Kuda şu dört element çarmıhından kurtulurum



Yüklə 391,91 Kb.
səhifə1/8
tarix06.02.2018
ölçüsü391,91 Kb.
növüYazi
  1   2   3   4   5   6   7   8

ÖN KAPAK
BİOENERJİ

NEDİR ?

BİOENERJİ NE

DEĞİLDİR ?

GRUP KARMA

ARKA KAPAK
GRUP KARMA ORTAK YAZISI

GRUP KARMA KİMDİR?

? benden bize geçiş
GRUP KARMANIN AMACI

?
GRUP KARMA ÜYELERİNİN DİLİNDEN
NEFİSE:
ÖZLEM:
SELDA:
FADİME:
SEMRA:
MESUT:

GİRİŞ
Bu kitapla, insanlarımızın; bioenerji alanında uygulama yapabilecek düzeyde kabiliyetler geliştirilmesi amaçlanmıştır. Ancak bu yetenekler üzerinde çalışmalara başlamadan önce, enerji çalışmaları alanında doğru bilgiler edinmelerini sağlamak en büyük sorumluluk ve zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Enerji çalışmaları alanında söylenen, karışık ve bazen de insanı çileden çıkaracak kadar saçma şeyler yerine; anlaşılabilmesi amacıyla ufak çalışmalar yoluyla ve küçük adımlarla, okuyucularımızın; bioenerjiyi hayatlarında kullanabilmeleri amaçlanmıştır.

Günümüzde birçok enerji çalışanı, “bioenerji” kelimesini; tanımlama ve yeniden anlamlandırma, anlığı şekilde sürdürme ve anladığı şekilde diğerlerine aktarma çabası içine girmiştir. Bu alanda çalışanlar bioenerjiyi; “kozmik enerji”, “doğal enerji”, “evrensel enerji”, “takyon enerjisi”, “kuantum enerji”, “niyet enerjisi”, “ışık enerjisi”, “ruhsal enerji”, “şifa enerjisi”, “melek enerjisi” ve daha birçok şekilde tanımlamaya ve anlamlandırmaya çalışmıştır. Burada ilginç olan; bioenerjinin doğasının anlaşılmasını yerine, bioenerjiyi kendi zihin dünyamıza sıkıştırarak anlama ve anlatmaya çalışma hatasıdır. Bioenerji yerine sunulmaya çalışılan her açıklama, bioenerjinin ne olduğundan çok bioenerji uygulayıcısının ne anladığını ifade eder hale gelmiştir.

Bioenerjinin ve kullanımının kaynağına yönelik tanımlamalar, yeniden oluşturulan jargonlar, herkes için farklı anlam taşıyan kelimeler, elde edilen verilere yönelik olarak yapılan anlamsal yatırımlar, ilginç deneme çalışmaları, fantezi sunumlar ve bilinçsiz metafor kullanımları bu alanı renkli bir hayal dünyası haline sokmakta, karmaşayı daha çok arttırmaktadır.

Bu durumun doğal sonucu olarak, bioenerji alanında kendini yetiştirmek isteyen insanlar; eğitim için gereğinden çok daha fazla araştırma içine girmekte veya anlama sürecini sürdürme çabasına zor da olsa devam etmekte ya da zamanla bu alandaki arayışından tamamıyla vazgeçmektedir.

Zihnimizde yer bulamayan kaynak ve kavramlarla bioenerji eğitimi vermek insanları başka maceralara sürüklemek dışında hiçbir işe yaramaz. Kurgular üzerine yapılan her türlü tanımlama, kavramsallaştırma ve çalışma; daima daha başka soru işaretleri getirecek, daha başka tanımlamalar gerektirecek ve konu artık daha da içinden çıkılmaz hale gelecektir.

Soyut kavramlar oluşturmak ve bu kavramlara ait yüklemeler geliştirmek yerine insanların bildiği ve kullandığı kaynakları güçlendirmek ve farkındalığının kullanmasını sağlayarak kişilere eğitim vermek bunun en kolay yoludur. Bu kitabımızda; bu tarz ve bu şekilde bir yöntemin kullanılmaya çalışıldığı bir yol izlenilmiştir. Bioenerji alanına ilişkin olarak açıklanabilecek temel bilgiler anlatılmaya çalışılmıştır.

Kişinin sahip olduğu ve bildiği kaynaklar güçlendirilmesi, enerjiyi hissetmesi, tanıması, kullanması ve yönlendirmeyi öğrenmesi amaçlanmıştır. Anlayamayacağı, ulaşamayacağı veya sadece kurgu ürünü olan çalışmalar ve kavramlar bu kitapta kullanılmamıştır.

Kitap içerisinde, bana göre yanlış enerji uygulamaları ve anlayışlarına ilişkin olarak yapılan eleştiri ve açıklamalarda hiçbir enerji uygulayıcısının veya enerji ekolunun tepkisi, küçük düşürülmesi amaçlanmamıştır. Sadece enerji çalışmalarının daha doğru bir zemine çekilebilmesi amaçlanmıştır. Bu durumu; reikiye karşı olmayıp sadece yanlış yapılan reiki çalışmalarına karşı olduğumuzu veya mevlevilerin yaptıkları semaya karşı olmayıp sadece gösteri amaçlı olarak yapılan semalara karşı olduğumuzu belirtmek şeklinde açıklayabiliriz.

Kaldı ki bu durum, Mevlana Hazretlerinin seması hak ve inkar edilemez bir gerçek olmasına rağmen; günümüz sema gösterileri ile arasındaki farkı sorgulayan ve anlamaya çalışan zihinsel süreçlerin doğal bir sonucudur. Diğer enerji çalışmaları hakkındaki düşünce ve anlayışım da aynen bu şekildedir. Amacımız doğruya hep birlikte ulaşmak ve insana hizmet etmektir.

En önemlisi ise bu kitapta seçilen eğitim yöntemiyle; bioenerji çalışmalarının kesinlikle soyut bir alan olmadığı gösterilmeye çalışılmış olup hayatınızın her aşamasında ve istediğimiz sürece kolaylıkla kullanılabilmesi amaçlanmıştır.

Bu kitap üç aşamalı olarak planlanmıştır. Birinci kitapta bioenerjiye giriş ve bioenerjiyi doğru anlama, ikinci kitapta bioenerji uygulamalarına hazırlık amaçlı yapabileceğimiz fiziksel ve zihinsel uygulamalar, üçüncü kitapta ise bioenerji uygulamalarının püf noktaları sizlere anlatılacaktır.

Birinci kitabın tamamı; bu alanı doğru anlayabilmek için; geniş bir bakış açısıyla birçok çalışma değerlendirilmiş ve doğru bir anlayış temelinin hazırlanması amaçlanmıştır. Bu anlamda gerçekten sadece ve sadece bioenerjiye giriş anlamında hazırlanarak sizlerin beğenisine sunulmuştur.

Ayrıca, bu kitabın hazırlanmasında ve hayatımızın her aşamasında: desteğini, yardımını hiçbir zaman esirgemeyen; arkadaşlarımıza, sevda insanları ve gönül büyüklerimize en derin saygı ve teşekkürü bir borç bilirim.


BİOENERJİYE BAŞLAMADAN

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Cinler cirit oynarmış, eski hamam içinde. Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir de döndük arkaya, arpa boyu yol gittik. Bazen çıktık göğe, bazen indik yere. Sonunda biz de daldık bir hayat bahçesine...

Efendim, masalımız işte böyle başlıyor. Vakti zamanın birinde bir âdemoğlu varmış. Bildiğimiz, herhangi bir kültürün içinden herhangi bir âdemoğlu. Her âdemoğlu gibi elbette o da kendince çok akıllı, zeki, donanımlı, kültürlü, bilgili ve aydın bir âdemoğluymuş…

Âdemoğlu; her nedense bir gün kendisini mutsuz, huzursuz hissetmiş. Bir tatminsizlik bir eksiklik hissetmiş ruhunun derinliklerinde. Yarım kalmış bir arayış varmış sanki içinde; ne olduğunu bilmediği ve adını koyamadığı. Sonunda koymuş adını bu hissedişin. Kendi gerçeğini arayacakmış ve başlamış yolculuğu, ne aradığını bilmeden, sadece bir hissedişle. Ama güçlü bir hissedişle…

İlk verdiği karar toplumdan uzaklaşmak olmuş; duyduğu, okuduğu bazı şeylerden yola çıkarak. Sorunun kaynağını toplum olarak görmüş, herhalde. Bir sürü kural, değer ve sistem anlamsızlaşmış bir anda…

Toplum kuralları sıkıcı oluvermiş birdenbire içinde hissettiği özgür kimliğe inat. Toplum bilincinden uzaklaşmak ve kendi varoluş gerçeğini bulmaya vermiş. Kendisine sunulan kimlikten kaçarak, kendi gerçek kimliğini bulmakmış amacı. Bireyselleşme olmuş, arayışının ilk adı. Bireyselliğin tadını çıkaracakmış özgürce, kendisine sunulan kimliğe inat...

Toplumdan uzaklaşınca, bazı farklılıklar oluvermiş hayatında. Sanki bir şeyler eksik ve yetersizmiş yine. Toplum içerisinde çok da değer vermediği birçok şeyi, özlemeye başlamış yavaş yavaş. Arar olmuş eski günlerini; kalmamış onunla ilgilenenler, dinleyenler, paylaşanlar. Çünkü diğer âdemoğulları da bireyselleşiyormuş sürekli…

Kolay mı yılların alışkanlıklarından vazgeçmek, sunulan kimliği reddetmek? Aklı sürekli ona hayatındaki eksikliklerini, kaybettiklerini gösteriyormuş. Bireyselleşme oyunu oynanırken; yalnızlık hissettiği en büyük duygusu olmuş. Toplumdan biriyken o kadar da önemli olmayan eksiklik ve yalnızlıklar artık acı vermeye başlıyormuş…

Daha sonra kendisini, bireyselliğini yeni baştan oluşturmaya ve sahnelemeye karar vermiş. Ama bir türlü olmuyormuş. Bir ara; toplum ve kurallarına isyan davranışları göstermiş, kurallara aykırı davranışlara adamış kendini. Aykırılık estirmiş dışarıda, içindeki aykırılığı düzenlemek istercesine…

Topluma ve kurallara karşı gelmek adına; ne varsa değer adına, onların tam tersi olanlar, onun için anlamlı olmaya başlamış ilk başta. Ama nedense bu da tatmin etmemiş. Huzursuzluğu içten içe devam ediyormuş, gitmiyormuş doyumsuzluğu. Topluma katılmak, her zaman daha zevkli ve daha kolay geliyormuş. Onların içinde, toplumun içinde kaybolmayı da özlüyormuş sıkça. Çünkü kolaymış her şey diğerleriyle. Ama onlarla da olmuyormuş bir türlü. Yeni kendilik kararları ve kuralları belirliyormuş sürekli, hissettiği eksikleri yamamak ve kapatmak adına…

Önceleri daha küçük gruplarla dolaşmaya karar vermiş. Daha kısa süreli birliktelikler yaşamaya çalışmış, kendisi gibi düşünen diğer âdemoğullarıyla. Hatta bazen o kadar kısa birliktelikler oluyormuş ki karşıdakinin kim veya ne olduğunu bile unutur olmuş zamanla. Toplumun baskıcı kurallarından uzak kalmak adına yaptıkları, sanki daha bir değersizleştirir olmuş hayatını…

Geri dönüş aklına gelse de bazen, kabul edilmezmiş bu durum bireyselleşme sürecinde. Olmak istediği diğer âdemoğulları gibi olmaya çalıştıkça da, sadece kendisine yeni kurallar getiriyormuş eski toplum kurallarına inat…

Bu kez, her şeyi reddetmek olmuş yeni modamız farklı olmak için, biricik olmak için, ulaşılmaz olmak için. Hayatının her aşamasında göstermeye çalışmış bu farklılıklarını, sıradan olmamak adına. Giyinişi, konuşması, tarzı ve hatta yürümesi bile; ısrar ederek göstermeye çalışıyormuş diğer âdemoğullarına kendisinin farklılığını ve güçlülüğünü. Ancak yine de mutsuzluk duyguları giderek hakim olmaya başlamış âdemoğluna. Her şey giderek anlamsızlaşmış, bu da kapatmamış içindeki açığı. Çalışmışlar sürekli eski, yeni akımlar ve felsefeler üzerinde, hissettikleri açığı örtbas edebilmek için …

Âdemoğlu artık, belki görünüşte bireymiş ama; yıllarca onu kanatlarının altında koruyan toplum kurallarından ve değerlerinden de kopamamış bir türlü. Gerçi; günlük hayatın koşuşturması içinde olan âdemoğlu, âdemoğulları toplum kuralları kadar bireyselliğini de unutmuş ve umursamaz olmuşlar zamanla. Hayat tamamen çekilmez olmuş ve tek hissettikleri sadece acı ve huzursuzluk olmuş artık...

Sürekli gelişen iletişim araçları bile âdemoğullarının kendileri ile olan iletişimlerini engelliyormuş sanki. Diğerleriyle konuşmak kolaylaştıkça, kendileriyle konuşmaları azalmış giderek. Kendisizlikleri, başkalarıyla olan iletişimlerinin ve hayatlarının değerini düşürüyormuş. Kendilerini unutmuşlar, kaybetmişler sanki. Özgürleşmiş bireyler olan âdemoğulları yeniden başlamışlar arayışa, kendilerini bulma yolculuğuna...

Böylece, mutsuzluğundan yine memnun olmayan ve arayış içinde yeni âdemoğulları çıkmış zamanla. Hasta varsa doktor vardır, arayış olur da pazarlama olmaz mı? Hemen soyunmuş öğretmenliğe bazı âdemoğulları, kendilerini pazarlamak adına…

Biraz daha iddialı olmak lazımmış bu pazarlama işinde. Yıllarca yaptıkları hataları tekrar yapıp âdemoğullarının gözünden düşmek istemiyorlarmış. Yıllarca boş yere sürükledikleri âdemoğullarını, yeniden bir yerlere yönlendirmek o kadar da kolay değilmiş…

Bu durumda, ortaya koydukları felsefeleri ve kültürleri farklı bir şeylerle desteklemesi ve onaylaması gerekiyormuş öğretmen âdemoğullarının. Bunun için, bilim en uygun araçmış. Eski mistik değerlerini ve kültürlerini karıştırıp ısıtarak; bir yanı mistik bir yanı bilim gibi görünen yeni değerler sistemleriyle çıkmışlar âdemoğullarının karşısına. Bu sefer mutluluk ve gerçeğe ulaşmak garantiymiş, bilmem kaç adımda. Umut ışığı olmuşlar bir anda...

Sunulan öğretiler, öyle bir sunulmuş ki; dünyanın kuruluşundan bu zamana kadar anlaşılamamış sırlarmış sanki. Ta ki onlar söyleyene kadar. Gizem ve karmaşanın her zaman merak uyandırdığından onlar da kullanmışlar bu sunum yöntemlerini. Çok gizli öğretiler ve kocaman kocaman felsefeler edasında ortaya koymuşlar kendilerini. Bazen, lider âdemoğulları bile çıkmış onlara yol göstermek için, kendileri biliyormuşcasına. Açıklamak için yöntemlerini; hep soyut ifadeler ve kavramlar kullanmışlar eleştirilerden uzak ve gizemli kalabilmek adına…

Mutsuz ve arayışta olan bu gruba cevap vermek isteyen bir çok yeni yapı palazlanıyormuş sürekli. Eski ve yeni felsefeleri karıştırıp yeniden sunuyorlarmış onlara, mutluluk ve güce ulaşabilmeleri adına. Üç adımda mutluluk, beş adımda başarı gibi sloganlar eşliğinde sunmuşlar çalışmalarını. Hatta iddialar o kadar büyükmüş ki, kendilerini bırakıp evreni kurtarmaya çalışmışlar bir ara, kendi küçük evrenlerinden kaçarcasına. Bir süre, evreni bile şifalandırmak ve sevgilendirmek olmuş amaçları, ne yaptıklarını pek anlamasalarda. Mutluluk ve güç pazarı, gerçekten çok büyükmüş, Ancak aranılan formül yine de tüm bu sunumlara sığmıyormuş demek ki. Her yeni öğreti, hem yeni bir umut hem de yeni bir karmaşa sunmuş onlara. Daha çok kafaları karıştırmaktan başka işe yaramıyorlarmış sanki. Her hastalığa reçete gibi göstermişler sunumlarını, ne yaptıklarını kendileri de tam olarak anlamasalar da…

Ruhsuzlaşan âdemoğulları, umutsuz mutluluk yolcuları olmuş bir anda. Kendilerine sunulan her şeyi denemeye ve anlamaya çalışmışlar mutluluğa ve gerçeğe dokunabilmek adına. Ancak buldukları kendilerini çok memnun etmemiş gerçekte. Onlar, mutluluk adına kendilerine sunulan karışık, karmaşık ve her telden sunumların içinde pek de almamışlar zaten mutluluğun tadını.

Isıtılmış bu tuhaf bilimsel ve felsefi yapılar, değişik örgütlenmelerle, yeni kurallarını diğer âdemoğullarına anlatmaya başlamışlar ısrarla. Bu gruplara katılan özgür âdemoğullarımız, ilk önceleri bu gruplara seçilmişliğinin şerefiyle mutluluk dolmuş ve kurallara uyma konusunda elinden geleni yapmışlar. Hep birlikte değişik ritüeller yapmışlar, sanki eski kültürlerine benzeyen…

Dinsel, toplumsal, geleneksel bilgilerle güdülenmek istemeyen âdemoğulları; ısrarla kendilerine başka kurallar arıyorlarmış özgürlükleri adına. Âdemoğulları ne toplum kuralları ne de dinsel doğmalarla yaşamak istemiyorlarmış. Ancak ne ile yaşayacaklarını onlarda bilmez olmuş zamanla…

Özgür, seçilmiş ve yeni kuralları olan âdemoğulları olmuşlar sürekli. Sorunun da ne olduğu zamanla unutulmuş, sadece mutsuzluğu hissediş armağanı kalmış onlara. İçlerinde yanan arayış ateşini bile anlamlandıramaz olmuşlar zamanla. Ama her zaman, kendilerine sunulan kimliklere ısrarla bağlı benlikleri ve davranışları olmuş her nedense. Belki de içten içe hissettikleri gerçek benliklerini unutmak adına…

Ve ilk günden beri hep devam edermiş, bu umutsuzca sürdürülen umut yolculuğu ve gerçek arayışı. Her zaman böyle geçermiş zaman ve hayatlar bu şekilde…
BİOENERJİ TARİHİ

Bilim bir bilgi birikimdir ve bizden sonra gelen kültürlere aktarılarak oluşur. Her şeyin bir tarihi vardır. Tarih, insanoğlunun; evreni algılama, değerlendirme, zaman ve mekansal değişiklikleri anlamlandırma çabasıyla birlikte kronolojik veya neden sonuç ilişkileri içerisinde ortaya konulan bilgi yığınıdır. İnsanoğlunun fiziksel ve zihinsel varoluşunun doğal bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Düşünün, eğer evrende insanoğlu olmasaydı; günlerin, haftaların, ayların, güneşin hareketlerinin, mevsimlerin, doğadaki tüm olayların ve güzelliklerin tarihinden veya anlamından söz edebilmek nasıl mümkün olurdu?

İnsanoğlunun merakı ve anlamlandırma çabası ile birlikte her bilimin bir tarihsel süreci ve o süreçteki çalışmaların sonuçları, zamansal bir yapı içerisinde varlığını korumakta ve neden sonuç ilişkileri oluşturmaya çalışmaktadır.

Binlerce yıllık bir tecrübeye sahip olan bioenerji alanı; diğer alternatif alanların da babası sayılmaktadır (akupuntur, akupresür, refleksoloji, shiatsu ve benzeri teknikler). Çünkü manyetik alanlar ve insan vücudu üzerindeki etkileri anlaşılamadan; sözü edilen diğer alternatif alanların, insan vücudu üzerinde spesifikleşmiş çalışma sahalarının oluşturulabilmesi mümkün değildir.

Tarihsel seyrine baktığımızda, ilk önceleri bir felsefe gibi görünmekte olan bioenerji çalışmaları ve uygulamaları tüm kültürlerde bulunmakta ve az çok benzer uygulamalarla karşımıza çıkmaktadır.

Eski yazıtlar, şekiller incelendiğinde, tüm kültürlerde; büyücülerin, yogilerin, kahinlerin ve benzeri şekilde çalışan kişilerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu kişilerin bu amaç için kullandıkları yöntemlerde de birçok benzerlikler bulunduğu anlaşılmaktadır. El tutmalar, üflemeler, manyetize edilmiş özel nesneler, günümüzde bile hala kullanılmaktadır.

Ortaya çıkış aşamasında; simya, psikoloji, kimya ve fizik gibi alanlardan fazlasıyla yararlanıldığı ve kendisine özgü bir anlayış sistemi getirdiği aşikardır. İnsanı anlamak amacıyla; dünya, maddeler, mevsimler, duygu, düşünce, davranış ve beden üzerinde ciddi araştırmalar yapıldığı düşünülmektedir. Eski insanlar, manyetik alanların bir şekilde farkına varmış ve bu bilgileri kullanmışlardır. Elinde bir sopa ile tarlasında su arayan insanları günümüzde bile bulmak mümkündür.

Bioenerji kelimesini, günümüz anlamında ilk kullanan ilk kullanan kişi Mesmer’dir. Bir alman hekim olan Franz Anton Mesmer (1734-1815), bu duruma hayvansal manyetizma ismini vermiştir. Ona göre; hayvansal yapı evrensel akışkanlığın tesiri altındadır, yıldızların etkisi altındadır, kutupsallık gösterir ve bu manyetik özelliği sayesinde canlı ve cansız her şeyle ilişki içerisindedir.

Mesmer, insan vücudunun sağlıklı olması durumunu ahenk, zıddı olması durumunu ise hastalık olarak değerlendirir. Viyana’da tıp eğitimi alırken “yıldızların ve gezegenlerin insan vücudu üzerindeki fizyolojik etkileri” adlı doktora tezi ile bu görüşlerini anlatmıştır.

Mesmer ayrıca, manyetik akımların (rezonansların) insan vücudunun üç ana bölgesinden giriş yaparak 12 meridyen kanallarının gezegenlerle bağlantılı bir alan içerisinde enerjilerinin yayıldığını ifade etmektedir.

Astronomi, manyetizma ve klasik tıbbı birleştirmeye çalışarak büyük iddialarda bulunmuştur. İnsanların, yıldızların etkisi altında yaşadığını, evreni dolduran manyetik bir akımın insan bedenlerine nüfuz ederek onların hastalanmasına veya sağlıklı kalmalarına sebep olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre; söz konusu manyetik akım, insan vücuduna eşit miktarda dağılmışsa kişi sağlıklı, dengesiz dağılmış ise kişi hasta olmaktadır. Mesmer birçok hastayı manyetize edilmiş araçlarla tedavi etmeyi başarmış ve hızla ünlenmiştir. Böylece birçok yerde manyetizma dernekleri kurulmaya başlanmıştır.

Fransa kralı ise bu gelişmelerin karşısında, manyetizma uygulamalarının gerçekliğinin araştırılması amacıyla bilimsel bir komisyon kurdurmuş ve Mesmer’in uygulamaları inceleme altına alınmıştır. Söz konusu komisyon, Mesmedr’in bu çalışmaları bilim dışı olarak değerlendirmiştir.

Mesmer’in çalışmalarında kullandığı yöntemlerden biri de üç manyetik alanı daha aktif hale getirmektir (üçüncü göz olarak bilinen noktanın biraz üstü , üçüncü göz ve dudak üstü). Alnın ortasına (üçüncü gözün üstü) bakılırsa kişinin zihninin açılmasına yardımcı olunacağını, buraya yapılacak enerji verme işlemleri onların zekâlarını geliştireceğine inanmaktadır. Bir kişinin iki kaşının ortasına başparmağımız ile saat yönünde baskıyla yapılan çevirmelerin kişiye enerji vereceğini söylemekte ve üçüncü göz noktasının ruhsal merkez olduğunu ileri sürmektedir. Mesmer, ayrıca üçüncü göz noktasına alüminyum ve mıknatıslarla dokunarak kişinin enerji kanalını açtığına ve bununla şans, kısmet, bereket, durugörü ve hissiyatını güçlendirdiğine inanmaktadır. Diğer noktası ise burun ve üst dudak arasıdır. Cinsel gücü artırıcı ve tahrik edici bölge olduğunu söyleyen Mesmer, bu noktaları alüminyum ve bakır çubuklarla dokunarak tedavi ettiğine inanmaktadır. Başparmaklarla manuel olarak da bu uygulamaların yapılabildiği söylenmektedir.

Daha sonraki manyetizma ile uğraşanlar bioenerjiyi, sistemli hale getirmeye çalıştılar. Günümüzde, bioenerjiyi bilimsel olarak algılayanların sayısı ise her geçen gün giderek artmaktadır.

1962 yılında, bilim adamlarının vücudumuzun cilt altında daire biçiminde duvarlardan oluşan “kenrak sistemi” adı verilen bir tabakanın varlığını ortaya koymuşlardır. Kenrak sistemi ve sinir hücrelerinin magnetron karakterleri de (ısı ortaya çıkarmak için elektrik ve manyetik akımları kullanabilen sistem) keşfedilerek vücut dışından sinyal almakta veya göndermekte kullanabileceği görülmüştür.

Kainatın kozmik enerjisi olan bioenerji, daha sonraki yıllarda ortaya konulan manyetizma kurallarıyla bazı avrupa ülkelerindeki doktorların eline geçmiş ve onlar da bu uygulamayı kendi branşlarına entegre etmişlerdir.

Daha sonraları, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde uygulanmaya başlansa da dönemin materyalist rejimi nedeniyle daha fazla gelişememiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte diğer dünya ülkelerinde yaygınlaşmaya ve tanınmaya başlamıştır. Dünyanın tüm ülkelerinde bu alanı tanımayan kalmamış ve bu konuda ciddi araştırmalar halen sürdürülmektedir.

Başta Rusya, İngiltere, Almanya, Kanada ve birçok uzakdoğu ülkesi alternatif tıp denilen bioenerjiyi bilimsel olarak uygulamaya başlamış ve bu ülkelere ek olarak batı avrupa ülkelerinde, ABD’de ve İngiltere’de binlerce bioenerji uzmanını görev yapmaya başlamıştır.

Ancak ülkemizde ise böyle bir durum söz konusu olmayıp, bioenerji alanında sıklıkla sadece tuhaf ve yetersiz eğitimlerin yer aldığı görülmektedir.


BİOENERJİYİ AÇIKLAMA ÇABALARI

Tarihsel süreç içerisinde, bir süre kahinler ve rahipler gibi kısıtlı bir kitlede kapalı kalan bioenerji çalışmaları zamanla anlaşılmaya ve kendisine has kuralları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Vücutta oluşan hastalıkların, beden üzerindeki enerji akışındaki bozukluklar sonucu oluştuğu teorisinden hareket etmişler ve bioenerjiye ilişkin kural, metod ve anlayış ortaya koymaya çalışmışlardır. İbni Sina’nın De Natura adlı kitabında; kişinin, kendisinden uzak bir yerdeki herhangi bir insanı iyileştirebileceğine ilişkin görüşleri (daha önceden kişinin iki kaşı arasına dikkatlice bakmış olması şartıyla) olduğu, günümüzde birçok kişi tarafından bilinmektedir.

Bioenerji çalışmaları sırasında uygulayıcıların karşılaştıkları; uygulama yapılan kişideki hipnotik durumdan ciddi bir şekilde etkilenilmiş ve bu durumu ilk önceleri uyurgezerlik gibi düşünmüşlerdir. Hipnoz ve manyetizma üzerinde çalışmalar yapmışlar ve bu durumu açıklamaya yönelik açıklamalar ortaya koymuşlardır. Hipnoz ve manyetizmayı hastalıkların iyileştirilmesi amacıyla kullanmaya çalışmış, imajinasyonun insan hayatındaki etkisi eski yunan hekimlerinden sonra yeniden değerlendirilmeye başlanılmıştır.

Hipnozun yanı sıra bioenerji konusunda da açıklama çabaları ve teoriler sürekli devam etmiş ve belirli bir yöntem, açıklama ortaya koymaya çalışmışlardır.

İlk önceleri bioenerjiyi, manyetizörlere ait ruhsal bir enerji olarak algılama eğilimi nedeniyle; duygular (dokunma, niyet, istek, irade, ilgi, dikkat, güven, inanç, sevgi, amaç, kalp, duygu, empati, sempati ve benzerleri) ve kavramlar çerçevesinde açıklamaya çalışmışlardır. Daha sonraları ise manyetik alan ölçüm cihazlarının geliştirilmesiyle paralel olarak bioenerjinin fiziksel bir yapısı olduğu görüşü hakim olmaya başlamış; manyetik akışkan (seyyale), dalga ve yayım kuramı, ondulation kuramı (dinamik veya dalga teoremi), cevher kuramı, telkin temelli kuramlar ve benzerleri. Bu yıllarda yoğun olarak araştırılan elektrik konusundaki gelişmelerden de etkilenerek, manyetizma ve elektriğin yapısının benzerliğinden etkilenerek kendilerine değişik tedavi yöntemleri oluşturmaya çalışmışlardır.

Böylece bioenerjiyi, yeteri olarak incelenmemiş ve açıklanamamış bir fizik olayı şeklinde algılamışlar ve bu konuda birçok kuram geliştirmişlerdir. Kendi görüş ve kuramlarını gerçekleştirmeye çalışarak yeni birçok fikir ortaya koymuşlardır.

Daha sonraları bir yandan bu alana ilişkin oluşturdukları okul ve akımlar ile varlıklarını sürdürmeye çalışarak klasik tıp ile mücadele etmek zorunda kalmış ve bir yandan da kuram oluşturarak kendilerini açıklama ve geliştirme çabasına içerisine girmişlerdir.

İnsanın hem ruhsal hem de fiziksel yönü olması sebebiyle sözü edilen manyetik enerji elbette bu iki yapının etkileşimi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda manyetik çalışmalar, hem zihinsel hem de fiziksel performansın bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bioenerjiyi anlama sürecinde manyetik alanların varlığı kabul edilip kullanılmasına rağmen, bioenerjinin kaynağı konusunda birçok görüş ortaya konulmuştur. Manyetik alanların kaynağının ve kullanılmasının; sadece ruhsal bir yapıdan kaynaklandığı, elektriksel bir yapısı olduğu, bedenimiz üzerinde yıldızların etkilerinin bulunduğu, evrensel bir manyetik alan içerisinde yaşadığımız, buharımsı bir manyetik yapımız olduğu, manyetik kutuplar şeklinde bedenimizin şekillendiği, özel-saf bir enerji şekli olduğu ve benzeri şekillerde birçok kuramlar ortaya konulmuştur.

Kimi kuramcı, bireyi; enerji küpüne benzeterek, insanı: aldığı bioenerjiyi; duygu, düşünce ve davranışa dönüştüren bir makine gibi algılamıştır. Kimi kuramcı ise mıknatısların iyileştirici etkisine güvenerek, hasta organlara benzer mıknatıslarla insanları tedavi etmeye çalışmış ve uygulamalarına devam etmiştir.




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə