Mit dünden bugüne gizli dünyanin bilinmeyenleri tuncay özkan



Yüklə 3,49 Mb.
səhifə23/53
tarix08.03.2018
ölçüsü3,49 Mb.
növüYazı
1   ...   19   20   21   22   23   24   25   26   ...   53


görevlerini yapamayacak duruma geliyorlardı. Bu tepkiler sırasında ordu

kökenli olan MİT mensuplarına tercih hakkı tanınarak MİT'in devamlı

kadrosuna geçmelerinin teklif edilmesi dahi dile getirilmiştir.

Bu eleştirilerin odak noktasında yeralan ve rahatsızlıklara yolaçan

düşünce ordunun MİT içindeki etkinliğinin yarattığı sakıncalardır.

Silahlı Kuvvetler MİT'i yönetmektedir, ancak MİT, Silahlı Kuvvetlerin

içinde istihbarat çalışması yapamamaktadır. Bu mevzuat gereği yasaktır.

ASKERLER MİT'İ BIRAKMIYOR

İstenilen şey MİT'in sivilleştirilmesidir. Bu olmadığı için ordunun bir

bölümü MİT içinde kalarak sürekli iç politikanın kazanlarında ya

kaynamakla, ya da o kazanların altındaki ateşi körüklemekle meşgul

olmaktadır. Sivilleşme o zamanlar bütün tartışmalara karşın bir hayal

olarak kalacaktır. Oysa Türkiye'yi MİT'in çalışmaları açısından çok önemli

günler beklemektedir. MİT bunları karşılamaya hazır değildir. Çünkü

tartışmaların odağından kurtulup kendi asli görevine bir türlü

dönememektedir.

Bu döneme ilişkin anıları çok önemli olan bir eski istihbaratçı Ergun

Gökdeniz, yeni yasanın hazırlanmasında aktif görev alanlardandır. Önce

Siyasal bilgiler Fakültesini, ardından hukuk öğrenimini tamamlayan

Gökdeniz ,1951 yılında Kaymakamlık stajı için bulunduğu İstanbul'da

Emniyet Kaçakçılık Bürosunda geçici bir göreve getirilir. Daha sonra

Emniyet Genel müdürlüğü İstihbarat Dairesi'ni oluşturmakla

görevlendirilen, MİT yasasının hazırlayıcıları arasında yeralan,

Amerika'da eğitim gören, İstanbul 2. Şube Müdürlüğü görevinde bulunan

Gökdeniz,1962 yılında , " Başına bir yerde bir kaza geleceğini anladığı

için" istihbarat görevinden Mülkiye Müfettişliğine geçer. Daha sonra

Mardin valiliğine getirilen, Merkez Valisi olarak görev yapan Ergun

Gökdeniz CHP iktidarı sırasında 1978 yılında atandığı Isparta Valiliğine

gitmeyerek görevinden emekliye ayrılır. Aynı yıl Ankara Barosu'nda

avukatlık stajını yapan Gökdeniz, o tarihten buyana serbest avukat olarak

çalışıyor. Gökdeniz olaylarla geçen 1950-1978 yıllarını ve bu dönem

istihbaratıyla 1995'lı yılların istihbarat çalışmaları konusunda

sorularımıza şu yanıtları verdi:

İSTİHBARAT UZMANI ERGUN GÖKDENİZ ANLATIYOR

- Sizin için 1960 ihtilali ne ifade ediyor?

Gökdeniz:1960, milattan önce milattan sonra gibi; Türk devleti için bir

başlangıç hatta sondur. Dolayısıyla bütün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin,

organlarının yenilenmesi gerekliliğine inanan bir iktidar kadrosunun

yapmakta olduğu tasarrufla babali düşürülecekti.İhtilal idaresi herkes

gibi MİT'ten de geçmeyi düşünüyordu, tabiki kötü niyetle falan değil, daha

iyi olması için .Fakat daha iyi derken bunun da yoruma açık olduğu bir

gerçek.

- 1960'dan önce emniyet istihbaratında mıydınız?

Gökdeniz:1960'da ben Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığını

kurmaya memur edildim. ihtilal idaresi tarafından ve daha önce de ben

ilginçtir Amerika dönüşünde aynı şekilde görevlerde

bulunmuştum.İhtilalcilere de bunu anlattım. Dedim ki"Ben1959 yılında Namık

Gedik'in emriyle Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Teşkilatını yeniden

kurmaya memur edildim. Sonra aklınıza birşey gelmesin."

- Düzenleme Önemli İşler Müdürlüğü için değil mi?

Gökdeniz:Önemli işler evet. Yasal deyimi ile 3201 sayılı Emniyet Teşkilat

Kanununda öngörülen Önemli İşler Müdürlüğü. Önemli İşler Müdürlüğü aslında

istihbaratı yapmakla görevlendirilmiş bir müdürlük olmasına rağmen, ben bu

görevi teslim aldığım zaman Önemli İşlerin son derece önemsiz işlerle

uğraştığını gördüm. Bu bir eleştiri değil de tespit. Benim için gerçekten

üzücü oldu. Bu görevi teslim aldığımda çok iyi durumda olmuş olsaydı

diyorum.

-Bu dönemde MAH bünyesinde görev alan kişiler sizin iki numaralı

cetvelinizden maaş alıyorlar.Uzman emniyetçi olarak...

Gökdeniz:Efendim,orası biraz karışıktı.Çünkü malum talimat üzerine bazı

işlemler yürütülmüş. Zamanla gelişen bir trend içinde. İstihbaratın yasal

kılıfının hıazırlanmamış olmasının sıkıntılarıdır bunlar. Bundan önce de

Önemli İşler yokken Emniyet teşkilat kanununda yasal kılıfı

bulunmayan"özel birimler" kurulmuştur. Bu özel birimler benim organize

etmiş olduğum "küçük guruplar" adıyla, hücre değil yanlız, siyasi şubeye

eş anlamlı küçük gruplardır. Siyasi şube legal olarak dernek

yöneticilerinin söylediklerini, yaptıklarını toparlarlar. Bunun dışında

aktif bir eylemleri olmamıştır. Malumunuz MAH o dönem espiyonaja bakardı.

CIA, FBI KAVGASI GİBİ

-Önemli İşler Müdürlüğü kontrespiyonaja da bakar mıydı?

Gökdeniz:Hayır, hayır.Yasada zaten öyle birşey yok. Yasada sadece kadro

var. Ne yapacağı hakkında hiç bir bilgi yok. Amerika'da CIA ile FBI hep

bir noktada çakışmışlardır. CIA biliyorsunuz kontr espiyonaj

faaliyetlerini espiyonaj faaliyeti olarak yürütmüşler. FBI'da kontr

espiyonaj faaliyeti yürütüyor.Bunlar birbirlerinden o kadar ayrılmaz

şeyler ki, bir anda bakıyorsunuz ki sınırı geçiyorsunuz.İşler birbirine

karışıyor.Kah CIA, FBI'ın işine karışmış, kah biri diğerine. Bu yanlız

bizde değil İngiltere'de, Fransa'da, Rusya'da bu kavgalar yetki kavgaları

olmuştur. Hatta yani Amerika'da olduğu gibi CIA ve FBI düşman kardeşler

olmuşlardır.Şimdi Türkiye'de misal olarak söylüyorum, bir Suriyeli

diplomatı aldınız, Suriyeli diplomatla yatıyorsunuz, onunla

kalkıyorsunuz. Diplomatlarla birlikte yaşarken bir anda kendizi Şam'da

buluyorsunuz.Yani çorap söküğü gibi ya Lübnan'da buluyorsunuz ya da

İsrail'de. Atladınız gittiniz.Hemen ipuçlarının peşine. Bu durumda biz

gidip kapıyı çalıyoruz, artık bu Suriyeli diplomat bizim elimizden çıktı,

size veriyoruz diyoruz.

Buna genellikle elemanlarımız çok itiraz etmişlerdir.Biz operasyonu

başlattık, bir noktaya geldik,şimdi ne diye verelim diye. Ben çocuklar

burada bizim sınırlarımızın dışına taşmıştır deyip, MAH'tan arkadaşlara

teslim ettiğim çok olmuştur. Bu bir olgunluktur.Sonra operasyonlarda

mesleki kıskançlıklar olabilir, kendisi başarıyı paylaşmak istemiyordur.

Aslında bunun mesleki kıskançlıkla bir alakası yok, memleketin yüksek

menfaatleri nedeniyle böylesine kısır örgüt çekişmelerine ben izin

vermedim. Zamanın Fuat Paşasından tutunda Ziya Paşasına varıncaya kadar

son derece iyi ilişkilerimiz olmuştur. Çünkü memleketin yüksek menfaatleri

söz konusu olduğunda sen yaptın ben yaptım gibi kısır çekişmelere girmenin

hiç bir anlamı yoktur. Bunu, ben çalıştığım mesai arkadaşlarıma da

öğretmişimdir. MAH'la beraber emniyetin çekişmeleri bunlardan

kaynaklanmıştır. O tarihten önceki çekişmeler yüzünden ahenkli bir çalışma

ortamı sağlanamamıştır. bu anlayış meselesidir. bizim getirmiş olduğumuz

bu anlayışın hem MAH'a hem bize çok şeyler kazandırdığı kanısındayım,

çekişmeyi önleyerek.

AMERİKA SEÇER VE YILLARCA BEKLER

-Behçet Türkmen'in gidişini hatırlıyor musunuz?Problemli olmuş.

Gökdeniz:Bu kendi iç sorunlarından kaynaklanıyordu. Şimdi bakın, bir

teşkilata bir kişi monte ettiğiniz zaman bir kan uyuşmazlığı oluyor.

Aşağıdaki kadro aktif olarak sizi kusuyorsa, sizin oraya monte edilmeniz

mümkün değil.O kadarını söyleyeyim. Bizde de çok olmuştur. Bende

olmamıştır, ama niye? Çocukları ben buldum, ben kurdum, ben yetiştirdim.

Onlar bizim birer evlatlarımız olduklarından herhengi bir çekişme de

olmadı, sürtüşme de...

-O dönem Amerikalılar ile ilişkiler sıkça eleştirilmiş. Bunu nasıl

değerlendiriyorsunuz?

Gökdeniz: Amerikalılarla çalışırken, Amerikalıların deyimi ile irtibat

subayı yani Amerikalılarla birlikte irtibatı sağlayan görevliler vardı. Bu

görevlilere aşağıdaki kademeler hiçte iyi bakmıyorlardı.Olaydan

hoşlanmıyorlardı. Hatta birinde de Amerikalılarla çalışırken irtibat

görevini alan sonradan MAH'da daire başkanlığına kadar yükselen ve mahkum

edilen bir MİT elemanı vardır, bu hala tartışıla gelmektedir, Sabahattin

Savaşman . Amerikalılarla ilişkilerde teknik imkansızlıklardan

Amerikalıların bir daveti kabul edilmiştir. Menderes zamanında da MAH'dan

sorumlu Başbakanlık Müsteşarıydı. Ahmet Salih Korur tek başına sorumluydu.

Salih Korur haşin bir adamdı. MAH'la da bir çok sürtüşmelere yol açmıştır.

Amerikalılar teknik yardım konusunda MAH içinde çok cazip görünmüştür.

Aradaki anlaşma teknik ve eğitim konusundaydı. Burada en önemlisi nedir

biliyor musunuz? Amerikalıların bir sistemi var; ilerde bir adamın

Türkiye'de nasıl iş başına geleceğini planlarlar. Transfer edilen

oyuncunun sol açık mı sağ açık mı oynayacağını bilirler.

Bazen bakıyorlar işe yaramıyor derhal iade ediyorlar. Bu Türkiye için pek

geçerli değil ama bir Vietnam için; standartları düşük Asya ülkeleri için

geçerli olmuştur. Amerikalıların istediği kadrolaşma olmuştur. Bu ağı çok

genişletebilirsiniz. Sempatizan değil, aktif görev alabilecek insanlar.

Tasfiye edilebilecekler tercih edilir. Ama MAH'da benzeri bir olay

yaşanmış değildir. Türkiye'nin o tarihte içinde bulunduğu teknik

imkansızlıklar, bunun dışında Amerikalılarla iş birliği, karşılıklı olarak

birbirlerine bilgi vermeyi zorunlu kılmıştır. Bu bilgi teatisinde

bulunurken mesela MAH'ın bazı aktif elemanları bazı bilgilerin

aktarılmaması gerektiği görüşündeydiler. Çünkü istihbaratta önemli olan

nokta bilginin ne miktarının aktarılabileceğidir. Sadece Amerikalılar için

değil genelde önemlidir. Örneğin ismi lazım değil öyle bir bakan gelmiştir

ki o bakana çerez babında bazı istihbarat kırıntıları ikram edilmiştir.

Niye denildiği zamanda bu adama fazla bilgi verilmez denilmiştir. Bu,

istihbarat teşkilatının gücünü gösterir . Nedir bu gücü , yani bakan dahi

olsa güvenilmeyene devlet sırrı verilmez denilmiştir. Bu yalnız Türkiye'de

değildir, tüm istihbarat teşkilatları için geçerlidir. İstihbarat

teşkilatları geçmişlerinde bazı soru işaretleri olan kişilere

gerektiğinden fazla, hatta gerektiği kadar bile bilgi vermezler.

Türkiye'de de aynı kural uygulanmıştır. Bir de bunun başka bir yönü var.

Siz o devlet büyüğüne, bazı bilgiler veriyorsunuz. Bu bilgiler sanki çok

adi şeylermiş gibi sağda solda duruyor, okumuyor bile. Maalesef gereksiz

kişilerin eline düşüyor. İstihbarat teşkilatları bundan son derece

ürküyorlar. Hazırlanan raporlar gereksiz kişilerin eline geçiyor, o

dönemde maalesef böyle şeyler yaşandı.

-Behçet Paşa'nın buradaki etkisi nedir?

Gökdeniz:Behçet Paşa bu süreçte hiç etkilenmemiştir. Çünkü başkanlar o

zaman o kadar etkin değildiler. Başkana bile "diyet kahvaltı" verilebilir.

-O dönem Behçet Paşa izlenmiş.

Gökdeniz:Tabiki bu aşırı birşey. MAH'ın bir hastalığı var, çekişmeler

gurupları yaratıyor. Bu tabiiki son derece yıpratıcı oluyor. Bunu askeri

kökenli olmasına bağlıyorum. Bir kıdem askeriyede çok önemli. MAH kıta

hizmeti dışında , rotasyon hizmeti olmaktan çıkmalıydı. Sağlıklı olan

buydu ama çıkartamadılar. 1960'a kadar böyle geldi. 1960 da MAH'da

kendilerine göre şüpheli gördüklerini görevden aldılar. Burada beceri

veya beceriksizlik değil de kendi kişisel değerlendirmeleriyle yaptılar;

şu adam bize karşıydı, bu adam bize karşıydı, diyerek. Tabii bu gereksiz

şüpheler sadece MAH hakkında değil tüm kişiler hakkındaydı. Emniyet Genel

Müdürlüğü kontrol altına alındı. O zamanki bu askeri harekatı Osmanlı

İmparatorluğu'nun kontrol altına alındığı mütareke dönemlerine

benzetiyorum.

SADİ KOÇAŞ VAKASI

-Sadi Koçaş'ı ve istihbarat üzerine getirdiği tezleri nasıl

değerlendiriyorsunuz?

Gökdeniz: Sadi Koçaş'da belli bir grupla çalışan bir insandı. O grubun

isteklerini yerine getiriyordu. Çünkü ihtilalden sonra ihtilal komitesi

grubunun bir üyesi oldu. Bu defa herkes birbirinden şüphe eder oldu. Bir

yanda devlete bağlı MAH var, bir yanda bunlar. Kişiler biririnden

çekiniyorlar. Çekinmekte haklı oldukları da çıktı ortaya. Çünkü 14'ler

olayı vardı. Tabii 14'ler denilen grup kendilerine karşı olduklarını

gördükleri grubun, aleyhlerine olabilecek her türlü teşebbüsünü

devletteki bazı kişileri elde ederek öğrenmek istediler. Geçirdiler de.

Bu defa ne oldu, devlet adına değil de gruplar adına istihbarat yapan, bu

yönde faaliyet gösteren, bölük pörçük şeyler haline geldi. Bunun farkına

varıldı. Yaptığımız çeşitli görüşmelerde , o zaman Ankara sıkıyönetim

komutanı ve Milli Birlik Komitesi üyesi Korgeneral Cemal Madanoğlu'nun

karargahında hergün toplanıyorduk. Bu toplantılarda bunlar dile

getirildi. Bunun üzerine denildi ki 'Emniyetin hali ne olacak?' Emniyet

çok ağır darbeler aldı. Bu teşkilatı yeniden canlandırmak, motive etmek

son derece güçtü. Vatandaşlar da o derece saplandırılmışlardı ki emniyete

güvenmiyorlardı. Sonra emniyetin içerisinde korkunç bir ihbar furyası

başladı. Çuvallarla ihbarlar geldi. Herkes birbirini ihbar etti. Bu çok

çirkin ve şahsen benim hiç beklemediğim, çok üzücü şeylerdi.

Bunların biz tahkikatlarını yapmadık. Yapmış olsak şu güne kadar sürerdi.

İstihbarat teşkilatının yöneden örgütlenmesi gündeme geldi. Bu arada da

yine makamın etrafında bulunan, ben yaparım diyen bir tür özel girişimci

gibi , subayların taleplerine şahit oldum. Hatta hazırlamış oldukları

planlar, projeler getirdiler. Bunları da üzüntü ile izledim. Bizim

hazırladığımız plan dahili içinde emniyetin örgütlenmesi yapıldı. O günün

zor koşulları altında. Yeniden emniyet güven kazandı. sonra da MAH

parçalandı. Paramparça oldu. Hatta adı lazım değil bir gün birisi bana

dedi ki: ' MAH'ı lağvedelim ve size bağlayalım'. Ben buna karşı çıktım.

Biz bunun doğru olmadığını, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün böyle bir görevi

üstlenmesinin doğru olmayacağını , aslında böyle bir görevin bizlere

verilmiş olmasından şeref ve onur duyacağımızı, buna rağmen memleketin

yüksek menfaatleri açısından son derece tehlikeli ve sakıncalı olacağını

belirttik. Biraz buruk da olsalar bizim görüşümüzü kabul ettelir ve MAH

kaldı.

MAH YAPILANIYOR

MAH'ın başına yine kendi adamları olarak bildikleri adamları getirdiler.

Kendi adamları diye getirdikleri kişilerin hiç de öyle istenmeyen adamlar

olmadıklarını gördüm. Memleket ve vatansever insanlar olduklarını gördüm.

Yanlış şeylere gitmediler.Bizlerin de yardımıyla bazı objektif kararlar

aldılar. 1960-1961 yılları arasındadır. Sonra bu defa dediler ki;' bu

MAH'ıh hali ne ocak?' Dedim ki siz MAH'ı duman ettiniz. Hatta öyle ki

MAH'dan ayrılan 33 elemanı bana yolladınız. Biz onları alıp kırık

kalplarını sardık. Baktık ki MAH'a karşı bir sitemle , siperde savaşmak

gibi bir eğilimleri var. Çeşitli görevler vermek suretiyle bu savaşma

tehlikesini böylece bertaraf ettik. Sonuçta bir gün çağırdılar. Albay

Şinasi'nin başkanlığında Devlet Planlama Teşkilatındaki toplantıda MAH

adını değiştiren bir kanun hazırlığı vardı. MİT Kanununun ilk çıkış

hazırlıkları yapıldı. Bu çalışmalar sırasında gördüm ki , en büyük

itirazların bizden Emniyet ve İçişlerinden geleceği şüphesi vardı. Biz

onların daha iyi yapılanmasına destek olunca bu şekilde ortaya çıkınca

adeta şaşırdılar. Dolayısıyla yasal bir kisveye geçildi. MİT kuruldu.

Bir de çok tartışmalı bir husus vardı. Milli Güvenlik Kurulu (MGK).

MGK'nın kurulmasında benim de nacizhane katkılarım oldu. Bir asker

gruptan bir sivil yönetime kayış var. Asker sivili devamlı izleyecek.

bunu dışardar yanlış kaynaktan öğrenmektense kendisinin de içinde

bulunduğu bir kurumda tartışsınlar. Amerika tartışıyor, Türkiye neden

tartışmasın ki? Amerika gibi demokratiuk bir ülkede antidemokratik olmuyor

da Türkiye'de neden oluyor? Ben bunu anlayamıyorum. Antidemokratik olan

bir örgüt değildir ki,atidemokratik olan kafalardır. Adamın kafası çok

değişikse bu zihniyet meselesidir. Amerika da kurulan MGK, Türkiye'de de

kuruldu. MGK bu dediğim doğrultuda görevini iyi yaptı. Bu dönem içinde de

geçerli, bu dönemde de iyi yapıyor. Bir emniyet sibobu olmuştur. Peki

efendim niye başında GMK sekreteri olarak bir Orgeneral bulunuyor? Olsun,

ne olacak? MGK bir teşkilat değil, bir üst kuruldur. Bakanların,

Başbakanın, Cumhurbaşkanının da katıldığı bir kuruldur. Bakanlarımız,

başbakanlarımız nedense istihbarattan çekiniyorlar.

ADNAN MENDERES'İN BAKANI UYUŞTURUCU KAÇAKÇISI

- Daha önceki hatalı ve keyfi kullanımlardan dolayı mı acaba?

Gökdeniz: Değil, değil. Belki nasıl kullanacağını bilmiyor. Eline bir

rapor geldiği zaman ben ne yacağım diyor. İstihbarat kullanılmak üzeredir.

Eğer elinize gelini kullanmıyor bir kenara koyuyorsanız, devlet

istihbaratını kullanamıyorsanız. o politikacının bakan olmaması lazım.

Çünkü size bir şey veriyor. Türkiye Cumhuriyetinin üzeri kara bulutlarla

kaplı. Yağış var ne yapacaksınız? Bu hava raporunu kullanmanız lazım. Sen

bunları değerlendiremiyorsan, yazlık elbiseyle yağmuru yersin. Türkiye'de

genelde böyle oluyor. Bizdeki bütün başbakanlar istihbarata çok kötü bir

şekilde bakmışlardır. Yani 'yan' bakmışlardır. hala da öyle bakıyorlar.

ben bunu bir türlü çözebilmiş değilim.

1960'lara gelinceye kadar Adnan Bey istihbarata şöyle bakardı. Onun

gözcüsü Ahmet Salih Korur'du. Ahmet Salih Korur'un söylediklerine bazen

önemser bazen önemsemezdi.

-Ahmet Salih Korur İstanbul'a gidip diyor ki Adnan Bey'in telefonlarını

neden dinliyorsunuz? Başbakanların telefonunu dinlemek çok mu imkansızdır?

Gökdeniz: Şimdi Adnan Menderes'in telefonlarının dinlendiğini nereden

biliyor Ahmet Salih Korur? Bilgi tartışılır. O zaman Dışişleri

Bakanlığının da kullandığı bir randevu evi vardı. Lüks Nermin adında bir

kadın işletirdi. Randevu evinin bazı politikacılar tarafından korunduğunu,

dolayısıyla emniyeti ilgilendiren çok önemli bir konuda müdahale

edilemidiğinigörüyorduk. O zaman İstanbul 2. Şube Müdürüydüm. Fuat Paşa'da

operasyon şefiydi; Binbaşı idi. Kendisinden rica ettim, teknik grubunu

aldım ve dinledim randevu evinin telefonlarını. Mesala Namık Gedik

(dönemin İçişleri Bakanı) operasyon olarak bazı şeyler vermişti o zaman.

Örneğin uyuşturucu kaçakçılarından bir tanesini DP 'li bir bakanın evinde

saklandığı iddiası nedeniyle , o zamanki MAH'dan rica ettim. Bakanın evini

dinledim ve doğru çıktı. Uyuşturucu kaçakçısı bakan evinde

saklanıyordu.

- O zaman bu bakan hakkında bir işlem yapılmıştır herhalde, bakan kimdi?


Dostları ilə paylaş:
1   ...   19   20   21   22   23   24   25   26   ...   53


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə