Para poliTİkasi, fed, tahvil alim süreci ve tcmb para Politikası Nedir, Neyi Amaçlar?



Yüklə 101,35 Kb.

tarix20.09.2018
ölçüsü101,35 Kb.


Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 1 


 

PARA POLİTİKASI, FED, TAHVİL ALIM SÜRECİ VE TCMB 

 

Para Politikası Nedir, Neyi Amaçlar? 

 

Para  politikası,  merkez  bankalarının  bazı  araçları  kullanarak  piyasadaki  para  miktarını 



etkileyerek  piyasaya  sürdüğü  paranın  istikrarını  sağlamak  amacıyla  uyguladığı  politikalar 

bütününe verilen addır. 

 

Piyasada  sadece  hazinelerin  (ya  da  darphanelerin)  piyasaya  sürdüğü  sınırlı  tutarda  madeni 



para  ile  merkez  bankalarının  piyasaya  sürdüğü  banknot  söz  konusu  olsaydı  merkez 

bankalarının  emisyon  hacmini,  yani  piyasaya  sürdüğü  para  miktarını,  denetlemesi  para 

politikasının  temelini  oluştururdu.  Bankaların  kaydi  para  yaratmasının  çok  yaygın  olmadığı 

dönemde  Fisher’in  ünlü  miktar  denklemi  MV  =  PQ  denklemi  parasal  ilişkileri  açıklamaya 

yetiyordu.  Bu  denklemde  M  =  para  arzı,  yani  piyasadaki  para  miktarı,  V  =  paranın  dolanım 

hızı,  yani  bir  para  biriminin  bir  yılda  kaç  kez  el  değiştirdiği,  P  =  fiyatlar  genel  düzeyi,  Q 

=   Ekonomide  bir  yıl  içinde  üretilen  mal  ve  hizmetlerin  fiziki  miktarıdır.  Bu  denklemde  PQ 

çarpımı GSYH’ye eşit olduğuna göre MV = GSYH yazabiliriz. 

 

Buna göre sadece paranın olduğu bir yerde Merkez Bankası M’yi yani piyasadaki para arzını 



denetleyerek  para  politikası  uygulayabilir.  Eğer  enflasyonist  eğilimler  söz  konusuysa 

piyasadaki  fazla  parayı  çeker  yani  M’yi  düşürür,  bu  durumda  denklemin  ikinci  tarafında  Q 

değişmediği  sürece  P,  yani  fiyatlar  düşer.  Eğer  deflasyonist  eğilimler  söz  konusuysa  para 

arzını  yani  M’yi  artırır  ve  bu  durumda  Q  hemen  değişmeyeceğine  göre  P  yani  fiyatlar 

yükselmeye başlar.   

 

Zaman  içinde  önce  bankaların  yarattığı  kaydi  para  kredi  talebindeki  artış  ile  birlikte  hızla 



çoğalmaya başladı, ardından da kredi kartları devreye girdi. Her ikisi de Merkez Bankası’nın 

doğrudan denetimi altında olmayan bir çeşit para idi. Bu durumda Merkez Bankası’nın nakit 

para arzını denetlemesi para politikasının etkinliği açısından yetersiz kalmaya başladı. Merkez 

Bankası ister istemez kredi hacmini denetleyecek araçları da devreye sokmak zorunda kaldı. 

 

 

 




Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 2 


 

Para Politikası Araçları 

 

Para politikası denildiğinde üç grupta toplanabilecek alt politikalar anlaşılıyor. Birinci grupta 



dolaysız para politikası araçları yer alıyor. Bunlar: (1) Kredi tavanı, (2) Faiz Denetimi (3) Diğer 

dolaysız para politikası araçları 

İkinci grupta dolaylı para politikası araçları yer alıyor: Bunlar: (1) Reeskont politikası, (2) Açık 

piyasa işlemleri (APİ), (3) Karşılıklar politikası.  

 

Dolaysız Para Politikası Araçları 

 

Dolaysız  para  politikası  araçları  fiyat  ya  da  miktara,  limit  koyma  gibi  doğrudan  müdahale 



yoluyla  uygulanan  araçlardır.  Bunları  kredi  tavanı,  faiz  denetimi  ve  diğer  araçlar  olarak  üç 

başlıkta ele alalım. 

 

(1)  Kredi  tavanı: Bankaların  açabilecekleri  kredilere  konulan  miktar  limitine  kredi  tavanı 

deniyor. Örneğin Merkez Bankası bankalara, topladıkları mevduatın ya da tüm kaynaklarının 

(mevduat  +  özkaynak  +  diğer  kaynaklar)  yüzde  80’i  kadar  kredi  açabilecekleri  talimatını 

vermişse  buradaki  yüzde  80  oranı  kredi  tavanını  oluşturur.  Diyelim  ki  bir  bankanın  toplam 

mevduatı  100  TL  ise  açabileceği  kredinin  tavanı  80  TL  olur.  Böyle  bir  oran  koymak  yerine 

doğrudan miktar da konulabilir. Örneğin Merkez Bankaları bankalara her yıl X milyar TL’den 

fazla  kredi  açamamaları  talimatı  verebilir.  Kredi  tavanı  banka  özelinde  de  uygulanabilir. 

Merkez Bankası, Bankacılık denetim otoritesinden aldığı raporlara göre bazı bankalara kredi 

tavanı getirebilir.  

 

Kredi tavanı, zorunlu karşılık uygulamasıyla birleştiğinde oldukça kısıtlayıcı bir önlem olabilir. 



Zorunlu  karşılık  oranının  yüzde  10,  kredi  tavanının  da  mevduatın  yüzde  80’i  olarak 

belirlendiğini  varsayalım.  Bu  durumda  banka  aldığı  100  TL’lik  mevduatın  10  TL’sini  Merkez 

Bankası’na karşılık olarak yatırdıktan sonra kalan 90 TL’nin yüzde 80’ini yani 72 TL’sini kredi 

olarak açabilecek demektir. 

 

 

 




Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 3 


 

Bu politika aracının uygulanmasıyla iki kademeli etki yaratılabilir:  



(a)  Doğrudan  etki:  Kredi  genişlemesinin  yarattığı  talep  fazlası  bir  ölçüde  giderilir  ve 

dolayısıyla ortaya çıkan enflasyonist baskı hafifletilebilir.  

(b) Kredi imkanı daralınca faizler yükselir ve kredi talebi biraz daha düşer.     

 

(2)  Faiz  denetimi: Merkez  Bankası,  bankaların  mevduat  ve  kredi  için  uyguladığı  faiz 

oranlarına sınırlamalar getirebilir. Günümüzde uygulanan serbest faiz sistemi geçmişte birçok 

açıdan  denetim  altındaydı.  Bugün  de  aynı  denetimin  uygulanması  mümkündür.  Merkez 

Bankası faize limit koyabilir, farklı vadeler için farklı faizler uygulatabilir. Hatta bu uygulamayı 

teşvik amaçlı olarak farklılaştırılmış olarak da uygulatabilir. 

 

Geçmişte  faiz  oranları  Merkez  Bankası  tarafından  belirlenirken  ya  da  denetlenirken 



Türkiye’de Ziraat Bankası tarım kesimine Halk Bankası da esnafa, mevduat maliyetinin altında 

düşük  faizle  kredi  açıyor  ve  bu  farklardan  doğan  zararlar  da  görev  zararı  olarak  Hazine’ye 

fatura ediliyordu.     

 

Bu  tür  müdahaleler  mümkün  olsa  da  günümüzdeki  uygulama  daha  çok  dolaylı  politikalar 



aracılığıyla piyasa faizlerini etkilemeye yönelmiş, doğrudan faiz oranlarına müdahale yöntemi 

terk edilmiştir. 

 

(3)  Diğer  dolaysız  para  politikası  araçları: Merkez  Bankası,  bankaların  konumuna  göre 

getirecekleri  senetlere  farklı  reeskont  faiz  oranları  uygulayabilir  (farklılaştırılmış  reeskont 

uygulaması),  bankalara  kredi  kartları  nedeniyle  ödenecek  asgari  miktarın  yükseltilmesi 

yoluyla talebin denetlenmesi (tüketici kredilerine uygulanan denetim) gibi değişik konularda 

para arzını denetlemeye yönelik çeşitli araçları kullanabilir. 

 

Bu  tür  para  politikası  araçları  günümüzde  kullanım  alanı  çok  daralmış  araçlardır.  Aslında 



dolaysız para politikası araçlarının tümünün kullanımı günümüzde neredeyse ortadan kalkmış 

durumdadır. Kriz halinde bile ne Fed ne de AMB bu politika araçlarına başvurmamışlardır. 

 

 

 




Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 4 


 

Dolaylı Para Politikası Araçları 

 

(1) Reeskont politikası: Bankaların iskonto yoluyla aldıkları kâğıtları tekrar iskonto ettirerek 

(reeskont)  Merkez  Bankası’na  satıp  karşılığında  para  almaları  uygulamasıdır. Diyelim  ki  bir 

şirketin  elinde  bir  yıl  vadeli  ve  1000  TL  değerinde  iskontolu  (faizi  içinde)  alınmış  bir  tahvil 

olsun.  Bir  yılın  sonunda  1000  TL  edecek  olan  bu  tahvilin  bugünkü  değeri  1000  TL’den 

düşüktür. Şirket, vadesinden önce bankaya bu kağıdı verdiğinde banka, şirkete örneğin 900 

TL  verecektir.  Bu  durumda  banka  bu  tahvili  üzerinde  yazılı  değere  göre  yüzde  11  iskonto 

ederek [(1000 - 900) / (900)] almış olacaktır. Bu işleme iskonto, burada ortaya çıkan yüzde 11 

oranındaki  faize  de  iskonto  faizi  deniyor.  Banka  bu  kağıdı  aldıktan  bir  süre  sonra  nakit 

ihtiyacına düşüp kağıdı Merkez Bankasına  800 TL’ye satarsa ikinci kez iskonto işlemi ortaya 

çıkmış  oluyor  ki  buna  ikinci  kez  iskonto  anlamına  gelmek  üzere  reeskont  deniyor.  Vadeye 

kalan süre azaldığı için bankanın bu kağıdı Merkez Bankasına aldığı bedelden daha yüksek bir 

bedele satması mümkündür. Diyelim ki banka bu kâğıdı Merkez Bankası'na 910 TL'ye satmış 

olsun. Bu durumda Merkez Bankasının bankaya bu tahvil karşılığında ödediği faiz [(910 – 900) 

/ (900)] yüzde 1,1 oluyor. Buna da reeskont faizi deniyor. 

 

 



Reeskont  politikasının  iki  amacı  olabilir:  (a)  Bankaların  elindeki  kağıtları  alarak  onlara  para 

vermek ve piyasadaki likiditeyi düzenlemek. (b) Reeskont faizini değiştirerek piyasadaki faiz 

oranını etkilemeye çalışmak. 

 

 (2) Açık piyasa işlemleri (APİ): Merkez Bankası’nın bankalardan ve diğer kurumlardan tahvil, 



bono veya diğer menkul değerleri satın alması ya da tersine onlara tahvil, bono veya menkul 

değerleri satması eylemine açık piyasa işlemi adı veriliyor. Bu alım ve satımlar kesin alım veya 

satım  olabileceği  gibi  geri  alım  veya  satım  vaadiyle  (repo  ve  reverse  repo)  yapılan  alım  ve 

satımlar da olabilmektedir. 

 

Merkez  Bankası  açık  piyasa  işlemlerine  başvurmak  suretiyle  piyasadaki  para  miktarını 



(likiditeyi) ayarlayabilmektedir. Tahvil vb gibi kağıtları satın aldığında piyasaya likidite vermiş, 

geri  sattığında  ise  piyasadan  likidite  çekmiş  olur.  Bu  yolla  piyasadaki  para  miktarını 




Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 5 


 

etkileyerek  talep  üzerinde  oluşan  baskıları  denetleyebilmekte  ve  enflasyonist  ya  da 

deflasyonist gidişe müdahale edebilmektedir. 

 

(3) Karşılıklar politikası 

Bankalar topladıkları mevduatın ve diğer kaynaklarının merkez bankası tarafından belirlenen 

oranda  belirli  bir  miktarını,  ileride  karşılaşabilecekleri  zorluklarda  talep  edip  kullanabilmek 

için  merkez  bankasına  yatırmak  zorundadırlar.  Buna  zorunlu  karşılıklar,  bunun  miktarını 

belirlemeye yarayan orana da karşılık oranı adı veriliyor. Merkez bankasının, karşılık oranını 

artırıp azaltarak bankaların açabileceği kredi miktarını ve maliyetini etkilemesi eylemine de 

karşılıklar  politikası  adı  veriliyor.  Merkez  bankaları,  bankalardan  aldıkları  bu  karşılıklar  için 

belirli bir faiz ödeyebilecekleri gibi herhangi bir ödeme yapmayabiliyorlar. 

 

Eğer bir ülkede para ikamesi (yani yabancı paraların da yerli para ile birlikte kullanımı ya da 



banka hesaplarında bulunması) yaygınsa merkez bankaları bu mevduatın karşılığını yerli para 

ile  isteyebileceği  gibi  yabancı  para  cinsinden  de  isteyebilir.  Hatta  yerli  para  cinsinden 

karşılıkların bir bölümü ya da tamamı için karşılıkları yabancı para cinsinden ödeme opsiyonu 

tanıyabilir. 

 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) uyguladığı zorunlu karşılık oranları vadeye ve 



mevduat cinsine göre değişiklik göstermekle birlikte vadesiz mevduat ve 6 aya kadar vadeli 

mevduat için uygulanan oran hem TL hem de yabancı para için yüzde 11 olarak belirlenmiş 

bulunuyor. Demek ki bir banka örneğin bir ay vadeli 100 TL için 11 TL, 100 USD için 11 USD ve 

100 Euro için 11 Euro zorunlu karşılık ayırıp bunu TCMB’ye yatırmak zorundadır. 

 

Rezerv opsiyon mekanizması (ROM) ve rezerv opsiyon katsayısı (ROK) 

TCMB,  bankaların  TL  olarak  yatırmak  zorunda  oldukları  zorunlu  karşılıkların  bir  bölümünü 

(bugün  itibariyle  %  60’ına  kadarki  bölümünü)  döviz  ya  da  altın  cinsinden  yatırmalarına  izin 

veriyor. Bu, bankalar için bir zorunluluk değil bir opsiyon yani bir alternatif. Bu uygulamaya 

rezerv opsiyon mekanizması deniyor. Örneğin bir ay vadeli 91 TL mevduat alan bir banka bu 

paranın karşılığında TCMB’ye isterse (91 x 0,11=) 10 TL ya da isterse bunun 4 TL’lik bölümünü 

TL  ve  kalan  6  TL’lik  bölümünü  USD  veya  Euro  olarak  yatırabiliyor.  Bu  kalan  6  TL’lik  (ya  da 

yüzde 60’lık) bölüm için TCMB, bankalara yukarıda değindiğimiz alternatifi kullanma hakkını 




Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 6 


 

veriyor.  Bu  uygulamayı  seçen  bankalar  yatıracakları  döviz  tutarını  hesaplarken  Rezerv 

Opsiyon Katsayısını (ROK) uyguluyorlar. 

    


Diyelim  ki  91  TL  mevduat  alan  ve  TCMB’ye  (91  x  0,11  =)  10  TL  zorunlu  karşılık  yatırmak 

zorunda  olan  bir  banka  bunun  yüzde  40’ı  olan  4  TL’yi  TL  olarak  ve  kalan  6  TL’yi  de  Dolar 

olarak yatırmaya karar vermiş olsun. Bu durumda dolar için şöyle bir tablo yapabiliriz:  

 

 



 

Bu  banka  aldığı  91  TL  mevduatın  zorunlu  karşılık  tutarının  tamamını  TCMB’ye  TL  olarak 

yatırsaydı  10  TL  yatırması  gerekecekti.  Bu  bankanın  Dolar  üzerinden  ROK  uygulamasına 

girdiğini düşünürsek bu durumda 10 TL karşılık miktarının 4 TL’sini TL olarak kalan 6 TL’sini de 

dolar olarak yatıracak demektir. Eğer 6 TL karşılığında bire bir dolar yatırması sistemi kabul 

edilseydi  1,8’lik  dolar  kuruyla  3,33  dolar  yatırması  gerekecekti.  Oysa  ROK  uygulamasında 

yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi 5,50 dolar yatırması gerekmektedir. Bu durumda 10 TL’lik 

karşılık ((4 TL) + (5,50 Dolar x 1,8)) 13,9 TL’ye gelmektedir.    

 

ROK uygulamasının sonuçları ve yararları 

Bankaların  TL  mevduatı  için  TCMB’ye  yatırmak  zorunda  oldukları  zorunlu  karşılıkların  bir 

bölümünü  yabancı  para  veya  altınla  ödemelerine  izin  verilmesi  bankalar  açısından  TL 

likiditesini artırmış oluyor. Günlük işlemlerini ağırlıklı olarak TL ile yapan bankalar açısından 

TL  fonlama  maliyeti  de  düşmüş  oluyor.  Bu  uygulamanın  bankaların  dışarıdan  daha  ucuza 

yabancı para borçlanmalarını teşvik etmesi gibi bir etkisi de söz konusu oluyor. 

 



Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 7 


 

Bu uygulamanın TCMB açısından yararı ise başlıca iki noktada toplanıyor: (1) TCMB bu yolla 

döviz  rezervlerini  artırmış  oluyor.  (2)  Bankaların  getirdiği  dövizlerin  TCMB’de  toplanması 

sonucu para ikamesinin etkisi düşürülmüş oluyor. 

 

Diğer Yararları 

 

Kısa vadeli sermaye akımlarının yaratabileceği oynaklığı azaltmaktadır. 



 

TCMB brüt döviz rezervlerini güçlendirmektedir. 

 

Bankalara likidite yönetimlerinde esneklik sağlamaktadır. 



 

Kredilerin sermaye hareketlerine olan duyarlılığını azaltmaktadır. 

 

Her bankaya kendi likidite optimizasyonunu yapabilme olanağı sağlamaktadır. 



 

Diğer politika araçlarına duyulan ihtiyacı azaltmaktadır. 

 

Bazı Terimler: 

Ankes 

Bankaların  mevduat  çekilişi  veya  günlük  işlemlere  ilişkin  ödemelerini  karşılayabilmeleri 

amacıyla  kasalarında  hazır  bulundurdukları  paraya  ankes  denir.  Bunun  miktarı  ve  şekli  bir 

zorunluluğa  değil  bankaların  kendi  karar  ve  uygulamalarına  bağlıdır.  Bankalar  gün  sonunda 

bu değerleri genellikle TCMB’ye gecelik olarak borç verirler. 

 

Disponibilite 

Merkez Bankası’nın bankaların kabul ettiği mevduata karşılık kasalarında tutulmasını zorunlu 

kıldığı parasal karşılıklardır. Ankes zorunlu olmadığı halde disponibilite zorunludur. 

 

Munzam Karşılık 

Merkez  bankasının  disponibiliteye  ek  olarak  bankaların  kaynaklarından  kendisine 

yatırmalarını zorunlu kıldığı miktardır. 

 

Zorunlu Karşılıklar 

Merkez  bankasının  kabul  ettikleri  mevduat  karşılığında  bankaların  kendisinde  tutulmasını 

zorunlu kıldığı miktarlardır. 

 

Türkiye’de Bugün Geçerli Olan Uygulama 



Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 8 


 

Serbest karşılıklar anlamına gelen ankes uygulaması sürmektedir. 

Eskiden  Türkiye  uygulamasında  Disponibilite  +  Munzam  Karşılıklar  uygulaması  söz 

konusuydu.  Günümüzde  disponibilite  ve  munzam  karşılıklar  kalkmış,  yerini  bankaların 

TCMB’ye yatırmak zorunda oldukları zorunlu karşılıklar (ya da kısaca karşılıklar) almıştır 

 

 



(4)  Faiz  politikası: Merkez  Bankası’nın  bankalarla  para  alış  verişinde  uyguladığı  faizleri 

değiştirerek piyasa faizlerini etkilemeyi hedeflemesine faiz politikası deniyor. 

 

TCMB’nin çeşitli işlemleri için uyguladığı farklı faiz oranları söz konusu. Bunları sıralayayım: 



 

Bir hafta vadeli repo işlemlerine uygulanan faiz (politika faizi): TCMB, 1 hafta vade ile repo 

ihalesi açıyor, bankalar ellerindeki tahvil ve bonoları TCMB’ye verip karşılığında para alıyorlar 

ve vade sonunda parayı iade edip kağıtlarını geri alıyorlar. TCMB bu araçla banka ve finans 

kurumlarının  piyasada uyguladığı faiz  oranlarını, bankalardan  alınan kredilerin miktarını, 

hisse  senedi  ve  döviz  gibi  varlıkların  fiyatlarını  etkileyebiliyor.  Bu  işleme  uygulanan  faiz 

oranı yıllık % 7,5. 

 

Gecelik işlemlerde uygulanan faiz (gecelik faiz, fonlama faizi ya da koridor faizi):  TCMB’nin, 

hesaplarını kapatabilmek için gecelik olarak borç almak ya da ellerinde kalan paraları gecelik 

olarak  borç  vermek  isteyen  bankalara  uyguladığı  faize  bu  adlar  veriliyor.  TCMB,  bu  yolla 

ikincil piyasada oluşan kısa vadeli faiz oranlarını, döviz kurlarını ve kredilerin büyüme hızını 

etkileyebiliyor. TCMB’nin gecelik borç almada uyguladığı faiz oranı yıllık % 7.25, gecelik borç 

vermede uyguladığı faiz oranı yıllık yüzde 10.     

 

Geç  likidite  penceresi  faizi:  Hesaplarını  kapatmak  ya  da  ellerinde  bulunan  parayı  borç 

vermek  için  son  ana  kadar  bekleyen  bankalara  uygulanan  caydırıcı  faiz  oranlarını  kapsayan 

bir uygulamadır. Bu uygulamada saat 16.00 ile 17.00 arasında TCMB’ye gecelik borç vermek 

isteyenlere  yıllık  %  0,  gecelik  olarak  TCMB’den  borç  almak  isteyenlere  yıllık  %  11.50  faiz 

uygulanıyor. 

 



Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 9 


 

TCMB’nin  bu faiz oranlarında yapacağı değişiklikler bankaların fonlama maliyetleri üzerinde 

etki yapıyor ve sonuçta piyasa faizlerini etkiliyor. Gecelik fonlama faizi tavanının düşürülmesi 

bankaların daha ucuza fon bulmasına yol açtığı için onların maliyetinin düşmesine yol açıyor. 

Bu durumda da bankaların kredi faizlerini düşürmesi bekleniyor. Bununla birlikte Türkiye’de 

mevduatın ortalama vadesiyle kredinin ortalama vadesi arasında krediler lehine yaklaşık on 

kat  fark  olması  kaynak  maliyetindeki  düşüşün  kolayca  kredi  faizlerine  yansımasını 

sağlayamıyor.  

 

(5)  Kur  politikası: Merkez  Bankası’nın  TL’nin  dış  değerini  ayarlamaya  yönelik  olarak  bir 

müdahalesi  söz  konusuysa  kur  politikasından  söz  edilebilir.  Bu  tür  müdahaleler  daha  çok 

kurlarda yüksek oranlı dalgalanmalar ortaya çıktığı zaman gündeme geliyor. 

 

TCMB,  geçmiş  uygulamalarında  bu  tür  kur  dalgalanmalarında  piyasaya  döviz  satarak  ya  da 



piyasadan  döviz  alımı  yaparak  kura  müdahale  yoluna  gitmiştir.  Günümüzde  karşılıklar 

politikasında ROK uygulaması yaparak döviz likiditesini düzenlemeyi tercih ediyor. 

 

(6)  Para  basma: Merkez  Bankası’nın  piyasadaki  likiditeyi  artırarak  sorunları  çözmeye 

yönelmesi halinde piyasaya yeni para sürmesi eylemini bir politika gibi kullanması söz konusu 

olabilir. 

 

(7) Niceliksel gevşeme: Ekonominin yaygın uygulama alanı bulmuş para politikası araçlarıyla 

canlandırılmasının  mümkün  olmadığı  hallerde  uygulanan  bir  para  politikası  aracıdır.  Bu 

politika  çerçevesinde  merkez  bankaları,  bankaların  ve  diğer  kurumların  ellerinde  bulunan 

finansal varlıkları (tahvil, bono, varlığa dayalı menkul kıymet vb) satın alarak karşılığında bu 

bankalara  ve  kurumlara  para  verirler.  Böylece  ekonomiye  karşılığı  ve  limiti  teorik  olarak 

belirli  bir  miktar  yeni  para  enjekte  edilmiş  olur.  Küresel  kriz  boyunca  ABD  Merkez  Bankası 

Fed, Avrupa Merkez Bankası AMB ve İngiltere Merkez Bankası BOE tarafından uygulanmış bir 

politikadır. 

 

Bunun para basmaktan tek farkı limitinin ve tahvil,  bono gibi bir karşılığının olmasıdır. Para 



basmanın bir limiti olmadığı gibi karşılığında verilen bir menkul kıymet de bulunmamaktadır. 

Dolayısıyla  niceliksel  gevşemenin  para  basmaya  göre  daha  az  enflasyonist  etki  yaratması 




Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 10 

 

beklenir.  Niceliksel  gevşemenin  APİ’den  farkı  yine  belirli  bir  süre  ya  da  limitle  bu  işin 



yapılacağının bilinmesidir. 

 

Niceliksel Genişleme Politikası Nedir, Nasıl Uygulanır? 

Niceliksel  genişleme,  geleneksel  para  politikaları  ekonomiyi  canlandırmakta  yetersiz  veya  

etkisiz  kaldığında  merkez  bankaları  tarafından  uygulanan  bir  politikadır.  Ekonomide 

durgunluk  riskinin  arttığı  dönemlerde  merkez  bankaları  ekonomiyi  canlandırmak  için  faiz 

oranlarını  indirir  ve  bu  şekilde  bankaların  hanehalkları  ve  firmalara  daha  fazla  kredi 

vermelerini  sağlar.  Para  politikası  ile  faiz  düzeyi  indirilerek  ekonomi  dolaylı  olarak 

canlandırılmaya çalışılır. 

 

Ancak özellikle ekonomide belirsizliklerin ve risklerin arttığı dönemlerde merkez bankalarının 



faiz  indirmesi  iktisadi  faaliyetin  hızlanmasını  sağlayamamaktadır.  Diğer  bir  ifadeyle,  merkez 

bankaları faizleri ne kadar indirirse indirsin faizler firmaları yatırım yapmaya, hanehalklarını 

harcama  yapmaya  teşvik  edecek  seviyeye  gelmemektedir.  Böyle  bir  durumda  merkez 

bankaları,  bankaların  ve  diğer  kurumların  (sigorta  şirketleri,  bireysel  emeklilik  şirketleri, 

finansal  olmayan  firmalar  vb.)ellerinde  bulunan  finansal  varlıklarını  (tahvil,  bono,  varlığa 

dayalı  menkul  kıymet  vb.)  satın  alıp  bu  banka  ve  kurumlara  likitide  sağlayarak  niceliksel 

genişleme politikası uygulayabilmektedir. 

 

 



 

 

 



 

 

 



 

 

 



 


Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 11 

 

Niceliksel 

Genişlemenin 

Ekonominin 

Canlanmasını 

Hangi 

Yollarla 

Sağlaması 

Beklenmektedir? 

 

Nicelik genişlemenin ekonomik canlanmayı üç yolla sağlaması beklenir: 

1.  Merkez  bankalarının  finansal  varlık  alımları  ile  birlikte  bu  varlıklara  talebin  artması  söz 

konusu varlıkların fiyatlarını artırır, getirilerini ise düşürür. Örneğin bir devlet tahvili niceliksel 

genişlemeden önce yüzde 3 net getiri sağlarken merkez bankasının alımlarından sonra yüzde 

1 net getiri sağlar. Fiyatı artan ve getirisi düşen finansal varlıklar yatırımcılar için cazibesini 

yitirir. 

Bankalar ve kuruluşlar finansal varlık almak yerine hane halkları ve firmalara kredi verirler. 

 

2.  Niceliksel  genişleme  ile  birlikte  merkez  bankalarına  varlık  satanlar  fonlarını  ticari 



bankalardaki  mevduat  hesaplarına  yatırırlar  ve  ticari  bankaların  kaynakları  artar.  Ticari 

bankaların hanehalkları ve firmalara kredi verme imkânları artar. 

 

3.  Varlık  fiyatlarının  artması  hane  haklarınınve  firmaların  sahip  oldukları  varlıkları  teminat 



olarak gösterip kredi kullanım imkânlarını artırır (servet etkisi).  

 

Sonuç  olarak,  hanehalkları  daha  çok  harcar,  firmalar  daha  çok  yatırım  yapar  ve  ekonomik 



büyüme sağlanmış olur. 

 

Niceliksel Genişleme Enflasyon Riski Yaratır mı? 

Merkez  bankalarının  uyguladığı  niceliksel  genişleme  politikasının  temel  amacı  fiyatların 

düştüğü  ve  ekonomik  durgunluğun  bir  arada  yaşandığı  durumu  tanımlayan  “deflasyon”la 

mücadele  etmektir.  Buna  karşılık  niceliksel  genişlemede  merkez  bankalarının  deflasyonla 

mücadele  etmek  için  piyasaya  likidite  sağlaması  enflasyon  riskini  artırmaktadır.  Niceliksel 

genişleme,  yeni  uygulanan  bir  politika  olması  ve  tüm  ekonomiler  üzerindeki  etkilerini 

değerlendirmek için yeterince zaman geçmemiş olması nedeniyle olası sonuçları bakımından 

tartışmalı bir politika olarak değerlendirilmektedir.

 

 



(8)  Açık  sözlülük  politikası: Merkez  Bankası’nın  ileride  yapacaklarını  açıklayıp  beklentileri 

etkileyerek para politikasına yön vermesi hali olarak tanımlanabilir.  




Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 12 

 

 

Fed Tahvil Alımının Kısa Vadeli Avanstan Ne Farkı Var? 



 

ABD’nin uyguladığı niceliksel gevşeme (QE) çerçevesindeki tahvil alım programı gerçekte bir 

para politikası aracı mı yoksa maliye politikası aracı mı? Bunu aydınlatmamız gerekiyor. 

 

Fed,  uygulamaya  koyduğu  QE  çerçevesinde  her  ay  belirli  bir  miktarda  Devlet  Tahvili  alımı 



yapıyor ve karşılığında piyasaya para vermiş oluyor. Başlangıçta aylık olarak 85 milyar dolarlık 

alımın 45 milyar dolarlık bölümü tahvildi (kalanı ise mortgage kağıdıydı.)  

Fed, bu alımları her yeni Açık Piyasa Operasyonları Komitesi (FOMC) toplantısında 10 milyar 

dolar  azaltmaya  başladı.  Beklentilere  göre  Ekim  ayındaki  FOMC  toplantısında  alımlara  son 

verilecek.  

 

Bankalar  ellerindeki  Devlet  tahvillerinden  bir  bölümünü  Fed’e  satarak  karşılığında  para 



alıyorlar. Yani biraz geniş bir perspektiften bakarsak sistem şöyle işliyor: 

      


 

Bankalar,  Hazine’den  parasını  ödeyerek  satın  aldıkları  tahvilleri,  QE  tahvil  alım  programı 

çerçevesinde Fed’e veriyor ve Fed’de karşılığı parayı bankalara ödüyor. 

 

Bizde bir zamanlar geçerli olan kısa vadeli avans; Hazine’nin Merkez Bankası’ndan belirli bir 



miktara  (bütçe  ödeneklerinin  yüzde  15’ine)  kadar  doğrudan  borçlanmasında  uygulanan 

sistemin adıydı ve şöyle işliyordu:  

 

           




Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 13 

 

                       



Bu iki uygulama arasında bazı farklar var:  

(1) Kısa vadeli avans uygulamasında Hazine, bütçe açığını kapatmak için TCMB’den doğrudan 

borçlanıyordu, QE uygulamasında  ise Hazine’nin  bankalara sattığı tahvilleri Fed satın alarak 

Hazine’ye dolaylı finansman sağlamış oluyor.  

(2)  Kısa  vadeli  avans  kaldırılmadan  önce  süresiz  bir  borçlanma  aracı  haline  gelmişti.  Yani 

Hazine  her  yıl  artan  bütçe  ödenekleri  nedeniyle  aldığı  borcu  yılsonunda  iade  etmek  yerine 

yeni  bütçede  artan  ödenekler  ile  eski  bütçedeki  ödenekler  arasında  doğan  farkı  alıyor  ve 

borcu  artırıyordu.  Fed’in  tahvil  alımı  ise  bu  yılın  Ekim  ayında  sona  erecek.  Yani  süreli  bir 

uygulama.  

(3)  Kısa  vadeli  avans,  cari  yılın  bütçe  ödeneklerinin  yüzde  15’i  ile  sınırlıydı.  Fed’in  tahvil 

alımları ise başlangıçta aylık 85 milyar dolar olarak belirlendi ve geçen sonbaharda başlatılan 

10’ar milyar dolarlık azaltma programı ile Ekim ayında sıfırlanmış olacak.   

 

Bu  üç  fark  dışında  iki  uygulama  özü  itibariyle  birbirine  çok  benziyor.  Fed  uygulamasında 



arada bankalar varken, kısa vadeli avans uygulamasında Hazine ile Merkez Bankası doğrudan 

muhatap  oluyordu.  Eğer  Fed  uygulamasında  bankalar  aradan  çıkarılsa  ve  Fed,  Hazine’ye 

doğrudan kredi açsa uygulamalar bire bir aynı olacak. 

 

Küresel  kriz,  gerek  para  gerekse  maliye  politikası  aracı  olarak  geçmişte  yapılmış 



uygulamaların adlarını ve görünümünü değiştirerek yeniden uygulamaya sokmuş bulunuyor. 

Hatta  bazen  para  politikası  gibi  görünen  uygulamalar  aslında  bütçeyi  para  basarak  finanse 

etmeye  yani  bir  çeşit  para  ve  maliye  politikası  karmasına  dönüşmüş  bulunuyor.   Bunun  bir 

örneği  de  Fed,  İngiltere  Merkez  Bankası  ve  Japonya  Merkez  Bankası  tarafından  uygulanan 

tahvil alım programı. 

 

 



 

 



Dr. Süleyman BOLAT 

Sayfa 14 

 

1- FOMC NEDİR?  

FOMC (The Federal Open Market Commitee), ABD Federal Rezerv Açık Piyasa İşlemleri Komitesi'dir. 

Federal Rezerv Sistemi'nin para politikalarını oluşturan en önemli bölümüdür. FOMC'yi, Guvernörler 

Kulübü'nün  7  üyesi  ve  5  FED  Bankası  başkanı  oluşturur.  New  York  FED  Bankası  başkanı  toplantıya 

sürekli  katılırken,  diğer  FED  Bankası  Başkanları  rotasyon  usulüyle  her  yılbaşında  değişerek  görev 

yaparlar.  FOMC,  ekonomik  büyüme  oluşturan,  fiyat  istikrarı  sağlayan,  uluslararası  ticaret  ve 

ödemelerin  kabul  edilebilir  bir  düzeyde  olmasını  destekleyen  bir  politikanın  oluşturulmasından 

sorumludur.  FOMC,  ABD  devlet  ve  federal  kurumlarının  menkul  kıymetlerinin  alım  ve  satımının 

gerçekleştirildiği açık piyasa işlemlerinde temel kararları alır. Böylece mevduat kurumlarının rezervi 

etkilenerek,  ABD  ekonomisinde  paranın  maliyeti  ve  kullanılabilirliği  belirlenir.  FOMC'nin  istihdamı 

artırmak,  enflasyonu  ve  makroekonomik  denge  unsurlarını  kabul  edilebilir  bir  düzeyde  tutmak  ve 

ekonomik büyümeyi sağlayıcı tedbirler almak gibi oldukça önemli görevleri vardır. 

 

2- FOMC Toplantı Kayıtları neden önemlidir?  

Toplantı  kayıtlarında;  FED  toplantıları  kararlarının  ardındaki  sebepler,  FOMC  üyelerinin 

makroekonomik  görünüme  ilişkin  bakış  açıları,  ekonomik  tedbirlerin  ve  faiz  kararlarının  yürürlükte 

kalma  süresi  ve  gelecek  dönemlere  yönelik  tahminler  yer  almaktadır.  Yatırımcılar,  FED'in  para 

politikalarında oluşabilecek değişiklikler için bu uzun metin içinde ipuçları ararlar. 

 

3- YENİ FED YÖNETİMİ  

Dünya  finans  piyasalarının  önde  gelen  kuruluşlarından  Amerikan  Merkez  Bankası’na  (FED)  artık  bir 

kadın  başkanlık  edecektir.  Merkez  Bankası,  anapara  birimi  Dolar’ın  faizini  belirleyerek  piyasaların 

yararlanabileceği  para  miktarının  sınırlarını  çizmektedir.  FED  başkanlığı,  son  derece  güçlü  ve  bir  o 

kadar da sorumluluk isteyen bir makamdır. Yaklaşık yüz yıllık bir geçmişi olan FED’in başkanlığına ilk 

kez  bir  kadın,  iktisatçı  Janet  Yellen  getirilmiştir.  Deutsche  Welle'nin  haberine  göre,  Almanya 

Başbakanı  Angela  Merkel  ve  Uluslararası  Para  Fonu  Başkanı  Christine  Lagarde’den  sonra  FED 

başkanlığına  da  Yellen’in  getirilmesiyle,  dünya  finans  piyasasının  üç  kadına  emanet  edildiği  ifade 

edilmektedir. Uzmanlara göre teşhis doğru olmakla birlikte çok fazla da önemli değildir. Çünkü para 

politikalarında  değişiklik  beklenmemektedir.  Janet  Yellen,  zaten  üç  yıldır  FED  Başkanı  Ben 

Bernanke’nin yardımcılığını yapmakta idi. Finans dünyasının sözlüğünde, işsizlikle mücadeleye büyük 

önem  atfedenler  “güvercin”  olarak  adlandırılmaktadır.  “Şahinler”  ise  bütün  dikkatini  enflasyonla 

mücadeleye  vermektedir.  Bu  tanımlamaların  cinsiyetle  ilgisi  yoktur.  Çünkü  Ben  Bernanke  de 



“güvercinler” arasında yer almaktadır. 

 



Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə