Mit dünden bugüne gizli dünyanin bilinmeyenleri tuncay özkan



Yüklə 3,49 Mb.
səhifə3/53
tarix08.03.2018
ölçüsü3,49 Mb.
növüYazı
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   53


bildirir. İsyan bayrağı açılmıştır.

ENVER DİYE BİR ADAM

Abdülhamit bunun üzerine kendisini destekleyen komutanları Rumeli'ne

göndererek, buraların kontrol altında tutulmasını sağlamaya çalışır. Ama

bu çaba İttihat ve Terakki yanlısı subaylarla, saray yanlılarının

çarpışmalarına dönüşür. Yaşanan şey bir nevi iç savaştır.

İttihat ve Terakki yanlıları bütün Rumeli'de bildiriler dağıtırlar,

Manastır sokaklarını afişlerler, saraya telgraflar yağdırırlar:" Hürriyet

isteriz" diye.

İttihatçılar 2. Meşrutiyetin bir an önce ilanını ve yürürlüğe girecek

Anayasa'da, özellikle ayrılıkçı şiddeti giderek arttıran Hıristiyan

tebayı rahatlatacak önlemlerin alınmasında diretirler. Onlar ne kadar çok

hak ve özgürlük verilirse, ayrılıkcılığın önü o kadar alınabilir,

Osmanlı'nın dağılmasının önüne geçilebilir diye düşünmektedirler. Bu

sırada ayaklanan Arnavutlar da bu baskıların ve uzun mücadelelerinin

sonucu toprak kazanmışlardır. Osmanlı'ya karşı yürüttükleri gizli servis

çalışmaları da çok ünlüdür.

Bu arada padişah ile İttihat ve Terakki yanlıları arasında süren

çatışmalarda, Selanik Merkez Komutanı Nazım Bey yaralanır. Birinci Ferik,

yani korgeneral Şemsi Paşa öldürülür. Müşir Tatar Osman Paşa dağa

kaldırılır. Rumeli, Paris'e kadar uzanan yeni Türk hareketinin merkezi

olmuştur; adeta bir kaynar kazandır. Abdülhamit kararsızdır. İttihat ve

Terakki sabırsızdır.

İşte tam bu sırada Makedonya ve Rumeli' de dağlarda hiç durmaksızın

ayrılıkçı çetelerle çarpışan Enver Bey, tarihteki diğer adıyla Enver Paşa,

yanındaki arkadaşlarıyla birlikte İttihat ve Terakki'nin dağlardaki

isyancı gruplarına katılır. Kendisi 1906'da Binbaşıyken İttihat ve Terakki

ile birleşen ve Selanik'de gizlice kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyetine

girmiştir. İttihat ve Terakki içinde adeta bir kuyruklu yıldız gibi

parlayan Enver Paşa, özellikle çete-gerilla savaşında uzmanlaşmıştır.

Bölgedeki hemen bütün milletlerin dilini konuşabilen bu genç adam,

yenilgiyle sonuçlanacak Osmanlı tarihinin akışını, ya da kendi kaderini

değiştirme çabalarına burada başlamıştır.

İttihat ve Terakkiciler önce 23 Temmuz 1908' de 2. Meşrutiyeti, yani 2.

Anayasanın ilanını sağlarlar. Daha sonra da içten içe çürümüş ve çökmüş

imparatorluğun idaresini ellerine alarak, yeni bir şans ararlar. Ama

nafile. Kaybedilen zamanlar, hayali sevmeyen tarih, yenilgiyi onların

kaderi yapmıştır.

Tarihte, maceraperesttiler suçlamasıyla karşı karşıya kalırlar. Oysa

Birinci Dünya Savaşı'na girmelerinin macera ile bir alakası yoktur.

Osmanlı'nın etrafını saran ateş çemberini yarıp çıkmak için atılmışlardır

savaşın göbeğine. Daha çok idealisttirler, hayalleri ve dünyayı

değiştireceğine inandıkları yürekleri vardır. Ama onlardan yana olmayan

zamanı tersine çevirmeyi hiç bir zaman başaramamışlardır. Hele 41 yıllık

kısa yaşam serüveninde Enver Paşa hiç bir zaman hayallerini

gerçekleştirememiştir. Onlara yaklaştığını sandığı zamanlarda aslında daha

da uzaklaşır. Ondan geriye şanlı bir ad, dramatik bir ölüm öyküsü ve

temellerini attığı istihbarat örgütünün yapısı kalır.

İttihat ve Terakki ile Enver Paşa, 1909 dan 1918'e kadar olan yönetim

serüveninde modern anlamda ilk Türk gizli servisini de kurmuşlardır.

Türk tarihinde, çağdaş anlamdaki istihbarat çalışmalarına en fazla önemi

veren yönetim, İttihat ve Terakki olmuştur. Amaç dağılan, kum gibi

parmakların arasından akıp giden Osmanlı toprağına ve devletine sahip

çıkabilmektir. Bu konudaki ilk harcı İttihat ve Terakki'nin üç paşasından

Enver, Cemal ve Talat Paşalardan, Enver Paşa atmıştır.

22 Kasım 1881 de İstanbul'da doğan ve 1922 de Türkistan'da Sovyet

Kızılordusu'na karşı savaşarak ölen Enver Paşa, yaşamı boyunca örgütçü

kimliğini hep korumuştur. Her bulunduğu yerde kendisini de içine alan bir

örgütlenmenin önderi olmuştur.

İşte bu örgütlerden biri bugünkü Türk istihbarat örgütü MİT'in de

köklerinin bulunduğu "Teşkilat-ı Mahsusa"dır. Ve bu örgüt ulusal bir

kimlik taşır. Ülkenin dinamik unsurlarının birleşmesiyle ortaya çıkar.

Teşkilat-ı Mahsusa'nın doğuş günleri tıpkı diğer ulusların ağır bunalımlı

dönemlerinde ortaya çıkan, düşmana karşı direniş örgütlerinin

yapılanmalarını anımsatmaktadır.

GİZLİ SERVİS MERİÇ'İN ÖTE YAKASINDA

Önceleri Enver Paşa'nın , sonra İttihat ve Terakki'nin, daha sonra da son

Osmanlı yönetiminin devlet istihbarat servisi olarak çalışan Teşkilat-ı

Mahsusa, 1919'dan sonra başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Türkiye

Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne uzanan yolda, adlar değiştirerek

günümüz Türk istihbarat geleneğinin temelini atmıştır.

Teşkilat-ı Mahsusa ilk olarak 1909' lar da şekillenmiştir. Çekirdek

anlamdaki Teşkilat-ı Mahsusa 1911' de Bingazi'de Enver Paşa komutasında

bağımsız birliklerle İtalyanlara karşı başarı göstermiştir. İstanbul'a

kahraman olarak dönen Enver Paşa 1. Balkan Savaşı yenilgisinin ardından,

Çatalca Savaşı'nda da başarısını tekrarlamıştır.

Bu sırada İstanbul'da herkes kentin Bulgarların eline düşmesinden

korkmaktadır. Korkulan olmamıştır. Bulgar dağlarından gelen tecrübe ve iç

siyasi dengelerin kısmen yerine oturması, bu sırada Balkanlarda

başgösteren iç hesaplaşmalar , İstanbul kapılarına dayanan Bulgarların

Çatalca savunma ve saldırı savaşları sonucu sökülüp atılmasını

sağlamıştır.

Bu savaşta Teşkilat-ı Mahsusa da aktif bir şekilde rol oynamıştır.

Teşkilat-ı Mahsusa İttihat ve Terakki ile birlikte devletin içinde ve

savaşın göbeğindedir. Başında da Enver Paşa'nın dostu olan ve çete

savaşlarının uzmanı sayılan Süleyman Askeri Bey vardır.

Tarihte adından yazılı kayıtlarda çok az bahsedilen Teşkilat-ı Mahsusa

ile ilgili bu ilk eylem bilgisi, o dönemi anılarında anlatan İttihat ve

Terakki'nin üç paşasından biri olan, Cemal Paşa'ya aittir. Teşkilat-ı

Mahsusa konusunda en fazla bilgi sahibi olanlardan Cemal Paşa, bu konuda

diğer ittihatçılar gibi, nedense anılarında bile çok ketum davranmıştır.

Ancak gizli teşkilatın hakkını vermeyi de ihmal etmemiştir. Bu tutum daha

sonraları Türk gizli servislerinin en büyük başağrısını oluşturacak

hastalığın, yani gizliliği ikinci plana atma sorununun, Teşkilat-ı Mahsusa

içinde halledildiğinin bir örneği sayılsa gerektir.

Paşa hatıralarının 63. sayfasında 1912 yılının sonları ile 1913'ün

başlarında yaşanan Balkan Harbi'ni ve bunda Teşkilat-ı Mahsusa'nın

başarılarını şöyle dile getirmektedir:

"Ordunun Edirne üstüne hareketi sırasında hükümetçe neşrolunan

beyannamede, ordumuzun Meriç nehrini katiyen geçmeyeceği açıkça taahhüt

edilmişse de, o zaman ordu zihniyetinin ruhu olan bazı kimseler bu

taahhüdün isabetsizliğini dikkat nazarına alarak hükümete bağlı olmayan

yarı resmi bir Teşkilat-ı Mahsusa ( Hususi Teşkilat )' nın Meriç nehrinin

öte tarafında kendi istediği gibi hareket etmesine gözyummak esasını

Başkumandanlığa ve Hükümete kabul ettirdiler.Ve bu Teşkilat-ı Mahsusa

akıllı ve süratli bir hareketle Mesta Karasuyu Vadisine kadar bütün Batı

Trakya'yı işgale muvaffak oldu. Garbi Trakya kıtası Edirne vilayetinin

Ortaköy ve Karacaali kazalarıyla bütün Dedeağaç ve Gümülcine sancaklarını

ve nüfusun yüzde 95'i İslamlardan terekküb eden mühim bir bölgedir.Bu

kıtayı işgal eden Teşkilat-ı Mahsusanın başında şehit Süleyman Askeri Bey

bulunuyor ve Çerkes Yüzbaşısı Reşit ve İzmir'li Eşref ve Kardeşi Sami ve

yine yüzbaşı Fehmi Bey'lerle daha bazı zevat asli erkanını teşkil

ediyorlardı."

Evet, Teşkilat-ı Mahsusa tarih kitaplarında bulunmayan, anlatılmayan

küçük vurkaç eylemlerinin ardından, böylesine büyük bir eylemi başarıyla

gerçekleştirebilmiştir. Bulgarların işgaline uğrayan bu bölgede 15 Ağustos

1913'de Kuşçubaşı Eşref ile Süleyman Askeri komutasında başlatılan direniş

ve saldırı faaliyeti, 15 gün gibi kısa bir sürede ekibin istihbarattaki

başarısı sayesinde sonuçlandırılır. Çünkü başındaki komutanların hepsi,

özellikle Enver Paşa ve Süleyman Askeri bölge siyasetini, ekonomisini ve

özellikle dil ve coğrafyasını çok iyi bilmektedirler.

Batı Trakya'da Bulgar işgaline karşı mücadele eden Teşkilat-ı Mahsusa

kadrosu şöyle oluşmaktadır:

Kuşçubaşı Eşref (Sencer), Binbaşı Süleyman Askeri, Yüzbaşılar; Kısıklı

Cemil( Irak'da şehit düştü), İlyas Seçkin ( Sonra General), Fahri ( Şehit

oldu),Akkalı Kasım, Beşiktaşlı Ekrem, İhsan Eryavuz, Çolak İbrahim,

Kısıklılı Ali Rıza, Hilmi, Üsteğmenler; Manastırlı Halim (Irak'da şehit

düştü), Fuat Balkan ( sonra Yüzbaşı), İskeçeli Arif, Fahri, Şehreminli

Sadık, Ömer Lütfü Suman, Teğmenler; Beykozlu Reşat, Nişantaşılı Sıtkı (

Şehit oldu), Filibeli Halim Cevad, Beykozlu Hasan, Tahsin, Refik, Besim,

sivil istihbaratçılar; Manastırlı Hüsrev Sami, Hacı Sami ( Kuşçubaşı

Eşref'in kardeşi), Çerkes Reşid ( Çerkes Etem'in kadeşi), Çakır Efe,

Sabancalı Hakkı, Tatar Hasan, Karakaş İbrahim, Silahçı Hüseyin,

Karagümrüklü Etem Nuri, Cihangiroğlu İbrahim ( Kafkasyalı), Giritli İsmail

Kaptan, Mamaka Mustafa Kaptan, Said Kaptan.

TEŞKİLAT-I MAHSUSA DEVLET KURDU

Teşkilat-ı Mahsusa'nın bir anda ortaya çıkıp böylesine önemli bir harekatı

gerçekleştirmesi mümkün olamayacağına göre, ilk şekillenmesinin ve bir

gizli servis haline gelmesinin hazırlıklarının 1909 dan önceye gitmesi

gerekmektedir. Gerçi ordu içindeki bir hareket olarak gelişmesi,

organizasyonunu hızlandırıcı bir etken olmuştur. Ancak bazı kaynaklar

1903- 1907 yıllarından itibaren bazı örgütlenmelerin yapıldığını dile

getirmektedir. Çünkü böylesine bir gizli servisin oluşturulması için en az

bir iki yıllık zaman gerekmektedir. Bu örgütlenmeden önce gerek istihbarat

açısından devlet içinde, gerekse dışında bağımsız muhalif unsurlar olarak-

burada kastedilen rejim muhalifi gruplardır- bir takım grupların varlığı

muhakkaktır. Ancak bunların hiçbirisinin yeterliliği ve gücü Teşkilat-ı

Mahsusa ile bir karşılaştırma kabul etmeyecek düzeydedir. Teşkilat-ı

Mahsusa bir güç merkezidir. O, diğerlerini de içinde eritmiştir.

Teşkilat-ı Mahsusa Meriç Nehrinin ötesindeki bu eyleminde sadece toprak

kurtarmakla kalmamıştır. İşinde usta olan her gizli servisin yapacağını

yapmış ve aldığı topraklar üzerinde bir de geçici hükümet kurdurmuştur.

Evet yanlış okumadınız, işgal edilen topraklar üzerinde 31 Ağustos 1913

tarihinde Anadolu'nun ilk Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu daha sonra

araştırmacıların ortaya çıkardığı Kars ve civarındaki 1918 yılında kurulan

Azerbaycan Türk Cumhuriyeti oluşumundan daha da öncelere rastlamaktadır.

Ve bu oluşumun bir gizli servis tarafından gerçekleştirildiği

unutulmamalıdır. Anadolu'nun kurtarılması ve Mustafa Kemal ile

arkadaşlarının Ankara merkezli Türkiye Cumhuriyet'ini ilan etmeleri ise

çok çok sonraları gerçekleşecektir. Süleyman Askeri Bey bölgenin İslam

halkından ileri gelenleri Enver Paşa'nın çabalarıyla Gümülcine de bir

genel kongreye davet etmiştir. Bundan önce kurulan "Muhacirin Müdüriyeti

İdaresi"nin başına da Süleyman Askeri getirilerek bu tür hareketleri

rahatça yapabilmesi sağlanmıştır. Gümülcine'de Süleyman Askeri "BATI

TRAKYA MUHTAR TÜRK CUMHURİYETİ' nin ve Batı Trakya Muvaffak İslam

Hükümeti " adı altında bir hükümetin kurulduğunu da ilan edecek düzeyde

etkili çalışmıştır. İlan edilen Cumhuriyeti ve Hükümeti , Yunanlılar ile

Bulgarlar tanımak zorunda kalmışlardır. Hükümet hemen para ve pul

bastırmıştır. Hükümetin geçici başkanlığına da teşkilatın güvendiği

Gümülcine Belediye Başkanı getirilmiştir.Oluşturulan Hükümetin üyeleri

şunlardır:

"Cumhurbaşkanı Hafız Salih Efendi, Hafız Galip, Hacı Saffet Bey, Hüseyin

Paşa, Mehmet Paşa, Hacı İsa Efendi, Şükrü Bey, Süleyman Askeri, Hilmi

Paşa, Kuşçubaşı Eşref ( Sencer)

Teşkilat-ı Mahsusa'nın iki numaralı adamı Süleyman Askeri de yeni

cumhuriyetin Genelkurmay Başkanlığı'nı yürütür. Altında oluşturduğu ordu

kadrosu şöyledir:

Batı Trakya Genelkurmay 2. Başkanı Çerkes Raşit, Harekat Şube Müdürü

Üsteğmen Manastırlı Halim, Topçu Kuvvetleri Komutanı Yüzbaşı İhsan

Eryavuz, Süvari Kuvvetleri Komutanı Yüzbaşı İlyas Seçkin, Ağır Kuvvetler

Komutanı Üsteğmen Ömer Lütfü, Akıncı Kuvvetler Komutanı Üsteğmen Sırçıfeli

Ekrem, Akıncı Kuvvetler İkinci Komutanı Üsteğmen İskeceli Arif, Hücum

Taburu Komutanı Yüzbaşı Kısıklılı Cemil, Milli Kuvvetler Komutanı

Kuşçubaşı Eşref Sencer, Kuvayı Milliye Müfreze Komutanı Manastırlı Hüsrev

Sami, Kuvayı Milliye Müfreze Komutanı Cihangiroğlu İbrahim.

ÇERKES ETHEM GİZLİ SERVİSİ ANLATIYOR

Bölge ve yeni hükümet her ne şart altında olursa olsun teşkilatın

elindedir.

Türk tarihinde bilinen en eski ve şu an için ilk Cumhuriyet bu olmuştur.

Buraya bağlı asker sayısı 4 Ekim 1913'de 29 bin'i bulmuştur. Bu hükümet 25

Ekim 1913'e kadar yaşayacaktır. Bundan sonrası ise gizli servis ile

hükümet arasındaki anlaşmazlıklar ve karşı çıkışlarla geçer. Hükümet,

barış görüşmelerinde bölgenin tamamen boşaltılmasını kabul etmiştir. Ancak

Teşkilat-ı Mahsusa'nın bazı elemanları bu karara karşı direnirler.

Süleyman Askeri çaresiz kalmıştır. Duruma o dönemin İstanbul Muhafızı

Cemal Bey, yani Cemal Paşa müdahale eder. Teşkilat onu sevmektedir. O da

bu etkisini kullanır. Sonuçta teşkilat üyeleri bölgeyi hükümetin isteği

üzerine Bulgarlara bırakırlar. Ancak bu alandaki istihbarat ve kışkırtma

çalışmaları devam eder. Enver Paşa buraya imam, köylü, işadamı kılığında

Teşkilat-ı Mahsusa ajanları göndererek, bölge üzerindeki Türk

etkinliğini korumaya çalışır. Yılar sonra bakıldığında uygulama başarılı

olmuştur.

Bu ilk eylemde etkili olan İzmir'li Eşref ve Kardeşi Sami Bey'ler daha

sonra Süleyman Askeri ile birlikte pek çok yerde Teşkilat-ı Mahsusa için

eylemler yapmışlardır. Burada bölgede Eşref Sencer tarafından

yetiştirilen Çerkes Ethem ile kardeşi Reşit Bey'de Kurtuluş Savaşı

sırasında ve öncesinde çok önemli işler gerçekleştirmişlerdir. Çerkes

Ethem anılarında Ruslara ve İngilizlere karşı Teşkilat-ı Mahsusa

saflarındaki mücadelelerinden şöyle sözediyor:

" Birinci Dünya Savaşı'nın ilk senesinde büyük kardeşim Reşit Bey'in kendi

başına askeri ve politik amacı olan , Kürtlerden ve başka milletlerden

toplanmış ' Teşkilat-ı Mahsusa' kuvvetleri ile Ruslara karşı , daha sonra

İran'ın güneyinde İngiliz bölgesinde ve Efgan sefer heyetinde bulundum.

Pek uzun sürecek olan bu maceralardan bahsetmeyeceğim."

Her iki kardeş de Teşkilat-ı Mahsusa'nın elemanıdır. Çerkes Ethem

Kurtuluş Savaşı sırasında gösterdiği büyük yararlılıklara karşın daha

sonra kardeşlerinin ve sevmeyenlerinin üzerindeki oyunları sonucu "hain"

damgası yemiştir. Bu Ethem için haksız ve büyük bir suçlamadır. Bu konuda

Atatürk'ün sağlığı boyunca Dışişleri Bakanı olarak görev yapan ve kendisi

de bir Teşkilat-ı Mahsusacı olan Dr. Tevfik Rüştü Aras'a Atatürk, Ethem'in

toyluğundan ve yeterince bilgi ile donanmamışlığından yakınır.

ENVER'İN GİZLİ SERVİSİNİ SULTAN DA TANIYOR

1913 de fiili eylemleriyle ortaya çıkan Teşkilat-ı Mahsusa, Osmanlı'nın

yıkımı için casusların cirit attığı bir gizli örgütler savaşının

ortasındadır artık. Adını İttihatçı subaylardan Veteriner Albay Rasim

Bey'in koyduğu dile getirilen Teşkilat-ı Mahsusa'ya resmi belgelerde ilk

kez 5 Ağustos 1914 de rastlanır. Enver Paşa bu sırada Harbiye Nazırı ve

Başkumandan Vekili olarak teşkilatın genişlemesi ve örgütünü güçlendirmesi

için bir gizli emir yayınlar. Enver Paşa Padişah 5. Mehmed Reşat'ın

yeğeni Naciye Sultan ile evlidir,- Gerçi bu evlilik, Sultan'ın yaşının

küçük olması nedeniyle fiilen olmamıştır- emrini yayınlarken sarayın gücü

de arkasındadır. İttihat ve Terakki yönetimide en etkin kişidir. Osmanlı

da İttihat ve Terakki'nin Enver, Cemal ve Talat paşaların adıyla anılacak

olan ve 1918'e kadar süren Üç Paşalar Devri başlamıştır.

İşte bu güç ve yakınlıklarla Teşkilat-ı Mahsusa 1914' den itibaren padişah

5. Mehmed Reşad'a da benimsetilir. Sultan Reşat, Teşkilat-ı Mahsusayı

devletin gizli servisi olarak onaylar.

Örgüt şeklen Sadrazama bağlı olarak çalışacak, elde ettiği bilgileri örgüt

başkanı sadece Sadrazam ve Harbiye Nazırı'na iletecektir. Enver Paşa bu

düzenlemeyle Teşkilat-ı Mahsusa'yı doğrudan kendisine bağlı olarak

çalışan, bağımsız bir örgüt haline getirmiştir. Enver Paşa kurduğu,

büyüttüğü, kabul ettirdiği bu gizli servisi, kimselere bırakma niyetinde

değildir. Onu, hayallerinin gerçekleşmesinde kullanacaktır. Öyle de yapar.

Buraya kadarki gelişimine baktığımızda Teşkilat-ı Mahsusa bireysel

çıkışların sonucunda doğmuş bir tepki örgütüdür. Tepki Osmanlı'nın

parçalanmasına karşıdır. Beslenilen kaynak askeri kıtalardır. Sığınılan

yuva İttihat ve Terakki çatısıdır. Kendisi de bir gizli örgüt olarak

ortaya çıkan İttihat ve Terakki ile Teşkilat-ı Mahsusa zaman zaman

birbirine karıştırılmıştır. Bu iki yapılanma tamamen farklıdır. Biri parti

olarak baskıcı rejime karşı örgütlenirken; siyasi bir oluşumken, diğeri

casusluk ve karşı casusluk amacıyla oluşturulmuş bir askeri yapılanmadır.

TÜRK-İSLAM SENTEZCİ CASUSLAR

Teşkilatın başında ilk bulunan kişi Enver Paşa'nın ardından ikinci adam

olarak anılan Süleyman Askeri Bey'dir. Askeri gözüpek bir subaydır.

Teşkilat-ı Mahsusa'nın başkanlığı görevini Basra Valiliğine atanana kadar

südürmüştür. Burada da teşkilat için çalışmalar yapmıştır. Cemal Paşa

onunla ilgili olarak Hatıralarında şu bilgileri verir:

" Süleyman Askeri Bey biraz aceleci ve biraz da nikbin olmasına rağmen pek

mükemmel ve müteşebbis bir idare adamı sayılabilirdi. Yüksek zekası, son

derece cesaret ve fedakarlığıyla muhitine itimat ve emniyet veren bu

mümtaz şahsiyetten..... pek çok siyasi istifadeler temin edilmiştir"

Teşkilat-ı Mahsusa çete savaşı, casusluk, karşı casusluk, propaganda

faaliyetlerinde bulunan, kaynağını ve köklerini ordu içinden ve dinamek

genç kitlelerden alan bir gizli servistir. Ordu bütçesinin dışında bol

miktarda parasal kaynak da elde edebilmektedir.

Teşkilat-ı Mahsusa'nın amacı imparatorluk içindeki ihanet şebekelerini

ortadan kaldırmak, gelişen milliyetçilik hareketlerini bastırmak, kontrol

altında tutmak, dışardaki belirli hedeflere karşı sabotajlarda bulunmak ve

Osmanlı toprağında cirit atan bütün gizli servislerle boy ölçüşebilmektir.


Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   53


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə