T c istanbul 13. AĞir ceza mahkemesi



Yüklə 356,12 Kb.
səhifə1/4
tarix14.06.2018
ölçüsü356,12 Kb.
#48493
  1   2   3   4



T.C

İSTANBUL

13.AĞIR CEZA MAHKEMESİ

( CMK 250 MADDESİ İLE YETKİLİ ) DURUŞMA TUTANAĞI
ESAS NO :2008/209

CELSE NO :74

CELSE TARİHİ :13.04.2009
BAŞKAN :KÖKSAL ŞENGÜN 20909

ÜYE :HASAN HÜSEYİN ÖZESE 28298

ÜYE :HÜSNÜ ÇALMUK 32346

C. SAVCISI :MEHMET ALİ PEKGÜZEL 33954

C. SAVCISI :NİHAT TAŞKIN 36924

KATİP :AHMET ELMALI 116766
13.04.2009 tarihli oturum açıldı.

Tutuklu sanıklardan Erkut Ersoy, Kahraman Şahin, Ümit Sayın, Hayrettin Ertekin, emin Gürses, Selim Akkurt, Muhammet Yüce, Adnan Akfırat, Murat Çağlar, Sedat Peker, Erol ölmez ve Semih Tufan Gülaltay dışındaki tutuklu sanıklar cezaevinden getirildi.

Bağsız olarak huzura alındı.

Tutuksuz sanık Güler Kömürcü Öztürk ile bir kısım sanıklar müdafileri, sanık Kemal Kerinçsiz müdafii Av. Gönül Kerinçsiz, sanık ilhan Selçuk müdafii Av. Özgür Erbaş, sanık Doğu Perinçek müdafii Av. Hasan Basri Özbey, sanık Doğu Perinçek müdafii Av. Mehmet Cengiz in geldikleri görülmekle huzurdaki yerlerine alındı.

Açık yargılamaya devam olundu.

Sanık Kemal Kerinçsiz huzura alındı.



Sorgu ve savunmasına kaldığı yerden devam olundu.

SANIK KEMAL KERİNÇSİZ SORGU VE SAVUNMASININ DEVAMLA:

Değerli başkanım, sayın üyeler, 10.04.2009 tarihli sorgum sırasında Mustafa kemal in bir bozkurt olduğunu ifade etmiştim. Bu söylemim kesinlikle siyasi bir söylem değildir. Çünkü bozkurt Türklüğün sembolüdür milli değerlerimizden biridir. Hiçbir partiye veya derneğe mal edilemez. Bozkurt’daki özgürlük cesaret direniş aynen atamızda vardır. Bu sebeple ol milli mücadeleyi yapan insana sadece ben değil veya Türk milleti değil yabancılar da bozkurt Mustafa kemal Atatürk demişlerdir. Nitekim bu konuda ben de birinci baskısı 1996 tarihinde yayınlanan Armon Storg un yazmış olduğu bozkurt Atatürk diye. Değerli mahkemeden de bu bozkurt sözcüğünün bir partiye bir derneğe mal edilerek değil doğrudan doğruya yabancıların atamıza kullanmış olduğu bir sözcük olarak algılanmasını arz ederim çünkü mahkeme siyesi söylemlerin veya parti propagandalarının yeri değildir. Değerli başkanım iddianame de tarafıma ve diğer sanıkların tamamına isnat edilen TCK nın 312.313.314. maddelerinde yer alan ki ikinci iddianame de ve üçüncü soruşturmada da 311. maddede ilave edilerek isnat edilen tüm bu suçların sanıklar tarafından işlenmesi asla mümkün değildir. neden ortada işlenemez suç vardır, sebebi manevi unsur açısından işlenemez bir suç vardır, onun gerekçelerini değerli mahkemeye sunacağım, bu konudaki ilk kaynağımız ve gerekçemiz iddianamedir. İddianameye baktığımızda birçok yerinde sanıkların ideolojisinden bahsetmektedir. Bu ideolojinin de Kemalist Atatürkçü ideolojinin olduğu belirtilmektedir bundan da asla imtina edilmemektedir. İddianamenin başından sonuna kadar sanıkların tamamının ideolojisinin gerek uydurma belgeler anlatılarak, gerekse doğrudan doğruya yapılan yorumlarla sanıkların Atatürkçü görüşe sahip oldukları, Kemalist ideolojiye sahip oldukları açıkça zikredilmiştir. Ve yine savcılara göre sanıklar Kemalist Atatürkçü ideolojiyi uygulamak suretiyle devleti ele geçirmek için uğraş verdikleri iddia edilmektedir. Savcıların görüşü budur. Bu beyanların bir kısmı tevilli de olsa sanıkların ulusalcı Kemalist yapıda oldukları bir gerçektir. İnkar edilemez. Bu konuda suçların işlenemezliği konusunda yani manevi unsurun bulunmadığı iradenin olmadığı bu suçlar açısından ikinci gerekçem iddianame deki anlayışın iktidarla beraber aynı zamanda basını da alarak kurmuş oldukları ittifakın genel anlayışı ve görüşü ki biz buna küreselci tarikat basını da diyoruz. Açıkça şu zikredilmiştir, onların temsilcisi olan taraf gazetesinin manşetinden dokuz sütundan iki başlık halinde 1923 te kuruldu, 2008 de tasfiye ediliyor. Bakınız şu cümleye bakınız, yani Ergenekon operasyonu ile alakalı Taraf Gazetesi 2003 te kuruldu. 2008 de, 1923 de kuruldu, 2008 de tasfiye ediliyor. Kurulan nedir değerli başkanım. 1923 de Türkiye cumhuriyeti kuruldu. Yani kurulan bu operasyonla Ergenekon operasyonu ile tasfiye edildiği Taraf Gazetesi, yani savcının ve iktidarın bir parçası olan o üçlü saç ayağından olan küreselci tarikat medyasının temsilcisi tarafından açıkça ikrar ediliyor. Çekinilmiyor da bundan. Eğer bu manşet hala birilerimizi uyandırmıyorsa gözlerimizi beyinlerimizi açmıyorsa bu manşet eğer biz toplum olarak akıl tutulmasından çıkamıyorsak toplumsal bir felakete hızla gittiğimizin ve sürüklendiğimizin bir delilidir. Bu başlık ülkesini seven insanları titretmeli. Kendisine döndürmeli nereye gidiyoruz bizi nereye yönlendiriyorlar diye sormalı, bu siyasal operasyonların ülkenin sonunu mu hazırlıyor diye o suallerin mutlaka kendi kendine cevabını vermeli ve düşünceye dalmalı. Ancak 1923 te kurulan Türkiye cumhuriyetinin maşa olarak kullanılan savcılarca huzurunuza getirilen iftiraname ile yeşil yargı mensuplarının bir kısmının yürüttüğü yargısal operasyonlar çökertilmek istendiği bizlerin değil operasyon basınının saklamaya gerek görmediği hususular ve görüşler olarak karşımıza çıkıyor. Bu davada hedef Türkiye cumhuriyeti devletidir. Açıkça ikrar edilmiştir. Bu davada hedef Türkiye cumhuriyeti devletinin ordusudur. Türk Silahlı Kuvvetleridir. Burada bilgi kirliliği yaratmıyorum, hedef saptırmıyorum, hedefi onlar açıkça söylüyor, sadece onların beyanlarını buraya getiriyorum. Bu davada hedef milli üniter laik devlet yapısıdır. Anayasanı 2. maddesinde belirtilen devlet şeklidir. Bu davada hedef ülkesi için direnen ülkesini seven meşru hukuk mücadelesini yapan Kemalist Atatürkçü bağımsız milliyetçi insanlardır. İkinci gerekçem budur değerli başkanım bu insanların burada bu suçlardan 311,312,313,314. maddedeki suçlardan yargılanamayacağını, yani manevi unsurun olmadığının suç işleme iradesinin olamayacağının delillerden bir tanesi budur. Üçüncüsü değerli başkanım, sanıkların farklı siyasi görüşlere rağmen tabanda birleştikleri nokta vatanseverlik olgusu, Kemalist düşünce yapısı, ulusalcılık ve bağımsız milliyetçiliktir. Sanıkların birçoğu da emniyette bu konuda sualler sorulmuşlardır. Düşünce yapınız, siyasi düşünce yapınız nedir, anayasal rejimi kabul ediyor musunuz, devlet düzenine bir itirazınız var mı diye. Bütün sanıklar burada evet devlet düzenini kabul ediyoruz. Bu devlet bizim devletimiz anayasal rejimleri ve kurumları işleyişi ile beraber aynen benimsiyoruz diye ifade etmişlerdir. Nitelendirmeye göre içerde burada bulunan veya ikinci iddianame, üçüncü sorguda konu olan sanıkların mezhepleri farklı olabilir, inanmadığım sağ ve sol düşüncede olan insanlar olabilir. Farklı partilere kayıtlı olabilir, farklı etnik yapıda olan insanlar olabilir. Ama az önce ifade ettiğim gibi ortak paydaları vatanseverlik duygusu ve tartışılmaz liderin Atatürk olduğu hususudur. Yani bu insanların temelinde birleştiği noktalar vatanseverlik olgusu, Atatürkçü laik devlet yapısından yana olmalarıdır. Yine dördüncü olarak, bu sanıkların tamamı 1982 tarihli Anayasayı ve getirdiği tüm kurumları benimseyen kişilerden oluşmaktadır. Bütün kurumları benimsiyorlar. Yürütmesi ile yargısı ile yasaması ile yürütmenin iki kolu ile hükümeti benimsiyor, hükümetin işleyişini kabul ediyor, hükümetin milli irade ile gidip geleceğini kabul ediyor. Ve nitekim 10.04.2009 tarihli celsede 1982 tarihli anayasanın başlangıcına ve ilk dört maddesine kılına dahi dokunulmaması gerektiğini, yine bu dört madde ile bağlantılı olan anayasanın muhtelif temel maddelerinin de değiştirilmemesi gerektiğini ısrarla belirtmiştim. Evet, bu anayasaya darbe anayasası diyorlar, ama ne olursa olsun hangi sıfatla kurucu irade ne şekilde gelirse gelsin, 1982 tarihli anayasamız bu milletin çimentosudur. Siz bu 82 tarihli anayasayı çok önemli maddelerini, ilk dört maddesini sistemi belirleyen ilk dokuz maddesini ve diğer ona bağlı temel ilkeleri değiştirdiğiniz takdirde inanınız ki o çimentoyu bir daha bir araya gelmeyecek ölçüde bozarsınız istenilen bu. Yapılmak istenen federasyonun yolunun açılmasıdır. Çünkü artık dünyada büyük üniter milli devletlere yer yoktur, bunlardan bir tanesi de Türkiye dir mutlaka parçalanması gerekir. Ki 1999 da AKP daha henüz iktidara gelmeden sonrasında başbakan ın Amerika ya ziyareti oradaki Musevi lobilerine vermiş olduğu memorandumda şehir devletlerini açıkça kabul etmiş, parti programına koymuştur. işte kurulması istenen istinaf mahkemeleri sadece basit bir ihtiyaçtan kaynaklanmamaktadır. Yargısı ile yürütmesi ile belediyeleri ile tüm anayasal kurum ve kuruluşları ile federatif bir yapının yolu açılmak istenmiştir. Bu iktidar da bunu benimsemiştir. Biz anayasayı koruyan insanlar anayasal rejim aleyhine bir suçtan ötürü yargılanıyoruz bizi yargılayan insanlar ise bu anayasayı değiştirmenin gayretindeler. Bu devletin çarkını durdurup devlet güvenliğinin aleyhine çalışan insanlardır. Ne bir garabettir ki bunu anlamak mümkün değildir. Nitekim ben bu fikirlerimi burada değerli başkanım ve sayın heyet yaklaşık on dakika kadar görüntülü olarak izledi. Türk dünyası vakfında vermiş olduğum konferansta bu anayasanın kesinle değişmemesi gerektiğini üzerine titrememiz gerektiğini, kurtuluşumuzun tek bu anayasa olduğunu ifade etmişimdir, doğrudur aynı görüşteyimdir. Darbe anayasası olduğunu söylemek psikolojik savaşın bir eseridir. Bir parçasıdır. Bilgi kirliliği yaratmaktır. Amaç insanlara bu şekilde beyinlerine yerleştirerek anayasanın değiştirme yolunu açmaktır. Ve şimdi hemen seçim sonrasında bu çalışmalar başlayacaktır. Seçimler öncesinde de zaten AKP nin genel başkanı açıkça sinyal verdi, kavga ettiği, güya kavga ettiği küçük parti ile biz gerektiğinde anlaşırız, o anayasayı değiştiririz diye bir takım beyanlarda da bulunmuştu. Demek ki rejim değişikliğinde o kavgalar bir kenara atılabiliyor. Değerli başkanım burada sanıklardan İsmail Yıldız a bir sual tevcih etmiştim, belki siz de o suali biraz absürt gördünüz hani anlaşılması zor bir soru olarak gördünüz dedim ki İsmail yıldız a siz anayasal düzeni, Türkiye’nin anayasal düzenini ve sistemini benimsiyor musunuz dedim, belki ilk defa böyle bir sual sormuştum, ben sonrasında da bu suali tüm sanıklara soracaktım ama baktım emniyetteki ifadelerin bir çoğunda zaten bu sual tevcih edilmiş, bakınız o sualim şu idi ve sanık İsmail yıldız ın cevabı da şuydu. Çok ilginçtir bu davanın bence temel noktası budur, sorum şu idi değerli başkanım, efendim son sualim devletin rejimini şeklini ifade eden ortaya koyan anayasanın ilk dokuz maddesinde yer alan sistemi bütün çalışma ve eylemlerinde söylemlerinde benimsiyor mu dedim, İsmail yıldız ın çok anlamlı bir cevabı; herhalde, zaten onun için şu anda mahkeme huzurundayım. Bu cevap bu sanıkların burada yargılanmasını engelleyici bu maddelerden ötürü yargılanmasını engelleyici bir cevaptır. Ve üzerinde de durulması gerekir. Herhalde zaten onun için şu anda mahkeme huzurundayım yani anayasaya anayasal düzene bağlı olduğumdan buradayım demiştir. İsmail yıldız ve diğer sanıklar 1982 tarihli anayasaya ve getirdiği tüm kurumlara işleyişine sahip çıktıklarından ve buna inandıklarından ötürü burada yargılandıklarını, içtenlikle de savunmaktadırlar. Efendim beşincisi olarak 1982 tarihli anayasanın benimsediği ideoloji ile huzurda yargılanan sanıkların benimsedikleri ve hatta iddia makamınca sahip olmakla suçlandıkları ideoloji aynıdır. Yani anayasa sanıklarda Kemalist ulusalca Atatürkçü milli laik üniter devlet yapısını savunmaktadır. Sanıklar da bunu savunuyor anayasanı sistemi de bu yöndedir. Bunun için sadece başlangıç hükmünün ilk paragrafını okumak da fayda vardır, birinci paragrafı şudur, anayasanın birinci paragrafı Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığını, ve yüce Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu anayasa Türkiye cumhuriyeti kurucusu ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda, son cümlesine geçiyorum, Türk milleti tarafından demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur der. İşte biz ben meşru hukuk mücadelesini bu anayasanın başlangıcının birinci paragrafı ile son paragrafı diğerlerinin tamamını da benimseyerek yapmış olan bir insan olarak huzurunuzdayım. Yine anayasanın 2. maddesinde Türkiye cumhuriyeti … geçiyorum Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Özetle Ergenekon davasından ötürü ister tutuklu ister tutuksuz, ister burda ister şu anda dışarıda bulunan tüm sanıklar anayasanın başlangıç hükümleri ile ikinci maddesinde belirtilen devlet şeklini rejimin korunması adına canını dahi verebilecek konumda insanlardır. bu ölçüde bu devlete sevgi ve saygı ile bağlı olan gerek kendileri gerekse yakınları bölücü terör örgütü ile gerçek bölücü terör örgütü ile bayrak vatan devlet rejim ve anayasal kurumlar için mücadele vermiş olan insanlardır. veya yakınları vermişlerdir o mücadeleyi. Yine bu suçların işlenmezliği konusunda altıncı bent olarak ileri sürebileceğim gerekçe bir an için değerli başkanım bir an için diyorum aman yanlış anlaşılmasın çünkü savcılar bu konuda bayılıyorlar cümlelerin başlarını sonlarını atarak ortadan yandan birer sözcük alarak değişik tertip yapmaya bir an için masa başında yaratılan sözde Ergenekon örgütünün varlığını düşünelim var diyelim, yine bir an için bu sözde Ergenekon örgütünün üyesi olarak da şahsımın olduğunu düşünelim, faraziye, böyle bir uydurma örgütün olduğunu düşünelim, yine bu uydurma örgütün uydurma belgelerinin de varlığını düşünelim, yani üyesi olarak ben söz konusu uydurma belgeleri kabul ediyorum. Örgütü de kabul ediyorum fiktif olarak bu durumda örgütün amacını analiz etmek gerekecektir. Bunun için de ortada temel iki belge vardır, ikisinin de tarihi aynıdır, biri Ergenekon analiz belgesi, yapılanma. İkincisi de lobi belgesi. Varsayım olarak varlığını kabul ettiğim yine varsayım olarak üyesi olduğumu kabul ettiğim örgütün amaçlarını bu belgeden birer satır şeklinde sayın mahkemeye okuyacağım efendim. Neden bu suçun işlenmezliğini ortaya koymak amacıyla, bütün bu konuşmaların değerli başkanım, Ergenekon analiz belgesinin amaç kapsam ve yöntem başlığı altında amaç, bu çalışmanın amacı Atatürk ilkeleri doğrultusunda biçimlendirilmiş Kemalizm in tek gerçek içtenlikle koruyucusu, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon un reorganizasyonuna katkıda bulunabilmektir. Dünya savaşından yeni çıkmasına karşın yüce önder Mustafa kemal Atatürk ün liderliğindeki milli mücadele ile kendi iradesini ortaya koyarak yeni bir devlet kuran ve batıyı dize getiren tek ülke Türkiye olmuştur. Yeni bir devlet kurma felsefesini söz konusu örgüt bu amaç belgesinde açıkça kabul ediyor, yani diyor ki 1923 kuruluş felsefesi benim felsefem diyor. o devlet benim devletim diyor. Devleti reddetmiyor, kuruluş felsefesini de reddetmiyor. Atlıyorum değerli başkanım, emperyalizme karşı yenik düşmesinin ardından yılmadan mücadele eden Türk ulusunun cumhuriyet Türkiye si ile sonuçlanan başkaldırısı, Türkiye cumhuriyetine sıkı sıkı sarılıyor. Batının unutması mümkün olmayan acı bir yenilgi örneğidir. Bu örneğin yeryüzünde ilk ve tek oluşu ise batının Türkiye cumhuriyetine saldırılarını sürdürmesindeki en önemli nedenler arasında yer alır. Yani neden şikayetçi, batının Türkiye cumhuriyeti devletine yapısına, kurumlarına olan saldırılarından şikayetçi bu örgüt su sözde örgüt. Kurulduğu günden başlamak üzere sürüp giden emperyalist sisteme dayalı bölücü yıkıcı çok uluslu çok emelli sinsi faaliyetler, neden şikayetçi bu örgüt, bu devleti ve anayasal sistemi yıkmaya gayret gösteren bölücülerden şikayetçi. Yıkıcılardan şikayetçi hızla federatif sisteme doğru gidişten şikayetçi. Çok uluslu değil diyor atanın kabul ettiği gibi tek millet ve tek devlet diyor. Bu gün başbakanın söylediği ama riyakar bir şekilde söylediği takiyye olarak söylediği, o sözcükler bu örgütün bir amacı olarak burda geçiyor. Ve bu devlete yapılan saldırıları da sinsi saldırı olarak görüyor, düşman saldırısı olarak görüyor. Sabırsızlıkla iştahların artmasına yol açmıştır diyor. Devletin yıkılması konusunda. İşe bu nedenlerden ötürüdür ki Türkiye cumhuriyetinin yetmiş beşinci yılını, bu belge 1999 değerli başkanım tarihi, 75 hesap ederseniz aslında o dönemde 76. yıldır. Peki, neden 75. yıl yazılmıştır buraya bir sene öncesinden yazılmıştır, sebebi hikmeti odur bakın 75. yıl. Belgenin tarihi 99 dadır oysa o tarihte cumhuriyet 76. yılındadır. Yani belgenin tanzim tarihinde 29 ekim 1999 da cumhuriyet 76. yılını kutlamaktadır ama burada ne geçmektedir, 75. yılını, bir maddi hata olarak bunu göremeyiz, sadece burada değil sizlere sundum ben birçok belgede bu şekilde tarih yanılgıları söz konusudur. Çünkü masa başında uydurulurken mutlaka atlama yapacaklardır, çünkü yanlışın sonu yoktur. mızrak bir yerden patlayacaktır. Birçok yerden patlayacaktır. Lağım kokusu her taraftan fışkıracaktır, pisliği bir yere kadar tutarsınız. İdrak ettiği 20 YY. son yılında bölücü yıkıcı faaliyetler çok tehlikeli bir tırmanışa geçmiştir. Bu örgüt bölücü yıkıcı faaliyetlerden şikayetçi, Türkiye cumhuriyetinin varlığını tümüyle ortadan kaldırmaya yönelik çabalar dış odaklı olmaktan çıkıp yerli işbirlikçilerin gönüllü katkıları ile ülke içinde de yıkıcı güç odaklanma noktasına ulaşmıştır. 1914 yıllarında İstanbul dış ülkelerin istihbarat ajanlarının cirit attığı, pek çok yandaşlarının olduğu dileklerini gerçekleştirebildikleri bir dünya kendine dönüşmüştür, bu gün de böyledir çünkü savaş sürdürülmektedir ve bu savaşın tek amacı vardır, bölerek parçalayarak Türkiye cumhuriyetini yıkmak, bu kadar amacı net yani bölenler yıkmak isteyenler cumhuriyete düşman olanlar bu örgütün düşmanı olarak belirtiliyor. Kaynağını dış ülke istihbarat örgütlerinin sinsi ve çok yönlü emellere dayalı finans organize yönlendirme çabalarından olup ve ülke içinde sonuçlandırılan bu konuşlandırılan bu güç odaklarının yerli işbirlikçi uzantıları devletin her kademesine sızarak Türkiye büyük millet meclisine girebilmiş ve hatta siyasi platformda iktidar dönemleri yaşamışlardır. Bunun içindir ki Türk silahlı kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösterirken Ergenekon Türkiye cumhuriyeti için her zaman olduğundan çok daha fazla yaşamsal önem ifade eder duruma gelmiştir. Açıkça Ergenekon analiz belgesinde korunmak istenen bir bu günkü devlet düzeni, iki bu günkü 1982 tarihli anayasal rejim. 1923 tarihli kurulan Türkiye cumhuriyetinin devletinin üstüne titreniyor adeta. Değerli başkanım lobi belgesinde de bir cümle okursam ordan da göreceksiniz, tüm belgelerde bu anlayışı görmek mümkün. Önemli olan belgeler sinen gerçek amaç neymiş onu görüyoruz. Yabancı ülkelerin Türkiye de faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin amacı Türkiye cumhuriyetini etnik fundamantalist siyasal ekonomik faktörlerinden yararlanarak bölerek yıkmaya başarılamaz ise de çıkarlara yönelik yönlendirmelerle bir anlamda yönelebilmeyi hedef almaktadır. İlk adımların kültürel ilişkiler düzeyinde atıldığı söz konusu kuruluşların bu güne ulaştığı nokta mevcut rejimi tümü ile kontrol altına alma aşamasına eriştiği gibi, ülkenin bölünmenin eşiğine getirilmiş olması ile de ne denli büyük sakıncalar yaratabilecekleri son on beş yılda yaşanan olaylar ile ortaya çıkmıştır, bu da lobi belgesinin amaç bölümünde. Uydurma örgüt belgeleri dikkatlice incelendiğinde masa başında hazırlanmış olsa dahi bu belgeler kapsamına alınmak istenen sanıkların devleti ortadan kaldırmak gibi bir amaçlarının olmadığı, yani devlet düşman değil devlet doğrudan korunması gereken düzen. İşlemesi gereken çark, hiçbir çarka en ufak bir şekilde bu sözde örgüt tarafından zarar verilmek istenmiyor. Analiz belgesinde yeniden yapılanma dan bahsedildiği, yeniden yapılanma derken aslında yeniden yapılanma devletin ele geçirilmesi bölünmesi parçalanması anlamına gelmiyor, bu gün bütün siyasi partilerin parti programlarına bakın devletin yeniden yapılanmasına ilişkin bir takım paket önerilerinin olduğu görülmektedir. Nitekim işçi partisi de burda bizim tamamen demokratik bir çalışmamız olan bir devletin yapılanmasına ilişkin program hazırlamışızdır demişlerdir. Sadece siyasi partiler değil dernekler, sivil toplum kuruluşları, hatta vakıflar, sendikaların da devletin yapılanmasına ilişkin bir takım görüş ve önerilerin olduğu ve zaman zaman da bu kurumların özüne zarar vermeksizin işleyişini daha da kolaylıkla sağlayabilmesi için bu önerilerin yapıldığı bir gerçektir, bu anlamda da siz bu sözde örgütün analiz belgesini, devletin yeniden yapılanma belgesini bu şekilde algılamakta fayda olduğu kanaatindeyim çünkü yine analiz belgesine baktığımızda şu ilginç cümle vardır. ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerinin bakınız, ülke çıkarları, ve mevcut yani şu anda uygulanmakta bulunan rejim ilkelerine aykırı ideolojilere sahip siyasilerin engellenebilmesi için suikastların kullanılabileceği belirtilmiştir. Analiz belgesinde geçen cümle, evet suikast yapacağım diyor bu uydurma belgeye göre ama benim amacım diyor o suikastı yaparken uydurma örgüt uydurma belgelerde mevcut rejim ilkelerine düşman kişileri ortadan kaldırmak amacı ile. O suçları işleyeceğim diyor. Aman burada yanlış anlaşılması ben burada bu belgelerin savunmasını yapmıyorum, sadece bu belgelere istinaden dahi bu sözde örgütün ve sözde sanıkların asla belirtilen dört maddeden yargılanmasının imkansız olduğunu ifade ediyorum. Nitekim birazdan bir Yargıtay daireler kurulu var onu da sunacağım. Bu anlayışın da aynen o daireler kurulunda benimsendiğini göreceğiz. Yine bir an için böyle bir örgüt olsa ve üyesi olsam demek ki ülke çıkarlarımı ve mevcut rejim ilkelerimi korumak amacı ile örgüt içinde görevler üstleneceğim ve suçlar işleyeceğim. Bana böyle suçlar işlendirilecek. Yine belgeye göre, terör dünyasını yönlendirmek için naylon terör örgütleri kurulacak. İstihbarat örgütleri oluşturulacak,Var olan istihbarat örgütlerinden istifade edilecek, veya hakim olunacak, devlet otoritesini yönlendirmek gibi müracaat edilmek istenen tüm mücadele yöntemlerinin temel amaçları ülke çıkarları ve mevcut rejimin korunması olacaktır. Bu önemli bir tespittir değerli başkanım. Belgelerde örgütün amacı son derece işlenen suçların irade açısından manevi unsurun oluşum açısından önemli bir tespiti olduğu kanaatindeyim. yedinci olarak efendim biz değerli mahkemeden bir talepte bulunmuştuk dedik ki ulusalcılık akımları aşırı sağ gruplar içersinde görülüp bu ülke için zararlı olup olmadığı, bu konudaki devlet kurumlarının ulusalcılık akımlarının veya milliyetçilik veya buna benzer düşüncelerin aşırı sağ faaliyetler içersinde değerlendirilip devletin güvenliğine veya anayasal düzene aykırı olmadığı konusunda biz müzekkere yazdırdık. Böyle bir brifing verildi mi emniyet genel müdürlüğü tarafından içişleri bakanlığına dedik. Bize gelen cevapta böyle bir brifing yoktur. yorumundan da şunu çıkıyoruz. Ulusalcılık akımı bu gün için verilen cevap bu cevabı veren de emniyet genel müdürlüğü istihbarat şube müdürü Ramazan Akyürek, böyle bir brifing emniyet genel müdürlüğü tarafından içişleri bakanlığına verilmemiştir dendi. Doğru yanlış ama cevap bu, biz bunun üzerinden gidiyoruz. Yani bundan da şunu çıkarabiliriz ki net olarak demek ki devletimiz bu günkü sistemi ile bu günkü işleyişi ile ulusalcılık akımlarını kendisi açısından devletin şahsiyeti, tüzel kişiliği anayasal düzeni açısından tehlike görmediği, anlaşılmaktadır. Yani buradaki sanıkları kendi düzeni açsından tehlike görmüyor devlet. Sekizinci olarak bu suçun işlenmezliği konusunda getirdiğim tespit şahsımın ve huzurdaki sanıkların yargılandıkları kendilerine isnat edilen suçların TCK’daki sistematiğini incelemek ve analiz etmek gerekir. 247. maddeden itibaren TCK milletin devlete ve millete karşı suçlar bölümü vardır TCK 247 den itibaren. Bu beşinci kısım olarak yer alır. Ve nitekim bu sistematik içersinde tarafıma isnat edilen ve diğer tüm sanıklara isnat edilen amaç suçlarda bu kısım arasında yer alır. Devletin ve milletin aleyhine işlenen cürümler bölümünde. Baştan itibaren belirttiğimiz gibi iddianame de Kemalist ideolojiye sahip olmakla suçlanan iddianame savcıları ile hükümetin bu operasyondaki amaçlarını başından itibaren savunan küreselci tarikat basınının sanıkları Türkiye cumhuriyetinin kuruluş felsefesine sahip olmakla ve bu felsefenin de bu dava nedeniyle tasfiye edildiğini açıkça belirtmekle tüm sanıkların farklı siyasi düşüncelere sahip olmakla birlikte Kemalist ulusalcı ve bağımsız milliyetçi düşünce yapısına sahip olduğunun da dikkate alınarak, 1982 tarihli anayasanın getirmiş olduğu tüm sistemi çarkı ve rejimi özümsedikleri göz önüne alınarak sözde örgüt belgelerinde ülke çıkarlarının ve mevcut rejim ilkelerinin korunmasının amaçlandığı yine göz ardı edilmeyerek, devletin ulusalcı akımlarını rejim için tehlikeli olarak görmediği, konusunu da dikkate aldığımızda mevcut rejimin korunması yolunda ve ülke çıkarlarını savunduklarına inanarak işledikleri varsayılan suçlara işledikleri varsayılan veya işlemek amacı ile kurdukları örgütler ki bu örgüt kurmak da suçtur, kati suretle devletin ve milletin aleyhine işlenen cürümlerle suçlanamayacağı ortadadır. Yani bu insanların TCK 247 den sonra düzenlenen özellikle 4. ve 5. bölümlerde 302 ile 309. maddeler arasında yer alan devletin güvenliği aleyhine 309. maddeden sonra yer alan anayasal düzen ve işleyişi aleyhine olan cürümler ile bu insanların bu şekli ile yargılanması asla mümkün değildir. suç işlemiş olsalar dahi. Örgüt kurmuş olsalar dahi bu hükümlerle bu yasa hükümleri ile yargılanması asla mümkün değildir. TCK nın 314. maddenin 1. fıkrasına baktığımızda zaten 314 kapsamına giren örgütün niteliği belirlenmiş, diyor ki 4. ve 5. bölümlerde yer alan suçları işlemek amacı ile yani devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı suçları işlemek amacı ile buradaki hiçbir insan devletin güvenliği aleyhine bir suç işlemesi mümkün değil kabul edemez. Çünkü benim devletim diyor ben devletin bir parçasıyım Türkiye cumhuriyetinin vatandaşıyım, ve bununla övünüyorum diyor, anayasayı da kabul ediyorum diyor, peki ben nasıl oluyor da bir örgüt kuruyorum, bu örgütte 314 kapsamına giriyor. Bu mümkün mü değerli başkanım. Önce maddelerin yani ben o maddedeki korunmak istenen hukuki yararı nasıl ihlal edebiliyorum., evet suç işlenmiş olabilir sözde örgüt kurmuş olabilir sözde hep sözde diyorum aman yanlış anlaşılmasın, böyle bir örgüt yok üyeleri de yok ama bir an için dahi fiktif olarak böyle bir örgüt kurulsa dahi uydurma belgelere göre asla 314.madde kapsamında silahlı dahi olsa 314 kapsamına giremez. 220/3 orda silah, suç işlemek amacı ile kurulan ama 314 amaçları doğrultusunda değil, o zaman 220 nin kapısı açılır. 314 ün kapısı açılmaz. Ama maalesef böyle bir oyun ve tezgahla hukuku tamamen bir kenara atarak olmadık maddelerle bu iddianame tanzim edilmiştir .buradaki sanıklar devletin güvenliğini her şeyin üzerinde tutan ve anayasal rejime de sıkı sıkıya bağlı olan insanlardır. ve bu güne kadar hiçbir soruşturma bu kişiler hakkında bu yönü ile açılmış değildir, tek bir soruşturma dahi getirilemiyor. Devlet aleyhine işlenen cürümlerden mütevellit. Nasıl oluyor da bu insanlar 4 ve 5 bölümlerde yer alan suçlardan yargılanabiliyor. Amaç suçlar ortada araç suçlara bakıyoruz araç suç yok, uydurma belgeler güya gizli belgeler bunlar araç suç olarak kabul ediliyor, kişisel veri kayıtları olmayan bir suç buraya ithal edilmek isteniyor ki o Danıştay ve cumhuriyet gazetesinin bombalanması. Asla o suçun burda yeri değildir. yeri yoktur o suçun burada ki hiçbir insan o Danıştay a bomba atmayı veya oradaki insanları gazeteye bomba atmayı, Danıştay’daki insanların katline bırakınız düşünce olarak reddeder. Ve hatta onu yapan insanları melun olarak kabul eder. Mümkün değildir, o suçun burada yeri yoktur. Ama ithal edilmiştir. Oda değerli mahkemece zaten ortaya çıkarılacaktır. TCK 313. maddesinde yer alan suçta korunan hukuki yarar. Yine 10.04.2009 tarihli celsede ifade ettim dedim ki burada korunan hukuki yarar sadece dar anlamda yürütmenin bir parçası olan hükümet değil, devletin bütün organlarının 313 kapsamında olduğunu ifade etmiştim. Nitekim maddenin gerekçesini okursanız göreceksiniz ki sadece hükümet demez. Tüm devlet organları der. Burada devlet organlarını, hedef alacak isyan çıkartacak tek bir sanık dahi yoktur. 313 bu sanıklara işlemez değerli başkanım, 313 bu duruşmada yeri yoktur bu sanıklarda yeri yoktur. Düşünce yapıları kabul etmez. 313 ü. Çünkü bu sanıkların hiçbir devlet organına saldıramaz. Eğer saldırmışsa bir tane örnek konulması gerekir. Burada yapılan basın açıklamaları, otuz adet sayıldı gördük tek tek, hangi devlet organına hangi devlet kurumuna veya görevlisine saldırı yapılmış. Devleti bölücü ve yıkıcı her türlü akımlardan kurtarmak ve bunlarla mücadele etmek adına kurulduğu iddia edilen sözde örgütün bu suçtan ötürü yargılanması mümkün olmadığı gibi belgelerin hiçbir yerinde düzmece belgelerin dahi hiçbir yerinde hükümetin ortadan kaldırılmasının hedeflenmediği açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda TCK nın 312.. maddesinde işlenmesi de bu sözde örgüt tarafından mümkün değildir. Kaldı ki ortada darbeyi yapacak silahlı bir asker gücü de mevcut olmadığı gibi cebir kullanılmadığı, ordu içersinde darbeye hazır bir kesimin bulunmadığı açıkça ortadadır, aksi de ispat edilememiştir. Burada sıfat cebir ve şiddet mevcut silahlı gücün olmadığı izahtan varestedir. Ülke çıkarlarını ve mevcut rejim ilkelerini benimsemiş ve koruma isteyen bir suç örgütü 312,313,314 ve 311. maddelerdeki suçları işleyemez suçlanamaz ve yargılanamaz. Çünkü bu suç örgütü dar anlamda devletin güvenliği ve anayasal düzen aleyhine cürüm işleyemez. Kuruluş felsefesi itibariyle yapamaz. Suç işleyebilir ama devletin aleyhine işleyemez, cumhuriyetin organların anayasa aleyhine suç işleyemez. Bir an için örgütün varlığı kabul edilse bile yine bir an için varsayımlara dayalı olarak silahlı olduğu kabul edilse bile burada uygulanacak olan madde doğrudan doğruya 220 1 ve 2. fıkraları, eğer silahlı olduğu kanaatine varırsa değerle mahkeme o takdirde 3. fıkrayı uygulayabilir. Ama 314 asla. Yeri yoktur. bu görüşümüzü destekleyen askeri Yargıtay daireler kurulu nun 21/10/1982 tarihli 207/202 sayılı kararından değerli başkanım bir bölüm aktarmak istiyorum. şu söylediklerimi harfiyen teyit eden bir karar. İki paragraf aktarıyorum değerli başkanım, ülkücü gençlik derneği başkanlarının 12 ocak 1980 tarihinde Balıkesir tarihinde, 15 ocak 1980 tarihinde Bolu da, 20 ocak 1980 tarihinde Erzurum da, 12 Nisan 1980 tarihinde Sivas ta düzenlenen ve ellerinde mevcut silahların mali imkanların diploma alınabilecek okulların barındırılabilecekleri kaçakların satılabilecek dergilerin ve örgütlenecek aidat miktarlarının görüşüldüğü, bölgeler arası istişare toplantılara ait dosyaların partinin Ankara daki genel merkezinin arşivlerinde ele geçmesi üzerine sanıklar hakkında soruşturmaya geçilerek üç adet de silah yakalanmış ise de, TCK nın 168. maddesinde devletin şahsiyetine karşı muayyen suçları işlemek için kurulan faillerinin ekserisi silahlı olmak suretiyle çok failli organize bir teşkilatı konu aldığında aldığından silah suçun esaslı unsurunu teşkil etmektedir. Çeteye katılma hali maddede çetenin sair efradı biçiminde belirtilmektedir. Çetenin gayesini bilerek bu örgüte girmek suçun manevi unsurunu oluşturmaktadır. Böylece gizli örgütün amaca varmak için silahlanmış ve hücrelerinin bir kısmı silahlı eylemlere girişmiş olması gerekmektedir. Gerçekten de ülkücü gençlik derneği silahlanmış ve yurt çapında bir çok kanlı eylemlere de geçmiş olmakla beraber bu silahlanmanın TCK nın 168. maddesinde yazılı devletin şahsiyetine karşı suçları işlemek maksadı ile yapıldığı hususu şüpheli kalmış olmakla ülkücü gençlik derneğinin yasanın ön gördüğü biçimde bir çete hüviyetinde bulunup bulunmadığının mahkeme gerekçesinde açıklanan bilgilerin doğru olup olmadığının bir kez de ilgili bütün makamlardan sorularak hasıl olacak duruma göre suç vasfının isabetle tayin edilip hükme varılması gerekirken, noksan soruşturma ile tesis edilen hüküm bu itibarla isabetsiz görülmüştür denmiştir. Yani söz konusu derneğin devletin şahsiyeti aleyhine cürüm işleyemeyeceği benimsediği felsefe itibariyle eylemleri suç açıkça söylüyor, silahlar, yapılan işlemler, kanlı eylemler, hepsi var ama asla diyor devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı işlenen suçlar değildir. diyor. ve bu bir askeri Yargıtay daire kararı değil, daireler kurulu kararı olarak değerli mahkemeye sunuyorum. Bu karar ve başından sonuna kadar anlatmış olduğum tespitlere uygun olarak söz konusu 312,313 ve 314. maddedeki cürümlerin huzurunuzdaki sanıklar tarafından işlenmesi imkansızlık mevcuttur. İmkansızlık manevi unsur açısından. Sanıkların bu suçları işleme iradeleri kasıtları yoktur. suçun manevi unsuru oluşmamıştır. Bilakis tam tersine AKP iktidarı anayasayı tümden değiştirerek rejimi tehlikeye sokmakla bu konuda sanıklarında fikren katıldıkları Kemalist ulusalcıları ve bağımsız milliyetçileri endişeye sürüklediği bir gerçektir. iddianame de boş yere bir korku saldığını ifade ediyor sanıkların, cumhuriyetin yıkılacağına dair. İşte bahsetmiş olduğum endişe budur. Ama doğru bir endişedir. Gidişat zaten onu yeterince göstermektedir. Anayasa mahkemesi de zaten AKP iktidarını rejim için nasıl bir tehlike teşkil ettiğini açık ve yakın bir tehlike oluşturduğunu kararı ile ortaya koymuştur. Ama maalesef ortada öyle bir ironi vardır ki devleti rejimi anayasal sistemi kökünden değiştirmek isteyenler, devleti rejimi ve anayasal sistemi hukuk kuralları çerçevesinde koruma endişesinde meşru hukuk mücadelesini veren sanıkları anayasal rejimi ve devlet düzenini işletmediği gerekçesi ile şu huzurda yargılama gayretine girebilmişlerdir bu bir ironidir. Bu garabeti düzeltmek görevi ve yükü siz değerli başkanım ve üyelerin omuzlarındadır ve mutlaka da düzeleceğine inanıyorum. Söylemeden geçemeyeceğim bir tek cümle ile konuya değinmek istiyorum. Gazetelerde okudum, tabi gazetelerin bu mahkeme salonlarında çok itibar etmediğim bir gerçektir ancak şu iddianame yi başından sonuna kadar bir kurgu haline getiren savcı Zekeriya Öz ün ve arkadaşlarının zihniyetini ortaya koymak amacı ile o cümleyi burda ifade etmek istiyorum. bütün gazetelerde o cümle ifade edildi, aynen şöyle diyor bu savcı; delikanlılık uyar bize ama sertlik uymaz bize. Şu cümleye bakın değerli başkanım. Şu iddianame ye imza atan ve huzurunuza getiren bir cumhuriyetin savcısının söylediği sözcüklerdir bunlar. burada ulusal mafya lideri olarak yargılanan ve tahliye olan veya onla birlikte beraber olduğu söylenen kişiler dahi asla bu cümleleri kullanmaz. Bir hukukçunun savcının özellikle şu iddianame ye imza atan bir savcının söyleyeceği sözcükler olmamalı bunlar. ben bu sözcüklerden ötürü utanç duydum. Utandım. Bu insanın imzası ile şurada yargılanıyoruz. Delikanlılık neymiş bir daha okuyorum, delikanlılık uyar bize ama sertlik uymaz bize. İşte bu zihniyetle yargılanıyoruz. Şu önünüzde 4 cilt halinde getirilen o kitapçıklara vurulan imzalardan bir tanesinin söylediği ifadedir. Emin olunuz ki bu sözcükler ancak kabadayılık aleminde belki de o mafya türevlerinin kullandığı sözcüklerdir. Sertlik yumuşaklık ne anlama geliyorsa artık ona sormak gerekir. Ki bu kişinin mesleği de savcılıktır, bir savcı için gerçekten üzüntü vereci hadisedir. Ha eğer delikanlılıktan kastı dürüstlük ise oda ifade edilmemeli, bir hukukçu bu tür sözcükleri kullanmamalı. Adillik ise hukuk kuralları çerçevesinde davranmak ise o takdirde bu kişiye sormak gerekir, demek gerekir ki hani bir dosyan vardı senin,o dosyan disiplin soruşturması dosyan af ile düştü o dosyanın içersine baktığımızda ve kısa bir süre içersinde aydınlık dergisi de dahil olmak üzere bütün medya da yayınlandığı üzere ne yaptıkların ortada o yaptıklarında o senin söylemek istediğin delikanlılığın içersinde olan adil olmak. Dürüst olmak. Hukuk kuralları ile iç içe olmak. O vasıfları ile asla bağdaşmaz. Ne yapmışsın benzin istasyonundan benzini parasız almaya çalışmışsın. Ne yapmışsın esnaftan haraç almaya çalışmışsın. Ne yapmışsın esnafa silah satmaya çalışmışsın. Ne yapmışsın kendi başsavcına adalet vakfında toplanan paraları paylaşalım demişsin. Bunları ben demiyorum değerli başkanım bunlar soruşturma dosyasında olan bütün basına yansıyan sözcükler, iddialar. Ve bu disiplin soruşturmasının da af ile düştüğü nitekim sayın Doğu Perinçek in yargılandığı savcılara hakaret suçunun da söz konusu dosyanın mahkemece celbine karar verilmiş. Bu iddialar benim iddialarım uydurduğum iddialar değil. basından sizlere naklettiğim iddialar. Bunların hepsi yüz kızartıcı olan suçlardır. Ve maalesef işte bu soruşturma için bulunan savcı tipi de ancak böyle bir savcı olabilir. Çünkü başka bir savcı buraya imza atmaz bu soruşturmayı yapmaz. Reddeder. Gururu reddeder, hukukçuluğu reddeder, bu yalan ve tertiplerin içersine girecek hiçbir savcı olamaz. Girerse önce kendi insanlığını reddetmesi lazım, bırakınız hukukçuluğu ve kimse de geçmişi asla bir anda silip atamaz çünkü arkasındaki o torba sürekli gelecektir. Mutlak takip edecektir. O torbadaki pislikleri mızrakları herkes eninde sonunda görecektir. Ben dün yaptığım pislikleri bu gün temizleyemem, yok kabul edemem, yokmuş gibi davranamam. Oda aynı şekilde yokmuş gibi davranamaz. O yüzden kimse o tür sözcükleri hem mesleğine uygun olmayacak şekilde hem de kendisine de yakışmayacak şekilde almaması lazım. Değerli başkanım 10.04.2009 tarihli sorgumda kaldığım bölüm amaç suçun işlendiğinin kabulü için Yargıtay’ın kabul ettiği genel prensiplerden bahsediyordum. Bunlardan bir tanesi de örgüt silahlı olması halinde terör örgütü sayılacağı, ancak 2006 yılında ve 2003 yılında 3713 sayılı yasada özellikle 1 ve 7 maddelerinde yapılan değişikliklerle bundan böyle silahsız bir örgütün kesin olarak terör örgütü sayılamayacağı konusunda artık bir fikir birliğine varılmıştır. Artık üçlü örgüt yapısı değil ikili örgüt yapısı söz konusudur. Bir tanesi 314 ve 7. madde kapsamında yapılan silahlı terör örgütüdür. Diğeri de 220 madde kapsamında kalan suç işlemek amacı ile belli bir suç işlemek amacı ile kurulan 220/3 anlamında silahlı terör örgütüdür. Ortada söz de örgütün tüzük ve programı da yoktur değerli başkanım, 1999 yılında kurulduğu değil ancak sivil açılım yaptığı iddia edilen söz konusu örgütün o belgeleri yani 99 dan 2000 yılına kadar yazıldığı iddia edilen o belgeler söz konusu sözde örgütün tüzük ve programı sayılamaz. Çünkü kuruluş tarihi çok daha öncesine gönderiliyor şimdi birkaç cümle ifade edeceğim, 1952 lere kadar NATO ya girişe kadar getiriliyor. 1952 lerden veya altmışlardan 1999 lara kadar bu örgüt Türk Silahlı Kuvvetleri içersinde devletin içersinde yapılanacak ve bu örgütün tek bir kuruluş manifestosu bildirgesi belgesi olmayacak. Otuz, otuz beş yıl boyunca bir örgütün tek bir belge üretmemesi sizce makul müdür. Ama sivil açılıma yani tertibe geldiği anda masa başında uydurmaya geldiği anda yapay suni bir örgütün oluşturulmasına, sıra geldiği anda bir bakıyoruz ki adeta matbaa çalışmaya başlıyor. 99 dan 2001 yıla kadar. İki yıllık süreç içersinde bir çok uydurma belge üretiliyor. O zaman sormak lazım peki bu insanlar dağ başında olan insanlar değil iddia edilen insanlar, TSK nın içersinde yapılanmış, sivil açılımdan önce yani ordunun bir parçası olarak görülüyor. Aslında ordu deniliyor da öyle deniliyor ordunun bir parçası olarak algılayalım şimdilik burda ama gerçek hedef burda Ergenekon un doğrudan doğruya Türk Silahlı Kuvvetleri olduğu söyleniyor. Bu kadar resmi devlet içersinde belge ile yazışma ile bilgi ile haşır neşir olan insanların bu tarihe kadar tek bir belge üretilmemesi, yakalanmaması bu belgelerin hiç ortaya çıkmaması ne kadar gizlilik unsuru olursa olsun,buna önem verilirse verilsin çıkmaması imkansızdır, aslında böyle bir örgütün de olmadığının çok açık bir ikrarıdır. Kaldı ki sivil açılım dediğiniz sözde örgüt kendisini inkar etmiyor ne yapıyor yedi komutanlıktan sadece iki tanesine sivil açılım yapıyor uydurma belgelere göre. Yine beş komutanlık askerlerin elinde kalıyor, iki komutanlığı sivillere açılım yapıyor. peki iki sivil açılımla mı başlıyor belgeler yazılmaya. Hani beş komutanlık askerde, geçmişte hiç yazılmadı sanki askerlerin elinden geçti siviller başladı matbaaya geçti belgeleri üretmeye başladılar. Böle bir şeyin düşünülmesi mümkün değil kaldı ki değerli başkanım 1999 yılından önce bir tek belgeyi göremiyoruz. Bir tane belge çıkarsınlar görelim bakalım. Böyle bir şey olabilir mi bakınız PKK nın arşivleri Suriye de. Tırlar dolusu arşiv bir dağda kurulmuş olan bir köyde kuruluş bulunan örgüt, bölücü örgütün tırlar dolusu arşivleri var. bakınız o örgüt üyeleri ile örgüt başkanları yöneticileri arasında raporlar yazışmalar, kongre tutanakları binlerce on binlerce belge. Örgüt dokümanı çıkıyor. Ha işin bir tarafı daha var ne deniyor PKK yı da sözde Ergenekon örgütü kurdu. E peki o zaman o belgelere yani PKK nın belgelerini neden iddianame ye getirmediniz. PKK yı bağladınız Ergenekon a. PKK da 1978 de kurulduğu söyleniyor. Bir köyde. Bir sürü de belgesi var. devletin muhtelif tarihlerinde PKK bize bağlı, DHKP/C bize bağlı, Hizbullah bize bağlı, peki neden bu belgeleri iddianame ye koymadınız. Örgüt belgesi olarak. Bizim tali örgütlerimiz ya bunlar, naylon örgütlerimiz ya. Ha kendileri de inanmıyor yaptıklarına çünkü. İnançları yok inansalar koyacaklar, inanmıyorlar değerli başkanım, inansalar emin olun alacaklar kamyon kamyon onları da koyacaklar buraya. Ama baktığınızda bu örgütler tali örgüt olarak sözde Ergenekon örgütünün yan örgütleri olarak görülmektedir. Kuruluş olayı, bakıyoruz değerli başkanım ortada söz konusu örgütün kurulduğu bırakınız tarihi, yani tahmini olarak bir tarih atılabilir on yıllar çerçevesinde değerlendirilebilir ama kırk altıncı sayfasında yıllar öncesi deniliyor, yıllar öncesi diye bir tabir kullanılıyor. Sizlere sayfa 46, paragraf 8 i aynen değerli başkanım örgütün kuruluşu ve oluşumu başlığından bir paragraf okuyorum. İşin özü de burada zaten, burda yatıyor mesele, şöyle diyor efendim, tırnak içersinde ben değiştirmiyorum sayın savcılar gibi onlar tırnak içersindekileri bile değiştiriyorlar. Ergenekon terör örgütünün uzun yıllardır ülkemizde faaliyet gösterdiği, Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre NATO’nun komünizmle mücadele amacıyla birçok ülkede kurduğu bu örgütler, zaman içerisinde amaçları dışına çıkmış ve bir kısım kişi ve zümrelerin kendi amaç ve ideolojilerini gerçekleştirmek için kullandıkları birer terör örgütüne dönüşmüşlerdir. Şimdi değerli başkanım u cümleye göre bu cümle çok önemli şu tespitleri yapmamız mümkün. Ergenekon sözde örgütünü demek ki savcıların iddiasına göre NATO kurdurmuş öyle anlaşılıyor, çünkü çeşitli kaynaklardan o kaynaklar da ortada yok. bakınız sanki köy kahvesinde muhabbet ediyoruz, bir siyasi roman yazılmış, kaynaklar önemli değil, çeşitli kaynaklar sayın savcı eğer çeşitli kaynaklar diyorsa nedir bu kaynaklar siz söz konusu örgütün kuruluşunu ve oluşumunu açıklıyorsunuz. Delilleriniz çeşitli kaynaklar. Bu ancak köy kahvesinde yapılan muhabbetlerde söylenir. Belge koyacaksın benim kuruluşumu ispat edecesin, oluşumumu ispat edeceksin. Bu şekilde olabilir mi nerde senin çeşitli kaynakların hangi imiş o kaynaklar. Niye iddianamenin ekine koymuyorsun. Niye iddianame de bunları işlemiyorsun, yok boş muhabbet. Hayali tertip. Siz bir örgütün kuruluşunu ispat edemeyeceksiniz, sonra da bu örgütün varlığını iddia edeceksiniz. Olmaz böyle şey efendim siz kuruluşunu ispat edemediğiniz bir örgütün oluşumunu ispat edemediğiniz bir örgütün varlığını da asla ispat edemezsiniz. Böle bir örgüt vardır diyemezsiniz. Size kimse inanmaz inanmamalı, hukuk bu değildir. objektiftir, doğrudur, doğrunun peşine düşer, belgedir, nerede belgeler çeşitli kaynaklar çıkarın bana o kaynakları göreyim. Ben nasıl savunmamı yapabileceğim değerli başkanım, oluşum konusunda örgütün kuruluşu konusunda nasıl savunma yapacağım ben bu çeşitli kaynakları görmeden niye kendine saklıyorsun bu kaynakları. Bir göreyim, senin o yaptığın tespiti bir de ben sanık olarak savunma olarak benim müdafiim ve ben kontrolden geçireyim. Çünkü yargı çekişme üzerine kurar. Sen iddia ediyorsun ben savunacağım, değerli mahkeme o iddia ve savunmanın ötesinde bir hüküm tesis edecek. Bunun için senin dayandığın bilgi ve belgeleri ben ulaşmak zorundayım. Kendine saklayamazsın. Bu tespite göre bu örgütü iddia makamına göre NATO kurmuştur değerli başkanım bu kadar nettir bu cümle. NATO tarafından kurdurulan bir örgütün mutlaka NATO dediğiniz dağda yaşayan bir örgüt değil, kaydı kuydu olan devletlerarasında kurulmuş uluslar arası bir örgüttür. Mutlaka hangi tarihte hangi kurumlara kurdurulduğu NATO tarafından kurduruluyor bakınız dışarıdaki bir ülkeye değil Türkiye içersinde peki hangi kurumlara kurduruluyor bunu bilmemiz lazım. Siz o çeşitli kaynaklardan öğrenmişsiniz. Bir de biz öğrenelim. Ne zamana kadar kurulma amacına uygun hizmet ettiği, çünkü arada ikiye ayrılıyor diyor ki kuruluş amacına kadar bir dönem hizmet etti, ondan sonra kuruluş amacından saptı, tabi saptıran kim oda ayrı bir mesele, saptıktan sonra NATO denetimi devam etti mi. NATO MU saptırdı yoksa bir takım güç odakları NATO nun elinden mi aldı bu teşkilatları. Bu da tam muamma anlaşılmıyor. Ne zamana kadar kurulma amacına uygun hizmet ettiği kurucuların yöneticilerin kimler olduğu hangi kurumlar hangi kişiler, NATO çerçevesinde hangi faaliyetlerde bulundu. Ben burada sorguladığım kurum Amerika da Almanya da bir kurum değil. değerli başkanım doğrudan savcıların Türkiye içersinde kurulduğu iddia edilen örgüt örgütleri sorguluyorum burda. Gayet tabi bunları soracağım. Çünkü sayın savcı demiş ki yukarıda Türkiye içerisinde NATO tarafından komünizm ile mücadele amacı ile kuruldu diyor. bu örgütler hem de örgütler diyor. yani Türkiye içersinde kurulan örgütlerden bahsediyor, isimleri nedir bunların, hadi hesaplaşalım yüzleşelim ama önce sizle yüzleşelim, saklamayın o şalı kaldırın. NATO nun kurduğu örgütleri bir çıkarın bakalım. Kimlere kurdurulmuş, nasıl kurdurulmuş, hangi amaçla neler yapmış faaliyetleri nelermiş. Niye açıklamıyorsunuz bunu. Ha o çamuru alacaksınız ordunun üzerine atacaksınız. Türk Silahlı Kuvvetleri nin üzerine atacaksınız. İstenilen bu o NATO nun Türkiye de bu güne kadar yaptığı bütün pisliği alıp ordu nu üzerine atmak. Savcıların yaptıkları bu. Araç olarak burda kullanılıyorlar. NATO çerçevesinde hangi faaliyetlerde bulunduğu, ne zaman kontrolden çıktığı, çıkaran kişi ve grupların kimler olduğu konusunda NATO nu n bilgisi olduğu anlaşılmaktadır. Yine savcılık çeşitli kaynaklardan az önce bahsettim. Bu kaynakların ne olduğu, iddianame ye yazmamış, tek satır yok ama benim yazın yaz aylarında bir tekne ile tatile çıktığımın belgelerini sözleşmelerini biletlerini getiriyor buraya. iddianame bunları delil olarak koyuyor. Efendim sen diyor Fethiye de tatile çıkmışsın, sözleşme yapmışsın on sayfa şeklinde iddianame koyuyor, niye bu çeşitli kaynakları koymuyorsun.öncelikle bunların izahatı şarttır. Değerli başkanım iddianame yi hazırlayan zihniyet NATO nun ülkemizde komünizm ile mücadele için kurduğu örgütlerin bu amaç doğrultusunda kaldığı müddetçe onayladığını, bakın bu zihniyet öyle onaylıyor, diyor ki eğer NATO nun kurmuş olduğu bu örgütler komünizm ile mücadele amaçları doğrultusunda devam etmişlerse bu doğrultuda mücadelelerini yapmışlarsa sorun yok ben bunu meşru legal olarak kabul ediyorum diyor işte büyük bir ayıp ta budur. Büyük bir ayıptır bu. Bir savcı için. Ancak bu örgütlerin amaçlarının dışına çıkarak kendi ideolojilerini gerçekleştirmek amacı ile hareket ettiklerinde onaylamadığını açıklamaktadır. Sayın başkanım burda sizlere bu komünizm ile edenlerin kimler ve ne şekilde kurulduğunun küçük bir paragrafını okuyacağım. Kitap Fethullah Gülen in kendi yazdığı kitap, küçük dünyam isimli bir kitabı, 2006 tarihli değerli başkanım, baskı, diyor ki Fethullah Gülen in ağzından doğrudan kendisi yazmış kitabı, komünizm ile mücadele derneği, bakınız şu irtibatı ne kadar güzel kurabiliyoruz. Kendisi ikrar ediyor biz değil, yani komünizm ile mücadele derneklerini NATO kimlere kurdurmuş, nasıl hangi amaçlarla kurdurmuş, komünizm ile mücadele derneği diye bir başlık atmış, kendi hayatında anlatıyor. Ve yine bu devreye ait bir teşebbüste Erzurum da komünizm ile mücadele derneğini açma teşebbüsümüz oldu, o güne kadar sadece İzmir’de vardı. İkincisi de Erzurum da bizim gayretlerimiz ile açılacaktı. İsmi ali idi bir arkadaşı İzmir’e gönderip tüzük getirttik. Derneği kuracaktık, ben bir vaazdan sonra anons ettim, bu kişi ilkokul mezunu olan bir vaiz. Yani yetişmiş diplomalı bir hoca değil ama komünizm ile mücadele etmeye başlamış. O tarihte öyle bir ideal yerleşmiş beynine kim nasıl ne şekilde yerleştirdi yıl 1965 ler değerli başkanım, 65 yılı, anons ettim, camide anons etmiş, camilerde komünizm ile mücadele derneklerinin kurulmasına ilişkin anonslar yapılıyor bu kişi tarafından gençlerle caferiye camiinin önünde toplandık. Camiler nasıl kullanılıyor, gayemiz komünizme karış örgütlenmekti. Herhalde rüyasını gördü, derhal örgütlenmeye başladı. Dernek ve cemiyet işlerinden anlayan bir akrabam vardı o gelip bizi uyardı bize yol gösterdi. Tabi o gün için içimizde kanunları bilen de yoktu. zaten Erzurum’daki arkadaşlar da benim derneklerle bu kadar içli dışlı olmamı biraz fazla buluyorlar. Benim hareketlerimden rahatsız oldular, bu komünizm ile mücadele derneği de nerden çıktı, sen nurları oku bundan iyi mücadele olmaz dediler, mevzuat ile ilgili eksikliklerden dolayı dernek o sırada kurulamadı. Daha sonra hem de o günlerden beni tenkit eden arkadaşların öncülüğünde komünizm ile mücadele derneği Erzurum da kuruldu. Beni gördüklerinde de meğer o gün biz yanılmışız dediler, söz konusu anekdotun son cümlesini özellikle naklettim çünkü daha sonraları da bizim her yeni teşebbüsümüz önce amansız bir hücuma acımasız bir tenkide uğradı. Sonra da aynı şahıslar tarafından taklidi ile tatbik edildi. Ve yine her defasında da tekrar edilen cümle aynısı oldu meğer o gün biz yanılmışız. Fethullah Gülen yine yanılmamış, o dönemde 1965 lerde NATO şemsiyesi altında yapmış olduğu mücadelede. Aynı şemsiye devam ediyor, çok farklı değil. Değerli başkanım az önce söyledim, ikiye ayırıyor sayın savcı diyor ki eğer söz konusu NATO nun kurduğu örgütler komünizm ile mücadele içerisinde kalmış olsalardı ben hiç ses çıkarmazdım diyor. sorun olmazdı, hiç problem olmazdı ama ne zaman ki amacın dışına bu mücadelenin dışına taşmaya başladılar ha o zaman onaylanmaması gerekir diye bu şekilde fikirlerini açıkça beyan etmişler 46. sayfada bu nasıl bir cumhuriyet savcısı zihniyetidir ki bağımsız olduğuna inandığımız ülkede NATO denilen uluslar arası bir örgüt ülkemizde tamamen iç siyasete yönelik bazı fikirlerle mücadele için örgütler kuracak, iç siyasete yönelik NATO, benim rejimim ile alakalı örgütlenme kuracak, ve bu örgütleri bu savcılar onaylayacak, geçmişte yapılan ya da yapılmakta olan bu faaliyetler hakkında hiçbir hukuki tahkikat yapmayacaklar, iddiaya göre ancak bu örgütlerin bir kısım kişi ve zümrelerin elinde değişik amaçlara yönlendirilmesi halinde sayın savcılar görevlerini hatırlayarak ortaya çıkacaklar. Ha şimdi görevlerimizi hatırladık diyecekler, Bu beyanla savcılar aslında NATO nun kurduklarını iddia ettikleri komünizm ile mücadele örgütünü aklamışlardır. Evet aklanmıştır. NATO nun bu güne kadar yapmış olduğu ülke içersindeki tüm mafya terör her türlü faaliyetleri bu şekilde savcılar eli ile aklanmıştır. Bu iddianame ile aklanmıştır. 12 Mart 1971 muhtırası, Çiğli suikastı, 1 Mayıs olayları, Çorum, K.Maraş katliamları sağ ve soldan öldürülen binlerce gençlerimize ilişkin tüm bu terör faaliyetleri,arkasında komünizmle mücadele altında NATO nun kurduğu örgütün olduğu adeta inkar edilmekte, ve bu örgüt aklanarak çamur, emperyalizmin hedef aldığı bir avuç ulusalcı ve milliyetçinin şahsında Ordu ve TSK’nin üzerine atılmaktadır. Savcılar bu ülkedeki kanlı siyasi cinayetlerin arkasından NATO’yu alarak büyük bir ustalıkla oynanan oyunun maşaları sıfatı ile orduyu sorumlu konumuna getirmişlerdir. Bu cümleler ile. İddianamenin birçok bölümünde bu suçlamayı gizlemeye dahi gerek duymamışlardır. Burada şu suallerin ard arda sorulması gerekir. NATO’nun komünizmle mücadele için ülkemizde kurduğu örgütler nedir. Bu örgütler siyasi parti, dernek, vakıf, sendika şeklinde mi örgütlenmişler? Yoksa militer gruplar halinde mi faaliyet göstermişlerdir? İkinci sualim NATO’nun bu örgütlerini hangi kişi ve zümreler ele geçirerek, komünizmle mücadele amacından saptırarak, ya da bu amaç sona erdiğinden başka amaçlar güderek faaliyetlere devam etmektedirler. Dünyaya hükmeden NATO’dan daha güçlü kim olabilir ki bu örgütleri ele geçirebilsin ve kendi şahsi maksatları doğrultusunda kullanabilsin. Bu mümkün müdür. Eğer huzurunuzdaki sanıklarda bu güç aranıyorsa, bunun bir komediden ibaret olduğu söylenebilir ancak. Yine üçüncü bir soru iddiaya göre NATO’nun kurduğu bu örgütlere hâkim olan güç, NATO’nun hizmetine girmiş midir, yani şu anda iddia ettikleri sözde Ergenekon örgütü NATO’nun şemsiyesi altında mı devam etmektedir faaliyetlere, suale cevap verilmesi gerekir. Çünkü bu kadar net bir cümle yazmışsınız, bunun arkasını getireceksiniz. Perde atmak değil şal örtmek değil aydınlatın her şeyi. Ama sizin amacınız aydınlatmak değil kapatmak. Komünizmle mücadele eden NATO, şimdide sözde Ergenekon terör örgütü yolu ile AKP iktidarı ile mi mücadeleye başlamıştır. Bu da ilginç, eğer biz NATO nun şemsiyesi altında devam ediyorsa bu sözde Ergenekon örgütü, o zaman NATO ile sözde Ergenekon örgütü ittifak etmiş AKP iktidarına karşı mücadeleye başlamış. Oysa AKP’nin başı Recep Tayyip Erdoğan hemen her fırsatta soluğu Washington’da alıp, efendilerine biat etmekte, NATO’ya bağlılıklarını bildirmekte, stratejik müttefik diyerek övgüler düzmektedir. Bu nasıl oluyor da ortak dost müttefikin hakim olduğu savunma örgütü daha önce komünizmle mücadele için oluşturduğu örgütleri bu defa AKP iktidarı ile mücadele etmek amacı ile ulusalcı ve milliyetçilerden oluşturabilmektedir. Bu fikrin akılla sağduyu ile ve politik bilim ile mantık ile bağdaşır bir tarafı yoktur. Demek ki NATO içinde kalarak, NATO’nun kurduğu örgütlerle mücadele eden devletler hukuk devleti niteliğine bürünebilmektedir. Ancak burada ilginç bir nokta NATO’nun desteklediği ve oluşturduğundan bahsedilen sözde Ergenekon örgütünün huzurdaki üyelerinin tamamının ortak özelliği anti Amerikancı, antiemperyalist, anti NATO’cu oluşlarıdır. Meşru hukuk düzeninde yapmış oldukları faaliyetler her nedense Amerikan karşıtlığı çerçevesinde toplanmaktadır. Savcılar bu çelişkiyi nasıl izah edeceklerdir gerçekten merak etmekteyim.Bir diğer önemli nokta şudur. Bu operasyondan zarar görenler kimlerdir. Elbette ki ulusalcı ve milliyetçi Atatürkçülerdir, TSK dır, ordu dur, Türkiye cumhuriyetidir. Nasıl oluyor da NATO bu güçleri desteklemekte, kendi oluşturduğu örgütleri teslim etmekte ancak bu örgütler anti Amerikancı ve anti NATO’cu olarak bu operasyondan en fazla zarar gören kesim olabilmektedir. Bu hikâyeye inanmak elbette ki mümkün değildir. Evet, bu operasyonu NATO’nun yürüttüğü kesindir. pentagon un yürüttüğü kesindir, Ancak taşeronu AKP ve Fethullah örgütüdür. İçerdeki taşeron örgütler bunlardır, Hedef başta ordu olmak üzere vatansever ve bağımsız milliyetçi kesimdir. Değerli başkanım benim bu konuda değerli mahkemeden bir talebim var, takdir değerli mahkemenin tabi bu değerlendirme ışığı içersinde 46. sayfadaki savcılığın net tespiti karşısında mahkemenin mutlaka şu sualleri de kendisine sorması ve cevaplarını araması gerekir. NATO nun güneydoğu Avrupa kanadı karargahı İzmir’dedir. İzmir deki bu komutanlığa tesis komutanlığına tezkere yazılarak, savcıların bu bilgisinin araştırılması doğru olup olmadığı yönünden müzekkere yazılmasını arz etmekteyim. Ve bu müzekkerede de NATO nun talimatı, yada yönlendirmesi sonucunda Ergenekon yapılanmasının kurulup kurulmadığını, kurulmuş ise kuruluş tarihinin kuruluş amacının hangi kurumlara kurdurulduğunun, kurucu yönetici ve üyeleri hakkında bilgisinin olup olmadığının, NATO denetiminde kaldığı sürece bu örgütün faaliyetlerinin ne olduğunun, bu örgüt kurulurken Türkiye deki hangi siyasetçi veya güvenlik kurumlarının mensupları yada bürokratlarla hangi düzeyde ilişkilerin kurulduğunu, örgütün kontrolden çıkmışsa hangi tarihte ve hangi sebeplerde çıktığının, çıkaran kişi ve kurumlarının kimliklerinin bilinip bilinmediğinin, örgütü ele geçiren kişi yada kurumlara NATO nun yada örgütün neden müdahale etmediğinin kontrolden çıktıktan sonraki faaliyetlerinin bulunup bulunmadığının halen böyle bir örgütün varlığının bilinip bilinmediğinin örgüte NATO tarafından herhangi bir mali destek veya finansman yapılıp yapılmadığının sorulmasına ve ayrıca madem ki cum. Savcıları diyor ki iddianame de biz çeşitli kaynaklardan sözde Ergenekon örgütünün NATO tarafından kurdurulduğunu ülke içersinde tespitini yaptık diyor, o zaman lütfen kendilerine de bir müzekkere yazalım İstanbul cum. Başsavcılığına NATO kaynaklı ve talimat kurulduğuna ilişkin elinde varlığını beyan ettiği çeşitli kaynakların neler olduğunun sorulmasına ve dosyasına celbini değerli mahkemeden arz etmekteyim. Ancak bu kaynaklar incelendikten sonra bu sözde örgütün kuruluşunu ve oluşumunu en sağlıklı bir şekilde ortaya en azından bir savunma makamı olarak müdafiim ve ben sanık olarak ortaya koyabilirim. Değerli başkanım sözde örgütün Türkiye genelinde vahim tek bir işlenmiş suçu yoktur. Bu kuruluş tarihlerinin ne kadar geriye götürürsek götürelim, ister 99 diyelim, ister 99 dan çok önce 1952-60 lar diyelim bu kadar süre içersinde eğer 52 den sonra kurulmuşsa 99 açılıma kadar geçen süre otuz yedi yıl. Otuz yedi yılda sayın savcılar tarafından bu sözde örgütün TSK bünyesinde kalmış olsa dahi işlenmiş tek bir vahim suçu yoktur. değerli başkanım bir tanesini bahsetsinler getirsinler, şu suç 99 yılına kadar otuz yedi yılık otuz yıllık, yirmi yıllık bu örgüt tarafından işlendi diye getirilsin. Siz hem bunu getirmeyeceksiniz hem 1950 lere hatta yani şu anda imkanınız olsa o cesaretiniz olsa 1923 lere kadar Mustafa kemal a kadar götüreceksiniz, ama tek bir suç ortaya koyamayacaksınız. O mantık ile hukuk bilimi ile asla bağdaşmaz. Bu ancak siyasi romanlarda dedikodu şeklinde yazılır, kahvelerde sohbeti yapılır ama ciddi bir hukuk belgesi olan iddianame de bu tür sohbetlere yer yoktur. sohbet diyorum ben bunlara başka bir şey değil. çünkü yok bu isnadın delili yok. vahim suçlar deniliyor, kanlı suçlar deniliyor bir tane kanlı bir olay getir. Bir kanlı olay getir, delilleri ile beraber, failleri ile beraber örgütün talimatı ile beraber, infaz edenlerin örgüt ile ilişkisini kurarak örgüt bağlantısını ortaya çıkararak, bunlarla beraber getirin ki hadi birlikte gerçekten bu örgütün varlığına inananlım ve değerli yargı görevlileri gereğini yapsınlar. Biz bundan memnuniyet duyarız. Şikayet etmeyiz, çünkü bu devletin ferdiyiz. Bu devlet ayakta kalmalı. Bütün bu insanlar bu devletin ayakta kalmasını isteyen insanlar. Değerli başkanım 99 da açılım yapıldığı iddia ediliyor. aradan 2007 yılı içersinde soruşturma başlıyor peki yedi yıl içinde bir sürü suçtan bahsediliyor, tek bir tane kanlı bir suç ortaya konsun. Danıştay, cumhuriyet gazetesi belli, tek bir delil var Osman Yıldırım nasıl sapkın cezaevlerinden bulunup getirilmiş, savcıların pazarlıkla ifade aldıkları belli olan bir tip tamamen beyanların hepsi atfı cürüm mahiyetinde hukuken değerlendirilmesi mümkün değil, bu konuda birçok Yargıtay kararı da mevcut, kaldı ki sizlerin sağduyusu bile bu insanın beş altı tane vermiş oluğu ifadenin her birinin çelişkiler arz ettiğini çok rahatlıkla tespit edebilecek konumda olan ifadeler. İşin bir de tuhaf tarafı şu var siz yıllarca bu işi yapan insansınız önünüze onlarca yüzlerce binlerce iddianame geldi. Bir sanığın ki örgüt içersinde kabul ediliyor Osman Yıldırım, o yüzden sanık diyorum o da ayrı bir mesele ifade verme konusunda, 50, maddeyi de ihlal etmişler, tabi iddianame tanzim etmek savcılık hukukçuluk, ciddi bir iştir. Eğer siz siyasetin aracı konumuna gelirseniz bu kurallarını okumazsınız. Bu yasayı da bir kenara atarsınız. Bakmazsınız en azından tanık dinlerken bir bakın, beş tane ifadesi var, ne yapmışlar Osman Yıldırım ın ifadelerini alt alta koymuşlar. Alt alta ifadeler konulduktan sonra en azından savcının bir hukuki görüşü olur. Bir analiz yapar, söz konusu beyanlar arasında eleştirir kabul etmediği beyanları bir kenara koyar, en sağlıklı olan beyanını kendisine göre diğer olaylarla birlikte bütünsellik içersinde değerlendirip görüşünü isnadını mütalaasını koyar. iddianame ye böyle bir şey yok. almış Osman Yıldırım ın ifadesini şu tarihte şu, şu tarihte şu, şu tarihte şu.ve hiçbiri de birbirleri ile uyumlu değil. böyle bir iddianame olabilir mi. biz buna nasıl bir hukuki itibar ve kıymet vereceğiz bu iddianame ye. Sayın savcı senin görüşün ne. Senin görüşün Osman Yıldırım ne onu söyle bir, çünkü bakıyoruz bir yorumda şu tarihli ifadeyi kabul ediyor. Bir başka sayfada öbür tarihli. Yani işine geldiği gibi. Bir ifadesinde Veli Küçük demiş. Falan sayfada Veli Küçük diyor. bir ifadesinde Muzaffer Tekin demiş, filan sayfasında Muzaffer Tekin diyor. olur mu böyle şey. E tabi hukukçu kimliğinizi unutursanız, ne yapmanız gerektiğini de unutursunuz böyle torba misali çuvala doldurursunuz. Sayın mahkemenin huzuruna getirirsiniz. Sizin isteğiniz zaten buradan ciddi bir yargılama çıkarmak değil, tamamen devleti mahkum eden bir davayı operasyon şeklinde yargı eli ile yürütmektir. Devlet ilk defa bir siyasi operasyonu maalesef yargı ile yaptırılmaktadır, yargı eli ile bu operasyon maalesef yürümektedir. Değerli başkanım sözde örgütün silahlı eylemleri yok ise ki yok ortada tek bir eylem dahi sayılamıyor. Baştan sona kadar bir takım görülmüş olan Yargıtay’ın kesinleşmiş olan failleri belli olan, kesinlikle bir irtibat kurulamayan bütün dosyaları açtılar artık hukuk alt üst oldu. Kesin hüküm, kaziye muhkem bütün bunlardan vazgeçildi. Kesinleşmiş Yargıtay dan onanmış bu dosyalar bile hiç önemi yok savcılar için. Getirin dosyaları açarız biz sorun yok. neden, iki tane yalancı tanık buluruz, hayatından umudunu kesmiş cezaevlerinde dolu, emniyet zaten bunların arasında çalışıyor. Getirin iki tane tanık ifadelerini alalım derhal dosyayı açalım. İşte Üzeyir Garih Cinayeti. Hani sayfalar dolusu her gün gazetelerde Ergenekon örgütünün işleye lanse edildi. Ne oldu ifadeler alındı kişi cezaevlerinden cezaevlerine nakledildi. Bir sürü tedbirler önlemler ne oldu değerli başkanım işte yargıdan dönecektir yaptıkları, bir bir dönecektir. Bir yere kadar yanılgıya sürüklersiniz insanları. Ama bir yerden sonra mümkün değil. daha nice bu tür iddiaların hepsi duvardan dönecektir. Ama iş yargı ciddi bir olaydır, iddi makamı bu kadar gayri ciddi olmamalı. Bu kadar basit olmamalı insanları suçlamak. Bakın ülkeyi ne konuma getirdiniz. Ve ülkenin bu konuma gelmesinde sizlerin beşinizin altınızın da kesin ve kati olarak mesuliyetleri açık. Vicdanlarınızda hesap veremeyeceksiniz. Ne çocuklarınız verebilecek ne torunlarınız verebilecek ne aileleriniz verebilecek, bu ülkeyi düşürdüğünüz konum itibariyle. Evet bireysel suçlar mevcut olabilir, elbette efendim gizli belge gizli belge varsa mahkeme çıkaracak tespit edecek eğer silah varsa elbette, patlayıcı madde bulundurmuşsa elbette bunların hepsi çıkarılacak bireysel suç kapsamındadır. Örgüt bağlantısı olamaz. Mümkün değildir. burada ortada patlayıcı maddeler silahlar konusunda kimsenin kimseden haberi yok. nasıl siz örgütü oluşturabilirsiniz, bir yerde 27 bomba bulunmuş, bir yerde 10 bomba bulunmuş, getirin hepsini tamamen, biri selam vermiş, biri telefon açmış biri toplantıda bulunmuş, biri yürüyüşe geçmiş, biri birlikte yemek yenmiş selamlaşmış getirin o zaman bir suçlunun bütün ailesini getirini buraya. Bütün arkadaşlarını dostlarını örgüt olarak getirin. Olur bu böle bir şey, önemli olan benim suç işleme iradem, var mı burada suç işleme iradem, ben biliyor muyum, ben temin ediyor muyum,ben oraya getirilmesinde korunmasında eğer kullanılması, kullanılmışsa kullanılmasında ben var mıyım iradem. Hani TCK 20. maddesi selam vereni alın içeriye, o zaman ben sizlerden de örgüt oluştururum, hiç merak etmeyin saniyesinde örgüt oluşur. Hiç problem yok hele hele sayın savcıların bu güne kadar işledikleri suçlar diz boyu. Hepsi de örgütsel suçlardır. Onlar da örgüt suçundan yargılanacaklardır. Ve değerli sayın başkanım burada eğer bireysel suçlar varsa kaldı ki bu mahkemenin görevi de değildir. bu bireysel suçlardan başından itibaren söylemiştik, sayın mahkemeniz görevli değildir ve mahkemeniz iddianame deki hukuki nitelendirme ile de bağlı değildir demiştik. Siz isnat edilen suçların görevi kapsamınızda kalmadığınızı tespit ederek görevsizlik kararı da verebilir diniz. Burada bir örgüt yok. evet birileri bomba temin edebilir, birileri silah bulundurabilir, birileri gizli evrak temin edebilir. Birileri kişisel veri kaydı da yapabilir ama bunların hepsi bireyseldir ve şu mahkemenin görevi kapsamına girmez. Ve mutlaka görevsizlik kararı verilmesi gerekirdi başından itibaren birkaç defa bunu talep etmiş olmamıza rağmen bu karar değerli mahkemenizce kabul edilmedi. Bireysel olmakla birlikte silah ve bomba bulundurmak,örgüt kurmak, propaganda yapmak, ve buna ilişkin bilumum hazırlık hareketleri 312 ve 313. maddenin unsurları da değildir değerli başkanım. Öyle bir karıştırdık ki her şeyi ortada araç suçlara baktığımızda bakınız araç suçlara bu kişisel veri kayıtları, gizli belge temin etmek suçları, hepsinin bireysel olduğunu görüyoruz, ortada istihbarat olarak bir merkezde toplanan hiçbir belge yok. herkesin kendi uhdesinde kendi amaçları doğrultusunda kullanmış olduğu belgeler var. nerede bu istihbarat merkezi kaynağı örgütün, kimde toplanıyor nasıl kullanıyor, kimin yararına kullanıyor. Yok bunlar hiçbiri yok, kişi gazeteci, kişi yazar, kişi avukat. Gizli belge deniliyor veya kurum için gizli belge deniliyor. Nerelerde kullanılmış bunlar bir merkezde mi kullanılmış, kişisel suçlar bunlar. bunlar 312 nin 313 ün amaç suçların asla unsuru olmazlar. O ayrı o ayrıdır. Bağlantı kurulamaz. Bireyseldir, örgüt suçu değildir örgütün amacı doğrultusunda örgütün talimatları ile örgütün araçları ile işlenmemiştir. Birey işlemiştir, kişinin suçudur. Hatta örgüt kurmak düşünün ki örgüt kuruldu, düşünün ki örgüt kuruldu bu bile 312 nin 313 ün unsuru değildir. bu örgütün vahim suçlar işlemesi gerekir. Nerede bu vahim suçlar, biz amaç suçları o kadar basitleştirdik ki adeta bir fiske haline getirdik, bir ufak tahrik haline getirdik. İş bununla yargılanmaya başlandık. Bu suçlardan bu kişiler bu kadar kolay yargılanabilir mi. ortada tek bir vahim suçtan bahsetmiyorsunuz, tek bir kanlı olay koyamıyorsunuz biri diğerine tokat atmamış, ama 312,313 hak getire. Her tarafta uçuşuyor. Kişiler altmış yetmiş yıl ile yargılanıyor iki müebbet ile beş yüz yıl ile, böyle olabilir mi bir kişi diğerine tokat atmamış,


Yüklə 356,12 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə