirdi. Haremeyn'e ve Sugür'a yapılan hizmet­lerle bizzat meşgul olmuş, birçok vakıf kurarak dryâu's-sultândan elde edilen ge­lirleri Dîvânü'1-birr vasıtasıyla kutsal top­raklara ve sınır boylarına harcamıştır. Onun ayrıca camilerin bakım ve tamiriyle, din görevlilerinin maaşlarıyla, hastahanelerin ıslahı ve buralarda uzman he­kimlerin görevlendirilmesi, hastaların ih­tiyaçlarının karşılanması gibi işlerle şah­sen ilgilendiği de bilinmektedir.

İbnü'l-Cerrâh şiir ve edebiyata vâkıftı. Özellikle Mekke'de sürgünde iken tefsir ve diğer dinî ilimlerle de uğraşmış, Kitâ­bü Câmfi''d-du'd', Kitâbü Me'âni'l-Kur'ân ve tefsîruh, Kitâbü'l-Küttâb ve siyâseti'l-memleke ve sîreti'l-hulefâ' adlı kitapları telif etmiştir.478

Bibliyografya :

Teberi. Târîh (Ebü'1-Fazl), X, 73, 97, 147, 149; İbn Abdürabbih, ei-'ikdü 'l-ferîd, IV, 166; Ebû Be­kir es-Sûlî, Ahbârü'r-Rûzi-Billâh ue'l-Müttaki-Lillâh (nşr. |. H Dunne), Beyrut 1403/1983, s. 4, 65-66, 81. 83, 187, 203, 230; Mes'ûdî. Mü-rücû'z-zeheb (Abdülhamîd). IV. 305; Kindî. el-Vülât ve'İ-kudât, Beyrut 1908, bk. İndeks; İb­nü'n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddiid), s. 142; İbn Mİskeveyh. Tecâribü'l-ümem, bk. İndeks; Hilâl b. Muhassin es-Sâbî. e/-Vüzerâ*(nşr. Hasan ez-Zeyn), Beyrut 1990, bk. İndeks.; a.mlf., Rüsû-mû dâri't-hilafe, s. 9, 21, 27, 28, 30, 60, 61, 67-68; Yâküt. Mu'cemü'i-üdebâ', XIV, 68-73; İbnü'l-Esîr. el-Kâmil, bk. İndeks; İbnü't-Tıktakâ. el-Fahri, s. 267-268,273, 281; Hindûşah es-Sâ-hibî. Tecâribü 's-selefder Teuârih-i Hulefâ* ve Vüzera-yi îşân (nşr Abbâs İkbâl), Tahran 1357 hş., s. 205-206; Zehebî. A'lâmü'n-nCtbetâ', XV, 298-301; İbn Tağriberdî, en-Nücûmü'z-zâhire, III, 180, 181-182, 185, 187-188, 203,207,212, 215, 229; D. Sourdel, Le uizirat 'abbaside de 749 a 936, Damas 1959, s. 399-467; a.mlf.. "'Mi b. İsa", Ek., I, 850-851;Yûsuf el-lş. Târîhu taşri'l-hilâfeti'l-tAbbâsiyye,BeynA 1990, s. 174-177; Zayfullah b. Yahya Ali. el-Vezîrû'l-'Abbasi 'Alib. '/sâ b. Dâuûdb. Cerrah: Işlâhâtühü't-İk-üşâdiyye ue't-idâriyye, Mekke 1414/1994; H. Bowen, "'Ali b. îsâ", El2 (İng.), I, 386-388; K. V. Zetterstâen, "İbnü'l-Cerrâh", İA, V/2, s. 847-848.






Dostları ilə paylaş:
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   26


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə