Mit dünden bugüne gizli dünyanin bilinmeyenleri tuncay özkan



Yüklə 3,49 Mb.
səhifə29/53
tarix08.03.2018
ölçüsü3,49 Mb.
növüYazı
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   53

yönelmiştir. Takip ünitesi sürekli olarak fotoğraflar çeker, bir yandan da

video görüntüleriyle olay belgelenir. Savaşman heyecanlı görünüyordur,

arkasını kontrol ederek Güvenlik Caddesinden aşağıya doğru yürür. Güvenlik

caddesinin ortalarında bahçe içinde iki katlı bir eve giren Savaşman

daha sonra çıkıp gider. Gelişindeki rahatsızlık çıkışında yoktur. Ev

İngiliz Denton Thompson'ın dır. Birleşmiş Milletlerde görevlidir. Eski

askerdir ve bir kolunu savaşta kaybetmiştir.

Savaşman'ın İngilizlerle gizli bir faaliyet içinde bulunduğu görüşü

teşkilat içinde hakimdir. Daha sonra Savaşman'ın İngiliz gizli servisinden

Robin Seely'le burada buluşarak MİT'in bazı Ortadoğu ülkeleriyle ilgili

bilgilerini aktardığı da saptanmıştır.

SAVAŞMAN YAKALANIYOR

Savaşman'ın izlenmesine devam edilir. Bir akşam yine evrak dolu çantasıyla

kapıdan çıkar, evine ulaşır. Sonra yürüyerek Nenehatun Caddesine doğru

iner. Yine telaşlıdır ve arkasını kollamaktadır. Caddenin alt tarafında

bulunan bir apartmanın birinci katına girer. Ev Amerikan uyruklu assubay

Inarae Onsager ve eşi Lyle aittir. Subay Ankarada'ki Amerikan üs şirketi

Tuslog'da görevlidir.

Bu temaslardan sonra MİT içinde yapılan tartışmalar Savaşman'a suçüstü

yapılması kararıyla noktalanır.

Savaşman'a yem olarak düzmece evraklar verilir. Savaşman bunları

alıkoyar.10 Aralık 1977 günü herzamanki gibi çantasına yerleştirip

doğruca Nenehatun Caddesindeki Amerikalı'nın evine yönelir. Savaşman 52

numaralı apartmanın 4 numaralı Dairesi'ne girdikten sonra MİT'in ilgili

bütün elemanları kapıda ve evin etrafında önlem almışlardır. Bu sırada

evin kapısı açılınca MİT Ankara Bölge Başkanı Süleyman Yenilmez ile Ankara

Takip Şubesi Müdürü Mehmet Eymür ansızın içeriye dalmak zorunda kalırlar.

Odalardan birinde Savaşman ve bir süre önce Paul Henze'den görevi

devralan CIA Ankara İstasyon Şefi William Philips olduğu anlaşılan şahıs

ayakta durmaktadır. Ne olduğunu anlayamamışlardır.

Savaşman panik halinde koşuşturur. Takipçiler onu yakalayarak etkisiz hale

getirirler.

Philips masanın üzerindeki bir takım evrakı bu arada cebine atmayı

başarır. Cebindekiler alınmak isteyince Amerikalı sert şekilde karşılık

verir. Bir süre devam eden boğuşmadan sonra, baskını gerçekleştirenlerden

Mehmet Eymür'ün sert karşılığı Amerikalı'yı direnmekten vazgeçirir. CIA

ajanı şimdi diplomat olduğunu ve dokunulmazlığının bulunduğunu

belirtmektedir. Ceplerini de boşaltmak durumunda kalmıştır.

Cebinden defterini,Savaşman'a imzalattığı para makbuzlarını ve hüviyetini

çıkartan Philips sakinleşir. Şimdi başını ellerinin arasına almış kara

kara düşünüyordur.

Onsager'lerin evindeki kanepede Savaşman için hazırlanan belgeler bulunur.

Bunlar; KGB Ankara sorumlusu Viktor Vizginof'a KGB merkezince gönderilen

talimat, " SSCB-Türkiye Ekonomik İlişkileri konulu " Çok Gzli" damgalı

rapor, Suriye Genel Kurmay Başkanı Mustafa Tılas'ın Moskova ziyaretiyle

ilgili Fransız gizli servisinin MİT'e gönderdiği bilgi notu ve Kıbrıs

harekatından sonra adaya iskan edilen Türklerle ilgili belgelerdir. Hemen

Savaşman'ın MİT'teki makam odası da aranır. Burada da Ege Ordusu kuruluş

şeması, Kıbrıs savunma-işgal planı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının

çıkarma kuvvetleriyle ilgili bilgiler ile Kıbrıs Türk Kuvvetlerinin

personel listesi ve harcama raporları bulunur. CIA sorumlu Philips'in

üstündeki defterde ise Savaşman'a hitaben yazıldığı sanılan " Ben şehir

dışındayken Rosemary'ye telefon edin müzük seti tamir edilmiştir.

istediğinizde alabilirsiniz deyin. O kız havanın kararmasından sonraki

yarım saat içinde sizi kabul edecektir" yazısı vardır.

Ortadaki sehpada Savaşman için hazırlanan gizllik dereceli sahte belgeler

durmaktadır. Operasyon bitmiştir. Ama CIA ajanının defterinden elde edilen

ve diger MİT mensuplarıyla yapıldığı belirtilen görüşmeler üzerinde

durulmaz. MİT içindeki üst düzey arkadaşları Savaşman için ağlarlar. Olay

aslen kapanmıştır.

Savaşman olayı 25 Aralık 1977 günlü gazetelerin manşet haberi olarak

yeralır. MİT'in üçüncü derecedeki üst düzey yöneticisi casus çıkmıştır.

O ise daha sonra yazdığı anılarında kendisinin CIA hesabına casusluk

yapmasının mümkün olmadığını , çünkü CIA'nın MİT ve ordu hakkında her

türlü belge ve bilgiye sahip olduğunu belirtir.

Ona göre Amerikalı danışmanlardan ve özel şirketlerden bir şey saklamanın

zaten mümkünü yoktur.CIA ile içli dışlı olmak konusu Savaşman'ın

savunmasını oluşturur. Savaşman ayrıca kendisinin görüştüğü ve belgeleri

sattığı CIA mensubu ile diğer MİT üst düzey yöneticilerin de berabar

olduklarını, hatta Amerikalıların bazı üst düzey yöneticilere tatil

olanakları sağladığını da iddia eder. Mahkeme sonunda Savaşman 17 yıl

hapse mahkum olur. Savaşman 1985'e kadar askeri cezaevinde yatmıştır.

Tahliyesinden sonra çökük bir adamdır artık. Parlak askerlik ve MİT

elemanlığı günleri geçmişte kalmıştır artık.Türkiye'nin 1962'deki Bağdat

askeri ateşesi eski teşkilatına karşı kırgınlığını hiç saklamamaktadır..

Sık sık " Bir insan MİT'e pamuk gibi girebilir ve oradan bir kömür

karalığında çıkabilir" der durur. Bir kaç yıl sonra beyin damarlarında bir

kireçlenme sonucu felç olur. Sabahattin Savaşman 1994 Martında geçirdiği

kalp krizi sonucu ölür.

Savunmasında karısının ve çocuklarının üstün statülerinin olması

gereğinden ve çocuklarına iyi eğitim olanakları yaratma arzusundan

bahsetmez. Ama bunları anılarında satır aralarına koymadan da edemez.

Adeta günah çıkartır.

Savaşman operasyonunun ardından Hiram Abas ve Mehmet Eymür taltif

edilirler.

MİT müsteşarı Hamza Gürgüç İngiliz ve Amerikan gizli servislerinin

başkanlarına olayı kınayan sert bir mektup yazdırır. Her iki servis te MİT

den özür dilerler. Bir daha bu tür faaliyetler yapılmayacaktır. Öyle söz

verirler. Oysa bu söz istihbarat teşkilatlarının ruhuna ayırıdır.

Dolayısıyla bu söz hiç bir zaman tutulmamıştır, istihbarat çalışmalarının

doğası gereği zaten verilmemiş kabul edilir.

İKİNCİ AMERİKAN CASUSU

Türkiye'de ilk kez bir Amerikan casusu ortaya çıkartılmıştır. Ancak bu

olaya bağlı olarak bir ikinci Amerikan casusu da 16 Mart 1983 günü

İstanbul'da yakalanır.

Bu kişi de bir asker kökenli istihbaratçıdır. Daha doğrusu ordunun

gözbebeği subaylarından ve 12 Eylül yönetiminin planlayıcılarının sağ kolu

gibi çalışan emekli Kurmay Albay Turan Çağlar dır suçüstü yapılan. Çağlar

da Savaşman gibi kızlarının ve eşinin kolej ve diğer para ihtiyaçlarını

karşılamakta zorlanmaktadır ve Amerikalıların kendisine uzattığı para

kesesini geri çevirememiştir.

Bir de ideolojik gerekçesi vardır ki Savaşman ile hemen hemen aynıdır: "

Nasıl olsa bütün hükümetler ve Genelkurmay Başkanları Amerikan hesabına

çalışıyor. Ben yapınca mı suç oluyor. Bu suç değildir."

Çağlar, MİT tarafından Amerikalılarla ilgili bir telefon dinlemesi

sırasında Ocak 1983 de "oltaya takılır".

1942 yılında Harp Okulundan mezun olan Çağlar, daha sonra 1963'de NATO'da

görev yapar. 1960 yılında 27 Mayıs içinde görev alır ve ihtilal için en

önemli noktalardan biri olan İstanbul Radyoevi'nin Müdürlüğü görevine

getirilir. 1966 yılından itibaren MİT ile ilişkileri vardır. Emekli

olduktan sonra İstanbul Sanayi Odasında görev alan, daha sonra Akbank 'da

Müdürlük görevlerine getirilen Çağlar, yeniden 1978 yılında MİT ile

bağlantı kurar. Talat Aydemir'in anılarında " Arkama dönüp baktığımda

Turan Çağlar yoktu" diye tanımladığı Çağlar; çevresinde olayları

abartmadaki yeteneği ve sosyal aktivitelerdeki etkin kimliği ile

tanınmaktadır.

CASUS HEM MİT'E HEM AYDINLIĞA ÇALIŞIYOR

Çağlar'ın MİT'deki görevi "Görüş Lider" liğidir. "Görüş Lideri"

tanımlaması MİT içinde tecrübeleri nedeniyle sık sık bilgisine başvurulan

kişiler için kullanılan bir sıfattır. Bu kişiler teşkilat kadrosuna

alınmazlar, ama organik bağlar sıkı tutulur.

İlginçtir, Çağlar aynı yıl içinde Aydınlık Gazetesin'de de görev

almıştır. Aydınlık Gazetesi' nde yeralan bazı yayınlarda MİT

elemanlarını kendisinin deşifre ettiğini, daha sonra sorgusunda dile

getiren Çağlar, buna gerekçe olarak da:

" Ben onlara gıcıktım", der.

1978'de aynı zamanda hem MİT'e, hem de MİT'e karşı savaş açan Aydınlık'a

çalışan Çağlar, bu dönemde Amerikalıları da aldığı dolarlar karşılığında

bilgilendirmektedir. Daha fazla dolar almak için eline geçen herşeyi

pazarlamaktadır.

Bağlantıda olduğu Amerika'lı ajan ile yaptığı telefon görüşmelerinde

Çağlar kendisini "John" diye tanıtır. CIA görevlisinin telefonları MİT

tarafından dinlenmektedir. Bir Türk'ün Amerikalılara kendisini başka bir

adla tanıtmasından kuşku duyarak yola çıkan MİT elemanları,

araştırmalarını derinleştirdiklerinde Çağlar' ı karşılarında bulurlar.

MİT' in askeri yapısına Çağlar' ın casus olduğunu anlatabilmek konusunda

zorlanmamak için olaylar dakikası dakikasına belgelenir. Çağlar,

Amerikalılarla her ayın ilk veye ikinci Çarşambası buluşmakta ve

raporlarını vermektedir. Kışın kar altında dahi gerçekleşen bu buluşmalar

zaman zaman sıklaşır. Bu dönemler Çağlar'ın paraya sıkıştığı anlardır. MİT

buluşma yerlerine en az 3-4 gün öncesinden yerleştirdiği kamyonlardan para

alış verişi dahil, olayın bütün sahnelerini araçların plaka numaralarına,

raporun sunuluş sahnelerine kadar görüntülemeyi başarır.

Turan Çağlar, MİT tarafından uzunca bir süre izlendiğini, görüntülendiğini

yakalandıktan sonra bütün olaylar bir fotoraman gibi önüne serilince

anlayacaktır. Kendisi 15 yıl süreyle Amerikalılara özellikle Ege Ordusu

başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri ve üst düzey subaylarıyla ilgili

bilgiler aktardığını itiraf eder. Bunun karşılığında para almıştır.

Suçüstü yapıldığı gün CIA ajanı büyük bir şok geçirir. Kendini

toparlayamaz. Türk istihbarat görevlileri kendisine " Sen daha çok toysun

" deyip omuzuna vururlar ve " Go home" derler. O da bu sözü dinler.

Ancak ünlü sanatçı Barış Manço'nun kayınpederi de olan Çağlar, uzun süre

tartışılır. Çünkü MİT içindeki bazı gruplarla büyük çatışma içinde bulunan

Aydınlık Gazetesi ve etrafındaki siyasi oluşum Çağlar'ı haber kaynağı

olarak kullanmıştır. Bu olay üzerine de komplo teorileri üretilir. Oysa

olay son derece açık ve nettir. Ama MİT yine kendisini anlatamaz. Hele

Turan Çağlar'ın rahatsızlığından kaynaklanan ve intihar olarak

nitelendirilebilecek ölümünün ardından MİT, yine hedef tahtası olur.

Sıkıntı ne yaptığını anlatamamaktan ve yıllarca yanlış kullanımdan

kaynaklanan, güvensizlik bunalımından doğmaktadır.

TURAN ÇAĞLAR'IN MİT'E TAKDİR MEKTUBU

Çağlar ölümünden bir hafta önce MİT yöneticilerine bir mektup yazar.

Mektubunda kendisini yakalayan ve sorgulayan elemanların kalitesinin

yüksekliğinden duyduğu mutluluğu aktarır. Eski bir asker casus olarak,

MİT'i kutlar.

Daha önce Sovyet casusları ele geçirilmiş, hatta bunların dönemin iktidar

partisi AP ile olan ilişkileri dahi belgelenmiştir.

Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında da çok sayıda İngiliz casusu ele

geçirilip idam edilmiştir. Ancak Amerikan casusu ilk kez Savaşman ve

Çağlar olaylarında yakalanmıştır. Bu olaylar aslında teşkilat içinde

Amerika'ya eskiden beri duyulan bir tepkinin de sonucudur. Çünkü MİT

eşittir CIA denklemine karşı, büyük bir karşı çıkış vardır. İnsanların

hırsı biraz da bu tepkilerin dışa vurumudur. Bu olay sonrasında CIA,

William Philips ve Turan Çağlar'ın ilişki kurduğu diğer elemanlarını

Türkiye'den çeker. Ama casusluk faaliyetlerine dün olduğu gibi bugün de

devam ettiği kuşkusuz bir gerçektir. Çünkü CIA Türkiye'de her zaman önemli

düzeyde eleman bulundurmaktadır. Bu elemanlar diplomatik misyonda

görevlendirilmekte ve dokunulmazlık zırhıyla örülmektedirler.

DARBE GELİYOR MİT İZLİYOR

1978 ve 1979 yılları Türkiye'yi adeta kana boyayarak geçer. Her yerde

olaylar yaşanmaktadır. Sıkıyönetime kadar gelmiştir işler. Ülkenin her

köşesinden onlarca ölüm haberleri gelmektedir. İçerdeki terör gruplarını

destekleyen yabancı ülkelerin gizli servislerinin emrindeki casuslar,

ajan-provakötör olarak eylemlerde bulunmaktadır.

Bulgaristan üzerinden gelen NATO malı silahlar Türkiye'de kan kusmuştur.

CIA darbe planlarına başlayanları sonuna kadar desteklemektedir. Kanlı bir

silah pazarı haline gelen Türkiye'de, MİT yine içe dönmüştür. Askerler

daha ağırlıklı olarak kendilerini hissettirirler. Ancak olaylar bir türlü

bastırılamaz. MİT bu arada silah ve uyuşturucu kaçakçılığı konusunda

özellikle Bulgaristan bağlantısının ortaya çıkartılmasında önemli yollar

katetmiştir. Dış bağlantıları saptamış ancak bunlara karşı bir eylem

yapamamıştır.

Türkiye'ye silah satan örgütlerin içinde sonradan CIA ajanı olduğu

saptanan kişilerin etkinliği de gözlenmektedir. Almanlar gizli

servisleriyle birlikte ülkücülere geniş olanaklar sunmaktadırlar.

Ülkücülerin paraları ve adamları Almanya'yı üs olarak seçmiştir. MİT yine

dağılmış durumdadır. Parçalanma yaşanmaktadır. Servis'in bir kısmı

1980'de gerçekleştirilecek askeri darbenin planlamasında yeralmaya

başlamıştır bile. Olayların tırmanmasında bu ekiplerin de rolü olduğu

iddia edilmektedir. MİT olayları çok yakından izlemekte ama müdahalede

bulunmamaktadır. 12 Eylül sonrası askeri mahkemelere gönderilen yazılar

bunu doğrulamaktadır. Darbe koşaradım gelmektedir.

ERSÖZ İŞKENCEYİ DOĞRULUYOR

Bu dönem MİT Müsteşarı Orgeneral Adnan Ersöz dür. Ersöz'ün Müsteşarlığı

döneminde 15 Ekim 1978 tarihli Yankı dergisince MİT'e ulaştırılan bir

kısım yazılı sorulara verilen yanıtlar o dönem MİT'in içinde bulunduğu

durum konusunda ilginç ipuçları vermektedir. MİT bu ödenmde Ersöz 'ün

ağzından 1972'nin özeleştirisini yapıp, işkenceli sorgularda kullanılması

olayını doğrulamaktadır:

- MİT hakkında ne düşünülüyor? Ana iddialar ne? Bunlara nasıl cevap

veriliyor?

Yanıt: MİT hakkında esas itibariyle son günlerde üç açık cereyan var.

Bunlardan biri 12 Marttan sonra ' Kontrgerilla' denilen soruşturma

faaliyetini de kapsayan bir faaliyet içinde bir kısım MİT görevlilerinin

işkence yaptıkları, şimdi bunların Ecevit iktidarında cezalandırılması

gerektiği görüşünü savunanlar. Bir grup- bunlar daha ziyade aşırı solu

temsil ediyorlar- MİT'in kaldırılması gerektiğini savunuyorlar. Bir başka

cereyan da 12 Marttan sonra isimleri - İşkence- iddialarına karşımış, ya

da sadece sol hareketlere karşı şartlanmış ' sağcı' ların MİT'ten hemen

ayıklanmasını istiyor.

- 12 Marttan sonraki operasyonlara MİT nasıl karıştı? İddialar doğru mu?

Bunlara ne yapılabilir?

Yanıt: 12 Marttan sonraki operasyonlarda MİT mensupları zaman zaman ve yer

yer soruşturmalarda uzman olarak bulunmuşlardır. Bunlara soruşturma

yaptıkları kimselere insanlık dışı yöntemler uygulamaları için MİT'in en

üst makamlarınca verilmiş bir direktif yoktur. Ama bunların içlerinde

aşırı işgüzarlık yapmış, iddia edilen suçları işlemiş kimseler olmadığını

bugün kimse iddia edememektedir. Ama 12 Marttan sonraki devrede hem bir af

kanunu çıkkmıştır, hem de bundan öteye mahkemeler karşısında ileri sürülen

' işkence' iddiaları yok kabul edilmiş, haklarında suç isnat edilenler

mahkemelerde beraat etmişlerdir. Şimdi bu eski iddiaları ortaya atmak ve

bunlar hakkında soruşturma , araştırma açılmasını istemek hukuken mümkün

değildir. Onun için de bu iddialara muhatap olmuş kimselere bir şey

yapılamamaktadır.

- MİT'te hemen bir temizlik yapılmasını isteyenler haklı mı?

Yanıt: Kısmen haklı olabilirler. Geçmiş devirlerde en hafif tabiriyle

usulsüzlük yapmış olanlar, emir ve direktiflierin sınırlarını aşmış

olanlar bu yollardan gayretkeşlikle suç işlemiş olanlar, kafaları sadece

bir tarafa göre şartlanmış olanlar vardır. Ama bunların tespit edilmesi,

haksızlığa maruz kalmadan kanun çerçevesinde tesirsiz hale getirilmeleri

kolay olmayacaktır. Ama yeni MİT müsteşarının ilk adımda yardımcısı

durumundaki şahsı hemen değiştirmesi, kilit iki görev dekilerden birini

ayırması, diğerinin ölümü üzerine yerine tayin yapmaması, kendisine

yardımcı olarak yakından tanıdığı ve silahlı kuvvetler içinde çok olumlu

bir hava yaratmış olan bir korgenerali seçmesi bu alanda önemli

gelişmeler olduğunun işaretleridir. Ama gerek yukardaki hususlar gerek

yeni MİT müsteşarının son derece titiz ve kurallara uyan bir asker olması

beklenen ' MİT içinde temizlik ' hareketinin beklendiği kadar ve hızlı

olmayacağını göstermektedir. Bu da bir bakıma doğru bir harekettir. Çünkü

MİT mensupları 12 Mart sonrasının çok küçük bir grup tarafından yaratılan

aşırılıklarının ezikliği içindedirler. Savunma durumundadırlar. Adeta

zaman zaman çekingenliklerinden görev yapamaz hale düşmektedirler.

- Bazı gazetelerde MİT'e Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakültelerinden gizlice

ajan temin edildiği ileri sürülerek öğrencilere uyarmada bulunuldu.

Ajanlar böyle mi sağlanır? MİT in personel politikası nedir?

Yanıt: Dünya da bu tür örgütler mensuplarını çoğu zaman kendileri

seçerler. Örgüte alınacak kişinin tutum, geçmişi, kişiliği bakımından

belirli ölçülere uyması gerekir. MİT genellikle eleman bulmakta hiç

güçlüğe uğramamaktadır. Ama Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde

öğrenim görmüş eleman bulmakta bazı güçlükler çekilmektedir. Son iki

yıldır Orgeneral Gürgüç döneminde Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinin

imtihanlarını kazanan öğrencilerden ileride MİT hizmetinde çalışmak

isteyecek kimseler arasından bir seçim yapma yöntemi sürdürülmektedir. Ama

bu seçilenler MİT'te ajan olarak çalışacak kimseler değillerdir.

Personelini teşkil edeceklerdir.

- MİT personelini nasıl eğitiyor?

Yanıt: Örgüte aday personel olarak alınanlar belirli güvenlik süresini

geçirdikten sonra MİT'in Ankara'da yeni inşaasını tamamladığı Genel

Merkezindeki özel okulunda bir kurstan geçirilirler. Yeterince nazari

bilgi aldıktan sonra bunların tatbik alanlarında görevlendirilirler. Daha

sonra belirli sürelerle daha üst kurslara tabi tutulurlar. Kurslar ve

tatbikat birbirini izler. MİT'in okulunu tecrübeli MİT mensupları yönetir.




Dostları ilə paylaş:
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   53


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə