Nur Baba Romanında Nigâr Hanımın Niyet ve Eylemleri Üzerine Bir Çözümleme



Yüklə 49.52 Kb.
tarix05.10.2018
ölçüsü49.52 Kb.



Özcan, Tarık. “Nur Baba Romanında Nigâr Hanımın Niyet ve Eylemleri Üzerine Bir Çözümleme”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.12, 1, 87-95 (Ocak 2002).
NUR BABA ROMANINDA NİGÂR HANIMIN NİYET VE EYLEMLERİ ÜZERİNE BİR ÇÖZÜMLEME

An Analysis on Intentions and Actions of Nigar Hanım

in Nur Baba Novel

Anlatma esasına bağlı türler içerisinde roman, insan ilişkilerinin en yoğun olduğu edebi türdür. İnsanlar arası ilişkilerin kendi içinde bin bir türü vardır. Ancak söz konusu ilişkiler ağını, üç fiil ekseninde toplamak mümkündür. Bunlar arzu etmek, iletişimde bulunmak ve iştirak etmek- tir. Modern bir romandaki insan ilişkilerini, bu üç fille izah etmemiz mümkündür.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Nur Baba” romanının çözümlenmesinde bugüne kadar romanın konusu göz önünde tutulduğundan dolayı, uzun yıllar boyunca yazarının haksız bir biçimde eleştiriye maruz kalmasına sebep olmuştur.

İnsanî ilişkileri eksen edindiğimiz bu incelememizle, ilgili romanın önemli bir karakteri olan Nigâr Hanımın niyet ve eylemleri üzerine bir çözümleme yaparak, romanın konusundan daha çok insanlar arası ilişkilerin romanın dünyasındaki önemine dikkat çekmek istedik.



Anahtar Kelimeler : Roman, insanî ilişkiler, arzu etmek, iletişimde bulunmak ve iştirak etmek, Nur Baba romanı, Nigâr Hanımın niyet ve eylemleri.
Abstract

Novel, which is based on narration, is a literary way in which human relations are very intense. There are many kinds of human relations. But it is possible to collect the relation network in three topics. These are ‘desire’, “communicate” and ‘participate’. It is possible to explain the human relations under these three titles in a modern novel.

As the topic of the novel Nur Baba by Yakup Kadri Karaosmanoğlu was evaluated, that caused an unjust criticism for the writer.

In this study we concentrated on human relations and analyzed intentions and actions of Nigar Hanım who is an important character of the novel and we tried to attract attention to the human relations rather than the topic of the novel.


Key Words: Novel, human relations, desire, communication and participation, Nur Baba Novel, intentions and actions of Nigar Hanım

1.GİRİŞ :
Anlatma esasına bağlı edebi türler içerisinde roman, insanî ilişkilerin en yoğun biçimde örgütlendiğini edebi türdür. Bir romanın dünyasında bir birinden çok farklı mizaca sahip insanları ve onların ilişkilerini görebiliriz. Bu, gerek roman türünün anlatım imkânının genişliğinden gerekse insanî ilişkilerin zenginliğinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle modern romanın konusunu, romanın dünyasında bazen anlatım öznesi, bazense anlatım nesnesi görevlerini üstlenen insan ve onun ilişkileri oluşturmaktadır.

“İnsanlar arası ilişkilerin kendi içinde bin bir türü vardır. Ancak söz konusu ilişkiler ağını, üç fiil ekseninde toplamak mümkündür. Bunlar arzu etmek, iletişimde bulunmak ve iştirak etmektir.”(Çetişli 1999,s.21). Cumhuriyet dönemi romancıları arasında, insani ilişkilerin ördüğü sosyal ortamı en yoğun bir biçimde anlatan yazarlardan birisi de Yakup Kadri Karaosmanoğlu’dur. Onun önemli romanlarından olan Nur Baba’nın kadın kahramanlarından Nigâr Hanımın niyet ve eylemlerini, bu üç fiil ekseninde incelemenin, romanın karakter sentezleyici yapısının çözümlenmesi bakımın- dan faydalı olacağı kanaatindeyiz.


2. NiGÂR HANIMIN NİYET VE EYLEMLERİ :
2.1. ARZU ETMEK :
Arzu etmek, istemektir. Arzusunun nesnesi konumundaki bir varlığa karşı içsel bir çekiliştir. “Zamanın ve mekânın boyunduruğundaki arzu ve kader zıtlığı edebiyatın bitmeyen konusudur.” (Stanzel 1997,s.68) Roman kahramanıyla arzu edilen arasında mutlak bir nedensellik bağı söz konusudur. Bunun için modern romanda nedensellik bağı, mantıksal tutarlılığın önemli bir unsurudur. Bu bağ, metafiziksel veya içtepisel olabilir ve roman kahramanlarını harekete geçiren önemli bir fonksiyonu icra eder. Bir insanın hareketlerinin sebepleri arasında yer alan ve “bir cazibe merkezine yönelen kişinin arzusu cazibe gücüdür, hedef alınmış gayeyi veya korkulan objeyi temsil eder.” (Aktaş 1991,s.154). Roman kahramanı, arzusunun biçimlendirdiği bir değişme sürecini yaşayan öznedir.

Nur Baba romanında, anlatım nesnesi konumundaki şahıslardan zaman ve mekân içindeki yolculuğuyla öyküsünü ören kişi Nigâr Hanımdır. Romanın başlangıcında uyuyan kişiliğiyle karşımıza çıkar. Kendi yalnızlığının bile farkında değildir. Wittgenstein’ın öznenin duyumsallığında belirttiği gibi: “Bir duyumu olmayan istenç körüdür. Yani etken olmayan duyum yoksuludur.”(Soykan 1995,s.36). Romanın başlangıcında insani duyarlığı donmuş olan Nigâr, hareket etme yeteneğini kaybetmiştir. Yaşadığı mekân, onun arzularını körelttiği gibi, iletişim imkânını sıfırlamış ve labirentsi yapısıyla iştirakin gerektirdiği müşterek yaşama (dışa açılma) imkânını da ortadan kaldırmıştır.

Romanın birkaç yerinde adını duyduğumuz fakat bir türlü Madrit’ten gelmeyen Nigâr Hanımın eşi Eşref Paşa vardır. Kendi iç ikliminin kozasında büzülen ve bir türlü büyüyemeyen Nigâr Hanımın çocuk kalışında, bu savsaklanmanın ve yaşadığı çevrenin olumsuz şartlarının bir hayli etkisi vardır. Bu şartlar, her şeyden evvel yaşadığı çevreyle olumlu ilişkiler geliştirmesine müsaade etmemiştir. Ancak Nigâr’ın bu edilgen tavrı, geçici bir görme kaybı niteliğindedir. İtilmiş ve kakılmış ben, bir müddet sonra rol değişimine giderek kendi kanından olan Ziba Hanımefendinin rolünü benimseyecektir. Bunun için romanın kadın kahramanlarından Nasip Hanımın tekkenin hareketli hayatıyla ilgili verdiği küçük ayrıntılar, onun bilinçaltındaki yangının tutuşması için kâfi gelir. Aslında o, halası olan Ziba Hanımefendiyle çift yumurta ikizi gibidir. Madame Bovary’nin başkişisi konumundaki Emma’nın okuyarak öğrenme yönteminden esinlenerek hayatını anlamlı kılmaya çalışan Nigâr Hanım, okuduklarından yola çıkınca halası Ziba Hanımefendiyle karşılaşır.

Yaşı ilerledikçe okuduğu romanlardaki büyük aşk kahramanlarile halası arasında sıkı bağlar, benzerlikler bulmağa başladı ve gitgide kalbi ona karşı taşkın bir hayret ve taktir hissile doldu.” ( s.48 )

Ziba Hanımefendinin esrarlı hayatı ve kendisinin hiçbir cazibesi olmayan “düz” ve “sakin”(s.49) hayatı arasında yaptığı mukayese, Nigâr’ın yalnızlığını çöle dönüştürür. Çünkü o, Michael Novak’ın ifadesiyle: “Yaşanacak bir hikâyeye sahip değildir ve hiçliği yaşamaktadır.” (Randal 1995,s.96). Böylesine boyutsuz bir hayatın hiçliğinde daha fazla yaşamak istemeyen Nigâr’ın arzusu başlangıçta, biraz sade de olsa benliğini kasıp kavuran bu sevgisiz ortamdan kaçıp kurtulma istenci şeklindedir.

Ah ne kadar isterdim, sizinle beraber olmak, sizin içinizde bulunmak...Bütün bu âlemleri yakından görmek, anlamak...”( s.49).

Bir “yer değiştirme dileği” şeklinde görülen Nigâr’ın bu ilk eylemi, masumânedir. Dıştaki hayatın cazibesini duyan ben, her şeyden önce kendi küçük evrenine çekilerek “benliğe dalar.” (Gasset 1995,s.29). Aslında bu bir yönüyle iç hesaplaşmadır. Yaşanılan hayatla istenen hayat arasındaki hesaplaşmanın neticesinde Nigâr’ı tekkeye doğru giderken görmemiz bizi şaşırtmamalı. Trajedi gidenin değil, sürüklenenindir. Nigâr, bu iç göçün neticesinde kendisini tanıma imkânını elde etmiştir. Uyuyan kadınlığının farkına varan Nigâr, “denizin durgun ve serin çehresine tebessümle bakarken”(s.51); “şu dakikada o giden (Ziba Hanım) gibi kendini heyecanlara bırakmak, dedikodular içinde çırpınmak, iftiralara uğramak, bağırmak, uyumak, parasız kalmak, sonra koşup gitmek, misafirler beklemek istiyordu”(s.53). Böylece Witgenstein’ın, “eylemin öznesi olan ben, çizdiği dünyanın merkezi olma arzusunu taşır” (Soykan 1995,s.32) görüşü doğrultusunda hareket ederek romanın ilgi çeken kahramanı konumuna yükselmiştir.

Bir değişme sürecine giren Nigâr’ın romanın başlangıcındaki niyet ve eylemlerini açıklaması bakımından Şerif Aktaş’ın tespiti önemlidir : “Bu hareket, normlarla tanzim edilmiş cemiyet hayatından ferdî hislerin her şeye hakim olduğu tekkeye doğru bir gidiştir.” (Aktaş 1983,s.12). Bütün çelişki ve yanılgılarıyla birlikte Nigâr’ın ret ya da kabul noktasındaki istekleri bizi ilgilendirmektedir. Çünkü ya önceden verili olanı reddedip öyküsünü yazmaya başlayacaktır ya da başkalarının yazdığı ve şekillendirdiği bir senaryo içerisinde figüran olmayı kabullenecektir.


Nigâr’ın romandaki niyet ve eylemlerini aşağıdaki şekilde tabloya dönüştürebiliriz.

Macit






Ziba Hanım HanımHHanım Hanımefendi

Nigâr Hanım








İkiz Karakter



Nur Baba





Cemiyetin belirlediği dış hayat, Nigâr’ın kaçıp kurtulmak istediği hayat tarzıdır. Çünkü o, önceden kendi dışında biçimlenen böylesi bir hayatı yaşamaktan memnun değildir. Var olan istenmez. Onun bütün istekleri, cemiyet hayatının hiçbir zaman tasvip etmeyeceği iç tepilerine (bastırılmış içgüdülerine) yöneliktir. Cemiyetin ve aklın biçimlendirdiği Macit’ten kaçışı bundandır. Macit, Nigâr’ın yaşadığı ve beğenmediği ölçülü-dış hayatın kendisidir. Nur Babaysa sürekli bastırılan ve kuşatılmış iç hayatıdır. Nigâr’ın, kişiliğinin en köklü tarafı olmasına rağmen ihmal edilen ve horlanan iç dünyasının arkası sıra koşmasından daha tabii ne olabilir ?

Bir istenci gerçekleştirme yolunda kararlar alan Nigâr’ın bu tavrı, hem hayatın hem de romanın dokusuna ters düşmemektedir. Modern roman, sadece ruhi aydınlanma sürecini yaşayan ve sürekli sempatimizi kazanmaya çalışan insanların mabedi değildir.
2. 2. İLETİŞİMDE BULUNMAK
Yaşamak sanatı, iletişim etkinliğinin üzerine kurulmuştur ve insanın en anlamlı ilişkileri iletişimle ilgili olanlardır. Bir küçük evren olan roman dünyasının dille örülmesi, iletişim bakımından ona daha ayırt edici bir özellik kazandırmaktadır. Roman kahramanları da günlük hayattaki insanlar gibi duygularını ve düşüncelerini aktarmak için iletişim etkinliğinde bulunurlar.

“İletişim, anlam arama çabasıdır. İletişim, sayesinde dünyayı anlamlı kıldığımız ve bu anlamı başkalarıyla paylaştığımız insani bir süreçtir.”(Mutlu 1994,ss.98-99). Anlamlandırma çabasına girişen özne, etken öznedir. Nigâr, tekkeden önceki zaman diliminin büyük bir kısmında yaşadığı çevreyi anlamlandıracak tecrübeye sahip değildir. Yaşadığı sosyal ortam, cemiyet tarafından şekillendirilmiş ve iç akıntılara (ferdin ayırt edici niteliklerine) müsaade etmeyen donmuş bir özelliğe sahiptir. Böylesine bir ortamda, dıştan herhangi bir müdahale olmadıkça Nigâr’ın, kendi iç dinamiklerinin farkına varması mümkün de değildir. Nigâr’ın bu dönemine ait uyuyan kişiliğinin ipuçları, romanda yazarın sözünü emanet ettiği kişi konumundaki Macit’in anlatımıyla sunulmaktadır.

Demek ki çok dalgın yaşadın; gözlerin bağlı, kulakların tıkalı geçip gittin” (s.71). “Gözleri bağlı” ve “kulakları tıkalı geçip gitmek”, hayatın akışı karşısında hiçbir varlık gösterememektir. Hatta hayatın farkında olmamak; görmemek ve duymamaktır. Ancak Nigâr’ın cevabı çok daha ilginçtir.

Gördüm ve işittim. Fakat doğrusu ne gördüğümü, ne işittiğimi dikkate şayan buldum.” (s.71).

Nigâr’ın yaşadığı hayat, dikkate değmeyecek kadar renksiz ve siliktir. Bunun için dış hayatla olan irtibatını kesmiştir. Verili olanın öldürücü olduğunu anlayan Nigâr, her türlü iletişim imkânına kapalı olan bu kilitlenmiş iletişim ortamının dışına çıkmaya çalışır. Böylece ölü ortamdan kurtularak, büyüme yolunda önemli bir adım atacaktır.

Nigâr’ı, Nur Babayla tanışmadan önce annesiyle yaşadığı Kanlıca’daki yalıda doğru dürüst konuşurken göremeyiz. Onun bu dönemine büyük bir sessizlik hakimdir. İnsansızlaştırılmış bu çevre, her türlü iletişime kapalıdır. İletişim ağı bütün canlılığını yitirmiş ve Nigâr’ın hareket etme yeteneğini donma noktasına getirmiştir. Hiçbir özelliği olmayan bu çevrede daha uzun bir süre kalması, kendisine yabancılaşmasına yol açarak sosyal ortam ağının tahakkümü altında ezilmesine sebep olacaktır. İletişim şebekesinin kapalı ve kesik olduğu böyle bir çevrede sürekli endişe içerisinde yaşamaktadır.

Bektaşi tekkesinde gördüğü renkli ve ışıklı dünya önce içselleşmesine; daha sonra da dışa açılmasına sebep olur. Kendi içine benzeyen başkaları, onun iletişiminin hedefidir. Özne, biz’le iletişimini kurarken, Husserl’de ifadesini bulan, “varlıkça bir iç içe örülmeyi gerçekleştirir.” (Uygur 1972,s.140).Yalı hayatının yalnızlığı içerisinde “büzülen ben”i, romanın ikinci, üçüncü ve dördüncü bölümlerinde iletişim kurmak amacıyla Bektaşi tekkesine gidip gelirken görürüz. Böylece kapalı bir muhitin iletişime müsait olmayan sosyal ortamının dışına çıkarak, yeni muhite ait “yeni bir lisan” (s.80) öğrenmenin zevkini yaşar. Bektaşi tekkesi gerek günlük dilin gerekse beden dilinin her türlüsünün konuşulduğu geniş mekân boyutundadır. O güne kadar uyuyan kişiliğiyle karşımıza çıkan Nigâr, artık kendisini gerçekleştirecek bir alan bulmuştur. “Donuk” ve “iradesiz” (s.81) kadın konumundaki Nigâr, başkalarını anlama ve kendini anlatma yolunda sonu gelmeyen yolculuklara çıkar.

Nigâr’ın bu yolculuklarında, kendisini gerçekleştirme dileği had safhadadır. Mevcut mekân (Kanlıca’daki yalı), onun bir tecrübeyi yaşaması veya olgunlaşma sürecini tamamlaması için gerekli iletişim imkânına sahip değildir. Aynı zamanda insansız bir mekân olduğu için, olumlu ilişkiler geliştirmekten de uzaktır. Romanın olay örgüsünde aktif konumda yer alan kahramanların çoğu tekkeye(yeni mekâna) aittir: Nur Baba, Celile Bacı, Alhatoz Afife Hanım, Derviş Çinarî vb. Daha sonra bu kadroya tekkenin dışındaki hayatları ayrıntılı bir biçimde anlatılan Ziba Hanımefendiyle Nigâr Hanım da katılacaklardır. Bütün uğraşlara rağmen bu kadroya “Hacı Bektaş Çırağı Etrafında İki Beyaz Pervane”adını taşıyan beşinci bölüm hariç, katılmamakta direnen tek kişi vardır: Yazarın sözünü emanet ettiği ve Nigâr’ı seven kişi konumundaki Macit. Ancak Nigâr Hanım, Macitle “aynı yaşama ritmine” (Kantarcıoğlu 1988,s.63) sahip bir kişi olmadığı için onun yerine aynı iletişim kanalı içerisinde yer aldığına inandığı Nur Babayı tercih eder. Nigârla Nur baba arasındaki iletilerde feedback (geribildirim) sözkonusudur ve iletişim iki yönlüdür. Karşılıklı gönderilen sinyallerin yorumlanmasında, her iki tarafta hiç bir sıkıntı çekmemektedir.

Özne, kendi varlığını yok sayan cemiyete karşı ayaklanarak ferdî olana yönelmiştir. Her ne kadar Nur Baba, Bektaşi tekkesinin simgesel varlığı konumunda ise de Nigâr’ın şahsi aşamasında insan teki olarak sahneye çıkarılmıştır. Bir iletişim nesnesi olarak “Nigâr’a geçmiş, şimdi ve gelecek arasında durduğu köprü de diğer insanlardan ayrı bir ikinci zamanı yaşatır.”(Orhanoğlu 2000,s.68). Bu iletişim aşaması, Nigâr’ın kişiliğinin derinliğinde uyuyan örtülü ve örtüsüz bir çok hissin uyanışına sebep olması bakımından önemlidir. Aynı zamanda bir çok insanla tanışmasına vesile olan bu iletişim biçiminden Nigâr’ın memnun olmadığını söyleyebilir miyiz ?
3. İŞTİRAK ETMEK
Arapça “şirket” isminden gelen “iştirak” kelimesi, dilimizde “ortak olma”, “ortaklık”, “birlikte”,“müşterek olarak” (Devellioğlu 1970,s.560) anlamlarında kullanıl- maktadır. İnsanın bireysel varlığı, başka benlerin arasında bir anlam kazanmaktadır. Evren içerisindeki büyük yalnızlığımızın acısını bizimle aynı soydan gelen bir başka varlıkla paylaşarak dindirebiliriz.

Nigâr’ın serüveni süresince en büyük azabı, yalnızlığından kaynaklanmaktadır. O, her türlü iletişime kapalı “kör ve sağır” bir ortamda taşa dönüşmüştür. Bektaşi tekkesine girinceye kadar herhangi bir öyküsü de yoktur. Macit’in hatıra defterinden sunulan ve “Nur Baba Dergâhında Misli Görülmemiş Bir Cem Âyini (2)” (ss.83-107) başlığını taşıyan romanın VII. bölümünde, Nur Babanın eliyle sunduğu “kırmızı mayi”den (s.96) içince tekrar insana dönüşür. Kendisinin, her türlü insanî boyuttan uzak bu mekânda kalmasını isteyen halası Ziba Hanımefendiyle amansız bir mücadeleye girişmesini başka türlü izah edemeyiz. Her ikisinin arzuladığı cazibe merkezi aynıdır. Böylece “Rapoport’ un belirttiği tecrübî oyunların en basiti olan hep veya hiç oyununu (two persen zero-sam game) oynarlar. Menfaatleri taban tabana zıttır. Birinin kazancı öbürünün kaybı olacaktır." (Güngör 1988,s.16). Bu oyunu Nigâr’ın kazanmasının gerekçesini Macit’in cümlelerinden öğreniyoruz.



“Bektaşi dergâhlarında güzellik ve zenginlik, her başın eğildiği iki büyük kudrettir. Nigâr, bu iki kudreti nefsinde toplamış bulunuyor.” (s.99).

Kendisini gerçekleştirme yolunda ilk önemli başarısını kazanan Nigâr, salt ben’ini duyumsamanın (varoluşunun) ilk eşiği niteliğindeki tekkeye girer. Bir uyum ve duyum nesnesi aramaktadır. Nigâr’ın bu tavrı solipsist karakterli değildir. Çünkü o, varlığını kendisine hissettirecek çokbirliliği aramaktadır. “Husserl’in üzerinde özenle durduğu bir gerçeklik vardır; bu, başkalarıdır, başka-ben’lerdir. Daha doğrusu çevrem, yalnız benim için var olan bir dünya kesiti değildir; çevrem, benim başkalarıyla birlikte pay aldığım bir bütündür ve tek ben’in kaderi, değişik ölçülerde de olsa, başkalarına bağlıdır.” (Uygur 1972,ss.138-139). Tekkedeki her türlü törensel tapınma eylemleri, musikî ve işret âlemleri, onun yıllarca kilitli ve karanlıkta kalmış yanının “ateşten bir yılan gibi kımıldanmasına”(s.81) ve harekete geçmesine sebep olur. Bu yürüyüşün hareketlenmesinde etkili olan unsurlar arasında “İstanbul’un sakin bir köşesinde, orta zaman masallarındaki gibi, ateşi hiç sönmeyen bir ocak üstünde, bir çok ruhların kaynadığı şeytanî bir kazanı karıştırmakla meşgul” (s.107) olan Nur Babaya bu ateşin daha gür yanması için Nigâr’ın sunduğu “güzelliğ”i ve Nigâr’ın yıllarca bedensel varlığının külleri altında gizliden gizliye yanan arzularının tutuşması için Nur Babanın ona sunduğu “ateş”i sayabiliriz. Bunlardan birincisi, tekkeden önceki zaman diliminde Nigâr’da farkında olunmayan; ikincisi ise, sönmeye yüz tutandır. Nihayetinde ateşin erittiği ve güzelliğin meczettiği cazibe merkezinde iştirak kurulur.

Cemiyetin üzerine yüklendiği Nigâr, itildiği büyük yalnızlıktan kurtulmak için içselliklerinin ifadesi olan bir hayatı yaşamayı tercih eden Bektaşi tekkesindeki insanları tercih etmekle hangi noktaya geldiğini bilmektedir. Bunu Nur Babayla yaptığı diyalogdan çıkarabiliriz.

Sana rast gelmezden evvel o gençti, taze ve taravetli idi. Sana rast geldikten sonra, senin ellerin altında, senin kolların arasında bütün gençliğini, bütün taravetini kaybetti. Fakat o zaman hiçbir kıymeti yoktu. Bu ahmak, hissiz, şuursuz ve kendini bilmeyen bir vücuttu. Şimdi ise her tarafı bir şey biliyor, bir şey hissediyor. Hatırlıyor, düşünüyor. Bir gün gözlerim kör olsa seni parmaklarımın ucu ile görebileceğim.” (s.169).

Romanın başlangıcında “bakar kör” konumundaki Nigâr, romanın sonuna doğru bir uyurgezer olmaktan kurtulmuştur. Yürüyüşü sempatimizi çekmese de hayatın gerçek- lerine uygundur. Kendisini gerçekleştirme yolunda bir hayli mesafe kat eden Nigâr’ın, romanın sonunda kendisini Bektaşi tekkesinin bu derbeder hayatından çekip çıkarmak için eski mekânına götürmek teklifinde bulunan Macit’e verdiği cevap onun geldiği noktayı göstermesi bakımından kayda değerdir.

Macit ona ‘burada kalacaksın!’ dediği andan itibaren gönlüne endişeli bir kasvet çökmüş, burası ona dar ve tehlikeli gelmeğe başlamıştı. Hem konuşuyor, hem içinden kendi kendine ‘Allah göstermesin. Ben burada nasıl kalabilirim ? Yeniden eski çehreler, eski isimler, eski sözler...Eski hatıralar...’ diye düşünüyordu ve Macit’e göre bir kurtuluş demek olan bu âkibette bütün tahammülünü şimdiden sarsan bir fecaat buluyordu.” (s.178)

Romanın sonunda büyük bir düşüşü yaşamasına rağmen Bektaşi tekkesindeki insanlarla kurduğu iştirakten vazgeçmemesi, onun bir önceki hayatından ne kadar ürktüğünü göstermektedir. Tekrar o hayatın boşluğuna düşmektense mevcutta düşe kalka yürümeyi tercih etmesi Nigâr’ın kararlı kişiliğinin en güzel örneğidir.
3. SONUÇ:
Nur Baba romanı, araştırmacılar tarafından belirtildiği gibi; “Bir din ve kültür müessesindeki bozuluşu” (Akı 1960,s.115) ele almasıyla dikkat çekmişse de yanılgıları ve çelişkileriyle romanın dünyasında yer alan Nigâr’ın niyet ve eylemlerinin, romanın konusundan çok daha işlevsel olduğunu inanmaktayız.

Yazar, her ne kadar sosyal bir kurumdaki çözülmeyi abartmakla suçlanırsa suçlansın; bir dinler tarihçisi değil, bir romancıdır. Bunun için o,daha çok romanın ikinci izah kısmında Halide Edip Adıvar’ın “Nur Baba” romanıyla ilgili yaptığı olumlu eleştirisine cevabî nitelikteki yazısında belirttiği gibi; “tasvir ettiği zahirî hayatın karışık, kesif ve kaba saba eşkâli arkasında gizlenen derunî âlemin eşiğinden, kâh ateş ve kâh nur içinde ve kâh dumanlara bürülü ruhların kıvranışlarını anlatmıştır. Aynı zamanda ruhun sıtmasile bedenin iltihabı arasında gelip gitmiştir.”(Karaosmanoğlu, 2000, s.18). Nur Baba romanında, kültürel dokudaki parçalanma yoğun bir biçimde anlatılmasına rağmen, romanın karakter sentezleyici yapısından uzaklaşılmaması ve esere yönelik eleştirilerin yapı, dil ve üslûp unsurları üzerlerinde yoğunlaştırılması gerekmektedir.

Romana adının verilmesine rağmen Nur Babadan daha çok Nigâr’ın öyküsü ilgimizi çekmektedir. Nigâr’ın niyet ve eylemlerini izah etmek için makalemize esas olarak aldığımız arzu etmek, iletişimde bulunmak ve iştirak etmek fiillerinin ekseninde yaptığımız inceleme, düz bir kişiliğe sahipken uyanışa geçerek adım adım kıvrılmaya başlayan Nur Baba romanının kadın kahramanı Nigâr’ın karakter ve baş kişi olma yolundaki mücadelesini göstermesi bakımından kayda değerdir.
KAYNAKLAR

Akı, Niyazi. Yakup Kadri Karaosmanoğlu: İnsan-Eser-Fikir-Üslûp, İstanbul: 6 Şubat 1960, 286 s.

Aktaş, Şerif. Nur Baba Romanı Üzerine, Doğuş Edebiyat Sanat Dergisi, S.19, Ekim 1983, ss.10-13

Aktaş, Şerif. Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Akçağ Yayınları, Ankara: 1991, 161s.

Çetişli, İsmail. Metin Tahlillerine Giriş, Kardelen Kitabevi, Isparta : 1999, 196s.

Devellioğlu, Ferit. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Doğuş Ltd. Şti. Matbaası, Ankara: 1970

Gasset, Ortega Y. İnsan ve Herkes, çev.: Neyire Gül Işık, Metis Yayınları,Kasım 1999, 257s.

Güngör, Erol. Şahıslararası İhtilafların Çözümünde Lisanın Rolü, Ötüken Yayınları, İstanbul: 1998, 107s.

Kantarcıoğlu, Sevim. Türk ve Dünya Romanlarında Modernizm, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara:1988, 319s.

Karaosmanoğlu, Yakup Kadri. “İkinci İzah”, Nur Baba, İletişim Yayınları, İstanbul: 2000, 7.b., 194s.

Mutlu, Erol. İletişim Sözlüğü, Ark Yayınları, Ankara : Haziran 1994, 276s.

Orhanoğlu, Hayrettn. Anlatı Kişilerinde ‘Özne’ Tavrının İşlevsellikleri Yahut ‘ Ben’in Halleri, Hece Aylık Edebiyat Dergisi, S.46/47, Ankara : Ekim/Kasım 2000, ss.48-70

Randal, William L. Bizi ‘Biz’ Yapan Hikâyeler, Ayrıntı Yayınları, İstanbul: 1999, 395s.

Soykan, Ömer Naci. Felsefe ve Dil Witttgenstein Üstüne Bir Araştırma, Kabalcı Yayınevi, İstanbul: 1995, 591s.

Stanzel, Franz K. Roman Biçimleri, çev.: Fatih Tepebaşlı, Çizgi Kitabevi, Konya :1997, 105s.

Stevick, Philip. Roman Teorisi, çev.: Sevim Kantarcıoğlu, Gazi Üniversitesi Yayınları, Ankara: 1988, 396s.



Uygur, Nermi. Edmund Husserl’de Başkasının Ben’i Sorunu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul: 1972, 159s.





Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə