Mit dünden bugüne gizli dünyanin bilinmeyenleri tuncay özkan



Yüklə 3,49 Mb.
səhifə30/53
tarix08.03.2018
ölçüsü3,49 Mb.
növüYazı
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   53
Bunların zaman zaman batının bazı ülkelerine gönderildikleri de olur. Ama

bu yabancı ülkelere gidişin MİT'e büyük bir şey kazandırmadığına ,

yabancı ülkelerin Türk MİT mensuplarına fazla bir şay öğretmediklerine,

sadece kendi ülkelerinde imal edilen ileri teknolojik cihazların

reklamlarına önem vermekte , Türk MİT 'I mensuplarını bu cihazlara

özendirmektedirler. Eğitim konusunda yetersizlik olmasına rağmen gene iş

başa düşmektedir. Eğitim kadrosunu bugünden yarına geliştirmek ve

değiştirmek pek mümkün gibi görünmemektedir.

-MİT'in bugünkü halinin tam randıman alınması için yeterli olmadığı kanısı

var, ilk adımda ne yapılmalı?

Yanıt: MİT müsteşarından sonraki kademeler asıl istihbaratı toplayıcı

ajanlara kadar olan kesim, personel mutlaka yeni bir düzenlemeye tabii

tutulmalıdır. Hele hele kilit personelin inisiyatif kullanır ve günün

şartlarını kavramış hale getirilmesi şarttır. MİT bu tür diğer entelecans

örgütleri gibi karmaşık bir bünyeye sahiptir. Örgütün başındaki kimsenin

bu karmaşıklık içinde olup biten herşeyden haberdar olması ve örgütü tam

kontrolü altında tutması bahis konusu değildir. MİT'in merkezindeki temel

personel dışında Türkiye 10 dan fazla bölgeye ayrılmıştır. Bu bölgelerin

başındaki MİT sorumluları, MİT Müsteşarı kadar dikkatle seçilmeleri

gereken kimselerdir. Onlar görevlerini titizlik ve ehliyetle yapamazlarsa

MİT Müsteşarı istediği kadar ehil olsun örgüt başarılı olamaz. Yeni

müsteşarın bu kilit personeli tanımasına, yetersiz bulduklarını güvendiği

elemanlarla değiştirmesine kadar zaman geçecektir. MİT ancak o zaman

mevcut potansiyelini kullanır olacaktır. "

MİT'İ KAPATSAK MI KAPATMASAK MI

CHP iktidarları kendilerdine bilgi ulaştırmadıkların iddia etikleri, MİT'i

lağvederek yerine yeni bir örgüt koymayı bile düşünmeye başlamışlardır.

Dönemin ilgililerine göre MİT " gelen siyasi görüşe göre sunuşlar

yapmakta, gerçeği aktarmamaktadır."

Hasan Fehmi Güneş İçişleri Bakanı olarak Başbakan Bülent Ecevit'e terör

olaylarının dış destekli olduğunu anlatıp, bu uluslararası boyutaki sorunu

çözebilmek için MİT'in devrede olması gerektiğini belirtmiştir.

Ecevit ise MİT'ten bir yardım alabilmenin mümkün olmadığı kanısındadır.

MİT'i organize etmesi için bir adamını teşkilata sokmaya çalışmış, ancak

bunda bir türlü başarılı olamamıştır. MİT karşı çıkıp, direnmiştir.

Başbakan kendisine bağlı birime istediği kişiyi sokamamıştır..

Bunun üzerine Hasan Fehmi Güneş ile Ecevit, MİT'e bir bay-pass yapmayı

kararlaştırırlar. MİT'in yerine Emniyet Genel Müdürlüğü'nün atıl durumda

bulunan istihbarat ünitesi yeniden düzenlenecek ve teröre karşı

kullanılacaktır.

Bir istihbarat okulu kurulur. Yetiştirilen ilk 400 kişi örgütlere sızar ve

önemli sayılacak istihbarat bilgileri getirmeye başlarlar. Daha sonraları

siyasi polis faaliyetlerinde etkili olacak bu birim 12 Eylül sonrasının

ünlü DAL grubunu oluşturacaktır. Derin Araştırma Labaratuvarları olarak

adlandırılan birim CHP'nin attığı temel üzerine askerlerin isteğiyle darbe

sonrası işkenceli sorguların merkezi olur.

Emniyette geliştirilen yeni istihbarat birimi varolan çekişmeleri

tırmandırır. MİT ile Emniyet Genel Müdürlüğü arasındaki çekişmeler artık

birbirinin operasyonlarına müdahale etmeye, hatta kendi adamlarını

yakalamaya kadar varan çatışmalara dönüşür.

İşte bu günlerde Ecevit, Dışişleri Bakanı Gündüz Ökçün ile İçişleri Bakanı

Hasan Fehmi Güneş'i dinlerken Güneş, MİT'in yerine yeni bir örgüt

kurulmasına ilişkin düşüncesini söyler, Ökçün buna katılır.

Güneş'e göre MİT, aslen Genelkurmaya bağlıdır. Biçimsel olarak Başbakanlık

görünüyordur. Elemanlar askerdir, sicillerini askerler vermektedir.

Yeniden örgütlenme şarttır.

Ecevit çok yakındığı MİT ile ilgli bu öneriye karşılık üstüste yaktığı

sigaralardan sonra " Bu konuları bu kadar açık konuşmayalım" karşılığını

vermekle yetinir. Ecevit yıllar sonra MİT'in kapatılması önerisinde

bulunur. Bu o günlerden aklında olan bir şeydir.

CHP iktidarının diğer bakanları da MİT raporlarını ve içeriklerini hiç mi

hiç beğenmediklerini, o zamanlar açık açık söylemektedirler.

KENAN EVREN RECEP PAŞAYI KÖTÜLÜYOR

Bütün bunlar ülkenin içindeki terör açmazını helledememiştir. Kenan Evren

Genel Kurmay Başkanıdır. Bir gün Ecevit Evren'e " MİT ile ilgili

değişiklik hazır mı "diye sorar. Evren " Hazır" der.

MİT'in başına Recep Ergun'un yerine Bülent Türker'i getirmek

istiyorlardır.

Neden sorusuna Evren:

" Ergun Paşa sağ görüşlü ve beceriksiz" yanıtını verecektir.

Oysa aynı Kenan Evren 1980 askeri darbesinin ardından Recep Ergun'u en

faal olarak kullanan kişidir.

İşte bu değişiklikler ülkenin gittiği noktada bir darbenin habercisidir.

Ancak roller iyi oynandığı için renkler belli olmamaktadır.

Bu arada Malatya, Kahramanmaraş, Çorum olayları yaşanmış ve Türkiye terör

karanlığına gönüldükçe, gömülmüştür.

Bunlara ilaveten kanlı 1 Mayıs 1977 mitinginde kendini ortaya koyan asker

ve sivil bazı unsurların gerçekleştirmeye çalıştıkları darbe girişimleri

de atlatılmıştır. Çünkü 12 Eylül Aysberginin su altındaki kısmı artık

yeterli büyüklüğe ulaşmıştır.

Ancak 12 Eylül'e doğru koşaradım gidilirken, MİT ne yapmaktadır?

Bu sorunun yanıtı elbette bilgi toplamaktadır şeklinde verilebilir. Ancak

bu bilgiler kim ve ne için toplanmaktadır?

MİT bu bilgileri hiç bir zaman doğrudan resmi rapor niteliğinde

Başbakana yansıtmamıştır. Ama toplamıştır.

Ecevit gitmiş yerine Başbakan olarak Süleyman Demirel gelmiştir.

DEMİREL'E 12 EYLÜL'Ü HİRAM ABAS BİLDİRİYOR

Demirel darbelerin gelişini, gidişini bilen deneyimli bir politikacıdır.

MİT ile ilişkiler konusunda da uzmandır. Teşkilat kadrolarında kendisini

seven ve sayan pek çok kişi bulunmaktadır.

Bunlardan biri de Hiram Abas'tır. Abas, Demirel Başbakanlık koltuğuna

oturduktan kısa bir süre sonra kendisini ziyarete gider. Bu ziyarette

Abas, Demirel'e kendisine karşı bir askeri darbe hazırlığının bulunduğunu

bildirir.

Ancak Demirel darbenin ardından MİT'ten kendisine böyle bir bilginen

gelmediğini söyleyecektir. Belki onun kastettiği resmi bir rapor olabilir.

Ancak zaten MİT darbeleri hiç bir zaman resmi raporlarla bildirmemiştir.

Çünkü yasalar askerlerle ilgili istihbarat çalışmalarını yasaklamış

durumdadır. MİT'in darbeci askerleri saptaması ve bunu resmi rapor haline

getirmesi suçtur. Bunu suç olmaktan çıkartacak yasal değişikliği

yapabilecek bir siyasi iktidar da halen Türkiye'de işbaşına gelebilmiş

değildir.

Ayrıca Demirel bir zamanlar kendisine 12 Mart darbesini iletmemekle

suçladığı Fuat Doğu tarafından cuntasal faaliyetlerin arttığı, darbe

olasılığının bulunduğu konusunda taa 1975 yılında uyarılmıştır. Evet

yanlış duymadınız 1975. Dönemin Lizbon Büyükelçisi olarak görev yapan Fuat

Doğu sevgili dostu ve arkadaşı Demirel'i CHP ile bir koalisyona gitmesi ve

sorunların çözülmesi konsunda ikaz etmekte ve darbenin ayak seslerini

Lizbondan duyduğunu 11 Aralık 1975 tarihli mektubuyla iletmektedir. Belki

de Doğu bu uyarısıyla bir zamanlar " beni uyarmadı" diyen Demirel'e işte

size uyarı demek istemiştir.

Dönemin MİT Müsteşarı Orgeneral Adnan Ersöz, Demirel Başbakan olduğunda

onu ziyarete gelmemiş ve ilgili raporları da teamül olduğu üzere kendisi

Başbakan Demirel'e getirmemiştir. CHP'li diye tanımlanan Ersöz'ün bu

tutumu Demirel'in ekibi arasında tartışmalara yolaçmış ama Demirel günün

dengeleri içinde bunu umursamaz gözükmeyi yeğlemiştir. Ersöz'ün ardından

MİT Müsteşarı olan Korgeneral Bülent Türker raporları kendisi getirerek

sunmuştur. 12 Eylül derbesi sırasında da o MİT Müsteşardır. Ama

getirdiği raporlar hiç mi hiç beğenilmemektedir.

BÜLENT TÜRKER VE MİT'İN 12 EYLÜL DARBESİ RAPORU

Bugünlere ilişkin olarak Demirel'in yakın çalışma arkadaşlarından DYP

kurucusu Mehmet Dülger bakın neler anlatıyor:

" Bülent paşanın getirdiği bir kısım raporları Sayın Demirel bize veriyor

ve bir kaç gün incelememizi istiyordu. Birgün Türker paşa iki sayfadan

oluşan ve bir Amerikalı'nın Türkiye'de darbe hazırlıkları olduğuna ilişkin

bir yazısının Türkçeye çevrilmiş olan özetini getirdi. Bu yazının

yayınlanış ve Sayın Demirel'e sunuş tarihi Temmuz 1980. Ben yazıyı

okuyunca bir gariplik sezdim. Sanki bu raporu bir yerlerde okumuştum.

Sunulan raporda yazıyı kaleme alan kişinin CIA'dan olduğu belirtiliyordu.

Doğruca Amerikan kütüphanesine gittim ve araştırmalarımdan sonra daha önce

okuduğum bu yazıyı orada buldum. Açık bir yazıydı. 1980 Eylül -Ekim

aylarındaTürkiye'de bir darbe beklentisi dile getiriliyor ve toplam 6

sayfada Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve diğer kurumların güçlerinin analizi

yapılıyordu. Yazıyı aldım Süleyman Bey'e geldim ve ' Beyefendi geçen gün

okuduğumuz darbeye ilişkin raporu bir alabilir miyim' dedim. Çıkardı ,

ben de Amerikalı'nın yazısının orijinalini çıkardım. MİT'in raporu 6

sayfalık orijinal metnin 2 sayfaya indirgenmiş kötü bir Türkçe

çevirisiydi."

Türkiye'de demokrasiye ara verildiği gün olan 12 Eylül 1980 öncesindeki

MİT ile sonrasındaki MİT arasında çok farklar vardır. Bunlara değinmeden

önce MİT'in 1980 öncesi bazı uygulamalarına bakmak gekiyor. Özellikle

siyasetçilerin MİT'i kullanış şekillerine bakmakta yarar vardır.

Siyasetçiler MİT'i ya seviyor ya da sevmiyorlardır. Sevenleri içine girip,

kendi çıkarına ne yaptırabilirse kar diye bakmıştır. Bu arada teşkilatın

bünyesinin geliştirilmesi, değiştirilmesi gibi özlemleri olanlara az

rastlanılır. Bunları söyleyenlerden de hiç kimse hiç bir şey yapmamıştır.

Ancak birbirlerine karşı MİT'i kullanmaktan çekinmemişlerdir.

MİT, CHP'nin telefonlarını 1960 darbesinden öncede dinlemiştir. O zaman bu

dinleme işini DP iktidarı yaptırmıştır.1960 sonrasında da CHP

dinlenmiştir. Peki ama MİT ne ve kimin için dinliyordur CHP Genel

Merkezini.

Siyasetçiler mi kullanıyordur, yoksa genel bir istihbarat çalışması mıdır

yapılan? Ancak hangisi olursa olsun MİT yetkilerini aşmıştır. Yasasının

dışında çalışmalar yapmaktadır. Bu yüzden içerdeki "uzmanlığını" bir türlü

dış istihbarata yoğunlaştıramamıştır.

2 Şubat- 5 Haziran 1977'de dönemin Başbakanı Bülent Ecevit o dönem

Türkiyesi hakkında bakın neler söyler oysa:

" Türkiye'de demokrasinin olmamasını ya da sınırlı olmasını isteyenler

var. İş çevreleri ve MHP. Demirel'in adı liberale çıkmış ama liberal

diyemiyorum. O da kendisini iktidara getirmeyecek bir demokratik rejim

istemiyor. Ayrıca MİT'in dışında olan çevrelerin etkisi olduğu kuşkusunu

duyuyorum. Yabancı sermaye çok uluslu şirketler CIA, (CIA başına buyruk

yürüyebiliyor. Amerikan hükümetinin denetiminin dışında kalabiliyor.

Türkiye herkesin at oynattığı bir ortamda. Kim kimdir belli değil. Kim

milliyetçi kim feodal. CIA ajanları ile KGB ajanları birbirine karışıyor.

Joseph Conrad'ın Rus ihtilalinden önceki durum anlatan romanı çok

ilginçtir. ( The Secret Agent) "

MİT İYİ ÇALIŞSAYDI 1 MAYIS 1977 VEYA KAHRAMANMARAŞ OLUR MUYDU?

Evet ülkenin Başbakanı bunları söylüyor. Peki o dönemde Türkiye'nin

içişlerine karışan yabancı ajanlar ayıklansa, kanlı 1 Mayıs 1977'in perde

arkasındaki asker ve sivil darbeci güçleri, Kahramanmaraş'ın gerçek

failleri, Çorum olaylarının kışkırtıcıları yakalansa ve bunların dış veya

iç bağlantıları çözülse, bunları besleyen silah kaçakçıları ve ajanlar

yakalansa Türkiye bir darbe yaşar mıydı sizce? Peki bunları ortaya "

sadece " MİT mi çıkartacaktı diye soracak olursanız, bunun yanıtı

elbetteki 'Hayır' dır. Ancak Nasrettin Hoca'nın hikayesindeki gibi 'evi

soyan hırsızın hiç mi kabahati yoktur?' Eğer MİT o zamandan

yapılandırılmış bir kurum olabilseydi, Türkiye üzerine oynanan oyunların

büyük bir kısmını engellemek mümkün kılınabilirdi. Tabi bunda en önce

askerlerin sorumluluklarının ve ülke rejimine etkilerinin, kurumları

kullanış biçimlerinin iyi tahlil edilmesi gerekmektedir.

Bir başka siyasetçi ve eski İçişleri Bakanı Korkut Özal'ın o döneme

ilişkin görüşleri ise şöyle:

" Türkiye'nin entelijans( casusluk ) sistemleri benim kanaatim, benim

bildiğim kadar yetersizdir. Hiç bir zaman da yeterli olamadı. Dahasını

söyleyeyim, daha üstün entelijans servislerinin biz daima altında ezildik.

Yani entelijans olarak, yabancı CIA idi, MI-6 idi,MOSSAD ve KGB'siydi.

Bize tahakküm etti. Çünkü onlar çok daha güçlü organize olmuşlar.

Dolayısıyla Türkiye'miz entelijans meselelerin hem gerisinde kaldı, hem

desinformation dediğimiz şeylere maruz kalındı. Yanlış yönlendirme,

bilgilendirmenin acısını Türkiye çok çekti, çekebiliyor. "

Gerçi o tarihlerde MİT özellikle kaçakçılık faaliyetleri konusunda

dönemin hükümetlerine zaman zaman çok önemli bilgiler de sunmuştur. Ancak

dönemin mafyasının rüşvet ile bakan atattırabilecek düzeyde siyasette

etkin olabildiğini anımsamak gerekmektedir.İçinde bulunulan siyasi

istikrarsızlık ve güçsüzlük bilgi toplanmasını, toplanan bilgilerin

değerlendirilebilmesini imkansız kılmıştır. Bu dönem MİT'in ekonomik

açıdan içinde bulunduğu yetirsizlikleri de gözardı etmemek gerektir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek istihbarat çalışmasının dünyanın en

pahalı işlerinden birisi olduğudur. Ne kadar çok para harcar ve buna uygun

yapılanma ve kaliteli eleman ile çalışırsanız o kadar başarılı olunur. Bu

istihbarat işinin değeşmez gerçeğidir. Türkiye ise son yıllara kadar

istihbarat ekonomisi açısından hep büyük sıkıntılar yaşamıştır.

Hatta 1960'lı yıllarda kendisinden istihbarat için ek ödenek isteyen Fuat

Doğu'ya dönemin Başbakanı İsmet İnönü kendi örtülü ödeneğinde bile para

olmadığını belirterek bunun olanaksızlığını ifadeetmiştir.

İstihbaratta başarısızlığın nedenlerinden biri, belki de en önemlisi

Türkiye'nin 1950 sonrası hiç bir zaman yenemediği siyasi istikrarsızlık

sorunudur. Türkiye gücünü, kurumlarının yerleşebilmesi için harcayacağı

enerjiyi savurmuş hatta kabetmiştir; başka ve boş işlerde harcamıştır. Oy

toplama arzusu ve iktidar hırsının boyutu o derece büyümüştür ki

kıskançlık, aklı, güç arzusu ulusal çıkar amaçlarını yenmiştir. Demokrasi

arayışları hep bir kaos ortamında söndürülmüştür. Herşey bir sonraki yıla

ertelenmiş, gün kurtarılmış gelecek unutulmuştur. Vizyon yoksunluğu ,

gelecek körlüğü süslü lafların altında saklanmış durmuştur. Bu gelişmeler

istihbarat faaliyetlerine de aynıyla yansımıştır. MİT içindeki sivilleşme

ve yeniden yapılandırılma ile dışa dönük istihbarat vaadleri aynı dönemin

gizli servisini tarif eder hale gelmiştir.

MİT YAPILANDIRILIRKEN HEP BOZULMUŞTUR

Ama bu dönemde MİT "yapılandırılmıştır, organize edilmiştir" diyenler de

haklıdır. MİT her akla gelindiğinde 6 ayda bir yeniden yapılandırılmıştır.

Daha doğrusu yapılanlar bozulmuştur. Yapılanlar herkesin kendi MİT'ini

aramasından başka bir şey değildir. Bütün bu olumsuzluklar içinde, ülkenin

siyasi yöneticileri bir şeyin hiç durmadan devamını istemişlerdir: "

Rakiplerim telefonda ne konuşuyorlar acaba?" Bu nedenle telefonlardaki

dinleme faaliyetleri hiç durmamıştır. Makaralı teypler döner, yüzlerce

eleman, milyonlarca lira, dedikoduların dinlenmesine heba edilir. Çünkü

dinlemeler bir istihbarat elde etmekten çok birilerini memnun etmek için

yapılır.

MİT'in telefon dinlemesi olayları 1980 darbesinin ardından da askerlerin

isteği ile artarak devam eder. Bu dönemde Türk istihbarat birimleri

arasında telefon dinleme teknolojisinin bulunduğu ve kullanıldığı örgüt

MİT'tir. Bugün de en yüksek düzeyde telefon dinleme teknolojisine sahip

kurumların başında MİT gelmektedir. MİT'in öyle resmi açıklamalrda

bildirildiği gibi yüzlerle değil, binlerce telefonu bir anda dinlemesine

olanak sağlayacak teknolojsi bulunmaktadır.

Ancak 1995'lere gelindiğinde ülkenin içinde yaşanan kaos telefon

dinlenmesinde pek çok yeni kurumu gündeme getirmiştir. Polis, askeri

istihbarat, yabancı gizli servisler, terör örgütleri, aklınıza kim

geliyorsa biraz uğraşla telefon dinleme olayını gerçekleştirebilmektedir.

MİT bu sorun karşısında daha disipline edilmiş bir örgüt olarak

gözükmektedir. Telefon dinlenmesi konusunda 1995'de en etkin kullanım

askeri istihbarat ile polis istihbarat birimlerinin çalışmalarını

kapsamaktadır. Ancak bütün telefonlarının bir ortak merkezden dinlendiği

Ankara'da yaptığı bir konuşması , İstanbul'daki telesekreterine kaydolduğu

için saptanan ANAP İstanbul milletvetkili Bülent Akarcalı, açıklamasında

kendisinin telefonlarının MİT ce değil, ama başka bir güç tarafından

dinlendiğinin belirlendiğini açıklamıştır.

Dünya'da skandal olarak kabul edilen uygulamalar Türkiye'de sıradan

olaylar olmaktadır. Telefon dinlenmesi Anayasal siçtir. İstihbarat

örgütlerinin açığa çıkarması gereken bu tür skandallar da istihbarat

örgütleri savunmada kalmakta, suçu işleyenlerin kimliği bilinmekte ama

onlara dokunulamamaktadır. Çünkü skandalları ortaya koyan güç siyasi

otoritedir. Ve Türkiye'de ondan demokrasi içinde hesap soracak bir adalet

ortamı yoktur. Bu iddialar hakkında savcılıklar suç duyurusunda bile

bulunmamaktadır. Anamuhalefet Partisi lideri telefonlarının dinlendiğini

açıkalar ama bu konuda soruşturma yapılmaz. Burası Türkiye'dir.

TELEFONLARI KİM DİNLİYOR

Telefon dinlenmesi olayları askeri dönemlerde de artan bir hızla

sürmüştür. 12 Eylül döneminde Gazetecilerin, eski politikacıların herkesin

telefonları dinlenir. Bu sıradan olaylar arasında yeralır. Hatta Gazeteci

Cüneyt Arcayürek ile Uğur Mumcu Kenan Evren üzerine yaptıkları bir telefon

görüşmesinde kullandıkları sözlerden dolayı 12 Eylül hükümetindeki bazı

yetkililer tarafından uyarılırlar.Bir örnek:

Abdi İpekçi öldürülmüştür. CHP iktidarı MİT'ten yardım ister. MİT

İstanbul Başkanı Nuri Gündeş elindeki dosyalarla gelir. Bu dosyalarda Abdi

İpekçi'nin telefon konuşmaları yeralmaktadır. MİT İpekçiyi dinlemiştir.

Daha sora bu konuşmalardan yola çıkılarak İpekçi'nin özel yaşamına ilişkin

pek çok şey irdelenir. Ancak katil Mehmet Ali Ağca ve arkadaşlarına

ilişkin hiç bir şey yoktur. MİT 'in yardımı bu olur. Mehmet Ali Ağca bir

ihbar sonucu yakalanır.Sonra da askeri cezaevinden kaçırılır.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   53


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə