Mit dünden bugüne gizli dünyanin bilinmeyenleri tuncay özkan



Yüklə 3,49 Mb.
səhifə38/53
tarix08.03.2018
ölçüsü3,49 Mb.
növüYazı
1   ...   34   35   36   37   38   39   40   41   ...   53


Hikmet Çetin ve Ömer Türk ile birlikte, MİT'de kendilerine ayrılan odaya

giderek çalışmalarına başlar. İlk iş MİT gibi sorgu konusunda uzman

çalışanların bulunduğu bir kurumda bu profesyonellerin nasıl ifadelerinin

alınacağı üzerinde bir karar verilmesidir. Bunun için odalarına gönderilen

yeminli daktilo dışarıya çıkartılır ve ifade almalara öncelikle çağırılan

kişilerle yapılan uzun havadan-sudan sohbetlerle başlanır:

ABAS AÇIKLIYOR: RAPORU KİM SIZDIRDI

Örneğin Hiram Abas'ın ifadesinin alınmasından önce 20 dakika o gün havanın

kış olmasına rağmen yağmur yağması üzerine yapılan sohbete geçilir. Abas

ustadır. Ona ve diğer MİT'çilere göre müfettişlerin bu yöntemlerle bir

şey elde etmesi imkansızdır. Abas ifade verirken bir yandan da dalgasını

geçmektedir:

- MİT raporunu kim sızdırdı acaba?

Abas: Kim olacak canım Cumhurbaşkanı Kenan Evren. O daha etüd halindeyken

Cumhurbaşkan'lığındaki MİT temsilcisi damadı Erkan Gürvit aracılığıyla

raporu istedi ve daha sonra basına sızdırdı.

Nasıl olsa müfettişlerin, ülkenin Cumhurbaşkanı ağzına geleni küfür

olarak MİT raporuyla ilgili dile getirdiği bir dönemde gidip kendisine , "

Bu raporu damadınızla birlikte siz mi basına sızdırdınız" diyecek halleri

yoktur. Ama onların da ellerinde kullanacakları kozları vardır...

Tam 102 aktif operasyona katıldığı ifade edilen Abas espirileri, MİT

içindeki hakimiyeti, sorgu tekniğiyle soruşturmacıları etkiler. Ama

onlarda az değildir. Kendisine vatan-millet adına katıldığını söylediği

aktif çatışmalara hangi yetkiyle girdiği sorulur. Öyle ya 12 Mart

döneminden 1992'ye kadar katıldığı çatışmalarda hangi yetki ve sıfatla

bulunmuştur? İşte bu sorunun yanıtı yoktur.

MİT TARİHİNDE HAMBURGER'İN ÖNEMİ

MİT raporuyla birlikte gündeme raporun nasıl basına sızdığı sorusu da

gelir. Bu sorunun yanıtını arayan Kutlu Savaş ve arkadaşları için düğümü

çözecek ipucu bir hamburger yeme öyküsünde yatmaktadır. Basında raporu

yazan kişi İrfan Taştemur'dur. Onun açıklamalarına göre rapor kendisi

İstanbul'dan Ankara'ya çağırılarak götürüldüğü MİT'de önüne konmuştur. O

da bu rapordan öncelikle alıntılar yapmıştır. Bu sırada da MİT mutfağında

hazırlanan hamburgerler'den yemiştir.

İşte bu hamburgerlerin önemi raporun basına sızması öyküsünün anahtarı

olmalarından kaynaklanmaktadır.

Müfettişler raporun basına nasıl sızdığı soruna hep aynı yanıtı

almaktadırlar:

" Basına bu raporu Çankaya Köşkü sızdırdı."

Oysa ortada bir başka iddia vardır. Bu iddianın araştırılmasına öncelikle

raporun hangi tarihde hazırlandığı araştırılarak başlanır. Rapor Ağustos

ayında hazırlanmıştır. Taslak halindeyken Köske çıkmıştır. Köşke çıkarken

hemen hemen aynı tarihlerde İstanbul ve Ankara'da bazı gazetecilerin

masasına da konmuştur. Ama gazete patronları bu raporun

haberleştirilmesine bir türlü cesaret edememişlerdir. Ancak ilginçtir

raporun bitirildiği tarih 10 Kasım 1987'dir . Bu tarih aynı zamanda

basına sızdığı tarihdirde. Raporun üzerine tarih konulurken basının

şahitliği de sağlanmıştır .

MİT'DE HAMBURGER YEMENİN ZAMANI

Peki ama MİT'de gerçekten hamburger pişirilmekte midir? Raporun

pişirildiği bilinir ama ya hamburger?... Müfettişlerin kafasındaki soru

budur. Evet MİT'de yapılan araştırmada hamburger pişirildiği de saptanır.

Hamburger pişirilmesinin üst düzey sorumluluğunu da çok ünlü bir soyad

üstlenmiştir: Doğramacı. Bu Doğramacı, YÖK Başkanı meşhur İhsan

Doğramacı'nın yeğenidir.

Müfettişler bir gün dönemin Müsteşarın'a şakayla karışık " MİT'in ünlü

hamburger'inden yemek istediklerini " anlatırlar. Bu isteklerinin derhal

karşılanacağı ifade edilir. Böylece MİT'de hamburger hazırlandığı da

ortaya çıkar. Sorumulusu çağırılır ve hamburger için alınan malzemenin kaç

gün bekletilerek hamburger yapıldığı sorulur. O da bir veya iki gün içinde

malzemenin hamburger yapıldığını söyler. Bunun üzerine hamburger

üretiminin ne zaman başladığı alınan malzemeler için tutulan defter

kayıtlardan araştırılır. 1987 yılının Eylül ayından itibaren hamburger

yapılmaktadır. Yani MİT raporunu basına açıklayan İrfan Taştemur'un MİT'e

getirilerek hamburger yedirildiğini söylediği tarihlerde, MİT hamburger

hazırlamaktadır ve İrfan Taştemur'da bu hamburgerlerden yemiş

bulunmaktadır. Ama raporun araştırmasında bu tarihten çok önceleri İrfan

Taştemur'un raporla ilgili bilgilere sahip bulunduğu da bilinmektedir.

Müfettişler bu ayrıntılarla önemli sonuçlar elde etmektedirler. Kutlu

Savaş çalıştıkları odayla ilgili olarak MİT Müsteşarına daha ilk

günlerden itibaren şunları söyler:

" Bakın efendim ben askeri okullarda ders verdim. Oralarda ses düzsenleri

vardır ve sınıflar dinlenir. Bu alenen yapılır. Ben de sizin yerinizde

olsum teşkilatımla ilgili çalışan insanların odalarını dinlerim. Bunu da

biz hiç yadırgamayız."

MÜFETTİŞLERİN AÇIĞA ALDIĞI MİT' ÇİLER VE EMEL SAYIN OLAYI

Ayrıca ilerleyen zaman diliminde çalışmalar devam ederken bir başka karar

da MİT'e bildirilir. Müfettişler sadece ilgilendikleri olaylarla ilgili

konularda arşivdeki bilgileri görmek istemektedirlir. Bunun dışındaki

bilgileri görmeyi uygun bulmumaktadırlar. Bunun için iki elemanın

görevlendirilerek arşivden istenilen bilgilerin gerekli ayıklamasını

yapması istenir. Bu böyle de olur. Ama soruşturmaya sekte vurmak

isteyenler veya yönlendirme-yanıltma çabasına girenler derhal açığa

alınacaktırlar. Bu konudaki ceza iki kişiye de uygulanır. Bunlardan birisi

Mehmet Eymür'ün o dönemdeki yardımcısı Korkut Eken'dir. Diğer görevli de

aynı dairede bulunan ve ünlü işadamı Ağa Ceylan'nın dünürü olan diğer

yardımcıdır. Soruşturmanın seyrini beğenmeyen bu ikili müfettişlere bazı

konularda bilgi aktarmamakta direnip soruşturmayı başka yöne çekmek

isteyince, Kutlu Savaş ve arkadaşlarının oluruyla açığa alınırlar.

Soruşturma sırasında eski Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ ile ilgili Emel

Sayın olayı da incelenir. MİT raporunda Üruğ ile Sayın arasında bir gönül

ilişkisinden bahsedilmektedir. Buna ilişkin arşivdeki bilgiler incelenir.

Evet, MİT bir kaynağından gelen duyumu, rapora, arşivdeki dosyasından

alarak aynen aktarmıştır. Ama bu duyum arşive yanlış geçmiştir. Yine

dosyalarda olayın doğrusu bulunmaktadır. Sayın ile Gönül ilişkisi bulunan

kişi bir başkasıdır. MİT arşivindeki bir hatalı yazımın sonucunda Üruğ

paşa ağır yara almıştır. Bir yoruma göre de bu hatalı yazım bilinerek o

rapora konulmuş böylece Üruğ'un yıpranması sağlanarak Cumhurbaşkanlığı

seçimlerinde etkisizleştirilmesi amaçlanmıştır. Bu da Özal'ın yolunu

açmıştır.

Peki ama MİT hangi yetki ve görev anlayışı içinde Necdet Üruğ'u

incelemiştir? Üruğ sıkıyönetim döneminde İstanbul MİT Bölge Başkanlığı'nın

fiilen en üst düzey idarecisidir. Daha sonra da Genelkurmay Başkanı

olmuştur. MİT askeri kişiler ve kurumlar konusunda araştırma yapmak için

bu kurumların yetkilileriyle bir uzlaşmaya varmak durumundadır, çünkü yasa

böyle demektedir. Ama böyle bir anlaşma da yoktur. MİT Üruğ'u kendi

yöneticiliğini yaptığı zamanlar dahil olmak üzere uzunca bir zamandır

izlemektedir. Ve bu izlemeyi de MİT'in başındaki asker idareciler

bilmektedir. Yani herkes birbiri hakkında bilgi sahibi olmak için MİT'i

kullanmaktadır. Çünkü bu izleme bir istihbarat sızması veya şüpheye

dayanmamaktadır. Arşivler böylece insanların özel yaşamları dahil pek çok

bilgiyle dolmakta ve bunlar da asla yokedilmemektedir.

MİT incelenir ve sonuçta iki kişinin açığa alınması ve bir dizi eleştiri

ile dolu olan rapor hazırlanır. Raporda askerlerin bir basamak olarak

gördükleri MİT Müsteşarlığı görevinin bu işin uzmanlarına ve anlayanlarına

bırakılmasının zamanının gelip geçtiği vurgulanır ve MİT'in yetki ve

sorumluluk alanlarının dışında faaliyetlerde bulunduğu belirtilir. Acil

olarak MİT'in devlet hizmetine sokulmasının kaçınılmazılığı anlatılır.

MİT arşivlerinin özel yaşamlarla dolu olduğu da üç sayfalık raporda

yeralır ve bu uygulama eleştirilir. Raporda yeralan hayali ihracat

savlarının doğruluğunu belgeleyecek gerekli dökümanın da arşivlerde

yeraldığı belirtilir.

Bu MİT'in dışardan bir grup tarafından ilk kez denetlenişidir. Ve

sonuçları açısından da çok önemlidir.

MİT HAYALİCİLERİ SAPTAR VE YAZDIKLARI DOĞRULANIR

MİT raporunda yeralan hayali ihracat suçlamalarıyla ilgili olarak yeni bir

soruşturma açılması gelişen olaylar nedeniyle kaçınılmaz olur.

Soruşturmanın sonucunda pek çok iddia doğrulanır. MİT raporu soruşturması

da hayali ihracat soruşturması şeklinde sürdürülür. Ancak Kutlu Savaş

raporunda özellikle polisi çok yakından ilgilendiren suçlamaların

bulunduğu 17. sayfadaki olayların, MİT tarafından belgelendiğini, Başbakan

Turgut Özal'a bildirir. Bildirir ve kararı da ona bırakır:

" Ayrıca MİT raporunda 17. sayfada yeralan iddiaların kontrolü de bu

vesileyle yapılmış olmaktadır. Önemle belirtilmelidir ki bu konudaki

iddiaların mesnedi vardır ve MİT ilgilileri bu konuyu etüdlerine

dercederken genel olarak konu hakkında doğru enformasyona

dayanmışlardır. Bu konu bu raporumuzun tekliflerinin değerlendirilmesi

çerçevesinde ele alınacağından etüdün 17. sayfasındaki iddialar ayrıca

ele alınmayacak ve kesin bir ihtiyaç belirlemedikçe bir başka rapora konu

teşkil etmeyecektir."

Turgut Özal da zaten böyle bir soruşturmaya hiç bir zaman gerek

duymayacaktır. Sonra gelenler ise onun yolundan hiç çıkmayacaktır.

GİZLİLİK DENİLEN BÜYÜK BALON

Kavga hala devam etmektedir. Ancak burada çok önemli bir sonuç daha

vardır ki gözardı edilmesi mümkün değildir. O da devlet sırrı ve gizlilik

olarak adlandırılan şablonlardır. Gizlilik CIA tarafından ne Watergate'de

ne de İrangate'de sağlanabilmiştir. İngiliz, Fransız Rus gizli servisleri

de benzer skandallarda gizlilik sağlayamamışlardır. MİT için de aynı

şeyler geçerlidir. MİT özellikle başkaları adına kullanıldığı zamanlarda,

sır saklayamadığı gibi skandallara malzeme olmuştur. Buradan hareketle

gizli servilerin kime ve neye hizmet ettiklerinin yanı sıra ne adına neyi

sakladıkları ve gizlilik perdesiyle örttüklerinin de iyice tartışılıp ,

aydınlatılması gerekiyor. Eğer bunlar yapılamazsa hem demokrasiler hem de

gizli servisler büyük zarar görüyor. Daha doğrusu halk adına görev yapan

insanlar, halkı aldatmış ve bilgilenmesini engellemiş oluyorlar.Gizliliğe

ne kadar ve nerede ihtiyaç duyulduğunun yasalarla iyiden iyiye

sınırlandırılması gerekiyor. MİT raporu ve ardından ortaya çıkan gerçekler

gizlilik tartışmalarının ne kadar önemli olduğunun eniyi örneğini

oluşturmaktadır.

MİT raporuyla ilgili tartışmalar o kadar boyutlanır ki, rahatsızlık

toplumun hemen her kesiminde en ağır şekilde duyulur. Bülent Ecevit eski

günlerin birikimiyle sert eleştiriler getirir: "Mit kapatılır ve yeni bir

MİT kurulur" der. Ecevit'in o döneme ilişkin eleştirileri şöyledir:

ECEVİT: MİT KAPATILIR , YENİ MİT KURULUR"

"MİT'in kaçakçılıkla ilgili konulara eğilmesi bence doğaldır. Delillere

dayalı saptamalar yapması bence uygundur. Ben böyle örgütlerin siyasi

etkilerden ve kişisel hesaplardan uzak çalışmasına büyük önem veririm.

Başbakanlığım döneminde MİT'e hiç bir siyasal görev vermedim, özel görev

beklemedim. Ancak bana verilen raporlarından olabildiğince yararlanmaya

çalıştım. MİT raporları genellikle beni tatmin etmezdi. Somut ayrıntılara

girmekten kaçındıklarını gördüm. Bu da üzerlerinde yaratılan yılgınlıktan

ileri gelmekteydi. Onlara yılgınlıklarını aşmaları için teşvikçi oldum.

Alma yeterince sonuç alamadım. MİT'in bilgi ve değerlendirme dışında aktif

görevlere yöneltilmesini her zaman sakancalı bulmuşumdur. Çünkü böylesine

bir görevden büyük siyasal ve sosyal sakıncalar doğar. bana göre

istihbarat örgütleri açık ve temiz çalışmalar yapmalıdır. Günümüzde

örgütlerin içine sızmadan, ajan provakatör kullanmadan bilgi toplama

olanağı vardır. Ancak eski alışkanlıklardan kolay kolay kurtulunamıyor.

MİT olaylar konusunda önceden bilgi alır ama emniyetin bunların üstüne

gitmek için istediği somut bilgileri vermekten de kaçınır. Ben kendi

dönemimde bunu saptamıştım. Benim zamanımda kaçakçılık konusunda çok iyi

raporlar vermişlerdir. Bunlar beni çok sevindirirdi. Sonuç almak için

Sayın Orhan Eyüpoğlu'na ( Dönemin Başbakan yardımcısı) bu raporları

verirdim. Ama haberlerin sızdığı yolunda bilgi alırdım. Türkiye'deki

istihbarat birimleri arasında sağlam bir eşgüdüm gereklidir. MİT

pandoranın kutusu gibi açıldı. Belgeler ve bilgiler gelişigüzel yasadışı

yollardan dağılıyor. MİT'in de pek çok devlet kuruluşu gibi çığrından

çıkmış ve çok tehlikeli, sakıncalı bir biçimde kullanılır duruma gelmiş

olduğu belli. Teorik olarak iki çözüm yolu vardır:

Birincisi MİT kapatılır, yerine daha sağlıklı bir kuruluş yeni bir MİT

oluşturulur. İkincisi; rapor ciddiye alınır ve kasıtlı hazırlanmış olsa da

içeriği tüm iddialar, güven verecek tarafsız bir kurulca araştırılıp

kamuoyu önünde açığa kavuşturulur.

Kurum ağır bir yara almıştır. Başbakan Turgut Özal'ın MİT'in yerine uzunca

bir süredir yeni bir MİT oluşturmak için fırsat kolladığı bilinmektedir.

Raporuniktidara böyle bir fırsat sağlamak üzere tezgahlandığı kuşkusu

zihinlerde uyandı."

KÜSKÜN EMNİYET İLE MİT'ÇİLERİ ,KADER Mİ SİYASİ HESAPLAR MI BARIŞTIRDI

Ancak daha sonra MİT den uzaklaştırılanlar ile MİT raporunda yeralanlar

devletin üst düzey yönetiminde yine bir araya gelirler. Suçlanan Ünal

Erkan Olağanüstü Hal Bölge Valisi, Mehmet Ağar Emniyet Genel Müdürü, Vali

Nevzat Ayaz DYP Milletvekili ve önce Milli Savunma ardından Milli Eğitim

Bakanı olurlar. Mehmet Eymür MİT'e geri döner(Kimi çevrelere göre dönüş,

dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in kocası Özer Çiller'in araya girmesiyle

sağlandı. Kimilerine göreyse yeni oluşturulan birimlerde onun yerini

dolduracak eleman sıkıntısı olduğu için dönüş teklifi kendisine

ulaştırıldı.) Korkut Eken ise bir dönem, hakkında rapor yazdığı Mehmet

Ağar'dan gelen iş teklifini kabul edip, polis özel timinin eğitiminden

sorumlu müdür olmuştur.( Korkut Eken ile bir zamanlar aralarından su

sızmayan, kader arkadaşı Mehmet Eymür arasındaki iplerin de bu teklif

nedeniyle ve Eken'in görevi kabul etmesiyle koptuğu belirtiliyor. Eken'in,

MİT'e geri dönen Eymür'ü , kendisini dışırda bıraktığı gerekçesiyle

suçladığı ve kırıldığı aktarılıyor.)

HİRAM ABAS'IN ÖLÜMÜNÜN SIRRI

Herkes görev başındadır, hem de kilit görevleri paylaşırlar. Kimse

hakkında bir soruşturma veya araştırma yoktur. Bir eksik vardır; Hiram

Abas. Abas, 26 Eylül 1990 günü İstanbul'da uğradığı bir suikast sonucu

öldürülmüştür. Bu ölümün üzerindeki sis perdesi de hala aralanabilmiş

değildir.

Abas ile ilgili olarak ölümünün ardından, MİT içindeki askeri kanattan

olduğu bilinen kişiler ellerine aldıkları kağıtlarla, gazeteci gazeteci

gezer ve Hiram Abas'ın uyuşturucu işiyle ilgilendiğini, Yahudi kökenli

olduğunu, MOSSAD'a ve batılı servislere bilgi sızdırdığını, adının nasıl

bir melanet anlam taşıdığını anlatıp dururlar. Bunlar haber de olur. Bu

haberler daha sonra oğlu tarafından yalanlanır. Yine MİT içindeki kavgadır

yaşanan. Abas'ın ölümü üzerine yapılan yorumlarda MİT içi hesaplaşmanın en

temel ölüm sebeplerinden birisi olduğu ifade edilir. Öldürülmesinden hemen

önce, çok yakınında bulunan ve ona koruma sağlayan MİT İstanbul

Bölgesi'nin elemanları başka yerlere tayin edilir. Kendisine gönderilen

korumalar kaldırılır.

Bu konudaki bir iddia da; Abas'ın kendisine ateş eden kişileri tanıdığı

için, arabası yavaşladığında onlara selam verdiği şeklindedir. Ancak bu

ispatlanabilmiş değildir. Ama Abas'ın günde en az yüz mermi yakan,

hareketli hedeflere ateş etmeyi seven, isabetli atışları ve iki silahını

birden hızla ateşlemesiyle ünlü "kovboy" çevikliğinin, 103 adet silahlı

çatışmaya girip çıkmışlığının iki kez yaralanmasının getirdiği

tecrübelerin bu yolla etkisiz kılındığı savlanmaktadır. Aslında gizli

servis ateşidir ortalığı dumana boğan. Çünkü ölüm bile bu kavgaları

bitirmeye yetmemektedir. Gizli servisin içinde hesaplaşmalar bu dünyadan,

öbür dünyaya taşınır durur.

MİT NEDEN KOMPLOLAR ÖRGÜTÜ OLARAK TANINIYOR

MİT sürekli olarak bir komplolar ya da senaryolar örgütü gibi

gözükmektedir. Bunda ana etken MİT'in bünyesel sorunlarıdır. İçindeki

grupların faaliyetleridir. Demokratik olmayan, toplum karşısında

sorumluluktan kaçan yapısı ve üzerindeki oyunlara karşı koyma

mekanizmalarının olmayışı sorunun odak noktasıdır. Gerçi bu hemen her Türk

kurumu için geçerli bir eleştiridir. Ancak istihbarat örgütündeki iç

dinamiklerin ayrı bir yapısı bulunmaktadır. MİT içindeki çekişmelerin

ortaya koyduğu adlar kimi zaman, ya da çoğu zaman, arkalarına aldıkları

askeri veya siyasi güçlerle, yetki ve sorumluluklarının ötesinde; devleti

kurtarma girişimlerinin önemli bir payandası olabilmektedirler.

MİT'in de aralarında bulunduğu pek çok ülkenin istihbarat servisleri,

henüz bu aracı ya da taşeron kullanma veya kullanılma olarak adlandırılan,

bütün örnekleri yasaları ve ulusal çıkarları aşan, bireylere hizmete dönük

sansasyonlara yolaçan uygulamaların, çıkar savaşlarının önüne geçebilmiş

değillerdir. Oysa bu durumda olmanın verdiği zararları pek çok ülke ve

Türkiye yaşamaktadır. Kamu görevlisi kimliği taşıyan insanlar, birileri

adına birşeyleri kurtarma hevesine daldılar mı, o kurumlar ve insanlar

tarihin kara sayfalarını yazmaya başlıyorlar. İspanya, İtalya, Amerika,

İngiltere, Yunanistan, Rusya gizli servisleri bazı kişilerin ya da

grupların, çıkarlarının gerektirdiği davranışlarından dolayı, 2000 yılına

girerken ülkelerine ve istihbarat servislerine büyük sıkıntılar

yaşamaktadırlar. Gizli servislerin en başta bunu görüp bu tür karanlıkları

bünyelerinden uzak tutma ve bunları aydınlatma görevleri doğalarında

bulunmalıdır. Çünkü kirlenen sadece kendi tarihleri değil, ülkelerinin

demokrasileri ve hukuk düzenleri olmaktadır.

CIA'NIN BAŞINA GELENLER VE DEMOKRATİK SERVİS İSTEĞİ

Amerikan gizli servisleri kendi ulusunun Başkan seçtiği Kenedy'i

öldürtmekle suçlanmaktadır. Bu az bir leke midir? Bu hangi gizli servisin


Dostları ilə paylaş:
1   ...   34   35   36   37   38   39   40   41   ...   53


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə