Osmanlı Devleti'nin Kuruluşunda Hizmeti Geçen Alpler ve Gaziler



Yüklə 147,07 Kb.

tarix15.10.2018
ölçüsü147,07 Kb.


Osmanlı Devleti'nin Kuruluşunda Hizmeti Geçen Alpler ve Gaziler  

Doç. Dr. Ahmet Şimşirgil 

Osmanlı Devleti'ni kurmuş olan hanedanın menşei ve Osmanlıların küçük bir beylik iken 

büyük bir devlet haline nasıl geldiği sorusu, tarihçiler arasında bir muamma gibi tazeliğini 

korumaya  devam  etmektedir.  Esasında  Osmanlı  Devleti'ni  kuran  hanedanın  tarihi 

kayıtlara,  etnik  incelemelere,  geleneklere,  mevcut  damgalarına  ve  sikkelerine  göre 

Oğuzların  sağ  kolu  olan  Gün  Han  kolunun  Kayı  boyundan  geldikleri  kesinleşmiş 

durumdadır.



1

 

Bunun  aksine  olarak  çeşitli  görüşler  ileri  sürülmüş  ise  de



2

  hiçbiri  ilim  aleminde  rağbet 

görmediği  gibi  bu  tezlerin  sahipleri,  görüşlerini  güçlendirecek  belge  ve  bilgilerde  ortaya 

koyamamışlardır.  Buna  rağmen  en  sonunda  Osmanlı  Devleti'nin  kurucuları  ve  onların 

silah arkadaşları için efsane şahsiyetler denecek kadar, ilmi kıymeti haiz olmayan fikirler 

dahi ileri sürülebilmiştir.



3

 

Şurası muhakkak ki Osman Gazi'nin dayandığı Kayı boyunun mevcudu kısa sürede büyük 



bir  beylik  teşkil  edecek  miktarda  görünmemektedir.  Ancak  1230'lu  yıllarda  Anadolu'da 

görülen  Ertuğrul  Bey'in  kudret  ve  itibar  sahibi  bir  şahsiyet  olduğu  da  anlaşılmaktadır. 

Nitekim  kendisine  Söğüt  ve  Domaniç  civarı  kışlak  ve  yaylak  olarak  verildiğinde  o 

mıntıkada kısa bir sürede söz sahibi olabilmiştir. 

Bu  durum  Ertuğrul  Bey'in  savaşçı  kişiliğinden  ziyade  karizmatik  yapısından  da 

kaynaklanmış  olmalıdır.  O,  bölgedeki  gayrimüslim  unsurlarla  iyi  geçinmekte,  büyük  bir 

ihtimalle arazi ve sair ihtilaflarda hakem rolü üstlenmekte, Müslim, gayrimüslim halklar 

arasında bir baba rolü oynamakta ve herkes üzerinde saygı uyandırmaktadır. Kaynaklara 

yansıyan bazı hadiselerden onun Selçuklu Sultanı nezdinde de itibar sahibi olduğu ve yeri 

geldiğince  uç  kuvvetleri  komutanı  olarak  savaşlara  katıldığını  da  görmekteyiz.



4

  Bu 


faaliyetleri ve konumu Ertuğrul Gazi'yi uçlardaki Oğuz boylarına mensup diğer Türk aşiret 

ve gruplarının da tartışmasız lideri yapmış olmalıdır. 

Nitekim Ertuğrul Gazi'nin vefatından sonra Osman Gazi'nin aşiretin başına getirilmesinde, 

bu husus bütün açıklığıyla ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar babasının sağlığında faal bir 

rol oynaması, genç ve cesur olması sebebiyle aşiretin başına geçtiği belirtilirse de diğer 

beylerin  ona  biat  etmeleri  de  önemli  derecede  etkili  olmuştur.  Bu  husus  kaynaklarda 

şöyle belirtilmektedir. 

Başa  geçtiği  gün  ol  ilin  beyleri  ve  kethüdaları  huzuruna  çıkarak  şöyle  dediler;  Siz  Kayı 

Han neslindensiniz. Kayı Han bütün Oğuz beylerinin Oğuzdan sonra ağaları ve hanları idi. 

Oğuz töresi mucibince Oğuz neslinden kimse bulunmayınca hanlık ve padişahlık Kayı soyu 

var iken başka bir boy soyuna düşmez. Bundan böyle Selçukilerden bize medet ve çare 

yoktur.  Memleketin  çoğu  ellerinden  gitti.  Tatar  onların  üstüne  galip  gelmiştir.  Ayrıca 




merhum  Sultan  Alaaddin'in  babanıza  ve  sizlere  teveccühü  olmuştur.  Bu  uçları  size  ol 

vermiştir. Bu sebeple sizin han olmanız gerekir. Sizde sultan ve hanlığa liyakat var. İttifak 

dahi  bulunsun,  zira  saltanat  ya  ittifakla  ya istihkakla  (liyakat)  olur.  Bizde  sizlere  gereği 

gibi muti ve tabi oluruz. Ta kim bu taraflarda gönül hoşluğu ile gaza edelim.



5

 

Görüldüğü gibi Osman Gazi'ye kendi aşiretinin yanı sıra çevredeki Oğuz kabile ve oymak 



beyleri de gelerek tabiiyetlerini arz etmişlerdir. Bu durum onun gücünü en üst seviyede 

tutmuş olmalıdır. 

Eski kaynaklarda  Ertuğrul  ve  Osman  Gazi'nin  en  eski  silah  arkadaşlarından  olarak 

Akçakoca, Abdurrahman Gazi, Hasan Alp, Konur Alp, Turgud Alp, Aygud Alp, Gündüz Alp, 

Saltuk Alp, Köse Mihal, Samsa Çavuş  ve Kara Ali'nin adı sık sık fetihlerde geçmektedir. 

Bunlar bazen bir  ve  beraber  olarak  meydan  savaşlarına  veya  büyük  bir  hisarın  zaptına 

katılıyorlar bazen her biri bir kalenin muhasarasına gidiyor bazen de bir şehrin idare ve 

imarında  bulunuyorlardı.  En  önemlisi  gerek  harp  gerekse  sulh  esnasında  yapılacak  her 

işten evvel mutlaka ulema mensuplarının da katıldığı bir istişare meclisi tertip ediyorlar ve 

kararlarını ondan sonra veriyorlardı. 

Dolayısıyla sanki geleceğin üç kıtasına yayılacak, dünya siyasetine asırlarca yön verecek 

bir  ulu  devletin  temellerini  sabırla,  gayret  ve  feragatle,  aşk  ve  arzuyla,  muhabbet  ve 

sadakatle atıyorlardı. Aslında aralarındaki ilişkiler gözden geçirildiğinde, Selçukluların son 

iki  asrında  ve  Beylikler  Türkiyesi'nde  görülen  ayrılıklar,  sen-ben  davaları,  menfaat 

kaygıları sanki bu uc bölgesine hiç uğramamıştı. Herkes eski tabirle baş ve buğ bildikleri 

Ertuğrul Gazi ile ahfadına candan ve gönülden bağlı olup her emrine ölesiye muti idiler. 

Bu itibarla Osmanlı Devleti'nin sağlam ve köklü temellere oturmasında Osmanlı soyu ve 

ulema sınıfı kadar bu gazi alperenlerin de olağanüstü katkıları olduğu inkar edilemez bir 

gerçektir. 

Turgud Alp 

Osman  Gazi'nin  en  yakın  silah  arkadaşlarından  biri  idi.  Osman  Gazi  Bilecik'in  fethi  ile 

meşgul  olurken  onu  İnegöl'ü  zaptetmek  üzere  görevlendirmişti.  Turgud  Alp  süratle 

gelerek  şehri  kuşattı.  Az  sonra  Bilecik  ve  Yarhisar'ı  zapteden  Osman  Gazi  de  gelerek 

kuşatmaya katıldı ve gazilere yağma iznini verdi. Osman Gazi'nin de katılmasıyla daha da 

gayrete  gelen  gaziler  kısa  sürede  İnegöl'ü  zaptettiler  (699/1299-1300). Kalenin tekfuru 

öldürüldü. Zira o, yıllardır Müslümanlara büyük eziyetler vermiş olup pek çok kimseyi de 

şehit etmişti.



6

 

Osman Gazi 701/1301-1302'de  İnegöl'ün  idaresini  Turgud  Alp'e  verdi.



7

  Bundan  dolayı 

İnegöl  yöresi  Turgud  ili  şeklinde  anıldı.  Uzun  bir  süre  İnegöl'ün idaresinde bulunan 

Turgud  Alp'in  zaman  zaman  gaza  hareketlerine  de  katıldığı  anlaşılmaktadır. 

 



Nitekim  725/1325'te  Orhan  Gazi  ile  birlikte  Atranos'un  fethine  katıldı.  Buranın  fethini 

özellikle  Osman  Gazi  çok  arzu  etmekteydi.  Zira  tekfurun  babası  Koyunhisar harbinde 

yeğeni  Bayhoca'nın  şehadetine  sebep  olmuştu.  Orhan  Gazi  kale  önünde  göründüğünde 

tekfuru  dağa  kaçarak  beklemeye  başladı.  Maksadı  gazilerin  çekilmesinden  sonra  tekrar 

dönerek kaleye sahip olmaktı. Ancak Orhan Gazi kendisini takip ederek tekfuru ve karşı 

koyanları  ortadan  kaldırdı.  Kale  halkına  aman  vererek  yerlerinde  kalmalarını  sağladı. 

Burası o tarihten itibaren Orhaneli adıyla anılmıştır.

8

 

Turgud  Alp  bu  zaferden  sonra  gazileriyle  birlikte  Bursa  muhasarasına  katıldı  ve  fetihte 



bulundu.

9

 Uzun bir ömür süren Turgud Alp İnegöl yöresindeki hal ehli velilerden Geyikli 

Baba'ya samimiyetle bağlı idi. 

Saltuk Alp 

Osman  Gazi'nin  sadık  silah  arkadaşları  arasındadır.  Tarihlerde  ismine  fazla  rastlanmaz. 

Muhtemelen devamlı Osman Gazi'nin yanında bulunmuş olmalıdır. 

Osman  Gazi Sakarya vadisine sefere çıktığında ülkenin güvenliğini sağlamak üzere oğlu 

Orhan Gazi ile birlikte Köse Mihal ve Saltuk Alp'i görevlendirmişti. Gerçekten de fırsattan 

istifade  etmek  isteyen  Çavdarlu  Tatarları  gelerek  Karacahisar  pazarını  yağmaladılar.  Bu 

sırada  Eskişehir'de  olan  Orhan  Gazi  süratle  gelerek  yağmacıları  Oynaşhisarı  denilen 

mevkide  yakaladı.  Mihal  Gazi  ve  Saltuk  Alp'le  birlikte  eşkıya  grubunu  kısa  sürede 

dağıttılar. Reisleri başta olmak üzere pek çoğunu da esir ederek Karacahisar'a döndüler.

10

 

Bursa'nın fethinde bulunan ve Osman Gazi'nin son nefeslerinde yanında olan Saltuk Alp'in 



adına, bu tarihten sonra kaynaklarda rastlanmamıştır. 

Aygud Alp 

İlk fetihlerden itibaren Osman Gazi'nin yanında yer alan namlı yiğitlerden biridir. Nitekim 

Osman Bey 701/1301-1302'de hükmü altında bulunan beldeleri silah arkadaşlarına dirlik 

olarak verirken Aygud Alp'e de İnönü kalesini vermiştir.



11

 

Aygud  Alp,  muhtemelen  uzun  bir  süre  İnönü'nün  idaresi  ve  imarı  ile  meşgul  olmuştur. 



Onu son olarak  İzmit'in  fethinde  görmekteyiz.  Orhan  Gazi  728/1327-1328'de uzun 

süredir  gazilerin  hedefi  ve  Akçakoca'nın  da  vasiyeti  olan  İzmit'i  (İznikmid)  almak  üzere 

harekete geçmişti. O, kuşatmanın uzun sürebileceğini hesaplayarak denizden ve karadan 

gelebilecek bütün yardım yollarını kesmeyi amaçladı. İzmit o sırada Kayserlerin soyundan 

Belakonya adında bir prensesin yönetimindeydi. Yakınında bulunan ve Koyunhisar denilen 

kalede ise prensesin kardeşi Kalayun hüküm sürüyordu. Emrinde bulunan güçlü bir ordu 

ile  sık  sık  Müslüman  köylerine  saldırıda  bulunduğu  gibi  fırsat  bulduğu  zaman  çevrede 

dolaşan  Türk  sipahilerine  de  saldırmaktan  da  geri  durmuyordu.  Onun  zararını  ortadan 

kaldırmak ve muhasara sırasında yardımını engellemek isteyen Orhan Gazi, Aygud Alp ile 

oğlu Kara Ali'yi Koyunhisar'ın fethiyle görevlendirdi. 




Kalayun  kendisine  sonsuz  bir  güven  duyduğundan  ve  yıllardır  Türklere  karşı 

çarpıştığından  teslim  tekliflerini  reddetti.  Bir  taraftan  kalesini  tahkim  ederken  diğer 

taraftan  da  bizzat  muhariplerinin  başında  olarak  kaleden  Türklere  ok  yağdırmaya 

başlamıştı.  Ancak  daha  savaşın  başında  göğsüne isabet eden bir okla vurularak, kale 

burcundan  aşağıya  yuvarlandı.  Şaşkınlık  içerisinde  kalan  müdafiler  ne  yapacaklarını 

bilemeyip  kale  kapısını gazilere  açtılar.  Böylece  Koyunhisar  neredeyse  hiç  savaşılmadan 

fethedilmiş oldu. Aygud Alp Kalayun'un kesik başını Orhan Gazi'ye getirdi.

12

 

Orhan Gazi bunu bir mızrak ucuna takarak İznik önüne dikti. Prenses Belakonya bu hali 



görünce  derin  bir  üzüntü  içerisinde  hayatına  dokunulmaması  kaydıyla  şehrin  kapısını 

Türklere açtı.



13 

Oğlu  Kara  Ali,  kendi  döneminde  de  pek  çok  fetihlere  katılan  namlı  kumandanlardandır. 

Aygud  Alp'in  soyundan  gelenler,  devletin  çeşitli  kademelerinde  önemli  görevler 

üstlenmişlerdir. 



Kara Ali 

Aygud Alp'in oğludur. Osman Gazi'nin ilk fetihlerinden itibaren başarıları ile adından sıkça 

bahsedilen komutanlardan biridir. 

1308'de  Osman  Bey'in  emriyle  Ulubat  civarında  Kite  tekfuruna  bağlı  memleketlerden 

Galios/Alyos  adasını  zaptetmekle  görevlendirildi.  Kaleyi  sulhen  fetheden Kara Ali büyük 

kilisenin rahibini ailesi ile beraber Osman Gazi'nin huzuruna getirdi. Osman Gazi rahibin 

güzel kızını bu genç bahadırla evlendirdi.

14 

Kara  Ali  aynı  yıl  Osman  Gazi'nin  Leblebici  hisarı,  Lefke,  Çadırlı,  Mekece,  Akhisar  ve 

Geyve'nin fethi  ile  neticelenen  seferine  iştirak  etti.  Geyve'den  sonra  Tekfur  pınarı 

muhasara olunduğunda İlhanlı hükümdarı Olcayto Han'ın Çoban Bey idaresinde büyük bir 

orduyu Anadolu'ya sevk ettiği haberi alındı. Bunun üzerine Tekfur pınarının zaptını Kara 

Ali'ye  bırakan  Osman  Gazi  geri  döndü.  Kısa  bir  müddet  içinde  Tekfur  pınarını  zapteden 

Kara  Ali  elde  ettiği  ganimetleri  Osman  Gazi'ye  gönderdi.  Hizmetlerine  mükafat  olarak 

Tekfur pınarı ve çevresi bu genç bahadıra timar suretiyle verildi. Kara Ali bundan sonra 

idare ettiği bölgenin etrafını fethetmekle uğraştı. Geyve'ye tabi kalelerden Yenikale, Önde 

ve Yanıkçahisar'ı Osman Gazi'nin memleketleri arasına kattı.



15

 

Orhan  Gazi  dönemindeki  fetih  hareketlerine  de  Kara  Ali  Bey'in  aktif  olarak  katıldığı 



görülmektedir. Nitekim Koyunhisarı  kalesini  babasıyla  birlikte  fetheden  Kara  Ali,  bu 

muzafferiyetle  İzmit'in  fethini  de  kolaylaştırmış  oluyordu.  Zira  kardeşi  Kalayun'un  kesik 

başını gören İzmit kalesi kumandanı Prenses Belakonya, şehri Türklere teslim etti. 

İzmit ve çevresinin fethi ile buralardaki muharip Rumların Hereke kalesine yerleştikleri ve 

burayı iyice tahkim ederek üs edindikleri haberi Orhan Gazi'ye ulaşınca burayı zaptetmek 

üzere  Kara  Ali  Bey  görevlendirildi.  Süratle  gelerek  kaleyi  kuşatan  Kara  Ali  Bey  hücum 




üzerine hücum tazeleyerek kaleyi bir an önce fethetmek istedi. Ancak bu sırada gözüne 

ok  isabetiyle  yaralandı.  Tarihlerin  ifadesiyle  arslanları  tava  getiren  yiğiti  bu  acı  da 

durduramadı  ve  harekata  devamla  kaleyi  kısa  sürede  düşürürken  aman  dileyenlere 

dokunulmamış  karşı  koyanlar  ise  kılıçtan  geçirilmiştir.  Kaledeki savaşçılar  İstanbul 

yönüne  doğru  çekilip  giderlerken  halk  ise  kalede  kalarak  Türklerin  idaresinde  yaşamayı 

kabul etmiştir.



16

 

Kara  Ali'nin  ismi  son  olarak  Orhan  Gazi'nin  Bizans  ile  yaptığı  Pelekanon  meydan 



muharebesinde geçer. Kara Ali'nin oğlu Kara Timurtaş Rumeli fatihlerindendir. Fevkalade 

başarılarıyla Osmanlı devletinde vezirlik ve beylerbeyiliği uhdesine alan ilk kişidir. 



Samsa Çavuş 

Ertuğrul  ve  Osman  Gazi'nin  sadık  dost  ve  silah  arkadaşlarındandır.  Osmanlı  devletinde 

Çavuş ünvanını kullanan ilk kişidir. 

Samsa Çavuş'un Ertuğrul Gazi ile birlikte kendisine bağlı aşiret ve obalarla Söğüt'e geldiği 

rivayet  olunmaktadır.  Ancak  Samsa  Çavuş'un  ailesi  çok  kalabalık  olduğundan  İnegöl 

Rumlarının  tazyikinden  bunalarak  Söğüt'ten  ayrılmış  ve  Mudurnu  yöresine  göç  etmiştir. 

O, buradaki Rumlara müdara (dini ve huzuru için dünyalık verme ve güler yüz gösterme) 

ile varlığını ve geçimini sürdürmeye başlamıştır.



17

 

Osman  Gazi  Sarıkaya  ve  Sorgun  üzerine  sefere  çıktığında  Samsa  Çavuş'la  karşılaştı. 



Samsa Çavuş baba dostu bu genç muharibe her bakımdan yardımcı oldu. Onları Bolu yolu 

üzerinde yer alan Taraklı, Göynük ve Mudurnu taraflarına götürdü. Osman Gazi buraları 

idaresi altına aldıktan sonra Samsa Çavuş'a itaat etmelerini buyurup geri döndü.

18

 

Osman Gazi 17 sene sonra Sakarya yönünde ikinci seferine çıktığında yine Samsa Çavuş 



yardımcısıydı.  Lefke  ve  Çadırlı'ya  vardıklarında  her  iki  kalenin  tekfurları  da  aman 

dileyerek  kalelerini  teslim  ettiler.  Samsa  Çavuş  bu  iki  kalenin has olarak kendisine 

bırakılmasını rica edince Osman Gazi: 

Bu doğru bir hareket olmaz. Zira bize itaat edenlerin mülklerini ellerinden alırsak, sonra 

bize  kimse  itaat  etmez  ve  daima  savaşmaya  mecbur  oluruz,  diyerek  ricasını  kabul 

etmeyip  tekfurları  yerlerinde  bıraktı.  Samsa  Çavuş'a  ise  kendi  haslarından  Yenişehir 

yakınlarındaki  bir  kaleyi  vererek  gönlünü  hoş  eyledi.

19

  Burası  halen  Çavuş  köyü  adıyla 

anılmaktadır. Ardından Mekece, Akhisar ve Karaçepiş hisarları feth olundu. 

Samsa  Çavuş  bundan  sonra  fetihlerde  daha  aktif  bir  rol  almaya  başlamıştır.  1317'de 

Orhan Gazi ile sefere çıkarak İznik yolu üzerindeki Karatekin hisarının fethinde bulundu. 

Orhan  Gazi  fethi  müteakip  Samsa  Çavuş'u  kalenin  komutanlığına  atadı.



20

  Samsa  Çavuş 

bundan sonra gazileriyle devamlı  surette  İznik  üzerine  akın  hareketlerinde  bulundu. 

Kalenin fethini kolaylaştıracak faaliyetler içerisinde oldu. 




731/1330 yılında Bizans ile yapılan Pelekanon meydan muharebesine de katılan

21

 Samsa 


Çavuş'un bu tarihten az sonra vefat ettiği sanılmaktadır. Kabri Mudurnu yakınlarında Hacı 

Musalar köyündedir. 



Konur Alp 

Osman  Gazi'nin  en  meşhur  silah  arkadaşlarındandır.  Muhtemelen  başlangıçtan  itibaren 

bütün savaşlarında bulunmuş olmalıdır. Ancak ismi ilk kez Orhan Gazi ile birlikte katıldığı 

Akyazı ve Kocaeli üzerine düzenlenen seferde geçer. Osman Gazi artık gaza hareketinin 

başına  oğlu  Orhan  Bey'i  getirirken  en  ünlü  ve  güvendiği  kumandanlarını  da  ona  yoldaş 

etmiştir.  Nitekim  kaynaklarda  yirmi  senelik  sadakat  ve  cenk  ile  tecrübe  edilmiş  en 

cesaretli silah  arkadaşlarından  dördünü  Köse  Mihal,  Abdurrahman,  Konur  Alp  ve 

Akçakoca'yı ona kattı, denilmektedir.



22

 

Bu seferde Kara Çepiş ve Alp/Ebe suyu hisarları alındı. Kendisine Kara Çepiş hisarı verilen 



Konur  Alp,  Akyazı  cihetine  akınlarla  görevlendirildi.  Akyazı'da  Tuzpazarı'nı  zaptettikten 

sonra Uzuncabel'de düşmanlarla iki gün kanlı çarpışmalar yaptı. Bursa'nın alındığı sırada 

Konur Alp de Akyazı, Konurapa/Konrapa (Düzce), Bolu ve Mudurnu'yu Türklerin idaresine 

katıyordu.



23

 

Bursa fethedildikten sonra Orhan Gazi Konur Alp, Akçakoca ve Gazi Abdurrahman gibi 



tecrübeli beylerini İstanbul yolu üzerindeki kalelerin fethiyle görevlendirdi. Bu komutanlar 

kısa  sürede  ve  kolaylıkla  Kandıra,  Samandıra  ve  Aydos  gibi  müstahkem  mevkileri 

zaptettiler.

24

 

Konur  Alp,  İznik  fethinin  hazırlıkları  sırasında  muhtemelen  1328  yılında  vefat  etti.  Naşı 



Konurapa'ya  defnedildi.  Hammer'in  ifadesiyle  harp  sevkiyatlarında  defalarca  çiğnedikleri 

topraklar şimdi onun na'şını örtüyordu.



25

 

Gazi Mihal 

Osman  Gazi'nin  silah  arkadaşı  ve  vefakar  dostu.  Bizans  İmparatorluğu'nun  hudut 

kalelerinden Bilecik vilayetinin doğusunda yer olan Harmankaya ve havalisinin beyi idi. 

Osman Gazi'nin Eskişehir beyi ile yaptığı bir muharebede karşı tarafta bulunan Köse Mihal 

esir  edilmişti.  Osman  Bey,  Köse  Mihal'in  tavırlarındaki  asalet,  cesaret  ve  yiğitliğine 

bakarak kendisini affetti ve çok geçmeden de bu ikili iyi bir dost oldular. Kaynaklarda 

Köse  Mihal'in  devamlı  Osman  Gazi  ile  beraber  olduğu  ve  gazilerin  her  hizmetini 

Harmankaya halkının gördüğü vurgulanmaktadır. Osman Gazi'nin ise kendisine itimat ve 

güveni tamdı. Zor bir mesele ile karşılaşsa onunla meşveret ederdi.



26

 

Osman Gazi Bolu yolu üzerinde gerçekleştirilen Taraklı, Göynük ve Mudurnu'nun fethi ile 



neticelenen seferinde yolu ve yöreyi iyi bilen Köse Mihal'in  bulunmasını  arzu  etmişti. 

Kendisine  Tarakçı  Yenicesine  hücum  edelim  deriz.  Sen  ne  dersin?  deyince  o,  Hânım; 




Sorgun  üzerine  Sarıkaya'dan  Beştaş'tan  geçelim  ki  Sakarya  suyunu  rahat  aşalım.  Hem 

gaziler bize o taraftan gelirler. Mudurnu ilini dahi vurmaya kolaydır. Hem o il mamurdur. 

Samsa  Çavuş'da  o  ile  yakın  yerdedir.  Ona  da  haber  verelim  ki  bir  fırsat  olduğu  demde 

bize bildirsin. Sözleriyle seferin güzergahını ve projesini de tespit etmiş oldu. Osman Gazi 

bu seferden tam bir başarı ve büyük ganimetlerle döndü.

27

 

Köse Mihal'in Osman Gazi'ye saygı ve bağlılığı gerçekten çok fazla idi. Kızını Kalanus'un 



oğluna  nikahladığında  yöredeki  Bizans  tekfurlarının  yanı  sıra  Osman  Gazi'yi  de  düğüne 

davet etmişti. Osman Gazi düğüne diğerlerinden daha fazla hediyelerle geldi. Köse Mihal 

aslında  Rum  tekfurlarını  Osman  Gazi  ile  aşina  kılmaya,  onu  sevmeye  ve  dostluk 

kurdurmaya  çalışıyordu.  Ancak  diğerleri  Köse  Mihal'in  barışsever  tekliflerini  dinleyecek 

yerde,  onu  kendileriyle  ittifak  edip  Osman'ı  ortadan  kaldırmaya  davet  ettiler. Zira onun 

gittikçe artan güç ve kudreti onları endişelendirmeye başlamıştı.



28

 

Nitekim çok geçmeden aradıkları fırsatı buldular. Bilecik tekfurunun Yarhisar beyinin kızı 



ile  yapılacak  düğününe  Osman  Gazi'yi  de  davet  edecekler  ve  orada  elbirliği  ile  ortadan 

kaldıracaklardı.  Mihal  Gazi  ise  tekfurların  hazırladıkları  plandan,  dostunu  zamanında 

haberdar ederek tehlikeden kurtardığı gibi Yarhisar ile Bilecik'in zaptına da sebep oldu.

29

 

Köse  Mihal'in  Türklüğe  ve  Osman  Gazi'ye  muhabbeti  gün  geçtikçe  arttı  ve  1313  yılında 



ecdadının dinini terk ile Müslüman oldu ve Abdullah adını aldı. Köse Mihal'in 1305, 1308 

veya  1313  tarihlerinde  Müslüman  olduğuna  dair  farklı  kayıtlar  mevcuttur.  Onun  genel 

olarak  1313'te  Osman  Bey'in  daveti  üzerine  Müslüman  olduğu  kabul edilir. Osman Gazi 

uzunca bir aradan sonra bu senede Sakarya hattına sefere çıkacağı zaman Köse  Mihal'i 

yine  orduya  davet  etti.  Geldiğinde  kendisine  izzet  ve  ikramlarda bulundu. Sohbet 

sırasında; 

Bunca  zamandır  ki  bizimle  muhabbet  edersin.  Kendi  ırkdaşlarınla  düşmanlık  edip  bize 

sadakat gösterirsin. Cümle alem bize ağyar iken sen yar-ı vefadar oldun. Bizimle gül gibi 

açılıp düşmanlarımızın gözüne hâr (diken) oldun Can u gönülden bu kadar dostluğun ve 

tamam  sadakatin  var  iken  layık  mıdır  ki  dinimize  münkir  olasın  sözleriyle  onu  İslam'a 

davet etti. Köse Mihal bu sözler üzerine muhakkak ki uzun bir süredir belki de 

düşünmekte  olduğu  İslamiyeti  severek  kabul  etti.  Bu  duruma  çok  sevinen  Osman  Gazi 

ona hil'at giydirdi.

30

 

Bazı  kaynaklarda  ise  onun  daha  erken  bir  tarihte  rüyasında  Peygamber  Efendimizi 



görerek Müslüman olduğu ve Osman Gazi'ye gelerek müjdelediği bildirilmektedir.

31

 

Osman  Gazi  Akhisar  ve  Lefke  seferine  çıkarken  Gazi  Mihal'i  Orhan  Bey  ve  Saltuk  Alp'le 



birlikte  güvenliği  sağlamak  üzere  Karacahisar'da  bıraktı.  Bunlar  Karacahisar  pazarına 

baskın  yapan  Çavdarlu  tatarlarını  perişan  ettiler.



32

  Yine Osman Gazi 1317'den itibaren 

gaza  hareketinin  başına  oğlu  Orhan'ı  getirdiğinde  onun  baş  yardımcılarından  ve 



müşavirlerinden  biri  olarak  Gazi  Mihal'i  tayin  etti.  Bundan  sonra  devamlı  Orhan  Bey  ile 

birlikte  hareket  eden  Mihal  Gazi  önce  Kara  Çepiş  Alp  suyu  ve  Kara  Tekin  hisarlarının 

fethinde  bulundu.  Atranos'un  zaptında  mühim  rol  oynadı.

33

  Bursa'nın  fethine  katıldı. 

Orhan Gazi onu kaleyi sulh yoluyla teslim etmeye ikna için tekfura gönderdi. Mihal Gazi 

savaş halinde başına gelecekleri tekfura hatırlatarak ona nasihat ve tavsiyelerde bulundu. 

Kurtuluş  için  tek  yolun  kaleyi  teslim  etmek  olduğunu  bildirip,  canına  ve  malına 

dokunulmayacağı garantisini verdi ve tekfuru ikna etti. Tekfur kaleden ayrılması sırasında 

koruma  isteyince  Mihal  Gazi  ondan  otuz  bin  altın  talep  etti  ve  aldı.

34

  Böylece fethin 

kolaylıkla gerçekleşmesini sağladı. 

Bursa'nın  fethinden  sonraki  gazalarda  adı  görülmeyen  Mihal  Gazi'nin  vefat  tarihi 

bilinmemektedir. Türbesi Mihalgazi nahiyesinin Ermeni köyü yanındadır. 

Osmanlı  tarihlerinde  XVI.  asır  sonlarına  kadar  faaliyetleri  görülen  Mihallı  akıncıları  Gazi 

Mihal  Bey'in  oğulları  ve  torunlarıdır.  Gazi  Mihal'in  Ali  ve  Aziz  adlarında  iki  oğlu 

bilinmektedir. 



Abdurrahman Gazi 

Osmanlı  Devletinin  kuruluşunda  büyük  hizmetleri  geçen  mücahit  kumandanlardandır. 

Osman  Gazi'nin  sadık  silah  arkadaşlarından  olup  fetihlerde  yardımcılarından  biriydi. 

Osman Gazi 1317 yılından itibaren kenara çekildikten sonra Abdurrahman Gazi'yi akıncı 

kollarından birinin başına getirdi. Orhan Gazi ile birlikte önce Kara Çepiş ve Alb/Ebe suyu 

hisarlarını  ardından  Köprühisar'ını  zaptettiler.  Daha  sonra  İznik  fethini  kolaylaştırmak 

üzere müstahkem Kara Tekin hisarı üzerine varıp aldılar.

35

 

Orhan  Gazi  bu  fetihlerden  sonra  Samsa  Çavuş'u  İznik'in  kuşatmasıyla,  Abdurrahman 



Gazi'yi  ise  Bizans'tan  gelebilecek  yardımları  ve  tehlikeleri  önlemekle  vazifelendirdi. 

Nitekim  Abdurrahman  Gazi  İstanbul'dan  gemilerle  Yalova'ya  çıkarılan  kuvvetleri  bir 

baskınla dağıttı.

36

 Böylece Bursa'nın fethine kadar uç beyi olarak hizmet gördü. Bursa'nın 

fethinde bulundu. 

728/1327-1328  yılında  Konur  Alp  ile  birlikte  Aydos'un  fethi  için  görevlendirildi.  Kalenin 

güçlü  ve  yüksek  duvarları  hücumları  neticesiz  kılıyordu.  Ancak  kale  kumandanının  kızı 

surlardan  Türkleri  seyrederken  daha  önce  rüyasında  kendisini  sıkıntıdan  kurtardığını 

gördüğü bir yiğidin-ki o Abdurrahman Gazi idi-karşı saflarda çarpıştığına şahit oldu. Derin 

bir  aşkla  bağlandığı  gence  bir  mektup  yazarak  taşa  sarıp  fırlattı.  Kızın  planı  gereğince 

geceleyin  Abdurrahman  Gazi,  seksen  kadar  adamıyla  gizlice  açılan  kapıdan  içeriye 

girdiler. Böylece kale kolaylıkla gazilerin eline geçmiş oldu. 

Abdurrahman Gazi birkaç gün sonra Aydos'un fethi haberini Orhan Gaziye bizzat ulaştırdı. 

Orhan  Bey  fethe  vesile  olan  kızı  Abdurrahman  Gazi  ile  evlendirdi.



37

  Bilahare  şecaat  ve 

yiğitlikte büyük bir şöhret kazanan Kara Rahman bu izdivaçtan doğmuştur. 



Akça Koca 

Ertuğrul ve Osman Gazi'nin en sadık ve namdar silah arkadaşlarındandır. Nitekim Osman 

Gazi'nin  İnegöl  beyi  ile  ilk  çarpışmasından  önce,  danıştığı  beyler  arasında  ve  ardından 

vuku bulan muharebede o da vardır. Bu tarihten Orhan Gazi'nin babasına vekalet etmeye 

başladığı  1317  yılına  kadar,  seferlerde  ismi  geçmez.  Ancak  bu  husus  onun  savaşlara 

katılmadığı manasına gelmez. Zira Osman Gazi oğlunu seferlere komutan tayin ederken 

yirmi  senelik  sadakat  ve  cenk  ile  tecrübe  edilmiş  en  cesaretli  silah  arkadaşlarından 

dördünü ki bunlardan birisi de Akçakoca'dır



38

 ona yardımcı tayin eder. 

Akçakoca  1317'de  Kara  Çepiş,  Alp  suyu  hisarlarının  fethine  katıldı.  Orhan  Gazi  Alp/Ebe 

suyu hisarını Akçakoca'ya verdi.



39

 1320 senesinde yanındaki dilaverlerle birlikte İzmit ve 

havalisini fetihle görevlendirildi.

40 

Ayan suyu Sapanca gölü tarafındaki Beşköprü'deki bir 

mevkiyi ordu konağı edinen Akçakoca artık günlerini çevredeki düşmanlarının üstüne at 

kaldırmak,  onları  tutsaklık  zincirine  vurmakla  geçirmeye  başladı.  Akınlarını  Akova'ya 

kadar ilerletti. Buradaki mevkileri bir bir Osman Gazi'ye boyun eğdirmeye başladı. 

Akçakoca bundan sonra Orhan Gazi'nin emriyle fetih hareketinin yönünü Karadeniz ve 

İstanbul boğazına doğru çevirdi. Kandıra ve Ermenipazarı (Akmeşe) kalelerini aldı (1326). 

Ardından  Konur  Alp'le  birlikte  Samandıra  üzerine  yürüdüler.  Tekfurun  ölen  oğlunun 

cenaze  töreni  için  askerleriyle  birlikte  kaleden  çıkması  gaziler  için  büyük  fırsat  oldu. 

Derhal  kale  ile  cenazeyi  izleyen  düşman  askerlerinin  arasına  girerek  dönüş  yollarını 

kestiler.  Şaşkına  dönen  düşmanlar  güçsüzlük  ve  yılgınlık  içerisinde  etrafa  dağıldılar. 

Tekfurunun gaziler tarafından yakalanmasıyla Samandıra kalesi de kolaylıkla elde edilmiş 

oldu.  Samandıra  hisarı  kendisine  mülk  olarak  verildi.

41

  Bundan sonra Konur Alp ve 

Abdurrahman Gazi ile Aydos'un fethini geçekleştirdiler. 

Kandıra,  Samandıra ve Aydos'un fetihlerinden büyük memnuniyet duyan Orhan Bey, 

Akçakoca'yı İznik üzerine akın yapmakla görevlendirdi. Ömrü Rum tekfurları ile gazalarla 

geçen bu büyük Türk kumandanı İzmit-Üsküdar arasındaki yerlere akınlarda bulunurken 

1328 yılında vefat etti.

42

 Kabri Kandıra yakınlarındaki bir tepe üzerindedir. 

Akçakoca'nın  gayretleriyle  Türk  hakimiyeti  altına  alınan  İzmit  ve  çevresine,  sonradan 

onun ismine izafeten Kocaeli denmiştir. Ayrıca günümüzde Bolu iline bağlı Akçakoca ilçesi 

de onun adını taşır. Hacı İlyas adında bir oğlunun olduğu bilinmektedir. Torunu Fazlullah 

ise önce kadı sonra da vezir olarak Osmanlı siyasetinde önemli roller üstlenmiştir. 



Kara Mürsel 

Kaynaklarda  Orhan  Bey  zamanında  sahnede  görülür.  Muhtemelen  İzmit'in  fethinde 

bulunmuştur. Orhan Bey İzmit'i büyük oğlu Süleyman Paşa'nın idaresine verdiğinde çevre 

illere de tayinler yapmıştı. Bu husus Aşıkpaşazade de; Kara Mürsel denilen bir bahadır er 

var  idi  ol  kenarı  (yani  kendi  adını  taşıyan  yöreyi)  ona  timar  verdiler.  Ermeni  pazarını 



Yahşılu'ya verdiler. Kandıra vilayetini Akbaş'a verdiler. İmdi bunların neslinden şimdi dahi 

vardur, denilerek anlatılmaktadır.



43

 

Ve Diğerleri 

Bu  komutanlardan  başka  kaynaklarda  ismi  çok  az  geçen  ancak  uzun  yıllar  önemli 

görevlerde bulundukları anlaşılanlar vardır. Nitekim Osman Gazi'nin dirlik tevcihi sırasında 

(1301)  Yarhisar'ın  idaresine  getirdiği  Hasan  Alp  için;  bir  yarar  yoldaş  idi.  Kendileriyle 

beraber Söğüt'e gelmişti



44

 ifadeleri kullanılmaktadır. 

Osman  Gazi  1302'de  İznik'i  kuşatmış  ancak  surlarının  sağlamlığı  sebebiyle 

düşürememişti.  Bunun  üzerine  kaleyi  devamlı  surette  tazyik  edebilmek  ve  teslime 

zorlamak  için  yakınına  bir  hisar  yaptırdı.  İçine  levazım  ve  mühimmatı  konulan  hisarın 

serdarlığına  Taz  Ali  getirildi.  Bir  kısım  kaynaklarda  Targan  adı  ile  zikredilen



45

  bu 


komutan; savaşta yüz kişiden yüz döndürmez bir yiğit olarak anlatılmaktadır. O, kalede 

dizdar bulunduğu sırada İzniklileri taciz için bütün gayretini sarfetti. Onlar ile birkaç defa 

muharebe yaptı.

46

 Böylece İznik'i fethe hazır hale getirebilmek için gece gündüz çalıştı. 

Osman Gazi'nin İznik gibi abluka altına aldırdığı bir diğer önemli Bizans Kalesi de Bursa 

idi.  Buranın  da  güçlü  surlarını  aşamayacağını  anlamış  ve  devamlı  tazyik  için  biri 

Kaplıcalar,  diğeri  dağ  tarafında  olmak  üzere  iki  hisar  yaptırmıştı  (714/1314-1315). 

Bunlardan  dağ  yakasındaki  hisara  kendisine  hudutsuz  bağlılığı  ile  tanınan  kullarından 

Balabancık'ı  başbuğ  atamıştı.

47

  Balabancık  diğer  hisarın  komutanı  Aktimur'la  birlikte  on 

yıl  Bursa'yı  abluka  altında  tuttular.  Öyle  ki  şehirde  kıtlık  had  safhaya  ulaşmış,  hiçbir 

yerden yardım alamayan halkında dayanma gücü tükenmişti. Serbestçe çekip gitmelerine 

müsaade olunmak şartıyla  kaleyi  sulh  yoluyla  teslim  edecekleri  anlaşılınca  bu  iki  ünlü 

komutan  Osman  Bey'e  haber  saldılar.  Böylece  onların  gerçekten  sadıkane  hizmetleri 

sonucunda Bursa harpsiz ve kayıpsız kolaylıkla ele geçirilmiş oldu. 

Samsa Çavuş'un kardeşi Sülemiş de bahadır bir kimse idi, yoldaşlığa yarar erdi denilerek 

anlatılmaktadır.

48

 

Öte  yandan  Osman  Gazi'nin  kardeşleri  ve  yeğenleri  de  kuruluş  yıllarında  tam  bir  nefer 



gibi  hizmet  etmiş  bu  uğurda  canlarını  vermişlerdir.  Nitekim  İnegöl  tekfuru  ile  Ermeni 

derbendinde  yaptığı  savaşta  aile  ilk  şehidini  verdi. Kaynaklarda gaziler içinde dolunay 

gibiydi,  harp  meydanlarının  eriydi  denilerek  övülen

49

  Osman  Gazi'nin  kardeşi  Saru 

Yatı'nın oğlu Bayhoca öldürüldü. Naşı muharebe sahasına yakın Hamzabey köyü civarında 

harap bir kervansaray yanında defnedildi.



50

 

Osman Gazi 686/1287-1288'de  ise  İnegöl  ve  Karacahisar  tekfurlarının  müttefik 



kuvvetlerine karşı Ekizce'de kanlı bir savaş yaptı. Burada düşman bozularak kaçtı ise de 

bu  kez  kardeşi  Saru  Yatı'yı  kaybetti.



51

  Kabri  Söğüt'te  Ertuğrul  Gazi  türbesindedir. 

 



Osman Gazi için diğer büyük kardeşi Gündüz Alp ise hem vazgeçilmez bir danışman hem 

de  seferlerde  en  önemli  bir  komutanı  durumundaydı.  Eskişehir  beyinin  saldırısına 

beraberce  karşı  koymuşlardı.  Bu  savaşta  Köse  Mihal'i  esir  etmişler  ise  de  Osman  onu 

yiğitliğine  bağışlayarak  affetmişti.  Göynük  ve  Taraklı  Yenicesine  yapılan  akında  Gündüz 

Alp de vardı.

52

 

Osman Gazi 698/1298-1299'da  Bilecik,  Yarhisar  ve  İnegöl'ün  fethinden  sonra  Selçuklu 



tahtında  da  meydana  gelen  değişiklikler  sebebiyle,  istiklalini  ilan  ettiğinin  işareti  olmak 

üzere  bağımsız  hareketlere  başladı.  1301'de  beyliğini  beş  idare  bölgesine  ayırarak  her 

birini  savaşlarda  yararlıklarını  gördüğü  ve  güvendiği  beylerine  tahsis  etti.  Bu  sırada 

Gündüz Alp'e de Eskişehir'in idaresini verdi.



53

 

Ancak Gündüz Alp muhtemelen aynı sene içerisinde meydana gelen Koyunhisar harbinde 



şehid düştü.

54

 

Beylik  merkezini  Yenişehir'e  taşıyan  Osman  Gazi'nin  tek  hedefi  sadece  25  km.'lik  bir 



mesafede  bulunan  Bizans'ın  en  mühim  şehirlerinden  İznik'i  fethetmekti.  Köprühisar'ı 

zaptettikten  sonra  İznik'in  muhasarasına  başlandı  ise  de  Bizans'tan  yardımcı  birliklerin 

geldiği  duyulunca  kaldırıldı.  Bursa,  Atranos,  Kestel  ve  Kite  gibi  komşu  Rum  beyleri  de 

onun  faaliyetlerine  son  vermek  üzere  ittifak  etmişlerdi.  İşte  bu  ittifaka  Bizans'tan  da 

Muzalon  kumandasında  iki  bin  kişilik  yardımcı  kuvvet  gelmesi  Osman  Bey'in  durumunu 

güçleştirdi.  Bizans  kaynaklarının  ifadesine  göre  beş  bin  kişilik  bu  müttefik  ordusunu 

Osman Gazi Koyunhisar mevkiinde yapılan şiddetli bir savaşta bozguna uğrattı. Muzalon 

canını güçlükle kurtarırken Gündüz Alp'in oğlu Aydoğdu da şehid düştü.



55

 Osman Gazi bu 

cengaver  yeğeninin  ölümü  karşısında  üzüntüden  gözyaşlarını  tutamadı.

56 

Diğer  Osmanlı 

kaynaklarında görülmemesine rağmen Kemalpaşazade bu savaşta Aydoğdu'nun yanı sıra 

babası Gündüz Alp'in de vefat ettiğini yazar. Kabirleri Koyunhisar'a giden yol üzerindedir. 

Osman  Gazi'nin  ilk  dönemde  faaliyetleri  görülen  diğer  bir  yeğeni  de  Aktimur'dur. 

Kaynaklar onun babasının ismi konusunda sessizdirler. Ancak Osman Gazi'nin en sevdiği, 

güvendiği,  yiğit  ve  kabiliyetli  beylerden  biri  olmalıdır.  Zira  Osman  Gazi  Karacahisar'ın 

fethinden sonra kale tekfurunu bol ganimetlerle Selçuklu sultanına götürme görevini bu 

yeğenine  vermiştir.  Orada  en  güzel  bir  şekilde  amcasını  temsil  eden  Aktimur,  Selçuklu 

sultanından  çok  izzet  ve  itibar  görmüştür.  Osman  Gazi'nin  faaliyetlerinden  son  derece 

memnun  olan  Selçuklu  sultanı  ona  hizmetlerine  mükafat  olarak  Karacahisar'ı  malikane 

olarak  verdiği  gibi  sancak,  tabl,  alem  ve  tuğ  gibi  saltanat  alametlerini  de  gönderdi. 

Osman  Bey  yeğeni  Aktimur  bu  hediyelerle  geldiği  sırada,  onu  istikbal  için  birkaç  adım 

ilerledi.  Mehter  cenk  havası  çalarken,  elleri  göğsü  üzerinde  kavuşturulmuş  olarak 

hürmetkar  bir  tavırla  durdu.

57

  Halefleri de Fatih'e  kadar  beş  vakit  namaz  zamanlarında 

mehter çalındığı sırada bu kaideye riayet etmişlerdir. 



Aktimur'un  bundan  sonraki  en  mühim  görevi  Bursa'yı  tazyik  için  yaptırılan  iki  hisardan 

Kaplıcalar tarafındakinin serdarlığı olmuştur. Diğer hisarın komutanı Balabancık ile birlikte 

on  yıl  Bursa'yı  abluka  altında  tutan  Aktimur  kalenin  fethinde  en  mühim  rolü  oynadı.

58

 

Bursa'nın fethini müteakip Akçakoca ile birlikte Akova'da fetihlerde



59

 bulunan Aktimur'un 

sonraki faaliyetlerine ve vefatına dair bilgi yoktur. 

Büyük tarihçi Halil İnalcık; "Bir milletin veya devletin tarihi yazılırken dünya kamuoyunda 

yerleşmiş  belli  bir  imaj,  dostluk  ve  düşmanlık,  siyasi  ideolojiler,  yeni  kültür  yönelişleri 

gerçeği  saptırır,  abartır  veya  karalar.  Bu  kaçınılmaz  bir  alın  yazısıdır.  Osmanlı  tarihi  bu 

bakımdan en çok saptırılmış, tek yanlı yorumlanmış bir tarihtir."

60

 diyerek günümüzde bu 

devlet  hakkında  ortaya  konulan  yanlış  ve  yanlı  fikirlerin  temel  nedenini  bir  bakıma 

açıklamaktadır. Gerçekten de günümüz yazarlarından Colin Imber; Osmanlıların kökenleri 

hakkında  yazdığı  bir  makalesinde  Osman  Gazi  ve  Onun  yakınındaki  silah  arkadaşlarının 

bir hayal ürünü olduklarını açıklar. Ona göre; çağdaş bir tarihçinin yapabileceği en iyi şey 

Osmanlı  tarihinin  başlangıcının  bir  kara  delikten  ibaret  olduğunu  kabul  etmek  olacaktır. 

Bu deliği  doldurmak  yönündeki  her  girişim  yalnızca  masalların  sayısını  arttırmakla 

sonuçlanacaktır,

61

 demektedir. 

C.  Imber'in  bu  tip  ifadelerini  değerlendiren  İlber  Ortaylı;  "Bu  yazdıkları  hep  palavradır. 

Gayet  kolay  kılıç  salladığını  veya  Fransızların  tabiriyle  açık  kapı  omuzladığını 

görüyorsunuz.  O,  bu  anlatılanların  ve  nakledilenlerin  hepsi  yalandır  efsanedir,  gerçekle 

ilgisi yoktur diyor. Bunu söylemek çok zordur. Çünkü gerçekle ilgisini tespit için hakikaten 

gerçeği nakleden verileri bulmanız lazımdır.

62

 diyerek şiddetle tenkit etmektedir. 

Gerçekten de tarihi kayıtlar, toponomi araştırmaları ve kabir yerleri Osman Gazi ve silah 

arkadaşlarını haber vermektedir. Onları efsane diye adlandırmak, günümüzde onlara ait 

Balkanlarda, Arabistan'da ve daha pek çok İmparatorluk bakiyesi topraklardaki eserlerini 

de ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetleri yürütenlerin bir organizasyonu olmalıdır. 

Bir  vakfiyenamede;  "Bizden  sonra  bizi  tanımak  isterseniz,  bıraktığımız  eserlere  bakın. 

Çünkü bizi en iyi tanıtan eserlerimizdir" der.



63

  

Osmanlı  devletini  ve  onun  üç  kıtadaki  azametini  görenler,  bu  devletin  banilerini  en  iyi 



şekilde idrak edeceklerdir. 

 

 



1 Fuad Köprülü, Osmanlı Devletinin Kuruluşu, Ankara 1984, s. 68-73; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 

Ankara 1972, s. 97-101; Halil İnalcık, "Osmanlı Devletinin Kuruluş Problemi", Doğu Batı (yıl 2/7 Temmuz 1999), 

s. 9-22;  M.  Tayyib  Gökbilgin,  Osman  I,  İslam  Ans.,  95.  cüz,  İstanbul  1979,  s.  432-433;  Fehamettin  Başar, 

Osmanlıların Menşei ve Kayıların Anadolu'ya Gelişi Hakkında, Tarih Dergisi, sy. 36, İst. 2000, s. 69-80; Üçler 

Bulduk, Osmanlı Beyliğinin Oluşumunda Oğuz/Türkmen Geleneğinin Yeri, Osmanlı 1, Ankara 1999, s. 161-166; 

Faruk  Sümer,  Osmanlı  Devleti  Kurucusu  Osman  Gazi  ve  Devri  İle  İlgili  Bazı  Meseleler  Hakkında  Düşünceler, 

Türk Dünyası Araştırmaları,  sy.  80  (1992),  s.  6-26; Aynı müellif,  Kayı,  İslam Ans.  c. 6,  s.  462; Aynı  müellif, 

Osmanlı Devletinde Anadolu'da Kayılar, Belleten, s. 47 (Ankara 1948), s. 600-604; Fahriye Arık, Oğuz Boyları 

ve  Osmanoğulları  Şeceresi,  (P.  Wittek'ten  Tercüme,  Osmanlı  İmparatorluğunun  Doğuşu  isimli  esere  ilave), 

İstanbul 1947, s. 69-112; Orhan F. Köprülü, Osmanlı Devletinin Kuruluş ve Gelişmesindeki İtici Güçler, Osmanlı 

1, Ankara 1999, s. 153-160. 



2 Z. Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981, s. 184-194; Gibbons, Osmanlı İmparatorluğunun 

Kuruluşu (trc. R. Hulusi), İstanbul 1928, s. 1-15; P. Wittek, Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu (trc. F. Arık), 

İstanbul  1947,  s.  16-17;  İ.  Hami  Danişmend,  Osman  Gazinin  nesep  ve  hüviyeti,  Türklük  Mecmuası,  sy.  3, 

İstanbul 1939, s. 107-223; C. J. Heywood, "Osmanlı Devletinin Kuruluş Problemi: Yeni Hipotez Hakkında Bazı 

Düşünceler", Osmanlı 1, Ankara 1999, s. 137-145. 

3 C. Imber, Osman Gazi Efsanesi, Osmanlı Beyliği (1300-1389), İstanbul 1997, s. 73-74. 

4 İbn-i Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman, I. Defter (haz. Ş. Turan), Ankara 1970, s. 45-46, 52-53. 

5 Lütfi Paşa, Tevârih-i Âl-i Osman, Süleymaniye Ktp, Yazma Bağışlar, 468, s. 21-22. 

6  Aşıkpaşazade,  Tevârih-i Âl-i  Osman  (Ali  Bey  neşri),  İstanbul  1332,  s.  16;  Hoca  Sadettin  Efendi,  Tâcü't-

Tevârih, I, (haz. İ. Parmaksızoğlu), Eskişehir 1992, s. 36. 

7  Mehmed  Neşri,  Kitab-ı  Cihan-nüma-Neşri  Tarihi,  I,  (haz.  F.  R.  Unat-M. A. Köymen), Ankara 1987, s. 131; 

Âşıkpaşazade (Âli), s. 20; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 37; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 139. 

8 Âşıkpaşazade (Âli), s. 28; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 183-184. 

9 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 131. 

10  Âşıkpaşazade  (Âli),  s.  24;  İbn-i Kemal (Turan), I, s. 160-161;  Neşri  (Unat-Köymen), I, s. 121; Hammer, 

Osmanlı Devleti Tarihi, 1, (Üçdal Neşriyat), s. 85. 

11  Hoca  Sadettin  (Parmaksızoğlu),  I,  s.  37;  Müneccimbaşı  Ahmed  Dede,  Müneccimbaşı  Tarihi,  1,  (çev.  İ. 

Erünsal), s. 70; İbn-i Kemal ise Aygud Alp'e Eskişehir'in verildiğini belirtir (s. 139). 

12 Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 60-61; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 87. 

13  Uzunçarşılı  İzmit'in  bu  fetihten  sonra  elden  çıktığını  ve  1337'de  tekrar  zaptedildiğini  belirtir.  Bk.  Osmanlı 

Tarihi, I, s. 122. 

14  Uzunçarşılı,  Osmanlı  Tarihi,  I,  s.  109;  Gökbilgin,  aynı  madde,  s. 438;  Hammer bu adayı  Kalo  Limni  adası 

olarak gösterir. Bk. Osmanlı Devleti Tarihi (Üçdal), 1, s. 81. 

15 Hammer (Üçdal), 1, s. 85. 

16 Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 63-64; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 88. 

17 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 91; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 43. 

18 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 91-93; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 116-117. 

19 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 121; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 162-63; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 75-76. 

20 İbn-i Kemal (Turan), I, s. 178-180; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 47. 

21 Hammer (Üçdal), 1, s. 105. 

22  Neşri  (Unat-Köymen), I, s.  125; İbn-i  Kemal  (Turan),  I,  s.  172;  Hoca  Sadettin  (Parmaksızoğlu),  I,  s. 46; 

Hammer (Üçdal), 1, s. 85. 

23 Âşıkpaşazade (Âli), s. 25-26; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 172; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 125-129. 

24 Âşıkpaşazade (Âli), s. 32-34; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 137-143; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 53-

54. 

25 Hammer (Üçdal), 1, s. 111. 



26 Âşıkpaşazade (Âli), s. 12; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 120; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 77, 89. 

27 Âşıkpaşazade (Âli), s. 12; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 116-119; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 89-93. 

28  Âşıkpaşazade  (Âli),  s.  14;  Neşri  (Unat-Köymen), I, s. 95-96; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu),  I,  s. 33; 

Hammer (Üçdal), 1, s. 73. 

29  Âşıkpaşazade  (Âli),  s.  15;  Neşri  (Unat-Köymen), I, s. 97-103;  İbn-i Kemal (Turan), I, s. 122-126; Hoca 

Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 33-35. 

30  Âşıkpaşazade  (Âli),  s.  23-24;  Neşri  (Unat-Köymen), I, s. 119-121;  İbn-i Kemal (Turan), I, s. 

159- 160; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 42-43. 

31 Oruç Beğ (Tarih, trc. Atsız, s. 26) ve Hadidi (Tevarih-i Al-i Osman, haz. N. Öztürk, İstanbul 1991, s. 33-34) 

tarihinde  Köse  Mihal'in  rüyasında  Hz.  Muhammed'i  görerek  Müslüman  olduğu  rivayet  edilmektedir.  Hadidi 

eserinde 

bu 


durumu 

şöyle 


anlatır: 

Didi 


bir 

mülkde 


kim 

serdarıdum 

ben. 

Kötü inanışlı bir kimseydim ben.Geçen bir gece gördüm düşümde.Fahr-i alem gelmişti eshabı ile. Hidayet erdi 



çün  anı  görürem.  Düşüp  ayağına  yüzüm  sürürem.Düşümde  bana  telkin  etti  iman.Kodum  küfrü  hemen  oldum 

Müsülman.Hem  bana  Abdullah  diye  hitap  etti.Ne  şerefdir  bu  adı  Resulullah  verdi.Bana  kim  eyledi  telkin-i 

İslam.Sizin  evsafınızı  etti  i'lam.Bugünkü  gün  için  eydur  varasın.  Filan  sahrada  hayli  er  göresin.Aralarındadır 

Osman-ı Gazi.Ana asker olup eyle niyazı.Anın nesli cümle sultan olısar. Cihan mülküne bir bir han olısar. 

32  Âşıkpaşazade  (Âli),  s.  32-33;  Neşri  (Unat-Köymen),  I, s.  121;  İbn-i Kemal (Turan), I, s. 160-  161; Hoca 

Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 143; Müneccimbaşı tarihinde (Erünsal, 1, s. 75) Orhan Gazi ile sadece Saltuk 

Alp'in bırakılıp Mihal Gazi'nin Lefke ve Çadırlı seferine iştirak ettiği yazılıdır. 

33 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 131; Âşıkpaşazade (Âli), s. 28; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 183. 

34  Neşri  (Unat-Köymen), I, s. 131-133;  Âşıkpaşazade  (Âli),  s.  29; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 187-192; Hoca 

Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 49-50. 

35  Âşıkpaşazade  (Âli),  s.  25-26;  Neşri  (Unat-Köymen), I, s. 125-129;  İbn-i Kemal (Turan), I, s. 172; Hoca 

Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 46-47. 

36 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 129; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 48. 

37 Âşıkpaşazade (Âli), s. 33-34; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 139-143; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 55-

58; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 72. 

38 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 125; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 171-172; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 46. 

39 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 125-129; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 175; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 

46-48.40  Âşıkpaşazade  (Âli), s. 32-34;  Neşri  (Unat-Köymen), I, s. 149-153;  İbn-i Kemal (Turan), I, s. 180; 

Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 53-59. 

41 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 139; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 55. 

42 Âşıkpaşazade (Âli), s. 37; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 153; Feridun Emecen, Akça Koca, Diyanet İslam Ans., 

2, s. 224. 

43 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 153; Âşıkpaşazade (Âli), s. 38-39; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 63; Oruç 

Beğ (Atsız), s. 33. 




44  Neşri  (Unat-Köymen),  I, s.  113; Âşıkpaşazade  (Âli),  s. 20;  Hoca  Sadettin  (Parmaksızoğlu),  I,  s. 37; Oruç 

Beğ (Atsız), s. 29; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 139; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 70. 

45 Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 38. 

46 Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 71; Gökbilgin, aynı madde, s. 438. 

47 Neşri  (Unat-Köymen),  I, s.  118; Âşıkpaşazade  (Âli),  s. 22;  Hoca  Sadettin  (Parmaksızoğlu),  I,  s. 41; Oruç 

Beğ (Atsız), s. 31. 

48 Âşıkpaşazade (Âli), s. 12-13; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 91. 

49 İbn-i Kemal (Turan), I, s. 86. 

50 Âşıkpaşazade (Âli), s. 4-5; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 81. İbn-i Kemal (Turan), I, s. 86. 

51 Âşıkpaşazade (Âli), s. 7; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 85. İbn-i Kemal (Turan), I, s. 102-103; Hoca Sadettin

bu savaşta şehid olan bir rivayete göre Gündüz Alp demektedir (Parmaksızoğlu, s. 31). 

52 İbn-i Kemal (Turan), I, s. 114. 

53 Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 37; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 70; Âşıkpaşazade (Âli, s. 20), İbn-i 

Kemal  (Turan,  I,  s.  139)  ve  Oruç  Beğ  (Atsız,  s.  29)  ise  Gündüz  Alp'e  Karacahisar'ın  subaşılığının  verildiğini 

kaydederler. 

54 İbn-i Kemal (Turan), I, s. 151 

55 Âşıkpaşazade  (Âli),  s.  21;  Neşri  (Unat-Köymen),  I, s. 115; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 151; Hoca Sadettin 

(Parmaksızoğlu), I, s. 40. 

56 Hammer (Üçdal), 1, s. 80. 

57 Âşıkpaşazade (Âli), s. 10; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 107109. 

58  Neşri  (Unat-Köymen),  I, s.  117; Âşıkpaşazade  (Âli),  s. 22;  Hoca  Sadettin  (Parmaksızoğlu),  I,  s. 41; Oruç 

Beğ (Atsız), s. 30-31; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 157. 

59 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 129. 

60  Halil  İnalcık,  "Osmanlı  tarihi  en  çok  saptırılmış,  tek  yanlı  yorumlanmış  tarihtir"  (İlber  Ortaylı'nın  İnalcık'la 

yaptığı söyleşi), Cogito, sy. 19, 1999, s. 37-38. Imber, s. 77. 

62 İlber Ortaylı, "Menkıbe", Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu Efsaneler ve Gerçekler, Ankara 2000, s. 17.63 Hasan 

Yüksel, "Osmanlı Toplumunda Vakıflar ve Kadın (XVI-XVII. Yüzyıllar), Osmanlı 5, Ankara 1999, s. 49.Osmanlı 

Devleti'nin Kuruluşunda 



 



Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə