Mit dünden bugüne gizli dünyanin bilinmeyenleri tuncay özkan



Yüklə 3,49 Mb.
səhifə35/53
tarix08.03.2018
ölçüsü3,49 Mb.
növüYazı
1   ...   31   32   33   34   35   36   37   38   ...   53
hepsinin doğru olduğunu ve bizi anlayışla karşılamanız gerektiğini

düşünüyoruz.

IRAK İLE SURİYE BİRLEŞİR Mİ

Kurttekin: Söylediğiniz çerçevede evet. Ancak gazetelerde yayınlanan

demeçler bazen çarpıtılabiliyor. Bu bakımdan sizi uyarmak istedim.

Talabani: Açıkça söyleyeyim artık biz Araplarla açıkça mücadele edeceğiz.

Bugün Irak için bir komplo hazırlandığını, buna göre, Irak Baas partisinin

yapısının değiştirilerek Irak'ın Suriye'yle birleşmesi öngörüldüğünü

biliyoruz. Zaten bu tür planlar yıllardır tatbik edilmek isteniyor. Biz

Araplarla içiçe yaşadığımız için Arap meseleleri ve Arapların birleşmeleri

yönünde el altından sarfedilen gayretleri bilmiyor değiliz. Zaten biraz

evvel bahsettiğiniz demecimde de bunu vurgulamak ve bu tür bir olasılık

halinde Arap dünyasının dışında kalacağımızı belirtmek istedim.

Duatepe: Musul Vilayet Konseyi ile ilgili girişimin arkasında kimin

olduğunu biliyor musunuz?

Talabani: Biz bunun Türk askeri çevreleri tarafından desteklendiği

izlenimini edindik. Musul VilayetiProjesinin hukuki temelini hazırlamış

olan Mr. Keller bana, Projeyi üst düzeyde bazı askeri makamlarınızla

görüldüğünü söyledi. (Keller, Cenevre'deki "Good Offices Group of European

Lawrnakers" isimli kurulunun Genel Sekreteri). Türkiye tarafından

desteklendiğini düşündüğümüz için de karşı çıkmadık. Doğru söylemek

gerekirse bunu Türkiye'nin kara kaşı, kara gözü için değil, bizim işimize

de geldiği için destekledik. Musul Türkiye ile birleşirse bu bizim de

;Türkiye ile birleşmemiz için bir ön adım teşkil eder. Bakın size samimi

olarak fikirlerimizi söylemek istiyorum" Biz gerçekçiyiz" Bağımsızlık

peşinde değiliz. Eğer bir ülke ileberaber yaşamamız gerekiyorsa bunun

Türkiye olmasını istiyoruz. Musul Türkiye'ye geçerse Türkiye'nin petrol

sorunu kalmaz. Biz de Türkiye ile birleşirsek, PKK sorunu da ortadan

kalkar. Biz de sizinle aynı parlamentonun çatısı altında konuşuruz. Ben

bunu Sayın Başbakana daha söyledim ve Sayın Başbakan bu fikrime güldü.

Bizim içten dileğimiz bu, demokratik bir ülke olan Türkiye sadece bizim

için değil, başkaları için de çekici bir ülke olmaya başladı.

Duatepe: Musul Vilayet Konseyi girişiminin arkasında Türkiye yok. Bunun

Türk askeri çevrelerince desteklendiği yolundaki görüşü ilk defa

duyuyorum. Bu kişiler filhakika önce askeri yetkililerimizle temas

etmişler, onlar da bize gönderdiler. Mesele bundan ibaret.

KYB Temsilcisi Kazzaz: Buradaki Otel masrafları olan 128.000.000 TL.'

sının kimlerin ödediğini merak ediyorum.

Talabani: Bu işin arkasında Almanlar ve petrol işinden büyük kazanç

sağlamayı uman Avrupalılar olduğunu düşünüyorum. Yanlarındaki Keller adlı

şahıs bunları yönlendirip idare ediyor. Ancak tekrar ifade edeyim ki,

Musul Vilayet Konseyi ile ilgili olarak sunulan proje son derece iyi

hazırlanıyor.Çok iyi bir çalışmanın ürünü. Bunu kimin hazırladığını merak

ettim. Amerikalılar da, İngilizler de bunu bilmediklerini söylüyorlar. Ben

zaten Türkiye ile birleşme fikrimizi üst düzey Amerikan yetkililerine

açmak işe karışmak istemiyoruz. Bu Türkiye'nin meselesidir" dediler ama

menfi bir tepki de göstermediler.

"HERŞEY AMERİKA'NIN TUTUMUNA BAĞLI"

Kurttekin; Bizim 70 yılda gerçekleştiklerimizi, üstelik bunu petrolsüz

gerçekleşirdiğimizi dikkate aldığınızda bu tür projelerin bizim için

önemli olmadığnı takdir edersiniz.

Talabani: Çok diplomatça davranıyarsunuz. Artık eski politikalarınızı

bırakın. Musul'u alın ve biz de sizinle birleşelim.Beni üst düzey askeri

yetkililerinizle de görüştürmenizi istiyorum. Jandarmayla pratik önlemler

için görüşüyorum,ancak ben askerlerle görüşmek istiyorum.

Duatepe: Sayın Başbakan burada olmadığı için bu talebinizi sonra

değerlendirebiliriz Muhalefet grupları olarak Viyana'da ne kararlar

aldınız?

Talabani: Ana fikir bir Hükümetin kurulması oldu. Erbil'de kurulmasına

karar verilen Hükümeti Suudi Arabistan gibi bazı ülkeleri de

tanıyacaklarını ümit ediyoruz. Ancak herşey ABD'nin tutumuna ve bu işe ne

diyeceğine bağlı. Heyet ABD'ne gittikten sonra fikirlerin netleşeceğini

bekliyoruz.Bu arada bizim ihtiyaç duydumuz bazı maddelerin Kuzey Irak' a

geçirilmesi için yardımlarınızı bekliyoruz. Örneğin sigara fabrikası için

getirdiğimiz kağıt Kapıkule'de bekliyor. Sayın Başbakan buna müsade

edileceğini söylemişti.

Duatepe: Bu konuda Sayın Ant size cevap verecek. Ancak Sayın Başbakan bu

sigara kağıtları için özellikle bir talimat vermeden genelde Kuzey Irak

için neler yapılabileceğini sorduğunu hatırlatmak isterim.

Ant: Kuzey Irak'a mal sevkiyatı için Birleşmiç Milletler Yaptırımlar

Komitesinin müsaadesi gerekli. Eğer sözkonusu sigara kağıtları için bu

müsaade verilmemiş ise Kuzey Irak'a gitmesini sağlamamız sözkonusu olamaz.

Biz elimizden gelen kolaylığı göstermeye çalışıyoruz. Örneğin bir İsveç

NGO'su tarafından Kuzey Irak'a gübre ve tahta sevkiyatı için yapılan

başvuruları Yaptırımlar Komitesi kabul etmiş . Ama takdir edersiniz ki

kararları biz almıyoruz. Bu konuda BM çok hassas davranıyor.

Talabani: Yaptırım Komitesinin kararları zaten ihlal edilmiyor mu? Kuzey

Irak'tan getirilen ihtiyaç dışı mazota göz yumulmuyor mu?

Ant: Bunu bizden herkes talep etti ve başta BM istedi. Çünkü size

sağladıkları insani yardım projeleri için gerekli malzemeyi tasıyacak

kamyon bulamıyorlardı. Biz de zararımıza olmasına rağmen kabul edilebilir

bir miktarın sevkine izin verdik.

Talabani:0 halde bize yardımcı olamayacaksınız. Biz de bu malzmeyi İran

üzerinden geçiririz. Bir seneden beri sizden talep ettiğimiz hiçbir şeyi

sağlayamadık. Bundan üzüntü duyuyoruz.

Görüşmenin sonunda Talabani, Muhalif Grupları temsilen bir heyetin

Türkiye'yi ziyaretinin, ABD ziyaretinden sonra gerçekleçtirebileceğini

düşündüğünü söylemiştir.

Saygılarımla arzederim."

DEVLET TALABANİ DE YANILDI

Şimdi sizce daha sonra Türk Diplomatik Dokunulmazlığı zırhı ile örülen

ve kendisine Kırmızı Pasaport verilecek kadar iyi ilişkiler kurulan

Talabani, taa o günlerden bugünlerin mesajlarını vermiyor mu? Veriyorsa

Dışişlerindeki diplomatların görevi buna uygun analizleri yapmak değil

midir? Peki bu senaryo neden yoktur dersiniz? İşte bu soruların sorulduğu,

yanıtlarının alındığı zaman Türkiye'de yönetsel anlamda bir şeylerin

değişmeye başladığı da gözlenecektir. Çünkü Duatepe dahil hemen bütün

dışişleri bürokrasisi Talabani ve Barzani'nin PKK'nın çözümünde kilit

olduğuna inanmışlardır. Olyaların bu kadar basıt olmadığını zaman ortaya

koymuştur.

Talabani bu konuşmalarının ardından Türkiye ile girdiği ilişkilerin

sonucunda PKK yı bölgede en etkin kullanan, Apo'nun en önemli destekçisi

durumuna gelmiştir. Talabani'nin üzerine soru işareti koyarak beklemenin

yeterli olacağı düşüncesi, ona karşı önlemler paketi geliştirememe

ataleti, Türkiye'yi dış politikada olumsuzlukların içine çekmektedir.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın, bir general ile görüşmek için neredeyse

yalvaran Talabani'yi, Çankaya Köşkü'nün en baş misafiri yapması ve ona

ilişkin pek çok iş gerçekleştirmesi bu politikasızlıkların yerine

geçmemelidir. Dışişleri Turgut Özal'a bile gerçekleşecek senaryolar

sunabilirdi. Ancak bunun için oturmuş bir kurum yapısı ile,öz güvenli bir

diplomat kadrosuna ihtiyaç vardır. Dışişleri Bakanlığında bu tür

diplomatların sayısı ise oldukça az gözükmektedir. Türkiye'yi yöneten

Cumhurbaşkanları ile Başbakanlara doğru olan konularda doğru ve zamanında

bilgi sunmak ve sunulanın takipçisi olmak önemli olmalıdır. Unutulmamalı

ki Amerika'da Clınton yönetiminin Bosna politikasını eleştiren Dışişleri

üst düzey memurlarından 6 sı birden istifa ederek konuyu gündeme getirmeyi

bilmişlerdir. Önemli olanın koltuklar değil üretilen iş ve sonuçları

olduğu artık Türk bürokrasisine yerleşmelidir.

YURTDIŞI MEMUR YAĞMASI

Türkiye'nin dışarda etkisiz oluşunun sorumluları da bu politikaların

yürütücüleri olsa gerektir. Neden mi ? Bakın bu konuda yönelttiği sert

eleştirileriyle tanınan, eski bakanlardan, Bitlis Milletvekili, eski

büyükelçi Kamran İnan neler diyor:

" Türkiye'nin dış temsilciliklerinin son derece dağınık ve son derece

verimsiz bir teşkilat olduğunu söylemek mecburiyetindeyim. Dünyanın hiç

bir memleketinde bizimki kadar bürokrasinin dışarıya taştığı

görülmemiştir. Hemen hemen bütün devlet kuruluşları dışarda

temsilcilikler kurdular. Dünyanın hiç bir memleketinde dışarda kültür

müşaviri artı onun yanında eğitim müşaviri yok. Dışarda hiç bir memleketin

maliye, hazine, planlama, ticaret teşkilatı yoktur ama bizde var. Hatta

DPT Teşkilat Kanunuda dışarda eleman bulundurma kadrosu ubulunmadığı

halde gizli formüllerle dışarıda eleman bulundurur. Hazine ve Dış Ticaret

müsteşarlıkları, bunlar yeni birer Dışişleri Bakanlığı olmak iddiasında.

Dünyanın her tarafına insan göndermekte. Giden insanlar kaliteli mi,

gittikleri konuyu bilmekteler mi, bunun gerektirdiği dil bilgisine

sahipler mi?Hayır malesef değiller. bunların gönderdikleri dış

temsilcilerin yüzde 90'ı hiç bir yabancı dil bilmemektedirler. Ama buna

mukabil bugün Paris'de 11 müşavir bulunmaktadır.

Kalkınma ve işbirliği teşkilatı OECD Pariste'dir. Bunun içindeki fert

başına milli geliri en düşük olan Türkiye'dir. Ama delegasyondaki memur

sayısı itibariyle Amerika ve Japonya'dan sonraki en kalabalık olanı

Türkiye'ninkidir. Cenevre Birleşmiş Milletler Ofisi neznindeki daimi

delegeliğimizde 7 müşavir bulunuyor. Bütün bu müşavirlerin dışarıda

ortalama 7-9 bin dolar aylık maaşları vardır. Ve bugün Dışişleri

bakanlığının personel sayısını aşmıştır. Bir başka yönü daha var bu

olayın: Bunların hepsi kendi başına buyruktur. Bunlar büyükelçilerin

otoritesine tabi değillerdir. Tam bir dağınıklık vardır. Türkiye'nin

içindeki koordinasyon noksanlığı, otorite boşluğu , aynen dışarıya da

yansımıştır. Tayin edilen insanların büyük bir kısmı bir hizmet icabı

değil, sadece o insanın yurtdışında ve döviz olarak maaş alması için

orada bulunmaktadırlar. Almanya'nın Münih şehrinde tam 4 tane Hazine ve

Dış Ticaret Müşaviri var. Sabahtan akşama kadar gezmekten başka bir

görevleri yok. Müstakil konsolosluk dışına açtıkları büronun da

telefonları kesilmiş vaziyettedir. Bu devlete onur kırıcı bir durum

oluşturmaktadır. Bu durumu hiç bir hükümet disiplin altına alamamıştır.

Peki bunlar gerçekten devlete faydalı olabiliyorlar mı? Türkiye aleyhine

olan propaganda faaliyetini göğüsleyebiliyorlar mı?

Bugüne kadar size üzülerek söyleyeyim televizyon ekranlarında gözüken

Büyükelçi sayısı ikiyi geçmez. Almanya'da Büyükelçi arkadaşımız Onur

Öymen büyük başarı ile çalışmıştır. Bunun dışındakilerin hepsi sanki

hücum edilen tenkit edilen memleket kendi memleketleri değilmiş gibi

davranıyorlar. Ama aybaşında Türkiye'yi düşünmek herkesin aklına geliyor.

Bütün dünyada bir usüldür cevap verme hakkı. Bizde bunlar yok. Hiç bir

şekilde saat 10.30'dan evvel açılan bir Türk temsilciliği veya

müşavirliği bulamazsınız. Oysa bunlar milyonlarca dolara

malolmaktadırlar. Türkiye'de maalesef bürokratik bir diktatorya vardır.

Siyasi güçler havada kalmaktadır."

DIŞİŞLERİ NE YAPAR

Evet bir ülke düşününüz ki yurt dışında gizli servisinin bütün eleman

kadrosundan daha fazla bir insan kaynağı bulundurup en üst düzeyden para

ödesin, ama bunların hiç bir yararını görmesin! Belki bunların büyük bir

kısmı olmasa, yolaçtıkları zararları da önlenebilecekken, siyasi

kaygılarla bunların oluşturdukları saadet zincirine dokunulamamaktadır.

Yurtdışındaki "beleşçilerin" sayısı bugün MİT'in kadrolarının çok

üzerindedir. bunların istihbarat veya diğer faaliyetlerimize de bir

katkıları söz konusu olmamaktadır. Gerçi yurtdışındaki MİT görevlilerinin

de önemli bir bölümü klasik işleriyle uğraşmakta ve pasif durumda

bulunmaktadır . Bütün bunların yeniden ve acilen gözden geçirilmesinde

kaçınılmaz yararlar vardır.

Şimdi Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ama biz bunlara zaten karşıyız

diyebileceklerdir. Onlara karşısınız da ne yaptınız? Karşı olmadığınız

kendi kadrolarınız ne yapabiliyor diye sormakta büyük yarar bulunmaktadır.

Sorun bir etkinlik mücadelesi olarak ortaya konmaktadır. Bu soruların

yanıtları malesef ki hem bizim hem de diplomatlarımız için olumsuzluklarla

dolu olmaktadır. Sovyetler birliği yıkılmadan bir kaç ay önce Dışişleri

Bakanlığının resmi tezi " Sovyetler yıkılmaz" şeklindedir. Bu da dönemin

Dışişleri Bakanı tarafından televizyonda dile getirilmiştir.

Dışişleri Bakanlığı görevlileri ile büyükelçiliklerdeki MİT görevlileri

arasındaki ilişkiler çok da sıcak değildir. Örneğin MİT elemanlarının

odasının dinlendiğinden kuşku duydukları bir Atina Büyükelçisi odasında

arama yapılmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Bunun üzerine Ankara'dan

yardım isteyen MİT elemanına gerekli destek verildiğinde ve büyükelçinin

odası arandığında duvarına yerleştirilmiş ve faal durumdaki dinleme aleti

ele geçmiş, büyükelçi de bir süre sonra görevini yeni elçiye devretmek

zorunda kalmıştır. MİT, Sovyetler dağılmadan önce Doğu Blokundaki hemen

bütün büyükelçiliklerimizde bu tür dinleme aletlerini bulmuştur.

Gerçi dünyanın diğer ülkelerinde de gizli servisler ile dışişleri

mensupları arasındaki anlaşmazllıklar hep süregelmiştir. Ancak Türkiye

nedense dış istihbarat alanındaki açığını kapatabilecek bir büyüklükte

bulunan temsilciliklerini kullanarak bunu kapatamamaktadır. Diğer

ülkelerden farklı olarak başarısız kalmaktadır. Diplomatlar açık

istihbarat alanında gösterecekleri kapasitenin çok altında faaliyet

göstermektedirler. Büyükelçilerin yüzde 90'ı istihbarat toplamada ve

Türkiye için bulundukları ülkede etkin mücadele vermede yetersiz , hatta

bazıları zararlı bulunmaktadır.

DIŞİŞLERİ İSTİHBARAT DAİRESİ

1980 yılında kurulan Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Araştırma Dairesi de

ASALA terörünün , PKK ile yer değiştirmesinin ardından başarısız olmuştur.

İstihbarat dairesi 1986 yılına kadar ASALA'nın izlenmesi ve fikir

bazındaki ideolojik çıkışlarının ortadan kaldırılmasında kullanılmıştır.

Çünkü Türk Diplomatlarından 30 'u ASALA tarafından öldürülmüştür. Türkiye

öldürülen diplomatlarının hakkının aranmasında da yine sınıfta kalmıştır.

Ancak Dışişleri Bakanlığı bu alandaki mücadelesini kendi dışındaki

üniversite öğretim üyelerine havale ederek Dünya'da bir Türk tezinin

oluşumunun sağlanmasında başarılı olmuştur. Yani memurlar elini çekince

iyi seçilen hocalar Ermeni terörünün tarih tezini yıkmayı başarmışlardır.

ASALA'nın ardından PKK ile mücadelede bu birim sınıfta kalmıştır. Bu

birim Türkiye'nin başındaki diğer terör örgütleriyle de mücadelede

başarısızlığın ötesinde bilgisiz bulunmakadır. Çünkü bu birimin elemanları

kendilerini dış ilişkilerle ve bir örgütle sınırlamışlar olayın iç

gelişmelerini izlememişler ve istihbarat bilgilerini büyütememişlerdir.

Tabi bu arada Dışişleri Bakanlığı'nın bir başarısına değinmeden geçmemek

gerekmektedir. Çok iyi gazete takip eden dışişleri mensupları arasında,

bugünkü MİT Müsteşarı Sönmez Köksal'ı ayrı bir yere getiren bu olay,

Körfez kirizidir. Irak'ın , Kuveyt'e saldıracağını Dünya'da en önce

öğrenip devletini uyaran Büyükelçi, o zamanın Bağdat büyükelçiliği

görevini yürüten Sönmez Köksal olmuştur. Köksal bu görüşlerini aktardığı

Ankara tarafından takdir edilmiştir. Turgut Özal Köksal'dan aldığı bu

bilgiyi Amerikan Başkanı Bush'a iletmiş ve büyük sükse yapmıştır. MİT'in

başına bir sivil aranırken de akla ilk gelen isimlerden biri Köksal

olmuştur. Köksal Irak'ın Kuveyt'e saldırısının yanı sıra sonrasındaki

gelişmeler konusunda da çok başarılı bir senaryo çizmeyi

başarmıştır.MİT'in baqşına gelen ikinci diplomat Sönmez Köksal'dır.

Köksal'dan önce Kahire'de Büyükelçilik yapmış olan Celalettin Tevfik

Karasapan 1958 yılında Bükreş Büyükelçiliği'nden alınarak MAH'ın başına

getirilmiştir. Bunlara karşılık MİT'den de bir Büyükelçi çıkmıştır. O da

12 Mart muhtırasıyla MİT'in başından uzaklaştırılıp Lizbon'a Büyükelçi

olarak atanan Fuat Doğu'dur.

ORTADOĞU VE AMERİKA'NIN TÜRKİYE İÇİN BİÇTİKLERİ

Aslında Ortadoğu da, Türkiye'nin bölgeyle olan tarihi ve kültürel bağları

ve bölgeden Türkiye'ye yönelen tehditler gözönüne alındığında, Dışişleri

Bakanlığı'na önemli görevler düşmektedir. Ama bunların

koordinasyonsuzluk, eleman seçimindeki ve yetiştirilmesindeki hatalar

yüzünden, layıkıyla yapılabildiğini söylemek mümkün değildir. İslami

terörün hedeflerinden birisi haline gelen Türkiye ne yazık ki bu tür

olaylara hazırlıksız yakalanmıştır. Örneğin 1993 yılı Haziran ayında bir

komisyona bilgi veren Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Dairesi Başkanı Cenk

Duatepe o dönem Türkiye'de kasırga gibi esen Hizbullah ve islami terör

konusunda bilgisi olmadığını itiraf etmiştir. Buna gerekçe olarak da "

Dış bağlantılarının saptanamaması ve kendilerinin iç olaylarla ilgili

bilgi akışında etkin olmadıklarını" göstermiştir. Yani istihbarat

toplamamakta gelenleri değerlendirmektedirlir. Hizbullah ve islami terörü

de ne yazık ki bu anlayış nedeniyle atlamışlardır.

Aslında bu değerlendirme de atlayan sadece dışişleri olmamıştır. İslami

terör değerlendirmesinde en çok hatalı olan 1980 dönemi ve sonrası

askeri ve siyasi iktidarlarıdır. Sınıfta kalmışlardır. İstihbarat

servislerinin uyarılarına kulak asmamışlardır. Bugün Türkiye islami terör

örgütlerinin rahatça kök salabildiği ve eylem yapabildikleri bir ülke

haline gelmiş durumdadır. Bu dönemde ANAP iktidarının önüne getirilen

islami terör uyarıları dinlenmemiş ve MİT tarafından dönemin ANAP'lı

yöneticilerine verilen islami terör brifingi gülünerek izlenmiş, sonra da

gereği yerine getirilmemiştir. Gerçi islami terör ile ilgili ilk

gelişmeler, DP iktidarı sırasında Amerika'nın baskılarıyla

oluşturulmuştur. Dönemin lideri Adnan Menderes'e Amerikan yönetimi

tarafından Ortadoğu'daki etkinliklerini arttırabilmek için ılımlı islamı

yaygınlaştırması yönünde baskılar yapılmıştır. Bu dönemden sonra da

,Türkiye'de islam noktasından hareket eden çeşitli gruplar yaygın bir

şekilde gelişmişlerdir. Bu gelişmenin sonucu olarak radikal islami



Dostları ilə paylaş:
1   ...   31   32   33   34   35   36   37   38   ...   53


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə