İslam inanç Sİsteminde akilcilik ve kadi abdulcebbar


A. METOT VE KAYNAKLAR ÜZERİNE



Yüklə 1,45 Mb.
səhifə2/39
tarix17.11.2018
ölçüsü1,45 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   39

A. METOT VE KAYNAKLAR ÜZERİNE

1. İzlenen Metot

Kur'an-ı Kerim'in akletmeye verdiği öneme rağmen İslâm düşünce tarihinde aklın yeri ve rolü sorgulana gelmiş, hiç kimse onu soyut olarak reddeden bir tavır ortaya koymamakla beraber, birçok insan akletmenin nesnesi, kullanım alanı, nakil karşısındaki konumu ve ortaya koyduğu bilginin değeri gibi konularda tartışmayı sürdürmüşlerdir. Bu çalışma da söz konusu tartışmalara taraf olmadan girerek İslâm düşüncesinde aklın yerini, aklîleşme sürecini ve bu süreçte ortaya çıkan görüşleri incelemeyi hedeflemiştir. Çok uzun bir zaman dilimini ve geniş bir coğrafyayı içine alan İslâm tarihi böyle bir araştırmanın içine sığdırılamayacak kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Bu nedenle çalışma ilk do­nemle sınırlı tutulmuştur.

Çalışma esnasında göz önünde tutulan bir husus da din ile diyanet arasındaki farktır. Bilindiği üzere Hz. Peygamber'e indirilen vahiyler (Kur'an) ve peygamberimizin bu vahiyleri açıklama ve uygulaması (sünnet) dini oluşturan temel iki kaynaktır. Bu kaynaklar, inanç, ibadet, ahlâk, ferdî ve toplumsal hayata ilişkin konularda İslâm'ın temel amaç ve ilkelerini belirlemiş, onun çerçevesini oluşturmuştur. Bununla birlikte bu iki kaynakta ortaya konan çerçevenin ilke ve esaslarının anlaşılması, yorumlanması ve uygulanabilir yeni değer hükümlerinin ortaya çıkarılması düşünme, muhakeme ve akıl yürütme ile mümkün olmaktadır. Zira sınırlı sayı ve içerikteki nasların, sınırsız sayıdaki olaylara ışık tutabilmesi ancak böyle bir anlama ve yorumlama faaliyeti ile mümkündür. Biz, birinci aşamaya din, ikincisine ise diyanet (din anlayışı) demekteyiz. Bu çalışmada dinin, din anlayışı haline geliş sürecine dikkat çekilmeye çalışılmıştır.

Öte yandan insanların kültür, gelenek, bilgi ve tecrübe bakımından ayrı oluşu, anlama ve yorumlama bakımından aralarında farkların bulunuşu, aynı metinden değişik anlamların çıkarılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Böylece Kur'an, sünnet ve İslâm geleneğinden anlaşılan ve müslümanların ortak paydasını oluşturan değişmez bir öz yanında anlama ve yorumlamaya göre değişebilen bir İslâmî hayattan söz etmek mümkündür. Buna ilaveten nasların insan zihninin cevabını aradığı her soruyu, hayatın her alanını ayrıntıyla ele alma yerine ana ilke ve esasları vererek geride “Bilinçli boşluk” denilebilecek geniş bir alan bırakması söz konusudur. Bu alan, dinin amaç ve İlkelerine aykırı olmamak kaydıyla müslüman bireyler tarafından doldurulacak alandır. Ali Bardakoğlu naslarla müslüman bireyler arasındaki bu anlam ilişkisini “İç içe girmiş üç halka” örneği ile açıklamaktadır. Ona göre en içteki halkada Kur'an ve Sünnet'ten açık bir şekilde anlaşılan öz, ortadaki halkada yorum sonucu anlaşılan anlam ve en dıştaki halkada ise dinî düşünceyi önemsemiş müslüman fertlerin kendi öz inisiyatif, bilgi, kültür ve tecrübe birikimleri ile ortaya koyacakları düşünceler vardır. 2

Çalışma esnasında ön planda tutulan bir başka husus da insanların din anlayışını etkileyen sosyal, kültürel, siyasî olaylara dikkat çekilmesi ve düşüncelerle olaylar arasındaki irtibatın kurulmasıdır. Tek amaç gerçeğin yakalanması olup, bu amacın gerçekleşmesi için her türlü ön yargıdan ve yanlı değerlendirmeden uzak durulmasına çalışılacaktır.

İslâm dünyasında akılcılığın Mu'tezile ile özdeşleşmesi ve gelenekten yana olanların Mu'tezile'ye karşı çıkarken onların vurgu yaptığı aklı ve öne sürdükleri aklî delilleri reddetmeleri, dinin özünde olanın aksine bir durumu ortaya çıkarmıştır.

Çalışmada akıl, akılcılık, İslâmî akılcılık, iki ve çok değerli mantık gibi kavramlara yüklenen anlamlar üzerinde durulduktan ve söz konusu kavramlara bu çalışmada yüklenen özel anlamlar ortaya konulduktan sonra bilgi teorisi, varlık ile akıl arasındaki ilişki ele alınmış, Aristo mantığı İslâm toplumuna girmeden önce ve girdikten sonra ortaya konan akletme biçimleri incelenerek Aristo mantığının alınması ile elde edilen kazanımlara ve karşılaşılan sorunlara dikkat çekilmiştir. İnsanların zihin yapısının oluşumunda sosyal olaylar yanında inanç Ve değerlerin de etkili olduğundan hareketle, İslâmî akılcılığın köklerinin kavranabilmesi için Kur'an'ın ortaya koyduğu dindarlığın sınırları üzerinde durulmuş, bu çerçevede Kur'an'ın oluşturmaya çalıştığı bireysel ve toplumsal benin tasavvur dünyasını oluşturan koordinatlar ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Şüphesiz İslâm dünyasında akıldan söz edildiğinde ilk akla gelen akım Mu'tezile'dir. Bu nedenle bu çalışmada genelde Mu'tezile ve özel olarak da Kadı Abdülcebbâr bir prototip olarak ele alınıp, görüş ve düşüncelerini oluşturan iç ve dış referanslara işaret edilmeye çalışılmış, inanç, görüş ve düşünceleri kendi kaynaklarından verilmiştir. Kadı Abdülcebbâr örneği ile Mu'tezilî inanç sistemi bir bütün halinde ele alınmış, iç tutarlılık veya tutarsızlığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bütün bunlar yapılırken de tabakat ve firak kitaplarına ya da Sünnî kaynaklara değil, tamamen Mu'tezili kaynaklara baş vurulmuştur. Metinde geçen olaylarla kişiler arasında kronolojik irtibatın kurulması için önemli olayların vuku buluş ve şahısların vefat tarihleri zikredilmiştir. Ayrıca metinde geçen fırka ve akımlar hakkında dipnotlarda kısa bilgiler verilmiş, özel terimler dipnotta veya metin içinde açıklanmıştır. Bütün bunların sonunda akıl, akletme ve akılcılık kavramlarının bugün müslümanlar için ne anlam ifade ettiği, tarihte yaşandığı gibi yeni bir İslâmî akılcılığın inşasının ya da yeni bir Mu'tezililiğin ihyasının mümkün olup olmadığı sorgulanmıştır. Bu çalışma günümüzde yaşadığımız dinî ve dünyevî alanlardaki sorunların temelinde yatan nedenlere bir nebze ışık tutabilirse hedefine ulaşmış olacaktır. 3


2. Kullanılan Kaynaklar

Çalışmada konuların ortaya konulmasında ana kaynaklara baş vurma esas alınmıştır. Konu, zaman ve mekân bakımından geniş bir alanı içine aldığı için, kaynaklar da çok çeşitli ve oldukça fazladır. Bu çalışmada kronolojik bir metot takip edilerek sadr-ı İslâm'dan mütekaddimîn kelâm döneminin sonuna kadar ki süreç esas alınmış ve bu sürece ışık tutan kaynakların kullanımına özen gösterilmiştir.

Çalışmada müracaat edilen ilk ve en önemli kaynak Kur'an-ı Kerim, onun uygulamasını teşkil eden Sünnet ve bu iki temel kaynağı açıklayan, yorumlayan, nakleden tefsir ve şerh eden eserler, siyer ve tarih kitaplarıdır. Konuların bu kaynaklarda nasıl değerlendirildiği daima ön planda tutulmuştur. Bu çerçevede Kur'an'da geçen esasların tefsir ve yorumunda Matürîdî, Kadı Abdülcebbâr, Zemahşerî, Fahreddin er-Râzî, İbn Kesîr ve Ebû Hayyân el-Endülüsî gibi müfessirlerin görüşlerine baş vurulmuş, konuların sünnette ele alınışı ise Kütüb-i Tis'a başta olmak üzere çeşitli hadis sarihlerinin ve Hatîb el-Bağdâdî, Mes'ûdî, Makdîsî ve Suyûtî gibi tarihçi­lerin eserlerinden yararlanılmıştır. Özel anlamı olan kelime ve terimlerin açıklaması için İbnü'l-Manzûr'un Lisanü'l-Arab'ı yanında Râgıb el-İsfehânî'nin el-Müfredât ve ez-Zerîa isimli eşerlerine, akıl kelimesine yüklenen anlamlar ve bu husustaki farklı görüşler için Haris el-Muhâsibî'nin Şerefü'l-akl ve mâhiyyetüh risalesi ile Gazzâlî'nin İhya'sının ilgili bölümüne baş vurulmuştur. Ayrıca İbn Sina'nın Hudûd Risalesi, İsmail Fennî'nin Lügatçe-i Felsefî'si sıkça baş vurulan kaynaklar arasında yer almaktadır. Çalışmanın tarihsel seyrini ortaya koyarken sıkça baş vurulan kaynaklar içinde tabakat ve firak kitapları önemli bir yer tutmaktadır. Bunlar içinde İbn Sa'd'ın et-Tabakatü'l-kübra'sı, Eş'arî'nin Makalâtü'l-İslâmiyyin'i, Malâtî'nin et-Tenbih ve'r-redd'i, Abdülkahir el-Bağdâdî'nin el-Fark beyne'l-fırak'ı, İsferâyinî'nin et-Tebsîr fî'd-dîn'i, İbn Hazm'ın el-Fasl'ı, Şehristânî'nin el-Milel ve'n-nihal'i ve İbnü'n-Nedîm'in el-Fihrist'i, yanında Ebü'l-Kasım el-Belhî, Hâkim el-Cüşemî, Kadı Abdülcebbâr, İbnü'l-Murtaza gibi Mu'tezilî veya Şiî yazarların yazdıkları tabakat ve makalât kitaplarından yararlanılmıştır. Ehl-i Sünnet'e ait görüşler, başta bu ekolün iki kurucusu Eş'arî ve Matürîdî olmak üzere Bakıllânî, Nesefî, Gazzâlî, İbn Teymiyye ve Teftezânî gibi önemli temsilcilerinin eserlerinden faydalanarak ortaya konulmuştur. Mu'tezile'ye dair görüşler ise kendi mensupları tarafından yazılan tabakat kitapları yanında Kadı Abdülcebbâr'ın eserlerinden verilmiştir. Bu cümleden olmak üzere Kadıl Abdülcebbâr'ın el-Muğnî, Şerhü'l-Usûli'l-hamse, Muhtasaru Usûli'd-dîn, Tesbitü delâili'-nübüvve başta olmak üzere günümüze ulaşmış bütün eserlerinden yararlanılmıştır. Ayrıca Kadı Abdülcebbâr'ın düşüncelerini tespitte onun hakkında yapılmış özel çalışmalardan da faydalanılmıştır. Bunlar arasında Abdülkerim Osman'ın Nazariyyetü't-teklif: Ârâu Kadı Abdülcebbâr el-Kelâmiyye adlı eseri, Abdülfettah Lâşîn'in Belâgatü'l-Kur'an fî âsâri'l-Kadı Abdülcebbâr'ı, Âişe Yusuf el-Mennâî'nin Usulü'l-akîde beyne'l-Mu'tezile ve'ş-Şiati'l-İmamiyye'si, Hânim İbrahim Yusuf'un Aslü'l-adl inde'l-Mu'tezile, Hüsnü Zeyne'nin el-Akl inde'l-Mu'tezile, Zühdi Carullah'ın el-Mu'tezile ve A. Nasrî Nâdir'in Felsefetü'l-Mu'tezile adlı eserleri sayılabilir.

Çalışma esnasında baş vurulan kaynaklar arasında Seyyid Ahmed Han, Muhammed Abduh, İsmail Hakkı izmirli, Musa Carullah Bigiyef, Ahmed Emîn, Ahmet Hamdi Akseki, Fazlur Rahman ve Câbirî gibi yeni ilm-i kelâm dönemi müelliflerinin eserleri ile Mu'tezile'yi İslâm dünyasının orijinal bir mezhebi ve ilk İslâm rasyonalistleri olarak gören ve bu mezhebe özel bir önem veren R. A. Nicholson (1868-1945), D. L. O'leary (1872-1957), Adam Metz (1869-1917), Goldziher (1850-1921), D. B. MacDonald (1863-1943), H. S. Nyberg (1889-1958), C. A. Nallino (1872-1938), G. F. Hourani (1913-1984), H. A. Wolfson (1887-1974) ve W. Montgomary Watt gibi müsteşriklerin Mu'tezile ve Kadı Abdülcebbâr'la ilgili olarak yaptıkları çalışmalar da yer almaktadır. 4





Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   39


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə