Microsoft Word 24-Alim ile Arif



Yüklə 23,56 Kb.

tarix05.10.2017
ölçüsü23,56 Kb.
növüYazı


Konu: Ruhsal  nsan 

Yazı: 24 

 

 

 



 

 

Âlim ile Arif 



 

 

Doç. Dr. Haluk BERKMEN 



 

 

 



  Arif kişi gerekli olanı yapar ve olayları izlemekle kalmaz, onlara katılır. Bu katılım ‘başkasının 

işine  karışmak’  şeklinde  anlaşılmamalıdır.  Daha  çok  içselleştirmek  olarak  tanımlanabilir. 

Eğer  basit  bir  şekilde  açıklamak  gerekirse  şöyle  bir  benzetme  yapabilirim.  Bilgi  sahibi  âlim 

gören  ve  işiten  kişidir.  Bilge  olan  arif  ise  tadan  kişidir.  Görmek  ve  işitmek  beden  dışındaki 

birtakım olay ve oluşumlardan haberdar olmayı sağlar. Oysaki tatmak, beden dışından beden 

içine  alarak  haberdar  olmayı,  tadılanla  bütünleşmeyi  sağlar.  Duymak  ve  görmek  en  genel 

anlamda “seyirci kalmak” şeklinde tanımlanırsa, tatmak “olaya katılmak” olarak tanımlanabilir. 

 

  Yani,  katılmak  “içselleştirmek”  demektir.  Bir  olaya  katılmak  başka  kendine  fazlaca  dert 



edinmek  başkadır.  Olayı  içselleştirip  kendine  mal  edinirken  aşırı  etkilenmemek  ve 

bağlanmamak  gereklidir.  Bilge  kişiler  hem  bağlıdırlar  hem  değildirler.  O  anda  karşılarında 

duran  sorunla  bütünleşirler  ve  bağlanırlar.  Fakat  kısa  sürede  bu  bağı  koparmayı  da  bilirler. 

Daha doğrusu, bağlanmanın şart olduğunu bilirler ama bu bağ onları bağlamaz. 

 

  Bilim  çelişkiden  hoşlanmaz.  Düz  mantığı  tercih  eder  ve  neden-sonuç  ilişkisini  doğrusal 



mantıkla  açıklamaya  çalışır.  Günümüzde  bilim  dediğimiz  disiplinlere  eskiler  ilim  diyorlardı. 

lim sahibi insana âlim ve âlimlere de ulema deniyordu.  lim sahibi insan olan âlim gözlemci 

yaklaşımı  ve  lineer  (doğrusal)  mantığı  tercih  eder.  Âlimin  olaylara  bakışına  lmen  Yakin 

denirdi.  Tüm  bilim  adamlarının  olaylara  bakışı  ilmen  yakin  düzeyinde  olup,  ayırımcı  ve 

sınıflandırıcıdır.  Bilim  tarafsız  kalmak  iddiasında  olduğundan  gözlemi  tercih  eder  ama  her 

gözlemde bir miktar katılım olduğunu da unutur. Eğer âlim kişi olaylara katılımla yaklaşmayı 

başarırsa  ve  ikili  mantığın  yetersizliğini  kavrarsa  arif  olur.  Arif  olan  olaylara  bütünsel  ve 

kapsayıcı bir bakışla katılabilen kişidir.  

 

  Dolayısıyla  arifin  bakışı  ayırımcı  ve  sınıflandırıcı  değildir.  Bu  yaklaşım  ve  kavrayış  şekline 



Aynen  Yakin  adı  verilir.  Yani  kişilere  ve  olaylara  düşünce  boyutunda  gözlemle  değil, 

ayırımsız ve önyargısız olarak katılımla yaklaşır. Dolayısıyla, âlimin uğraştığı konu  lim, arifin 

eylemleri  ve  uğraş  alanı  Marifet  olarak  bilinir.  Aradaki  fark  birinde  (ilimde)  düşüncenin  ve 

gözlemin  bulunuşu,  diğerinde  ise  düşüncenin  yerine  katılımın  ve  sezginin  bulunuşudur. 

Marifet sahibi kişi düşünerek marifetini ortaya koymaz. Marifet, sezginin yardımıyla, bir anda 

ve düşünmeden ortaya çıkar. Bunun nasıl çıktığını arif olan kişi de anlayamaz, çünkü akıl ve 

mantıkla bu durumu açıklayamaz. 

 

  Sanat  alanında  bu  marifet  yetisine ilham  diyoruz.  Şair  ilham  bekler,  ressam  ilham  bekler, 



besteci  ilham  bekler.  Fakat  bu  “ilham”  denen  yeti  beklemekle  ortaya  çıkmaz,  aniden  bir 

şimşek  parlaması  gibi  gelir.  lhamın  gelişine  hazırlıklı  olmanın  yolu,  insanın  belli  bir  konuya 




tüm varlığı ile katılması ve odaklanmasıdır. Hazırlık, şu bakımdan faydalıdır:  lham geldiğinde 

onu kullanılabilir bir şekle veya estetik bir görüntüye dönüştürmek için gereklidir.  

 

  Yetenekli  sanat  adamları  sezgileri  kuvvetli  olan  kişilerdir.  lham  sahibidirler.  Bu  bakımdan 



onların benlik boyutuna Nefs-i Mülhimme denebilir. Fakat bir makam olan Nefs-i Mülhimme 

boyutu  sanatçı  olmanın  çok  ötesindedir.  Sanat  insanı  aklı  ile  ruhunu  birlikte  ve  ayırımsız 

kullanabiliyorsa  marifet  sahibi  ruhsal  insan  boyutunda  bulunabilir.  Önemli  olan  ilham 

geldiğinde  yeteneklerini  nasıl  kullandığı  ve  sanat  yapmazken  nasıl  davrandığıdır.  nsanın 

yetenekleri  ona  verilmiş  olan  bir  yumak  iplik  gibidir.  Zaman  içinde  kendindeki  yetenekleri 

kullanarak  bu  malzemeyi  dokur  ve  iplikten  kumaş  oluşturur.  Her  insanın  dokuduğu  kumaş 

onun benlik boyutu olup, kumaşın motifleri ve süsleri farklı olabilir. Motifler ve süsler kumaşın 

dış  görünüşüdür.  Ama  kumaşın  dokunuşu  ve  örgü  yapısı  son  derece  önemlidir.  Sağlam  bir 

kumaş çabuk yıpranmaz ve çekiştirilince yırtılmaz.  nsan da kendi yapısını sağlam bir kumaş 

gibi  dokumuşsa  zorluklar  karşısında  yılmaz  ve  dağılmaz.  Bunu  da  bir  bakıma  eğitimle 

sağlamak mümkündür. 

 

  Bu bakımdan eğitim toplumun temel direğidir, denebilir. Bilgiyi veren ve sezgilerin 



gelişmesini sağlayan eğitimdir. Eğitimin amacı bilgi aktarıp bilgili insan yetiştirmek olduğu 

kadar bilge insan, yani arif yetiştirmek olmalıdır. Eskiden eğitimle ilgilenen bakanlığına 

Maarif Bakanlığı denirdi, çünkü amacı arif insan yetiştirmekti. Günümüzde ise bu tanım 

geçersiz kabul edilmekte gözleme ve doğrusal mantığa dayalı öğretim aktarılmaktadır. 

 

  Eğitimin amacı sadece bilgi vermek, dolayısıyla bilgin yetiştirmek olmamalıdır. Eğitimin 



amacı genci eğip bükerek onu hem bilgili hem de bilge kişi, yani arif insan olmaya 

hazırlamaktır. Arif kişi yetiştirmek istiyorsak okullara ahlak dersi koymamız gerekir. Ahlak 

dersi din dersi değildir. Batılı kavramla “etik” de değildir. Etik toplum kuralları ile ilgilidir, 

ahlak ise insanın özü ile ilgilidir ve özün doğru şekillenmesine önem verir. 

 

  Gerçek ahlak sahibi insan özünü tanıyan ve onun gerektirdiği şekilde davranan kişidir. 



Özünü tanımak ise kendini tanımak demek olduğuna göre, ahlaklı insan öncelikle kendini 

tanır ve ruhuna değer verir. Bu sayede diğer insanların ve doğanın da ruhuna önem vermeyi 

öğrenir. Kendini tanıma konusunda Yunus Emre’nin şu görüşüne önem verelim: 

 

lim ilim bilmektir 



lim kendin bilmektir 

Sen kendini bilmezsin 

Ya nice okumaktır. 

 

Okumaktan murat ne 



Kişi Hakk'ı bilmektir 

Çün okudun bilmezsin 

Ha bir kuru ekmektir. 

 

Okudum bildim deme 



Çok taat kıldım deme 

Eğer Hakk bilmez isen 

Abes yere yelmektir. 

 

Dört kitabın mânası 



Bellidir bir elifte 

Sen elifi bilmezsin 

Bu nice okumaktır. 



 

Yiğirmi dokuz hece 

Okursun uçtan uca 

Sen elif dersin hoca 

Mânası ne demektir. 

 

Yunus Emre der hoca 



Gerekse bin var hacca 

Hepisinden iyice 

Bir gönüle girmektir. 

 

 



 

 

 





Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə