T. C. İStanbul cumhuriyet başsavciliğI (cmk'nın 250. Maddesi İle Yetkili)



Yüklə 14.1 Mb.
səhifə69/278
tarix14.09.2018
ölçüsü14.1 Mb.
1   ...   65   66   67   68   69   70   71   72   ...   278

ÖZGÜR KÜRDİSTAN

Özerk ya ad Özgür Kürdistan, ancak devlet olursa, Kürtlerin yaşadığı olan Kürdistan etrafında çitler kurulursa gerçekleşir yaklaşımı yanlış ve yanılgılıdır.



DEMOKRATİK ÖZERK KÜRDİSTAN

Demokratik özerklik yaşandığı taktirde Türkiye, demokratikleşmenin gereği Kürdistan ismini reddetmeden bu coğrafyanın siyasi ve sosyal konumunu, Demokratik Özerk Kürdistan olarak kabul etmelidir.

Demokratik Özerklik çerçevesinde özgürleşen Kürt Halk gerçeği, özgürleşen ve demokratik yaşama kavuşan Kürt Halk gerçeği olacaktır.

Halk özgürleştiğinde ve demokratik bir yaşam içine girdiğinde, yaşadığı topraklar da özgür ve özerk olacaktır. Kürt Halkının farklılığının demokratik özerkliği, vatanının farklılığının demokratik özerkliği biçiminde somutlaşacaktır.

DEMOKRATİK KONFEDERALİZM VE DEMOKRATİK ÖZERKLİK

Demokratik Konfederalizm toplumun kendi öz örgütlenmesini ifade ederken, Demokratik Özerklik ise bu topluluğun devletle veya herhangi bir sistemle demokratik ilişki hukukunu ifade eder. Demokratik Özerklik eşittir Demokratik Konfederalizm değildir.


DEMOKRATİK KONFEDERALİZM

Demokratik Konfederalizm bir toplumun tabandan başlayarak kendini en geniş biçimde demokratik olarak örgütlemesidir. Tabandan başlayarak oluşturulan demokratik kurumlaşmaya dayalı bir sistemdir.



Mahalle ve köy komünlerinden mahalle meclislerine ve il meclislerine kadar örgütlenmelerini her alanda geliştirmek ve bunların genel iradesini temsil eden bir halk kongresini kurumlaştırmak Demokratik Konfederalizmi oluşturur.” Şeklinde yazı ve teröristbaşı Abdullah ÖCALAN’ın fotoğrafının olduğu,
KCK/TM Yapılanması Üzerinden Demokratik Özerklik Stratejisi
Terör örgütü 31 Mayıs 2010 tarihinden itibaren Dördüncü Dönem olarak adlandırdığı, Topyekûn Savunma adını verdiği ve dayanak noktasını ise Demokratik Özerkliğin teşkil ettiği bir strateji izlemektedir. Öcalan tarafından Demokratik Özerklik “yerel birimlerin daha güçlü hale getirilmesini, idari yapıda özerk yönetim birimleri olarak yapılandırılacak bölgesel meclislerin kurulmasını, tüm yerel birimlerde, meclis sistemini esas alan bir modelin geliştirilmesini, bölgede emniyet ve adalet hizmetlerinin ortak yürütülmesini” içeren bir politik-idari yapılanma modeli olarak ifade edilmektedir. Hâlbuki bahse konu modelin ilk anda özerk, uzun vadede de birleşik bağimsiz kürdistan hedefinin alt yapısı olduğu,
31 Mayıs 2010 tarihinden itibaren örgüt yanlısı basın yayın organlarında örgütün üst düzey kadrolarına dayanarak “yakın bir zamanda demokratik özerkliğin ilan edileceği haberlerine yer verildiği ve bu yönde şiddet ve kitlesel eylemlerin tırmandırılmasının amaçlandığı ve Demokratik Toplum Kongresi tarafından 07-08 Ağustos 2010 tarihinde Diyarbakır’da gerçekleştirilen Kongrede Demokratik Özerkliğin ilan edildiğine dair ifadelere yer verildiği,
PKK, KCK/TM, yandaş oluşumlar ve BDP’nin, demokratik özerklik ilan edilmesi çerçevesinde yürüttüğü faaliyetler ele alındığında, öncelikli olarak özerklik talebine zihni bir hazırlık oluşturulmaya çalışıldığı, bu kapsamda yapılacak eğitim faaliyetleri ve akademik çalışmalarla, “Demokratik Özerkliğin son derece makul, Türkiye’nin sosyal, siyasal ve ekonomik yapısına uygun, diğer toplumlarca da kabul gören bir talep” gibi lanse edildiği ve başta yandaş kitle olmak üzere, bölge halkına benimsetilmeye çalışıldığı,
Demokratik Özerklik stratejisinin hayata geçirilmesinde KCK/TM, BDP, DTK, DYG-M ve DÖKH’ün aktif faaliyet yürüttüğü, örneğin, Demokratik Özerkliğin BDP’nin resmi internet sitesinde, “Demokratik Çözüm İçin Demokratik Özerklik Projesi” adı altında sunulan raporla “Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununda çözüme dair siyasi tutum belgesi” olarak nitelendirildiği ve “Türkiye’nin siyasi-idari yapısında reform ve Kürt sorununda çözüm modeli taslağı” olarak kamuoyuyla paylaşıldığı, raporda Demokratik Özerkliğin “demokratik öz yönetim anlamına geldiği ve Demokratik Cumhuriyet’in özüne uygun niteliklerin pekiştirilmesi” olduğunun ifade edildiği,
Demokratik Özerklik çalışmaları kapsamında, 07-08 Ağustos 2010 tarihlerinde Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi’nin 4.Konferansının aralarında BDP’li Milletvekilleri, İl ve İlçe Yöneticileri, Belediye Başkanları ile kapatılan DTP eski milletvekilleri Ahmet TÜRK ve Aysel TUĞLUK’un da bulunduğu 600 kişinin katılımıyla gerçekleştirildiği,
Bu suretle Demokratik Özerkliğin terör örgütünün Birleşik Bağımsız Kürdistan kurma hedefine yönelik stratejisinin günümüze yansıması olduğu, “Yerel birimlerin güçlendirilmesi ve idari yapıda özerk yönetimlerin tesisi, bölgede emniyet ve adalet hizmetlerinin ortak olarak yürütülmesi vb.” taleplerin arka planında önce özerk daha sonra Birleşik Bağımsız Kürdistan’ın kurulması hedefi bulunduğu,
Terör örgütünün uluslararası konjonktürdeki gelişmelere paralel olarak pragmatist bir yaklaşım sergilediği ve özerklik talebi ile ilgili elde edeceği her kazanımın nihai hedefine ulaşmada çok önemli bir yer teşkil edeceğinin farkında olduğu, zira son yirmi yıllık süreçte, Birleşmiş Milletler ve NATO gibi uluslararası organizasyonların da desteğiyle özerk kazanımlar elde eden tüm toplumların (Afrika’da, Balkanlarda vb.) bir süre sonra bağımsızlıklarını ilan ettikleri, Öcalan tarafından Kosova modeli vb. ifadelerin sıklıkla dile getirilmesinin altında bu düşüncenin yattığı,
18 Ağustos 2010 tarihinde, örgüte müzahir Fırat Haber Ajansı’nın İnternet Sitesinde Öcalan’ın avukatlarıyla görüşme notu yayınlandığı Öcalan’ın son değerlendirmesinde; “Demokratik Özerkliğin Kürtlerin çözüm projesi olduğu; siyasi, hukuki, ekonomik, kültürel, öz savunma ve diplomasi boyutu bulunduğu; Demokratik Özerklik için topyekun bir seferberlik başlatılması gerektiği; Demokratik çalışmaların DTK’nın alanı olduğu ve bu nedenle de DTK’nın seçimlere kadar bu konuda somutlaştırıcı adımlar atması gerektiği; Demokratik Özerkliğin ekmek su kadar lazım olduğu bu nedenle ibadet eder gibi gece gündüz çalışmaların yürütülmesi gerektiği” gibi hususlarını dile getirdiği,
“KCK’NIN TÜM ORGAN, BİLEŞEN, ÖRGÜT, KURUM VE KADROLARINA” ibareleriyle başlayan belgenin alt kısmında “Yaşasın halkımızın demokratik özgür adaleti! Yaşasın Kürt Halk Önderliğinin eşsiz direnişi! KCK YÜKSEK ADALET DİVANI 22.10.2010” ibaresinin geçtiği sözde adalet ve hukuk alanında çözüm yolları ortaya koydukları belge ve “TOPLUMSAL ADALET TOPLANTISINDA ALINAN KARARLAR” ibareleriyle başlayan Sözde KCK Yüksek Adalet Divanı tarafından alınan kararların word formatında yer aldığı,
Word belgesinin yapılan incelemesi neticesinde;
17-20 ekim tarihleri arasında KCK’nın organ ve birleşenlerinin katılımıyla demokratik özerklikte adalet ve hukuk, adalet sorunlarımız ve çözüm yolları, toplusal adalet modelimizin pratikleştirilmesi ve bu alanda tüm örgütlü yapılarımızın koordineli çalışması gündemleri ile KCK Adalet Divanı tarafından bir toplantı düzenlendiği, toplantıda, Kürdistan Halkı, Özgür Ve Demokratik Toplumsal Adaletini Kuracak, Sömürgeci Yargı ve hukuktan Hesap Soracaktır” şiarıyla demokratik özerklikte toplumsal adalet ve hukukun ele alındığı teorik bir tartışma yürütüldüğü, adalet sorunlarının tartışıldığı, önemli kararlar alındığı,
“KCK’NİN TÜM ORGAN, BİLEŞEN, ÖRGÜT, KURUM VE KADROLARINA
Toplantımız, adaletsizliğin temel çıkış kaynağı olarak tahakküm, devlet ve iktidara karşı adaletin temel kaynağının toplum olduğu tespitine dayanarak; toplumun adalet işlerinin devlet yargısına ve bürokrasiye bırakmanın, toplumun ahlaki temelde politika yaparak, kendi sorunlarını çözme iradesinin elinden aldığı tespitinde bulunarak; adaletsizliğin esas kaynağı olan devletin yargısının adil olamayacağını belirlemiştir. Devlet ve iktidarın kendini toplumsal gözeneklere yaymasından kaynaklı toplumda yaşanan adalet sorunları ile Bizzat devletin, iktidarın ve hegemon güçlerinin topluma saldırması, toplumu sömürgeleştirmesi sonucu oluşan adaletsizliklere karşı, adaletin temel güvencesinin toplum olacağı; bunun da toplumun aydınlanmış bir zihniyetle örgütlü ve tüm yaratıcılığıyla eylemli duruşuyla mümkün olacağı vurgulanmıştır.

Sömürgeci egemen güçlerin Kürtlere yönelik uyguladığı asimilasyon, katliam, işkence ve toplum kırım politikaları sonucu, toplumumuzun yoğun olarak adaletsizliklere maruz kalması ve sömürge politikalarının etkisiyle toplumsal ahlakın bozulması sonucu kendi içinde de yoğun olarak adalet sorunlarıyla karşı karşıya kalmasına rağmen; adalet sistemimizin şimdiye kadar bir toplumsal örgütlülüğe kavuşturulmamasını büyük bir gecikme olarak değerlendiren toplantımız; Toplumsal Adalet modelimizin hızla örgütlendirilmesini dönemin temel bir görevi olarak belirlemiştir. Toplumsal Adalet modelimizin şimdiye kadar toplumsal bir örgütlülüğe kavuşturulmamasına yönelik eleştiri ve öz eleştiri geliştiren toplantımız, tüm toplumsal ve örgütlü yapılarımızın iç adalet sorunlarını çözmeye yönelik yaygın olarak çözüm birimlerini örgütleyerek, diyalogla, özgürlük ahlakını esas alarak, ahlaki-politik yaklaşım temelinde toplumsal adaletimizi sağlamanın, toplumsal kuruluşumuz bakımından, hayati önem arz ettiği tespit edilmiştir. Toplantımız, sömürgeci sistem ve işbirlikçilerinin toplumumuza karşı uyguladığı hukuksuzluk ve adaletsizliklere karşı ise hukuksal haklarımız savunmadan, protesto eylemlerine; boykottan, sivil itaatsizlik eylemlerine; direnişten, öz savunma ve meşru savunmaya kadar geniş ve yaygın bir eylem perspektifiyle mücadele ederek haklarımızı almayı temel bir özgür yurttaşlık görevi olarak belirlemiştir. Bu görevin daha güçlü bir şekilde yerine getirilebilmesi için, başta öncü kadro olmak üzere KCK’nin tüm örgüt, kurum, bileşen ve yapılarının rollerini oynamalarına yönelik çağrıda bulunulmuştur.

Öncelikle inkârcı-sömürgeci hukuk ve yargı sisteminin halkımız üzerindeki tahribatlarını değerlendiren toplantımız, yakın dönemde KCK operasyonları adı altında halkımıza dayatılan sömürgeci hukuksuzluğun yol açtığı tahribatları ve alınması gereken acil önlemleri bir kez daha gözden geçirme gereğini duymuştur. Önderliğimize, halkımıza ve hareketimize karşı yürütülen bu adaletsizliğe ve hak tanımazlığa karşı asla sessiz kalınamayacağı, halkımızın da kendi toplumsal yargısını geliştirerek, hesap sormanın elzem ve tarihi bir görev olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu amaçla toplantımız, başta hareketimize karşı AKP’nin imha ve tasfiye amaçlı plan ve uygulamalarına katılan, kan, şiddet ve gözyaşı üzerinde rant sağlayarak, soykırım ve asimilasyon politikasında aktif ve bilinçli rol oynayan, halkımızın değerlerini peşkeş çekerek üslendikleri bu uğursuz rolleriyle de barışın ve demokratik çözümün önünde engel oluşturan işbirlikçi hain unsur ve kesimlere karşı inceleme başlatarak soruşturma yürütmenin kararına varmıştır. Halkımızın şikâyet ve başvurularını inceleme kararını alan toplantımız, suçluları açığa çıkarıp yargılamanın ertelenemez acil bir görev olduğunun tespitsine varmış, bu temelde kapsamlı bir çalışma başlatmıştır.

Toplantımız, Önderliğimize ve mücadelemize karşı yürütülen uluslararası hukuksuzluğa karşı etkili mücadele yürütmeyi, komplo hukukunu teşhir ve deşifre etmeyi temel ve önemli bir görev olarak önüne koymuştur. Kürt halkına ve Önderliğine karşı içte ve dışta yürütülen inkârcı ve sömürgeci hukukun yaratmış olduğu toplumsal haksızlıkların, travmaların, soykırımların ve kültürel asimilasyonun uluslar arası hukuk kuruluşlarına taşınarak mahkûm edilmelerinin sağlanması hedeflenmiştir.

Toplantımız, tarih boyunca T.C. sömürgeci ve inkârcı hukuk sisteminin gereği olarak yapılan takriri sükûn kanunu, istiklal mahkemeleri, anadil yasaklanması; Dersim, Genç-Palu, Ağrı gibi alanlarda yürütmüş olduğu operasyonlar da yapılan soykırımlar ve halkımıza karşı işlenen siyasi, sosyal, ekonomik, ekolojik kültürel, savaş gibi tüm toplumsal suçları belgeleyerek, argümanlarını tarihsel verilerle kanıtlama temelinde dosyaların hazırlanarak uluslararası hukuka taşımanın kararına varmıştır.

Yine otuz yıllık savaş boyunca, bugün devletin resmi politikası olarak işlendiği açığa çıkmış bulunan, Ergenekon ve JİTEM tarafından işlenen failli meçhul cinayetler, köylerin boşaltılması, Kürdistan coğrafyasını ve ekolojik sistemini tahrip eden, gerillaya ve halkımıza karşı işlenen savaş suçlarını açığa çıkararak uluslararası alanda mahkum etmeyi temel görev olarak belirlemiştir.

Ayrıca Toplantımız, halkımızın toplumsal adalet sistemini demokratik özerkliğin hukuk anlayışı temelinde geliştirip kurumlaştırmanın ciddi tartışmalarını yürüterek önemli kararlar almış bulunmaktadır. Başta kuzey Kürdistan olmak üzere, Kürdistan’ın tüm parçalarında halkımız, sömürgeci ve inkarcı yargı kurumları ve mahkemeler yerine, kendi demokratik ve ahlaki adalet kurumlarını oluşturarak, sorunlarını kendi toplumsal sisteminin demokratik kurumlarında çözmenin kararına varmıştır.

Sömürgeci hukuk ve yargı sistemi halkımızın sorunlarını çözmek bir yana, var olan sorunları ve toplumsal çelişkileri daha da derinleştirmekte, bilerek içinden çıkılamaz hale getirdiği yeterince açığa çıkmış bulunmaktadır. Artık halkımız sömürgeci devletlerin mahkemelerine başvurmamalı, sorunlarını buraya taşırmamalıdır. Halkımızın gelenekleri içinde sorunların çözüm yöntemleri bilinmektedir. Halk meclisleri, adalet divanları, komisyonlar, köy cemaatleri, toplumun ileri gelenleri, gibi toplumsal örgütlülükler bu sorunların çözümünde etkili ve temel rol oynamalı, devletin yargı ve mahkeme kurumları yerine bu kurumlarda toplumsal sorunların çözümü esas alınmalıdır.

Bu nedenle toplantımız, halkımızın iç barışını gerçekleştirmek, hukuksal sorunlarını çözmek ve toplumsal adaletini gerçekleştirmek için her alanda adalet divanlarını ve komisyonlarını kurup geliştirmeyi karar altına almıştır.

İçinden geçtiğimiz dönem açısından Yüksek Adalet Divanın tarihi rolü ve önemi üzerinde yeniden duran ve değerlendirmelerde bulunan toplantımız, halkımızın adalet sistemini her alanda kurup geliştirmek için yaptığı planlamalarla önüne somut hedefler koymuş, bunları başarmak için büyük bir kararlılık ve uygulama isteğiyle toplantısını başarıyla tamamlamıştır. Toplantının ortaya çıkardığı perspektif ve aldığı kararlar doğrultusunda KCK’nin tüm organ, bileşen, örgüt, kurum ve kadroların sorumluluklarını yerine getirerek; tüm alanlarda toplumsal adalet modelimizi yaşamsallaştıracaklarına inanıyoruz.

Herkes şunu iyi bilmelidir ki, her alanda olduğu gibi toplumsal adaletin gerçekleşmesi ve tarihi haksızlıkların hesabının sorulması için halkımız kendi Demokratik ve Özgür adalet sistemine sahip çıkacak, örgütleyecek ve sömürgeci inkârcı mahkemeleri işlevsiz kılarak kazanacaktır.



Yaşasın halkımızın demokratik özgür adaleti!

Yaşasın Kürt Halk Önderliğinin eşsiz direnişi!
KCK YÜKSEK ADALET DİVANI
22.10.2010
Şeklinde KCK yapılanması aracılığıyla eylem kararları alınan bir toplantının dağıtılmış metin belgesi olduğu, şüphelinin örgütsel eylem kararlarının alındığı bu toplantıya katıldığı,
Yine elde olunan flash bellekte “GENİŞLETİLMİŞ ADALET TOPLANTISI PLATFORMU” başlığı altında sözde KCK Yüksek Adalet Divanın adalet ve hukuk alanında çözüm yolları ortaya koydukları, “Kürdistan halk önderliği PKK üzerinde değerlendirmeler yaparken, “PKK’lıleşmenin çağdaş bir Kürt miladı-doğuşu-olduğundan kuşku duymadım.” Demektedir” şeklinde ibarelerin geçtiği, söz konusu belgenin;
“GENİŞLETİLMİŞ ADALET TOPLANTISI PLATFORMUNA

Yargılama ve adaleti sağlama, toplumun kendini organize etmesinin bir mekanizması olarak devlet dışındaki toplumda hep var olmuştur. Bu anlamda, yargılama toplumun doğal olarak kendini düzenleme, koruma ve geliştirme refleksi olarak hep rolünü oynamıştır. Ancak gelişen egemenlik sistemi toplumun her alanında yaptığı gibi adalet alanında da tahakkümünü kurmuştur.



Egemenlikli devlet sistemi toplumun her alanında tahakkümünü kurarken öncelikle toplumun hakikatini çarpıtan; egemenliği, devleti, tahakkümü, iktidarı meşrulaştıran hakikatler inşa etmiştir. İnşa edilen hakikat rejimleriyle, devlet, toplumun bir doğal kurumlaşması ve toplumsal gelişmenin zorunlu bir koşuluymuş gibi zihniyetlere işlenerek meşrulaştırılmıştır. Bu şekilde kendini meşrulaştıran egemenlik sistemi, kendini iktidar, devlet, bürokrasi temelinde örgütleyerek toplumun politik işlerinin önemli oranda kendinde topladığı gibi yargı işlerini de kendinde merkezileştirmiştir. Toplumun sürekli kendi içinde ahlak, vicdan temelinde toplulukların karar aldığı bir adalet mekanizması hep var olmakla birlikte; devlet yargısı da toplumsal alanda geniş olarak uygulanmıştır. Devlet yargısında öncelikle suç anlayışı toplumun savunulması esasına göre değil, egemenliğin korunması ve geliştirilmesi anlayışına göre düzenlenmiştir. Oysa toplumsal yargıda yargılama konusu toplumsallaşmaya zarar veren olaylardır. Devlet yargısında yargılamayı profesyonel bürokratlar yapar; toplumsal yargıda topluluklar veya toplumsal birimlerin kendileri yaparlar. Yargılama işinin devlet bürokratlarına bırakılması toplumun en temel bir işinin ve iradesinin devlete teslim edilmesidir. Çünkü toplumun kendi sorunlarını çözme iradesi elinden alınıyor. Toplum sorunlarının sebepleri ve çözüm yolları üzerinde yoğunlaşırken bir öz düşünüm gerçekleştirir; bu da öz bilinci geliştirir, ahlaki ölçüleri geliştirir; yargılamanın toplumun elinden alınması toplumsal bilincin büyük bir kısmının dondurulması anlamına gelir. Devlet yargısında sorun çözme tarzı yazılı hukuka dayalı cezalandırmadır; toplumsal yargıda ahlaka dayalı çözümler üretilir. Zaten toplum gibi kompleks bir varlığın işleyişinin tümden yazılı kurallara bağlanması kendi başına büyük bir sorundur. Bu kadar zengin yapıdaki bir oluşumun işleyişi ancak bir algı zenginliği temelinde ele alınırsa toplumun özgürlüğe doğru olan potansiyeli gerçekleşmiş olur. Bu da ancak toplumun çoklu yapısının kendini organize etme sürecine katılmasıyla gerçekleşir. Devlet her gün yaptığı yargılamalar ve cezalandırmalarla toplum üzerinde tahakkümünü pekiştirir; toplum potansiyel suçludur ve hep denetim altında tutulmayı gerektirir. Halklar hep yargılamalık konumdalar; bir de hayati konularda kendi kaderlerini kendileri belirlemeye kalktılar mı kendilerini en gaddar yaptırımlarla karşı karşıya bulurlar. Birey toplumdan, suç zaman ve mekandan ayrılarak ele alındığı için yargılama konusu üzerinde her türlü spekülasyon yapılabilmektedir. Böyle bir yargı egemenlik sisteminin ihtiyaçlarına göre çalışıyor, suç ceza ölçüleri egemenlerin ihtiyacına göredir ve egemenliğin kendini sürdürmenin bir aracıdır. Buna karşı halklar cephesinden de sürekli bir karşı yargılama ve bu sisteme karşı bir direniş olmuştur.
Kürdistan halk önderliği PKK üzerinde değerlendirmeler yaparken, “PKK’lıleşmenin çağdaş bir Kürt miladı-doğuşu-olduğundan kuşku duymadım.” demektedir. Dolayısıyla PKK’nın ideolojik, sosyal, siyasal, kültürel ve her açıdan Kürt miladını temsil ettiğini, onun oluşturanı ve öncüsü olduğu bilinmekte ve değerlendirilmektedir. Bu konularda hareketimiz tarafından çokça değerlendirmeler yapılmıştır. Amacımız bunları tekrarlamak olmadığından, PKK’nın yeni bir toplum yaratma gerçeği kadar, konumuz açısından önemli olan ve bugün gündemde tartışılan nasıl bir hukuksal düzeni geliştirerek hâkim kılacağı ve topluma mal edeceği sorusuna yanıt aramaktır. Çünkü bugün PKK’ye düşen temel görev, kendi çizgi ahlakını ve hukukunu bilinçli savunmak ve doğru uygulamaktır.

Öncelikle PKK’nın kendi içinde nasıl bir hukuksal evrim geçirdiğini ve demokratik toplumsal sistem için ne tür bir hukuksal düzenlemeyi öngören sonuçlar çıkardığını kısaca özetlemek, günümüze ışık tutması açısından yararlı olur.

PKK’nin mücadele tarihi hukuksal değil; ideolojik, siyasi ve askeri yönü ağır basan mücadeledir. Çünkü siyasi ve askeri güç ortaya konulmadan, hukuk düzeni ve kuralları belirlenemez. Hukukun kurallarını ve sınırlarını belirleyen siyasi ve askeri güçtür. İnkârcı ve sömürgeci sistemlerde hukukun temel kaynağı hakkaniyet değil, zorbalıktır. Dolayısıyla verilen mücadele tarzını belirleyen temel neden ve yöntem bu güç ilişkileri tarafından belirlenmektedir. Hukuk, devletçi ve sömürgeci sistemi uzun vadeli ve kalıcı kılarak yaşanması gereken zorunlu kurallar sistemi haline getirir. Dolayısıyla mücadelenin devrim dönemlerinde hukuksal yön tali plana düşer ve görünmez olur. Hukuk, siyasi ve askeri gücün gölgesinde kalır. Devrimci hareket, siyasi ve askeri mücadelede belli bir toplumsal düzey sağlayarak güç ve örgütlülük kazanınca, gerek öngördüğü toplum için gerekse savaştığı tarafla ilişkilerini yeniden kalıcı ve meşru bir sisteme bağlamak için hukuksal düzenleme geliştirir. Hukuksal sistem yeniden ön plana çıkmaya başlar ve önem kazanır. Bu açıdan PKK’nin mücadele tarihini hukuk ve yargının gelişimi açısından değerlendirirken bu yönünü dikkate alarak koşulları içinde değerlendirmek önem taşımaktadır.

Geçmişte PKK çok belirgin ve sistematik ceza, hukuk örgütlenmesine ve yargı kurumlaşmasına ulaşmamış olmakla birlikte gerek kendi içinde gerekse de kendi dışında yargılamayı geliştirmiştir. Kendi içinde yargılamayı çizgi hukukuna göre yaparken, kendi dışındaki yargılamaları amaç ve programının öngördüğü savaş hukukuna göre yapmaya çalışmıştır. İhanet ve bilinçli sızmalar dışında, kendi içinde yaptığı yargılamaları genellikle çizgiye karşı oluşan suçlara karşı yapmıştır. Bu yargılamalarda kadroların çizgi karşısındaki başarı ve başarısızlık düzeyleri adalet terazisinin esas ölçüsü haline gelmiştir.

PKK, ilk oluşum döneminde eşitlik ve özgürlük amacıyla yola çıkan birçok özgürlük hareketi gibi çağın mücadele tarzı olarak bilinen bilimsel sosyalizmle yola çıkmıştır. Sosyalizm ütopyası PKK için de çekim merkezi haline gelmiştir. Ulusal kurtuluşçu devrimciler ve sosyalist bir topluluk olarak kendi içinde oluşturduğu ilk ilişkiler bu idealler gözetilerek şekillendirilmiştir. Sosyalist komünal bilinç ve ahlakın yarattığı mücadele inancına dayanan, gönüllülüğü esas alan, toplumsal amaçlar için mücadele etmeyi ve fedakârlıkta bulunmayı bir erdem sayan, tahakküm ve sömürüyü lanetleyerek, kendi içinde dürüstçe arkadaşlık ve yoldaşlık eşitliğine dayanan bir ilişkiler bütünlüğü ve düzeni gelişmeye başlamıştır. Henüz emir ve talimat düzenin gelişmediği, alt-üst ilişkilerinin belirmediği bir dönem söz konusudur. Topluluğun çalışma ve iş bölümü düzenini belirleyen, sorumlulukları tayin eden kurallar, inanç, yetenek, birikim ve gönüllülüktür. Grup üyeleri hiyerarşik yetkilerin tayin ettiği kurallardan ziyade birikim ve yeteneklerine dayanarak öne geçmekte, etkinlik ve saygınlıklarını belirleyen bu ahlaki özelikler olmaktadır. Cesaret, fedakârlık, kolektivizm, dürüstlük, inisiyatif ve yaratıcılık gibi değer ifade eden temel erdemler ve olgular, ahlaki olarak bağlayıcı ilkeler haline gelmektedir. Bu dönem grup içinde gelişen bu tür ilişkilere hukuk demek gerçekçi değildir. Bunlar hukuktan ziyade gelişen ve belirginlik kazanan komünal değerler ve ahlaki prensiplerdir. Sosyalist bilinç ve ahlak kadroların şahsında toplumun komünal değerleriyle birleşmekte ve yeni biçimler yansıtmaktadır. Henüz ortada birikmiş olanaklardan bahsedilemez. Burada esas imkân ve eldeki güç biriken olanak ve hazır değerler değil, bireylerin sahip oldukları irade ve yetenekleridir.

Hareket PKK adını alarak resmi bir parti haline gelip siyasi programını oluştururken iç işleyiş düzenini belirleyen hukukunu tüzük olarak geliştirmiştir. Ancak resmi tüzüğünün yanı sıra, oluşan ahlaki özelliklerin pratik işleyişine damgasını vuran esas kurallar haline geldiklerini söylemek mümkündür. Partileşme ve onun tüzüğü ile gönüllülükten zorunluluğa geçişin ilk resmi adımını atmıştır. Bu her şeyin zora dayanılarak yaptırılacağı anlamında anlaşılmamalıdır. Gönüllülük yine esas ve ağırlıktadır ancak tüm işleri gönüllülük ve amatör ilişkilerle yürütmenin mümkün olmadığının farkına varılmakta, gönüllülüğün yetmediği ve boşluk bıraktığı yerde zorunluluk devreye girmektedir. Bireysel tercih ve istekler geri plana itilmekte, örgütün ve mücadelenin ihtiyaçları ön plana geçmektedir. Hareket gelişip kitleselleştikçe merkeziyetçiliğe dayanan disiplin ve kontrol o derece önem kazanmakta ve kendini dayatan bir ihtiyaç olarak görülmektedir.

PKK’de Hukuk ve yargının nispeten gelişmeye ve kurumlaşamaya çalıştığı dönem, 15 Ağustos atılımı sonrası dönemdir. Gerillanın askeri güç olarak yükseldiği ve güç kazandığı dönem hukuk ve yargı sorunlarının da boy verdiği ve kendini hissettirdiği dönem oluyor. İnkârcı ve sömürgeci ordu gücüne karşı amansız bir silahlı mücadele yürütülürken, yanı sıra, mücadelenin amaçlarına ters düşen, karşı durup engel oluşturan hain işbirlikçi yapıya karşı yargılama ve cezalandırma süreci başlamıştır. Türk ulus devletin hukuksal yapısına göre işlev gören tüm kurumsal sistemler hiçe sayılarak işlevsiz kılınmaya çalışılırken, Kürdistan’da yaşayan halk ve topluluklar için devrimin olağanüstü hukuku adım adım yerleşmeye başlamıştır. Zor, her toplumsal aktiviteyi belirler duruma gelmiş, var olmanın temel kaynağına dönüşmüştür. Zaman zaman çeşitli adlarla gündeme gelen ve kurumlaştırılmaya çalışılan devrimci halk mahkemeleri ve yargı kurumları örgütlenme imkânını bulamamışlardır. Bu savaş ve şiddet ortamında sağlıklı ve demokratik bir hukuksal yapılanma gelişip kurumsallaşmamıştır. Mücadelemize karşı yürütülen kirli özel savaş koşuları, çeteci eğilim ve pratikler PKK’nin adalet ve komünal erdemlerine dayanan hukuk ve ahlaki amaçlarına zarar vermiş, tahribatlar yaratmıştır. Özelikle de Üçüncü Kongre sonrası ortaya çıkan ve neredeyse tüm ülkeye yayılan çeteci eğilim, savaş ve meşru savunma hukukunu çiğneyerek sivillere yönelmiştir. Kadın ve çocuklar da dâhil olmak üzere vurulmaması gereken sivil silahsız insanlar vurulmuştur. Pek çok insan devlet ajanı gerekçesiyle haksız yere cezalandırılmıştır. Bu eylemler halk saflarında bulunan insanlara karşı yapıldığı gibi gerilla saflarında bulunan savaşçılara karşıda yapılmıştır. Daha sonra bu eylem ve uygulamalar, PKK tarafından eleştiri konusu yapılmış cezalandırmayı hak etmeyenlerin onurları iade edilmiştir. Bu manevi ve etik açıdan kısmen teselli sayılabilir ancak burada evrensel savaş ve insan hakları hukukunun çiğnendiği açıktır.

PKK’nin mücadele tarihine baktığımızda hukuk ve yargı anlayışında özel ve sürekli kurumlaşan bir mahkeme sistemi söz konusu değildir. Mahkeme ve yargı kurumu bizzat PKK camiasının kendisidir. Hangi ortam ve koşullarda yargılama gelişiyorsa oranın topluluğu ve yapısı esas yargılayan mahkeme ve söz sahibi olan kurum olmaktadır. Kongre, konferans, eyalet-bölge toplantıları, eğitim sahaları bu yargılamaların temel mekânları olmuşlardır. Yine daha alt düzeyde birlik ve birimlerde benzer yargı uygulamaları gelişmiştir. Demokratik karar ve katılım bakımından bu sahip çıkılması gereken çok olumlu bir miras ve gelenektir. Burada bir topluluğun üyesi, tüm topluluğun ortak kararıyla yargılanmakta ve karara gidilmektedir. Mademki bir topluluğun üyesi olarak suç işlenmişse, o halde tüm topluluğun yaşamını ve kaderini ilgilendirmekte, hepsine söz, katılma ve karar hakkını getirmektedir. PKK’nin en demokratik ve komünal özelliklerinden birinin bu olduğunu belirtmeliyiz.

Bu komünal hukuk ve yargı düzenidir. Özünde bu hukuk da değildir. Politik ve ahlaki yaklaşımdır. Gerek örgüt, gerekse kitle saflarında gelecekte yargı kurumlaşması için örnek alınması gereken temel prensip ve sistem olmalıdır. Bu sistemin en olumlu özelliği bugün Kürdistan Halk Önderliğinin ifade etmeye çalıştığı komünal demokrasiye göre işlev görmesidir. İkinci olumlu özelliği, burada kişiyi cezalandırmaktan ziyade ikna etmeyi ve yeniden kazanmayı esas almaktadır. Tüm topluluk bundan kendisini sorumlu görmekte ve katılım göstermektedir. Devletçi yapılarda olduğu gibi salt kuru bir suç ceza mantığıyla yaklaşılmamaktadır. Topluluk olarak kendi üyesine karşı önce görevler ve sorumluklar yerine getirilmekte, ceza kaçınılmaz hale gelince en son çare olarak düşünülmektedir. Üçüncü olumlu özellik ise bu yargılanmaların bütün topluluk için eğitim ve bilinç kaynağına dönüşmesidir. Çünkü bilinç, sadece kitapların sayfalarından öğrenilemez. Hayatın kendisi bir eğitim ve bilinç kaynağıdır. Hele, hele bilinç ve kültürel düzeyi dar ve mücadeleye kalkışmış bir toplumun en ideal eğitim kaynaklarından biri, yaptıklarından ve yaşadıklarından dersler çıkararak kendisini tanıma ve anlama iradesidir. Bunun yeni toplumsal yapılanma ve demokratik kuruluş bakımından muazzam öğretici değeri vardır. Bu yargılamaların birde bu açıdan değerini bilmek ve hakkını teslim etmek gerekir.

Bugün hukuk ve yargı anlayışını ve sistemini oluştururken, PKK’nın yargılama mirasına dayanan bu demokratik komünal özünü korumak ve geliştirmek durumundayız. PKK olarak biz bunu sadece kendimizle sınırlı bırakamayız; tüm topluma yayarak temel anlayış ve uygulama haline getirmeliyiz. Her topluluk ve sosyal kesim, kendi üyelerinin hem yargılayanı hem af edeni olmalıdır. PKK ve KCK sistemi içerisinde de bu temel bir prensip olarak benimsenip uygulanmalıdır.

Bunlar belirtilirken, PKK’nın yargılama usul ve yöntemlerinin yetersiz kalan yanlarını gidermek, biçim ve içerik olarak daha demokratik ve yöntemli kılmak, içini demokratik ahlak ve hukuk bilinci ile doldurmak ve usul hatalarını gidererek her somut duruma göre yaratıcı uygulamak önem arz etmektedir. Bu açıdan özü yeniden güncelleştirmeli, ancak biçim ve yöntemleri konusunda daha işlevsel ve demokratik kılınmalıdır. Ne devlet usulü mahkeme ve hapishaneler, nede sorumsuzluk ve kaos PKK’nin kurmak istediği toplumsal sistemin hukuk ve yargı anlayışı olabilir. Halkın ve toplulukların doğrudan yargı ve denetim gücüne dayanan demokratik yargı otoritesi gelişmeli ve esas alınmalıdır.

PKK, kuruluş amacında belirttiği gibi, güç ve hukuktan çok ideoloji ve ahlakı ön plana almak durumundadır. Özünde PKK, güç ve hukukla değil, bilinç ve ahlakla çalışmaktadır. Hukuk, sonuçta siyasetin toplumsal düzeydeki yönetim ve işleyiş esaslarıdır. Bunlar bir dönem için geçerli olup hak ve adaleti temsil etme durumları görecelidir. Kendi içinde hukuksal mücadele ve adil doğruluk kadar, haksızlıkları ve yetersizlikleri de barındırabilen reel durum ve gerçeklerdir. Bugün hukuk ve hak gibi görünen pek çok ölçünün gelecekte ve özünde ciddi bir hak ihlali olduğu tespitine varılabilir. Özünde ise hak diye bir olgu yoktur. Hak yerine toplumun demokratik doğal yaşam ilişkileri vardır. Hak kavramı yanıltıcı bir kavramdır. Eşitsizliğe ve karşılıklı al ver ilişkisine vurgu yapmaktadır. Hakkın olduğu yerde haksızlıkta var demektir. Her kavram kendi zıddıyla bir arada var olduğuna göre diyalektik olarak ta bu sonuca varmak mümkündür. Mademki benimse neden başkası tarafında bana verilsin ve hak olsun mantığı ile düşünmek gerekir. İnsana ve topluma ait olan bir doğal olgunun lütuf sayılarak hak biçiminde iade edilmesi onun gasp edildiğini kanıtlar. Bu gasp ve zorbalık kültürü ortadan kalkıp herkes için özgür ve eşit yaşam doğal hale gelince hak kavramı anlamını yitirir. Onun için PKK ideolojik ve ahlaki bir yapılanma olduğundan dönemsel reel hukuku kendi yaşam anlayışının esasları ve ilkeleri haline getiremez. Bunu bir gerçeklik olarak dikkate alır. Ancak bunlarla toplumsal adaletin ve özgürlüğün sağlanamayacağını bilir. PKK, demokratik toplumsal bilince dayanan ahlak gücünü ortaya çıkardığında ve onu topluma mal ettiğinde kendi hukuksal sistemini kurmayı başarmış demektir. Bu yaklaşım PKK için her zaman temel bir ilke olmak zorundadır.

Dolayısıyla günlük hukuk ölçülerini ve ilişki düzeylerini fazla esas almak ne PKK’nin işi nede amacıdır. Onun için önemli olan paradigmasına dayanan ahlaki politik çizgi hukukunun uygulanıp uygulanmadığını denetlemek ve yönlendirmektir. PKK misyonunu bu temelde belirlemiştir. Bu faaliyetler yerine getirilirken bunu hukukun kuru ve ruhsuz maddi yaptırım gücünden ziyade ahlak ve bilincin manevi atmosferiyle başarmayı, toplumu ve örgütü bununla sürüklemeyi esas alarak hedeflemek zorundayız.

Son olarak şunu da vurgulamalıyız ki, parti hukuku ile toplum hukukunu karıştırmamak büyük önem taşır. Partiler özel ve özgün örgütlenmelerdir. Homojen örgütsel yapılardır. Aynı ahlaki özelikler gösteren ve ideolojik amaçları paylaşan insanların bir araya gelerek oluşturdukları örgütsel birliktir. Partilerin hukuk sistemlerini tüzükleri belirler. Üyeleri kendi iç tüzük hukuklarıyla hareket ederler. Toplumun sınırlı bir militan kesimini oluştururlar. Partiler, ideolojik, siyasi, ahlaki bakımlardan topluma hizmet ettikleri müddetçe varlıkları gerekli ve değerlidir. Ancak kendilerini toplum yerine koyamazlar. Bir parti kendi iç hukukunu tüm toplumun hukuku haline getiremeye kalkıştığında demokrasi ve özgürlükleri boğar. Reel sosyalist parti modeli ortaya çıkar ve bu da eşittir totaliter devlet hukukuna götürür. Zaten klasik komünist ve sosyalist partilerin en büyük hataları, parti hukukunu devletin hukuk sistemi haline getirerek deli gömleği gibi topluma giydirmeleri olmuştur.

Toplum hukuku farklı bir olgudur. Toplum homojen bir yapı değildir. Cins, sınıf, milliyet, inanç gibi sosyal kategorilerden oluşur. İdeolojik ve ahlaki özelikleri farklı olan kesimlerden meydana gelir. Bu kesimlerin hukuksal sistemleri de farklıdır. Tüm bu kesimleri aynı bir partinin hukuk sistemi içinde yaşamaya zorlamak totaliter bir hukuk düzenine götürür. Dolayısıyla kongre sistemi ve konfederal yapılanma bu farklılıkların zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkar. Aynı ideolojik, kültürel ve ahlaki prensipleri paylaşanlar konfederal yapılanma içine giremezler. Konfederal yapılanmanın amacı: demokratik amaçlarda birlik, ideolojik ve kültürel farklılıklarda özgürlüktür. KCK hukuku ve yargı sistemi bu amaç ve ihtiyaçların sonucu olarak gündeme girmekte ve yapılanması için arayışlar sürmektedir. Dolayısıyla parti tüzüğüne göre değil, Önderliğin Demokratik Ekolojik ve Cinsiyet Özgürlükçü paradigmasına göre örgütlenmek ve kurumlaşmak durumundadır.

Çok karmaşık, kompleks bir yapıya sahip olan evren, doğa ve toplum, egemenlik sistemi tarafından çarpıtılan hakikatle daha anlaşılmaz hale getirilerek; yaşamın sonunu getiren her türlü haksızlığın, adaletsizliğin zemini açıldığına göre; yaşamı doğru anlamlandırmak ve adaletsizliklere son vermek öncelikle büyük hakikat savaşçılığını gerektirir. Adaletsizliklerin oluşturulan hakikatlerdeki zeminini çözmeden tekil olaylar yığınıyla uğraşmak bir kör dövüşünü getirir ki, bu da pek sonuç alıcı olmaz. O halde egemenlik sistemi ve zihniyetinin yarattığı sorunlar yığınını aşabilmek, erenler gibi hakikat mücadelesi vererek insanın öz bilincini açığa çıkarabilmeyi; öz bilinç ve öz oluşum temelinde insanın tüm yaratıcı potansiyeli harekete geçirerek; her türlü anlamsızlığa, adaletsizliğe ve yıkıma karşı mücadele edebilmeyi gerektirir.

Toplumun öz gerçekleşimi, ancak insanın öz bilinç, öz düşünüm ve özgürlük ahlakı temelinde iradesiyle, özgürce yaşamasıyla olabilir. Günümüz toplumunda özgürce yaşayabilmenin teminatı adalet ve adalet uğruna verilen mücadelelerdir. Adalet ise ancak toplumun iradesiyle sağlanabilir. PKK’nin felsefesi ve mücadelesi bu gerçekliği ifade ettiği gibi; KCK’nin Toplumsal Adalet modeli de bu anlayışa uygun olarak düzenlenmiştir. KCK adalet anlayış ve sistemi toplumsaldır; dolayısıyla karar alma ve uygulama kaynağı da toplumdur. O halde gerçek bir adaletin sağlanabilmesi için öncelikle toplumda adalet bilinci, adalet duygusu ve özgürlük ahlakının işlemesi gerekir. Bu da ancak adalet bilinci, adalet duygusu ve özgürlük ahlakı temelinde gelişecek özgür yurttaş kimliğiyle mümkün olacaktır.

KCK sistemi ve Demokratik Ekolojik Toplum paradigmasına göre adalet anlayış ve sistemimizin tam oturtulamamasından kaynaklı yargı alanında bazı sorunlarımız yaşanmaktadır. Yargı sistemimizin halk içindeki örgütlenmesi gelişmemiştir; bu da KCK sisteminin gelişmesinde önemli bir alanın boş kalmasına sebep olmaktadır. Hareketimizin geniş bir alanda çok sayıda örgüt, kurum ve çalışma sahasıyla faaliyet yürütmesinden kaynaklı soruşturma ve dava konusu olan toplumsal sorunlarla daha yoğun olarak muhatap olmaktadır. Yargı sistemimiz ve anlayışımız tam oturmadığından, soruşturma ve yargılamalar alan örgütlerinin, yönetimlerinin inisiyatifine kalıyor. Alandaki kadroların PKK’nin yargı geleneğine, ahlakına, adaletine duyarlılığı yüksekse daha adil bir soruşturma ve yargılanma yapılıyor; alanda ki kadrolar yeterli bir duyarlılığa sahip değillerse anlık duygularıyla hareket etme, kendine göre bireysel tarzlarla hareket etme temelinde bazı uygulamalar olabiliyor. Soruşturma komisyonunun oluşturulması, soruşturmanın yürütülmesi ve belgelendirilmesinde eksiklikler yaşanmakta; bazı uygulamalarda soruşturmadaki ya da tutuklu durumdakilerin hakları gözetilmemekte; tutuklulara kötü muamele yapılabilmektedir. Ayrıca eşit ve adil olmayan bazı kararlar alınıp uygulanabilmektedir. Bu tür yaklaşımlar adaletimize ve yargı geleneğimize zarar vermektedir.

Bu durumdan Yüksek Adalet Divanı olarak bizim sorumluluğumuz vardır. Çünkü Y. Adalet Divanın KCK sistemini yargı alanında oturtmak gibi bir görevi de vardır. Kendimizi iyi örgütlememe; işimizi tam bir düzen ve disiplin içinde takip etmemeden kaynaklı bu görevimizi yerine getiremedik

Adalet alanında demokratik özerkliği uygulamanın zemini çok güçlüdür. Toplumun kendi içinde adalet konusu olan sorunlarını tartışarak çözüm iradesini ortaya koymayı hiçbir güç engelleyemez. Bu, Kürdistan’da doğal olarak belli oranda uygulanıyor da; daha organizeli, demokratik bir işleyişle, sorunları derinlikli ele almanın zemini vardır. Böyle bir yaklaşım, toplumsal yeniden kuruluşumuza da önemli katkılar sunar. Ancak konuya gerekli önemin verilmemesinden kaynaklı, fazla bir gelişme sağlanamamaktadır. Bunda, başta kurum bileşeni olarak kendi sorumluğumuzu görüyoruz. Daha organizeli ve ısrarcı çalışsaydık, sistemi geliştirmede pratik bazı sonuçlar sağlayabilirdik. Orta da somut adımların atılmasına yönelik sonuçların olmaması tarz ve tempomuzun yetmediğini gösteriyor.

Kürdistan’da yoğun olarak adalet ve hukuk sorunları yaşanmaktadır. Sürekli sömürge hukukundan dolayı sağlıklı bir toplumsal yapı ve işleyiş oluşturulamadığından toplumumuz kendi içinde yoğun olarak sorunlar yaşamaktadır. Sorunlar sağlıklı bir diyalogla, doğru çözümlenip, toplumsal olarak çözülemediğinden daha da ağırlaşmaktadır. Toplumda birbirine karşı şiddet kullanma, kan davaları; kadına karşı şiddet ve aile içi infazlar; aile içi sürekli huzursuzluk, toplum da birbirine güvensizlik ve dedikodu kültürü toplumumuzu içten içe çürütmektedir. Bu tür sorunlar toplumumuzun birliğine zarar verdiği gibi, özgürlük mücadelesine katılımın önünde de büyük bir engel teşkil etmektedir. Toplumun böyle içten birbirine kırdırılması sömürgecilerin işine geldiği için, sömürgeciler özel savaş politikalarıyla bu durumu daha da pekiştirmektedir. Organizeli olarak Kürdistan’da fuhuş, tecavüz kültürü ve uyuşturucu kullanma kültürü yaygınlaştırılmakta; işbirlikçilik ve ajanlık geliştirilmektedir. Ayrıca özgürlük mücadelesine ve Kürt halkına karşı ihanet durumu olan bir çok kişi hiçbir yaptırıma tabi tutulmamış ya da durumu netleştirilmemiştir. Türk devleti ve Kürdistan’daki diğer egemen güçler Kürtlere karşı her türlü hukuksuzluk ve adaletsizliği yapıyorlar; ancak buna karşı adalet ve hukuk alanında yeterince mücadele ettiğimiz söylenemez. Tüm bu sorunların çözümü için KCK’nin örgütlü yapılarının adalet ve hukuk alanında da ortak bir pratik politika perspektifiyle eş güdümlü olarak çalışmaya ihtiyaç vardır.

KCK sistemi, toplumsal sorunları çözmek ve toplumu örgütlemek için kurumlar geliştirmiştir. Bu kurumların ilk temeli KONGRA-GEL 3.Kongresinde atıldı ve ilan edildi. Yasama, Yürütme, ve Yargı,güçler ayrılığına dayanan bu sistemin toplumsal kuruluş modelimize uymadığı zamanla açığa çıktı. Çünkü güçler ayrılığı prensibi liberal sistem anlayışına dayanmaktadır. Batı Avrupa liberal devlet sistemlerinin, devletin iç dengelerine dayanan mantığını ifade etmektedir. O nedenle ilan edilmesine rağmen kurumsal sistemimizle yapı uyuşmazlığına girdi. Sorunları çözmek yerine yeni sorun ve çelişkilerin kaynağı haline geldi. Yargı kurumuna gereğinden fazla rol ve ağırlık verilmesi Demokratik Komünal sistemimizle uyuşmazlık gösterdi. Çünkü KCK sistemi politik ve ahlaki prensipleri esas alan hukuka tali düzeyde rol veren bir sistemdir. Önderliğin politik ahlaki topluma ilişkin çözümleri ve hukuka yönelik değerlendirmeleri geliştikçe, hukuk ve yargı sorunlarımıza yaklaşım konusunda anlayış derinliğini sağladı. Teorik ve pratik sorunlarını daha da anlaşılır kıldı.

Kongra-Gel 7. Genel Kurulunda KCK Sözleşmesindeki ‘Adalet Bölümünün’ yeniden düzenlenmesi ve ‘KCK Toplumsal Adalet bildirgesi’ nin çıkarılmasıyla, Toplumsal Adalet sistem ve anlayışımızda Önderliğimizin ahlaki-politik toplum perspektifine uygun olarak önemli bir çerçeve oluştu. Kongreden sonra adalet sistem ve anlayışımızın pratikleşmesine yönelik tartışmalar yürütüldü. Bu tartışmalar üzerinden planlamaya gittik. Planlamamız temelde üç ayak üzerinden gelişti. Birincisi, kurum bileşeni olarak, toplumsal adalet konusunda daha derinlikli bir perspektife ulaşmak için, öncelikle kendimizi eğitmeliydik. Bu belli oranda yapıldı. İkincisi Adalet sistem ve anlayışımız resmi belgelerimizde bir çerçeve kazanmıştı. Ancak, öncü kadro ve toplumsal yapımız bundan fazla haberdar değildi. Sistemimiz, öncü kadro ve toplumsal yapımızdan oluştuğuna göre; adaletimizin organize olabilmesi için, öncelikle öncü kadro ve toplumsal yapımızın Adalet sistem, işleyiş ve anlayışımıza ilişkin, ortak bir bakış açısına sahip olmaları gerekiyordu. Öncü kadroya ilişkin tüm parça örgütleri, alanlarla görüşülerek akademi, kadro okulları ve diğer eğitim devrelerinde adalet sistem ve anlayışımız ders olarak işlendi. Bu eğitim çalışmaları ve tartışmalar adalet anlayışımız konusunda belli bir bakış açısı yarattı. Bu eğitim çalışmaları sürecinde yürütülen tartışmalarda, adalete ilişkin sorunlarımızın daha kapsamlı olduğu ve adaletimizin bir toplumsal organisazyona kavuşturmanın yoğun bir ihtiyaç olduğu, daha net bir şekilde açığa çıktı. Sistemimizin toplumsal bir modele dönüşebilmesi için öncelikle öncü kadronun bakış açısı net olması gerekirdi. Bunun için eğitim çalışmalarını yürüttük. Diğer boyutuyla toplumsal adalet modelimiz, halk zemininde pratikleşeceğine göre, halkımızın da bu sistemi tanıması gerekiyordu. Bunun için ‘Toplumsal Adalet Modelimizin’ basınımızda yoğun olarak işlenmesini planlamıştık. Bu doğrultu da basın komitesi ile de görüştük; olumlu cevap verilmesine rağmen, pratikleşme de zayıf kalındı. Üçüncüsü Adalet sistemimizin oluşturulmasına ilişkindi. Bir toplumsal sistem ve organizasyona dönüşmeden toplumsal adaletimizin sağlıklı işlemesi mümkün değildi. Bunun için parça örgütleriyle irtibata girdik. Parça örgütlerinin kendi yapısına yönelik adaleti eğitim konusu yapmada yaklaşımları olumlu olmakla beraber, şimdiye kadar toplumsal adalet modelini geliştirmeye yönelik hiçbir adım atmamışlardır. Maxmur Adalet Divanıyla ortaklaşma da belli bir düzey yakalanmıştır. Mahmur Adalet Divanındaki üyeleriyle birlikte, Maxmur’un hukuk belgeleri taslak olarak yeniden düzenlendi. Askeri Mahkemenin özgünlüğünden kaynaklı fazla bir diyalog ve ortak çalışma olmamıştır. Ancak ortaya çıkan sonuca göre, daha yakın bir diyalogla, çalışma da birbirini tamamlayacak bir ilişkilenmeye ihtiyaç vardır. KCK Adalet Divanının yakın çalışması gereken temel kurumlardan bir tanesi de Hukuk komitesidir. Hukuk komitesiyle de bazen ortak tartışma yürütülse de pratikleşen bir ilişki gelişmemiştir.

Hukuk komitesinin amacı ve görevi, KCK sözleşmesinde tanımlanmıştır. Bu görev tanımlanmasına rağmen hukuk komitesinin kendi amacına ve öngörülen hedeflerine göre verimli çalıştığı ve işlev gördüğü söylenemez. Bunun birkaç nedeni vardır. En başta gelen nedeni; KCK nin tarif ettiği toplumsal yapılanmada, hukuka nasıl bir rol biçeceği ve kurumsal işleyişe kavuşturacağı konusunda pratikte yeterince netliğin sağlanmamasıdır. İkinci nedeni, hukuk çalışmaklarının pratik sahada fazla bir ihtiyaç olarak ön plana çıkmamasıdır. Siyasi ve askeri mücadelenin yoğunluğu hukuksal çalışmaları geri plana itmekte, önemsiz kılmaktadır. Son gelişmeler bu ihtiyacın giderek gelişeceği ve bu çalışmaların önem kazanacağı göstermektedir. Ama şimdiye kadar örgütsel aktiviteler açısında fazla ciddi bir ihtiyaç olarak kendini dayatan bir sorun haline geldiği söylenemez. Üçüncü bir neden hukuksal çalışmaların zeminidir. Hukukun işlev alanı devlet ve toplum ilişkilerini kapsayan alandır. Bu zeminde demokratik hukuk çalışmaları pratik bir işlev kazanabilir. Mücadele ve kurumlaşma adımlarını sağlayabilir. Eğer çalışmalar bu zeminden kopuk ve ilişkisizlik söz konusu olursa bu çabalar ciddi bir sonuca ulaşamaz. Bu durum çalışmaları anlamsız ve verimsiz kılmaktadır. Diğer önemli nedeni de kurumda çalışan arkadaşların çalışmalara ciddi ve istekli yaklaşmamalarıdır. Şimdiye kadar çalışmaların verimsiz kalmasının önemli nedenlerini böyle sıralamak mümkündür. Önderliğin hukuk alanını altı temel çalışma sahasından birisi olarak değerlendirmesini ve Kürdistan’da yaşanan hukuksuzlukları göz önüne aldığımızda bu alanın acilen aktifleştirilmesine ihtiyaç vardır. Ayrıca Kongra-Gel 4. Ara Dönem Kurulu bu alanda pratikleşmesine ilişkin bazı kararlar almıştır. Bu kararların uygulanması da hem bir görev, hem de dönemin temel ihtiyaçlarıdır.

Bu toplantımızın, demokratik özerklikte ‘Toplumsal Adalet’in uygulanmasına ilişkin teorik bir çerçeveyle birlikte, saydığımız adalet sorunlarımızın çözümü, bu alanda kurumlarımız arasında ortak çalışma, adalet kurumlarımız ve hukuk komitesinin pratikleşmesine ilişkin güçlü bir perspektif sunacağına ve ön açıcı kararlar alacağına inanıyoruz.
Devrimci Selam ve Saygılar. 16.10.2010

KCK YÜKSEK ADALET DİVANI”


Şeklinde olduğu, belge içeriğinde birçok bölücü ve yıkıcı mesajla birlikte özellikle yaşlı, genç çocuk, kadın ayırmadan binlerce insanımızın ölümüne neden olan el kanlı örgütün adaletinden bahsedildiği, PKK’nın ve üst yapılanması olan KCK’nın kendi adalet sistemini kurması ve bu suretle adaletsizliklere son verilmesi gerektiği üzerinde durulduğu,
Yine aynı flash bellekte;
KCK SÖZLEŞMESİ ADALET BÖLÜMÜ” ibareleri ile başlayan sözde KCK Adalet Divanının üye sayılarını ve belirtir belge ve KCK sözleşmesinin 28,29,30’ uncu maddelerinin yer aldığı metin belgesi yer aldığı,
KÜRT SORUNUNDA ÇÖZÜME DOĞRU DEMOKRATİK ÖZERKLİK” ibareleriyle başlayan Seyfettin ARI tarafından kaleme alınan kitap word formatında yer aldığı,
KCK TOPLUMSAL ADALET BİLDİRGESİ” ibareleri ile başlayan sözde sözleşmeye aykırılık suçları ve toplumsal adalet ilkeleri belirleyen metin belgesi olduğu,



Dostları ilə paylaş:
1   ...   65   66   67   68   69   70   71   72   ...   278


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə