MüŞRİklere sevgi beslemenin ve onlarla dost olmanin hüKMÜ 2 Müşrikleri Tekfir Etmemenin Hükmü: 10



Yüklə 256,69 Kb.
səhifə1/4
tarix22.10.2018
ölçüsü256,69 Kb.
  1   2   3   4

MÜŞRİKLERE SEVGİ BESLEMENİN VE ONLARLA DOST OLMANIN HÜKMÜ 2

Müşrikleri Tekfir Etmemenin Hükmü: 10

Vela Konusuyla İlgili Bazı Sorular ve Cevapları: 14

Selefin Vela Hakkındaki Görüşleri: 20

Vela Türleri: 21


MÜŞRİKLERE SEVGİ BESLEMENİN VE ONLARLA DOST OLMANIN HÜKMÜ

Müşriklerden korktukları için onları idare eden veya kö­tülüklerinden korunmak için onlara yağcılık yaparak zulüm­lerinde onlara ortak olan kimseler, onların dinlerinden hoşlanmasalar ve onlara buğz etmiş olsalar bile, müşriklerle bir­likte hareket etmeleri sebebiyle kafir olurlar. İslam'ı ve müslümanları sevmiş olsalar da durumları değişmez. Bu kimseler, yaptıkları bu iş sebebiyle kafir oluyorlarsa; daru'l-harpte yaşayıp kafirlerin istekleri doğrultusunda hareket eden, onların tahakkümü altına giren, onlarla uyum içinde bulunan, mallarıyla onlara destek olan, onlara sevgi göste­rip onlarla dostluk kuran ve müslümanlarla tüm bağlarını ko­paran kimseler nasıl kafir olmasın?! Bu kimseler, daha ön­ce İhlas ve tevhid ehli içinde yer alırlarken, şimdi kafirlerin içinde bulunacaklar, onların gücü ve askeri durumunda ola­caklar ve hala müslüman sayılacaklar öyle mi!

Bu kimseler hiç şüphesiz kafir oldukları gibi Allah (c.c.) ve Rasulü'ne (s.a.v.) karşı en amansız düşman olduklarını da ortaya koymuşlardır.

Ancak ikrah altında olup can ve mal emniyetleri kesin olarak ortadan kalkan kimseler mazeretli sayılabilirler. İkrah altında olanlar; müşriklerin istilasına uğrayan ve: "Dinini terk et, veya şöyle yap, yapmazsan sana şöyle davranı­rız, seni öldürürüz." şeklinde tehdit edilen yada bunları kabul edinceye kadar işkenceye tabi tutulanlardır. İşte böy­le bir durumla karşı karşıya kalan bir müslüman, kalbi iman ile dopdolu olmak şartıyla, sadece diliyle onların dedikle­rini söyleyebilir.

İslam alimlerinin icmasıyla, alay etmek veya eğlenmek için bile olsa, küfrü gerektiren bir söz söyleyen kişi kafir olur. O halde korku sebebiyle ve dünyevi çıkarlar elde etmek için küfür sözü söyleyenler neden kafir olmasın? Şimdi Al­lah'ın (c.c.) izni ve yardımıyla bu konuyla ilgili bazı delil­ler sunacağız:
1- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Kendi dinlerine tabi olmadıkça, yahudi ve hıristiyanlar senden asla hoşnud olmayacaklardır..." 1

Yüce Allah bu ayette şu gerçeği bildirmektedir: Rasulullah (s.a.v.) onların dinlerine, inanç ve geleneklerine uyma­dıkça, yahudi, hıristiyan ve müşrikler asla memnun olmaz­lar. Rasulullah'ın (s.a.v.) ve ona inananların hak üzere olduk­larını bildikleri halde, bunu kabul etmezler.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"De ki: Allah'ın yolu; işte asıl yol budur. Eğer sen, sa­na gelen bunca ilimden sonra, onların heva ve hevesle­rine tabi olursan, Allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı olur." 2

"...And olsun ki, sana gelen bunca ilimden sonra, on­ların heva ve heveslerine tabi olursan muhakkak zalim­lerden olursun." 3

Dikkat edilecek olursa bu ayetlerde, Rasulullah'ın (s.a.v.) kafirlerden korkması veya onları idare etmek için gönülden olmasa da onlara dostluk göstermesi durumunda, zalimler­den olacağı bildirilmiştir. Rasulullah (s.a.v.) hakkındaki hüküm böyle ağır olurken, diğer müslümanlar için durum na­sıl farklı olabilir? Açıkça türbelere saygı gösteren, bunlara razı olup ses çıkarmayanların hidayette oldukları nasıl söy­lenebilir?!



2- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"...Müşriklerin güçleri yetse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. İçinizden kim dininden döner ve kafir olarak ölürse, dünya ve ahirette amelleri boşa gitmiştir. İşte bunlar Cehennem ashabıdır ve bunlar orada daimidirler." 4

Allah (c.c), kafirlerin, güçleri yettiği sürece müslümanları dinlerinden döndürmek için savaşacaklarını, mal ve can korkusuyla bile olsa, onlara itaat edenlerin ve kötülük­lerinden korunmak için müşriklere katılanların mürted ol­duklarını, bu haldeyken öldükleri takdirde ebedi, olarak Ce­hennemde kalacaklarını haber veriyor. Savaştan korkanla­rın durumu böyle olursa, kendileriyle hiçbir savaş yapılma­dığı halde onlara katılan ve onlara boyun eğenlerin durumu nasıl olur? Kafirlerin savaş açmasından sonra onların dedik­lerini kabullenenler mazeretli olmuyorlarsa, hiçbir savaş ve korku yokken hemen onlara katılanların hiçbir mazereti yoktur ve bunların diğerlerinden daha fazla küfrü hakkettikleri apaçık ortadadır.



3- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Müminler müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah'tan bekleyebile­ceği bir şey yoktur. Ancak onlardan sakınmanız hali (takiyye) müstesna, Allah sizi kendisinden sakındırır. Sonunda dönüş ancak Allah'adır." 5

Yüce Allah, müminlere, kafirleri dost edinmeyi kesin bir şekilde yasaklamıştır. Bu uyanlara rağmen kafirlerle dost­luk kuran kimsenin, -bunu onlardan korktuğu için yapsa dahi- Allah'tan bekleyebileceği bir şey olmadığını haber ve­riyor. Yani bunlar, Allah-u Teala'nın, Cehennemin ebedi aza­bından kurtarmayı vaadettiği kimseler arasında olmaya­caklardır.

"Ancak onlardan sakınmanız hali (takiyye) müstesna." Yani kafirlerin baskısı altında olup inancından dolayı kafir­ler tarafından aşağılanan bir müslüman, kendisini baskı al­tında tutanlara karşı açıkça düşmanlık, gösteremeyecekse, on­lara karşı kin ve düşmanlığını kalbinde saklı tutmak şartıy­la onlarla bir arada bulunabilir. Peki bir endişe ve sıkıntı olmaksızın, hiçbir mazerete dayanmadan onlarla sarmaş do­laş olanlara ne demeli? Bu, dünya hayatını ahirete tercih et­mek ve Allah'tan (c.c.) değil de müşriklerden korkmak de­ğil de nedir!? Bu kişilerin "Biz müşriklerden korkuyoruz" şeklinde bir özür ileri sürmelerinin kabul edilebilir bir tara­fı var mıdır?

Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:



"Şeytan sizi kendi dostlarıyla korkutuyor. Eğer ger­çekten mü'min kimseler iseniz, onlardan korkmayın Benden korkun!" 6

4- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Eğer kafirlere itaat ederseniz, on­lar sizi topuklarınız üzerinde (İslam'dan küfre) geri çevi­rirler de hüsrana uğrayanlardan olursunuz." 7

Allah (c.c), müminlerin kafirlere itaat etmeleri duru­munda kafirlerin onları kesinlikle gerisin geri küfre döndüreceklerini haber veriyor. Çünkü kafirler, müminleri küfre döndürmedikçe asla memnun olmazlar.

Yine aynı ayette; müminlerin, kafir olmayı kabul etme­leri halinde, hem dünyada hem de ahirette hüsrana uğraya­cakları, herşeylerini kaybedecekleri bildiriliyor. Görüldüğü gibi Allah (c.c), müşrik ve kafirlerden korktuğunu ileri sü­rerek, onlara boyun eğmeye izin vermemiştir. Çünkü onlar, kendilerine katılıp, kendilerinin hak ve doğru yolda olduk­larını söylemedikçe, müslümanlara düşmanlık ve kinlerini açıkça ilan etmedikçe, asla müminleri bırakmazlar.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:



"Oysa ki sizin mevlanız Allah'tır ve O, yardım eden­lerin en hayırlısıdır." 8

Müminlerin mevlası ve koruyucusu Allah'tır (c.c). On­lara ancak O yardım eder. Çünkü O, yardım edenlerin en hayırlısıdır. Allah'ın (c.c) velayeti kabul edilip O'na itaat edildiği takdirde kafirlere ihtiyaç kalmaz. Bu durumda onlârın velayetinin bir anlamı yoktur.

Bir takım kişiler Tevhid inancının içinde yetişip, Tevhi­di bildikleri halde, alemlerin Rabbi olan Allah'ın (c.c.) velayetinin dışına çıkıyorlar. Yardım edenlerin en hayırlısı olan Allah'ı (c.c.) bırakıp türbelere ve bunların bağlılarına boyun eğiyor, işlerini ve isteklerini onlara havale ederek on­ların velayetine yöneliyorlar. İlahi velayete karşılık başka­larının velayetini tercih eden bu zalimlerin yaptıkları iş ne kötü, ne iğrençtir.

5- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Allah'ın rızasını kazanan kimse, Allah'ın gazabına uğrayan kimse gibi midir? Zira onun varacağı yer Cehennemdir; orası ne kötü bir dönüş yeridir." 9

Allah'ın (c.c.) rızasını arayan ve O'na tabi olanla, Allah'ın (c.c.) gazabını ve öfkesini arayanlar eşit olmazlar. Çünkü Allah'ın (c.c.) gazabının peşinde olanların, varacağı yer Cehennemdir. Rahman'ın kulları ise; O'na ibadet etmeleri, O'nun dinine yar­dım etmeleri sebebiyle Allah'ın (c.c.) rızasını ve hoşnutluğunu kazanmışlardır. Türbelere gidip, ölülerden medet beklemek, bu işleri yapan kimselere yardımcı olmak, Allah'ın gazabına se­bep olur. Bu sebeple, tevhid davetine ihlasla yardımcı olan ve müminlerle birlikte hareket eden kimse ile, şirke ve ölülerden yardım istemeye davet eden ve müşriklerle birlikte hareket eden kimse Allah katında asla eşit değildir. Bunlar: "Biz kafir­lerden korkuyoruz" derlerse, kendilerine: "Yalan söylüyorsunuz" denir. Kaldı ki yüce Allah, buğz ettiği ve kin güttüğü kimsele­re uyup, razı ve hoşnut olduğu şeylerden uzaklaşmak için kork­mayı mazeret kabul etmemektedir. Halbuki batıl ehlinin birço­ğu, sırf dünyalıklarının ellerinden gitmesinden korktukları için Hakkı terk ediyorlar. Böyle olmasaydı Hakka inanır ve müslüman olurlardı.



6- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Nefislerine zulmeden kimselerin canlarını alırken melekler 'Ne işte idiniz?' deyince, bunlar 'Biz yeryü­zünde mustaz'afdık' diye cevap verirler. Melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" derler. İşte onların barınağı Cehennemdir; orası ne kö­tü bir gidiş yeridir." 10

Burada melekler kendilerine: "Ne işte idiniz?" derken şu­nu demek istiyorlardı: "Siz hangi gruptan yanaydınız, müslümanlardan tarafa mı tavır koymuştunuz müşriklerden ta­rafa mı?" Bunlar da güçsüzlükleri nedeniyle müslümanlardan tarafa tavır koyamadıklarını mazeret olarak öne sürecek­ler; ancak melekler onların bu mazeretlerini geçerli kabul et­meyerek' şöyle diyeceklerdir:



"Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" derler. İşte onların barınağı Cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir." 11

Mekke'de, İslam'ı kabul ettikleri halde hicret etmeyip oradaki müşriklerle birlikte kalan ve onların engellemeleriy­le karşılaşan müslümanlar vardı. Bedir Savaşı çıkınca müş­rikler Mekke'de kalan müslümanları kendi saflarında sava­şa katılmaya zorladılar. Onlar da korkarak bu savaşa katıl­dılar. Bedir Savaş'ında müşriklerin safında savaşa katılan kimi müslümanlar, diğer müslümanlar tarafından öldürüldü­ler. Müslümanlar bu gerçeği öğrendiklerinde "Biz kardeşle­rimizi öldürdük" diyerek üzüntülerini dile getirdiler. İşte bunun üzerine yüce Allah (c.c.) bu ayeti indirdi.

Şimdi düşünün bir kez: Ölümden korktukları için kafir­lerin safında savaşa katılanlar kafir oluyorsa, İslam aleyhin­de olduklarını açıkça söyleyen devletlerin egemenliğine rı­za gösteren, müşriklerle uyum içinde olduklarını, onların din­leriyle birlik kurabileceklerini açıkça ortaya koyan, onların itaatleri altına girip onlara sığınan, onlardan korkan, onlara arka çıkıp yardım eden ve böylece tevhid ehlinin yenil­giye uğramasına sebep olan, müşriklerin yoluna tabi olan, müşrik ve kafirlerin yanında müslümanları açıkça yeren, on­larla alay eden, onlara dil uzatan, onları ayıplayan, tevhid esasları üzerinde sebat ettikleri için onların görüş ve düşün­celerini aşağılayan, onları beyinsizlikle suçlayan, inançla­rında sebat etmeleri ve cihadı esas almalarından ötürü de müslümanları aşağılayan, isteyerek ve içtenlikle kafir ve müşrikleri onlara karşı koruyan, onlardan yardımlarını esir­gemeyen ve bütün bunları hiçbir zorlama olmaksızın yapan­ların durumu ne olur?

Bu şekilde hareket edip, kafir ve müşrikleri müslümanlara tercih edenler, vatan sevgisi nedeniyle Mekke'de kalıp hicreti terk edenlerden daha çok küfrü ve Cehennem ateşi­ni hak etmezler mi? Zira aşırı vatan sevgisinden dolayı hic­reti terk edip Mekke'de kalan müslümanlar, Bedir Savaşına kendi istekleriyle değil, kafirlerin zor kullanması ve on­lardan korkmaları sebebiyle katılmışlardı.

"Bu kişilerin özürlü sayılması gerekmez mi? Bunlar ka­firler tarafından zorla savaşa çıkarılmışlardı. (Savaşa katılmasalardı öldürüleceklerdi.)" denirse buna şöyle cevap ve­ririz:

Bu kişiler, hicret etme imkanları olduğu halde, kafir ve müşriklerle birlikte kalmayı tercih ederek hicret etmedikle­ri için bu duruma düşmüşlerdi. Bu nedenle ikrah altında ol­maları onlar için bir mazeret değildir.



7- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"O (Allah), kitapta size indirmiştir ki: "Allah'ın ayet­lerinin inkar edildiğini, yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, bundan başka bir söze geçmedikçe o kafirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz... " 12

Allah (c.c), müslümanlara, müşrik ve kafirler, Allah'ın ayetleriyle alay ettikleri veya onları inkar ettikleri zaman, bu yaptıklarını bırakıp başka bir konuya geçmedikçe, onlar­la oturmamalarını emretmiştir. Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar edenlerle birlikte oturanlar, gerek inkarları gerekse alaycı tavır takınmaları sırasında tepki göstermeyenler, tıp­kı onlar gibi kafirdirler.

Dikkat edilirse ayet, korkan İle korkmayan arasında bir ayrıma gitmemiştir. Ancak ikrah altında olanlar, bunun dı­şındadır. Bu olay İslam'ın ilk zamanlarında meydana gel­miştir. Peki ya İslam sınırlarının genişlediği ve beldelerinin saygınlık kazandığı bir zamanda olmasına ne demeli?! Bu­gün kendilerine müslüman diyenler, kafirleri ve Allah'ın (c.c.) ayetleriyle alay edenleri kendi ülkelerine davet ede­biliyor, onları dost, sırdaş ve arkadaş edinebiliyorlar. Onlar­la birlikte oturup kalkıyor, onların küfür sözlerini, alayları­nı dinliyor ve kabulleniyorlar. Bununla da yetinmeyip tevhid ehlini yanlarından uzaklaştırıyor ve onlara karşı farklı bir tavır takınıyorlar.

8- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Yahudi ve hıristiyanlari dost edin­meyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim on­ları dost edinirse, o da onlardandır. Şüphesiz Allah, za­lim kimseleri doğru yola iletmez. Kalplerinde hastalık bulunanların onlara doğru koştuğunu görürsün. 'Bize bir kötülük isabet etmesinden korkarız' derler. Umulur ki Allah bir fetih ihsan eder veya katından bir emir getirir de, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar." 13

Allah (c.c:), yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyi ve onları desteklemeyi yasaklayarak, onlara dostluk gösteren veya yardım edenlerin de onlar gibi 'kafir olacaklarını haber veriyor.

Kim, mecusi ve puta tapanlarla, "Allah (c.c.) ile birlikte türbe ve ölülere dua edip onlardan istekte bulunmak şirk değildir, bunları yapanlar da müşrik sayılmaz" diyerek tür­belere tapanlarla dostluk kurarsa o da aynen ateşe, puta ve türbelere tapanlar gibi kafirdir."

Kafirlerle dostluk kuran ve onlara yardım eden kişi bu­nu korkarak veya korkmayarak yapsın fark etmez. Çünkü Al­lah (c.c.) korktukları için onlarla dostluk kuran kimseleri "kalplerinde hastalık bulunanlar" olarak nitelemiştir.

Kalplerinde hastalık bulunanlar, ileride durumun kendi aleyhlerine dönebileceğinden korkarlar. Onların bundan başka bir korkulan yoktur. Günümüzdeki mürtedlerin duru­mu da öncekilerden farksızdır. Bunlar da durumun kendi aleyhlerine dönmesinden ve ileride başlarına bir bela gelme­sinden korkarlar. Çünkü bunlar, gönülden iman etmiş değil­lerdir. Allah'ın (c.c.) tevhid ehline vaad ettiği zaferin doğru­luğuna ve bunun mutlaka geleceğine inanmamışlardır. Bu­nun için de Tevhid ehlini bırakıp, ileride başarı kazanarak kendilerine zarar verebilecekleri endişesiyle müşriklere ko­şarlar. Kendilerini kurtarmak için, kafir, müşrik, yahudi ve hıristiyanlardan yana tavır koyarlar.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:



"Umulurki Allah bir fetih ihsan eder veya katından bir emir getirirde, içlerinde gizlediklerine pişman olur­lar." 14

9- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"Onlardan çoğunun kafirleri dost edindiklerini görür­sün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kö­tüdür. Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azapta daimi­dirler." 15

Allah (c.c.), gerçek bir zorlama altında olmaksızın, ile­riye dönük bir korku ve endişe sebebiyle kafirleri dost edinen kimsenin, Allah'ın (c.c.) gazabını ve ebedi olarak azap içinde kalmayı hak edeceğini bildiriyor. Peki hiçbir korku olmaksızın, bile bile Tevhide ve Tevhid ehline düşmanlık eden, ihlas ile yapılan ilahi davete engel olup bunun dışın­daki davalara yardım edenlere ne demeli?



10- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Eğer Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman et­miş olsalardı, kafirleri dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu fasıktırlar."16

Allah (c.c), korkarak veya korkmayarak kafirleri dost edinmenin, Allah'a, (c.c.) Rasulü'ne (s.a.v.) ve ona indirilene iman etmeye aykırı olduğunu ve bunun, onların çoğunun fasık olmalarından kaynaklandığını bildiriyor. Onlar önce­den de fasık oldukları için, kafirleri dost edinerek, onların saflarında yer almışlar ve mürted olmuşlardır. Böyle bir duruma düşmekten Allah'a {c.c.) sığınırız.

11- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"(Kesilirken) üzerine Allah'ın adı anılmayan (hay­van)ları yemeyin. Bunu (helal sayarak) yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Şüphesiz ki şeytanlar sizinle müca­dele etmeleri için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara ita­at ederseniz şüphesiz müşriklerden olursunuz." 17

Bu ayet, müşriklerin: "Kendi öldürdüğünüzü (kestiğini­zi) yiyorsunuz da, Allah'ın (c.c.) öldürdüğünü (murdar ola­rak öleni) yemiyorsunuz" demeleri üzerine nazil olmuştur.

Ayet-i kerimede; gerçek zorlama olmaksızın, korkarak ve­ya korkmayarak müşriklere itaat etmek suretiyle ölü yada murdar hayvan eti yemeyi helal sayanların, onlar gibi müş­rik oldukları bildiriliyor. Hal böyle iken; onlarla dostluğu he­lal sayan, onlarla birlikte hareket eden, onlara yardımda bulunan, onların hak üzere olduğuna şahadet eden, müslümanların canlarını ve mallarını helal sayan, İslam cemaatin­den ayrılıp da müşriklerle işbirliği içinde bulunanlara ne de­meli?

Müşriklere itaat ederek murdar hayvan etini helal sa­yanlar müşrik oluyorlarsa, bu saydığımız amelleri işleyen­ler de -İslam'ı ve müslümanları ortadan kaldırmayı amaç edinmeleri sebebiyle- kafir ve müşrik olmazlar mı?



12- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"(Ey Peygamber!) Onlara, ayetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini de oku. Bu kimse, kendisini onlardan sıyırıp çıkarmış, bunun üzerine şeytan da onu peşine takmış ve böylece azgınlardan olmuştu." 18

Bu ayet, İsrailoğulları döneminde yaşamış, İsmi A'zam duasını bilen, abid ve alim bir kişi olan Bel’am b. Baura hak­kında inmiştir.

İbni Abbas şöyle diyor:

"Musa (a.s.) üzerlerine geldiğinde, kavmiyle amcaoğulları Bel'am b. Baura'nın yanına gelip, dediler ki:

"Musa çok güçlü ve kuvvetli, biridir. Beraberinde bü­yük bir ordu da var. Eğer o bize üstün gelirse, hepimizi helak eder. Allah'a (c.c.) dua et de Musa ile beraberindekile­ri bizden uzaklaştırsın." Bel'am da:

"Eğer ben böyle bir du­ada (bedduada) bulunacak olursam, hem dünyam hem de ahiretim elimden gider." dedi. Ancak kavmi, böyle bir beddu­ada bulunması için sürekli gelip giderek ısrar ettiler. Niha­yet Bel’am, dayanamayıp bedduada bulundu. Bunun üzeri­ne Allah (c.c.) da onun tüm ilmini alıverdi de öylece kala­kaldı.

İbni Zeyd de şöyle diyor:

"Bel'am'ın heva ve hevesi, Musa'yla (a.s.) savaşan kav­miyle beraberdi. İşte Allah (c.c.), ayetlerinden sıyrılıp orta­da kalan bu kişinin durumunu haber vermektedir. Oysa Al­lah (c.c), bundan önce ona çok önemli bir takım ilimler ver­mişti. O da gerçekten ilim ehlinden olmuş; fakat daha son­ra bu yanlış davranışı sebebiyle şeytanın tuzağına düşmüş tüm ilmi elinden alınmıştı. Dikkat edilecek olursa; kendisin­den o ilmin alınmasının sebebi, Musa (a.s.) ve beraberinde­kileri kavminden uzaklaştırması için Allah'a (c.c.) dua ede­rek, kendi arzusuyla müşriklere destek ve yardımcı olması­dır. Bel'am kavmi için korkup, endişelendiği ve onlara acı­dığı için onlarla birlikte hareket etmişti. Oysa ki kendisi hak­kı biliyor, hakka şahitlik ediyor ve buna göre kullukta bu­lunuyordu. Fakat sırf kavmine olan bağlılığı ve onlara uy­ması nedeniyle, ilmiyle amel etmekten uzaklaştı ve kendi ar­zusu doğrultusunda hareket etti. İşte onun bu davranışları, sahip olduğu ilimlerden tamamen sıyrılmasına ve bu ilimlerin elinden alınmasına sebep oldu."

Bu durum günümüz mürtedlerin de çok daha büyük bo­yutlarda görülmektedir. Allah (c.c.) bunlara, içinde tevhidle ilgili emir ve hükümlerin yer aldığı ayetler vermiş, onlar­dan yalnızca eşi ve ortağı bulunmayan Allah'a (c.c.) davet edip O'na şirk koşmamalarını, yalnızca müminleri dost edinmelerini, onları sevmelerini, onlara yardım etmelerini ve toptan Allah'ın (c.c.) ipine sarılmalarını, müşriklere kar­şı da düşmanca tavır takınıp onlara buğz etmelerini, onlar­la cihad etmelerini, onlardan ayrılmalarını., putları yıkma­larını, zinayı, her türlü münker ve rezaleti ortadan kaldırma­larını emretmiştir. Bu kimseler bu gerçeklerin hepsini bilip, öğrendikten ve ikrar ettikten sonra bir kenara atıverdiler. Do­layısıyla bu kimseler, Allah'ın (c.c.) ayetlerini bir kenara bı­rakan, inkar eden ve küfre, girip mürted olan Bel'am b. Baura'dan daha çok mürted ve müşrik olmayı hak etmiş oldu­lar.

13- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Zulmedenlere meyletmeyin. Sonra size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur. Sonra yardım göremezsiniz!" 19

Allah (c.c.) bizi, kafir olsun veya olmasın zalimlere meyletmekten sakındırarak, onlara meyleden kimsenin Cehennem ateşini hak edeceğini, böyle yapan kimsenin, bunu gerçek bir zorlama olmadan, korkarak veya korkmayarak yapması arasında fark olmadığını bildiriyor. Zalim kafirle­re meyletmenin cezası bu kadar büyük olursa, onların din ve görüşlerini güzel bulup onlara yönelenler, gerek mallarıy­la gerekse fikirleriyle onları destekleyenler, tevhid ve tevhid ehlinin yok olmasını isteyenler ve müşriklerin müslümanların ülkesini istila etmesini dileyenler için ne buyrulur? Bu şekilde onlara yönelmek küfrün en büyüğü olmaz mı?



14- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkara) zorlanan hariç kim iman ettikten sonra Allah'ı inkar eder ve kal­bini küfre açarsa, işte Allah'ın gazabı bunlaradır ve on­lar için büyük bir azap vardır. Bu, onların dünya haya­tını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın kafirler top­luluğunu hidayete erdirmemesinden ötürüdür." 20

Yüce Allah, burada, değişmesi asla mümkün olmayan bir hüküm bildirmiştir: Bir kimse ister canına, malına veya ai­lesine zarar gelebileceği endişesiyle, ister hiçbir korku ol­madan, iman ettikten sonra dininden dönerse kafir olur. Bu kişinin küfrü ister açık ister gizli olsun, ister amelle ister söz­le yapılsın, isterse de kafirlerden gelebilecek bir menfaat ve geçici dünya metaı elde etmek için olsun yada her ne sebep­le olursa olsun fark etmez, her halde sahibini apaçık bir küf­re sürükler. Gerçek zorlama dışındaki hallerde bu amelleri işleyen kişi kafir olur. Bu durumda, yani; kişinin müşrikler tarafından yakalanıp "Kafirliği kabul etmezsen seni döve­riz veya öldürürüz" diye tehdit edilmesi, bu teklifi kabul edinceye kadar dövülmesi ve bu şekilde küfre zorlanması du­rumunda, çaresiz kalan bir müslüman, -kalbi imanla dolu ol­mak şartıyla- müşriklerin istediklerini söyleyebilir. Ancak böyle bir durumda, kişi imanında asla bir kuşku yada sakat­lığa düşmemeli, kalbi mutmain olmalı ve iman üzere sebat etmelidir. Kafir ve müşriklerin isteklerini gönülden kabul et­mesi durumunda ise ikrah altında olsa bile küfre girer.

Ahmed b. Hanbel'in tutumundan anlaşıldığına göre, ki­şi işkenceye tabi tutulmadıkça, ikrah altında kalmış olmaz:

Ahmed b. Hanbel, Kur'an'ın mahluk olduğuyla ilgili fit­ne yüzünden kendisine yapılan işkenceler sonucu hastalanmış yatıyordu. (O devrin alimlerinden ve İmam'ın yakın arkadaşlarından) Yahya b. Main yanına gelip, selam verdi. İmam onun selamına karşılık vermedi. Yahya b. Main Ammar hadisini ve



"Kalbi iman ile dolu olduğu halde inka­ra zorlanan müstesna..." 21

ayetini Ahmed b. Hanbel'e hatırlatınca, o yüzünü öteki tarafa çevirerek ade­ta bunun bir mazeret olmadığını ifade etti. Bunun üzerine Yahya:

"(Bu adam) hiçbir şeyi mazeret kabul etmiyor." dedi. Ahmed b. Hanbel de şöyle dedi:

"Ammar hadisini delil getiriyorlar. Halbuki Ammar b. Yasir, Rasulullah'a hakaret ederlerken müşriklerin yanına uğ­ramıştı. Onları bundan menettiği için onu dövdüler ve ezi­yet ettiler. O da bu durumdan kurtulmak için onların istedi­ği sözü söyledi. Bunlar ise hiçbir işkenceye tabi tutulmadan sadece "Sizi döveriz" denildiğinde onlara uydular. Bunun­la Ammar'ın durumu aynı mı?" Bunun üzerine Yahya b. Main:

"Vallahi şu gök kubbenin altında, Allah'ın (c.c.) dinini senden daha iyi anlayan bir kimseyi görmedim." dedi.

Yüce Allah, gönüllerini küfre açan bu mürtedlerin, hak üzerinde kararlı olmalarına rağmen müşrik yada kafirlerden korktukları için böyle yaptıklarını haber vermektedir. Al­lah'ın (c.c.) gazabı bunların üzerine olsun. Bunlar için bü­yük bir azap vardır.

Yine Rabbimizin verdiği habere göre bunun sebebi; şir­ki sevip kabul etmeleri, tevhidi bilmemeleri ve bu dine buğz etmeleri değil, dünyaya olan aşın düşkünlükleridir. Çünkü bunlar dünyayı ahirete ve Allah'ın (c.c.) rızasına tercih etmişlerdir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor;

"Bu, onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerin­den ve Allah'ın kafirler topluluğunu hidayete erdirmemesinden ötürüdür." 22

Allah (c.c), bunların geçici dünya menfaatini Allah'ın di­ninden ve rızasından üstün tuttukları için kafir olduklarını, kulaklarına ve gönüllerine mühür vurulduğunu ve ahirette de hüsran içinde olacaklarını haber veriyor.



15- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Eğer onlar sizi fark ederlerse, ya taşlayarak öldürür­ler yada kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyyen iflah olmazsınız." 23

Dikkat edilirse ayette Ashab-i Kehf'le ilgili şöyle bir uya­nda bulunulmaktadır: "Eğer müşrikler size üstün gelip, sizi yenecek olurlarsa, iki seçenekle karşı karşıya kalacaksınız: Ya taşa tutulmak suretiyle öldürülmeniz yada müşriklerin dinine dönmeniz. Onlara katılır ve dinlerini kabul edip isteklerini ye­rine getirirseniz kesinlikle iflah olmazsınız. İşte bu, kafir ve müş­riklere boyun eğenlerin halidir. Peki böyle bir ikrah durumu ol­maksızın, uzaktan bir işaretle kafir ve müşriklerin dediklerini kabul edip hemen yerine getirenler nasıl iflah olurlar?! Buna rağ­men kendilerini nasıl hidayette sanırlar?



16- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"İnsanlardan kimi Allah'a yalnız bir yönden (tereddüt içinde) ibadet ederler. Şöyle ki; kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur. Eğer bir musibet dokunur­sa, yüzü değişir. O, dünyada da, ahirette de hüsrana uğ­ramıştır. İşte bu, apaçık hüsranın ta kendisidir." 24

Ayet; bazı insanların sadece bir yönüyle ve gönülsüz olarak Allah'a (c.c.) ibadet ettiklerini haber veriyor. "Eğer kendisine bir iyilik dokunursa" yani; yardım, zafer, sağ­lık, varlıklı olma; güvencede olma gibi imkanlar elde eder­se, bütün bunlara fazlasıyla memnun olur. Bu durumda din­lerinde sebat eder ve "Bu, güzel bir dindir. Biz bu dinde sa­dece iyilik gördük." derler. "Eğer bir musibet dokunursa" hastalık, korku, yoksulluk gibi bir rahatsızlıkla karşı karşı­ya kalırlarsa, "yüzü değişir" dininden döner ve şirke yöne­lir.

İşte bu ayet, onların durumunu açık olarak ortaya koy­maktadır. Gerçekten bu kimseler sebat, içtenlik ve ihlasla de­ğil sadece bir yönden, gönülsüzce Allah'a (c.c.) ibadet eder­ler. Rahatsızlık ve musibet gibi bir durumla karşı karşıya kal­dıklarında, hemen müşriklere uyar, onlara katılır, onlara itaati kabullenir, dinlerinden irtidat eder, müslümanların cemaatinden ayrılıp müşriklerin topluluğuna katılırlar. Bun­lar, dünyada olduğu gibi ahirette de onlarla beraberdirler. Böylece hem dünyalarını hem de ahiretlerini ziyana uğratır­lar. Oysa ki bunların çoğu; sağlık, sıhhat ve afiyet içinde mut­lu bir hayat sürmektedirler. Bu hayat, kendilerine bir düşman tarafından sağlanmış değildir. Buna rağmen onlar Allah (c.c.) hakkında kötü zanda bulunmaları sebebiyle, bu şekil­de davranırlar. Bunlar batılın, hakka ve hak ehline üstün ge­leceğini sanırlar. Nitekim Allah (c.c.), kendisi hakkında kötü zanda bulunanlarla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"İşte Rabbiniz hakkındaki bu zannınız sizi helak et­ti ve hüsrana uğrayanlardan oldunuz." 25

Ey Allah'ın kendisine İslam'da sebat etmeyi lütfettiği kimse! Sakın kalbinde bir şüpheye yer verme, bu mürtedlerin herhangi bir şeylerini güzel görme. Sakın müşriklere ka­tılıp, onlarla uyum içerisinde olma, onlara itaat etme. Mal, can ve makam endişesiyle onlardanmış gibi gözükme. Çünkü bu tür kuşkular birçok insanı Allah'a (c.c) şirk koşmaya götürmüştür. O insanların çoğu, hakkı biliyor ve kalpleriy­le de iman ediyorlardı. Ancak bunlar, sekiz mazeret sebebiy­le şirke düşmüşlerdi. Fakat Allah (c.c.) bunların birisini bile, mazeret olarak kabul etmemiştir. Allah (c.c.) kabul etmediği bu sekiz mazereti şöyle açıklıyor:



"De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleri­niz, eşleriniz,kabileniz (hısım ve akrabanız), elde ettiği­niz mallar, kötü gitmesinden korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız evler, size, Allah'tan, Rasulü'nden ve Al­lah yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, Allah'ın em­ri gelinceye kadar bekleyin. Allah, fasık kimselere hida­yet etmez." 26

17- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"Kendilerine doğru yol belli olduktan sonra, arkala­rına dönenlerin yaptıklarını şeytan kendilerine hoş gös­termiş ve onları hayallerle aldatmıştır. Çünkü onlar, Al­lah'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: "Bazı hususlar­da size itaat edeceğiz" dediler. Oysa Allah, onların giz­lediklerini biliyor. Ya melekler onların yüzlerine ve sırt­larına vurarak canlarını alırken durumları nasıl ola­cak? Bunun sebebi, onların Allah'ı gazaplandıran şeyle­rin ardından gitmeleri ve O'nu (Allah'ı) razı edecek şey­lerden hoşlanmamalarıdır. Bu yüzden Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır." 27

Allah-u Teala, kendilerine doğru yol açıkça belli olduk­tan sonra, şeytanın kendilerine batılı süslü göstermesi sonu­cu bile bile küfre dönenlerin ilimlerinin kendilerine fayda vermeyeceğini bildirmiştir.

Fakat buna rağmen şeytan, hakkı bilen bir takım kimse­leri aldatmış, onlara gerçek bir zorlama olmasa da, korku ve endişeleri sebebiyle, haktan dönmeleri halinde mazeretli sayılacaklarını, hakkı bildikleri, sevdikleri ve şahadette bulundukları için yaptıklarının kendilerine bir zarar getirme­yeceğini zannettirmiştir. Halbuki onlar şu gerçeği unutuyor­lar: Kafirlerin çoğu İslam'ı bildikleri halde mallarına, can­larına veya ailelerine bir zarar gelmesinden korkarak veya geçici dünya metaı elde etmek için İslam'ı uygulamayı terk ettiler.

Dikkat edilirse, bu kişilerin dinden dönmelerinin sebe­bi, Allah'ın (c.c.) indirdiğinden hoşlanmayan kimselere 'Bazı hususlarda size itaat edeceğiz.' demeleridir. Şimdi düşünün; Allah'ın (c.c.) indirdiği hükümleri beğenmeyen ve bunlardan hoşlanmayan müşriklere bazı meselelerde itaat edecekleri konusunda söz verenler, sırf bu sözden dolayı ka­fir olarak vasıflandırılıyorlar. O halde, Allah-u Teala, yal­nız kendisine ibadet edilmesini, kendisine hiçbir şeyin eş koşulmamasını, Allah'ın (c.c.) dışında kendilerine ibadet edi­len tüm tağutların reddedilmesini, ölülere veya başka var­lıklara dua edilmemesini emrederken; Allah'ın (c.c.) indir­diklerinden hoşlanmayan müşriklerin isteklerine boyun eğen, tevhid ehlinin bunlarla savaşmalarını hatalı bulan, bunlarla sulh yapılmasını ve batıl dinlerinin kabul edilme­sini isteyenler, sırf bazı hususlarda müşriklere itaat ede­ceklerini söyleyenlerden daha önce mürted kabul edilmez­ler mi? Sadece bir kısım meselelerde müşriklere uymak küfürse, her konuda Allah'a (c.c.) isyan içinde bulunanlar hakkında ne demelidir?

Bir müslümanın şundan asla şüphe etmemesi gerekir: Müşriklere uyup onların ardı sıra gitmek, onların arasına katılmak, onların hak üzere olduklarına şahitlik etmek, Tev­hidin ve Tevhid ehlinin ortadan kalkması için müşriklere yar­dım etmek gibi şeyler, Allah'ın (c.c.) gazabını gerektiren amellerdir. Bütün bunları müşriklerden korkarak yaptıkla­rını söyleseler de faydası yoktur. Çünkü Allah (c.c), onlar­dan korktukları için irtidat edip müşriklere uyanların bu mazeretlerini kabul etmemekte, aksine onlardan korkmama­yı emretmektedir. Allah-u Teala mazeretlerini kabul etmez­ken daha hala: "Biz, dinimiz üzereyiz, küfür olan bir amel işlemedik (gerçek olarak değil sadece korktuğumuzdan do­layı ileride onlara itaat edeceğimizi söyledik)" demelerinin bir anlamı var mıdır?!

18- Allah (c.e.) şöyle buyuruyor:

"Şu münafıklık edenleri görmüyor musun? Kitap eh­linden inkar eden kardeşlerine diyorlar ki: "Eğer siz yurdunuzdan çıkarılacak olursanız, muhakkak biz de si­zinle beraber çıkarız. Size karşı hiç kimseye itaat etme­yiz. Sizinle savaşırlarsa mutlaka size yardım ederiz." Allah şahitlik eder ki, onlar muhakkak yalancıdırlar." 28

Allah (c.c), kafirlerle münafıklar arasında bir akit oldu­ğuna dikkat çekiyor. Çünkü münafıklar, kafirlere "Eğer siz yurdunuzdan çıkarılacak olursanız, muhakkak ki biz de sizinle beraber çıkarız." diyorlardı. Yani: "Eğer Muhammed (s.a.v.) üstün gelir de sizi ülkenizden çıkarırsa, kesinlikle biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin aleyhinizde hiç kimseye itaat etmeyiz. Muhammed (s.a.v.) ile ona iman edenlerden hiçbirisinin sizin hakkınızda söyleyecekleri söz­lere kulak asmayız ve sizi bırakıp asla onlarla birlikte hare­ket etmeyiz. "Size karşı savaşırlarsa, mutlaka size yardım ederiz." Yani; Muhammed (s.a.v.) ve iman edenler size karşı savaşırlarsa, biz kesinlikle size yardım eder, sizden ya­na tavır koyarız."

İşte Allah (c.c.) gerçekleri böylece bildiriyor. Sonra da münafıkların kesinlikle yalancı, olduklarını, sözlerinde dur­mayacaklarını bildirerek buna şahitlikte bulunuyor.

Burada şu inceliğe mutlaka dikkat edilmesi gerekir: Her ne kadar yalan da olsa, münafıkların yahudilere bu şekilde gizlice söz vermeleri, onların münafık ve kafir olduklarını kanıtlıyorsa, samimi ve doğru olarak kafir ve müşriklerle bir­likte hareket eden, bununla övünen, onların hükmü altına gi­ren, insanları onlara itaate çağıran, onlara yardım edebilmek için can atan, onlardan biri olmaya çalışan, malıyla ve gö­rüşleriyle onlara katkıda bulunanlar için acaba ne hüküm ve­rilmeli? Şimdi bu kimselerle, ileride müşriklerin eline fır­sat geçer de başlarına bir şey gelir korkusuyla onların yanın­da yer aldıklarını söyleyenler arasında fark olur mu? Diğer­leri mürted olurken, bunlar olmaz mı?

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Kalplerinde hastalık bulunanların: "Başımıza bir fe­laket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların (kafirle­rin) arasına koşuştuklarını görürsün." 29

Görüldüğü gibi; Allah (c.c.), korktukları için böyle bir fit­neye yakalanıp mürted olan kimselerin ileri sürdükleri bu mazereti kabul etmeyerek, onları "kalplerinde hastalık bu­lunanlar" olarak nitelemiştir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor;

"Fakat umulur ki, Allah katından bir zafer yahut bir emir getirir de, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar. İman edenler ise: "Sizinle beraber olduk­larına dair bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bun­lar mı?" derler. Onların bütün amelleri boşa gitmiş ve hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır. Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah onların yerine kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı yumuşak, kafirlere karşı ise güçlü ve şerefli olan, Allah yolunda cihad eden ve kınayanın kı­namasından korkmayan bir kavim getirir." 30

Bu ayette, mürtedlere karşılık, Allah'ı (c.c.) seven ve Al­lah (c.c.) tarafından sevilen mücahidlerin bulunacağı bildi­rilmektedir. Allah (c.c.) bunları; müminlere karşı ağır başlı, yumuşak huylu ve alçak gönüllü, kafirlere karşı da onur­lu, güçlü, katı ve şiddetli olarak tanıtıyor.

İşte bu ayet, güya korktukları için onlara uyduklarım iddia edenlere yeter. Ayetin devamında Rabbimiz şöyle bu­yuruyor:

"Ve kınayanın kınamasından korkmazlar." 31

Evet, bu müminler asla müşriklerden korktukları yala­nıyla ortaya çıkan, doğru sözlü olmayı ve cihadı terk edenler gibi değildirler. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:



"Allah yolunda cihad ederler." 32

Yani; Allah'ın (c.c.) kelamının yücelmesini isteyerek, Allah'ın rızasını gözeterek, sabırla cihad ederler. Dinleri uğ­runda ezaya uğratılmaktan asla korkmaz, halkın kendileri­ni kınamasına, kızıp öfkelenmesine ehemmiyet vererek haktan ayrılmaz, insanlar kendilerine kızsın yada kızmasın, bundan hoşlansın yada hoşlanmasın asla onları memnun et­mek için İslam'a karşı tavır almazlar. Müşriklerin tek gaye­leri, efendilerini memnun edip mabudlarının hoşuna git­mek ve onların öfkesinden uzak kalmaktır. Bu yüzden de iş­lerinde onlardan yârdım bekler, onların öfke ve gazapları­nı üzerlerine çekmemeye özen gösterirler. Doğrusu bu olduk­ça büyük bir sapıklık ve rezalettir. Müminler ise asla onlar gibi davranmazlar.

Daha sonra Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"İşte bu, Allah'ın dilediğine verdiği bir fazilettir." 33

Allah (c.c.), fitneler karşısında imanları üzerinde sebat eden müminlerin, bu güzel hasleti kendi kendilerine elde edemeyeceklerini, bunun Allah (c.c.)'nun onlara lütfettiği bir hayır ve fazilet olduğunu haber veriyor. Bu, Allah'ın yar­dımı, fazlı ve keremi olup, onu dilediğine verir. Allah (c.c.) devamla buyuruyor ki:



"Sizin asıl dostunuz Allah, Rasulü ve Allah'ın emir­lerine boyun eğerek namazlarını dosdoğru kılıp zekatla­rını veren ve rükû eden müminlerdir." 34

Bu ayette yüce Allah; Allah'ı, Rasulü'nü ve müminleri dost edinmeyi, dolayısıyla Allah'ın, Rasulü'nün ve müminlerin düşmanlarını da dost edinmemeyi emrediyor. Bunu yapanlar Allah'a (c.c.) ve Rasulü'ne (s.a.v.) yakın olanlar­dır. Kaldı ki, iki guruptan hangisinin Allah ve Rasulü'ne da­ha yakın olduğu da gizli olan bir şey değildir.

Bu söylenenlerin tam aksine davranıp; Allah'ı, Rasulü'nü ve namazlarını dosdoğru kılıp zekatlarını veren müminleri dost edinecek yerde, kafirleri dost edinenler, velayet yetkisini onlara verenler, müşrikleri, puta tapanları, türbeler­den medet umanları dost edinenler, Allah'ın (c.c.) dost edi­nilmesini yasakladığı şeyleri dost edinmiş, dolayısıyla Allah (c.c.) ve Rasulü’nden (s.a.v.) uzaklaşmışlardır.

Allah (c.c.) şöyle devam ediyor:



"Kim, Allah'ı, Rasulü'nü ve iman edenleri dost edi­nirse, (bilsin ki) galip gelecek olanlar, Allah'ın tarafını tutanlardır." 35
19- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Allah'a ve Ahiret Gününe iman eden bir kavmin; ba­baları, oğulları, kardeşleri yada akrabaları olsalar bi­le, Allah'a ve Rasulü'ne karşı gelenlere sevgi besledikle­rini göremezsin." 36

Bu ayette; Allah'a (c.c.) ve Ahiret Gününe inanan bir kim­senin, en yakın akrabaları dahi olsalar, Allah (c.c.) ve Ra­sulü'ne (s.a.v.) karşı gelen, onlara savaş açan kimselere dostluk ve sevgi gösteremeyeceği, hatta bu kimselerle tüm bağlarını koparması gerektiği bildiriliyor. Çünkü bunun ak­si bir durum imanla çelişir. Su ile ateşin bir arada bulunama­yacağı gibi, imanla küfür ve küfrü sevmek de asla bir arada bulunamaz.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin. İçiniz­den kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerdir." 37

Her iki ayette de gayet açık olarak bildirilmektedir ki: Hiçbir kimsenin malını, eşini, babasını, çocuklarını, akrabalarını veya bunun gibi kendisi için değerli olan şeyleri kay­betme korkusuyla (kafir olmalarına rağmen) onlarla uyum içinde olması caiz değildir. Oysa, bugün birçok kimse hiç­bir ruhsat bulunmadığı halde kafir ve müşriklere dostluk gös­terip, onları hoşnud etmeye çalışıyor ve bunun için onlardan korktukları mazeretini öne sürüyorlar. Kişinin en yakın akrabaları için bile böyle bir şeye izin verilmemişken, na­sıl olur da aralarında akrabalık bağı dahi bulunmayan kafir­ler dost edinilebilir, onlara sevgi gösterilebilir ve onlardan korkulması gibi gerekçelerle onların dinindenmiş gibi gözükülebilir?! Onların tavır ve davranışlarını güzel bulmak ve bunu kendisi için de helal görmek gerçekten şaşılacak bir şeydir ve bu irtidat etmek ve haramı helalleştirmekten baş­ka bir şey değildir.



20- Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düş­manınız olan kimseleri dost edinmeyin. Siz onlara sev­gi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar, size gelen hakkı inkar ettiler. Peygamber'i ve sizi, Rabbiniz olan Allah'a iman ettiniz diye yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer benim yo­lumda cihad etmek ve benim hoşnutluğumu kazanmak için çıkmışsanız, onları dost edinmeyin. Onlara olan sevginizi gizlersiniz. Ben, gizlediğinizi de, açığa vurdu­ğunuzu da bilirim. İçinizden her kim bunu yaparsa, hak yoldan sapmış olur." 38

Allah (c.c), en yakın akrabaları da olsalar, kendisinin düşmanlarını dost edinen kimselerin, doğru yoldan ayrıla­rak sapıklığa düşmüş olduklarını bildiriyor.

Hal böyleyken Allah'ın düşmanlarını dost edindikleri halde hala sırat-ı müstakim üzere olduklarını iddia edenler, Allah'ı (c.c.) yalanlamış ve O'nun yasaklamış olduğu kafir­leri veli edinmeyi helal saymış olurlar. Kim de Allah'ı (c.c.) yalanlar yada bir haramı helal sayarsa, kafir olur.

Daha sonra yüce Allah; yakınları, akrabaları ve çocuk­ları olduğunu ileri sürerek mazeret beyan edenlerin şüphelerini gidermek için şöyle buyuruyor:



"Kıyamet Günü, ne akrabanız ne de evlatlarınız size bir fayda sağlayamayacak, Allah onlarla sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir." 39

Ayetten de anlaşıldığı gibi Allah (c.c.) "Bunların arasın­da yakınlarım, akrabam, çoluk-çocuğum var" gibi korku ve endişeleri mazeret olarak kabul etmemektedir. Artık bu ayete rağmen, bunlardan ayrılmanın zorluğunu ileri sür­menin bir manası yoktur. Çünkü bunlar, Kıyamet Gününde onlara bir fayda veremeyecek ve onları Allah'ın (c.c.) aza­bından kurtaramayacaklardır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:



"Sur'a üflendiği zaman, artık o gün, aralarında ne soy-sop kalır ne de birbirlerine onu sorarlar." 40

21- Semure b. Cündüb, Rasulullah (s.a.v,)'in şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir:

"Kim bir müşrikle bir arada bulunur ve onunla bir­likte kalırsa, o da onun gibidir." 41

Rasulullah (s.a.v.), müşriklerle bir arada olan, onlarla birlikte hareket eden, onlarla birlikte oturup kalkan ve ay­nı yerde yerleşen kimsenin onlar gibi olduğunu haber ver­miştir.

O halde, onların dinlerine açıkça muvafakatini gösteren, onlara sığınan, onlara yardım eden ve arka çıkanlara ne de­meli? Eğer bu kimseler "Biz korkumuzdan öyle yapıyorduk" derlerse, kendilerine "Siz yalan söylüyorsunuz" denmelidir. Kaldı ki korkuyu mazeret olarak ileri sürmenin bir anlamı da yoktur. Çünkü Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:



"İnsanlar arasında, "Allah'a iman ettik" diyen kim­seler vardır. Fakat Allah uğrunda eziyete uğradıkları za­man, insanların eziyetini Allah'ın azabı gibi tutarlar." 42

Allah (c.c), korku ve ikrah-ı mülci seviyesine ulaş­mayan bir eza karşısında dininden dönenlerin bu mazeret­lerini kabul etmemektedir. Peki, ya böyle bir korku ve eza olmadığı halde onların yanında yer alanlara ne demeli? Zi­ra bu kimseler, batılı isteyerek, onu severek, ileriye dönük planlar yaparak onların yanında bulunuyorlar.

Bu konudaki deliller pek çoktur. Bu anlattıklarımız, Al­lah'ın (c.c.) kendilerine hidayet etmek istediği kimseler için yeterlidir. Allah'ın (c.c.) fitne ve dalalette kalmasını dile­diği kimselere gelince, Allah (c.c.) onlar hakkında şöyle buyuruyor:

"Üzerlerine Rabbinin azap sözü gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün ayetler gelmiş olsa bile, o acı azabı görmedikçe iman etmezler." 43

Kerim ve lütfü bol olan Allah (c.c.), bize müslüman ola­rak yaşayıp, müslüman olarak ölmeyi nasip etsin. Bizi salih­lere katsın, rezil etmesin ve herhangi bir fitneyle baş başa bırakmasın. Bize rahmet etsin. Çünkü O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. Salat ve selam Rasulullah'a (s.a.v.), ehli beytine ve ashabına olsun. Amin.





Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə