T. C. İStanbul cumhuriyet başsavciliğI (cmk'nın 250. Maddesi İle Yetkili)



Yüklə 14.1 Mb.
səhifə186/278
tarix14.09.2018
ölçüsü14.1 Mb.
1   ...   182   183   184   185   186   187   188   189   ...   278

TUNÇER ÖZDOĞAN:bu sistemin anayasasını yapacak olan bir siyasi unsuru vardır filozof veya felsefeciler vardır bunların ortak bir çalışmasıyla e ortaya çıkacaktır …..(Anlaşılmadı) arkadaşlar arasındaki konuştuğumuz sözcük hanesidir işte o kavramlar yetmez ne işte araştırmaya bu sistemleri incelemeye çalışmaya mecbur eden bir kavram ve kavram bilgisi yani felsefe gerekir yani bir düşünme biçimi gerekir yani tabi ki bu yüzden dine ekonomiye yetmez felsefi düşünceler bazılarında yeni tapular üzerinde çalışmalar gerekir

X31 erkek şahıs: hocam din dediniz de ne için bu sistemimizde din olgusunu da o işin ehlini tarafından günümüzde yaşam biçimiyle uygun anlayış ortaya çıkıyor

TUNÇER ÖZDOĞAN: bu konuyla alakalı bir çalışma gerekebilir bizim alakalı …..(Anlaşılmadı) dine veya Müslümanlığa bir anlam getirmeye çalıştığı için her halde din …..(Anlaşılmadı) işine gelmeyince yok edilir din insan da öldürüldü bu …..(Anlaşılmadı) şekilde yerini alması gerekiyor iki tane kitap var bu …..(Anlaşılmadı) bu anlamda günlük dil kitapları üzerinde aynı şekilde bu günlük dilden kopmamız gerekiyor öyle bir dil haline getirmemiz gerekiyor ki yapmış olduğu çalışmanın hakkını verebilsin …..(Anlaşılmadı) ulaşmak kişi de uygun bir felsefe yapısı olması gerekir politikanın bir planın onu şekillendiren felsefi yapının olduğundan bahsetmiştik altında sağlam bir politik bilginin olması felsefi üzerine araştırma yapıldığı gereklidir olanla olmayan arasında ki ayrımı …..(Anlaşılmadı) biraz önce gösterdiğimiz bilgi ve bilime dair örnekleri üzerinde renklere dair bayrağa dair bir felsefi müdahale de bulunmuştuk GERİLLAYA VEYA İŞTE O BAYRAĞA yönelik felsefi bir müdahale de bulunarak onun anlamını çeşitlendirmiş olduk yani bu dil onu önermekle onu anlatılmak isteniyor bilimsel olan ile olmayan arasında ki ayrım ancak felsefi müdahalede ki …..(Anlaşılmadı) yani Marksizm’dekine göre olanla olmayan bilimle onun arasındaki ayrım biraz önceki yapmış olduğumuz gibi bir ayrımdır
3.DERS
TUNÇER ÖZDOĞAN: Kemalist aydınlanma üzerine……… çalışmak için Avrupa aydınlanması ordaki filozofları ordaki milletle ilgili Avrupa aydınlanmasına diyelim Hansdiyorki aklını kullanma …… zekasını kullanmaya bu aydınlanmanın temel felsefesi oluyoraklını kullanma zekasına sahip olmak akıl nedir bu soru geliyor aklıma …………akıl böyle bir şeydir. Aklın ne olduğu üzerine biraz konuşmak gerekiyor yani bilgiyi veren istediğimiz zaman verilen bilginin istenildiği zaman ………..(anlaşılmıyor) kullanıldığı bir şey midir akıl ………..(anlaşılmıyor) bir soru sormak gerekiyor ben bu sorunun ucunu açık bırakıcağım

X33 ERKEK: şimdi özellikle 1980 den sonra aklın mantığı altında ………..(anlaşılmıyor) iki şeyden bakmak gerekiyor ………..(anlaşılmıyor)

TUNÇER ÖZDOĞAN:felsefede akıl nedir………..(anlaşılmıyor) akıl nedir bu soruyu sormak gerekiyor bu sorunun ucunu açık bırakmak gerekiyor Avrupa aydınlanması akıl yolunda gidiyor akıl kavramını doğru yolda kullanıyor gibi ………..(anlaşılmıyor) kilisenin ve kralın etkisinde bir Avrupa görüyoruz tanrı merkezli bir düşünce biçimi egemen yani din burada akıldan bahsedemeyiz aslında bunu neden ………..(anlaşılmıyor) tanrı merkezli bir düşünce akıldan bahsetmemiz yani din tanrıdır yerde yani evrende dünyada en önem verdiğimiz canlı insandır insanlarıda tanrı yaratmıştır ilişkilere hakim olan şeydir tanrıdır ………..(anlaşılmıyor) tanrı yaratmıştır o anlamda akıldan bahsedilebilir ………..(anlaşılmıyor) insanlar dini kitapları yorumlayarak günlük yaşamlarını şekillendiriyorlardı dini şeylerde yap denilen şeyler yapılıyordu yapma denilen şeyler yapılmaktan kaçınılıyordu veya yapılmaya çalışılan şeyler engizisyon mahkemeleri tarafından yargılanıyordu yani dini kitaplardaki şeyler tanrı kelamıydı ………..(anlaşılmıyor) bir şey söyleyecem tanrı kitaplarını insan ………..(anlaşılmıyor) akıldan bahsedilemiyordu akıl kavramının olmaması dikkate alınmaması doğal bu anlamda ………..(anlaşılmıyor) ortaya çıkıyor aklını kullanma cesaretine sahip ol ………..(anlaşılmıyor) düşünüyorum o halde varım ………..(anlaşılmıyor) yani insanlar ben düşünüyorum deme hakkına sahip değilken ………..(anlaşılmıyor) kaba bir yaklaşım getirebilirsin kaba bir yaklaşım doğru bir yaklaşım

X33 ERKEK : şimdi hocam bir şey söylim………..(anlaşılmıyor) Allah sana akıl fikir versin burada bilimin yeri var sonuçta günlük yaşamımızda kullanıyoruz

TUNÇER ÖZDOĞAN:………..(anlaşılmıyor) akla dair fikre dair bir şey üretmesi mümkün değildi tam da burada Descartes çıktı şey dedi ben düşünüyorum öyleyse varım dedi ………..(anlaşılmıyor) düşünüyorsam o zaman evrenin üzerine şey yaparım araştırma yaparım dünyanın merkezi ………..(anlaşılmıyor) güneştir dedi başka kuramlar ortaya attı tanrı merkezli düşünceye doğru bir kuşku oluştu doğal olarak bu kuşku kilisenin ve krallığın yıkılmasına sebep oldu

X34ERKEK : Bir önerim olacaktı hocam bir çoğumuz ben kendi açımdan değerlendirim en azından felsefeden uzak olduğumuzdan kaynaklı bir yöntem bir önerim olacak bu şekil okuyup anlatmaktan ziyade bir bölümü tartıştırıp belli bir şeyi gerekirse bir önerim daha olur 30 gün olmaz 32 gün olur emek veriyorsak sağlıklı bir şey olur çünkü böyle bizim alt yapıda olmadığı için hep anlatmakla tartıştırmadan güç olduğunu düşünüyorum en azından kendi açımdan değerlendiriyorum

TUNÇER ÖZDOĞAN:Arkadaşların bu konuda düşüncesi olabilir sorusu olabilir

X35 ERKEK : ………..(anlaşılmıyor)

TUNÇER ÖZDOĞAN:bilimsel bir gelişme için bilimsel bir araştırma yapan insan için önemli bir faktördür demek ki burada Descartes ve Kant engizisyon mahkemelerinde yani kilisenin krallığın otoritesine karşı bir cesarete sahipmiş ki adam kalkıyor aklını kullanma zekasına sahip ol diyor veya descartes kalkıyor düşünüyorum diyor hog kalkıyor kilisenin krallığın otoritesi karşısında modern devlet kavramından modern devletten bahsedebiliyor bir anayasa teorisi ortaya atabiliyor sizinde söylemiş olduğunuz gibi cesaret bilimsel çalışmada önemli bir faktördür.

X35 ERKEK : ………..(anlaşılmıyor)

TUNÇER ÖZDOĞAN:Diğer yönden baktığımızda tanrı merkezli düşünme Bilimsel düşünmede cesaretin çokta büyük önemi yoktur o cesaret kavramı tanrı müsaade ediyorsa insanlar cesaret edebilir tanrı müsaade etmiyorsa insanların o cesareti vermediyse ………..(anlaşılmıyor) mümkün değildir ama bunlarla birlikte bazı dinler farklı yorumlar getirebilir ama genel olarak tanrının burada insana ………..(anlaşılmıyor) söz konusudur bütün dinler için artı tanrı insandan insanın faaliyetlerinden ilişkilerinden ………..(anlaşılmıyor) arada bazı dinsel farklılıklar olabilir

Y10 BAYAN : ………..(anlaşılmıyor)

TUNÇER ÖZDOĞAN:Burda bulunmamızın nedeni politik cesaretimizle ilgili korkularımızla yaşasaydık biz burada bu kadar kolay yer alamazdık, ………..(anlaşılmıyor) bununla birlikte düşünmeye dair yani felsefeye dair cesaret söz konusu her ne kadar arkadaş bilmiyorum eksiğim diyorsa da ………..(anlaşılmıyor) aynı zamanda politik cesarete dair felsefeye dair düşünme biçimine ilişkin açık kapı bulsa ordan girse arkadaş bu konuda ne düşüncesi var ben felsefeyi bilmiyorum bu konuda eksik olabiliriz ama bilmiyorum şeklinde bu düşünceye katılmıyorum madem buradayız eksik bildiğimiz şeyi tamamlayabiliriz ama bilmiyorum değil madem buradayız felsefi cesarete sahibiz

X36 ERKEK : aklını kullanma cesaretine sahibiz………..(anlaşılmıyor)

TUNÇER ÖZDOĞAN:yani bu dönemde de dil konusunda tırnak içerisinde söylemiş olayım ilerici bazı insanlar şöyle de diyebilir tanrının fark etmiş olduğu………..(anlaşılmıyor) din konusunda ne kadar ilerici kabul edilebilir ………..(anlaşılmıyor) aşmıştır. Bu konuda yani kürt özgürlük hareketi içerisinde bu dinsel eğilimi ağır basan ama aklını kullanmak konusunda ileri insanlar var ………..(anlaşılmıyor) hog, descartes gibi filozoflarla birlikte kanıtsal bir dil insansal bir dile dönüşüyor tanrıya ait bir dil aklını kullanma cesaretini gösteren insanla birlikte insansal bir ilişkiye dönüşüyor aydınlanma bir anlamda inançtan vahiyden akıllı bilgiye dönüşmüş oluyor yani tanrının kelamı olan o dualar vahiye dönük kelamlar aklını kullanan insanın bilgisine dönüşmüş olan bilgi oluyor bu aynı zamanda tanrıya dair değil ama aklını kullanan insanın yeteneklerine dair bir bilgi olmuş oluyor söz konusu olan ………..(anlaşılmıyor) bu değildir insanın yetenekleri ortaya çıkmış oluyor eskiden ………..(anlaşılmıyor) esas insana ait ………..(anlaşılmıyor) büyüdüğü oranda ………..(anlaşılmıyor) Dakika:13:14 ………..(anlaşılmıyor) oranda aklını kullanan insan ………..(anlaşılmıyor) meyveye dönüştüğü oranda aklını kullanan insan biyolojik ………..(anlaşılmıyor) ağacın nasıl meyveye dönüştüğünü biliyorsa tanrıya ait bir yetenekinsana ait bir yetenek haline geliyor 13.48 ….(anlaşılmıyor) tanrıdır ….(anlaşılmıyor) 13.55 ….(anlaşılmıyor) insanların programlı bir şekilde tarım yapmasına dönüştü o güne kadar plan programda söz konusu değildi yani plan program yapmayı tanrı bilir tarım işi gelişigüzel yapılıyordu insanların aklına akıl söz konusu olmadığı kendi yeteneklerine güven söz konusu olmadığı için köylünün aklına plan program yapma gibi şey takılmıyordu ki daha önce var olan şekliyle tarım yapıyorlardı var olan şekliyle meyve ağaçlarını dikiyorlardı bir ihtimalle insanlar o dönemde meyve ağacının altına gübre atmak meyve ağacını şeylerden böceklerden zararlı böceklerden korumak için bilgileri de yoktu insanların o şeyleri tanrıya bırakmış durumdaydılar ama ne zaman insan ….(anlaşılmıyor) 15.10 çalışma ve araştırma imkanı da ortaya çıkıyor ….(anlaşılmıyor) 15.17- doğal olarak bilimsel çalışmada yapmıyordu o koşullarda kendisini ezen sömüren kiliseye veya krala başkaldırma gibi ….(anlaşılmıyor) 15.39 o konuda ….(anlaşılmıyor) 15.47 güvenmemektedir krallık tanrının yeryüzündeki temsilcisi gibidir ….(anlaşılmıyor) 15.27 insanda tanrının ….(anlaşılmıyor) 16.06

16.23 ….(anlaşılmıyor) 16.53 arası dinde reformist ….(anlaşılmıyor) 18.28- 18.30 arası burjuvalar arasında çatışmalara neden oluyor, o dönemdeki ….(anlaşılmıyor) 18.45 18.55 arası insanların öncülüğünde tanrı merkezli dinin insanlık üzerindeki kopuşu vardı şeye karşı bu kopuşa karşı direnen politik merkezli bir mücadele ortaya çıkıyordu

X36 ERKEK ŞAHIS: ….(anlaşılmıyor) 19.24-19.28 arası

TUNÇER ÖZDOĞAN:her sınıf her toplumsal sınıf kendi doğrusunu yaratıyordu o dönemde ortaya çıkan işçi sınıfıda kendi doğrusunu yaratıyor sermaye veya ticari sermaye kendi sınıfını yaratıyor yani ortaya bir sermaye çıkıyor yani önermeler çıkıyor bu önermeler ….(anlaşılmıyor) 19.53-20.01 arası bir takım çelişkiler çatışmalar ortaya çıkıyor zaten tarihi politika bu olmuş oluyor yani sınıflar arasındaki mücadele tarihi oluşturuyor

X36 ERKEK ŞAHIS: 20.13- 20.17arası ….(anlaşılmıyor) nede aklını kullanabiliyor ….(anlaşılmıyor) 20.22 20.32 arası

TUNÇER ÖZDOĞAN:Müslüman din adamları tarafından bazen farklı yorumlanıyor kader anlayışına göre bütün maddi dünya olduğu gibi manevi dünyanında tanrı tarafından an be an şekillendirildiğini düşünen din adamları olduğu gibi yani tanrı insanı yaratmıştır ondan sonra serbest bırakmıştır gibi düşünen ılımlı bir takım reformist ilim adamları yetiştiriyordu bunların bu farklı insanların arasında da bir çatışma var ….(anlaşılmıyor) 21.08- 21.12 arası bunların arasında engizisyon taraftarı olanlarda var aklını ….(anlaşılmıyor) 21.18- 21.22 arası düşünüyorum demesine dahi tahammül etmeleri mümkün değil zaten descartestanhanstan şeyden her ne kadar aklını kullan sahip ol diyorsa da diğerlerinin ….(anlaşılmıyor) 21.33- 21.37 arası kurtulmuş değil yani kilise gidiyor kilise içerisinde ….(anlaşılmıyor) bir kopukluktur yani bizden kopuk doğru bir şey değil ….(anlaşılmıyor) insan her şeyin öncüsüdür diyor bu dönemde ….(anlaşılmıyor) diyor ki erkeğin öncüsüdür ….(anlaşılmıyor) fakat ee tanrı her şeyin öncüsü mü erkek her şeyin öncüsü mü iki temel arasında ….(anlaşılmıyor) orada yaşanana kadar insanlar ayrılar tanrı her şeyin bize göre her şeyin bize göre tanrı öncüsü kabul edilirken aydınlanmayla birlikte insan her şeyin öncüsü olarak kabul edilmekte ….(anlaşılmıyor) ee tanrıdan toplu oranda insanların aydınlanma dünyanın başka ülkelerinde farklı bir şekilde ırkçı ….(anlaşılmıyor) çıkıyor 22.58-23.40 arası….(anlaşılmıyor) kendine göre yetiştiriyor demek değil mi şu anda her şey filozoflar kendine göre sınırları var ee şu anda dini filozof ve bilimsel ….(anlaşılmıyor) yinede devam ediyor değil mi ….(anlaşılmıyor) başka görüşlerden de bahsetmiştik dine dayalı ….(anlaşılmıyor)

X37 ERKEK ŞAHIS: peki mimaride de farklı ekoller vardır farklı ekoller farklı ….(anlaşılmıyor) farklı bir mimari bu gün her halde bizim acıdan yarattığı gökdelenler yani modern tarihiyle ortaya çıkmıştır yani mimarlığın bir bilim olması itibariyle bunun arka planında farklı ee ekoller vardır farklı mimarlık anlayışları vardır farklı mimarlık anlayışları ekollerle ee önce ….(anlaşılmıyor) ee yani klasik tarz gibi önünden gecerken….(anlaşılmıyor) binalar vardır o binalar işte ee 19. Yüzyıl da İstanbul’a gelmiş bir İtalyan mallarından bir İngiliz ee Alman mimarisinin ee farklı ekollerin yaptığı binalardır ekollerdir yani şey Bayrampaşa’yı Alman mimarları yapmıştır ….(anlaşılmıyor) mimarı tarzın etkisidir ee İstiklal caddesi İtalyan mimarisinin etkisinde kalmış binalarda vardır asıl ….(anlaşılmıyor) tanrı bilgiye sahiptir ….(anlaşılmıyor) mesela Simyacıda altının ….(anlaşılmıyor) nerdeyse mimarisini yapmak mümkün değil ….(anlaşılmıyor) mimarisinin temelini atıyor bir örnek o dönemin insanları kültür gücüne sahip yani nerdeyse akla insana akla sahip olan tanrısal gücü şey diyorlar her şeyi yapmak elinden geldiğince ….(anlaşılmıyor) ufak bir ….(anlaşılmıyor) en şerefli mahlukat insandır yani doğal olarak şöyle de diyebiliriz tanrının yaratmış olduğu insan şerefli olduğu ….(anlaşılmıyor) insanı işaret ediyor ….(anlaşılmıyor) önemsediği temel canlı insandır doğal olarak yani katılabiliriz de katılmayabiliriz de ….(anlaşılmıyor) akıl olduğunu söylüyor bu anlamda insan diğer canlılardan ee daha önemli olan böyle bir düşüncenin aşılması ….(anlaşılmıyor) katliama doğanın katledildiği ….(anlaşılmıyor) şöyle bir şeyi yani diğer canlıları yok etmeye götürebilir insanları yani şöyle bir şey söyleyebiliriz ne kadar Avrupa Avrupa da….(anlaşılmıyor) yetişiyorum tanrı merkezli yetişiyorsa onun egemen olduğu dönem ee kötüleniyorsa bu gün Avrupa da o dönemde insanların aklına canlıları yok etmek aklına gelmiyor ….(anlaşılmıyor) aklını kullanan insan ve yahut ta insan katliamları gerek insanın dışındaki canlıları tümüyle ekolojik sistemi yok eden bu günün aklını kullanma yeteneğinde olan insan bu dönemde bir şey yapmıyordu kutsal olarak kabul ediyordu zehirli bir yılanı akrebi bile zehirli yılanı kutsal olarak kabul ediyordu tanrının yaratmış olduğu itibariyle olmak suretiyle itibariyle ama diğer canlıların üzerine koyan insan kendi yaşadığı doğayı yok etmekte üstüne yok şu anlamda Avrupa insanının aydınlanmasının veya Kemalist aydınlanması üzerinden dini ee mahkeme etmemek gerekiyor farklı bir bakış acısıyla bakmak gerekiyor bir nevi yani bu gün aklını kullanan insanların yapmış olduğu şekliyle her şey bu gün

TUNÇER ÖZDOĞAN:30.00 - 32.36 arasıHerşey bugün şeye bakmamaktadır. Yani bugün (anlaşılmadı) Hizbullaha bakmamak gerekiyor. Bunun ötesinde 500-600 toprak coğrafyada (anlaşılmadı) ki insanlara baktığımızda ben bugün aklını kullanan egemen insanlardan daha zarar vermiyorlar dünyaya bu tartışılabilir. İnsan aklı ile doğaya egemen olabilir şekli ile anlayışına sahip değil yani aydınlanma felsefesi yada (anlaşılmadı) o dönemde tanrı merkezli düşünen insanlar kötülük yani herhalde böyle değil doğaya egemen olmak (anlaşılmadı) doğaya egemen olmak yani adına uygarlık medeniyet denilen şey aklını kullanan insanın felsefesi ile ortaya çıkmıştır. Bu anlamda bu atıl aklın kullanılması aklın kullanılma biçimlerinin masaya yatırılması tartışma konusu yapılması gerekiyor. Yani bu neye götürür bizi Avrupa aydınlanmayı ekonomik aydınlanmaya tartışmaya açmaya götürür. Bizim temel aydınlanmanın bu ülkede yaptığı (anlaşılmadı) problemleri, katliamları dönüp baktığımızda (anlaşılmadı) kullanan insanın bir (anlaşılmadı) sahip olduğu söz konusu olan sistemde yine varlığını gösteriyor bize. Bilim aklın ürünü olarak kabul ediliyor. Doğaya egemen olmanın bir aracı olduğu bahsediliyor. Yani (anlaşılmadı) bu şekilde akla sahip olan insan bilimi kullanarak doğaya sahip oluyor. Ama bu egemenliğin (anlaşılmadı) baksak bile hangi noktada olduğunu görebiliyoruz. Nerdeyse şey yaşanır olmaktan çıkacak.

İBRAHİM SİYAHKAYA: 32.36 - 34.33 arası Genel eğer olarak bakarsak insanın dinden başka akıla pek fazla uyduğu söylenemez. Yani bugün atom bombası yapan bu tarz bir bilim adamı felsefecidir aynı zamanda. İşte kuantum fiziğinde bir takım şeylerde imza atmış biridir. Kominal dönemde insanlar ağaca çeşitli simgelere yada hayvanlara değer verdiklerinden ötürü kutsal sayıyorlar. Dolayısı ile ekolojik yanlarının olduğu söyleniyor. Şimdi günümüzden önceki dönemlerde işte ismini saydığınız halk filozofu getirdikleri çağdaşlıklarla birlikte bunu daha sonrada yani gelecekte günümüzde bunların konularına baktığımız zaman daha çok yeniliklere ilk adımları atmışlar ama bunlardan sonra nasıl bir dünya nasıl bir çevre nasıl bir coğrafya kalacağını öngörememişler. Yani bugün ben atom bombasını yapan filozof eğer yaptığı bu enerjiyi insanlar üzerinde kullanabileceğini tahmin etseydi ben öyle bir şey yapmazdım diyor. Yani bu öngörü ile davranıyor. Dolayısı ile günümüzce filozofların, felsefecilerin (anlaşılmadı) algıladığımız zaman kıyaslama yaptığımızda hani şuan bizim öngördüğümüz felsefe bakış açısı ile çok şey değil eşdeğer değil. Buna rağmen tüm bunların dışında işte ekolojik hukuku daha insanı ahlakı ön plana çıkaran bir felsefi bakış açısını yakalamamız lazım.

TUNÇER ÖZDOĞAN:34.36 – 34.51 arası Yani bu yapılan değişiklik derken aynı zamanda araştırma yapılması incelenmesi gerekiyor. Kant’ın akıl insan din bunların şey ile ilgili.

X36 ERKEK ŞAHIS: 34.51 – 35.02 arası Şimdi şöyle bir şey de olabilir kültür kullanım sürecince düşünce ve felsefede yoktur. Mesela diyor ki bilseydim atomu öğretmezdim. Ne demek yani.

TUNÇER ÖZDOĞAN::35.02 – 35.06 arası (anlaşılmad) engeleyebilirdi ama tam tersi…

X36 ERKEK ŞAHIS: 35.07 – 37.08 arası Bilmiyorum demesi yanlış değil mi? Bu öngörememiş. Ama..şimdi

İBRAHİM SİYAHKAYA: bazen filozof yada bilim adamları ayı keşfeden ilk bilim yani biz gelecekte dünyada bir ekoloji yok edecek yaşam olmayacak bundan noktada bitecek bir takım marsta ayda yada herhangi bir gezegende kendine yeni bir dünya yaratıp yeni bir yaşam kuracak. Şu an dünyada yaşayan filozoflar bilim adamları v.s. ileri görüşü olan insanlar gelecekte hali ile devam ederse dünyanın ne hale geleceğini bilmiyorlar mı biliyorlar. Dolayısı ile bazı şeylerin şimdi şöyle de net olarak tanımlayabiliriz de hani bilim adamını yada bilim vasfı olan insanlar öngörülü olan insanlardır. Herkesin (anlaşılmadı) yada felsefeci bilim adamı olamayacağı gibi dolayısı ile bir kişiye tek tamam bu gerçekten bilim adamıdır felsefecidir yada bir ideoloji önderidir yada liderdir diyebilmek için onun öngörüsünü güvenmek gerekiyor. Öngörüsünü güvenmediğimizde hiçbir insanın hani arkasından yada yanında bile insan olma şeyini hissetmez. Dolayısı ile bir filozofun ben bilseydim bir şeyleri yaratan filozoflar daha çok kendilerinden önce ki bilim adamları felsefecilerden faydalanarak temel icatlarda topluma işte bir takım şeyler bırakayım derdinde yani onu yapmak çabasında olduklarından çünkü gelecekte nelere şey olacaklarından çok fazla yani şey yapamamışlar bu birikim üzerine

TUNÇER ÖZDOĞAN: 37.08 – 37.30 arası Bu Einstein atom bombası enerjiyi kuran insan hakkında sorulduğu konusunda düşüncelerini söylüyor. Sorumluluğun önünü açan (anlaşılmadı) sistemi hakkında ne diyebiliriz.

İBRAHİM SİYAHKAYA:37.31 – Zaten şimdi bir felsefeciye bilimciye bakarsak bilimci yada felsefeciyi temel alan bir toplum o bilimin yaratıcı bağlamında ilerler. Yani hayat bir bilim adamı bir şeyler icat etmesi yani tankların yapılması yani adam tankı yapmış ki önüne çıkabilecek ezsin geçsin. Yani bu mantık ile yapmışsa sonuçta toplum o mantık ile ilerliyor. Öyle tüketen yok eden bir yapıya şey oluyor. Şimdi örneğin kuantum fiziğinin 17-18 (anlaşılmıyor) bunun önderliklerini yapan bir taneside Einstein’dır. Bir süre sonra kuantum kabul etmemeye başlıyor. (anlaşılmıyor) başlıyor. Yani bunlar böyle algılıyor.

(38.20 saniyesinden 38.30 saniyesine kadar anlaşılmıyor)

X38 ŞAHIS: Şimdi saygıyla selamlıyorum. Şimdi insanın her şeye çözümleyebilecek güce sahip olduğunu az önce dile getirdik demi. ben bunu biraz açıklamak istiyorum. şöyle bir sonuca varabilir miyiz? Önderliğin insanı (anlaşılmıyor) bazen tarih bir (anlaşılmıyor) gibidir. şimdi ise (anlaşılmıyor) burada varacağımız sonuç eğer tarih önceki derslerimizde anladığımız kadarıyla 13 milyar yıl önceden başlayıp bugüne gelmiş ise o 13 milyar yıllık insanda gizli olmuş olabilir ve o insan oraya kadar (anlaşılmıyor) geliştirip ona göre yol alabilir. o zaman (anlaşılmıyor) bur çerçeve üzerinden hareket ettiğimiz zaman bir insanın bütün evrene bir çözüm evreni anlayarak ona göre bir çözüm modelini üretip verim alabilecek güce sahip olduğuna inanıyorum. şunlara bir şey değinmek istiyorum. hani dinlerde bir anlam olarak İslamiyet’te şöyle bir (anlaşılmıyor) üzerine dair bir anlam vardır. Allah’ın ismi 99 dur. eğer bu ismi (anlaşılmıyor) olarak baktığımız zaman evreninin bütün (anlaşılmıyor) içeriyor. evrende var olan değerleri içeriyor. bir insan evreni o (anlaşılmıyor) bir çözümleme getirdiyse demek ki (anlaşılmıyor) gücü var oluyor. (anlaşılmıyor) gücüne (anlaşılmıyor) böyle bir değerlendirme (40.32 saniyesinden 40.36 saniyesine kadar anlaşılmıyor)

İBRAHİM ETEM YILDIZ: ben arkadaşın katılmadığımı belirtmek istiyorum her şeyden önce (anlaşılmıyor) felsefede insan (anlaşılmıyor) yoktur. felsefeyi bulanlarda (anlaşılmıyor) icat edenlerde (anlaşılmıyor) felsefenin icat zorunluluğunu ortaya koymamışlardır. Ama bütün bu uğraşlarda olan (anlaşılmıyor) insanlarda (anlaşılmıyor) çağ döneminin (anlaşılmıyor) insanlarının aslında (41.11 saniyesinden 41.15 saniyesine kadar anlaşılmıyor) felsefenin (41.16 saniyesinden 41.19 saniyesine kadar anlaşılmıyor) onları öyle (anlaşılmıyor) günümüzün filozofları uğraşlarına bakmak lazım yine (anlaşılmıyor) bu konuda (anlaşılmıyor) bir sözü var diyorki bir filozof (anlaşılmıyor) karanlık odalarında aç susuz çalışırken veremden öldüler. ama bugün (anlaşılmıyor) çalışanlar (anlaşılmıyor) olmamak kaydıyla yani (anlaşılmıyor) yönünü (anlaşılmıyor) rağmen çok (anlaşılmıyor) yaşam içerisinde yaşıyorlar. örneğin atom bombası bir buluştur. kimyanın, fiziğin, biyolojinin önemli bir buluştur. elektriği bulan adam yanlış iş yapıp da hayatına son veren elektirkçinin (anlaşılmıyor) olsaydı (anlaşılmıyor) elektiriği bulmasaydı. hayatı bağına (42.25 saniyesinden 42.35 saniyesine kadar anlaşılmıyor)

TUNÇER ÖZDOĞAN: o yüzden felsefe ucu açık (anlaşılmıyor) sorunu olmayan sürekli araştırmacılık bir bilimdir.

X39 ŞAHIS: Bir soru sorabilir miyim? İnsanı (anlaşılmıyor) bir doğa hakim olurlar. insanların (anlaşılmıyor) aydınlama (anlaşılmıyor) doğaya hakim olur. Buda bir hâkimiyettir yani.

TUNÇER ÖZDOĞAN: Topluma ait düşünce neydi? Toplumun içinde yer alan düşünce toplumu bir arada tutan biri biçim yani sonuçta din olmazsa insanlar bir arada durması topluluk toplu olarak bir arada sürdürmesi hareket etmesi mümkün değil. bu anlamda (anlaşılmadı) bu insanların gelişmesi ile beraber bilim ile de aydınlanmak doğaya hakim olmak. doğaya hakim olmak bir hiroşimaya ve nagazakiye bomba atılması doğaya insan toplumunun içinde yer aldığı katkısı olduğu doğaya hakim olması (anlaşılmıyor). yani bu bir savaştır. Ama bununla birlikte doğaya hakim (anlaşılmıyor) barajlar kurulması mesela başka bir mesele bu barajın kurulması ilk önce barajların kurulması (anlaşılmıyor) hakim olan (anlaşılmıyor) hareketle (44.23 saniyesinden 44.26 saniyesine kadar anlaşılmıyor) doğaya zarar veriyor. Doğanın imkânlarının daha verimli kullanılmasından değil de doğayı sömürmek amacıyla (anlaşılmıyor) barajlar kuruluyor. bu amaçla baraj kurmak için bilimsel bir uğraştır. ama barajın doğaya zarar vereceği şekilde kullanılması aynı zamanda bireyinde doğaya zarar vereceği konusunda (anlaşılmıyor) verecek şekilde kullanılmasıdır. Mesela İstanbul’un nüfusu onbeş milyon (anlaşılmıyor) bir şekilde bir şehir ortaya çıktı. bu şehir aynı zamanda (anlaşılmıyor) fiziğe yönelik kimyaya yönelik bir faaliyetin biçimidir. bu bilimsel bir gerçek olarak kabul ediliyor. bilimsel bir gerçek olarak kabul edilen şey aynı zamanda doğaya ve insanada zarar veriyor. nasıl doğaya insanlara zarar veriyor. Hindistan’dan zorla göç ettirilen insanlar (anlaşılmıyor) kontrolü sağlansın diye İstanbul, Ankara, ve İzmir gibi metropollere kapatılıyor. bu aynı zamanda o insana (anlaşılmıyor) doğaya da zarar veriyor. aslında zarar verdiği gibi (anlaşılmıyor) coğrafyaya da zarar veriyor. ondan da zararlı (anlaşılmıyor) bir şekilde kullanılıyor.

(45.58 saniyesinden 46.03 saniyesine kadar anlaşılmıyor)İnsanlar doğaya hiçbir zaman hakim olamayacak gibi görünüyor.

X40 ŞAHIS:zaten insanlar

X39 ŞAHIS:hiçbir zaman

TUNÇER ÖZDOĞAN: zaten insanlar dağılımcı aydınlanmanın aklından hareketle insanlar kendisini doğanın dışına koyuyorlar ve kanunlar doğanın dışında bırakıpta insan kendisi (anlaşılmıyor) oluyor. kendisini (anlaşılmıyor) insan doğanın dışında kalıpta (anlaşılmıyor) doğaya hükmedebileceğini düşünüyor.

(46.34 saniyesinden 46.36 saniyesine kadar anlaşılmıyor)

TUNÇER ÖZDOĞAN: Avrupa aydınlanmasının (anlaşılmıyor) topraklarda kabul edildiğini politik bir sistem olarak varlığını sürdürdüğünü düşündüğümüzde bu ülkeyi yöneten politikacıların altında daha faal olan mimarından, kimyagerine, fizikçisinden, hukukçusuna (anlaşılmıyor) insanına kadar (anlaşılmıyor) doğanın dışında düşünerek doğanın doğada hükmedebileceklerini düşünüyorlar.

(47.06 saniyesinden 47.18 saniyesine kadar anlaşılmıyor)

iktidar olma heveside var. gerek kişisel anlamda gerek genel AKP üzerinden CHP üzerinden parti olduğuna göre (anlaşılmıyor).


4.DERS
TUNÇER ÖZDOĞAN: Aydınlanmacılar da aydınlanmacılarda da insandır. Peki insan değildir diğeri soru sorabilir miyim? Farklı …anlaşılmadı(00.00.08) İnsanların aklına yani insanların aklına farklı anlamlar yüklerler. İnsan nedir diye bir soru sorabilir miyim? Bu konuda ne düşünürsünüz? Mesela bana soracak olursanız bağı nedir diye? Makririst en nemli unsuru Ateist veya aşağı yukarı ateist olduğunu söyleyebiliriz. Yani …Anlaşılmadı(00.00.31) bana soracak olursanız ; benim öyle bir derdim yok. Ben niye Tanrıyı tanımak konusunda ya da reddetmek konusunda bir derdim olduğunu düşünmüyorum. Tanrının bir hiç olduğunu ve …Anlaşılmadı(00.00.48). Bu anlamda insanda aydınlanmayı da diye düşünüyorum. Tanrının yerine olsun, yani her şeyi yapmaya tabir noktaya konularak getirilmiştir. İnsanında bir …Anlaşılmadı(00.01.01) fiziki anlamda tabii ki insan vardır. Ama insanın aydınlanmanın istediği anlam itibariyle bir hiç olduğunu söyleye biliriz. Diye düşünüyorum. …Anlaşılmadı(00.01.14) konusunda da …Anlaşılmadı(00.01.16) Tanrıyı dikleştirdiğini Aydınlanmacı anlayışta da …Anlaşılmadı(00.01.24) dikleştirdiğini. Akıl aydınlanmanın üstünlüğü anlam itibariyle bir …Anlaşılmadı(00.01.36). Sisteminin pek sakıncası olmadığını düşünüyorum. Mit veriyorsunuz hocam Mit Mit diyoruz.

İBRAHM SİYAHKAYA : (00.01.51)Hocam o zaman …Anlaşılmadı(00.01.51)

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.01.52) Mesela; Dünyamız içerisinde yüklediğimiz bir anlam.

İBRAHM SİYAHKAYA : (00.01.57) Valla o mukayese olmuyor mu? Yani olduğunda olmadığında tam net belli değil.

Y11 BAYAN ŞAHIS : (00.02.06) Bir varlık diyebilir miyiz hocam? İnsan bir varlık?

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.02.09) Fizik olarak anlımızda tabii ki bir madde olması bir netice olması bir varlık. Aydınlanmanın yüklediği anlam itibariyle akıllı insan bir hiçtir. Şeklinde bir yorum yerinde doğru olur.

Y12 BAYAN ŞAHIS : (00.02.24) …anlaşılmadı

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.02.27) Şey ıııı Maymundan, Maymun’un …Anlaşılmadı(00.02.30) birlikte ortaya çıkan, çıktığını söyleyen bilim insanları yada filozofların yüklediği bir anlam ortaya çıkıyor. İnsan düşünen bir hayvandır. İşte hayvan giderek geliştiği oranda aleti, aracı, edevatı aklıyla kullanabildiği oranda hayvan giderek insanlaşır şeklinde en ğeç dengeler veya daha sonraları …Anlaşılmadı(00.02.57) gibi bir yorum olmalı. Katıla biliriz de katılmaya biliriz de.

X2 ERKEK ŞAHIS : (00.03.03) Sorunun ne anlamda insan deyince öyle çıkıyor. Ne anlamda insan manevi anlamda aydınlanma dediğimiz zaman yani manevi fiziki anlamda olarak mı soruyor.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.03.13) Şu anlamada aydınlanmanın yüklediği anlam …Anlaşılmadı(00.03.15).

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.03.16) Gelişmiş bir maddedir; diyebilir miyiz? İnsan?

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.03.21) Fiziki bir madde olarak gelişmiş diyebiliriz.

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.03.23) O zaman o anlamda sormadılar.

TUNÇER ÖZDOĞAN:(00.03.24) Yok aydınlanmanın yüklediği anlam itibariyle. Aydınlanmacıların Kantın ,Descartes’ın aydınlanma filozoflarının yüklediği anlam itibariyle insanın bir hiç olduğunu; dikleştirildiğini yani olağan üstü özel anlamlar yükleniyor insanlara.Nasıl Tanrıya olağanüstü özel anlamlar yükleniyor ama bizim tanrıya yüklenen bu olağanüstü özel anlamlar …Anlaşılmadı(00.03.47) için …Anlaşılmadı(00.03.48) Bi dahi ki şekilde insana da olağan üstü, olağan dışı, doğa üstü, doğanını dışına koyarak doğal yüklü bir takım anlamlar yüklüyor. Pozitifist bilim algısı veya modern Avrupa yı yapılandıran bilim anlayışı ; Avrupa merkezli bilim anlayışı veya Avrupa merkezli felsefeler, aydınlanma felsefeler başta olmak üzere insanın doğanın dışına çıkartarak bir takım anlamlar yüklüyor ve bu anlamlar dikleştiriyor. Zaten bir canlının doğanın dışına çıkartılmasında bir sorun var. Ee Bu Anlamda Abdullah’ın ÖCALAN IN kitaplarında geçtiği gibi ekolojik …Anlaşılmadı(00.04.25) toplumunda vurgulandığı gibi insan …Anlaşılmadı(00.04.30) diğer canlılardan hiçbir özelliği yoktur. Bu anlamda aydınlanma doktrinin diğer canlılar da daha fazla önem gösteriyor, anlam yükleniyor insana ve her şeyin egemenliğini oluşturuyorlar ve bu anlamda Tanrılaştırıyorlar.

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.04.45) O zaman ben şöyle diyebilirim; O canlı insan canlısı belirleyici etken farkıdır. Belirleyicidir.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.04.53) Bu belirleyiciliği yüklediğimiz anlamda yerindedir. Zaten çok özellikli anlamlar yükleniyor olmasına karşın geliyor.

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.05.01) Gene o anlamda

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.05.02) Yani işin fizik yanı itibariyle nasıl diğer canlılardan bir farkımız yoksa işin onlara şey yani onlara kabul etmek, onlara saygı duymak, onların varlığını kabul etmek anlamında ee kendimize çok özel anlamlar yüklememiz gerekiyor.

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.05.20) Kesinlikle olamaz.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.05.21) Yoksa yani hiçbir şey uygarlık sürmediğine sürdürmek adına Avrupa’nın yapmış olduğu ikinci …Anlaşılmadı(00.05.25) toraklara şey sömürgeciliği götürmek noktasına oraya katliamları, vahşeti götürecek politik biçimler çıkıyor ortaya.

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.05.37) Peki şuan da o duruma düşmemiş midir? Şey olarak …Anlaşılmadı(00.05.44)

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.05.46) …anlaşılmadı(00.05.48) itibaren evet o anlamları yok etmek.

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.05.48) Yapıyor zaten yardımları. İstemesek te belirleyici duruma düşmüştür.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.05.51) Kendi o pozitif kurallara karşı çıkmak gerekiyor insanın. Ha çok özel anlamlar yükleyen …Anlaşılmadı(00.06.00)

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.06.00) Buna ben karşı çıkıyorum.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.06.01) İnsanlar kendi aralarında da işi ırkçılığa kadar götürerek işte siyah beyaz ırk şeklindeki anlamlar bir takım derecelendirmeler yaparak …Anlaşılmadı(00.06.15) değil. Yani iş bunun üzerinde özel bir anlam yüklenmesi insanın kendi içinde de birtakım …Anlaşılmadı(00.06.23) farklılaşmalar yaratması. Yani yönetilenler …Anlaşılmadı(00.06.34) beyaz saç mavi gözlü yeşil gözlü insanlar gibi insanlar arasındaki farklılaşmalarda zeki insan akıllı insan …Anlaşılmadı(00.06.45). Yani bun karşı çıkmak gerektiğini de düşünüyorum. Deli insan deli olmayan insan bunlar hep …Anlaşılmadı(00.06.55) davranmadır. Suçlu insan modern hukuk kavramıyla ortaya çıkmıştır veya deli insan modern hukuk kavramıyla ortaya çıkmıştır. Modern hukuk kavramı içerisinde insan bugün anlaşıldığı …Anlaşılmadı(00.07.10) sabit değildir. Maharelerinin (Olarak Anlaşıldı) söz konusu değildir. Kapitalizm ve bugün prensipler yapılandırılmamıştır. Ne zaman modern hukuk ortaya çıkıyor; suçlu kavramı da ortaya çıkıyor. Yani öbür suçlu ortaya çıkıyor bu suçluları şey yapmak için veya öbür insanlardan korumak için hukuk çıkmıyor ortaya. Bence hukuk ortaya çıkıyor arkasından da suçlu insanlar ortaya çıkıyor. Önce psikoloji sistemimizi etkiliyor ondan sonra bir takım insanlar farklı düşünüyor. İşte ne bilim mesela 490 …Anlaşılmadı(00.07.48) yapıldığı oranda da cezaevleri, tımarhaneler giderek yaygınlaşıyor. …Anlaşılmadı(00.08.19) Cezaevleri ve özellikle tımarhaneler o kadar yaygın değildi. …Anlaşılmadı(0.08.23) insanları ikiye ayırıyordu. Bu insanlar …anlaşılmadı(00.08.25) deli olan akıl hastalığı olan insanlar ve …Anlaşılmadı(00.08.27) insanlar şeklinde bir Doğu (Olarak Anlaşıldı) toplumu …Anlaşılmadı(00.08.33). Yani Tanrının …Anlaşılmadı(00.08.36) insanlar çıkıyor deli insanlar çıkıyor cezaevleri, tımarhaneler değil önce modern hukuk ortaya çıkıyor sonra arkasından buna uygun şekilde cezaevleri ve psikolojik değimiz bir anlayış ortaya çıkıyor. İnsanlar aktif ediliyor. …Anlaşılmadı(00.08.50) deli, zır deli bir tanımlar sonucunda tımarhaneler şey öldürülüyordu(Olarak Anlaşıldı) ...Anlaşılmadı(00.08.58).

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.08.59) İsmi değişti mesela modernleşme diye…

Y11 BAYAN ŞAHIS : (00.09.00) O zaman şey diyebilir miyiz hocam modern bilim kanunları belirliyor.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.09.03) Efendim modern hukukta modern hukuku bu değerli bilimin hukuku yorumlayış şekliyle veya modern felsefelerin; psikoloji, feminist gibi veya hukuku yorumlayış biçimiyle ilgilidir. Ortaçağ da bu şeyler, bugün anladığımız anlamda işte tımarhaneler, cezaevleri söz konusu değildir. Veya kendisini işte kuralları olmayan, kurallara uygun davranmayan insanlar bugün anlamlandırıldığı şekliylen deli tanıma tabii tutulmuyor. Veya suçlu tanımı haklıydı şeyde modern psikoloji içerisinde. Burada inanan insanlar vardı. Bende …Anlaşılmadı(00.09.42) topluca ifade ettiği şekiliylen kurallara uymamak gibi bir şey söz konusuyken bu ürkütücü bir şeydir. Çünkü kurallara uymayan insan toplum dışı kalacağını biliyor. Toplum dışı kaymakta şöyle bir örnekle vereyim; Ayrı dışı kalmak, aileden atılmak değildir. KÜRDİSTANDA aileden atılmak köyden atılmak değildir veya yaşadığımız ilişkiler içersinde toplumun dışına atılmak yada bir adaya bırakılmak korkunç bir ceza olsa gerek. Misal Kobinent (Olarak Anlaşıldı) toplum dediğimiz toplum; insanlara kurallara uymamak gibi bir şey söz konusu değildir. Korkunç bir şey cezai gerektirdiği için insanlar kurallara uyarlardı. Ve kurallara uyma konusunda sıkıntısı olan insanlarda akıl dediğimiz kavramda 17.ve 18. Yy sonrasında aydınlanmayla ortaya çıktı. Böyle bir kavram yoktu ki 17. yy teknolojisinde. İnsanların tasvip etmek için ortaya atılan bir kavram akıllı insan akılsız insan; Akıllı insan işte siteme uygun davranır hukuka uygun davranır. Akıllı öğrenci okuluna gider İstiklal Marşında ayağa kalkar öğretmen sınıfa girdiğinde ayağa kalkar işte çıkarken tekrar ayağa kalkar gibi bir Loğus (Olarak Anlaşıldı) toplumu haline getirildik. İşte bu Loğus (Olarak Anlaşıldı) şuandan toplumu haline getirilmişliğimiz; Hiçte bizim bilinçli bir davranışımız sonucunda gibi bir İsrail (Olarak anlaşıldı) iradesi gibi …Anlaşılmadı(00.11.18-00.11.23) Yani insanlar belirlenecek …Anlaşılmadı(00.11.26) Akli davrandığından önemli davrandığından bilinçli davrandığından …Anlaşılmadı(00.11.32). Tam bir fiziki(Olarak Anlaşıldı) toplumu haline getirildik. Bunda sadece alışveriş konusunda değil; siyasi yaşantımızda günlük yaşantımızda çevremizde gördüğümüz değişmesi yani akli davranıyorum, iradeli davranıyorum, bilinçli davranıyorum gibi cümlelerin çok ta bir anlamı kalmadı. Zaten bu tür Fizik, akıl, irade, değişimlik gibi kavramların üzerinden çalışılması gerekiyor. Bu kavramlar 17.yy ve 18. Yy Avrupa bilim anlayışı üzerinden başladı.BirLoğus toplumu haline getiril…Anlaşılmadı(00.12.02). Yani bir olanlar bütünlüğü içersindeeeee kandırıldık(Olarak Anlaşıldı) çözülebilmemiz için siyasi bir sistemleri doğrultusunda yaşantımızı sürdüre bilmemiz içinde ortaya atılmış kavramlardır. Akıl, bilinç, irade böyle nedenlerle …Anlaşılmadı(00.12.23-00.12.33).

X42 ERKEK ŞAHIS : (00.12.35) Aydınlanma üzerinde Tanrı hep şeyin ölçüsüdür ama diğer hep deyimlerin insan; her şeyin ölçüsüdür. Bu aradaki bağı …Anlaşılmadı(00.12.43).



TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.12.45) Ölçü her şeyi var eden, her şeyi var etmek yani …Anlaşılmadı (00.12.51). Kızım var 4 yaşında işte sayıları öğrendi …Anlaşılmadı (00.12.58) her şeyi sıraya diziyor, boyunu ölçüyor. Gidiyor kendisi işte kapıya boyunu ölçüyor her gün boyunu ölçüyor. Şeylerin boyunu ölçüyor. Sayı kavramları üretmesi …Anlaşılmadı(00.13.09) birim ve ölçülerin farkına vardı. …Anlaşılmadı(00.13.10-00.13.15) görünen yanı itibariyle onu yaptı. Ama işin felsefi boyu itibariyle Tanrı merkezli düşünler; Tanrı üzerine her şeyi düşünür, şekillendirirler ve anlamlandırırlar. Çünkü Tanrı merkezli bir anlam dünyası içinde yaşarlar. Biz bugün Aydınlanma felsefesi içerisindeysek; Aydınlanma bir tür aydınlanma felsefesi içinde düşünüyorsak ee o bahsettiğim kavramlardan hareketle her şeyi ölçüsü olarak İnsanı kabul ediyormuş tuk. Biraz daha ileri gidersek; her şeyin ölçüsü olarak sesimizi düşünüyor olurduk. Buradan özne merkezli, özne kavramı ortaya çıkıyor. Ee Tanrı merkezli Dünyada Tanrı bir özneyken, nesneyi tamamıyla biçimlendirme ve yeteneğine gücüne sahiptir. Tanrıyken, ee aydınlanmayla birlikte özne insan oluyor. Nesneyi yani evreni, evrenin her türlüsünü içeriğini …Anlaşılmadı(00.14.24) biçimlendirme ve şekillendirme hakkına, imkanına sahip olduğunu düşünüyoruz. Ne aracıylan benim, bu araçlar la …Anlaşılmadı(00.14.35). Yani AKP (Olarak Anlaşıldı) programında burada şöyle bir şey var; Ne diyor partinin siyaseti topluma hizmet etmenin bir aracı olarak görüyor. Partiyi merkezine koyuyor. Siyasi toplumu şekillen… toplumu şekillendirmenin merkezine partiyi kolmuş oluyor. Böylece ön hareketle. Siyasiyi bir araç olarak düşünüyor. Yani AK PARTİ programında siyasi ilkeler kısmında; patisinin siyaseti topluma hizmet ettiği için bir aracı olarak görüyor. Burada özne nedir; …Anlaşılmadı(00.15.20) yazarsak, Parti öznedir. AKP nedir diye? Bir özne olarak görüyorum. Bütün …Anlaşılmadı(00.15.32) biçimlendirme hakkın sahip bir özne olarak görüyorum. Yani kanun merkezli düşünülse de düşünsek de kanun kabul ediliyor(Olarak Anlaşıldı). İnsan merkezli düşünebilir. Yani Parti, AKP tamamıyla belli siyasi ilkeler üzerinde bütün halkları, onların eğilimlerini hiçbir şekilde dikkate alamadan şekillendirme, biçimlendirme hakkını görmüş oluyor. Bu yorumu çıkarta biliriz. Siyaseti içinde yani bunun …Anlaşılmadı(00.16.02) yani coğrafyadaki var olan halkların şekillendirmenin ve biçimlendirmenin bir aracı olarak, siyaset bir araç oluyor. Basit bir araç haline geliyor. Farklı siyasi arayışlar eğilimlerin hiçbir önemi yoktur. Bu siyaseti ıııı siyaseti yapma biçiminin; biçimine bağlı olarak görse AK PARTİDİR. Önce AK PARTİ den önce Erdoğandır. Veya gözdür. Zaten partinin ilçedeki Vali veya Kaymakamların açıklamalarında da görüyoruz. Valilik makamıyla kendisini kaynaştırır veya Erdoğan Başbakanlıklaneeee kendi kişiliğini örtüştürür. Başbakanlık bir kurumdur, siyasi bir kurumdur. Bu ayrı bir şeydir. Başbakan ise ayrı bir kişiliktir. Bunun örtüştüğü bütün hakları kendisinde görür. Bu anlamda yani mesela AKP partiyi nasıl özne olarak görüyorsa; bunu biraz daha daraltalım, Erdoğan denildiğinde bütün hakları biçimlendirmek, siyaseti bir araç olarak kullanıp bütün hakların özlemlerini, istemlerini şekillendirmek için siyaseti bir aracı olarak kullanan bir özne görür. Yani burada Erdoğan kendisini Tanrılaştırmış oluyor. Bu anlamda.

Y12 BAYAN ŞAHIS : (00.17.20)Peki bu cesareti nerden buluyor?

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.17.23) Bu cesareti nerden mi kullanıyor? Bu cesareti; Bu coğrafya da yaşayan halkların cesaretsizliğinden kaynaklanıyor.

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.17.32) Eğer bu tartışma alanının dışında …Anlaşılmadı(00.17.37) benziyor, benziyor zaten. Böyle bir şey soracağım bugüne kadar aldığım derslerde anladığım kadarıyla; Şöyle bir soru sorsam arkadaşlar da olabilir: …Anlaşılmadı(00.17.47) Acaba Tanrı mı insanı geliştirdi insan mı Tanrıyı geliştirdi bugüne kadar.

…Anlaşılmadı(00.17.50 – 00.17.57) Karışık konuşmalar.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.17.57) Şimdi ben şey söyleyeyim: …Anlaşılmadı(00.18.00) Tanrı insanların

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.18.01) Öğrendikleriniz kadarıyla yani.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.18.02) Tanrı kavramı toplumun mitleştirdiği bir kavramdır. Tanrı yani bir toplum, topluluk nasıldı ZEUS tu o dönem ateş tanrısı veya yer gök Tanrısı. Nasıl mitleştiriyor. Bütün olayların gündüzlü gecelerin, geceyi gündüze dönüşmesine neden olan ilkel toplumlarda şey karanlıktan Tanrısı aydınlıklar Tanrısıysa veya doğa Tanrısıysa nasıl çiçeğin meyveye dönüşmesine neden oluyorsa; Burada Doğa Tanrısı, ZEUS gibi veya …Anlaşılmadı(00.18.39) Tanrısal dikleştiriliyor. Topluluk kendi atmosferinde kişisel dünyasında dikleştirilmiş oluyor. Bugün de aynı şekilde insanda …Anlaşılmadı(00.18.48) içinde istemiş oluyor. Her şeyi yapma gücüne haiz olduğu düşünülür. AKP den önce Erdoğanın dikleştirildiğinden bahsede biliriz. Gül veya Erdoğan bunlar AKP kadroları tarafından genişlettirilmiştir. Her şeyi yapma hürriyetine ve hatta hakkına sahiptir.

X41 ERKEK ŞAHIS : (00.19.12) İnsanlar sadece geliştirdi o zaman bence bugüne kadar. Modern yaptı.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.19.17) Hayır topluluk bugünkü inanç içinde Erdoğanı nasıl bugün ona oy verenler ona destek verenler dikleştirdiyse …Anlaşılmadı(00.19.27). Nasıl ona destek verenler Tanrıyı da bir dönem insanlar dikleştirmiştir. AKP’nin bu ülkeyi bir arada bu ülkede yaşayan insanların bir arada tutmadığını söyleyemiyoruz, bir arada tutuyor. Peki Erdoğan şimdi bu ülkede olmasaydı bir kaos ortamı olacaktı, bunu kabul etmek istiyoruz. Ama bu şey anlamına gelmez; Erdoğanı kabul edeceğiz veya AKP’yi kabul edeceğiz şeklinde anlamına gelmez.

FARUK TUR : (00.19.55) Şimdi Tanrının olup olmaması …Anlaşılmadı(00.19.56) aydınlanma oluyor, olduğu zaman …Anlaşılmadı(00.19.58) kavram çıkıyor. Sadece Tanrıya inananlar mı …Anlaşılmadı(00.20.05). Mesela …Anlaşılmadı(00.20.06 -00.20.19).

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.20.19) Tamamıyla Tanrıyı merkeziye oturan, düşüncenin merkezine oturtan halbuki insanlık vardı. O dönem yine Avrupa dışındaki kıtalarda da coğrafyalarda da Tanrıyı merkezine veya Tanrıları merkezine oturtan veya Afrika daki küçük kabilelerde büyücüyü eeee küçük toplulukta düşüncenin merkezine oturtan insan toplulukları vardır. Bugün dönüp baktığımızda şey var hem Tanrıya inanan hem Tanrılara inananlar halk ta …Anlaşılmadı(00.20.55). Bununla birlikte o felsefi düşünce biçimi içinde bu baskıyı bu partileri şeyleri Liderlerini Tanrılaştıran insanlar da var. …Anlaşılmadı(00.21.01-00.21.29)(Karışık Konuşmalar) bakmamak gerekiyor. …Anlaşılmadı(00.21.30-00.21.36) felsefi anlayışta. Şimdi …Anlaşılmadı(00.21.38). Şimdi KÜRDİSTANdao şeyler Mitolojik düşünme biçimi ağır kalktığı için orası geri felsefe bu Metropoller de daha fazla düşün…Anlaşılmadı(00.21.51) tam tersine işin politik yönü itibariyle KÜRDİSTAN bu coğrafyada olduğu kadar …Anlaşılmadı(00.21.59-00.22.07). KÜRDİSTAN dünyanın en önemli coğrafyardan biri. Diye kabul edilebilir ama bu ülkenin gereği olarak bu kavramları biraz …Anlaşılmadı(00.22.14) gerekiyor.

X43 ERKEK ŞAHIS : (00.22.30) Bir şey merak ettim ve bir şey daha oldu. Şimdi felsefe Tanrı mıdır? O zaman 2 gündür hep Tanrıyla var olan şey arasındaki ilişkiyi anlatıyoruz. 2 gündür ben anladım mı farkı var mı sizce? Şey yapın yani. Şimdi bunun başka bir yöntemi yok mu hocam? Yani farklı daha iyi bu felsefeyi mantığını daha iyi anlayabilmek için daha iyi kavraya bilmek için size göre felsefe tamamen inanç çerçevesinde mi gelişiyor, şekilleniyor?

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.22.53) Felsefe ee felsefe içersinde şekillenen, aydınlanmayla birlikte ortaya çıkan insan kavramına bağlı olarak; işte Tanrıdan kopmuştur aynı zamanda, Zaten ondan bahsediyor. Yani dönüp dolaşıp Tanrıya geliyor.

X43 ERKEK ŞAHIS : (00.23.07) Şimdi ben 2 gündür hep aynı şeyleri duyduğum için ben bu soruyu sormak gereği duydum.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.23.12) Yani burada şey yorum yapmamak gerekiyor. Tanrıya karşı çıkmak veya Tanrıyı kabul etmek gibi bir düşüncemiz yok. Sadece felsefi düşünceler içi yorumlar yapılıyor burada.

X43 ERKEK ŞAHIS : (00.23.21) Şimdi 100 insan Mitleşti mi az önce de elimi kaldırmıştım diğer arkadaşlar şey oldu ama bu şey insanın zaafında var. Çünkü niye insanın doğasında var. Hep insanın biyotik yapısında da var. Geçmişi geleceğe aktarmak. Aktarım içidir(Olarak Anlaşıldı).

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.23.45) Şimdi ben aydınlanmanın insana ne yüklediği yorumlar veya işte Kemalist aydınlanmanın Erdoğana veya Kılıçdaroğluna yüklediği anlamdan bahsediyorum.

X43 ERKEK ŞAHIS : (00.23.52) Ama ben…

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.23.53) CHP’liler Kılıçdaroğlu’nu AKP’ye oy verenlerde Erdoğan’a veya Gül’ü Tanrılaştırmış.

X43 ERKEK ŞAHIS : (00.23.58) Ama şey aslına şuna bakarsan bunun politika anlamda bu şey ele alırsak; bu tartışma farklı bir boyuta gidecek. Çünkü onun yaklaşımı ve anlayışı illa şey anlayışı bana göre biraz farklıdır.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.24.17) Tamam farklı olandan bahsediyoruz bizde.

X43 ERKEK ŞAHIS : (00.24.18) Mesela birçok etkeni var. Örneğin kendisini bir anda Kapitalist zihniyetin çerçevesinde de kendini el altında da ee yaklaşma biçimi de var. Diğer bir tarafta ise bir mafyalaşma etkinliği de var. Öbür tarafta adını köreleştip iyice köreltip bir sistem kendi egemenliğini kurabilme biçimi de var. Öbür tarafta da biraz daha kendi olgusunu kurabilmek adına yani kendisini biraz daha var edebilmek. Bu özellikle KÜRDİSTAN üzerinde sağlıklı bir politika yürütebilmek için biraz ajanlaştırma gibi bir politikası da söz konusu el altında ciddi anlamda…

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.25.10) Sizin bu söylediklerinizin bizim 2 gündür konuşuyor olduklarımızdan doğrudan bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Zaten bu konuştuklarımızdan da hareketle siz bunları söylüyorsunuz.

X43 ERKEK ŞAHIS : (00.25.20) Mutlaka burada bir etkisi olmuştur yani mutlaka. Şimdi burada kalkıp da bir şey şu anlamda gelmesin hocam kesinlikle burada her bir hoca sadece sizin açısından değil. Bizim için burada yerleri farklıdır. Ama demek istediğim şey şuan da bu şey yapıldıktan sonra daha fazlasını istemek daha fazlasını alabilmek, birbirimizi zorlayabilmek. Yani bunu biz bunları burada dile getirirken; biz bunları beğenmiyoruz, biz çok biliyoruz anlamında değil. Ben hatta bir şey paylaşmıştım; ben dedim ki benim evimde mümkün olduğu kadar, ben bildiklerimi de sanki bilmiyormuşum gibi takipçisi olarak buraya geldim yeri gelirse dedim ki çok farklı sanki çoğu şeyi bilmiyormuşum gibi soru da soracağım. Bunu sizinle paylaşmıştım aynı zamanda. Teşekkür ederim.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.26.15) …Anlaşılmadı(00.26.16) davrandığını da sermayesi sağlandığın da aydınlanma açısından …Anlaşılmadı(00.26.29)

SONGÜL KARATAĞNA : (00.26.30) Ben size bir söyleyeceğim yani tabi ki …Anlaşılmadı(00.26.35-00.26.48) yaşamın anlamın sorgulanması. Yani bu ilk çağdan günümüze kadar böyle süre gelmiş. …Anlaşılmadı(00.26.57) Yani mitoloji olmuş İlkçağ da daha sonra işte Tanrı merkezli bir düşünceyle ama işte hep sorgulanan insanın yaşamının anlamı nedir. Yani insanlar zihinsel yapılarıyla neye ulaşılabiliyorsa o dönem işte Tanrıya ulaşmışlar. Tabi günümüzde de yaşıyor. Aydınlanma da dediğimiz büyük …Anlaşılmadı(00.27.22) artık her şeyin ölçüsü insan diye bir şeye ulaşılıyor. Yani insanı her şeyin merkezi yapan her şeyin insanın uygulamasını öngören ve daha sonraki dönemlerde de tabi bireylerin anlamında …Anlaşılmadı(00.27.40) bugün bu noktada sorgulamamız gereken bizim için yani yaşamın anlamını dünyada neye göre sorgulamak. Yani insan gerçekten sınırsız gücü elinde bulunduran bir varlık olarak mı bu dünyada yaşamını sürdürecek yoksa işte çevresinde bulunan doğal ve ekolojik yani doğayı da kendisi gibi gören bir anlayışla mı yoksa bunun anlamımı böyle. Bu noktalarda biz dediğimiz …Anlaşılmadı(00.28.15) çünkü o noktaya geldik. İşte nesne ayırımına da geldik, bu noktada bir dengelik olursa.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.28.22) Evet söylediğiniz noktaya geldik. Bu şeye götürür o aydınlanmadan veya bu coğrafyada Kapitalist bir şekilde Kemalist aydınlanmadan çok biçimlerde kopmayı getirir. Bu kopukları hangi başlıklar da ifade edilebiliriz gibi soruyu ortaya atıyor. Doğru söylüyorsunuz. Yapmak gerekir yani Kemalist aydınlanmadan hem de …Anlaşılmadı(00.28.45). Politikanın veya bir …Anlaşılmadı(00.28.51) felsefi bir sorunudur. Diğer arkadaş.

X44 ERKEK ŞAHIS : (00.29.00) Bundan sonraki mesela evrenin dedik. …Anlaşılmadı(00.29.04). Çevrede böyle kağlı (Olarak Anlaşıldı)felsefi de olabilir düşünceler. Tanrı merkezli olmadan da olabilir ona göre artık bundan sonra öğrendiklerimizi ona göre kuracağız değil mi? Tanrı merkezli olanda olabilir, Tanrı merkezli olmayan da olabilir. Birde …Anlaşılmadı(00.29.20) dedik ya daha tam da bilmiyoruz. Acele olunması ona göre bizim de bazen yanlış yorum yapabiliyoruz.

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.29.29) Şimdi felsefe çok şey yani basit bir düzeyde ele alıyor yani genel bir çerçeve içindir. …Anlaşılmadı(00.29.43) üzerine çalışmak gerekiyor biz bu çalışmayı bundan sonra öğleden sonra buradaki atölye çalışması olarak getirebileceğimizi sanıyoruz. Bugün bu altıncı devlet daha önce beş devlet içersinde yürüttüğü arkadaşlardan bir kısmı da iki dönemdir bu devlet ışı şaheslerde (Olarak Anlaşıldı) …Anlaşılmadı(00.30.05) aydınlanma üzerine benzeri birtakım başlıklar üzerine çalışmayı düşünüyoruz. Diğer arkadaşlar da katılabilir. Ekolojik toplumun arkasında nasıl bir felsefe duruyor. Arkadaşın söylemiş olduğu üzere aydınlanma feminist aydınlanmadan çok acı; ruhun hümanist anlamda zaten onun için politik yönü itibariyle …Anlaşılmadı(00.30.25-00.30.30) hangi başlıklar arasında araştırma yapmak gerekiyor. …Anlaşılmadı(00.30.35). Mevcut modern bilim veya burada ifade edildiği şekilde bilimin farklı tanımları var mı? Mevcut olan bilimin var olan bizi içine alan tanımlarına karşı çıkmak gerekir. Tabi burada ortaya ne çıkar. Hukukun üzerine eğitimin üzerine bir takım …Anlaşılmadı(00.30.51). Yani bu orta okuldan beri orta okulu bitirdiğinde bizim içine düştüğümüz bir durum itiraz etme hakkımız yoktu? Hangi birimizin okulda aklına gelebilirdi ki. Ben bu eğitim anlayışı içinde şekillenmek istemiyorum hakkına sahip değiliz. Bu …Anlaşılmadı(00.31.10) ama şimdi devrinde değil. Çünkü elimizde bunun imkanı var. Bunun için eğitim anlayışında bir demokrasiler topluluğu toplumunu oluşturması içindir. Başka hevesler içindir. Başka eğitime dayalı konular var mı varsa bunun mitolojisini yapmak veya …Anlaşılmadı(00.31.29) yapmak hukuk dışı …Anlaşılmadı(00.31.31-00.31.36) yapmak gerekiyor.

…Anlaşılmadı(00.31.38-00.31.50) bürosunda karşılaştığım gün avukat vardı o zaman, kısa bir konuşmadan sonra bu hukukçu devlet oluşturuyoruz. Şey …Anlaşılmadı(00.32.00) şeklinde bir soru sormuştuk; arkadaşımız dedi İBRAHİM hukuk üzerine ihtisas yaptı dedi. Hukukun içerisinde …Anlaşılmadı(00.32.15) hukuku farklı bir sistemin olması gerekir. Bunun üzerine bir değerlendirme yapsak dedim ya işte böyle 1-2 saat sohbet geçti. Sonra kitabını da verdi. 4-5 dergi sağa solu da istediydi(olarak Anlaşıldı). Erdal DOĞAN …Anlaşılmadı(00.32.32) biriydi. Benim arkadaşım ilginç bir çalışma yapmış avukatlar herhalde işleri başlarından aşkın, çok da mevcut hukuk ilkelerinden kopuk başka arayışlar içerisine girmiyorlar. İşin başka yönü itibariyle çalışmak gerekiyor. Yani hukukun teknik düzeyde …Anlaşılmadı(00.33.00) etmiyor. Şimdi alternatif …Anlaşılmadı(00.33.03) arayışları var. O alternatif arayışları herhalde mevcut hukuksal olguyu gerektirir. Başka bir sistemler hukuki sistemlerle ilişkilendirmeyi gerektirir diye düşünüyorum. Mesela ben bir şeye katılmıştım. Hukuk paneline katılmıştım. Burada öğretim görevlileri vardı …Anlaşılmadı vardı …Anlaşılmadı vardı genel başkanı vardı avukatlar vardı. Üniversitedeki profesörler …anlaşılmadı felsefi boyutundan bahsediyorlardı. Avukatlar saf etnik boyutundan bahsediyorlardı. İşte birkaç arkadaş saf çevresini ilgilendirdiği için işin boyutundan bahsediyorlardı. Ama bu işte farklı cisimleri disiplinleri bir araya getirmek gerekiyor diye düşünüyorum. Gündeme dair felsefeye dair politikaya dair bunları şekillendirici farklı disiplinleri bir araya getirmek gerekir. Hukukun tam etnik düzeyde üniversitelerde okutulduğu şekilde bize geçmiyor. Farklı sistemler üzerinde çalışmak için yani; ben kendi kendime soruyorum, Konfederal bir sistemin ne olduğun diye ya burada ki arkadaşların da e varsa savcı arkadaşlarında buna çalışması gerekiyor. Özgün çalışması lazım.

X45 ERKEK ŞAHIS :…Anlaşılmadı(00.34.19-00.34.52) topluluğu farklı bir siyasi yükselmedir. Doğal olarak bu farklı siyasi yükselme farklı hukuki yollar söz konusu olmalı farklı şekillenmeler söz konusu olmalı. Biz öyle bir …Anlaşılmadı(00.35.03). Modern hukuktan farklı bir hukuk anlayışı var burada. Yani …Anlaşılmadı(00.35.10-00.35.15)

TUNÇER ÖZDOĞAN: (00.35.15) …Anlaşılmadı üzerinde çalışılması gerekiyor. Bende varsa evden size getirebilirim. …Anlaşılmadı(00.35.25). Farklı bir düşünme biçimi farklı bir topluluk muhakkak ki burada diyebiliriz ki Kemalist aydınlanmayı işin bu yönü itibariyle çok kolay …Anlaşılmadı(00.35.36) edebilir diye düşünüyorum. Çünkü şey insanlar aydınlanmanın …Anlaşılmadı(00.35.40) ölçülerde …Anlaşılmadı(00.35.47) doğadaki herhangi bir canlıdan daha önemli değildir. Ve bu kadar alçak gönüllüdür insanlar …anlaşılmadı(00.35.54). Nitekim şeyi de o dönemde iktidarı da bölgede saldırısına uğramıştı. Annesi babası İspanyadan kovuluyor. 16.17. yy Hollanda ya gidiyor. Hollanda da yardımcı hukuk edimleriyle birlikte o Hollanda’nın iktidarıyla bir takışma içine giriyor ve kırsal bir yere gidiyor orada yazıyor kitaplarını. Hatta o dönemin filozofları ...Anlaşılmadı(00.36.18) sevmediği gibi filozofları da sevmiyordu. Ve daha sonra filozoflardan etkilenmenin, filozofların modern sistemin sistemden kopacak şekilde modern bilim anlayışından kopacak şeklide yazılar yazıyor, metinler yazıyor, kitaplar yazıyor.

…Anlaşılmadı(00.36.32-00.36.43). Descartes 1960’lı 70’li yıllarda Fransız Komünist Partinin içindeyken daha sonra çıkan bir filozoftur AlbikerPuto (Olarak Anlaşıldı). Bunlar üzerinde çalışmak gerekir. Yine Frankfurt Okulu var. …Anlaşılmadı(00.36.54)’dan etkilenmiştir. Özellikle …Anlaşılmadı(00.36.59) kitaplarını okumanızı önerebilirim. …Anlaşılmadı(00.37.03)’yu okumanızı önerebilirim.



Y13 BAYAN ŞAHIS : …Anlaşılmadı(00.37.12)
5.DERS
TUNÇER ÖZDOĞAN;
Edebiyatta sanatta da merkezi bir manevi bir şekilde bir kahramanını üzerinden şekillenmeye başlıyor yani bir şekilde aydınlatılıp (00.14-00.16 anlaşılmadı) sanatta da edebiyatta da yansıyor. Şey vardır kahraman vardır. İktidar kahramanın üzerinden şekillenir. Bu tür olaylarda güçlülerin merkezinde kahraman veya (….00.32 anlaşılmadı) edebiyatta da akıl ve insan merkezi bir konuma gelmiştir. (…00.40-00-41 anlaşılmadı) kültür alanlarında büyük aşamalar kat edileceğine inanılıyordu. (00.51 anlaşılmadı) akılcı düşüncesi doğa üstü ve doğa dışı her şeye karşıydı. Bu nedenle gerçek olan doğallık olandı. (01.01 anlışılmadı9) insan ve insan aklı aydınlama felsefesi ile birlikte doğayı fethetme onu şekillendirme gücü olduğunu iddia etmeye başladığında doğa üstü ve doğa dışı her şeyede karşı çıkma gücünü de kendisinde buluyor. Yani Tanrı ile hesaplaşma kalkıyor şey aydınlanmanın aklı aydınlanmanını filozofu aydınlanmanını bilim insanı Tanrı ile hesaplaşıyor. Yine dünyanını dışında gelişen hesaplaşma kendisinde gereği kendin de görüyor. Yani bilim o kadar gelişiyor ki aydınlamanın akıl insanı üzerinden sadece işte dünyada ki olay ve ilişkileri dinsel veya tanrısal bir takım nedenlere bağlamanın ötesinde bilime dair nedenlere bağlama çaba içerisinde kendini görüyor. Yani olumlu bir yanıda var tırnak içinde söylemek gerekirse bu aydınlamanını akıl kavramını onu da bir yöne dayatma görüyor. Topluluğu yaşayan bir köylü topluğunda silah ve (..02.24 anlaşılamadı) girdiğinde işin içine bilimsel bir takım gelişmeler ile insana dahi iyi yaşama imkanı sunuyor. Bu anlamda beyin entrikanını kendin de bir takım misyonlar yüklemesi akıl yüklemesi güneş gibi misyonlar yüklemesi şeyin toplumun daha iyi yaşamasına neden olmuştur. Aydınlanmacılara göre insan yaşamında akıl ilkeleri her şeyden önemlidir. (…03.11 anlaşılmadı) insanı işlevsel ve yücelten akıldır. İnsan diğer canlılardan ayıran ve üstün yapan akıldır. Az akıllı insanlar herhangi bir canlı akıllılar ise insandır. olması kadar tüm insanlığını ilerlemesi ve mutluluğa kavuşması için gerekli olan akıl akılcı düşünme ve evrensel akıldır. Mesela bu insan merkezli çerçevelerde mesela şu farklı akıllar ortaya çıkıyor. Burda iki tane temel akıldan bahsediyor. İlki felsefi akıldan bahsediyor. (..03.54-04.01 anlaşılmadı) felsefi akıl vardır orda. (04.12-04.17 anlaşılmadı) Akıllı insan Beytona göre duyu organları ile birlikte deney yapar, buluş yapar bu deney ve gözlemden izlendem hareket eden akıl aracılığı ile yaptığımız deneyden gözlemden izlemden hareket ile bilimsel bilgiye ulaşır. Bu şekilde (04.38-04.42 anlaşılmadı). Akıllı bir düşünür, gerçeğe erişmekiçin zaten deney yapardı. Doğru ve yanlışı anlayabilmek için deney yapmak sonuç ve verilerini akıllıcı bir düşünüp ve değerlendirmesi sonucu olur. Deneyin aklı kullandığı ..(anlaşılmadı). Çocuk yaşında akılcılık ….(05.04 anlaşılmadı) felsefe var yani akıl var. Deney yapmaya gerek yok diyorlardı bunlarda biz deney yapmadan da biz bilimsel bilgiye ulaşırız şeklinde bir anlayışa sahip. Yani bu tabunun arkasında bir (05.25 anlaşılmadı) olduğunu bilmek için benim gidip kapıyı açmam gerekir. Diğer deneyciye karşıdır. Akılcı diyorki o kapının arkasında uçurum olmadığını veya duvarlarla karşılaşmayacağını ben zaten bilirim. Kapıyı açmaya yani denemeye gerek yok diyor. (05.46-05.53 anlaşılmadı) ölürmüyüz ölmezmiyiz yaralanırmıyız yaralanmazmıyız gibi bir soruya cevap vermek için deneyci akla …(05.59 anlaşılmadı) ama akılcıda diyorki atlamaya gerek yok zaten atladığımızda ya yaralanacağız yada öleceğizdir. Bunu biliriz şeklinde farklı bir anlayışa sahip. Bilimselbilgiye ulaşmanın yolu deney gözlem izlemdir şeklinde bir anlayış ile ortaya çıkıyor. Bu günde genel olarak genel olarak yaşadığımız coğrafyada gerek avrupada bilim insanını modern bilim insanını deney gözlem ve izlemden çıkartılan ortaya çıkartılan bilgidir şeklinde bir tanım yapılır. Yani nedir işte bilimsel buluşlar yine bunu çözmek için bir takım araçlar gereçler alınır. Bu araçlar ve gereçlerden hareketle bu doğada araştırmalar yaparız. Ortaya çıkan bilgidir. Bilimsel bilgidir şeklinde bir düşünce var şeye göre deneycilere göre. (07.13…anlaşılmadı) göre ise buna gerek yok sadece bu deney ve gözlemi yapmadan da görebiliriz şeklinde bir anlayış söz konusu. Einstein’a dönüp baktığımızda Einstein bir deneyci değildi o ….(anlaşılmadı) bir düşünme biçimine sahipti. Arkadan şöyle bir anlayış ortaya çıktı. O önce deney ve gözlem fakat kuram denen eski bilimsel çalışma yöntemine büyük darbeyi indirdi. Önce hesap yaptı tahminde bulundu deney arkadan geldi. Ve deney Einstein ı destekledi. Özel görevlilik iki temel önermeye dayanır. Yani Einstein kuramı olan özel görevlilik bir, hareket görevi nedir. İki evrendeki en yüksek (08.06 anlaşılmadı) ışığın hızıdır. Yeni iki önerme ortaya attı. Bizim için şöyle bir tanım var (08.24 anlaşılmadı) böyle yapmış bu tanımı. Benim diyor doğayı özellikle doğaya bir kuram yada beklentilerimizi sürekli sorgulama etkinliğidir. İnsan için yaşam çevresine giderek tüm evreni anlamaya çalışmak bir ihtiyaçtır. Bizim arayışın bizim sorunların ölçüsünden çok olup bitenleri öğrenme açıklamaya çalışmaya merakından kaynaklanan bir çözüm. Bilimsel bilgi eğer bir kuram veya teori adı altında ifade ediliyorsa kuram teori adı altında ifade ediliyorsa deneyciler bu kuram ve teoriye ulaşmak için deney yapmak gerek der. Yani onlar ifade ettikleri kadarı ile beyaz bir sayfa olan bizlerin (09.33- 09.42 anlaşılmadı) bilimsel bilgiye öğreti mekanizması başka bir çözüm ortaya çıkar. Matematiği esas almak önce komple matematiğe dair geometriği dair aritmetiği dair bir takım kuramlar ortaya atabilmek bu kuramı ispatlamak için tam tersi bir durum ortaya yani ortaya bir kuram atılıyor teori atılıyor bu kuramı ispatlamak için (10.25- 10.27 anlaşılmadı) deneycilere göre ise tam tersine (10.30-10.32) anlaşılmadı)labaratuara getiriyor. Ondan sonra deneysel araştırma yapılıyor. Ondan sonra kabulleştiriyor. İki farklı anlayış var. (11.02-11.20 anlaşılmadı) felsefedeki deneyci arayışlar ve filozoflar üzerine (11.27 anlaşılmadı) oranda bu hangi (…..anlaşılmadı) kişisel bilgiye ulaşmak zorunluluğunda esas yolun bilimsel olduğunu ortaya çıkardı. En basitinden şöyle diyebiliriz. Ayın dünya ile dünyanını güneşle olan uzaklığını ölçmek mümkün değildi. Yani bu anlamda bir deney yapmak mümkün değildi. Bu anlamda Einstein’ın güneşin ayın dünyayla olan mesafesini metre ile ölçmemiştir. Yani bu anlamda deney yaparak ölçmemiştir. Önce bir kuram atmıştır teori atmıştır ortaya. Ve bu kuram üzerine ayın güneşle güneşin dünya ile arasındaki olan mesefeyi ölçmüştür. Şimdi atom parçacıkları üzerinden deneyyapmak mümkün değildir. Atom parçacıkları üzerine bir kuram ortaya atılır , teori ortaya atılır. Bu kuram ve teori ispatlanmaya çalışılır. Bu anlamda bu anlamda bilimsel bilginin mekanizması olmak anlamında deneyciliğin ben doğru bir anlayış olduğunu düşünmüyorum ben. Burada farklı bir anlayış daha doğru geliyor bana

X46ERKEK:12.38 Deneyciler hiç kuram atmamışmı ortaya nasıl kuram atmadan direk oda düşünmüş

TUNÇER ÖZDOĞAN: 12.47 En azından labaratuara girmek için elinde bir takım alet araç gereç olması gerekir ve labaratuara girerken (12.52-12.57 anlaşılmadı) buda ilk bir takım bilgiler ile labaratuara götürebileceği bu anlamda işte bu Beykon’un deneyci anlayışı felsefedeki deneyci anlayışının pek doğru olmadığını hatta hiç doğru olmadığını düşünüyorum.

İBRAHİM SİYAHKAYA:13.19Hocam bu izafiyet teorisinin bir şeyi var mı mesela bir deneycilik



TUNÇER ÖZDOĞAN:13.27İzafiyet teorisi deneyci anlayışı akımı mahkum etmiştir. Çünkü izafiyet teorisini üzerinde çalıştığı işte ışık işte atom parçacıklar gibi materyaller üzerinde deney yapmak mümkün değildir. Yani burada tartışamayacağımız nedenlerden dolayı yapmak mümkün değil. Einstein da zaten izafiyet teorisini bir kurama kuramın kendisi üzerine teorinin kendisi üzerine çalışarak ortaya atmıştır. Yoksa eline özgün cihazları alıp labaratuaragiripte atom altı parçacıklar üzerine çalışmamıştır. Zaten çalışmakta mümkün değildir. Newton mesela şöyle anlattı yani arkadaşımız .newton mekaniğine göre bir metre yani sizin evde kullandığınız metre sabit bir uzunluk ölçüsü veya bakkallarda kullanılan ağırlık sabit bir ölçü. Oysa 20.yy fiziğini biliyoruzki bu tür sabit ölçümleri olması mümkün değil. Yani bir metrelik bir metrenin veya bir kiloluk bir ağırlığın sabit olması mümkün değildir. Şöyle anlatayım doğada doksan derecelik dik açıda Newton mekaniğine göre doğadaki doksan derecelik açılar vardır. Ama 20. Yy fiziğine göre doksan derecelik bir acının olması mümkün değildir. Veya üçgenin iç açılarının toplamı newton mekaniğine göre fiziğine göre 180 derecedir, ama 20 yy fiziğine göre üçgenin iç açıların toplamı 180 derece olması mümkün değlidir. Evrenin jeolojik yapısını nedeni ile. Yani Einstein böyle güçer mümkün değildir doğada. Üçgen şöyle bir üçgenden bahseder mesela. Şura yüz seksen derece olsa bile doğadaki bu tür üçgenler söz konusu olabilir veya bir ara bahsetmiştik. İki doğru arasına Newton mekaniğine göre iki nokta arasına bir doğru çekilebilir ama ama 20. Yy fiziğine göre iki nokta arasına bir doğru çizmek mümkün değildir. Çevremize baktık mı işte bu açıdan göreceğiz. Bu açıdan sanki bize doksan dereceydi. Ama hiçbir şekilde doksan derecelik bir açıya henüz tam olarak rasatlanmadı. Bir kilonun sabit veya bir metrelik (16.23-16.32 anlaşılmadı) sabit uzunlukta sabit ağırlıklar söz konusudur. (16.41-16.46 anlaşılmadı) üçgen şöyle bir üçgene göre bölgemizdir. Yani arasındaki farkı anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Mesela …(17.00 anlaşılmadı) göre bu kavramların kullanılmasına gerek yoktur. Şeylerin ağırlıkları uzunlukları sabittir. Sabit kalmasına karşılık kullanılan bir kavramdır. Böyle 20.yy fiziği veya bilim algısının tartışılır olamasının doğal alarak felsefeye, politikaya yansımaması mümkün değildir. …(17.31-17.33 anlaşılmadı) fiziği değişmez ağırlık birimlerinden hareket ile o dönemin ve halada devam ediyor, (17.40…anlaşılmadı) kuramcıları (17.43 anlaşılmadı) vazgeçilmezliğinden bahsedilebilir mekanik fiziğe göre. Çünkü çok kaba yorum yapıyorum. Mekanik fizikte nasıl uzunluk ölçüleri ağırlık ölçüleri sabit politik bir konu olmaklığı itibari ile ulus devleti sabittir. Değişmesi mümkün değildir. Kötü bir benzetme yapacam ama doğrudur. 20.yy fiziği nasıl benim şuradaki ağırlığım ile beş metre ilerdeki ağırlığım farklıdır. Çünkü o beş metre ilerdeki bakı ile buradaki bakı arasındaki fark elbetteki vardır. Orada benim bir ağırlığım var hatta (…18.32 anlaşılmadı) söz konusu ise farklı coğrafyalarda farklı hukuk devletlerinden bahsedilebilir. Bu anlamda (18.40 anlaşılmadı) o bütün farklı coğrafyalarda ortak benzer aynı bir ulus devletinnin şekillenmesi için

X47 ERKEK ŞAHIS:18.56-19.03 anlaşılmadı

X48 ERKEK ŞAHIS:19.03 Şimdi ben bir soru sormak istiyorum. Dün iki günden beri bir çok şeyi fiilozufun kimisini benimsedik kimisinin düşüncesini kabullendik kimisini eleştirdik. Ben burda şimdi bizimde kendi projemiz olduğundan kaynaklı bir hedefimizin olduğundan kaynaklı ekolojik özgürlükçü eşit cinsiyetin paradigması felsefesini biraz açarmısın bize. Bu felsefesi nedir. Bunun bakış açısı nedir

TUNÇER ÖZDOĞAN: 19.32 Eğer yani biz soru sorabiliyorsak büyük ihtimalle bunun cevabını az veya çok iyi veya kötü biliyoruzdur. Yoksa soru sormayız. Bu konuda bizim fikrimizi almak istiyor. (19.43-20.07 anlaşılmadı)

X48 ERKEK:20.03Şimdi ben şu anlamda bak hocam ben şu açıdan burdakiburda ciddi anlamda kafam karıştı. Bir yandan biz felsefeden bahsederken Tanrı ile arasındaki ilişkiyi kurmaya çalışıyoruz. Şimdi bir çok şeyi bir iki günden beri baştan başlıyoruz sona geliyoruz sondan tekrar başa dönüyoruz. Ben bilmiyorum ben mi yanlış anladım. Ben son iki gündür bunu anladım. Ha bende şunu anlamaya çalışıyorum sonuç itibari ile eğer ben böyle bişi bilmiş olsaydım buraya gelme gereği duymamış olacaktım beni bişeye bu kadar çekmeyecekti. Bu kadar zorlanmamış olacaktım. Bende diyorum ki bizim buradaki felsefe anlayışımız nedir. Çünkü bir çoğudiyorki işte diyor Tanrı istemese su olmayacaktı. Örneğin bu olmadığı zaman bu olmayacaktı. Ulus devlet mantığıdaortadayadı. Sizin çizdiğiniz 12.yy daki çizim şeklide ortadaydı. Bu gün 23.yy çizim şeklide ortada. Şimdi değerli arkadaşım şey anlamda söylüyorum kare çizdiği hocamızın tahtaya çizdiği yazıdan bahsediyorum. Şimdi bunlar hepsi bu kadar farklı farklı şeyler varken bu kadar şeyler bir çoğu her biri kalkıp bişey söylüyor. Kendisine göre bir yorum yapıyor. Şimdi belki bir çoğumuz yaptığımız yanlışlarıda not alıyor. Eleştirme yeri değil eleştirmeyecem. Sonunda da eleştirecem de bir çok kendinde de biz de yaşanana öyle sıkıntılarda var. Şimdi bende bunun biraz daha aşılmasını istiyorum veya tartışmasından yanayım.

TUNÇER ÖZDOĞAN: 20.02 Tamamiyle doğru ve haklı biryer istiyorsunuz bende şöyle cevap vereyim size (22.03-22.04 anlaşılmadı) ders var (22.05-22.12 anlaşılmadı) farklı tarihlerde

X48 ERKEK:22.18 Şimdi ben şu anlamda sormaya çalıştım. Özellikle ben buraya gelirken şu anlamda şu mantıkta geldim. Mesela önderliğin bir kitabı vardı. Erkeği öldürme kitabı. Herkes bi çok insan onu yanlış anladı.
TUNÇER ÖZDOĞAN:22.32 Nerden biliyorsun herkesin yanlış anladığını

X49 ERKE ŞAHIS:22.36 Niye belirtiyorsun yüzde birlik kısım

X48 ERKEK ŞAHIS:22.44 Şimdi arkadaşlar ben bitireyim sen dersinki burda herkes birbirimize fikrini söylecek doğru olan neyse o belirlenecek yani bu kadar basit.

X 50 ŞAHIS:Yüz kişiyi saydım sekseni anlamamış dediğinde söyleyecek

X5 ERKEK ŞAHIS: 22.57Şimdi heval ben şunu neye dayanarak söyledim. Çünkü o kitap ilk çıktığı sırada birçok arkadaş okurken bi saatini en az o sorunla ilgili dört tane soruna gidiyorduk. Bak dört tane soruna gidiyordk ben ben bunlara dayanarak söylüyorum. Yani herhangi bir şey değil. Benim anlatmak istediğim çünkü şu ada dünya alternatif olarak bir proje konulmuş. Bu ciddi anlamdadır. Şeydir yani bu bu günkü ortaya konulan demokratik konfedarilizm sistemi böyle sadece 1900 larda 1800 lerde Atina’da o tarihlerde başlamış 109 sene sonra inşa edilebilmiş. Oysa bizim 109 sene değil öyle bir zaman 19 sene bekleyecek bir zamanımızda yok. Ha o temelde de örneğin biz bu gün bizim şu anki konumuz felsefe mi bunu en azından içinde ne kadar tartışabiliriz kendimizi ne kadar geliştirebiliriz. Bunun ne kadar içinde kendimizi şekillendirebiliriz. Benim şu anda yaklaşma anlayışım bu. Ben bu temelde yaklaşıyorum belki biraz Türkçem zayıf olduğundan kaynaklı arkadaşlar biraz zaman zaman yanlış da anlaşılıyorsam da kusura bakmasınlar.

TUNÇER ÖZDOĞAN24.18 Türkçeyi az bilen eksik bilen (24.19-24.29 anlaşılmadı) felsefeyi daha sonra tartışsak (24.31-24.36 anlaşılmadı) bu anlamda sizin sorduğunuz soru doğru haklı sorular farklı bakış açıları içinden ele alınır.

Y14 BAYAN ŞAHIS: (24.46-25.03) anlaşılmadı

X48 ERKEK ŞAHIS:25.03Farklı bişi söylemedim o yüzden ben diyorum Türkçem biraz sıkıntılı o yüzden hep yanlış anlaşılıyorum.

TUNÇER ÖZDOĞAN:25.12Ama söylerken biz olası işte karşı düşüncelerin tahammülü olmak zorundayız.

X48 ERKEK ŞAHIS:25.20Yo şimdi yanlış anlaşılmayalım farklı bişey varsa saygım sonsuzdur.

(NOT: 25.23 dakikadan 25.46 kadar herkes konuşmak istediğinden konuşma anlaşılmadı)

X51 ERKEK ŞAHIS:25.45 Hocam sayın öcalan üniversiteden okurken eline geçen sosyalizmin …(25.55 anlaşılmadı) kitabi okuyor. Bundan etkilenerek (25.58 anlaşılmadı) yani siyasal görüşü değişti. Aradan 30-35 yıl geçiyor. Şimdi yeni bir manifesto güne yeniden aslında (26.10 anlaşılmadı) şimdi bunların peşi sıra ders sıralamasını alırken düşünürken o bunları bu çalışmaya ortaya çıkarmış olduğu çalışmanın açığa çıkması için 2000 kitap okudu bunu söylüyor. Ama şimdi arkadaşlar şeye takılmışlar. Tanrı insan ilişkisi tanrı bizim neresindeyiz şimdi o kitabı okurken şöyle bir …(26.42 anlaşılmadı) diyorki falan kez kaybetti bilen kez kazandı değilmi yani şimdi onu insanların (26.50 anlaşılmadı) olduğu için söylemeyelim. İnançlı olan insanlara olan saygımızdan kaynaklı. Ama öyle bir teori değil diyor. Öyle bir felsefeye bilim teknik teknoloji katıyor. Bütün bu çalışmalarına burda dini bütün inançlı ibadetli arkadaşlarımız onun karşısına çıkarmış olduğu tanrı insan ilişkisi ihanet güç ilişkisi bildikleri halde rahatsızlık duymuyorlar. Ama biz yani …(27.24 anlaşılmadı) kardeş dedi diye söylüyorum biz (27.27- 27.29) felsefi tartışacaksak bunun hiç kimseye faydası yok sizinde zaman kaybına neden olur. Bizimde zamanınızın kaybına neden olur. O yüzden mümkün mertebe daha derli toparlayacı bu çalışahmuhtevatında yani eğitim sistemi muhteviyatına uygun inişler ve çıkışlar yaparsak hepimiz kazanırız diye düşünüyorum. Arkadaş diyorki işte erkeği öldürmeyi yüzde seksen algılayamadı. Erkeği öldürmenini muhteva ana temasını tek kelime ile nedir diye söylesem heralde söyleyemeyecektir arkadaş. Şimdi diyorki içinizdeki erkeği öldürün. Bu kadın içinde geçerli erkek içinde geçerli. Ama arkadaş habirediyorki ben benben. İçindeki beni öldürmediyse nasıl iddia edebilirki yüzde sekseni bu kitabı algılayamadı.

TUNÇER ÖZDOĞAN;28.33Bu tartışmayı ayrı bir zaman diliminde yapsak daha doğru olur diye düşünüyorum. Siz heralde bunun dışında bişey söyleyeceksiniz.

X52 ERKEK ŞAHIS:28.43 Bencede yani bu tartışmayı yapmaya gerek yok diye giriş yapayım. Bunlara gerek yok. Felsefeden bahsediyoruz. Üçgeni metreyi kiloyu tarif ettiniz. Bence bu gidişaat güzel onla neyi çağrıştırıyor. Bizim bir yönteme ihtiyacamız vardır. Yöntemimizde de felsefe olmak zorunda biz felsefeyi burada dinleyip tartışmak zorundayız. Felesfe de böyle bişey. Bu şekilde gidicek bunu başka yerlere çekerek olur yani bazen ideolojimizi de katarak gideceğiz ama felsefik felsefe gibi gitsek böyle iyiyiz yani. Şu anda yapılan yöntemi doğru buluyorum. Benim yeni öğrendiğim şeyler oldu bu gün. O metre kilo orda neyi çıkardık biz. Marksizim eleştirilebiliyor. Değil mi önü açık. Buda onun gibi bişey. Buda eleştirilebiliyor. Filozof eleştirebiliyor. Filozofunda hataları oluyor. Marksizimeleştiriliyo. Bunlar bizim bir yöntemi bir gerekçe olan dersleri kürdistan tarihini göreceğiz. Onların bir hazırlık seviyesi. Ona göre ben kürtsel dersini şu felsefeye göre öğrenecem. Benim için iyi. Ben beğeniyorum bu yöntemi.

TUNÇER ÖZDOĞAN:29.43Şimdi biraz önce bu parti tarihini ..(29.45 anlaşılmadı) o açılmış olan kadın sorunu veya erkek sorununuda ayrı bir başlık halinde ayrı bir derste konuşulacak.

X48 ERKEK ŞAHIS:29.52Ben onu şimdi tartışarak şimdi bak onu örnek olarak verdim. Bence burada bazı arkadaşlar yani birbirimizie böyle sanki böyle kinci bakacağımız yerde birbirimizi anlamaya çalışırsak daha sağlıklı bir sonuç elde edebiliriz. Ben onu örnek olarak verdim dedimkişunuda söylüyorum bir çok arkadaşımız bizde bu çalışmanın içerisindeyiz 2005 den beri. Hala kendimizi demokratik konfedarilizm ne demek bilmiyoruz. Kendimiz başta burada bişey anlatırken yani ben çok iyi biliyorum. Biz bu şu konuyu tartışarak değil somut bir örnek vererek gitmeye çalıştım. Yani şunu ben çok iyi biliyorum şunu böyle yapalım demedim. Ben bu konuda bu çalışmanın bir öncüsü olarak burda ve bir çalışanı olarak en azından benim ne kadar katkım olabilir bu konuda sizin bilginiz varsa bu konuda sizin de bizimle paylaşmanızı istedik. Ha birileri kalkıpta bunu farklı buluyorsa o onun anlayış tarzıdır ben ona bişey diyemem.

TUNÇER ÖZDOĞAN:30.54Evet son yarim saatte felesefe üzerine geriye dönük bir şey yoğunlaşma bu konuda başka farklı bir öneri yoksa. Çünkü gerek kadın erkek sorunu gereksede bu farklı tarihinde biraz da biraz önce tartışma (31.10-31.13 anlaşılmadı) evet bu felsefe konusunda felsefenini ne olduğunu konusunda konuşabiliriz. Soru üretebiliriz. Soru ürettiğimiz iyi olurda. İki günlük hatırlayalım bu konuda aklımıza takılanları. (31.39-32.35 anlaşılmadı) biz ne kadar bir bilim insanı olsak dahi bir şekilde çeşitli nedenlendenbelkidepiskolojik nedenlerden dolayı zihinsel veya bünyeye dahil bir takım eksikliklerimiz olabilir.

(32.52-3320 anlaşılmadı)

X53 ERKEK ŞAHIS:33.22Farklı bir şeye değinmek istiyorum. Orada yazıyor ya. İnsanın böyle bir bilgiye rast geldim ama ne kadar doğru onu .elkiburda açalım. Bir insan anne karnında dokuz ay on gün ne kadarki zaman diliminde evrenin oluşumundan bu güne gleen evreni dokuz ay on günde anne karnında tamamlamaktadır. Bu özelliği bir insanın özelliği evrenle bir bütündür. Orda da zaten orda da söylüyor felsefeyi insan ve evren içeriği içerisinde bilgi arayışı içine girmeliyiz. Bu böyle doğrumudur hocam.

TUNÇER ÖZDOĞAN;34.31Biraz karışık oldu. Sizi anladım. Yani önderliğin kitaplarından etkilenmişsiniz. Orda eş zamanlı bir kavramlar geçer. Bu kavramlar değilse bile öcalanınkitaplarıda eş zamanlı ve hak zamanlı kavramlara denk bazı kavramlar gelişti. Genellikle tarih yorumu çizgisel bir tarih yorumu esas alınır. Yani ..(anlaşılmadı) zamanlı bir ..(anlaşılmadı) yani milattan önce bilmem ne seneden 2011 yılında doğdu. Yane…(anlaşılmadı) zamanlı bir bakıştan bahsedilir. Yani sırasına kronolojik bir sıraya bağlı olarak bir tarih yorumundan bahsedilir. O sizin bahsettiğiniz o dokuz ay on günlük süre içerisinde 5000 yada 10000 sene önce ilk insanın evrimini o dokuz ay on günlük süre içerisinde şekillenmiştir gibi bir evrim geçirmiştir. Az zamanlı bir şey yani burada kronolojik bir yorumdan öte o şeyin kişiliğindebebeğin kişiliğinde oluşumunda şey bütün tarihi olduğundan bahsedilir. Bu az zamanlı eş zamanlı duruma tabi tutulan bir anlayış. Tabi sen soruyu sorarken ne kadar zorlandıysan ben de anlatmak konusunda çok zorlanıyorum. Bu şeyle ilgili (36.20 anlaşılmadı) arka planınızda olduğu bir çok şeyin birikime sahip olmanız gerekir. Ben şey dedim (36.20…anlaşılmadı) işte marksizmileninizmi slogan haline getirdiğini ve bunu ezberlediğini ve bunun çok ciddi bir eksiklik olduğundan çokta tehlikeli olduğundan bahsetti. Böyle yapmamak gerekir dedi. Bu anlamda soru sorarken sen nasıl sıkıntı çekiyorsan, bende cevap verirken sıkıntı çekmemin nedeni bu. Önderliği kitapları az önce dedin ya yüzlerce binlerce kitap incelendikten araştırıldıktan sonra bir kitap oluştu. O kitabı anlar hale gelebilmek için en azından o kitabı yazarken okunan kitapları bir kısmını okumak gerekir. Ancak okuduğumuz oranda ordaki önermeleri üzerinde bir takım sorular ve cevaplar üretebiliriz ve bu anlamda soruları iyi sorarız. Cevapları verirkende iyi cevap veririz. Yani bir şeyi bir eseri slogan olmaktan çıkartmak gerekir. Çakırttığımız oranda o eseri yazan insana haksızlık yapmamış oluruz. Ben önderliğin eserlerini böyle okuyorum. Ezberlememek gerektiğini düşünüyorum. Yani okuyalım ama ezberlemeyelim. O kitabı onun yazmasına neden olan kitaplar üzerinde çalışmak gerekir. Ancak bir şekilde soruyu sorarken rahat oluruz ancak bu şekilde cevabı dinlerken veya bir soruya cevap verirken kolaylık çekeriz. Bende burada anlatmak zorluk çekmemim nedeni bu. Şimdi o senin sorduğun soruyu az zamanlı ve eş zamanlı kavramları üzerinden değerlendirmek gerekir. Ama eş zamanlı ve az zamanlı ayrıca aktarmak gerekir. Bu bir tarih yorumudur. Eş zaman az zaman. Şimdi tarihe ve tarihin farklı yorumlarına girerken bu soruya cevap veririz ama bu bizim zaatlerimizi hatta günlerimizi alır. Başka bir arkadaş el kaldırdı.

HİKMET DUMAN;38.23Yani ben şu andaki şeyi anlayamıyorum.

TUNÇER ÖZDOĞAN;38.29Yani anlayamamak bizim eksikliğimiz bizim bir şeyimiz değil. Özlemimizle ilgili bişey. Kitapları alıp okuyup ezberlemeye kalkarsak olmaz. Okuyalım buna karşı değilim. Okuyalım ama o kitabı yapılandıran binlerce kitap var. En azından o kitabı yapılandıran on tane kitabı okursak ordaki kavramları kavramlara yüklenen anlamları önermeleri ezbere anlarız. Başka türlü çok ciddi bir takım sıkıntılar yaratır. Yani hele hele bir konuda yönetici isek ezberlenmiş bilgiler ile yöneticilik yapıyorsak ve bu çok ciddi bir şekilde bir konum içerisinde var olan insanların hayatı ile oynamaktır. Çünkü ezberlenmiş bilgi ile yöneticilik yapılmaz yapmamak gerekir. Yani şeyin (…anlaşılmadı) sorununun içerisine düşdüğü durum buydu. 77-80 arasında özellikle seksen sonrasında muhtemelen bu günkü duruma düşmesinin nedeni de bu yani o durum …(anlaşılmadı) incelemesi gerekiyordu. …(39.26 anlaşılmadı) bir şekilde aynı …(39.26 anlaşılmadı) bulunan yüzlerce filozofu işte bilim insanı bilimsel teoriyi incelemiş üzerinde çalışmıştır. Marks. Yoksa Marksın eserlerini slogan düzeyine indirmek ona yapılan bir haksızlık ama diğer yandan hele hele o marksiz bir sorumluluk alıyorsa teşkilatta o sığ bilgileri ile o teşkilatta önderlik yapmaya kalkıyorsa çok ciddi insanının hayatı ile oynamaktır.

X54 ŞAHIS;40.00 Şey değil de felsefenin yararları var orda hani bazen baştan söylenmesi gerekiyorken bazen sondan söyleniyor. Söylenecekse sonrada söyleniyor ondan tekrar okuyabiliriz. Bir daha okumakta yarar var bunu diyorum bu bir. Beraber örnek felsefe (40.18 anlaşılmadı) daha iyidir. Pencere varıdr alüminyum tencerede yemek yapmak sonrada o kişi onun üzerine yoğunlaştıkça zararlıymış. O yüzden felsefe yapıp şey yapıp önü açıksa eğer insanların bu derste de olabilir herhangi bir insan da olabilir. Yapmamak lazım daha sağlıklısı bulunuyor. Bunun önü açık olursa tabi. Mesela kapitalizm gün geliyor tartışılmaz ….(40.45 anlaşılmadı) çünkü o rahatını sürdürebilmesi için orda rezervi vardır. İyidir der sana bütün şeyleride…..(40.54 anlaşılmadı) mahkum eder. …(40.57-41.00 anlaşımadı) sen beş yıl boyunca para ve rant elde etmesi yüzünden o zararları şeye mahkum olabiliyorsunuz. Felsefeyi yapmadığın içinde bunun felsefik görüşünü şey yapmadığın için od tuzuğa düşüyorsun o yüzden felsefe gerekli ve yararlarını bir daha okusak.

TUNÇER ÖZDOĞAN;41.18



Yani araştırmaya ve incelemeye zorlar diyorsunuz. Kullandığnız materyallerin üzerinde düşünmeyi en azından insan kuşku duymayı şüphe duymayı öğrenir. Kuşku duymak yani etmekle günlük ilişkilerimizde siyasi faaliyetlerimizde özellikle kendimizi ilişkilerimizi sürekli gözden geçirmeye etkisi olabilecek. Yoksa biz kendimizi tanımsallaştırırsak yani ERDOĞANLAŞTIRIRSAK, KILIÇDAROĞULLULAŞTIRIRSAK herhalde bu konuda çok çevremizdeki insanlara. Sorumluluğunu aldığımız insanlara ve yapmaya kalktığımız şey ciddi zararları ondan sonra kendimizi bu şekilde tanımsallaştırmamamız gerekiyor. Kendi kendimizden şüphe duymayı kuşku duymayı öğretir felsefe. Kuşku duyduğumuz zamanda kendi bilgimizi arttıracaz yoksa kuşku veya şüphe duymuyorsak bilgimizden o bilgilerimizde sığ kalacaktır. (42.16 anlaşılmadı) oysa sürekli siyasi yaşam kendimizi sürekli farklı şeylere (42.23 anlaşılmadı) göndermektir. Sürekli değişen bir şey vardır siyasi yaşamda. Bu gün yarın. Sürekli bizim dışımızda olaylar ve ilişkiler oluşur. Bu olaylar ve ilişkileri sürekli biz çözümlemek zorundayız. Onuda çözümleyebilmek için bilgilerimizden kuşku etmemiz lazım. Normalde felsefenin ilk en başındaki şeyi kuşku duymak, kuşku etmektir. Yani bir papaz bilgilerinden kuşku duymaz. Neden kuşku duymaz. Çünkü o bilgiler tanrısaldır. Ama aydınlanmanın insanıda bilgilerinden kuşku duşmaz. Kılıçdaroğlu bilgilerinden şüphe duymuyor. Veya CHP ve AKP o kadroları ve bu ülkedeki coğrafyadaki farklı halkların yaşantılarından özlemlerini istemlerini yönelik düşüncelerinden kuşku duymuyor. Şüphe duymuyor. O onun felsefesi ile ilgili bir şey. O felsefeniin merkezine kendisini koymuştur ve tanımsallaştırmıştır. Kuşku ve şüpyeyi dışarda bırakmıştır. (43.20 anlaşılmadı) kendi bilgisinden şüphe duymuyor. (43.23 anlaşılmadı) marksizim (43.25-43.28 anlaşılmadı) kuşkulanmıyor hiç şüphe duymuyor. Yani acaba bu ülkedeki bu aydınlanma bir ulus devleti teorisimidir şeklinde soruyu sormuyor kendisine. Kuşkuculuğu ve şüpheyi taşımıyor kendisini tanrısallaştırmıştır. Düşüncenin merkezine koymuş. Bu anlamda (43.48 anlaşılmadı) yapılandıran başındaki o kişiliklerden (43.53 anlaşılmadı) biz demekki kuşku duyduğumuz yaptığımız işten girdiğimiz ilişkilerden kuşku duyduğumuz şüpheden ama (44.01-44.45 anlaşılmadı) araştırmayı ve incelemeyi istiyor. Bununla birlikte son derece tahammüllü olmamız gerekiyor kendi bilgilerinden veya karşımızdaki (44.16 anlaşılmadı) bilgilerden şüphelenen ve kuşkulanan insanlardan insanlara karşı tahammüllü de olmamız gerekiyor. Kuşku duyalım ama tahammüllü olalım. Farklılıklara karşı hat safhada olalım. Farkımızı dikkate alalım. Yoksa şey (44.34 anlaşımadı) beni şekillendirmiş olduğu (44.37 anlaşılmadı). Şimdi iki tane kavram kuşku ve şüphe kavramından hareketle saatlerce veya günlerce konuşabiliriz, yüzlerce makale yazabiliriz veya (44.47 anlaşılmadı) başka şüphe duyduğumuz ne olabilir. (45.03 anlaşılmadı) çok daha fazla kuşku duymak gerekiyor. Yani siyasi bilgimizden felsefemizden çok daha fazla kuşku duymak gerekiyor çünkü şeyde metropollerde ulus devleti etkisi çok daha fazladır. Kırsalda ulus devleti etkisi işin siyasi yönü itibari ile yani fiziki yönünden öte ideolojik (45.31 anlaşılmadı) yönü itibari ile daha fazla olduğu için metropollerde sürekli bir şey düşman le karşı karşıyayızdır. Televizyon seyrederken radyo dinlerken sokakta yürürken yani bir otobüs şoförü ile konuşurken alış veriş yaparken en şakın ilişkilerimiz içerisinde sürekli bir şey kendi içimizdeki o kontrol mekanizmalarını canlı tutmak durumundayız. Ondan sonra şeyin ilkokul orta okul lise ve üniversitelerdeki bilgininin üretim mekanizmaları üzerinden ulus devlet bireyleri tek tek kontrol eder, özneler yaratır. Kendisini yapılandırcak düzeyde uygun kafalar yaratır. Bu anlamda (46.16 anlaşılmadı) şu soruyu her zaman hergün veya ne kadar (46.20 46.25 anlaşılmadı) o yüzden metropoldeki burada kontrol etmek insanları çok daha kolay yani tankla topla tüfekle kontrol ediliyor olmasından daha kolay. İstanbul’da kürt insanın kontrolü. O yüzden (46.41 anlaşımadı) köyde kontrol etmek çok daha zor tank top tüfek kontrol etmek konusunda bir kolaylık sağlıyormuş gibi ama bunun tam tersi. Topla tüfek bu yüz yılda kontrol etmek ve denetlemek konusunda iyi (46.59-47.02 anlaşılmadı) (47.03 anlaşılmadı) ve Tunus’ta ortaya çıkartamıyor. Sanki halkın yanındaymış onunla birlikteymiş gibi hareket ediyor. Yani halk polis ile karşı karşıya polis büyük oranda karakollara çekilmiş durumda polisin direniş halk karşısında kesilmiş durumda orduda burada sanki şey duyuyor sanki şey Tunus’da da Mısır’da da bir halk ordusuna (47.27 anlaşılmadı) sonraki şeydeki yapılandıran onu (47.31 anlaşılmadı) bu gün (47.31 anlaşılmadı) olduğu gibi önemli kurumlarından bir tanesi ama ordu şey kalıyor orda sessiz kalıyor. Anında damarlılık oluyor. İhlal edilecek zamanı kuruyor. Veya halkın direnişi gelişmesse giderek durursa örgütlenemesse halk (47.50- 47.55 anlaşılmadı) polis merkezlerini ele geçiremesse merkezi yerleri ele geçiremesse halkın bu anlamda direnişi (48.04 anlaşılmadı) şeklide şey ordu müdahele edecek. Hani bu anlamda metropollerdeki devletin şeyi kontrol mekanizmaları çok daha şey belirleyicidir.

X55 ERKEK:(48.20-48.23 anlaşılmadı) asker felan vurulunca burda hemen halka bakıyorsun şey oluyor. Bayrak asıyor. Her tarafta asılıyor (48.32-48.40 anlaşılmadı ) yani kendiside o kuşkuda kalıyor karşıdaki kuşku ile ona bakıyor (48.46-48.50 anlaşılmadı) evet metropoldeki çok farklı. Bence o bölgedeki çok daha rahat hareket ediyor. (48.58-49.00 anlaşılamadı) ve metropoldeki ekonomi yararlarını da belki biraz iyi anlamda diğer anlamıylada beni gördü görecek …(49.08-49.16 anlaşılmadı)


TUNÇER ÖZDOĞAN;49.16Niye şeye kürdistanın her tarafına okul açtılar. Okul ve ilkokul aracılığı ile kürt insanını kontrol edebilmek ve denetleyebilmek için. Yani beynini kontrol edebiliyor. Doğal olarak beyinler aracılığı ile beyinleri kontrol edebildiği zaman hareketlerinidedavranışlarınıda kontrol etmiş oluyor. Bu mekanizmalar en iyi metropollerde var.

X56 ERKEK ŞAHIS:49.43Yani aslında kürdistanda (49.44 anlaşılmadı) dış politikasında daha çok özel bir eğitim vererek ana dilinden soğutarak Türkleştirerek kontrol altına almaya (49.53-49.57 anlaşılkadı) o dili ortadan kaldırmış olacaktır. O yüzden geneliklekürdistan da kürt çocuklarına yönelik daha çok kampanya vardır. Örneğin …(50.08 anlaşılmadı) örneğini vermiş olduğu sesini çıkarmadığını (50.13 anlaşılmadı) 1980 öncesi aklıma geldi. 1980 önceside Türkiye’deki devrimci hareketten işte ordu asidir anlayışlı hareket ettikleri için hep polis ile çatışıyorlardı. Ama ne yazıkki darbeyi ordu yaptı. Yani öncü kadrolarında hatrına devletin ordunun kendisi ki hale öyledir Türkiye’deki devrimci hareketin halada askeriyeye karşı sanki bir (50.38 anlaşılmadı) var gibi hala polise karşı bir tepki vardır. Ve sistemin direkmen toplum değimini farklılaştırarak o ordu sistemi koruduğu için toplumuda kendine bağımlı bir hale getirmiş. Hale Türkiye’de en çok güvenilir belki halada ordudur. Yani Ak partinin (50.59 anlaşılmadı) kullandırarak (51.00 anlaşılmadı) karşıtı gibi görünse dahi arka cephede AK parti ile(51.06 anlaşılmadı) ortak harekt ettiği ortadadır. Sadece işte devrimcilere karşı milliyetçiler kürtlere karşı (51.14 anlaşılmadı) hareketleri odu yine bu (51.18 anlaşılmadı)

TUNÇER ÖZDOĞAN;51.19Yani kürdistanda MHP üye getirecek olan insanlar MHP liler dahi ordunun tavrını açık seçik farklıdır. Ama şehre geldiğinde nerdeyse devrimci demokratik insanlar bile ordunun ciddiliğe karşı kuşkuya düşüp hani ordu sanki halkçıymış gibi (51.41-51.45) ordu yok çünkü onun için polis var ortada asker geriye çekilmiş durumda. Normalde metropollerde ulus devletinin kontrolü ve denetimi daha kolay diyoruz ama denetimi kırmakta şeyden geçer bilgiden geçer eğitimden geçer. O yüzden halkı (52.03-52.06 anlaşılmadı) metropollere yönelik. (52.09-52.11 anlaşılmadı) tarihini değiştirir. Kendisini o dört metre karedeki varlığı dışarıya yönelik o ne kadar önemli ise aktardığı bilgiler üzerinde veya o gezen kişiliği üzerinde metropollerdeki iki kişininde bu anlamda önemine değinmiştik. (52.32-52.38 anlaşılmadı) kendisini yaratırda. O birkaç kişiyi metropollerde veya her ilçede o kadroyu yaratmak gerekir o kadronunu eğitimi de buradan geçer. (52.50-52.57) bir takım akademik atolyeçalışmalarıda yapmamız gerekir. Yani bu sadece 8-10 kişilik akademik kurul ile olacak iş değil

X 56 ŞAHIS;53.11Hocam ben şahsen kendimi bu konuda sorumlu hissediyorum ve kitap arayışı içinde olacam. Buraya kitap getirmeye çalışacam.

TUNÇER ÖZDOĞAN: 53.22Kitap ile birlikte sende gel ama.

X56ŞAHIS:53.24 Efendim

TUNÇER ÖZDOĞAN;53.25Kitapla beraber sende gel buraya zamanında gir.

X57 ERKEK ŞAHIS;53.28Hocam onlada şey yaparsanız (53.29-53.30 anlaşılmadı )

TUNÇER ÖZDOĞAN;53.31Ya onu ilçe verir zaten. İlçe yönetimleri üzerinden yani ayrıca bunun dışında getirme imkanı olan arkadaşlardan

Y 15 BAYAN ŞAHIS:53.37 konuşur ama anlaşılmaz

TUNÇER ÖZDOĞAN;53.39Tabi tabi yani nasılsa burda daha bi 3 hafta daha buradayız. (53.41-53 54 anlaşılmadı)

X58 ERKEK ŞAHIS;53.54Bu kürtçe kitaplar olurmu hocam. Kürtçe kitaplar bende var. (54.00-54.08 anlaşılmadı)



TUNÇER ÖZDOĞAN;54.08Onlar bilmiyor olmalarına rağmen hani (54.10-54.14 anlaşımadı) gibi yapılanmış rüyasını kürtçe gören ama onu hatırlasadahatırlamasada bir insan bir şekilde kürtçeyi bilmiyor olsa da kürtçeyi çok kısa sürede öğreniyor. (54.26-54.51 anlaşılmadı) yapılması gerekiyor. (54.52-55.07 anlaşılmadı) yani Türkçeye zorlanan yabancı dile zorlanan kürt çocuğunun içine düşdüğü o tramvatik duygunun (55.13-55.26 anlaşılmadı) benimyabancı dil öğrenemememin nedeni de bu. Okuldayken …(anlaşılmadı) kürtçe öğrenemedim ama okulu zaten ilkokuldan itibaren sevmemiştim. Kürt dili öğretmek konusunda da (55.39 anlaşılmadı) halkın denetiminde. Şimdi de bazı kürt arkadaşlar bana kürtçe öğretmek için zorlama yapıyorlar. O yüzden (55.46 anlaşılmadı) kürtçeyiöğrenmessem o zaman(…..anlaşımadı) Ben İstanbul doğumluyum annem babam ve dedemde İstanbul doğumlu (56.03-56.05 anlaşımadı) ben aslında ne olduğumuda bilmiyorum açıkcası. Ben marksiz kökenli olduğum için nasılsa bizim halkla ortak bir dil ortak bir kültür (56.16 anlaşılmadı) kültür içerisinde ve bütün sınıfsal farklılığı ortadan kaldırcak şekilde (56.22 anlaşılmadı) bu yüzden bu söylediğimde şey ama bir süreden beri özellikle 84 den sonra takılıyorum. (56.32 anlaşımadı) yani Türk dili üzerine çalışmak gerekiyor bu insanı topluma (56.37- 56.46 anlaşılmadı) ama ders dışında tabi ama felsefe (56.50-57.20 anlaşılmamıştır.)” şeklinde olduğu,
Terör örgütü lideri Abdullah ÖCALAN'ın felsefi düşüncelerine ve bu düşünceden hareketle oluşturulduğu iddia edilen PKK ideolojisinden ve konfederal yapıdan bahsedildiği, etnisite kavramı üzerinde durulduğu, sarı, kırmızı ve yeşil renklerin PKK'nın bayrağı olduğu, terör örgütünün dağ kadrosundaki militanlarının özgürlük savaşçısı olduklarının savunulduğu,




Dostları ilə paylaş:
1   ...   182   183   184   185   186   187   188   189   ...   278


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə