Mit dünden bugüne gizli dünyanin bilinmeyenleri tuncay özkan



Yüklə 3,49 Mb.
səhifə40/53
tarix08.03.2018
ölçüsü3,49 Mb.
növüYazı
1   ...   36   37   38   39   40   41   42   43   ...   53


Fransa ekonomik rekabette gizli servislerin kavgasında CIA'ya geçit

vermemekte kararlı gözüküyorlar. Olayların akışının tamamen ekonomik

boyutlara kayması istihbarat çalışmalarında ticari kaygıları birinci

öncelik haline getiriyor. Bu konuda beş Amerikalı casusun Fransa'da ele

geçirilmesi, Amerika'da ticaret yapmaya başlayan Fransız gizli servisinin

şirketlerinin ortaya çıkması yeni istihbarat anlayışına örnek olmaktadır.

Almanların 1995 yazında ülkelerine bir ziyaret yapan CIA Başkanı

Deutch'a ekonomik istihbarat konusunda sert uyarılarda bulundukları

biliniyor.

Bunların bir araya toplanmasından çıkan sonuç Amerika'nın Avrupada yeni

ortaya çıkan ekonomik güçlerle başının iyiden iyiye dertte olduğudur.

Bunun yanı sıra İngiltere'nin Rusya ile girdiği iyi ilişkiler de yeni

kutuplaşmaların habercisi olmaktadır. Ekonomik kavgada pazar ülkelerinin

hükümetlerinin ayarlanması ayrıca rüşvet dağıtımı gibi konularda bundan

böyle gizli servislerin aktif bir şekilde rol alacakları kesindir.

MİT'İN EKONOMİK İSTİHBARAT VE SUÇLARLA İLGİLİ BİRİMİ YOK

Fransa Amerikalı casusların ihale işindeki uygulamaları konusunda AB

ülkelerine bir rapor sunarak dikkatlerini çekerken, Amerika da ticari

kaygılarını Ticaret Bakanları Ron Brown aracılığıyla açıklamakatadır.

Brown 12 Ekim 1995 günü Kongreye sunduğu raporunda 10 yıl içinde 1trilyon

dolarlık yabancı sermaye projelerinin gündeme geleceğini ancak bu

pastadan Amerika'nın payına düşen oranın hiç te içacıcı olmadığını

aktarmaktadır. Brown, raporunda geçmişte 200 ihaleye katılan Amerikan

şirketlerinden yarısının ihalelerde diğer firmalar karşısında

kaybettiklerini belirtmektedir. Amerikan gizli servisleri bu 100 Amerikan

firmasının ihaleleri kaybetmesi için diğer firmaların toplam 36 milyar

dolarlık rüşvet verdiklerini iddia etmektedirler. Amerikan istihbarat

yapısı artık gücünü ticaret ve ekonomik alanda yoğunlaştırmakadır. Bu

amaçla bürokratlar ve işadamları fişlenip izlenmektedir. CIA Japon Tivaret

Bakanı Ryutaro ile otomotiv sektöründeki işadamlarının görüşmelerini

dinlemiş ve bilgileri Amerikan işadamlarına aktarmıştır.

Türkiye Avrupa'da en büyük pazar ülke konumunda bulunmaktadır. Teknolojik

transfer, altyapı yatırımları, silah alımları ile bu ağız sulandıran ülke

bundan böyle ihalelerinde kıyasıya bir istihbarat savaşına sahne

olacaktır. MİT'in buna karşı da hazırlıklı bulunması gerekmektedir. MİT

halen oluşturamadığı ekonomik istihbarat ve organize suçlarla mücadele

birimini bir an önce kurmak zorundadır. Bu konuda kaybedilen zamanlar

Türkiye için bir daha geri getirilemeyecek zararlara yolaçacaktır.

Avrupa'da sıkışan, Rusya karşısında hep tetikte olan; İran, İrak, Suriye

nedeniyle İsrail'e yönelecek tehditler konusunda Türkiye'ye ihtiyacı

bulunan Amerika için ülkemiz bulunmaz bir nimettir. Kafkaslardaki yeni

ekonomik olanaklar bütün bunların yeni ve dayanılmaz sosunu

oluşturmaktadır. Türkiye böylesi bir tehlike karşısında Amerika'ya karşı

bir an önce istihbarat açıklarını kapatma yoluna gitmelidir. İstihbarat

faaliyetlerini Amerika'ya yaslamak tutumundan vazgeçmelidir.

MİT'E BAŞKAN KENDİ İÇİNDEN ÇIKMALI

Uzun zamandır güçlü bir istihbarat teşkilatına duyulan ihtiyaç, MİT'in

sivilleşmesi isteklerine giderek yaygınlık kazandırmıştır.

Bunun bir sonucu olarak daha sonra Jandarma Genel Komutanlığı'na

getirilenTeoman Koman 'ın Müsteşarlığı döneminde MİT basına açılır. Gizli

servisin kapılarından içeriye İlk kez 20 Haziran 1990'da basın toplantısı

nedeniyle gazeteciler alınır. Bilgisayarlarda gösteriler yapılır.

Bu MİT gezisi sırasında, MİT Müsteşarlığından kışla hizmetine geri dönme

arzunu basına açıklayan Koman, bir soruya şu yanıtı verir:

"Bir müesseye en faydalı olacak kişi kendi içinden yetişen kişidir, şu

şartla; o makama gelene kadar her basamağı kabiliyeti ölçüsünde tırmanmış

olsun. Ben bu konuda bir adım attım yalnız bir endişem var. Bana sorulan

aynı sorudur: 'Efendim devamlılık göstermiyor askerler' . Ben de diyorum

ki, belki bu dönemde devamlılığı askerler gösteriyorlar. Şimdi

düşünebiliyor musunuz, yeterli politik terbiyeniz yoksa, kendi içinden

yetişen bir MİT müsteşarını bozar yetkili kademeler:' Gelsin 15 sene

kalsın diyoruz.' Bu garantiyi görmüyorum. Ben bugünkü ortamda, bugünkü

politik terbiye ile kısmi devamlılık görüyorum askerler için. Benim mazim

yok, bürokraside ve politikada. Tabii askerlikte var. Ama devlet

kademeleri politik kademeler batı anlamında politik terbiyeye ulaşırlarsa

(terbiye yoktur da demiyorum yanlış anlaşılmasın da) istikrarlı iktidarlar

teşekkül ederse Türkiye'de o zaman iyi hizmet verecek kişi içinden

yetişir. O konuda da bir adım attık. Bir asker müsteşar var.

Yardımcılıklarda bir asker var. O tamamen idari işlerden sorumludur, bir

sivil var, o da tamamen istihbari işlerden sorumludur. Bunu yaparken de

Başbakandan şunu istirham ettim: Ben devlet hizmetinin kimsenin şahsi

mülkü olmadığına inanıyorum, asker sivil ayırımı da yapmıyorum. Pekala,

asker, sivil ne olursa olsun kişi uyum içinde çalışabilir. Bunu ispat

etmek istiyorum. İkincisi bu teşkilata adımını atan genç ve kabiliyetli

insana bir hedefi göstermek istiyorum. Başbakan'a umut ediyorum ki iki, üç

görev nesli sonra, içinden yönetici gelir dedim. Bunun şuanda olması biraz

zor. Sebebi de şu: Bugüne kadar ki sistem idari konularda sivil

yetiştirmemiştir. Nedense askerler ilgilenmiştir. "

UĞUR MUMCU MİT'İ ANLATIYOR: NASIL DİNLENDİK?

Bu MİT gezisini o zaman rahmetli yazar Uğur Mumcu bakın nasıl

değerlendiriyor:

"MİT hepimiz için bir kapalı kutudur. Dün MİT müsteşarı Korgeneral Teoman

Koman, ( Top. 1956-5) gazetelerin Ankara temsilcileri ile yazarlara bu

kutunun kapağını birazcık olsun açtı.

Koman, MİT'in çalışmaları ve çalışma yöntemleri konusunda bilgiler verdi.

Bizler de Koman'a aklımızı kurcalayan bütün soruları sorduk. Koman, eski

MİT müsteşarlarının fotoğraflarını gösterip bilgi verirken, ' MİT'in

askeri darbeleri hükümetlere haber vermediği' konusundaki eleştirileri

anımsatarak 1960 yılının müsteşarı Celalettin Tevfik Karasapan'ın sivil

olduğunu ve o gece de gözaltına alındığını söyledi. Sayın Müsteşar' MİT'in

haberi olsa hiç böyle olur muydu?' demek istiyordu. Yemekte söz alarak

Korgeneral Koman'a 27 Mayıs'ın ordu içinde kurulan bir gizli örgüt eliyle

yapıldığını; bu örgütlenmelerden MİT'in haberi olsa, bu gizli örgütün

yakalanacağını; 12 Mart ve 12 Eylülde ise ordunun hiyerarşik bütünlük

içinde yönetime el koyduğunu, Başbakan'a bağlı olan MİT müsteşarlarının 12

Mart ve 12 Eylül darbelerini hükümete haber vermediklerini söyledim.

Koman, 12 mart ve 12 Eylül'ün herkes tarafından bilindiğini söyledi. bunun

üzerine sorumu yineledim. Sorumun , Başbakana bağlı olan MİT'in bu iki

darbeyi hükümete haber verip vermediği olduğunu vurguladım.

MİT Müsteşarı, darbelerin gizli hazırlandığını, bundan MİT'in haberdar

olmayacağını, MİT'in hiç bir devlet kuruluşunda 'istihbarat ' çalışması

yapmadığını anlatarak şöyle konuştu:

- Benim tuhafıma giden şu: İtham çok basit geliyor bana, biraz da komik

geliyor. Git darbeleri haber ver. Komik geliyor bana...

Bu açıklama üzerine aramızda şu konuşma geçiyor:

- Haberi olması doğal değil mi sayın paşam?

- Ama her istihbarat kuruluşunun her bilgiyi yüzde yüz alacağına dair bir

garanti yok.

- O zaman başarısızdır.

12 Mart olduğunda MİT Müsteşarı Korgeneral Fuat Doğu idi. 12 Eylül

olduğunda Korgeneral Bülent Türker.

MİT Müsteşarı Koman, uygar bir asker. Hemen hemen her sorumuzu yanıtladı.

Yanıtlayamayacağı soruları da niçin yanıtlayamayacağını anlattı. Bazı MİT

görevlilerinin adlarının olağanüstü dönemlerde işkenceli sorgulara

karıştığını, 12 Mart dönemindeki ünlü ' Ziverbey Köşkü' örneğini de

vererek, bu uygulamaların MİT yasasına da aykırı olduğunu söyledim.

1960 öncesinde CIA'nın bir süre MİT'in İstanbul'daki dinleme servisi,

sorgu timleri ve Milli Emniyet Okulu görevlilerinin aylıklarını ödediğine,

başında ' Milli' sözcüğü bulunan bir kuruluşta bu tür ilişkilerin

yaratacağı sakıncalara da değindim.

Müsteşar bu konudaki eleştirileri şöyle yanıtladı:

- Bazı anormal dönemler anormal uygulamalar getiriyor. Önemli olan ne öyle

duruma , ne de öyle uygulamaya düşmek. Bugün hiç bir elemanımızın herhangi

bir ücretini yabancı servis vermiyor.

Bu konulardan söz geldi' gizli dinlemeye'... Telefonlar dinleniyor mu?

Müsteşar herkesin dinlenemeyeceğini, bu konuda olanakların sınırlı

olduğunu anlattı; örnekler de verdi. Bazı yabancı servislerin de

telefonları dinleyebileceklerini sözlerine ekledi.

Sıkıyönetim komutanlarının, milletvekillerinin, bakanların bile '

telefonum dinleniyor' diye yakındıklarını çok duydum. Herkesin telefonu

her zaman dinlenmez. Dinleniyor diyen gereksiz bir 'paranoya' içine girmiş

demektir. İyi hoş da gerçekten telefonlar dinleniyor mu?

Benim bu konuda bir tanığım var:

Prof. İhsan Doğramacı!

Korgeneral Koman'a 12 Eylül günlerinde bir Danıştay üyesi ile yaptığım

telefon görüşmesinin bir kaç gün sonra YÖK Başkanı Doğarmacı tarafından

bana kelime kelime anlatıldığını söyledim. Konu Prof. Dr. Mümtaz Soysay

ile ilgiliydi.

Prof. Doğramacı Danıştay Başkanı ile Soysal hakkında bir konuşma yapmış;

bu konuşma bana bir danıştay üyesi tarafından telefonda anlatılmıştı.

Bunlar müsteşarın dediği gibi' anormal dönemlere özgü 'normal uygulamalar'

ise pek yakınmayız. Fakat ülkemizde o kadar çok ve sık ' anormal dönem'

yaşanıyor ki, bir türlü normali bulamıyoruz. Başka ülkelerde telefonlar

dinleniyor diye hükümetler düşüyor. Bizde ise telefonları dinleyenlere

neredeyse rütbeler ve ödüller verilecek.

İstihbaratsız devlet olmaz. Milli İstihbarat Örgütünün siyasal amaçlar ve

işkenceli sorgularda kullanılması istihbaratı'da bu istihbaratın

milliliğini'de yaralar. Ve yaralamıştır!

Bu düşüncelerle Sayın Koman'a teşekkür edip, MİT'in 2000 dönümlük arazi

üzerindeki tesisinden ayrıldık.

Komandan sonra sıra eski MİT müsteşarlarında. 12 Mart döneminin MİT

müsteşarı Fuat Doğu, 12 Mart sonrasının müsteşarı Nurettin Ersin, 12

Eylül'ün MİT müsteşarı Bülent Türker ve yardımcısı Recep Ergun

gazetecilerle konuşmazlar mı? Belki anlatacakları vardır? Bizlerin de

onlara soracaklarımız."

Ancak tabiki bu basın toplantısı da MİT'i tartışmanın odağından çekmede

yeterli olmamıştır. Çünkü ülkenin istihbarat faaliyetine duyduğu ihtiyaç,

MİT'in yanlış kullanımından kaynaklanan yanılgıları daha da gözler önüne

sermektedir.

KOMAN'IN MİT BAŞKAN'I ADAYLARI NE YAPTI?

Koman ayrılarken yerine aday olarak iki sivil yardımcısını sunar.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Başbakan Süleyman Demirel'e bu iki kişinin

adını verir ve ikisinden birinin Müsteşar yapılması konusundaki

düşüncesini iletir. Ama bu iki kişi bir süre sonra Müsteşarlık için

öylesine bir, birbirlerini karalama ve özel yaşamlarına dair kulis ve

kavga başlatırlar ki, kendi elleriyle kendi şanslarını ortadan

kaldırırlar. Sonuçta adlarını duyanlar, " aman onlardan uzak duralım "

demek zorunluluğu hissedecek düzeye gelirler. Bunlar Emre Taner ve

Ertuğrul Güven'dir. MİT 'de içinden yetişmiş bir Müsteşar ile çalışma

gibi yıllar yılı içinde sakladığı arzusunu gerçekleştirmeyi başaramaz.

Ortadaki görüntü alışılmış iç kavgadır. Uzlaşma olamadığı için, kişiler

arası yarış adeta bir yoketme savaşına dönüşmüştür. Tam bu sırada bir MGK

toplantısında bu Müsteşar Yardımcılarının yönettiği MİT den gelen ve

Güneydoğu' da çözümün savaş olmadığını belirten görüşler, bu iki ada

ilişkin askerlerin muhalefetini de ortaya çıkartır.

Bu kavgalar bir süredir rafta tutulan MİT'i ikiye ayırmak gibi düşünceleri

yeniden iktidarın gündemine getirir.

Hatta DYP-SHP koalisyonunda MİT'in ikiye bölünmesi konularındaki

tartışmalar bir Kamu Güvenliği Müsteşarlığı oluşturulması için yasal

prosedürün hazırlanmasına kadar getirilmiştir.

MİT'İ İKİYE AYIRIP MI SAKLASAK, YOKSA....

Bu planlara göre MİT iç istihbarat ile ilgili bir ayrı birim , dış

istihbarat ile ilgili bir ayrı birim olmak üzere ikiye ayrılacaktır. Bu

konudaki çalışmalar halen sürüyor. Ancak nedense istihbarat kurumlarını

birbirlerinden ayrı, koordinasyondan uzak bir şekilde fazlalaştırarak

çalışmaları içinden çıkılmaz bir hale getirdiğimiz konusunda bir eleştiri

yapılmamaktadır.

MİT'i iki ayrı birim olarak yapılandırma konusundaki ilk çalışmalar ve

istekler 1960 darbesi sonrasında dile getirilmiştir. Hatta darbeciler MAH

içindeki 30 çalışanı Emniyet Genel Müdürlüğün'de görevlendirmişlerdir.

Aynı istekler Fuat Doğu zamanında dile getirilmiştir. Doğu da bu konuda

karşılıklı görüşmeyi kabul etmiştir. Yani MİT sadece dış istinbarat ve

kontrespiyonaj ile ilgilenecektir. Geri kalan iç çalışmaları İçişleri

Bakanlığına bağlı birimler gerçekleştirecektir. 1960'lardaki bu çalışmalar

MİT ile İçişleri Bakanlığı yetkililerini aynı masa etrafında bir araya

getirir. Ama masadan bir sonuç çıkmaz. İçişleri Bakanlığı kendi elinde

MİT'in boşaltacağı alanı dolduracak bir istihbarat kardosunun ve

olanağının bulunmadığını ifade eder. MİT içinden kendisine aktarılacak

birimlerle bu çalışmaları yapabileceğini dile getirir.Bu istek de

görüşmelere noktayı koyar. Çünkü MİT İçişleri Bakanlığı'na devredecek bir

tek elemanı ve teknik ekipmanı bulunmadığını bildirir. Bu ikiye ayrılma

tartışmaları o zamandan bu zamana döne döne aynıyla tekrarlanıp

durmaktadır.

İSTİHBARAT DA ÖRGÜT BOLLUĞU VAR, AMA KOORDİNASYON YOK

Türkiye'de bugün MİT, Genelkurmay,İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı,

Jandarma Genel Komutanlığı, Kuvvet Komutanlıkları, MGK ve

Cumhurbaşkanlığı'nın kendi özel istihbarat birimleri bulunmaktadır.

Bunlardan Cumhurbaşkanlığının istihbarat biriminin Turgut Özal'ın

ölümünden bir süre önce lağvedildiği belirtilmekle birlikte bu konuda

kesin bir bilgi yoktur. Bu çok başlı, birbirinden kopuk ve koordinasyondan

uzak yapı, görev - yetki - sorumluluk alanlarının belirsizliğinden

kaynaklanan dağılım, istihbarat açığını arttırmaktadır. Hatta yanlış

istihbarat değerlendirmelerine yolaçmaktadır.

Örneğin Diyarbakır da bir eylem yapılacağı istihbaratını aynı kaynak kişi

polis istihbarata, MİT'e, Jandarma istihbarata verebilmekte, bir çok

yerden teyidi alınan istihbarat böylece hatalı bir şekilde güvenilir

olmaktadır. Oysa kaynak aynı kişidir. Çoğu zaman birimlerin dostuluk ve

dayanışma çerçevesinde birbirlerine ilettikleri istihbaratlar, merkezde

bir olayı A teyidli istihbarat haline getirmekte, oysa sonuçta tek kişiye

dayanan istihbaratların büyük kısmı zaman, yer ve kişiler açısından yanlış

çıkmaktadır. Alınan istihbaratın anında ve kararlıkla değerlendirilmesi de

sorun olmakatadır. Merkez değerlendirmeleri ve raporların izlediği

bürokratik gelişim, korkunç hataların ortaya çıkmasına yetmektedir.Çünkü

bir koordinasyon ve değerlendirme merkezi bulunmamamaktadır.

Tartışmalar üzerine 23 Ekim 1992 de MİT Müsteşarlığındaki askeri

yetkililer Müsteşar Teoman Koman ile birlikte görevden çekilirler. MİT'in

başına 20. Müsteşar olarak Büyükelçi Sönmez Köksal getirilir. Köksal bu

görevi Avrupa Konseyi neznindeki daimi baş delege görevini yürütürken

kabul eder. Hükümet ve MGK Köksal'dan önce Ertuğrul Kumcuoğlu'nu bu görev

için düşünmüş ancak Kumcuoğlu bu görevi kabul etmemiştir. Daha sonra

teklif götürülen Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Kuruluşlar Genel Müdürü

Erhan Tuncel de görevi kabul etmeyince görev Sönmez Köksal'a MGK'da

oybirliği ile verilmiştir. Bu önemli bir atamadır. Çünkü MİT'in

sivilleşmesi konusunda yıllardır süren tartışmalarda gelinmek istenen

yolun başlangıcı bu atama olmuştur.

Ancak bu atama öyle kolayca da olmamıştır. Devletin bu konudaki

kararlılığının pekişmesindeki en önemli etken, askerlerin yeterince güçlü

olduklarına inandıkları bir askeri istihbarat ağının doğmasının yanı sıra,

MİT içindeki etkinlikleri konusundaki kesin kanaatleridir. Ne de olsa

yasalar MİT'i yine asker ağırlıklı bir kurum olan Milli Güvenlik Kuruluna

bağlı kılmaktadır. Gerçi Milli Güvenlik Kurulu bile kendi istihbarat

ağını, MİT içinden kopardığı birimler yoluyla gerçekleştirme konusunda çok

önemli adımlar atmış bulunmaktadır. MGK'nın yeni binası bu amaçla

organize edilmişti

MİT KULİS YAPIYOR: İŞTE BİR MEKTUP ÖRNEĞİ

Sivilleşme aşamasında MİT, elemanları yine bir kıyasıya kulis çalışması

yapmışlardır. Bu konuda gazetecilerden, politikacılara uzanan bir büyük

baskı zinciri devreye sokulmuştur. Yani MİT halktan kopuk ama üst düzey

yönetim ve baskı gruplarıyla içiçe bir yapı sergilemektedir. Bakın o dönem

de bir MİT üst düzey elemanı, teşkilatının iç yapısı konusundaki

eleştirilerini ve sivilleşme konusundaki görüşlerini bir bakana yazılı

olarak verdiği metinde nasıl anlatıyor:

" Teşkilatın bugünkü yönetimi 1988 yılından bu yana görev yapmaktadır.

Müsteşarlık makamına atanan kişinin sivilleşmesi ile MİT'in devlet için,

hükümet için olan problemi halledilmeyecektir. MİT bugün yürürlükte

bulunan 2937 sayılı ' Devlet İstihbaratı ve Milli İstihbarat Teşkilatı

Kanunu' çerçevesinde istihbaratı çok iyi yapabilirdi. Ancak Müsteşarın

bilgi, tecrübe ve kararlılıkla hareket edip, müsteşar yardımcıları ve

başkanlar ile birlikte bir ekip çalışması yapması gerekirken, bu

çalışma yapılamamıştır. Müsteşar geldiği ilk günlerde başkanlara' Ben

istihbaratçı değilim, sizler bilirsiniz. Ben MİT'in itibarını sağlamak ve

ihtiyaçlarını temin etmek için dış temaslarımı çeşitli kademeler ile

yapar, sizlere maddi ve manevi yardımlar sağlarım' diyerek daha işin

başında teslim olmuştur.

Bu durum karşısında ilgili başkanlar da büyük bir atılım göstermeyerek

ancak günlük işlerin arkasından gitmek sureti ile teşkilatın günden güne

zayıflamasına sebep olmuşlardır. İstihbarat açısından önemli olacak

gelişmeler sağlanamamıştır. Bilinen kişiler de pasifize edilmişlerdir.

Üst ünvanlara yükselmelerini önlemek için , önlerine çeşitli engeller

çıkarılmıştır.

Bir çok alanda işler bilgisiz, ilgisiz ve yeteneksiz kişilerin eline


Dostları ilə paylaş:
1   ...   36   37   38   39   40   41   42   43   ...   53


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə