Issn: 2148-6026. Yakın Doğu Üniversitesi Adına Sahibi Owner on Behalf of Near East University



Yüklə 3,32 Kb.

səhifə11/92
tarix17.09.2017
ölçüsü3,32 Kb.
1   ...   7   8   9   10   11   12   13   14   ...   92

Cahiliye Döneminde Lât Kültü
 
27
1- Kaynaklarımızın bir kısmı bu ismin “
تل
” yani ufaladı veya doğradı 
anlamına gelen fiilden türediği görüşündedir. Onlara göre bu isim, söz 
konusu fiilin ism-i faili olup “ufalayan, doğrayan kişi” anlamına gelmek-
tedir.
2
 Bu görüşü savunanların başında Fahrettin er-Râzî (606/1210) 
gelmektedir.  Ona  göre  kelime  zamanla  bir  adamın  özel  adına  dönüş-
müştür. Bu adam yağı yemeğe yedirir ve insanlara ikram ederdi. Ölün-
ce kendisine ibadet edilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla bu görüşe göre 
Lât müzekker yani erildir. Kaldı ki Fahrettin er-Razî, Taifliler’in ibadet 
ettikleri Lât mabedinin içerisinde bu şahsa ait bir heykelin bulunduğu-
nu, insanların bu heykele ibadet ettiklerini söyleyerek bu teoriyi güçlen-
dirmektedir.
3
  Bunu  savunanlar  “
تلالا
”’ın  başındaki  elif  lam  harflerine 
de  çözüm  bulmuşlardır.  Nitekim  onlara  göre  bu  elif-lam,  lam-ı  ta›rif 
olmayıp zaid yani ismin başındaki fazlalık kabilindendir.
4
2- Diğer bir teoriye göre ise Lât ismi, Allah lafz-ı celalinden türemiş-
tir.
5
 Ünlü müfessirlerden Taberî (310/923) ile İbn Kesir (774/1373) bu 
kanaattedir.
6
 Onlara göre ismin sonunda bulunan “
ت
” aslında dişiliğe 
işaret eden te’nis tasıdır. Kural gereği yuvarlak olarak yazılması icap 
ederdi. Ancak bu durumda okunduğu zaman üzerinde vakf oluşun-
ca  “he”  harfine  dönüşme  ihtimali  bulunurdu.  Bu  da  Allah  şeklinde 
okunmasına neden olabilirdi. Bu sebeple açık “te”nin daha uygun ol-
duğuna karar verilmiş ve öyle yazılmıştır.
7
 Kurtubî de (656/1258) Ki-
saî (189/805)’den istifade ederek aynı kanaati savunmakta ve zorunlu 
olarak  açık  te  harfine  dönüştürüldüğünü,  ancak  bunun  müennesli-
ğine zarar vermediğini iddia etmektedir.
8
 Ezherî (370/980) ise bunun 
nedenini  “müşrikler  Lât’ı  Allah’a  benzeterek  ibadet  etmişlerdir”  diye-
rek izah etmeye çalışmaktadır.
9
 Lât ifadesinin Allah lafz-ı celalinden 
türetildiğini  iddia  edenlerden  bir  diğeri  ise  ünlü  dil  bilimci  Cürcanî 
(816/1413)’dir. Nitekim o Lât’ın, “
تل
” (öğüttü) fiilinden türediğini söy-
leyenleri de eleştirmekte “şayet böyle olmuş olsaydı son harfi olan “
ت
” 
nin şeddeli olması icap ederdi
”, demektedir.
10
 İbn Abbas da kelimenin 
kökenine işaret etmeksizin Lât’ın Uzzâ ve Menât gibi Allah’ın kızı olarak 

Bkz.  Semin  el-Halebî,  Ebu’l-Abbas  Şihabuddin  Ahmed  b.  Yusuf  b.  Abdurrahman  (ö. 
756/1355),  ed-Durru’l-masun fi ulûmi’l-kitabi’l-meknûn, (tahk:  Ahmed  Mahmud  el-Har-
rât), I-XI, Dımeşk ty, X, 92.

Bkz. Razî, mefatih, XXVIII, 247 (Necm Suresi 53.ün tefsiri)

Bkz. Vahidî, (Ebu’l-Hasan Ali b. Ahmed b. Muhammedb. Ali en-Nisaburî, et- Tefsiru’l-Ba-
sit, 
(tahk: Sebke’de bir ekip), I-XXX, Suud 1430; XXI, 41.

Bkz. Sicistânî, Ğaribu’l-Kur’an, I, 532.

Taberî, Tefsir, (Ahmed Muhammed Şakir), XIII, 180; Kurtubî, VII, 328; Ebu’l-Fida İsmail 
b. Ömer İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azîm, (tahk: Sami b. Muhammed), Daru’t-Tayyibe, 
I-VIII, Beyrut (?) 1999, VII, 457.

Bkz. Fahrettin er-Razî, Mefâtih, XXVIII, 247.

Bkz. Kurtubî, XVII, 101.

Vahidî, XXI, 40.
10  Bkz.  Ebûbekir  Abdulkahir  b.  Abdurrahman  b.  Muhammed  el-Farisî  Cürcânî  (ö471/), 
Dercud’d-Durer fi Tefsiri’l-Ayyive’s-Sever Ayyi ve’s, 
(tahk: Talat Salah el-Ferhân-Muham-
med Edip Şekur Emir), I-II, Umân Ürdün 2009, II, 598.


28
 
Y
akın
 D
oğu
 Ü
nİversİtesİ
 İ
lahİYat
 F
akÜltesİ
 D
ergİsİ
kabul edildiğini, dolayısıyla müennes olduğunu ifade etmiştir,
11
 Ünlü 
dil bilimci Ferra da (207/822) aynı kanaattedir.
12
 Vahidî (468/1076) 
ise Lât, Menât ve Uzzâ’dan bahseden “Bunlar sizin isimlendirmeleriniz-
den öte bir şey değildir
” (en-Necm, 53/23) ayet-i kerimesinde kullanı-
lan “
يه
”, yani dişilik zamirine dikkat çekmekte ve bu zamiri Lât’ın dişi 
olduğunun en önemli kanıtı olarak kabul etmektedir.
13
Lât’ın “Allah” lafzından türediği ve müennes olduğu teorisini sa-
vunanlar,  iddialarını  Cahiliye  döneminde  insanların  Lât,  Menât  ve 
Uzzâ’yı  Allah’ın  kızları  olarak  kabul  ettikleri  düşüncesiyle  de  des-
teklemişlerdir.
14
  Necm  Suresi’nin  23.ayetini  şahit  olarak  gösteren 
Kurtubî’yi buna örnek olarak zikredebiliriz. Bilindiği gibi Kur’an, Ca-
hiliye  Araplarının  kız  çocuklarını  “öteki”  ilan  etmelerine  karşı  çık-
makta  ve  “Lat  ve  Uzzâ,  üçüncüleri  olan  Menât.  Erkekler  size  dişiler 
Allah’a mı? Öyleyse bu ne adaletsiz bir taksim
” (en-Necm, 53/19-22), 
diyerek onların erkek evladı önemsemelerini ve dişilere değer verme-
melerini eleştirmektedir.
Bu öyle ironik bir durum idi ki Kurtubî’nin de işaret ettiği gibi Ca-
hiliye döneminde her bir kabile kendilerini bunlardan birine nispet 
ederdi.  İnsanlar  da  bu  tanrıları  “falanca  kabilenin  dişisi”  şeklinde 
anarlardı.
15
 Bir başka ifadeyle, Kur’an’ın da işaret ettiği gibi Cahili-
ye döneminde bir adama kızının olduğu haber verildiğinde öfkeden 
yüzü kıpkırmızı kesilmesine rağmen, kendilerini bir dişiye nispet et-
mekten çekinmez, hatta aksine bununla güç kazandıklarına inanır-
lardı. Dahası bu durumu nsöz konusu kabilelere bir ayrıcalık kattı-
ğına inandıkları gibi kendileri için bir onur kaynağı olarak da kabul 
ederlerdi.
3-  Üçüncü  teoriye  göre  Lât  ismi  “
يول
”  fiilinden  türemiştir.  Nesefî 
(710/1310) bu kanaattedir. Bu teoriyi benimseyenlere göre insanlar 
Lât  putunun  etrafında  döner  ve  onu  tavaf  ederlerdi.  Bu  nedenle  de 
adı  geçen  mabutlarına  “etrafında  dönülen  yani  ibadet  edilen”  varlık 
anlamında Lât demişlerdir. Buna göre Lât “leva” fiilinin İsm-i faili olup 
müzekker konumundaydı.
16
4- Başta Râğıb el-İsfahânî olmak üzere bazı müfessirler ise bu is-
min “
هلالا
” veya “
هلا
” kelimesinden türediğini söyleyerek başka bir teoriyi 
11  Bkz. İbn Abbas, Tenviru’l-mikbâs min tefsiri İbn Abbas, (toplayan: Mecduddin Ebû Tahir 
(ö: 817), Beyrut ty, 80.
12  Bkz. Ferrâ, Meanî,I, 288.
13  Bkz. Vahidî, XXI, 48.
14  Bkz. İbnu’l-Kelbî, Kitabu’l-Asnâm, 19, İzzudin b. Selam, Tefsir, II, 16; III, 247;Cevad Ali, 
el-Mufassâl fi tarihi’l-Arab Kabl el-İslâm, 
I-X, Bağdad 1993, VI, 230; Feyyumî, 442.
15  Bkz. Kurtubî, V, 287.
16  Bkz.  Ebu’l-Berekât  Abdullah  b.  Ahmed  b.  Mahmud  en-Nesefî,  Tefsiru’n-Nesefî,  I-III, 
(tahk:  Muhyiddin  Dib  Mesto),  Beyrut  1998,  III,  392;  Bedrettin  el-Aynî  (ö:  855/1451), 
Umdetu’l-karî şerh sahih el-Buharî, 
I-XV, Beyrut ty, XIX, 201.




Dostları ilə paylaş:
1   ...   7   8   9   10   11   12   13   14   ...   92


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə