Latin ameriKA’dan bir devrim fotoğrafçisi liborio noval



Yüklə 24,37 Kb.
tarix04.02.2018
ölçüsü24,37 Kb.
#23968

LATİN AMERİKA’DAN BİR DEVRİM FOTOĞRAFÇISI LIBORIO NOVAL

Özge Baykan, Deniz Özgür


Kübalı ünlü fotoğrafçı Liborio Noval, mart ayında İstanbul’daydı. Elli yıldan bu yana, Küba Devrimi'ni, devrim sonrası Küba’yı ve dünyanın çeşitli ülkelerini fotoğraflayan 71 yaşındaki fotoğrafçıyı belki bir kısmımız Che Guevera ve Fidel Castro fotoğraflarından hatırlayacağız. Kendini politik bir fotoğrafçı olarak tanımlayan Liborio Noval ile, Küba Dostluk Haftası Etkinlikleri kapsamında hem Ankara hem de İstanbul’da fotoğrafseverlerle buluşan sergisi, devrim sonrası Küba ve tabii ki elli yıllık fotoğrafçılık hayatına ait anılar üzerine söyleştik.
Öncelikle bize fotoğrafçılığı neden seçtiğinizden bahsedebilir misiniz? Çünkü bildiğimiz kadarıyla önceden reklamcılıkta çalışıyordunuz.

Evet, 1953’ten 1957’ye kadar reklamcılıkla ilgili bir şirkette pazarlamayla uğraştım. Şirketin ticari işler bölümünde çalışıyordum. Bir gün fotoğrafçılık bölümüne geçmek isteyip istemediğimi sordular. Hemen kabul ettim. Ticaretten sıkılmıştım, yorulmuştum.


Bu arada fotoğrafla ilgileniyor muydunuz?

Hayır, özel bir ilgim yoktu fotoğrafa.


Fotoğraf makineniz var mıydı?

Hayır. Doğrusu şu ya, hayatımda hiç fotoğraf çekmemiştim! Bana laboratuarda çalışmam için neler yapmam gerektiğini anlattılar. Karanlık odada negatif yerleştirmeyi bile orada öğrendim. Sonra negatifi atıp atmayacağımı bile soruyordum, yani hiçbir şey bilmiyordum. Ama fotoğrafçılığı çok sevdim orada. 1959’un ocak ayında 'Devrim' dergisinde çalışmaya başladım. 1965 yılının ekim ayına kadar da orada çalıştım. Bu dergi daha sonra 'Granma' dergisine dönüştü ki bu dergi de Küba Komünist Partisi’nin kurumu oldu.


Peki o dönemin Kübasından bahseder misiniz biraz bize? Nasıl bir ortam vardı, henüz devrimin yeni olduğu o yıllarda?

İlk günler, ilk aylar ya da ilk yıllar, Küba’da önceden bu yana var olan gazetecilik anlayışı birden bire değişti. O dönem, hangi amaçlarla devrim yapıldığını anlamaya çalıştım. Ülkedeki yaşamla ilgili röportajlar yapmaya başladım. Büyük bir okuma yazma kampanyası başlamıştı. 1961 yılında Domuzlar Körfezi çıkartması yapıldı. Devrim düşmanlarının Küba’ya yönelik saldırıları vardı. Bütün bu zorluklardan geçmek zorunda kaldık. Castro’nun devrim sonrası Küba’yı dolaşması, Che’nin yaptıkları ve diğer devrimci liderlerin yaptıklarını izlemeye başladım. Ta 2003 yılına kadar... Ki o yıl da emekli oldum.


Sizin siyasetle aranız nasıldı o aralar?

Çok iyiydi. Siyasetle aram her zaman iyiydi. Devrim yapılmadan önce ülkemde nasıl bir yaşam olduğunu çok iyi biliyordum. 1953’ten 1958’e kadar ülkemde olup bitenleri gördüm, her şeye tanık oldum. Hem şehirlerde hem de köylerde nasıl yaşandığını iyi biliyordum. Hiçbir okul ve hastane yoktu. Doktorlar genelde hep şehirlerdeydi. Hiçbir politik uzlaşma olmadığı halde Fidel Castro öncülüğünde devrim gerçekleşti. Devrimin iyi olduğundan hiç şüphe etmedim.


D evrime bugünden baktığınızda düşüncelerinizde değişen bir şey var mı?

Hayır. Şöyle anlatabilirim size: Biz eskiden çok fakir ve küçük bir ülkeydik. O zamandan bu zamana bir sürü şey oldu. Bütün ülke içine yayılmış bir sağlık sistemimiz var artık. Eğitim her yerde. Ve bütün bunların hepsi ücretsiz. Her yerde okullar var. Dağların köşelerinde, elektriğin gitmediği yerlerde bile eğitim var. İki üç öğrencisi olsa bile her yerde okul var. Öğretmenleri var, televizyon var, bilgisayarları var ve elektrikleri de var. Televizyonda tek bir kanal var ve açık öğretim dersleri buradan izlenebiliyor. Herkes için açık üniversite. Dağlarda 68 bine yakın doktor var. Üç yüz elli kişiye bir doktor düşüyor yaklaşık. Bu gelinen noktaya bakarak diyebilirim ki, şimdi de, eskiden olduğu kadar arkasındayım devrimin.


Fidel ve Che ile nasıl tanıştınız, onlarla ilişkiniz nasıldı?

Che’yi tanıdığımda onun kim olduğunu biliyordum. Aramızda özel bir ilişki doğdu. Gönüllü çalışma kampanyaları başlamıştı o dönem. Evi olmayan insanlar için inşaat yapılıyordu. Bir pazar günü çok erken bir saatte gazete işi için bu inşaat alanlarından birine gittim. O sırada Che geldi. Bir süre sonra dikkatini çekmiş olmalıyım ki “Orada ne yapıyorsun?” diye sordu? Gazete için haber yapmaya geldiğimi söyledim. “Çalışmaya gelecek misin?” diye sordu, ben de “Evet, gazete için fotoğraf çekeceğim.” dedim. “Bunu sormuyorum, ben sana bizimle beraber burada çalışıp çalışmayacağını soruyorum.” dedi. Gülümseyerek, “Tamam” dedim. O da “Fotoğraf makineni oraya bırak, gel.” dedi. O sabah saatlerce beraber çalıştık. Bu onunla ilk karşılaşmamdı. Bu şekilde çalışılan başka bir bölge daha vardı. “Bir pazar günü de oraya gelip çalışacaksın o zaman.” dedi bana. Söz verdiğim gibi oraya gittim, hem fotoğraf çektim hem çalıştım. Ve bundan sonra da bunun gibi pek çok karşılaşma yaşandı. Bazı zamanlar fotoğraf hakkında konuşuyorduk. Bazen elimdeki makineyi istiyor, o da fotoğraflar çekiyordu. Fotoğrafa meraklı bir insandı.


Peki Fidel’le aranız nasıldı?

Fidel’in kırk dört yıl boyunca fotoğraflarını çektim. Ama şunu hemen eklemeliyim, Fidel’in fotoğrafçısı değilim. Gazetelerde, pek çok yerde böyle yorumlar yapılıyor. Diğer birçok arkadaş gibi ben de belli bir süre içinde çeşitli zamanlarda onun fotoğraflarını çektim.


Ne kadar yakındınız?

Çevresinde birçok fotoğrafçı vardı, bazen dört-beş tane bazen on beş tane fotoğrafçı oluyorduk. Bana derseniz ki daha yakın bir ilişkiniz var mıydı diye, diğer fotoğrafçılar ne kadar yakınsa ben de o kadar yakındım diyebilirim. Hepimize yakındı Fidel.


Peki konuşur muydunuz Fidel’le?

Tabii ki konuşurduk, o da bizimle konuşurdu. Basınla beraber yolculuğa çıktığımızda, hep bizimle toplantı yapıyordu. Nasıl çalıştığımızı merak ediyordu. Nasıl durumda olduğumuzu, rahat olup olmadığımızı, otelde ne yediğimizi bile merak ediyordu. Her şeyle çok ilgileniyordu. Bazen gün içinde 18-20 saat çalışmak zorunda kalıyorduk. Sabah 8’de başlayıp gece yarısı 3’te bitirdiğimiz oluyordu. Gerçi, hepimiz tecrübeliydik bu konuda. Hiç tatil yoktu. Yedi-sekiz yıl böyle devam ettik. Dağa gitmemiz gerekiyordu, işe gitmemiz gerekiyordu, eve gitmemiz gerekiyordu. Bunların hepsini aynı günde yapıyorduk. Yani, Fidel’le bu toplantıları yaptığımız sıralarda tecrübemiz vardı çalışma şartları ile ilgili. O da bizim gibi o saatlerde uyanık olur ve çalışırdı. Artık buna alışmıştık.


Fotoğraf çekiyor musunuz Türkiye’de?

Evet biraz, ama daha çok turistik.


Küba dışında fotoğraf çektiniz mi?

Tabii ki bir sürü yere gittim. Nikaragua, Arjantin, Çekoslovakya, Bulgaristan, Finlandiya, Sovyet Rusya, Çin, Peru, İspanya, Bolivya, Venezüella ve Türkiye...


Bütün bu yerlere iş sebebiyle mi gitmiştiniz, kişisel çalışmalarınız için mi?

Daha çok iş sebebiyle ama mesela burada sadece bir turistim. (gülüyor)


Gittiğiniz yerlerin bir kısmı komünist rejimde, bir kısmı değil. Size göre bu ülkeler arasında ne gibi farklılıklar vardı?

Ben genelde Latin Amerika ülkelerini gezdim. Yani oralarda çok vakit geçirdim. Yoksulluk, işsizlik... Venezuella’dan Arjantin’e kadar durum hep böyleydi. Fakat diğer ülkeleri yeterince tanıyıp anlayabilmek zaman ister.


Türkiye’yi nasıl buldunuz bu anlamda?

Öncelikle Türkiye’yi çok iyi tanımıyorum. Ama çok iyi bir gözlemci olduğumu düşünüyorum. Ayakkabı temizleyen ve para isteyen çok az insan gördüm burada. Varsa da ben görmedim. Örneğin Çin’de böyle bir tabloya daha kolay rastlarsın çünkü çok büyük bir nüfus var orada. Yüz elli milyonun üstünde yoksul var. Ancak bugün artık kapitalizm tamamen global bir şey...


Kapitalizm global mi?

Hayır. Benim söylemek istediğim şey -kimseyi eleştirmek istemiyorum ama- Türkiye’de de böyle. Televizyonlar bütün dünyadaki televizyonlar gibi. Hep aynı cins, aynı çeşit. Televizyonu açtığınızda bir sürü reklam, hepsi birbirini takip ediyor. Haberciler artık haberci değil, on tane reklam sonra aynı haber. Küba’da farklı bir televizyonumuz var, reklamlar yok.


Peki sizce fotoğrafçı kimliğiniz mi siyasi kimliğiniz mi daha baskın?

Bir fotoğrafçıyım ama ülkemin politik görüntüsünü yansıtıyorum. Düşünüyorum ki fotoğrafla ülkemin politik durumunu anlatıyorum ve bunu yapmak durumundayım. Fotoğrafçılık dışında aynı zamanda politik bir insanım. Ama politikacı değilim, fotoğrafçıyım. Politik durumu ve sosyolojik durumu konu edinen bir fotoğrafçıyım.


Elli yıllık fotoğrafçılık hayatınızda sizi çok etkileyen bir anınız var mı?

Aslında belki de en önemli anılarımdan biri size az önce anlattığım Che ile karşılaşma anımdır. Che’ye saygı duymaya devam ediyorum. Benim için Che yaşıyor. Fiziksel olarak değil ama değişik bir biçimde yaşıyor. Dünyanın her tarafında rastlayabilirsiniz ona. Amerika’da yapılan bir gösteride bile. Che’nin en popüler olan fotoğrafını çeken Alberto Korda o meşhur fotoğrafına da çok teşekkür. Bakın İstiklal Caddesi'nde bile bir sürü Che fotoğrafı var, bu Che’nin hâlâ yaşadığı anlamına geliyor.


Peki bir fotoğrafçı olarak, hatta Che’nin fotoğraflarını çekmiş biri olarak, Che fotoğrafının ticari pek çok eşyanın üzerinde bir amblem olarak kullanılmasına nasıl bakıyorsunuz?

Yaşadığımız dönemde bunlar yaşanıyor maalesef. Mesela, bu fotoğrafı çeken kişinin bire bir yaşadığı bir olay var: Smirnoff'un votka şişesi üzerine bir seferinde Che’nin o resmini koymuşlardı, sonradan dava açıldı ve onu çıkarmak zorunda kaldılar. Elli bin dolar tazminat aldı. Daha sonra da bu parayı kanserli çocukların tedavisi için ilaç parası olarak bağışladı kendisi.


Küba’da insanlar genel olarak mutlu mu sizce?

Bazıları mutlu bazıları mutsuz ama ben mutluyum kendi adıma. Küba’daki insanların bazı şeyleri var bazı şeyleri de yok. Konuşmanın burasında bize karşı bir ambargo olduğunu hatırlamalısınız. İhtiyacımız olan ilaçları bazen alamıyoruz Amerika’dan. Bize daha pahalıya patlayacak başka bir ülkeye gitmek durumunda kalıyoruz. Bu durumda tabii ki mutlu olmayan insanlar var. Ama Türkiye’de yok mu?


Fotoğrafla ilgili son projeniz nedir? Şu anda ne ile uğraşmaktasınız?

Artık gazeteden emekli oldum, fotomuhabirlik yapmıyorum. Daha kişisel işler yaptığım söylenebilir. Birincisi artık dijital makine kullanıyorum daha çok. Ambargo nedeniyle, siyah beyaz baskı için fotoğraf malzemeleri bulmakta bile güçlük çekiyorum. En son Havana’da çekimler yaptım. Bu çalışma bir yılı aşkın bir süre devam etti. Ve bu fotoğraflar 'Havana Şehrinin Detayları' adı altında bir kitapta toplandı.


Geniş Açı, 2005

Yüklə 24,37 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə