Mit dünden bugüne gizli dünyanin bilinmeyenleri tuncay özkan



Yüklə 3,49 Mb.
səhifə47/53
tarix08.03.2018
ölçüsü3,49 Mb.
növüYazı
1   ...   43   44   45   46   47   48   49   50   ...   53


bilgiler bulunmaktadır.

Bu konuda Yzb. Ş.Dönmez, Jandarma İstihbarat Timlerinin ayrı bir birim

olmadığını, ayrı bir kuruluşlarının bulunmadığını, normal askeri birlikler

içerisinde yer aldıklarını bunların ayrı bir teşkilatlanma kanunlarının

bulunmadığını TBMM deki bir araştırma komisyonuna söylemiştir. Yani JİTEM

yasalarla oluşturulmuş bir ayrı , bağımsız istihbarat birimi değildir.

Peki ama dayanakları nelerdir. JİTEM oluşturulurken 2803 sayılı Jandarma

Teşkilatı Görev ve Yetkileri Kanununun 5.maddesi yine aynı yönetmeliğin 5,

44, 46, 42, 84. Maddeleri ve 6815 sayılı kanunun 4.maddeleri dayanak

konusu yapılmıştır. Kuruluş gerekçesi olarak terörle ilgili haber toplama

faaliyetleri gerekçe gösterilmektedir. Remsiyette bu istihbarat birlikleri

Jandarma Asayiş Komutanlığına bağlıdırlar. İstihbarat olayında terör ve

uyuşturucu başta olmak üzere diğer kaçakçılık olayları amaçtır. Bunların

istihbaratlarının verildiği yerler ise askeri ve sivil amirlikler olarak

gösterilmektedir. TBMM komisyonunun bu konudaki görüşü ise olayın ne

kadar endişe yaratıcı bir boyuta ulaştığının göstergesidir:

" Komisyonumuza verilen bilgi bile devletin organlarının kanunlarla

sınırları çizili görev ve yetkilerini aşarak ve bir takım yasal

boşluklardan istifade ederek yeni kurumlaşmaya gittiğini iyi bir örnek

teşkil etmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere 2937 Sayılı Kanunun 4/a

Maddesine göre yıkıcı, bölücü terör ve Devlet, Cumhuriyet aleyhine

faaliyetler hakkında devlet çapında istihbarat toplayıp, bunları yetkili

makamlara ulaştırmak Milli İstihbarat Teşkilatının görevidir. Görevli ve

yetkili bu makam olduğu halde, Devletin başka organlarının bu veya başka

organların görevine giren konularda yeni düzenlemelere giderek kendi görev

ve yetkilerini aşmalarının karışıklığa yolaçacağı hertürlü izahtan

varestedir. Kaldı ki bu kadar çok birimin yetkili ve görevli olmadığı

halde bu alanda faaliyet göstermesi kimin ne olduğunun, ne yaptığının

anlaşılamamasına da yol açmaktadır. Bu ortamdanda en iyi bir şekilde

devlet ve Cumhuriyet aleyhine faaliyet gösteren provakatörler ve terör

örgütleri istifade etmektedir. Devletin bir takım organlarının yetkiyi ve

görev sınırlarını aşarak faaliyet göstermeleri neticesinde ortaya çıkan bu

karışık durumda terör örgütleri bir takım şaiyalar ileri sürerek

vatandaşın kafasını bulandırmaktadır. Yukarıda itirafçılarla ilgili

bölümde belirtildiği gibi bu konuda da Devletin yetkisiz ve görevsiz

birimleri yaptıkları hareketlerle adeta bu söylentilere çanak tutmaktadır.

JİTEM'in yetki ve görevsiz olduğu halde polis mıntıkasında polisten

habersiz operasyon yapması ve benzeri olaylar neticesinde vatandaşın

kafasında bir takım soru işaretlerinin oluşmasına sebebiyet verilmektedir.

Ayrıca buna benzer bir takım olaylardan dolayı, vatandaşlar arasında

JİTEM'in itirafçıları kullandığı ve bunlardan dolayı da yasa dışı bir

takım işlere karıştığı yönünde iddialar bulunmaktadır. Bunların silah ve

uyuşturucu kaçakcılığına karıştıkları iddia edilmektedir."

JİTEM NEDEN ADINI DEĞİŞTİRİYOR

Evet, JİTEM konusundaki yargılar kaygı yaratıyor. JİTEM'i kamuoyuna

duyuran ve daha sonra da canından olan ve JİTEM'in kurucuları arasında

yeralan emekli Binbaşı Cem Ersever olayı bu konudaki kaygıları haklı

çıkarak niteliktedir. Ersever ve bir takım arkadaşları JİTEM de

çalıştıktan sonra, kaza mı; yoksa bir sabotaj mı olduğu hala açıklık

kazanmayan bir uçak düşmesi olayında yaşamını yitiren eski Jandarma Genel

Komutanı Eşref Bitlis'in ölümünün ardından ordudaki görevlerinden

ayrılmışlardı. 30 kişi oldukları belirtilen bu JİTEM ci subaylar daha

sonra PKK ile mücadelede kitaplar yazarak, gazetelere açık kimlikleriyle

beyanatlar vererek yeni bir yol seçtiler. Ancak bir süre sonra Ankara

civarında bu ekibin lider kadrosu ölü olarak bulundu. Bu ölü bulunma

olayının ardından JİTEM'in nasıl bir örgüt olduğu da ortaya çıktı. Aslında

örgüt istihbarat nitelikli bir yapılanmadan çok, askeri polis nitelikle

bir kurum gibi gözükmektedir. Görevi PKK ile ilgili bilgi ve sabotaj

eylemleridir. Ama sonuçta kontrol dışı, cezalandırmaya ve rant elde etmeye

yönelik öylesine olaylar yaşanmıştır ki, JİTEM adını değiştirerek ve

yapısını saklayarak bunlardan kurtulmaya çabalamaktadır.

Cem Ersever Suriye, İran ve Irak gizli servisleri başta olmak üzere hemen

bütün gizli servislerle ilişkiye giren, para kaynakları ve ilişkileri

belli olmayan bir kişidir. Bu karanlık dünyanın savaşçısı JİTEM

içindeyken de girdiği ilişkilerde tam kontrol altında tutulamamıştır.

Ölümünden önce avukatına öldürüleceğinden bahsederek Suriye veya

Arnavutluk'da yaşamak istediğini söylemiş ve Saddam Hüseyin dahil Kuzey

Iraklı kürt liderler ve ileri gelenlerden aldığı hediyeleri kendisine

göstermiştir. Şimdi böylesine bir istihbarat işinin doğruluğunu savunmak

mümkün müdür? Ersever hakkında açılan askeri sırları açıklama ile ilgili

davadan da son derece çekindiğini saklamamıştır. İçeriye girmek onun için

ölüm gibi bir olaydır. Ama daha davası bitmeden öldürülmüştür.

Suriye İstihbarat Teşkilatı El Muhaberat'ta bir süre çalıştıktan sonra PKK

lideri Abdullah Öcalan'ın kontrolünü sağlamak amacıyla onun sekreterliği

görevine getirilen Neval Boz adlı kadın casus da Ersever tarafından

JİTEM'e kazandırılmıştır. Ancak Boz'un Ersever ile olan ilişkisi aşka

döşüşünce Boz 1 yılı aşkın süreyle Türkiye'ye bilgi aktarmasına karşın

Suriye'den ayrılıp Türkiye'ye geçmiştir. Ersever Boz ve Mustafa Deniz

adlı ajanlarla birlikte öldürülmüştür. Ersever'in öldürülmesindeki en

büyük etken konuşması ve JİTEM ile ilgili çok sayıda bilgiyi basına

aktarması olmuştur.

JİTEM, HİZBULLAH VE DİĞERLERİ

JİTEM, Hizbullah adlı islami terör örgütünün Van ilindeki bazı

kamplarında PKK ile mücadelede bulunsun diye bu örgütün bazı elemanlarına

yardımcı olmakla da suçlanmaktadır. Bu konudaki suçlamaları TBMM Faili

Meçhul Siyasal Cinayetleri Araştırma Komisyonuna aktaran dönemin Batman

Emniyet Müdürü görevden alınmıştır. JİTEM kontrol mekanizmalarının dışına

çıkabilmektedir. Bu birim son derece büyük bir serbesti içinde

telefonları dinlemektedir.

Örneğin PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşme yapmak ve kendisine

geçmişinde MİT ile ilişkili bir görevi bulunup bulunmadığını sormak için

Kürd-Ha Ajansı aracılığıyla bir randevu girişiminde bulunduk.

Bir süre sonra da bu görüşmenin olacağı yönünde sinyaller bize ulaşmaya

başladı. Hazırlıklarımızı yaparken bir gün üst düzey bir subayın telefonla

ardığını bildirdiler. Daha doğrusu bu subayın telefonda bu röpörtaj ile

ilgili olarak dile getirdiği ve her sözcüğünün sonuna eklemekten

kaçınmadığı " öldürülürsünüz" sözcüğüyle yoğunlaştırılmış konuşmayı

bildirdiler. Hemen bu subaydan randevu talep ettim. Görüşmeye gerek

olmadığını söyleyeceklerini belirttiğini dile getirmesine karşın ısrarım

üzerine randevu verdi.

Randevuya gittiğimde, daha görüşmemizin birinci dakikası içinde eline

aldığı not defterinden bir sayfa çevirerek " yazdır bakalım o randevu

işini kimlerle hallettiniz, adları neler" dedi. Birden şoke

oldum.Toparlayıp:

"Ben bir gazeteciyim, muhbir değilim. Ben size isim falan yazdırmam"

dedim. "O halde görüşme bitti, haydi güle güle" dedi.

Isarar ettim. Elindeki not defterini ve kalemini bırakmadan, gözlerini

gözlerimden hiç kaydırmadan sözlerini sürdürdü:

"Oraya gidemezsiniz. Giderseniz geri dönemezsiniz. Dönerseniz o ropörtajı

yayınlayamazsınız. Yayınlarsanız dava açılır, mahkeme mahkeme

süründürürüz. Hatta o ropörtajı yaparsanız öldürülürsünüz, oradan sizi

kurtaramayız. Sizi orada öldürecekler..."

Her lafın altından "öldürülürsünüz ve cezaevi" sözcükleri çıkıyordu. Israr

randevu işini kimlerin ayarladığı noktasında düğümleniyordu. Cezaevi ve

öldürülmekten korkan kişilerin Türkiye gibi ülkelerde gazetecilik

yapamayacaklarını anlatıyordum ki, yeni bir şok dalgasıyla karşılaştım.

Komutan elinin altındaki iki lacivert klasörü gösterip:

"İşte burada tüm yaptığınız telefon konuşmaları. Kiminle nasıl temas

ettiğiniz, bütün görüşmeleriniz" deyiverdi. Şaşkınlığım daha da büyüdü.

Komutan "sadece sizin değil onların da bütün konuşmaları var burada" diye

devam etti.

Şaşkınlığım daha da artmıştı. Demek telefonların dinlenmesi olayı, bu

kadar kolaylıkla ve alalade bir şeymiş gibi insanların önüne

çıkartılabiliyordu. Gözlerim lacivert klasörlerde kalmıştı:

" Kürd-Ha diye bir ajans var. Almanya'da açık adresi , telefonları var.

Oraya başvurunca size yanıt veriyorlar. Ama telefonların dinlenmesi

Anayasal suç" diyebildim.

Komutan " ama suçluların, telefonlarını dinlemek değil" dedi. ve allahtan

ekledi, " biz onların telefon konuşmalarında sizin talebinizi öğrendik. Ve

bu adamla ( Apo'yu kastediyor) konuşulmasını istemiyoruz".

Daha sonra aynı komutanla 15 dakikalık randevumuz 2 saati aşkın samimi bir

konuşma şekline dönüştü. "Vatan hainliği ve vatanseverlik" dahil pek çok

konuda karşılıklı görüşlerimizi aktardık. Ne için böyle bir çalışma

yaptığımızı anlattım. Gazetecinin böyle bir olaya nasıl bakması gerektiği

konusunda uzun uzun konuştum. Bütün bunların sonunda asker olmayan

yetkililer de araya girmeyi ihmal etmediler. Kısacası Apo ile röpörtaj

istenmiyordu. Bunu bize net bir şekilde anlattılar. Biz de net bir şekilde

anladık.

Sonuçta da biz bu kitabın veya hazırlayacağımız belgeselin içine koymayı

düşündüğümüz o röpörtajı gerçekleştiremedik. Evet bunu yapamadık. Abdullah

Öcalan'a gidip "Senin MİT ile bir ilişkin oldu mu? Seni geçmişte polis

veya MİT muhbir olarak kullandı mı?" diye soramadık.

Bu soruları sorup yanıtlarını alsaydık acaba bundan kim , nasıl bir zarar

görürdü? Bugün bu konuda söylenecek sözler kurumları veya kişileri ne

derece tahrip edebilirdi. Ya da bugünün gerçeklerini değiştirebilirdi?

Evet askeri istihbarat bütün teknik ve personel yapılanmasıyla telefon

dinlemesinden, diğer istihbarat ve cezalandırma yöntemlerine kadar

Türkiye'de şu an en aktif örgüt olarak karşımıza çıkmaktadır. Ama eksiği

hemen göze çarpmaktadır. İstihbarat örgütü gibi gözüken yapılanmanın

aslında daha çok Alman gizli servisi Gestapo türünde olduğunu; cezaya,

takibe dönük askeri polis şemasının ve çalışma yöntemlerinin bulunduğunu

belirtmek gerekmektedir. Pisikolojik istihbarat doğal olarak bunun

ayrılmaz bir parçası olmaktadır. MİT bütün bu gelişmeler içinde çekildiği

girdabı ya tanımlamakta zorluk çekmekte ya da derdini anlatamamanın aczi

içinde bulunmaktadır. Aslında JİTEM ve benzeri örgütler askeri yapıların

içinde hemen her dönemde ortaya çıkmakta ve yaptıklarıyla bir süre sonra

onu kontrolleri altında tutacaklarına inanları bile korkutmayı

başarmaktadırlar. Nitekim JİTEM'de aynı korkunun sonucu olarak lağvedilmiş

ama, ortadan kaldırılamamıştır. 1995 yılının Mart'ın dan itibaren bu

birimde görev alanlar başka illere atanmışlardır. Ama yaptıklarından

kaçının yasal, kaçının yasadışı olduğu konusu soruşturulmamıştır. Bunlar

araştırılma gereği dahi duyulmadan kapatılmıştır.

Bu birimi oluşturanlar, ona görev verenler ortada yoktur. JİTEM'de görevli

oldukları söylenen ve keyfi adam öldürdükleri açıklanan özellikle PKK

itirafçısı devşirmelerle ilgili soruşturmalar da yoktur. Örneğin

Türkiye'de hiç bir savcı veya güvenlik birimi kod adı "Yeşil" olan ve

onlarca cinayetin faili olarak gösterilen Ahmet Demir adlı kişiyi

bulamamıştır.

Jitem kanalıyla yapılan çalışmaların istihbarat veya haber toplama

faaliyetiyle ilgisinin olmadığı da ortadadır. Bir görevliyi önce parayla,

sınırsız yetkiyle ve hukukun üstünde görev anlayışlarıyla tanıştırıp,

sonra da ' Artık sen burada değil şurada görev yapacaksın, bizim

talimatımıza kadar da bu teşkilat lağvedilmiştir. Eylem yapma' demek, o

görevliyi durduracaksa veye geçmişte yaptıklarını unutturacaksa ne ala...

Ama dünyada bunun böyle olmadığı bütün denemelerde görülmüş bir gerçektir.

Nitekim kapatıldığı belirtilen örgüt, bir süre sonra yeniden oluşturularak

faaliyete sokulmuştur.

JİTEM konusunda bir önemli örnek ODTÜ'de yaşanmıştır. ODTÜ'de

öğrencilerin 15 Mart 1995 tarihinde JİTEM kimliği ile yakaladıkları ve

provakatör olduğu iddiasıyla kamuoyuna tanıttıkları Ümit Yalazlı gerçekten

JİTEM elemanı çıkmıştır. JİTEM elemanını yakalayan ve kimliğini açıklayan

öğrenciler hakkında daha sonra dava açılmıştır.

ASKERİ İSTİHBARAT YENİDEN ÖRGÜTLENİYOR

1995 yılında yapılan terfilerle eski MİT Müsteşarlarından Teoman Koman

Orgeneralliğe yükseltilerek Jandarma Genel Komutanlığı görevine

getirilmiştir. Bu görev değişimiyle birlikte ordu istihbaratında yeniden

yapılanmaya dönük ilginç gelişmeler izlenmektedir. Örneğin ordu içinde

"İstihbarat Sınıfı" subay eğitimine başlanmıştır. Bununla Sovyetlerdeki

GRU (Askeri İstihbarat) türü bir yapılanmaya gidileceği ifade

edilmektedir. Bu yapılırken ordu istihbaratındaki yapılanmaların sivil

denetimin dışında gelişmesi ve önemli bir istihbarat potansiyeli bulunan

ancak geleneği ve kontrol mekanizmaları olmayan yeni oluşumların ortaya

çıkmasının iyi değerlendirilmesi gerekmektedir.

Çünkü JİTEM örneği bütün başarısızlıkları ve yolaçtığı sorunlarla

gözönünde bulunmaktadır. Ancak Türkiye'nin yenilenen ve yetkileri

yasalarda belirtilen sınırlarda kalabilecek iyi bir askeri istihbarat

birimine de büyük ihtiyacı bulunduğu gerçektir. Bu durumda ordu içinde

darbe ve cunta faaliyetlerinde bulunanların ortaya çıkartılmasında belki

önemli bir yol alınabilir. Ayrıca silah ve savunma sanayinde gelişen

teknolojilerin izlenmesinde, transferinde ve büyük ihalelerde Türkiye'nin

çıkarlarının korunmasında bundan büyük ölçüde yararlanmak olanakları

bulunmaktadır. Terör eylemlerine karşı kullanılacak timler ile bunların

eğitimi konularında da bu birimler beyin gücünü arttırıcı, bilgiyi ön

plana çıkartıcı ve koordinasyonu sağlayıcı çalışmalar yapabilmeledirler.

Ama bütün bunları MİT ve diğer istihbarat servislerinin üstünde veya

altında değil, eşit ve kendi sınırları içinde yapabilecek bir yapılanmaya

gidilmeledir.

MİT HALKTAN KOPUK

Yetki-sorumluluk alanları açısından şefaflaşmış bir MİT, görev alanına

neyin girip, nelerin girmediğini topluma anlatmalı ve yanlış anlaşılmaları

önlemelidir. Yanlışa yolaçanları bulup ortaya çıkarmak konusunda da yine

MİT in sorumluluk ve yetkileri bulunmaktadır. Gerçi özellikle askeri

yapılar içinde MİT'in istihbarat faaliyetinde bulunması yasal olarak

kısıtlanmıştır. MİT sadece askerlerin istediği alanlarda ve yapılan

protokollere bağlı kalarak gösterilen yerde ve kapsamda istihbarat

çalışması yapabilmektedir. Bugünkü kaos gibi gözüken ortam da asker, sivil

ayrımının kesinleşmiş ve keskinleşmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Sivilleşmenin sancıları ve geçiş dönemi yaşanmaktadır . Ancak bu dönemde

kontrol mekanizmasını elinde bulundurması gereken savcıların ve diğer

adalet mensuplarının görevlerini yerine getirip, denetim mekanizmalarını

açık bulundurduklarını söylemek de mümkün olmamaktadır. Olsaydı bu kadar

çok faili meçhul cinayetin büyük bir kısmı aydınlanır ve bunları

işleyenlerin devlet içindeki uzantılarına ulaşmak mümkün olurdu. Bu

alanda bir temiz toplum özleminin benimsenmesine daha uzun yılların

gerektiği gözükmektedir.

İlişkilerdeki açıklık, istihbaratı güçlendiren doğru kaynaklara götüren

bir unsurdur. Malesef MİT'in yapılanmasında böyle bir anlayış söz konusu

olmamıştır. Oysa MİT'in adam kaçıran, izleyen, dinleyen, öldüren, sindiren

bir teşkilat olduğu havasını topluma bu kapalılık ve hatalı uygulamaları

yerleştirmektedir. Çağdaş istihbarat teşkilatlarında olduğu gibi MİT'in,

fikir üreten, bilgi toplayan bir yapı haline getirilmesi kaçınılmazdır.

Gerektiğinde yasal statüsünün getirdiği diğer görevleri de yerine

getirebilecek gücünün bulunduğu halka anlatılmamaktadır. Bunun da

sorumlusu yine MİT'in kendisidir. Kendisini anlatamayan bir gizli servis

elbetteki olumsuz tartışmaların odağı olacaktır. Açık yürekli ve

demokratik yapılanmadan yana olmak sorunların çözümünde önem taşımaktadır.

Bugüne kadarki uygulamalar yanlış kanıları doğrulayacak hataları

içermektedir. Ama özür dilemesini ve hatalarından arınmasını bilen

teşkilatlar büyümektedir.MİT demokratikleşmelidir. Bundan kasıt karanlık

yönü yokedilmiş, parlamenter denetim mekanizmalarına açık ve yaptıklarının

hesabını verebilecek yeni bir yapılanmadır.

MİT halka kendini anlatmalıdır. Bunun yolu da güçlü bir halkla ilişkiler

ağının kurulmasından geçmektedir. Hala MİT'in böyle bir biriminin halka

açık bir şekilde bulunmaması, bir basın sözcüsünün dahi olmaması çağdaş

kuralların ne kadar gerisinden gelinmekte olduğunun bir göstergesi

sayılabilir. Oysa dünyada istihbarat hizmetlerinin korkuya dayalı ve

duvarlar arkasında saklanarak yapıla gelirliği artık terkedilmiştir.

Önemli olan bilgi, bilgiyi değerlendirme, geleceğe ilişkin en sağlıklı

senaryoları üretme ve bunu yerine getirecek ortamı yaratma çabasıdır.

Bunun da tek yolu uygun eğitim, eleman seçimi ve yapılanmadan geçmektedir.

MİT KUYUDAN ADAM ÇIKARIYOR

MİT kimi zaman, kim ve ne için kullanıldığı bilinmeyen bir örgüt görüntüsü

sergilemektedir. Örneğin ünlü Türk Koskotas Dosyası olarak adlandırılan

Türksat uydusu ve buna bağlı ihaleler ile ilgili müfettiş araştırmalarının

birinde, PTT yetkililerinin Türkiye'nin ilk ve o dönem için tek özel

kuruluşu olan ve dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal'ın

da ortağı bulunduğu televizyon şirketine yasalara aykırı olarak bir verici

ve eleman tahsis ettikleri saptanır. Müfettişlere ifade everen PTT Genel

Müdür Yardımcısı kendisine vericiyi bir yerden söküp bir başka yere

nakletme emriyle eleman tahsisini Genel Müdürün emrettiğini söyler. Genel

Müdür de ifadesinde müfettişlere MİT'ten gelen talimat üzerine böyle bir

uygulama yapıldığını anlatır. Bunun üzerine dönemin Ulaştırma Bakanı'nın

imzasıyla MİT'e başvurularak böyle bir talepte bulunulup bulunulmadığı

sorulur. Gelen cevabın altında dönemin asker müsteşarının imzası vardır ve

" Böyle bir talep de bulunulmamıştır" denilir. Müfettişlere aynı asker

MİT Müsteşarı " Bizim PTT'den böyle bir yardım istememize gerek yok, bunu


Dostları ilə paylaş:
1   ...   43   44   45   46   47   48   49   50   ...   53


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə