T. C. İStanbul cumhuriyet başsavciliğI (cmk'nın 250. Maddesi İle Yetkili)



Yüklə 14.1 Mb.
səhifə8/278
tarix14.09.2018
ölçüsü14.1 Mb.
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   278

KKK’dan KCK’ya Geçiş;
PKK/KCK terör örgütünün, 16-22 Mayıs 2007 tarihleri arasında (213) örgüt mensubunun katılımı ile “5. Genel Kurul Toplantısı”nı gerçekleştirmiş ve söz konusu genel kurul sonrası KKK (Kürdistan Demokratik Konfedaralizmi/Koma Komelan Kurdistan) adını KCK (KOMA CİVAKEN KURDİSTAN/KÜRDİSTAN DEMOKRATİK TOPLULUĞU) olarak değiştirmiş ve bu değişim sonrası ülke içerisindeki faaliyetlerini de KCK/TM olarak yürütülmesine karar verilmiştir. Ayrıca bahse konu toplantı sonrasında, (30) üyeden oluşan KCK Yürütme Konseyi Başkanlığına Murat KARAYILAN, KCK Başkanlığına ise Zübeyir AYDAR isimli terör örgütünün üst yönetimindeki mensupları seçilmiştir.
KCK/TM organizesinde 12-13 Ocak 2008 tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleştirilen ve örgüt yanlısı basın-yayın organlarına “Demokratik Halk Meclisi Konferansı” olarak yansıyan toplantı neticesinde, “Demokratik Toplum Sözleşmesi” adlı örgütsel bir metin onaylanmıştır.

Terör örgütünün anayasası niteliğinde olan “KCK Sözleşmesi” esas alınarak hazırlanan metinde KCK/TM yapısının “Türkiye ve Kuzey Kürdistan Demokratik Toplum Konfederalizmi” olarak adlandırıldığı gözlenmiştir.

Bahse konu metinde KCK/TM, kendisini “KCK’nın parça örgütlenmesi’ olarak tanımlar Demokratik Toplum Sözleşmesi’ndeki “gizli” ibareli 1.Bölüm’de KCK/TM’nin KCK terör örgütünün kararlarını hayata geçirmekle görevli, KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı’na karşı sorumlu olduğu, sözleşmenin değiştirilmesinin ancak terörist başı Abdullah ÖCALAN, KCK Başkanlık Divanı veya KCK Yürütme Konseyi’nin talebiyle mümkün olabileceği, gizli maddelerin hiçbir yerde yayınlanamayacağı belirtilmektedir.

Terör örgütü Irak’ın kuzeyinde bulunan kamplarında gerçekleştirdiği toplantı neticesinde, teröristbaşının sağlık durumu ile ilgili Kürdistan Demokratik Topluluğu (KCK) tarafından yayınlanan bildiri ile 30.09.2007 tarihinden itibaren “Önder Apo’yu Yaşa ve Yaşat-Edi Bese (Artık Yeter)” adı altında sözde kampanya ile müzahir kitle, kurum, kuruluş ve cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin de katılımıyla “Serhildan/Kitlesel Kalkışma” türü eylemlere başlanılmıştır.


Örgüt tarafından ülkemize “Serhildan (Kitlesel Kalkışma)” türü eylemler gerçekleştirmeleri için gönderilen şahısların yakalanmaları amacıyla Şırnak Emniyet Müdürlüğünce başlatılan çalışmalarda, 07 Ekim 2007 tarihinde (14), 08 Ekim 2007 tarihinde (6), 18 Ekim 2007 tarihinde (2), 25 Ekim 2007 tarihinde (3) şahıs olmak üzere toplam (25) şahıs Şırnak/Habur Sınır Kapısından ülkemize giriş yapmak üzereyken yakalanmışlardır.
Yakalanan örgüt mensuplarının ifade beyanlarında;
2007 yılı Ekim ayı içerisinde Irak’ın kuzeyinde örgüt kamplarında gerçekleştirilmesi planlanan “Özgür Yurttaş Konferansı” adı altında koordinasyon toplantısına hazırlık amaçlı, Irak’ın kuzeyinde Hinere Bölgesi Diana şehrinin kırsal alanında bulunan örgütün Demokratik Komünler Birliği (DKB) olarak adlandırdığı kamp alanlarında sözde Mahsun Korkmaz Parkı içerisinde bulunan Demokrasi Okulu isimli binada 25 Eylül 2007 tarihinde başladığı,
-Kürdistan Demokratik Topluluğu (KCK) Yürütme Konseyi Başkanı Murat KARAYILAN, KCK Yürütme Konseyi üyeleri Cemil BAYIK ve Mustafa KARASU’nun da toplantıya katıldıkları,

-Söz konusu konferansın (8-9) gün sürdüğü,

-Konferansa (25)’i Türkiye’den olmak üzere yaklaşık (70) kişinin katıldığı,

-Konferansa katılanlarca “terörist elbisesi” olarak bilinen elbiselerden giyildiği,

-Toplantının açılış konuşmasının Cemil BAYIK isimli örgüt mensubu tarafından yapıldığını, söz konusu konuşmada; “Toplantının ana temasının Özgür Yurttaş Hareketinin (Türkiye Meclisinin legal uzantısı olarak legal alandaki dernek faaliyeti) kendi çizgisinden çıktığını, sosyal çizgide bile kendi misyonunu oynayamadığını KCK terör örgütünün askeri ve siyasi yapılanmasının yeniden ayaklanması ve örgütlenmesi yönünde konuşmaların yapıldığını, bu toplantıda istediklerinin ÖCALAN’ın ölümle karşı karşıya kaldığını, bunun için yapılması gereken aktif savunma tarzı eylem hareketlerinin yapılmasını, askeri savunma ile kalkınmanın yetmediğini, serhildan tarzı eylemler ile bu durumun pekiştirilmesi gerektiğini, devleti en genel anlamda sadece AKP olarak yorumladıkları” şeklinde açıklamalarda bulunduğunu,

Ayrıca söz konusu toplantıda; “Önderlik perspektifi, siyasal süreç değerlendirilmesi, örgütsel durum (öncülük sorunu, eğitim, komün ve meclislerini durumu, eleştiri ve özeleştiri, ekonomi), serhildan tarzı eylemlerdeki tutumlar ve planlama” konularının yanında DTP’nin çalışmalarının yetersizliği, İl, İlçe Meclis çalışmalarının oluşturulamaması, örgütün askeri, siyasi yapılanmasının yeniden organize edilmesi ve EÖYH’nin terör örgütü çizgisinden sapmaması için alınacak tedbirler başlıkları altında görüşmelerin yapıldığı ve Murat KARAYILAN isimli örgüt mensubunun konuşmalarıyla son bulduğu” şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır.


Bu bağlamda; KCK/TM ülke genelinde faaliyetlerini aktifleştirebilmesi amacıyla oluşturmaya çalıştığı “Sosyal Alan Merkezi” tarafından ülkedeki alt oluşumlarının durumları ve yine terör örgütü tarafından başlatılan “Önder Apo’yu Yaşa ve Yaşat- Edi Bese (Artık Yeter)” kampanyası kapsamında “Serhildan/Kitlesel Kalkışma” türü eylemlerin geliştirilmesi amacıyla 2007 yılı Kasım ayında gerçekleştirdiği toplantı neticesinde;
KCK/TM organizesinde örgüt yanlısı oluşumların güvenlik kuvvetlerimizce Irak’ın kuzeyindeki örgüt kamplarına yönelik gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonu protesto etmek ve sözde ÖCALAN’ın cezaevinden serbest bırakılması amacıyla yayınladığı bildiri ile 30 Eylül 2007 tarihinden itibaren “Önder Apo’yu Yaşa ve Yaşat (Edi Bese-Artık Yeter)” adı altında sözde kampanya ile müzahir kitle, kurum, kuruluş ve cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin de katılımıyla Serhildan türü eylemlere başlanılmıştır.
Anılan kampanya kapsamında terör örgütüne müzahir kişi ve kuruluşlar organizesinde;
-30 Eylül 2007 tarihinden itibaren teröristbaşının sağlık durumu ile ilgili “Önder Apo’yu Yaşa ve Yaşat-Edi Bese (Artık Yeter)” adı altında sözde kampanyanın 1. Aşaması,

-18 Mayıs 2008 tarihinden itibaren “Önder Apo’ya Özgürlük, Kürdistan’a Demokratik Özerklik ve Ben de Sayın ÖCALAN diyorum” söylemleriyle "Önder Apo'yu Yaşa ve Yaşat-Edi Bese (Artık Yeter)" adı altında sözde kampanyanın 2. Aşaması,

-Terör örgütü organizesinde "Önder Apo'yu Yaşa ve Yaşat-Edi Bese (Artık Yeter)" isimli kampanyanın, 01 Haziran 2009 tarihinden itibaren “Özgür Önderlik, Özgür Kimlik, Demokratik Özerklik” söylemleriyle sözde 3.Aşamasına geçilmiştir.
KCK/TM’nin talimatlarına uygun hareket eden yandaş oluşumlar, Adalet Bakanlığına, Hasan Basri AYDIN isimli şahıs tarafından 06.01.2008 tarihinde gönderilen ve “BEN DE SAYIN ÖCALAN DİYORUM” (28 Ocak 2008 tarihinde Hasan Basri AYDIN isimli şahıs tarafından Adalet Bakanlığına gönderilen dilekçede “…Apo’ya sayın diyenler hakkında soruşturma açlığınıza göre benim hakkımda da dava açmanızı istiyorum. Çünkü bin kere Sayın Apo’ya da saygılar dilerim” ifadelerine yer verdiğinden şahıs hakkında dava açılmış, 27.02.2008 ve 14.05.2008’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaları neticesinde yargılama 14.08.2008’e ertelenmiş, şahıs hakkında Adalet Bakanı’na mektup yoluyla hakaretten dolayı Ankara 2 Sulh Ceza Mahkemesi’nde l 1.04.2007’de ve 28.02.2008’de yapılan duruşmalar neticesinde iki ayrı davadan (1) yıl (3) ay hapis cezası verilmiştir.) içerikli dilekçeyle kendisini ihbar etmesi eyleminden esinlenerek “Ben de Sayın ÖCALAN Diyorum” dilekçe/imza kampanyası yürütülmüştür.

“Artık Yeter” kampanyasının ilk eylemi niteliğini taşıyan “Ben de Sayın Öcalan Diyorum” dilekçe/imza kampanyası, bazı sivil toplum örgütleri ve DTP’li belediye başkanlarının katılımıyla Diyarbakır Adliyesi önünde 23.05.2008 tarihinde yaklaşık (200) kişinin katılımıyla yapılan basın açıklamasıyla başlatılmıştır.

Basın açıklamasının akabinde (320) kişinin imzalarının bulunduğu dilekçeler Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilmek istenmiştir. Ancak, Cumhuriyet Başsavcılığı dilekçelerin Nöbetçi Savcılık yerine Ağır Ceza Savcılığına verilmesini istemiş, bunun üzerine grup dilekçe vermekten vazgeçmiştir.

Bu bağlamda; 2. aşama kapsamında 09.10.2008 tarihine kadar (19) ilde, DTP ve diğer sivil toplum kuruluşları üyesi (4.727) kişi tarafından toplam (66.595) adet Cumhuriyet Savcılığına dilekçe verme eylemleri gerçekleştirilmiştir”


Genel Olarak;
Irak’ın kuzeyinde yapılması planlanan “Kürt Konferansı”nda sözde demokratik taleplerinin yerine getirilmesine zemin hazırlamak ve uluslararası kamuoyunda Kürtlerin temsilcisi gibi kendini lanse etme çabasına giren terör örgütü 13.04.2009 tarihinde “KCK’DEN 1 HAZİRAN’A KADAR ÇATIŞMASIZLIK KARARI” başlıklı ve “1 Haziran’a Kadar Çatışmasızlık Kararı” ara başlıklı açıklama yapmış, açıklamanın içeriğinde; “…Hareketimiz, 29 Mart’tan sonra halkın seçimde siyasi güçlere ve taraflara yüklediği diyalog ve demokratik çözüm politikasına fırsat vermek için bir süredir Türkiye'ye nefes aldıran bu çatışmasızlık ortamının 1 Hazirana kadar sürdürülmesi tutumunu uygun görmüştür. Bu kararı tek kişilik İmralı cezaevinde Demokratik Çözüm ve Barış için büyük bir kararlılıkla çaba gösteren Önderliğimiz de desteklemiştir. Böylece Demokratik Çözüm için Demokratik Siyasetin devreye gireceği yeni bir sürecin önü açılmış bulunmaktadır….” şeklinde olmuştur.
Gelinen süreçte, 14.04.2009 günü olarak ülke genelinde gerçekleştirilen KCK/TM operasyonu sonrasında, müzahir basın yayın aracılığı ile 15.04.2009 günü KCK tarafından; “SÜRECİ GÖZDEN GEÇİREBİLİRİZ!” şeklinde açıklamada bulunulmuştur. Açıklamanın içeriği özetle “…AKP ve Türk ordusunu bu “tehlikeli durumdan” vazgeçmeye çağırdıklarını, KCK, saldırılar devam ederse çatışmasızlık sürecini gözden geçirebilecekleri, bir çatışmasızlık ortamının yaratılması için atılan adımın sabote edildiği ve DTP’lilere karşı bu operasyonlar durdurulmazsa beraberinde çok tehlikeli bir süreci getireceğini herkesin bilmesi gerektiği, bu saldırılara sessiz kalınmamasının gerektiği, halkın uygulamaları protesto etmesi gerektiği, barış ve demokratik çözüm doğrultusundaki kararlılığın herkese göstermesinin gerektiği, ayrıca bazı STK kuruluşları da açık hedefimizdir…” şeklinde olmuştur.
Operasyonları protesto etmek amacıyla (32) ilde (22.188) kişinin katılımı ile (166) eylem gerçekleştirilmiştir. Bu eylemlerle ilgili (149) şahıs yakalanmış, bunlardan (82)’si tutuklanmıştır. “(86) Basın açıklaması, (29) Kanunsuz Gösteri, (30) Müzahir Kuruluş Açlık grevi, (2) Molotof Kokteyli Atma, (2) Kundaklama, (8) Cezaevi Açlık Grevi, (3) Mektup/Faks Gönderme, (3) Yazılama, (1)’er adet Bildiri dağıtma, Kepenk Kapatma” şeklindedir.
KCK TARAFINDAN YAYINLANAN (7) MADDELİK DEKLARASYON;
1-Kürt kimliğinin tanınması ve Türkiyelilik üst kimliği çatısı altında tüm kimliklerin anayasal güvenceye kavuşturulması,
2-Kürt dili ve kültürü önündeki engellerin kaldırılması, anadilde eğitim hakkının tanınması ve Kürdistan bölgesinde Türkçe’nin yanında Kürtçe’nin ikinci resmi dil olarak kabul edilmesi, bunun yanında diğer azınlıkların kültürel haklarına saygı gösterilmesi.
3-Düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü temelinde serbest siyaset ve örgütlenme hakkının tanınması, anayasa ve yasalarda başta cins ayrımcılığı olmak üzere tüm toplumsal eşitsizliklerin kaldırılması,
4-Bir toplumsal uzlaşma projesiyle iki toplumun karşılıklı birbirini affederek barışı ve özgür birliği tesis etmesi amacıyla PKK önderliği dâhil tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması, siyasal ve toplumsal yaşama katılımlarının engellenmemesi,
5-Özel savaş amacıyla Kürdistan'da bulunan güçlerin çekilmesi, Köy koruculuğu sisteminin lağvedilmesi ve köylülerin köylerine geri dönüşü için sosyal ve ekonomik projelerin geliştirilmesi,
6-Yeni bir yerel yönetimler yasası ile yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılarak yeniden düzenlenmesi,
7-Yukarıdaki maddelerin gerçekleşmesine paralel olarak örgüt mensuplarının her iki tarafın belirleyeceği bir takvim dâhilinde kademeli olarak silahlarını bırakıp yasal demokratik toplumsal yaşama katılım sürecinin başlatılması şeklinde beyanlara yer verilmiştir.
SONUÇ OLARAK:
Türkiye Meclisi” isimli yapılanmanın, KCK’ya bağlı olarak PKK/KCK terör örgütü yanlısı oluşumların konfederal bir devlet sisteminin oluşturulması, müzahir tüm kurum ve kuruluşların çatı yapılanması ve kitlesel şiddet eylemlerini organize eden ve önümüzdeki süreçte de söz konusu yapılanma, çalışmalarına ağırlık vererek terör örgütünün ve teröristbaşının yandaş oluşumlarca sahiplenildiğini göstermek için yürüteceği propaganda faaliyetleri ile örgütsel taleplerini kamuoyunda yaymaya çalışan yapı olduğu anlaşılmıştır.
Terör örgütü zamana ve konjonktüre paralel olarak ideolojisinde, stratejisinde, eylem metotlarında ve yapılanma biçiminde bazı değişikliklere gitmiştir. Son dönemde terör örgütü KCK (Koma Civaken Kürdistan – Kürdistan Demokratik Topluluğu) olarak adlandırdığı, Türkiye-Irak-Suriye-İran topraklarını içeren bir yapılanma modelini benimsemiştir. Terör örgütü ülkemiz topraklarındaki faaliyetlerini KCK/TM (Koma Civaken Kürdistan/Türkiye Meclisi) yapılanması aracılığıyla ve “topyekûn savunma” olarak adlandırdığı strateji üzerinden yürütmeyi hedeflemektedir.
Terör örgütüne göre son dönem stratejisi; 31 Mayıs 2010 itibariyle başlayan, örgüt tarafından “Kürtlerin varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama dönemi” olarak nitelendirilen, “toplumsal inşa çalışmalarına dayanan, silahlı ve siyasi yönleri bulunan”, esas dayanak noktasını ise Demokratik Özerkliğin teşkil ettiği bir stratejidir. Bu kapsamda örgüt, şiddet eylemlerine, kitlesel eylemlere ve siyasallaşma faaliyetlerine hız vermiş, topyekûn bir varlık-yokluk mücadelesi başlatmıştır.
Terör örgütü, Nisan 2002’de KADEK, Kasım 2003’de KONGRA/GEL adını almış mart 2005’de KKK’yı (Koma Komalen Kürdistan / Kürdistan Demokratik Konfederalizmi) ilan etmiştir. Mayıs 2007 yılına gelindiğinde ise örgüt başlangıçtaki “Birleşik Bağımsız Kürdistan” hedefine ulaşmak amacıyla KCK yapılanmasını oluşturmuştur. Temel dayanağını KCK Sözleşmesinden alan bu yapılanma, Önderliğin (örgüt lideri Öcalan) başkanlığında, yasama, yürütme ve yargı unsurlarını içinde barındıran bir birleşik devlet yapılanma modelini ifade etmektedir. KCK/TM, KCK’nın Türkiye toprakları üzerindeki hedeflerini gerçekleştirmekle görevli birimidir ve başında Sabri OK bulunmaktadır.
KCK, TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN KURULDUĞU GÜNDEN BERİ HEDEF OLARAK BELİRLEDİĞİ “TÜRKİYE, IRAK, SURİYE VE İRAN TOPRAKLARI ÜZERİNDE BİRLEŞİK BAĞIMSIZ BİR KÜRDİSTAN DEVLETİ KURMA” VE BU ÇERÇEVEDE KÜRT TOPLUMUNU YENİDEN İNŞA ETME AMACINA YÖNELİK BİR POLİTİK-İDARİ-ADLİ DEVLET YAPILANMA MODELİNİ İFADE ETMEKTEDİR.
KCK/TM ise ülkemiz topraklarında kurulması planlanan yapının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel faaliyetlerle ve planlamalarla görevli örgütsel yapı olarak planlanmıştır. KCK yapılanmasının örgüt içinde ve müzahir kitlede anlaşılabilmesine ve faaliyetlerinin zihinlerde meşrulaştırılmasına yönelik olarak teröristbaşı ve örgüt üst düzey mensupları tarafından sürekli olarak “sürecin KCK üzerinden yürütülmesi”ne ilişkin açıklamalar yapılmaktadır. Örgüt üst yönetiminin açıklamaları ve kararları müzahir basın yayın organlarında verilirken “KCK yönetimi, KCK Yürütme Konseyi, KCK Başkanı vb.” sıfatlar kullanılmaktadır.
KCK yapılanmasıyla birlikte terör örgütü, kırsalda bulunan ve uzun vadede elinde tutamayacağını bildiği mensuplarının aşama aşama kent merkezlerine dönüşünü kontrollü sağlamayı, yeniden inşa etmeye çalıştığı toplumsal yapıyı kent medeniyeti üzerine kurgulamayı, ülke içindeki ve uluslar arası alandaki konjonktürel gelişmelerden ve fırsatlardan yeni bir kimlikle istifade etmeyi, sonuç olarak ilk aşamada özerk, nihayetinde de birleşik bağımsız bir Kürt Devleti kurmayı hedeflemektedir.

Zira teröristbaşı tarafından kaleme alınan Demokratik Uygarlık Manifestosu adlı kitapta “köyde kalınması durumunda en fazla muhtar olunabileceği bu nedenle şehirlere gelerek her alanda örgütlenilerek güç elde edilmesi gerektiği” sıklıkla ifade edilmekte, bu çerçevede KCK yapılanmasının bölgede mağdur edildiği iddia edilen tüm “Arap, İrani, Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi ve Kafkas kökenli toplumlar, etnisite, tüm mezhepler ve dinlerle Avrupa kökenli demokratik ve insan haklarını yaşamayan toplulukları yeniden kendi kutsallıklarına, özgür yaşam ifadelerine ve maddi kazanımlarına kavuşturacak temel form olan Ortadoğu Demokratik Konfederalizmi için öncü model olduğu / olacağı” iddia edilmektedir.


Bu anlatım KCK üzerinden KCK/TM yapılanmasını ve faaliyetlerini KCK Yapılanmasının İdeolojik Temelleri ve Hedefleri, KCK Yapılanmasının Organları ve Karar Mekanizmaları, KCK Yapılanmasının Faaliyet Alanları ve Yapılanma Biçimi, KCK/TM Yapılanması ve Faaliyetleri ve KCK/TM Yapılanması Üzerinden Demokratik Özerklik Stratejisi başlıkları altında sunmaktadır.
Bu anlatım KCK yapılanmasıyla ilgili temel bir çerçeve çizilmesi ve terör örgütünün nihai hedefine ulaşmada nasıl bir yapılanma çabası içerisinde olduğunun gösterilmesidir. Zira KCK, yalnızca terör örgütünün şehir yapılanması ve polisiye operasyonlarla gözaltına alınan şahıslarla sınırlı bir örgütsel yapılanma değildir. KCK PKK/KCK içinde alacak biçimde Birleşik Bağımsız Kürdistan devleti hedefinin kurgusu ve yapılanması modelidir.
Özetle KCK, terör örgütü PKK/KCK’in ana/üst çatı yapılanmasıdır. İdeolojik temelinde teröristbaşı tarafından ortaya atılan Demokratik Konfederalizm fikri yatmaktadır. KCK’nın yapılanması, sisteminin işletilme biçimi ve organlarının rolleri gibi hususlar on dört bölümden oluşan KCK Sözleşmesinde detaylıca ele alınmıştır. Bu yeni yapılanmada KCK, “birleşik bağımsız kürdistan” hedefine yönelik Türkiye’deki faaliyetlerini KCK Kürdistan olarak adlandırılan sözde Yasama organı altında yürütmekle görevlidir.
l- KCK Yapılanmasının İdeolojik Temelleri ve Hedefleri
Terör örgütü PKK, 1978 yılında Marksist-Leninist ideolojiyi temel alarak Birleşik Bağımsız Kürdistan Devleti hedefiyle kurulmuştur. Süreç içerisinde örgüt bu ideolojisinden ve hedefinden sapmamış olsa da zamana ve konjonktürel gelişmelere paralel olarak bölücü ideoloji örgüt için daha etkin bir araç olmuştur. Terör örgütü, özellikle Hizbullah terör örgütü ile girdiği mücadelede başarılı olabilmek ve taban kazanmak amacıyla, dini ideolojiden faydalanmayı da ihmal etmemiştir.
1978 yılından günümüze kadar geçen sürede bu ideolojiler ve hedefler yeni bir Devlet ve Toplum inşa etme sürecinin temel dayanak noktalarını oluşturmuş, küreselleşmeyle –bölgedeki çatışma ortamıyla – propaganda, şiddet siyasallaşma yurtdışı faaliyetleriyle daha kompleks bir yapıya dönüşmüştür. Bu çerçevede KCK Sözleşmesinin başlangıcında önsöz başlığı altında yer alan ve teröristbaşı imzası taşıyan Mayıs 2005 tarihli metin, KCK yapılanmasının ideolojik temelini oluşturmaktadır. Bu metin aynı zamanda KKK’nın kuruluşunu da ilan eden metindir.
Sözleşmede, Öcalan tarafından “Kürdistan’ın küresel sermaye kaynaklı kaos ortamının çatışma merkezinde bulunduğu, halkların özgürlüklere dayalı olarak bu kaostan kurtulma çabalarının ve ulusların kendi haklarını tayin hakkının Devlet kurmak anlamına geldiği, ulus devlet modelinin demokrasi ve özgürlüklerin önünde engel olduğu, küreselleşmeyle ulus devlet modelinin aşıldığı ve Ortadoğu’daki tarihsel ve toplumsal sorunların demokratik konfederalizmle çözüleceği, diğer üç ülkedeki yapıların bir araya gelmeleriyle üst konfederalizmin kurulacağı, demokratik konfederalizmin gücünü toplumsal tarihin derinliklerinden ve Mezopotamya’nın zengin kültürel birikiminden aldığı, yakın tarih açısından PKK’nin 30 yıllık örgüt birikimi ve tecrübesine dayandığı, Kürdistan’da üç hukukun geçerli olacağı (AB hukuku, üniter devlet hukuku ve demokratik konfederal hukuk), diğer üç ülkenin konfederal hukuku tanımasıyla Kürt halkının da üniter devletlerin hukukunu tanıyacağı” iddia edilmektedir.
Sözleşmenin önsöz kısmında Demokratik Konfederalizmin tanımı da yapılmıştır. Öcalan’a göre Demokratik Konfederalizm, “tüm kültürel varlıkların tanınmasını, korunmasını ve kendini ifade özgürlüğünü esas alan, ekolojik toplum modelini benimseyen, ekolojiye ve cinsiyet özgürlüğüne dayalı bir demokrasinin Kürt toplumunun olduğu her alanda örgütlenmesini gerektiren, toplumsal sorunların zora ve şiddete başvurulmadan çözülmesini esas alan, özetle Kürt halkının kendi demokrasisini kurma ve kendi toplumsal sistemini organize etme hareketi ve dört parçaya bölünmüş ve dünyanın her tarafına yayılmış olan Kürt halkının demokratik birliğinin ifadesidir.”
Özetle, KCK yapılanmasının ideolojik temelinde terör örgütü PKK’nın kuruluşundaki hedefinden sapmadığı, önce ülkemiz topraklarında daha sonra da diğer üç ülke (Irak, Suriye ve İran) toprakları üzerinde Demokratik Konfederalizm adı altındaki yapılanmalardan hareketle birleşik bağımsız kürdistan’ın kurulmasını amaçladığı, sözleşmenin yeni bir devlet ve yeni bir toplum inşasına yönelik olarak örgütün ideolojik düşünce alt yapısı olduğu anlaşılmıştır.
Bu çerçevede örgüt “demokrasi, insan hakları, tarihi-kültürel değerler, geçmişin mirası, bölge halkının değerleri vb.” temeller üzerinde birleşik bağımsız bir devlet kurmayı temel hedef olarak göstermektedir. Hâlbuki örgütün geride kalan 30 yıldaki istismarları, insanlık dışı uygulamaları ve cinayetleri göz önüne alındığında değişen bir şeyin olmadığı, örgütün terörist faaliyetlerinden ve bölge insanını istismar etme stratejisinden vazgeçmediği görülmektedir.
Diğer yandan, teröristbaşının ideolojik altyapısında “cinsiyet özgürlüğüne dayalı, sınıfsız ve ekolojik bir toplum modeli” yattığı ve bu modelin Öcalan’ın söylemlerinde sürekli olarak ifade edildiği görülmektedir. Bu söylemde cinsiyet özgürlüğüyle sözde kadınların erkeklerce, sınıfsız toplumla sözde Kürtlerin Türklerce, ekolojik toplumla da sözde Kürdistan’ın Türkiye Cumhuriyeti Devletince sömürüldüğü ideolojik tezi yatmaktadır. Bu tez teröristbaşı tarafından 1978 yılında kaleme alınan Kürdistan Devriminin Yolu (Manifesto) adlı çalışmanın da temelini oluşturan sömürge tezinin açıklamasıdır ki terör örgütü tüm mücadelesini Marksist öğretiden aldığı bu tez üzerine kurgulamış ve geride kalan 30 yılda bundan vazgeçmemiştir.
2- KCK Yapılanmasının Organları ve Karar Mekanizmaları
KCK yapılanmasının genel organları KCK sözleşmesinin 11 – 30. maddeleri arasında ele alınmış olup, terör örgütü lideri Öcalan’ın temsil ettiği sözde Önderliğin altında Yasama, Yürütme ve Yargı sacayakları üzerine kurgulanmıştır. Sözleşmede Önderlik hem maddi hem de manevi açıdan mutlak liderliği tanımlamakta, KCK yapılanmasının felsefi, teorik ve stratejik kuramcısı tanımlamasıyla ifade edilmektedir. Kongra Gele Kürdistan – KCK (Kürdistan Halk Meclisi) KCK yapılanmasının sözde Yasama organını, KCK sözleşmesi de bir nevi bu yapılanmanın Anayasasını teşkil etmektedir. Sözleşmede yer alan diğer organlardan Yürütme, KCK’nın temel faaliyet alanlarını ve bu faaliyetlerin nasıl yürütüleceğini, Yargı organı ise adalet mekanizmasının işletilme biçimini ifade etmektedir.
KCK Sözleşmesi’nin 11. maddesi önderliği Reberiya Koma Civaken Kürdistan (Kürdistan Demokratik Toplum Konfederalizmi kurucusu ve önderi) başlığı altında ele almakta ve bu sıfatı teröristbaşı Öcalan’a vermektedir. Sözleşmede önderliğin tanımı ve rolü aşağıdaki gibidir:
“Önderlik ekolojiye ve cinsiyet özgürlüğüne dayalı demokrasinin felsefik, teorik ve stratejik kuramcısıdır. Her alanda bütün halkı temsil eden önderlik kurumudur. Kürdistan halkının özgür ve demokratik yaşamına ilişkin temel politikaları gözetir ve temel konulardaki en son karar merciidir. KCK Genel Kurul kararlarının demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü devrim çizgisine uygunluğunu gözetir. Yürütme Konseyi Başkanını görevlendirir. Temel konulara ilişkin Yürütme Konseyi kararlarını onaylar.”
Son dönemde Öcalan tarafından kaleme alınan Demokratik Uygarlık Manifestosu adlı kitapta Öcalan kendisini “maskeli ve maskesiz tanrılar ile örtük ve çıplak krallar” içerisinde Kürt toplumunun her şeyini düşünen, planlayan, onlar için acı çeken ve onlara özgürlük yolunu açan, kapitalist uygarlıkların vahşiliği karşısında Ortadoğu’daki Kürt halklarının haklarını ve geleceklerini korumaya çalışan bir önder olarak tanımlamaktadır.
Hatta Öcalan, “Urfa’dan çıkışını Hz. İbrahim’in İbrani kabilesinden çıkışına, yakalanması sürecini de Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesine” benzeterek kendisini kutsamakta ve kendisine mitolojik ve cinsiyetsiz bir yarı tanrı sıfatı vermeye bile çalışmaktadır.

Dolayısıyla sözleşmede önderlik olarak cisimleştirilmeye çalışılan Öcalan’a hem fiziki hem de ruhani bir kimlik kazandırılmakta, Kürt halklarının tek ve evrensel temsilcisi olarak lanse edilmekte, Öcalan üzerinden Kürt toplumu belirli bir refleks düzeyinde tutulmaya çalışılmaktadır.
Oysa terör örgütü lideri Öcalan’ın kendine yönelik bu kutsamaları kendi geçmişi ve düşünce dünyasıyla çelişmektedir. Nitekim PKK terör örgütünün oluşturulma ve kuruluş aşamalarında yardım ve desteğini gördüğü ve halende himayelerini görmeye devam ettiği gerek iç ve gerekse dış odaklı derin güçlerin hissedilen varlığı PKK/KCK terör örgütü liderinin Kürt halkının kurtuluşu için kendini feda etmiş bir kurtarıcı olduğu söylemini yalanlamakta, aslında bölücü odakların ülkeyi sonu gelmez bir kardeş kavgasına sokmak için sahneledikleri tiyatroda ki oyunculardan biri olduğunu göstermektedir.
Ayrıca terör örgütü liderinin kendini Hz. ibrahim’e benzetmeside traji komiktir. Çünkü iddianamenin değişik yerlerinde belirtildiği üzere kendisi Kürt halkının geri kalışından ve diğer mağduriyetlerinden din faktörünü mesul tutmaktadır. Böylesi birinin kendini halk nezdinde kutsal kabul edilen kavramlarla özdeşleştirmeye çalışması ise sadece istismardır.
KCK’da sözde Yasama Organı KCK adı altında yapılandırılmıştır. KCK Sözleşmesinin 12. maddesine göre bu meclis KCK’nın en yüksek karar alma, yani yasama organı olup, çalışma biçiminin iç tüzükle düzenleneceği ifade edilmiştir. Bahse konu madde KCK’in rolü ve yapılanma biçimini de detaylıca açıklamıştır. Sözleşmede:
KCK’in, Kürdistan parçaları ve yurtdışındaki KCK yurttaşlarının nüfus oranına ve komünal örgütlülük durumuna göre oluşacağı;

KCK’in bir başkan ve dört yardımcıdan oluşacak Başkanlık Divanınca idare edileceği;

Divanın siyasal ve diplomatik çalışmalarda aktif rol oynayacağı;

KCK’in Komisyon esasına göre çalışacağı, Genel Kurulun toplu olmadığı dönemlerde KCK görevlerini yerine getirmek üzere Sosyal, Siyasal, İdeolojik, Maliye, Kadın, Halk Savunma ve Halkla İlişkiler-Örgütlenme alanlarına göre yedi daimi komisyonun örgütleneceği;

KCK’in Başkanlık Divanı ve Yürütme Konseyi çalışmalarını demokratik komünal–konfederal ilkeler temelinde denetleneceği, Kürdistan halkının özgür ve demokratik ilerleyişine ve mücadelesine dair gerekli bütün kararları alacağı;

KCK’in KCK adına devletler ve milletler arası kuruluşlar ve farklı topluluklarla yapılan antlaşmaların onaylanmasını görüşüp karara bağlayacağı” vb. ifadelere yer verilmiştir.


Sözleşmede bahsolunan Yasama organının faaliyetleri birleşik bağımsız kürdistan hedefine yönelik olarak dört ayrı ülkede dört farklı yapıda yürütülmektedir. Ülkemizde bu faaliyetleri yürütme görevi KCK/TM’ye verilmişken, Demokratik Birlik Partisi (PYD) Suriye’de, Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi (PÇDK) Irak’ta ve Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) de İran’da örgütsel faaliyetlerin icrasından sorumludur.
KCK yapılanmasında terör örgütünün faaliyetlerinin yürütüleceği esas merkez Murat Karayılan başkanlığındaki sözde Yürütme Konseyidir. KCK Sözleşmesinin 13.maddesinde bu organın “iki yılda bir KCK yurttaşları arasından seçilen bir başkan ve otuz üyeden oluşacağı, Konseyin Başkanının Önderlik tarafından görevlendirileceği, KCK’nın en üst icra organı olduğu, tüm faaliyetleri koordine edeceği ve Önderliğin-Yasamanın-Yargının kararlarını uygulayacağı” ifade edilmiştir.
Sözleşmede ayrıca, Yürütme Konseyinin “KCK sözleşmesini uygulamak, Önderlikle Yasama organı arasındaki ilişkileri düzenlemek, KCK bünyesindeki tüm örgütlerin uyumlu çalışmasını gözetmek, temel siyasi ve diplomatik faaliyetlerin yürütülmesini sağlamak, Halk Savunma Güçlerinin Komuta Konseyi’ni toplantıya çağırmak, Önderlik Komitesi’nin çalışmalarının yürütülmesini gözetlemek, Alan Merkezleri (ideolojik, siyasal, sosyal, ekonomik, halk savunma alanları ve önderlik komitesi) ile koordinasyonlar (yurtdışı sahalarına göre kurulmuş koordinasyonlar ile kadın ve gençlik koordinasyonları) arasındaki çalışmaları koordine etmek, temel politikalar ve yeni kuruluşlar için Yasama organlarına tasarılar sunmak” gibi görevleri olduğuna yer verilerek sözde Konseyin çalışma ve işleyiş esaslarının bir yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.
KCK Yürütme Konseyi, hâlihazırda Murat Karayılan başkanlığında, Mehmet Tören (Bozan Tekin kod), Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu ve Nuriye Kespir’den oluşan örgüt mensupları tarafından yönetilmekte ve örgütsel faaliyetler alan merkezleri üzerinden yürütülmektedir. KCK/TM yapılanması da KCK faaliyet alanları (Alan Merkezleri) esas alınarak aynı paralelde ve Yürütme Konseyi’ne bağlı olarak yapılandırılmıştır.
KCK yapılanmasının ana sac ayaklarından sonuncusu Yargı Organıdır. Sözleşmeye göre (m.27-30) yargı sistemi Yüksek Adalet Divanı, İdari Mahkemeler ve Halk Mahkemeleri olmak üzere üçlü bir yapılanma üzerine kurgulanmıştır. Ayrıca örgütün silahlı birimleri tarafından işlenen suçlara Yüksek Askeri Mahkemenin, KJB (Koma Jinan Bilind – Yüce Kadınlar Topluluğu) sözleşmesine giren kadına özgün konulara da KJB Organlarının bakacağı sözleşmede belirtilmiştir. Sözleşmede “yargı bağımsızlığının demokratik halk adaletinin esası” olduğuna vurgu yapılmakta, “KCK yurttaşlarının suçlamalar karşısında kendini savunma veya vekil tayin etme” hakkının olduğu ifadelerine de yer verilmektedir.
Yargı sisteminin işletilmesinde sözde Yüksek Adalet Divanı en üst birim olup, Sözleşmede “öncelikli görevinin KCK Sözleşmesinin yargı alanında uygulanmasını sağlamak olduğu ve diğer yargı organlarının kararları açısından da en üst kurum olup kararlarının kesinlik taşıdığı” belirtilmiştir. Sözleşmede ayrıca, Yüksek Adalet Divanı’na “halkın onurunu ve özgürlüğünü korumak, demokratik halk sistemini savunmak, sözleşmeye aykırı durumları gidermek, uyuşmazlıkları çözümlemek, teslimiyeti ve ihaneti yargılamak” gibi bazı görevler de verilmiştir.
Yargı organı bünyesindeki ikinci grup yapılanma sözde İdari Mahkemelerdir ve yapısında İdari Adalet Mahkemesi ile İdari Adalet Kurullarını barındırmaktadır. İdari Adalet Mahkemesi “KCK sisteminin genel organlarında işlenen idari suçlara bakmakla”, İdari Adalet Kurulları ise “kendi alanındaki idari, disiplin ihlali, görev suiistimali gibi olaylara bakmakla ve karara bağlamakla” görevlendirilmiştir.
Sözde Halk Mahkemeleri yargı içerisindeki üçüncü grup yapılanmayı oluşturmaktadır. Sözleşmede bu mahkemelerin “halk içinde ortaya çıkan olaylara ve sorunlara, can ve mal güvenliğine yapılan saldırılara, ekonomik-sosyal-siyasal-kültürel vb. alanda çıkan ciddi ihtilaflara bakmak ve karara bağlamakla yükümlü” olduğu belirtilmiştir. Halk Mahkemelerinin temyiz mercii ise Yüksek Halk Mahkemesidir. Halk Mahkemelerinin şehirlerde ve kasabalarda örgütleneceği, savcıların Şehir veya Kasaba Yürütme Organlarınca, hâkimlerin ise Özgür Toplum Meclisi Başkanlık Divanınca belirleneceği de yine sözleşmede düzenlenmiştir. Yargılama usulleri, suçlar ve cezalar gibi diğer hususların daha geniş bir şekilde yönetmelikle belirleneceği sözleşmede ifade edilen bir başka husustur.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   278


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə