T. C. İStanbul cumhuriyet başsavciliğI (cmk'nın 250. Maddesi İle Yetkili)



Yüklə 14,1 Mb.
səhifə119/278
tarix14.09.2018
ölçüsü14,1 Mb.
1   ...   115   116   117   118   119   120   121   122   ...   278

KEMAL SEVEN (07.55 – 08.00) : Devletin birey üzerinde yada toplum üzerindeki uyguladığı baskıyla oluşan tepkiden bahsediyorum.
ERDAL ÖZMASKAN (08.00 – 14.22) : (anlaşılmıyor) olumsuzdur (anlaşılmıyor) devlet toplum ilişkisi (anlaşılmıyor) yapaydır, ideolojiktir. İdeolojik olan ilişkilerde (anlaşılmıyor) ideolojik olan (anlaşılmıyor) bir bütünlük bir (anlaşılmıyor) söz konusu değildir (anlaşılmıyor) örneğin tam içinde yaşıyoruz. Diyelim ki Türkiye. Bir bütün olarak Türkiye sınırları içerisinde (anlaşılmıyor) herkesin Türk halkı olarak görmek (anlaşılmıyor) ise bu devletin bizden istediği tepkisidir. Tepki olarak ta bir savaş vardır. (anlaşılmıyor) (anlaşılmıyor)savaş vardır. Savaşı görmezden gelemezler (anlaşılmıyor) bir yere kadar götürebilirler. (anlaşılmıyor) (anlaşılmıyor) ve bu durumdan (anlaşılmıyor) Ki günümüzde (anlaşılmıyor) Bugün güneş batmayan ülke olarak bildiğimiz güneş batmayan imparatorluk bildiğimiz İngiltere (anlaşılmıyor) Herkesin sonu gelecek herkes de halkı (anlaşılmıyor) sömürgeye yönelik ideolojik (anlaşılmıyor) belli bir yerden sonra (anlaşılmıyor) yitiriyor. Belli bir yerden sonra var olan sistemin (anlaşılmıyor) tepki verir. İngiltere (anlaşılmıyor) Topluma nasıl yaklaşırsan öyle (anlaşılmıyor) tepki görürsün(anlaşılmıyor)Topluma yumuşak yaklaşırsan (anlaşılmıyor) tepki (anlaşılmıyor) Toplumun özünde (anlaşılmıyor) bağımsız düşündüğü takdirde her kesin ...(anlaşılmıyor) bu kaosun ee kurum kuramlaştırılması şurda yatmaktadır ee bu bazı için metroloji şeyi varya bilgisayarlar varya ...(anlaşılmıyor) günün birinde bu hava ölçen birisi bilgisayara küçük bir değişiklik yapıyor yanlışlıkla bir bilgiyi yanlış giriyor mesela diyelim ki işte hava sıcaklığı şuan 10 derece bilmem nem oranı işte bilmem yüzde kaç yüzde atmış bilmem ne onun gibi değil bilgisayarda bilgisayarda bu ...(anlaşılmıyor) herşeyini girersin diyelim burda şu kadar ...(anlaşılmıyor) geliyor şu şöyle olacak bilgisayar sana o günü verir o günü veriyor günün birinde şu değerin bir tanesi çok ufak bir değer çok çok sıfır nokta sıfır sıfır sıfır bilmem kaç değerle birmi ikimi yanlış giriyor çok ufak bir değer sonra şey yapıyor bakıyor orda tabi bulunan yakın bir şey veriyor sonuç veriyor yani diyelim 15 vermesi lazım diyor 14 verelim ...(anlaşılmıyor) ama şeye bak mesela öbür gün oluyor bilgisayarı kontrol ettiğinde bu guruplar giderek küçük değerlerin ...(anlaşılmıyor) küçük değerin yanlış girmesinden ...(anlaşılmıyor) bu sefer giderek daha büyüyor daha büyüyor kasırfaya kadar kayıyor bu sefer bakıyor ki kendi değerleri bu şekilde girimişse işte şeyde çinde bu devreye giriyor diyorki Afrikada ...(anlaşılmıyor) afrikada yarın kasınga olacak diyor. ama öyle birşey olmuyor niye çünkü değeri yanlış girmiş küçücük bir değer küçücük değer küçücük bir girdi o kadar değişikliğe sebep oluyor ...(anlaşılmıyor) toplumu düzenlediğimizde toplumun içerisindeki küçücük bir veri görmezden gelmek küçücük bir veriyi bile görmezden gelmek ...(anlaşılmıyor) hele hele bir toplumu toplum içinde görmezden gelmek kaosun içerisinde çıkarmazlar böyle giderse işte bunun bir sürü örneği var Türkiyeden sovyetlere giden Amerikaya giden gün kırılmanın eşiğinde olan ...(anlaşılmıyor) kırılmanın eşiğindedir sürekli kaostadır niye sadece kendi amaçları içerisi çevresinde hem toplumun hem doğaya hemde kürtlere yöneliyor hani mesela toplumu işleştiriyor bir yerde önderliğin ee başkanın üç tane şeyi var üç se diyor spor diyor sanat birincisi spor diyor toplum soğuk diğeriside sanat diğeride diyor sekstir hep fuhuş işleri ...(anlaşılmıyor) şey diyor bunlarda toplum şeyi diyor öyle bilincinden uzaklaştırmaya çalışıyor toplumun yapması gerekenleri düşünmek gerek toplumu oyalamalı gözüküyor toplumu farklı bak ...(anlaşılmıyor) bu şekilde toplumu farklı şeylerle daha haz veren onu ...(anlaşılmıyor) varken kendiside iktidarda oluyor iktidarını artırıyor üç se özeliği ne kendisini yada üç se değil medya özelikle medya gibi araçlar kullanarak bunu görselleştiriyor görselleştirme sonucu insan siniride büyük yankılar uyandırıyor bu yankılar çerçevesinde insan ...üç seye sarılıyor bir maçta gittiğimizde diyelimki bir kimin maçı diyelimki fenerbahçe Galatasaray maçı bir maç biss futbol maçı için birileri bekliyor

KEMAL SEVEN (14.22 – 14.24) : ...(anlaşılmıyor)
ERDAL ÖZMASKAN (14.27 – 16.32): Herkes ...(anlaşılmıyor) gidiyor ...(anlaşılmıyor) bu şehir ...(anlaşılmıyor) zaten akşam anlatıyor diyor ben çıkamıyorum ikinci serik olmazsa şey olmaz reba olmaz diyorki sanat olmazsa yaşamın bir anlamı kalmaz yaşamı anlamlı kılanı arasanız sanatla alakalı diyor spor gereklidir çünkü sağlıklı bünyeyi farklı biridir farklı toplumun farklı toplum farklı düşünce mesela diyelimki Atatürk ün sözünü çarpıtıyor olabilirde yerinde şeydir yerinde bir sözdür hani ben ...(anlaşılmıyor) evrensel değildir anlam çerçevesinde yapıldığı sürece sağlıklıdır bundan da aşmak istenen diyor Allah tır diyor kapitalizim ...(anlaşılmıyor) ilk başta kendisini ulus devlet üzerinde dayatırken ulusta devletleşmeyi yapıyor toplumsallaştırıyor ki diğer güçlerin ana etkisini kapatmış ...(anlaşılmıyor) diyelimki Osman lının işte polonya etkisini kırmak için Polonya daki değerleri kutsalaştırdı bayrağınız var sizin dininiz var sizin diliniz var sizin fikriniz var herşey ile kutsallaştırırız siz farklısınız siz ...(anlaşılmıyor) diyorsunuz Osman lının sömürge zihniyetinde hareket ediyor ...(anlaşılmıyor) vergisiyle bunu bir şekilde Osmanlı dan koparıp yada ...(anlaşılmıyor) koparıp yada Rusya dan koparıp kendi pazarı haline getiriyor şimdi ise Ulus devletlerin yani çünkü ee toplumların herkesin ulusallaştığı bir dönemdeyiz ulusallaşmak ...(anlaşılmıyor) ee kabul edilebilir bunun için mesela başka şeyden vazgeçtik Türklerin her şeyinden vazgeçtik Ulus devleti ...(anlaşılmıyor) ulus devleti bizi sürekleyen zihniyetin ne amaçlandığını gördü başarısız bir örneği Sovyet ler oldu ulus devletleşmeyi
KEMAL SEVEN (16.33 – 16.37) : İkinci dünya savaşı ...(anlaşılmıyor)
ERDAL ÖZMASKAN (16.37 – 18.18) : İkinci Dünya savaşı ikinci dünya savaşı bu şeydir ulus devletlerin ee asıl şey ee bir sefer yükselişe geçti en ...(anlaşılmıyor) ama kaldıki biz Kürtlerin ...(anlaşılmıyor) bu ayrı bir mesele bu ise artık ee ulus devlet konumuna gelemeyecek ülkede ...(anlaşılmıyor) ülkede sayısı çok az kaldığı için bugün ee ulus devlet olmadan olmayan en büyük toplum Kürt halkıdır sanırsam biz Kürtler kalkmışız onada ayakta müdahele ediliyor yani kişileştirmeye çalışıyor onlarada halktan sonra bir sefer yapacak kapitalizm yeni pazar aracıdır ki bu dondu bir yerde artık müdahele edemiyor kemikleşti bu kemikleşmeyi yumuşatmak yada kırmak, kırmamak işte kırarsan tepki doğacak kapıtalizm eleştiriyi ...(anlaşılmıyor) kabul etmiyor ama eliştirilerine kılıf uyduruyor kendini saklıyor kendini ...(anlaşılmıyor) ama bu çerçevede biz sebep Ahlaka yöneliyor ahlakı kırıp bireyin daha dışarı çıkması toplumun dışına çıkması o toplumdaki ahlak statüsünü dile getireceğiz ...(anlaşılmıyor) çünkü ordan sonra dili topluma yaymak daha kolay olur çünkü elinde çok düşük ee şeyler var araçlar var medya var iletişim araçları işte internet televizyon çok güçlü araçlar bunlar üzerinde sürekli propagandasını yapabilmekte ve kendisini yaygınlaştırabilmektedir. Mesela insan beyni çok tuhaf tuhaf bir şeydir tuhaf bir yapıdır
Y10 BAYAN (19.19 – 19.19) : ...(anlaşılmıyor)

ERDAL ÖZMASKAN (18.20 – 18.40) : (anlaşılmadı) sol taraf insanın sol tarafı ee sağ taraf sol tarafı sağ tarafını kontrol ederken sağ taraftan zan ediyorki soldaki ee bacak hareketlerini kol hareketlerini kontrol edebilmektedir
KEMAL SEVEN (18.41 – 18.48) : Benim ...(anlaşılmıyor) gerçekten sol tarafım felç olmuşum sağ tarafım (anlaşılmadı)
ERDAL ÖZMASKAN (18.49 – 24.19) : ...(anlaşılmıyor) insanı şey gösteriyor zekasını gösteriyor bunlar ee bunlar içerisinde ...(anlaşılmıyor) diye tabir ettiğimiz şu sinirler vardır etki işte elektron diye bahs etiğimiz elektirik akımını his ettirmesi bunların üzerinde yapılıyor bunlar kendini ...(anlaşılmıyor) hazırlaması oluyor savunma oluyor falan tekte çalıştırıcı ...(anlaşılmıyor) yayıyıor bizim buraya yayıyor diyor koku geliyor buraya buraya yayıyor diyorki bilmem ne ...(anlaşılmıyor) diyor acı hiss ediyorum ...(anlaşılmıyor) herşeyi neden faktörü ile ...(anlaşılmıyor) nedenlere girersek ...(anlaşılmıyor) çağdaş olun ...(anlaşılmıyor) ee tanrı olur ...(anlaşılmıyor) fizik fizik mekanikve süre gelen ...(anlaşılmıyor) gerek yoktur bunun yerine kesin kesin liteniter suçlamalar içinde kimse kimseyi ...(anlaşılmıyor)bu klasik fizik ölçülerinde kendiliğinden yüce bir şin gelen olaylar içerisinde suçlamalardır ...(anlaşılmıyor) biraz şeydir insanlar hangisinde yaşamakta şekilendiği ...(anlaşılmıyor) hala koruyormu koruyamıyormu bununla geçici olarak öncelik ...(anlaşılmıyor) yoksa yapılanma aletlerlemi verilmeliydi çünkü şey ...(anlaşılmıyor) bu şeylerden yararlanmaktadır.milletde ...(anlaşılmıyor) soruyor araçmı materyalizmi ...(anlaşılmıyor) delet gücü olarak ...(anlaşılmıyor) başka alanlar açmaktadır ...(anlaşılmıyor) farklı kişi olmak insan yapısına uygun değildir çünkü asla ...(anlaşılmıyor)insanın ee yapısından kaynaklı olarak ...(anlaşılmıyor) ulaşamadığı ...(anlaşılmıyor) şeyden geliyor hiçbir zaman ...(anlaşılmıyor) yüzde yüzünü bulamamış yüzde üçünüde bulamamış ...(anlaşılmıyor) çok tuhaf bir şeydir aslında kalp diye tabir ettiğimiz şey karmaşa değildir karmaşa karmaşadır ama karmaşının içindede bir vebadır ...(anlaşılmıyor) o işin kültürel sanat spor evren madde herşeyi ...(anlaşılmıyor) sürekli panik halinde olmaktır sürekli daha ...(anlaşılmıyor) bu sürekli hale geçerseniz sürekli kaos ...(anlaşılmıyor) yapıyor hani ...(anlaşılmıyor) dedik ya ...(anlaşılmıyor ) anında düzen olduğunu sanıyor bir düzen vardır ama mesela şuanda büyük ...(anlaşılmıyor) parçası bir düzen vardır ...(anlaşılmıyor)ama bu ayın açılmasıyla birlikte bir değişim olacaktır hem şüphen olacak hem fizikçi hareket ile ...(anlaşılmıyor) olduğu için ...(anlaşılmıyor) olacaktır ...(anlaşılmıyor) bu işi alternatif farklı ...(anlaşılmıyor) kaos gözüküyor işte ...(anlaşılmıyor) özgürce dinleyin ...(anlaşılmıyor) insanı karmaşık ...(anlaşılmıyor) karmaşık özgür ...(anlaşılmıyor) bu bu şeydir aynı anda iki farklı şey olmaz o şeydir ...(anlaşılmıyor) hem örgütsel düşünce olarak ...(anlaşılmıyor) bu bir güçlü bir şey değildir istek değildir
Y10 BAYAN (24.20 – 24.27) : Düşünsel olarak ...(anlaşılmıyor)
ERDAL ÖZMASKAN (24.28 – 25.48) : Mesela biz şeye karşı biz ile birlikte ...(anlaşılmıyor) ee şimdi son derece tutarlı özgür bir resim karışımıza çıkmaktadır buradaki muama insanda özelikle ...(anlaşılmıyor) yaşamaktadır tabi insan ...(anlaşılmıyor) şu var esasında bilgi insan ...(anlaşılmıyor)buda bencilige yol açıyor 46 gün sonra ...(anlaşılmıyor) şeydir mesela ...(anlaşılmıyor) Mısır kıraliçesi Klopatra var onun burnunun güzelliği onun burnunun güzelliği evrende ...(anlaşılmıyor) halkın ee ...(anlaşılmıyor) birbirine düşürüyor ...(anlaşılmıyor) düşürerek şey oluyor hani ...(anlaşılmıyor) düşünsene ...(anlaşılmıyor) başlıyor ...(anlaşılmıyor) Romaya da giriyor
KEMAL SEVEN (25.49 – 24.54) :...(anlaşılmıyor) melekler...(anlaşılmıyor)
ERDAL ÖZMASKAN (25.55 – 27.31) : ...(anlaşılmıyor) işte evrende bu kadar çeşitli ...(anlaşılmıyor) anlaşılmaktadır mesela ...(anlaşılmıyor) eğer düşse ki düşerse ...(anlaşılmıyor) gerçekten bu kadar doğal ancak ee ...(anlaşılmıyor) desede molekülleri atom ve atomun ...(anlaşılmıyor) evrenin güçlülüğünü ...(anlaşılmıyor) eğer varsa ...(anlaşılmıyor) burada karşımıza ...(anlaşılmıyor)
KEMAL SEVEN (27.32 – 27.36) : Biraz atomun yapısıyla galaksilerin yapısı bir birine benzemiyormu
ERDAL ÖZMASKAN (27.37 – 28.20) : Ee zaten şeydir ee bilim adamları o şekilde yapmaya çalışıyorlarmış ama şeydir ...(anlaşılmıyor) konu öyle değildi şimdi galaksiler ...(anlaşılmıyor) galaksi dedim gezekenler hepsi güneşin işte merkür ...(anlaşılmıyor) yada dünya ...(anlaşılmıyor) şöyle diyelim dünya ...(anlaşılmıyor) dünyanın bu şeyin dışına çıkarsa ...(anlaşılmıyor)
KEMAL SEVEN (28.21 – 28.30) : Şimdi şöyle birşey lokmu mesela ee güneş bir atom etrafında gezegenler var atomların çoğunluğu galaksiyi oluşturur çünkü galaksininde
ERDAL ÖZMASKAN (28.30 – 28.33) : Ben senin ne demek istediğini anladım
KEMAL SEVEN (28.33 – 28.34) : Her galaksinin neticesindede yine çekim merkezi vardır
ERDAL ÖZMASKAN (28.36 – 28.36) : Yani çekirdek vardır yani

KEMAL SEVEN (28.36 – 28.36) : Evet
ERDAL ÖZMASKAN (28.36 – 29.16) : ...(anlaşılmıyor) zaten bu şekili ordan çıkar çıkarmışlardır gezegene yapılan ama atomlar atomların etrafındaki elektronlar başka bir yörüngeyi takip etmiyor sonra dönüyorlar ama dön ...(anlaşılmıyor) bazen burdadır bazen şurdadır. demekki o nedir çok hareketlidir yer değiştiriyordur ...(anlaşılmıyor) gösterebilmek için sürekli ...(anlaşılmıyor) bu burda bu burda bu burda ...(anlaşılmıyor)
KEMAL SEVEN (29.17–29.39) : Elips bir yörünge bir yörüngede dönmüyorlar mı ?
ERDAL ÖZMASKAN (29.19–29.32) : Ee şeydir ...(anlaşılmıyor) o yörüngeye yakın bir yörüngedir ...(anlaşılmıyor)
Y10 BAYAN (29.33–29.42) : ...(anlaşılmıyor) ondan kurtulamıyormuyuz ...(anlaşılmıyor)
ERDAL ÖZMASKAN (29.43–35.26) : Tam olarak ee kurtulamıyoruz yada şeydir ...(anlaşılmıyor) bunun dışına çıkamıyoruz ...(anlaşılmıyor) mesela dedik ya ...(anlaşılmıyor) insan vardır insanlar diyorki ...(anlaşılmıyor) işte bunu anlam verebilmemiz için evrene anlam verebilmemiz için ...(anlaşılmıyor) insanı ...(anlaşılmıyor) insan ...(anlaşılmıyor) taktirde bir anlam ...(anlaşılmıyor) mesela şey bilimsel olarak ...(anlaşılmıyor) insan geninin ...(anlaşılmıyor) insan ...(anlaşılmıyor) şurada karakol var ...(anlaşılmıyor) insanda baktığı zaman insan ...(anlaşılmıyor) onun var olan ...(anlaşılmıyor) etkisinde bir ...(anlaşılmıyor) sokan karşılaşma değil şimdi gerekirse bu anne ve babadan elde edilen kromozomların bu şey ...(anlaşılmıyor) birleşmesi sonrası bu genler oluşuyor bu ...(anlaşılmıyor) bizi dünyada 6 milyarda bir ...(anlaşılmıyor) 6 milyarda bir bu kadar çeşitli bir ...(anlaşılmıyor) bir yerden su istiyebilirmiyim ...(anlaşılmıyor) tabi kendi özgürlüğü sebebiyle ...(anlaşılmıyor) nitelikte çelişkili bir yapı ...(anlaşılmıyor) hümanistlik demek geçen dersteki arkadaşlar biliyordur dün ...(anlaşılmıyor) yunanca bir terim ...(anlaşılmıyor) tamamen panik hareket ediyor ...(anlaşılmıyor) çeşitliliği oluşturan yaratıcı bir hareket ...(anlaşılmıyor) tez anti tez bir yerde bilme karşıdır ...(anlaşılmıyor) bir yol izlemek ...(anlaşılmıyor) yenile yenile söz konusudur çünkü uzlaşmacı uzlaşmacı bir yaklaşım söz konusudur mesela toplumu hiyerarşik toplum işte ee ...(anlaşılmıyor) toplumlar diye ayrılıyor ...(anlaşılmıyor) bir taneside anti tezdir ondan sonrasında ...(anlaşılmıyor) o onu kabul etmemiştir o onu kabul etmemiştir farklı bir yol ...(anlaşılmıyor) mesele farklı bir yol oluşmuştur ...(anlaşılmıyor) bir tezdir anti tezdir işte kominizimdir ...(anlaşılmıyor) oysa ...(anlaşılmıyor) bilinen şey ise farklıdır diyorki tez anti tez cahillik günlerinizde düşündüğünüzde mantıklıdır ...(anlaşılmıyor) doğanın yapısına evrenin yapısına ...(anlaşılmıyor) özgürdür düşüncedede böyle diyor mesela ...(anlaşılmıyor) diyorki tez anti tez birbirini ezen bir birini dışlayan faktörler olmaktan çıkartılıp tam tersi bir birini tamamlayan ögeler olması lazım diyor tamamlayıcılık ...(anlaşılmıyor) taktirde biri diğerini yok eder diyor mesela ölüm ile yaşam ...(anlaşılmıyor) için yaşam kavramı olması lazım ...(anlaşılmıyor) karanlık aydınlat aydınlık ...(anlaşılmıyor) için karanlık karanlık olması lazımdır (anlaşılmadı) Yaşam ölümün şeyine bağlıdır değilmi
Y10 BAYAN (35.27 – 35.30) : ...(anlaşılmıyor)
ERDAL ÖZMASKAN (35.31 – 35.34) : ...(anlaşılmıyor)
Y10 BAYAN (35.35 – 35.37) : ...(anlaşılmıyor)
ERDAL ÖZMASKAN (35.37–35.48) : O şey oo ...(anlaşılmıyor) farklı birşeyden bahs ediyoruz şuan ...(anlaşılmıyor) herşey kendi ...(anlaşılmıyor)
KEMAL SEVEN (35.48–35.51) :...(anlaşılmıyor) her şey kendi zıddıyla oluyor
ERDAL ÖZMASKAN (35.51–36.15) : ...(anlaşılmıyor) örneğin edebi varklık yokluk sistemi ile ...(anlaşılmıyor) karşı karşıya geçtiği bir oluşumdur ...(anlaşılmıyor) varlık ile yokluğu bir birinden ayrı düşünebilirmiyiz yokluk olmazsa varlığın ...(anlaşılmıyor)
KEMAL SEVEN (36.16–36.18) :...(anlaşılmıyor) varlık yoklukla alakalı
ERDAL ÖZMASKAN (36.19–40.06) : ...(anlaşılmıyor) ha işte varlık ile yoklukla hareketin kendisi gelişiyor ...(anlaşılmıyor) hani varlık bir yernde ee yoklmuğun var olma sürecimi ee yoklukta bir yerde ee varlığın doğma sebebidir biri diğerini tamamlıyor hani bu şeydir Biyolojide pardon ...(anlaşılmıyor) buna mekanik ilişki diyoruz biz burda hani birbirine sıralı demiyeceğiz birbirini ...(anlaşılmıyor) almadan ...(anlaşılmıyor)doğru olanlar ...(anlaşılmıyor) ama şeydir ee idolojik olarak ...(anlaşılmıyor) onlara ...(anlaşılmıyor) bunlarda yaklaşık ...(anlaşılmıyor) buda dediki ...(anlaşılmıyor) ki parçacık ve dalga ee ...(anlaşılmıyor) çünkü ...(anlaşılmıyor) o hareketleriniz o davranış biçimleriniz ee ...(anlaşılmıyor) tek başına parçacık ve dalga ...(anlaşılmıyor) olmaz olmamasa artık bir birini ...(anlaşılmıyor) hareketi dolayısıyla oluşumu herkes kendi oluşumuna gidecek ...(anlaşılmıyor) yine aynı ...(anlaşılmıyor) çeşitli ...(anlaşılmıyor) yer almaktadır çeşitlik olmadan ...(anlaşılmıyor) yoktur olmaması lazım ...(anlaşılmıyor) canlılık olgusunun tam ...(anlaşılmıyor) özelik ...(anlaşılmıyor) olgusunu ...(anlaşılmıyor) yani kuantum fiziğinde birde ...(anlaşılmıyor) lazım ...(anlaşılmıyor) olan bir birini tamamlayıcı faktörlerin olmamasını hedefliyor burda ...(anlaşılmıyor) tamamlayıcı faktarlördir dolayısıyla ...(anlaşılmıyor) adliyelerde ...(anlaşılmıyor) çatışmalarda kavga ediliyor bak mesela kuantumda ise ...(anlaşılmıyor) ilişkiler sizin gibi görünse bile gibi değil karıştırmamalı ...(anlaşılmıyor) işte karıştırmadan farklı götürülmeden uzatmadan uzatırmadan tamamlayıcı faktörle ilgili daha yumuşak ...(anlaşılmıyor) kuantum ...(anlaşılmıyor) insanın kendisi...(anlaşılmıyor) kendisini ...(anlaşılmıyor) özelikle yazar şunu diyor üç birinci dua ...(anlaşılmıyor) birincisi duadır dua bir gerçek ...(anlaşılmıyor) üçüncü dia insanın kirli duasıdır bireyin kendi duasıdır diyor eğer birey kendi duasını çözmeden birinci duaya çözüm getirmeye çalışırsa yanılgının içine girer orda bir çelişki iki numarada ...(anlaşılmıyor) onun için ...(anlaşılmıyor) sonra birinci duayı ...(anlaşılmıyor)
Y10 BAYAN (40.07–40.10) : ...(anlaşılmıyor)
ERDAL ÖZMASKAN (40.11–40.14) : (anlaşılmadı) arkadaşlar (anlaşılmadı) kadın erkek (anlaşılmadı) baktığımızda (anlaşılmadı) bir araya (anlaşılmadı) kadın erkek hem birbirini tamamlayıcı durumdadır hem de farklıdır bu anlamda (anlaşılmadı) ikilidir (anlaşılmadı) anlamı zıt birbirine karşı birbirini tamamlamayan anlamında değildir birbirini tamamlayan anlamında kadın ve erkek belli bir zaman toplum her zaman bireylerden oluşan bir şey değil toplumu bireylerden oluşturabilmek için bireylerin sosyal ilişkilerini geliştirmesi lazım toplumsal olabilmesi için toplum doğanın sonucu toplum doğa burada bir realizim göremiyorum (anlaşılmadı) alternatif olan bir şey göremiyorum daha doğrusu baktığımda (anlaşılmadı) şeydir ne demek isteğimi (anlaşılmadı) farklılıklar (anlaşılmadı) ölüm yaşam karanlık aydınlık yada var oluş yok oluş (anlaşılmadı) bu kafadaki boşaltılamıyor (anlaşılmadı) kadın erkek ilişkisi toplum birey ilişkisi toplum doğa ilişkisi (anlaşılmadı) çünkü doğal değildir çünkü yapaydır ama öznede doğal olması lazımdır öznede kadın erkek ilişkisi (anlaşılmadı) çünkü kadın erkek birbirini tamamlıyor (42.20 saniyeden sonra ses kesiliyor)” şeklinde olduğu,
Ders anlatımlarında PKK/KCK terör örgütü ve örgüt liderinin propagandasının yapıldığı, Türkiye Cumhuriyet Devletinin Kürtlere karşı düşman tavrı takındığı ve baskı uyguladığı, bu kapsamda yapılan KCK operasyonlarının hukuki değil siyasal olduğunun vurgulandığı, ders içeriklerinin kuantum fiziği ile alakasız şekilde yine şüpheli ve tanık ifadelerinde belirtildiği üzere PKK/KCK terör örgütüne ve onun ideolojisine alet edildiği,

BDP SİYASET AKADEMİSİNDE 01.12.2010 TARİHİNDE VERİLEN DERSE İLİŞKİN SES KAYDI ÇÖZÜMÜNÜN:
1. DERS

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (00:00 – 00:20) Anca ortaklaşmaya götürdüğünü söylemiştir komünist topluma bu tip anlayışlara sahiptir.. (anlaşılmıyor) O yüzden bu, efendim

X1 ERKEK : (00:20 – 00:38) Şey şimdi çokeşli düşünürsek(anlaşılmıyor)



CİHAN DENİZ ZARAKOLU : (00:38 – 02.36) Şimdi bi başka şey de yıllık aylık sınıflandırma yöntemi de, Agör Atritiy Ansen Tonsen inceleme yöntemidir. Bu tarihe baktığımız vakit, şu şekilde muhtemeldir sınıflandırma tarihi, İlkönce bir Taş Çağı sonra bir bronz, sonra bir demir çağı daha sonra bu taş çağı da kendi içinde dönemler yetiştirir, birincisi, paleitik, mezolitik, neolitik, işte bu en kabaca bir yontma taş devri, klasik taş devri diye, ilk taş çağı bu da yeni taş çağı, bu da aradaki mezolitik eski taş çağı yani buna yontma taş deriz, buna ne dendiğini ben de hatırlamıyorum şimdi, bu cilalı taş devri, bu son taş şu şekildenmiştir. Aynı zamanda kendisi müzecidir Bu hem şifahi örnektir, aynı zamanda müze düzenlemedir. Yani Ozalt, bu 1800 lerin ortası, 1850’ler o civarlar yaşamış olması lazım. Bissürü dünyanın dört bi yanında İngiliz Emperyalizmi veya bütün emperyalistler gittikleri bütün ülkelerde yeraltındakileri, arkeolojik şeyleri kendi metropollerine getirdiler, kendi ülkelerine. İşte Tomsenin yaptığı hem tarihe bir bakıştır, hem güzara. Ve bununla beraber neye göre sınıflandırılacak, şeye yönlenmiştir Tomsen, kullanılan aletlerin nelerden yapıldığına bakarak bir sınıflandırma yapalım demiştir. O yüzden taştan yapılan aletleri bi yerde sınıflara ayırmıştır, sergiler, bronzları bi yerde, demirleri bi yerde, onlar çok kabaca anlatıyorum, taşlara bakar, taşları tapar olduğunu görürsünüz.

X1 ERKEK: (02:36 – 02:38) Bu devrin yontma taş devri olabileceğini söylüyor

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (02:38 – 02:43) Hayır yontma değil, yontma değil diye biliyorum yani

Y BAYAN ŞAHIS: (02:43) Neolitik Düzen.

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (02:44 – 02:45) Neolitik düzen mi?

Y BAYAN ŞAHIS: (02.45) Yani.

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (02:46 – 04:00) Sonra şeye bakar bir kısmı toprağa doğrudan fazla üzerinde oynama yapılmamış sadece vurularak, kırılarak yapılmış olduğunu görür. Onları bi yerde (anlaşılmıyor), Ondan sonra bazılarının cilalandığını, bazıları başka şekilde yapıldığını görür ve bu şekilde bir sınıflandırmaya gider. Ve bu büyük oranda hala kabul görüp devam etmektedir. Ve Morgan dediğimiz kişi de aslında şey yani Marks’ın ve Engels’in kitaplarından birazcık okumuş olanların da aşina olacağı bir diğer isimdir Morgan. Bu, Morgan bir antropologdur. O da 1800’lerde yaşamıştır. Kızılderililerde bir tane kabilenin arasında yıllarca yaşar ve onların yeteneklerini gözlemleyerek bir işte devletsiz toplumlarda, doğal hayat doğal toplumlardaki yaşamın nasıl olduğunu, neye göre aile ilişkilerinin nasıl olduğunu, oradan nasıl devlete geçildiğini anlatan onu bir kuram haline getiren düşünürdür. O üç tane temel bölüme böler tarihi, birincisi; vasilik dönemi olarak, yani ok ve yayın kullanılmasından önceki dönem.

X2 ERKEK: (04: 00 – 04:04) Bu karanlık dönemin diardanal döneme mi denk geliyor?

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (04:04 – 04:07) Vasilik bilinmeyen dönem.

X2 ERKEK: (04:08) Ha bilinmeyen dönem.

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (04:09 – 06:28) Ha evet tabi tabi. Ha barbarlık, daha doğrusu bizim bugünkü terminolojimizle konuşacak olursak bu vasilik dediğimiz dönem neolitik öncesi dönem. Bütün neolitik öncesi dönemin hepsini kullanıyor. Çünkü bu döneme göre barbarlık dediğimiz şey başlatılması tarım ve hayvancılık, yani işte neolitikle birlikte tarıma geçişle, hayvancılığa geçişle birlikte barbarlık evresine geçiliyo, barbarlıktan da uygarlığa geçiliyor. Yani o bizim şehir devletleri iktidarı, hiyerarşi tam(anlaşılmıyor) geçiliyor. Şimdi bu tahlil çözümlemede genel olarak bunları yerleştirirsek bir mitolojik dönem, insanlar içinde yaşadıkları dönem her an içinde yaşadıkları dünyaya anlam vermeye çalışmışlardır. Neden orda bulunduklarını, niye orda bulunduklarını, nereye gideceklerini ve ilişkilerin insanlar arası ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dönük sürekli kafalarını yormuşlardır. Bu insanın özellikle ilk ortaya çıktığı andan itibaren başvurup yaptığı en temel insanı insan yapan özelliklerden biridir. İşte bu paleorafisel olarak baktığımız vakit şu aşamalardan geçmiştir. İlk önce bir mitolojik dönem nedenini yazmıştık, sonra bir zihinsel dogmatik dönem bir bilimsel dönem vardır, metafizik bir yöntem vardır, diyalektik materyalist yöntem vardır, sonrası en sonunda kısaca değinelim bizim hakikatlerimiz. Şimdi mitolojik yönteme baktığımız vakit, özellikle neolitik dönemde ve kent devleti, devletlerin ortaya çıktığı döneme kadar ki süreyi kapsayan bir devredir bu üçüncü saydığımız, doğanın canlı ve ruhlarla doğru olarak değerlendirilmesi söz konusudur. İlk insan ortaya çıktığı vakit kendisindeki doğayla birleşip kulağıyla ona anlam vermeye çalışır ve kendisi gibi doğanın da canlı olduğunu, önce onun bir ruhu olduğunu ve kendisi dışındaki maddelerin, yani canlı veya cansız hepsinin aslında bir ruhu olduğu canlı olduğu inancına sahip, çünkü burada totem anlayışı da ortaya çıkar ve genelde totem vardır ve onun aslında bir ruhu olduğu ve klanı kabileyi koruduğu öngörülür.

06:28 (Bayanın konuşması anlaşılmıyor)

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (06:29) Ha, hangisi,

06:30 (Bayanın konuşması anlaşılmıyor)

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (06:30 – 08:09) Ha, tamam, tabi. Bu anlamıyla da çevresiyle doğayla barışık bir sistemdir, Doğayı alt etmeyi veya doğayla insan arasında bir mücadeleyi den ziyade doğayla bir arada yaşamayı savunan bir anlayıştır. Kaderci olmasından dolayı da, özgürlüğe demin de söylediğim gibi doğayla uyumlu bir yaşama anlayışına sahiptir. Efsane, destan, sözlerle işte o anlamlanıyor. Özellikle bu son dönemine daha tekabül eden niteliktedir mitolojik yöntemin. İlk yani ahilik ortaya çıktığında anında mitolojilerle ortaya çıkmıyo, insanlar yaşadıkça, anlamlandırdıkça artık efsaneler ve destanlar üretiyo, ve en önemli özelliğimizde mitolojik yöntemin anaerkil yöntem, anaerkil yönetime veya anaerkil döneme ait bir kavram olmasıdır. Yani burda mitolojik yöntemden bahsettiğimizde aslında ağırlıklı olarak kadının toplumun merkezinde yer aldığı, şimdi burda aslında arkadaş ben hazırlamadım, yönetim diyoda yönetimi orda biraz daha soru işaretli alalım, çünkü aslında bizim yönetim dediğimiz vakit bir hiyerarşiden bahsederiz. Yönetim dediğimiz vakit bir iktidar ilişkisinden bahsederiz. Ama doğa toplumunda açtığımız çözümlemelerde gösterdiğimizde, baktığımızda doğa toplumunda öyle bir hiyerarşik anlayışın olmadığını daha insanların bir arada yöneten veya yönetilen ayrımı olmaksızın bir arada yaşadığını düşünüyoruz veya onu o şekilde görüyoruz, o yüzden de yönetimden ziyade daha kadın merkezli bir topluma;

KEMAL SEVEN : (08:09 – 08:14) Nasıl adlandırmak lazım o zaman kendiliğinden organizasyon mu demek lazım?

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (08:14 – 08:24) Hayır orda yönetim dediğimiz vakit, mesela bu şeylerde de var hani hiyerarşik bir toplum değildir doğa toplumu

Y2 BAYAN ŞAHIS: (08:24 – 08:25) Hocam söylemeyin.

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (08:25 – 08:33) Anaerk derk(anlaşılmıyor), camiada, yani ona erkil demeli miyiz, dememeli miyiz?

Y2 BAYAN ŞAHIS: (08:33) Yani kadınsı demeliyiz hocam.

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (08:33 – 08:39) Evet, yani kadın merkezli bir dönem, daha şey oluyo, çünkü anaerkil dediğimiz vakit

Y2 BAYAN ŞAHIS: (08:39 – 08:40) Sentezli değil eksenli (Bayanın konuşması tam anlaşılmıyor)

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (08:40 – 08:52) Eksenli, tabi buyurun. Anaerkil dediğimiz vakit orda erk devreye giriyor, yani şu an tartışt kendis kuralın kendisinde de tartışılıyo,

Y2 BAYAN ŞAHIS: (08:52 – 08:54) Hocam, ... (Bayanın konuşması tam anlaşılmıyor)

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (08:55) Evet, (anlaşılmıyor)

Y2 BAYAN ŞAHIS: (08:55 – 08:57) (Konuşmaya devam ediyor ve konuşması anlaşılmıyor)

X4 ERKEK: (08:58 – 09:56) ama orda bir gerçeklik var, kadın belirleyicidir, kadın belirleyicidir tamam tartışılır bunun çabaları olmuştur kadın aynı zamanda belirleyici olmasından kaynaklı dışlayıcıdır da, yani orda ben bu kadının kalkıp zeki olup, neyse o mağarada yerleşim yerinde yapıda uyum sağlamayan bir yaban şeyi de var, bugün toplumların ortak olarak şekillenmesinde klandan kabileye kabileden aşirete geçiş süreci içerisinde(anlaşılmıyor) olmuş, o yüzden dışlananlardır. Başka yapılara gidip orada köksüz anlamında bu ana, analitik dönemle analitik dönemle bu süreçten boş (anlaşılmıyor). Kadının terbiyesi aynı zamanda kişiliğidir. Şeyi burda da görüyoruz. (bu cümle tam anlaşılmıyor)

CİHAN DENİZ ZARAKOLU: (09:58 – 20:05) Bu konuları daha ziyade tartışıcaz, bu sair yöntemle ilgili buradan burayı geçiyorum. Şimdi dinsel ve dogmatik yönteme gelirsek, mitolojik anlayıştan dogmatik dinsel anlayışa geçiş büyük bir aşamayı temsil etmektedir. Dünyayı anlaml, Dünyaya verilen anlamın şey değişmiş, şekli değişmiştir. Toplumda hiyerarşi ve sınıflaşmaya dayalı bir dönüşümün zihinsel anlamda istifadesiyle yakından bağlantılı, yani dinsel ve dogmatik alana geçiş aslında insanın neolitik ve doğal toplumdan hiyerarşik sınıflı devletli topluma geçişi ile paraleldir. Hükmeden ve sömürülen ilişkisi sorgulanamaz, dogmalara ihtiyaç vardır. Yani şu vardır arkadaşlar onu söyliyim bu her zaman aklınızda olsun. Artık şeyden doğal toplumdan bahsetmiyorum. Ondan sonraki toplumlardan bahsediyorum. O yüzden devamlı yani doğal olarak almayın, hiyerarşik düzen içindeki bir toplum. Şimdi bu her zaman ikiye ayrılmıştır. Bir yönetenler vardır, bir de yönetilenler vardır. Şimdi yöne, yönetenler iki şekilde yönetirler;



1. Zorla; bu aralarındaki ilişki her zaman zor ve iktidar üzerinden olmuştur. Ama tarih şunu göstermiştir, hiçbir yönetim, hiçbir yöneten zümre, kişi sadece zor kullanarak insanları yönetemez. On gün yönetir, bir yıl yönetir, üç yıl yönetir, beş yıl yönetir ama uzun ve kurumsallaşmış bir ilişki olarak sadece zora başvurarak hiç kimseyi yönetemezsin. Her zaman bir iktidara girmesi gereken insanlar vardır. Tabii ki belirli kısmı tamamen zorlayabilebilirsiniz ama toplumun tamamını siz zorla yönetemezsiniz. En basit yani diktanın rejimi bile toplumun önemli bir kısmını ikna etmiştir, ikna etmek zorundadır, çünkü sonuç olarak atmış milyonu yönetecekseniz atmış milyonun atmışının milyonunu da siz zorla yönetemezsiniz. Atmış milyonun en az kırk milyonunu sizin ikna etmeniz, taraflaştırmanız, politika rejimine itmeniz gerekir. İşte bu dikta her zaman söz konusu bir durumdur. Yani insanlık şeye geçtiği andan itibaren topl, hiyerarşik bir yapıya geçtiği andan itibaren zorun yanında her zaman ikna edilmesi gerekmiştir insanın, yani yönetilenlerin yönetilmek zorunda olduklarının bilincine vardırılması gerekmektedir ve yönetilenlerin yönetme isteğinin olmaması gerekmektedir. Kim sizi yönetebilir. E bu neyi gerektirir, bireyin ikna edilmesini gerektirir. Siz nasıl ikna edeceksiniz? İlk dönemde o günden itibaren, din bunun, dinsel dogmalar bunun önemli yanını teşkil etmektedir. Bu kendisi dinin mutlaka görücez dinin çıkışı böyle olmuştur diğil ben özellikle üç kitaplı din açısından hepsinin çıkışına baktığımız vakit, mevcut yapıya bir isyan veya mevcut yapıya bir karşı çıkışla ortaya çıkmıştır ama bu daha çok dinsel dogmatik dediğimiz ilk Sümerlerdeki varlıklardan da başlayarak, hükmeden sömrülen ilişkisini sorgulayan o dogmaların ihtiyaç göstermesiyle ortaya çıkmıştır. Efenim burda herhalde yine zamanımız olursa Teridgin küskün(anlaşılmıyor) var okaliptik agresif görmüş olanlar vardır, orda çok net görüyosunuz eğer o dinsel dogmaların insanların yönetilmesinde nasıl bir rol oynadığı, artı o dinsel dogmalarla doğa toplumdaki insanın bakış açısı arasında nasıl farklılık olduğunu, hep nasıl insanın doğa toplumundaki insanların bu dinsel dogmalar karşısında büyük bir şaşkınlık, hayrete düştüğünü eğer zamanımız olursa görüp onbirde görücez. Şimdi dogmalara kutsallık, tanrı sözü dokunulmazlığı gelip tabu değerler bahşedilmesi, gizledikleri ve meşruiyet sağladıkları hiyerarşik kamusal çıkarları sömüren iktidara ilişkin yani dogmalarla birlikte bu iddia nerden alıyo, dinsel dogmalardan alıyo. Yani diyelimki yöneten kralın tanrı olduğu Müfit şeyde olduğu gibi Mısırda olduğu firavun gibi doğudan tanrı tanrının oğlu olduğu gibi ve ona karşı çıkmanın Tanrılara karşı çıkmak olduğu gibi bissürü dogmalar üretiliyo ve bu dogmalarla yönetilenler boyun eymeye devam ediyo. Yani bir söz(anlaşılmıyor) olarak bir anlayışta ne keder katı hüküm varsa orada zorbalıkla sömürü gizlidir. Yani bir özellikle çıkış itibari ile bir dogmada ne kadar katıysa ne kadar hatta ket(anlaşılmıyor) emrediyosa, ne kadar insanları baskı altına alıyosa o aslında çok büyük bir zorbalığın gizli olduğunu görüyoruz biz. Şimdi yaşamın hedefi gerçeğe ulaşmanın yolu doğadan ve toplumdan aşkın, mesela burda bunların altını çizelim, aşkın derken doğanın içinde olmayan bizim içimizde olmayan bizi dışımızda aşan bir varlık olarak ilahlara atfedilen söze göre hareket esastır. Şimdi burda artık geçen bir mitolojik anlayışta görmüştük, bir o anlayış doğrudan doğaya dan yola çıkıyodu. Buradaysa doğanın dışında var olduğu düşünülen bir ilahın sözlerine göre insanlar mesela kendilerini düzenliyorlar ve burda çok tipik bir örnek şeydir, Tevrat’ın birinci kitabı Yaradılışta vardır, pardon bunu özür diliyorum, bu yaradılış değil dördüncü İncil’in dördüncü kitabı, ha lukka matta, Lukka olması lazım, onun birinci sözüdür. Başlangıçta söz vardı ve tanrı ve söz tanrı ile birlikte idi. Diye başlar mesela İncil’in dördüncü kitabı ve tanrı ne yaptıysa sözle yaptı gibi devam eder yani burda aslında şey çok o çok simgesel olarak göstermektedir. Sözün aslında ne kadar önemli olduğunu ve sözün bu andan itibaren toplumun dışında onu aşan bir varlıktan gelen sözün toplumun tüm yaşamını düzenlediğini, onun her şeyine yön verdiğini göstermesi açısından bu önemlidir. Şimdi dinsel yönde tabi belirli, aaa, artık belirli şeyler yaratmış, dinsel bir zihniyet alışkanlığı yoluyla gelenekler, görenekler ve bir boyun eğme kültürü de yaratmıştır. Bu şimdi bahse konudaki en olumsuz tarafı, canlı, canlı kendi kendine evrimleşen doğa anlayışı yerine edilgen ancak yüce buyruğun dıştan emirleriyle haraket eden dıştan bir yolu insanlık önüne dayatmasıdır. Yani biz demin şey demiştik mitolojik yönteme ilişkin olarak, kaderci değildir, daha çok özgürlüğe açılan bir kapısı vardır. İşte bu açıdan o yol, mitolojik anlamda özgürlüğe giden kapı kapatılmıştır ve doğudan kaderci bir anlayış geliştirilmiştir. Bir diğer yani o zaman bu birinci akım olumsuzluk yanı ise ikincisi dünya geçici bir yaşam durağı iken kalıcı ereti idare eden esas yaşamın biçimi olarak bahsederiz yani şu var, yani bu tarih sadece şeyde değil dinde değil ondan öncede sürekli siz bu dönem burda çileyi çekin öbür tarafta derken mısırlılarda da vardır bu öldükten sonra Cennete gidince burda çektiğiniz bütün çilenin misliyle karşılığını alacaksınız ve bu ama aslında iknanın başka yoludur. Siz bugün dünyada yönetenlere itaat edin bu zaten tanrının da emridir eğer siz bu şekilde itaat ederseniz öbür tarafta bunun ödülünü alacaksınız. Ve tabi bu arada bunun bir başka olumsuz yanı ki bu hani hiyerarşinin de iyice sağlamlaşmasını sağlamıştır, dogma ve kliş, klişeler için kim en çok biliyorsa o alim sayılmış ve en üstün mertebeye oturtulmuştur. Görücez, bunu nerde görücez, devletli topluma geçişte, doğal toplumdan hiyerarşik topluma geçişte şamanın rahibin o dini adamın önünde o çok önemli bir şey olucak, önemli bir nokta olarak karşımıza çıkacak. Tabi hiçbişey, tabi şunu da söyleyelim, hiçbişey sadece olumsuz bi yandan veya sadece olumlu bir yandan ibaret değildir. Yani hayır karşılaştığımız her şey her zaman iki yanlıdır. Bir olumlu yanlar varken olumlu yanların bir nedeni vardır veya olumsuz yanlar varken mutlaka olumsuzluğun içinde olumlu bir yanlar da barındırmaktadır. Hani en önemli şeyse ahlak noktasında büyük bir nokta aldırmaktadır. Yani çünkü ahlak yani bir toplumda neyin yapılması neyin yapılmaması gerektiğini, bir arada nasıl birbirimize zarar vermeden yaşayabiliriz, ancak ahlakla olabilir ve bu anlamıyla da ahlak olmadan, yani belirlenmiş kurallar, yani bugün şeye baktığınızda, en bugün şeyden, mesl kapitalist moderniteden en uzak toplumlara baktığımızda bile yaşayışlarını belirleyen kurallar vardır ve bu anlamda da ahlak hepsinde vardır. Ama dinsel dogma, bu dinsel dogmatik yöntemin en önemli özelliği, bu ahlaki kuralları yerleştirmiştir, kalıcılaştırmıştır, bir nesilden diğerine aktarılmasını kolaylaştırmıştır. Şimdi mesela bunun en tipik örneği şeydir Sokrat tır. Buyurun;

X5 ERKEK: (20:06 – 20:33) Arkadaşları selamlıyorum saygıyla, yönetilen var bir de yöneten var hocam yani bugün baktığımız zaman hani bugün baktığımız zaman neden peki oradaki kurallar yani etkin kılınmış toplumda ama yöneten yönetilen kesim için bu söylenebilir mi? Ama neden kılınmış ahlak değerler kabuklaştırılmış toplum içinde, dogmatik dinsel toplum için şu var,





Dostları ilə paylaş:
1   ...   115   116   117   118   119   120   121   122   ...   278


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə