Sallustius'tan iKİ SÖylev



Yüklə 59,84 Kb.

tarix05.12.2017
ölçüsü59,84 Kb.


SALLUSTIUS'TAN İKİ SÖYLEV 

Güngör  Ö N E R 

Gaius Sallustius Crispus I. Ö. 87 ya da 86 yılında bir Sabin kenti olan 

Amiternum'da doğmuştur. Varlıklı ve özgür bir halk sınıfı ailesindendir. 

Ataları, ana-babası tanınmış kimseler olmasa gerek; ancak, paralı oldukları 

için, çocuklarına olasılıkla Roma'da sağlam bir öğrenim yaptırmışlardır. Sal­

lustius felsefeye ilgi göstermiş, Roma'da Nigidius Figulus'un büyücülüğe yer 

veren Pythagorasçı çevresine girmiştir. Kendi sözlerine göre, küçük yaşta tari­

he eğilim duymuş, ama zamanının gençliğine uyarak kamu işlerine atılmıştır; 

bu sırada tutkusu olan, denemesi olmayan genç bir taşralıdır, ün kazanmayı 

kendine ülkü edinmiştir. 55 ya da 54 yılında 'quaestor' (devlet hazinesine 

bakan yüksek görevli), 52 yılında'tribunus plebis' (halk temsilcisi) olmuştur. 

T a m da Roma'nın büyük kaynaşmalar içinde olduğu bir sıradır. Halk par­

tisi ile soylular partisi arasında çekişme vardır. Soyluların desteklediği T. An-

nius Milo halkçı P. Clodius Pulcher'i öldürmüştür. Bu olayda Cicero Milo'-

nun savunucusudur, Sallustius Clodius'u tutmakta, Milo'yu suçlamaktadır. 

Bu dönemde Sallustius hakkında birçok dedikodular çıkarılmıştır. En 

yaygını Milo'nun karısı Fausta ile suçüstü yakalanıp dayak yemesidir. 

Roma'da politikaya böyle söylentiler hep karıştırılır. Bu çekiştirme de 

bu türden olabilir. Sallustius 50 yılında Suriye'ye Bibulus'un önder ve­

kili olarak gitmiştir. İşte bu sırada iki 'censor'un (ahlâk denetimcisi) rapo­

ru ile, ahlâksızlıktan ötürü senatodan atılmıştır. Bunun üzerine I. Ö. 49 

yılında, iç savaş patlak verdiğinde, Pompeius'a karşı Caesar'ın yanında 

yer almış, birçok askerî harekâta katılmıştır. Bunlarda başarısızdır, ama 

Caesar'ın ilgisini yitirmemiş, tersine onun desteğiyle ikinci kez 'quaestor', 

ardından da 'praetor' (yargı işlerini yürüten yüksek görevli) olmuştur. 

Caesar'ın verdiği görevleri iyi sonuçlandıramamıştır: Illyria'da iyi bir komu­

tan değildir, Campania'da erlere sözünü geçirememiştir. Sallustius 47 yılının 

sonunda Caesar'ın yanında Afrika'ya gitmiş, 46 yılında praetor olarak Cir-

cina adasına gönderilmiş, düşman depolarını yağmalama işinde epeyce başarı 

kazanmıştır. O zamanki Africa Nova'ya vali olmuş, böylece en önemli görevi 

ni elde etmiştir. 18 aylık yönetimi sırasında oranın halkını ezdiği, vergilerin 

altından kalkamaz duruma getirdiği söylenir. Sallustius buradan 45 yılın­

da paralı olarak dönmüştür. Sonunda aşırtıdan hakkında dâva açılmış, 

Caesar'ın işe el koymasıyla kovuşturma yapılmamıştır. Sallustius, Caesar'ın 

ölümünden sonra yalnız kalınca, kafasındaki düşüncelerle bunların uygu­

lanmasının zıtlığını görüp gençliğinde kapıldığı, onu düş kırıklıklarına uğ­

ratan kamu işlerinden çekilmeye, kendini gene heves duyduğu, yetisi ol­

duğu tarih alanına vermeye karar vermiştir. Kendi kendine kalınca, eski 

Romalıların yaptığı gibi, çiftçilikle, avla uğraşmamıştır; ömrünün geri 




108 

GÜNGÖR ÖNER 

kalan 9-10 yılını mons Quirinalis ile Pincius arasındaki "horti Sallustiani" 

diye anılan bahçelerle çevrili evinde tarih yazmakla geçirmiştir. 

Sallustius Roma'nın başlıca iki önemli olayını ele almıştır. De coniura-

tione Catilinae (Catilina tertibi)'nin konusu İ.Ö. 63 yılında, Cicero'nun kon-

süllüğü sırasında başlatılan, başarısızlıkla sonuçlanan bir ayaklanma olayı­

dır. De bello Iugurthino (Iugurtha savaşı) Romalıların kuzey-batı Afrika halkı 

Numidlerle yaptığı, İ. Ö. 111-105 yıllarında geçen, Roma'nın yengisi ile 

sonuçlanan savaştır. Tarihçinin bir de en önemli yapıtı diye gösterilen Histo-

riae'si vardır. Bunun hepsi beş kitaptır, büyük bir bölümü yitiktir. Günümüze 

topu topu dört söylev ile iki mektup, birkaç da fragment kalmıştır. Sallus­

tius bu yapıtta İ.Ö. 78-67 yıllarının olaylarını anlatır. 

C. Sallustius Crispus Roma tarihçileri arasında zaman sırasına göre 

Caesar'dan sonra gelir. Roma'da tarihçilik konusunda ise genel yargı şudur: 

üç büyük tarihçi vardır: Sallustius, Livius, Tacitus. Değer bakımından Taci-

tus birincidir, onu Sallustius izler. 

Sallustius Yunanlı Thukydides'ten etkilenmiştir. Bu örnekleme öz ve 

biçim bakımındandır. İki tarihçi de siyasal tarih yazmış, olaylar üzerinde 

etkili olan bazı karakterlerin sözlerini, davranışlarını aktarmış, kişilikleri 

bize kendi sözleri, kendi eylemleri ile tanıtmaya çalışmıştır. 

Sallustius'un Catilina tertibi ile Iugurtha savaşı adlı monografilerinde or­

tak noktalar vardır: önsözler, kişilik betimlemeleri, söylevler. Özellikle 

söylevler ilgi çekicidir. Birinci yapıtta Catilina'nın ağzından Sallustius'un 

yazdığı iki söylev vardır. Bunlar erleri etkileyecek, kışkırtacak biçimdedir. 

Catilina Sallustius'un çizgileriyle bedence güçlü, açlığa, soğuğa, uykusuzluğa 

dayanıklı, ruh yapısı bozuk bir insandır: ataktır, kurnazdır, dönektir, her 

şeyi istediği gibi göstermesini, olanı ise gizlemesini bilir. Kahraman yapıtta 

yalnız "kötü  a d a m " olarak değil, bir de "kötülüğünü yayan  a d a m " olarak 

belirir. Cicero'nun tanıttığı Catilina da böyledir; tarihe bu iki yazarın çizgi­

leri ile geçmiştir. Aşağıdaki birinci parça işte bu Catilina'nın taraftarlarına 

yaptığı konuşmanın çevirisidir. 



De bello Iugurthino'da Numidlerle savaşan başlıca iki Romalı önder 

belirir: soylular sınıfından Metellus ile onun yerine geçen, halk sınıfından 

Marius. Sallustius bu iki önderi tanıtırken, tarafsızlığını göstermiş, soylu 

Metellus'a hakkını vermiş, Marius'u iyi, kötü yanlarıyla anlatmıştır. Çeviri­

sini verdiğim ikinci parça Marius'un, konsül seçildikten sonra, yurttaşlara 

seslenişidir. Söylev olarak çok değerlidir. 

I. 

Catilina yukarıda adlarını saydığım kimseleri toplanmış görünce, 



bunlarla teker teker birçok kere uzun uzun konuşmuş olduğu halde, hepsine 

birden seslenmenin, hepsini birden yüreklendirmenin yararlı olacağını 

düşünerek onları evin gizli bir köşesine çekti, orada bütün tanıkların gö­

zünden uzakta, şöyle bir söylev verdi: 




SALLUSTIUS'TAN İKİ SÖYLEV 

109 


Değerinizi, bağlılığınızı iyi bilmeseydim, bu elverişli durum hiç­

bir işe yaramayacaktı. Boşu boşuna büyük umutlar besleyecektik, 

yetki boşu boşuna elimizde olacaktı, ben de yüreksiz, düşüncesiz 

kişilerin desteğiyle sağlam olanı bırakıp sağlam olmayanın ardından 

koşmayacaktım. Birçok ağır koşullar içinde sizi güçlü, kendime bağlı 

gördüğüm için, benliğimde en büyük, en güzel işe girişmek yürekliliği uyan­

dı, çünkü benim için iyi olanın sizin için de iyi, benim için kötü olanın sizin 

için de kötü olduğunu anladım: ancak kişilerin istek duyduğu ve istek 

duymadığı şeylerin özdeş olması sağlam dostluktur. Kafamda tasarladık­

larımı bugüne dek ayrı ayrı hepiniz benden dinlediniz. Fakat biz kendimiz 

özgürlüğümüzü kazanmazsak, yaşam koşulumuzun ne olacağını düşündükçe, 

her gün daha çok çileden çıkıyorum. Çünkü devlet birkaç güçlünün mutlak 

egemenliği altına girdiğinden beri, krallar ve prensler haraçlarını onlara 

verirler, topluluklar, uluslar vergilerini onlara öderler; bütün geri kalan 

bizler, çalışkan, iyi, soylu olan, soylu olmayan hepimiz, gerçek halk yöne­

timi olsa, karşımızda titreyecek kimselere bağlı, etkisiz, yetkisiz halk yığını­

yız. Bundan dolayı bütün etki, güç, onur, para onlarda ya da onların iste­

diği kimselerde; bize ise dâvaları

1

, başarısızlıkları



2

, mahkûmiyetleri, yoksul­

luğu bıraktılar. Daha ne kadar buna dayanacaksınız, yiğitler? Başkasının 

kendini bilmezliğinin oyuncağı olarak zavallı ve onursuz bir yaşamı utanç 

verici bir biçimde yitirmektense, yiğitçe ölmek yeğ değil mi? Fakat gerçekte, 

tanrıları ve insanları tanık gösteririm ki, utku bizim elimizdedir, genciz 

yürekliyiz, karşımızdakilerin ise yıllarla ve paraları yüzünden her şeyleri 

eskiyip gitmiş. Gerekli olan girişimdir, arkası kendiliğinden gelecektir. Erkek 

yaratılmış hangi ölümlü onların denizi yapılarla doldurmaya, dağları düz-

letmeye dökecek kadar paraya boğulmalarına, bizim ise geçimimizi bile 

sağlayacak paramızın olmamasına katlanabilir? Bizim hiçbir yerde aile 

ocağımız yokken, onların boyuna çifter çifter ya da daha çok evler dizmesine 

hangi erkek yaratılışlı kimse dayanabilir? Tablolar, resimler, işlemeli vazo­

lar satın alıyorlar, yeni evleri yıkıp başkalarını yapıyorlar, sonra her türlü 

biçimde para saçıyorlar, gene de sonu gelmeyen tutkularıyla bile paralarını 

tüketemiyorlar. Bize gelince, evde sıkıntı, dışarıda borç, bugünümüz kötü, 

yarınımız çok daha çetin: peki, zavallı canımızdan başka neyimiz kalıyor ki? 

Öyleyse ne diye uyuşukluktan silkinmiyorsunuz? işte, o hep isteğini 

duyduğunuz özgürlük, para, onur, ün gözlerinizin önünde; talih bunları 

yenenlerin karşısına ödül olarak koydu. Benim sözlerimden çok koşullar, 

zaman, tehlike, yoksulluk, yağmadan kazanılanların göz kamaştırıcılığı sizi 

teşvik ediyor, İster önder ister er sayın beni: tenimle de tinimle de sizin 

yanınızda olacağım. Aldanmıyorsam, siz de efendi olmak yerine kul olmaya 

hazır değilseniz, umuyorum ki, konsül olarak sizinle birlikte işte bu sorun­

larla uğraşacağım. 

De coniuratione Catilinae, XX. (Salluste, Catilina Jugurtha Fragmets des 

Histoires, texte etabli et traduit par A. Ernout, Les Belles Lettres, Paris, 1964.) 



110 

GÜNGÖR ÖNER 

I . Catilina güçlü olanın bir dâvası olsa bile ona yasaların uygulan­

madığı kanısındadır. 

2 . Başarısızlık halkçıların yüksek mevkilere getirilmelerine engel 

olunmasıdır, örneğin Catilina konsüllüğe adaylığını koyamamıştır. Bunun 

nedeni ise Catilina'nın zimmetine para geçirmekle suçlanmasıdır. 

I I . 


Romalı yurttaşlar, ben çok kimsenin yetkiyi sizden ne türlü istediğini, 

elde ettikten sonra da, ne türlü kullandığını bilirim: ilkin çalışkandırlar, 

önünüzde eğilirler, ölçüyü bilirler, sonra günlerini gevşeklik ve kendini 

beğenmişlik içinde geçirirler. Ben bunun tam tersi görüşteyim: çünkü dev­

letin bütünü konsüllükten ya da praetor'luktan daha değerli olduğuna göre, 

devletin, buna erişmek için gösterilen özenden daha büyük bir özenle yönetil­

mesi gerekir. Son derece büyük teveccühünüzle üzerime ne denli büyük bir 

görev aldığımı bilmiyor değilim. Savaşa hazırlanmak, bir yandan da hazi­

neyi korumak, incitmek istemediklerine askerlik yaptırmak, içte ve dışta 

her şeye göz kulak olmak, üstelik bunları kıskanç, entrikacı, muhalif kimseler 

arasında yürütmek, Romalı yurttaşlar, sanıldığından daha çetindir. Bir de, 

başkaları bir hata işlediklerinde, eski soylulukları, atalarının güçlü savaş 

başarıları, hısımlarının, akrabalarının nüfuzu, birçok korunakları, bunların 

hepsi onların destek olarak arkasındadır: benim bütün umudum kendim-

dedir, bu umutların güvencesi ancak kendi değerim ve yaşamımın temizliği 

olacaktır; çünkü başka şeyden bana hayır yok. Görüyorum ki, Romalı 

yurttaşlar, benim eylemlerim devlete yararlı olduğundan, herkesin gözü 

bana çevrilmiştir, doğru ve iyi kişiler benden yanadır, soylular saldırma fır­

satı kollamaktadırlar. Bu nedenle bir kat daha çaba göstermeliyim ki, siz 

onların eline düşmeyesiniz, onların da emekleri boşa gitsin. Çocukluğumdan 

bu yaşıma dek öyle yaşadım ki, her türlü işe, her türlü tehlikeye alışmış 

bulunuyorum. Sizin beni desteklemenizden önce, karşılık görmeden yaptık­

larımı, karşılığını gördükten sonra, bırakmak usumdan geçmez, Romalı 

yurttaşlar. Oy toplamak için kendilerini dürüst gösterenlerin iktidarda öl­

çülü davranması güçtür. Bütün ömrünü erdem içinde geçirmiş olan benim 

için iyilik yapmak alışkanlık olmaktan çıkıp huy olmuştur. 

Benim Iugurtha ile savaşmamı buyurdunuz, bunu soylular hiç hoş 

karşılamadılar. Düşünün bir kere, böyle yapacak yerde bu ya da böyle 

başka bir işe soyluların içinden soyu-sopu eski, birçok maskeleri olan, ama 

hiç askerlik yapmamış birini göndermeniz daha iyi midir, değil midir; 

böyle bir insan bu denli büyük bir işte hiçbir şey bilmediği için, çırpınsın, 

eli ayağı dolaşsın, kendi işinde danışman olarak halktan birini seçsin baka­

lım. Sizin önder olmasını istediğiniz kimsenin önder diye bir başkasını ara­

ması çok olur. Fakat ben biliyorum ki, ey Romalı yurttaşlar, konsül olduk­

tan sonra, hem atalarının eylemlerini hem Yunanlıların askerlik kurallarını 

okumaya başlamış kimseler vardır, işe tersinden başlayan adamlar bunlar; 




SALLUSTIUS'TAN İKİ SÖYLEV 

111 


çünkü bir görevi yapmak göreve seçilmekten zamanca daha sonradır, ama 

gerçekte ve uygulamada daha öncedir. Karşılaştırın şimdi, Romalı yurttaş­

lar, onların kurumluluklarıyla benim 'yeni adam'lığımı. Onların dinlemeye 

ya da okumaya alışık olduklarının ben bir kısmını gördüm, ötekileri de ken­

dim yaptım; onların yazıdan öğrendiklerini ben askerlik yaparak öğrendim. 

Şimdi siz bir düşünün bakalım, eylemler mi yoksa sözler mi daha değerli­

dir. Benim 'yeni adam'lığımı küçümsüyorlar, ben onların gevşekliğini 

küçümsüyorum; benim yüzüme vurulan talihsizliğim, onların ise ayıpları­

dır. 

Kaldı ki, ben, herkesin bir ve ortak doğuşu vardır, en yürekli olan en 



soyludur diye düşünüyorum. Albinus'un ya da Bestia'nın babalarından 

çocukları olarak beni mi yoksa onları mı seçecekleri sorulabilse, en iyisini 

istemelerinden başka ne karşılık vereceklerini sanırsınız ? Beni hor görmeye 

hakları varsa, atalarına da aynısını yapsınlar, onların soyluluğu da, benimki 

gibi, öz değerleriyle başlamıştır. Mevkiimi kıskanıyorlar: öyleyse çektiğim 

zahmeti, yaşamımın temizliğini, geçirdiğim tehlikeleri de kıskansınlar, çünkü 

o mevkiiyi ben böyle elde ettim. Yalnız, kurumlulukla çürümüş kişiler sizin 

onur mevkiilerinizi küçümsermiş gibi yaşarlarken, öte yandan onurlu bir 

biçimde yaşamışlar gibi bunlara erişmeye çalışırlar. Birbiriyle hiç başdaş-

mayan iki şeyi, tembelliğin zevki ile erdemin ödülünü bir arada bekleyen 

kimseler aldanıyorlar elbette. Sizin önünüzde ya da senatoda söz aldıkları 

zaman, konuşmalarının büyük bölümünde atalarını göklere çıkarırlar: 

onların savaş başarılarını anarak ünlerinin arttığını sanırlar. Durum ise 

bunun tam tersidir. Çünkü onların hayatı ne denli parlaksa, bunların gevşek­

liği o denli utanç vericidir. Gerçek şudur: ataların ünü kendilerinden son­

rakiler için ışık gibidir, onların ne iyiliklerini ne kötülüklerini karanlıkta 

bırakır. Bundan yoksun olduğumu gizlemiyorum, Romalı yurttaşlar, buna 

karşılık çok daha şanlı bir şeyi, kendi eylemlerimi söyleyebilirim ben. Hak­

sızlıklarına bakın şunların şimdi. Başkalarının değerlerinden kendilerine 

çıkardıkları payı benim kendi değerimden çıkarmama izin vermiyorlar, 

herkes bilir ki, bende atalarımın maskesi yok, çünkü soyluluğum yeni benim, 

yalnız, soyluluğu kazanmak miras kalmış soyluluğa leke sürmekten daha 

iyidir. 

Bana karşılık vermek isteseler, onların bol bol iyi düzenlenmiş, sanatlı 

söylevler vereceklerini bilmiyor değilim elbette. Bana bu yüce teveccühü 

gösterdiğiniz şu sırada, her yerde beni ve sizi lekeledikleri için, biri kalkıp 

ölçülülüğümü suçluluğumun itirafı saymasın diye, susmamaya karar verdim. 

Çünkü içten kanıma göre beni hiçbir konuşma yaralayamaz: çünkü doğru 

ise, hakkımda iyi şeyler söyleyecektir, kötü konuşmayı ise hayatım ve ah­

lâkım yalanlayacaktır. Bana en yüksek mevkiiyi, en büyük görevi veren 

sizin kararlarınız suçlandığına göre, bir kere daha düşününüz bakalım, 

acaba bundan pişmanlık duyacak mısınız. Size güven vermek için, atala­

rımın maskelerini, utku törenlerini, konsüllüklerini gözlerinizin önüne sere-



112 

GÜNGÖR ÖNER 

mem, ama, gerekirse, mızrak, sancak, madalyalar, başka askerî armağanlar, 

bir de göğsümdeki yara izlerini gösterebilirim. Bunlardır benim maskelerim, 

soyluluğum da, onlarınki gibi, kalıtla bırakılmış değil, pek çok zahmet, 

tehlike karşılığında kazandığım soyluluktur. 

Düzenlenmiş değil benim sözlerim; önem vermiyorum buna. Erdemin 

kendisi yeterince kendini gösterir; onların, çirkin eylemlerini konuşmayla 

örtmek için, yapmacığa gereksinmesi var. Yunan edebiyatını da öğren­

medim; çünkü öğreticilerine bile erdem yolunda hiçbir yararı dokunmamış 

olan bu şeyleri öğrenmekten pek hoşlanmıyordum. Fakat devlet için en iyi 

şeyleri öğrendim: düşmanı vurmak, nöbet tutmak, kötü ünden başka hiçbir 

şeyden korkmamak, kışa, yaza aynı şekilde dayanmak, toprakta yatmak, 

aynı zamanda açlığa ve zahmete katlanmak. Bu ilkelerle erlerimi yürek­

lendireceğim ben; ne onları sıkıntı içinde bırakıp kendim bolluk içinde 

yaşayacağım ne de onlara zarar vererek kendime ün sağlayacağım. Yararlı 

olan budur, insancıl yönetim budur. Çünkü sen gevşeklik içinde yaşarken, 

orduya ağır zahmetleri olan bir görev yüklemek önderlik değil, zorbalıktır. 

Atalarımız bu ve buna benzer şeyler yaparak kendilerine ve devlete şan ve 

ün kazandırmışlardır. Bunlara güvenen soyluluk, kendisi ahlâk yönünden 

onlara benzemezken, onlarla yarışa giren bizleri küçümsüyor; bütün mevki­

leri hakkettiğinden değil, alacaklı imiş gibi, sizden istiyor. Ancak, bu ken­

dini çok beğenmiş kişiler çok yanılıyorlar. Onların ataları mümkün olan 

her şeyi, parayı, maskeleri, kendi çok parlak anılarını onlara kalıt olarak 

bıraktılar; erdemi bırakmadılar, bırakmazlardı  d a : bir bu ne armağan ola­

rak verilir ne armağan olarak alınır. Pek bilgili bir biçimde şölen sofrası 

donatamadığım, ne oyuncum ne kâhyadan daha pahalıya oturan aşçım 

olmadığı için, benim bayağı ve görgüsüz olduğumu söylüyorlar. Bunları 

gizlememek benim hoşuma gider, Romalı yurttaşlar; çünkü babamdan ve 

öteki saygıdeğer kimselerden aşırı inceliğin kadınlara, çabanın da erkeklere 

yaraştığını, bütün iyi insanlara paradan çok ünün gerektiğini, ev eşyasının 

değil, silâhların süs olduğunu duydum. Haydi öyleyse, hoşlarına giden, 

değer diye bildiklerini hep yapsınlar: sevişsinler, içsinler; gençliklerini sür­

dükleri yerde, şölenlerde, midelerinin ve bedenlerinin en çirkin isteğinin 

uyruğunda yaşlılıklarını geçirsinler; bize yiyecekten daha çok hoşumuza 

giden ter, toz ve bu türlü başka şeyler bıraksınlar. Fakat böyle değil. Çünkü 

utanmak nedir bilmeyen bu adamlar rezillikleri ile kendilerini lekeler, sonra 

da iyilerin ödüllerini ellerinden alırlar. Böylece korkunç bir haksızlıkla, en 

kötü kusurlar olan şatafata düşkünlük ve gevşeklik bunlara düşkün olan o 

kimselere hiç zarar vermez, suçu olmayan devleti yıkıma götürür. 

Şimdi, onların aşağılık davranışlarının değil, benim ahlâkımın gerek­

tirdiği ölçüde karşılık verdikten sonra, devlet üzerine birkaç sözedeceğim. 

Her şeyden önce Numidia konusunda kaygınız olmasın, Romalı yurttaşlar. 

Çünkü bugüne dek Iugurtha'yı güvenlik altına almış her şeyi, hırsı, bilgi­

sizliği, kendini bir şey sanmayı uzaklaştırdınız. Sonra orada yeri bilen bir 



SALLUSTIUS'TAN İKİ SÖYLEV 

113 


ordu var, fakat, Herakles adına, başarılı olmaktan çok çalışıp çabalayan bir 

ordu; çünkü büyük kısmı önderlerin doymak bilmezliğiyle, aşırı cömert-

liğiyle yıpranmıştır. Bu nedenle askerlik çağında olan sizler benimle birlikte 

çaba gösterin ve devleti koruyun, başkalarının başına gelen felâketten, ön­

derlerin kendini beğenmişliklerinden ötürü içinizi korku sarmasın. Ben 

yürüyüşte ya da çarpışmada kılavuz ve tehlikenin ortağı olarak sizin yanı­

nızda bulunacağım, sizi her işte kendimle bir tutacağım. Elbette tanrılar 

yardım ederse, her şey yolunda: utku, savaş doyumluğu, övgü. Bunlar kuş­

kulu ya da uzak olsalardı, gene de bütün iyi kişilerin devletin yardımına 

gelmeleri yakışırdı. Çünkü korkunun ölüme faydası yoktur. Ve hiçbir baba 

çocuklarının ölümsüz olmasını istememiştir, iyi ve onurlu insanlar olarak 

yaşamalarını istemiştir. Daha çok konuşurdum, Romalı yurttaşlar, sözler 

korkaklara yüreklilik aşılasaydı; yiğitler için çok bile konuştum sanıyorum. 

De bello Iugurthino, LXXXV. (Salluste, Catilina Jugurtha Fragments 

des Histoires, texte etabli et traduit par A. Ernout, Les Belles Lettres, 

Paris, 1964.) 

Çeviren: Güngör ÖNER 





Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə