ÜSTÜn yetenekli Çocuklar biLDİRİler kitabi



Yüklə 2,17 Mb.
səhifə2/37
tarix20.09.2017
ölçüsü2,17 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   37

Enderun’a bu ilk seçimleri, devşirmelerin bütün hayatını etkilerdi. Acemi oğlanı olacaklar Türk köylü ailesi üzerine verilip Türkçe öğrendikten sonra Yeniçeriliğe adım atsalar bile yüksek makamlara asla gelemezlerdi. En yüksek payeler, Enderun’dan yetişen ve oradan çıktıkları zaman yükselmeye üst basamaklardan başlayan İçoğlanlarına verilirdi. Bu suretle kapalı bir sistem içinde, padişaha sadık, çok iyi ve son derece sıkı eğitim almış, kabiliyetlerine göre bir meslek sahibi olan, zamana göre sayıları 300-400 arasında değişen genç, Sultan’ın hizmetinde olurdu. Önce Büyük ve ardından Küçük odaya geçerler, daha sonra sırasıyla Seferli, Kiler, Hazine ve en iyileri de son olarak Has odaya alınırlardı.16 Bu süre zarfında terfi edemeyenler elenerek daha alt mevkilere tayin edilerek saraydan çıkarlardı. Bunlar saray ve devlet düzenine o kadar hakimlerdi ki, taşrada sancakbeği ve beğlerbeği olarak görevlendirildiklerinde sarayla birlikte devlet mekanizmasının uyumlu bir parçasını oluştururlardı:
Saraya tevzi olan oğlanlar sarayda yedişer ve sekizer yıl terbiye olunurlardı. Badehû içlerinde göze dokunur ehl-i ma’rifet ve akl-i basiret üzere olan oğlanları Hasoda’ya alınub ba’dehû umûmen çıkma oldukda her odadan ferman olunduğu üzere tayin olunub taşra çıkarlardı. Ba’dehû giderek her birlerinin liyakat ve kabiliyetlerine göre dirlik ve mansıb tâ Veziriazam oluncaya değin yolları vardur ve Hasoda’da olan Silahdar ve Çukadar ve Rikabdar, bölük ağalıklarından biriyle çıkmağa kanunları olub ba’dehû liyakat ve istihkakına göre hıdmeti sebkat etdikce büyük Mir-i ahur ba’dehû Kapucubaşı ve andan Mir-i alem ve andan Yeniçeri Ağası ve andan Kastamonu sancağı ve andan beğlerbeğilik, ba’dehû her vilayetin beğlerbeğiliklerin tasarruf etdikden sonra Mir-i miran-ı Anadolu, ba’dehû Rumili ve andan Vezir ve giderek Veziriazam olan kimesne cemi’ kul taifesinin ahvallerine ve ağalıklarına vakıf olmuş olur ... ve Divan-ı Hümayun’da bir umur vaki oldukça veyahud bir memleketden şekvacı geldikde “Acaba buna nice cevab vereyüm ve bunun aslı nicedür” deyu Reis ağzına ve kethüdası ve sairlerin ağzına bakmağa ihtiyac olmaz ve şunlar ki ağalıklarında ve sancak ve beğlerbeğiliklerinde imtihan olub liyakati olmayanları ilerü getürülüb vezaret verilmez idi. Kimi ağalıklarda ve kimi sancakda ve kimi beğlerbeğilikde kalub ve kiminin hilaf-ı Şer’ ü kanun vaz’ u hareketleri sebebi ile ebedi azl olub kalurlar idi.”17
Tabiatıyla sürekli olarak kuralların ihlali, sadakatsizlik, yolsuzluk ve adaletsizliklere rastlanırdı. Padişaha durum rapor edilip suiistimaller gözardı edilemez hale geldiğinde en ağır cezalar hemen devreye girerdi: Azl, sürgün ve hatta siyaseten katl ve mallarının müsaderesi. Böylece arkada bekleyen ve çok iyi yetişmiş gençlere yeni kadrolar açılırdı. İşte Osmanlı sistemini ayakta tutan sihirli güç bu sürekli kadro yenilenmesi ve gençlerin önünün daima açık olmasıdır.18
ENDERUN’DA EĞİTİM

Enderun’a girenler bir kere çok sıkı bir disiplin altında yetiştirilirdi. Bunlar bir nevi dış dünyadan tecrit edilerek saray hayatını tümüyle benimserlerdi:


Kânun-i kadîm budur ki bir oğlan saraya girdükden sonra ayruk taşradan anı kimesneler bilmezdi ki sağ mıdır ve İçoğlanı dedükleri nicedür ve tarîkleri nedir ve ne işler, kimesne ânı bilmez idi, meğer ancak saraydan çıkanlar bilürdü; ta bu şekl üzere zabt ü edeb ve erkân var idi ki, mesela bir zülüflü baltacı bir İçoğlanı ile musahabet eylese zâbit olan ağalar İçoğlanına bî-hadd değnek urub kezalik baltacıya dahi kethüdası let ururdu ve bundan murad budur ki, İçoğlanı içerü ahvalinden bir söz taşraya çıkarılmaya veyahud baltacı ile taşraya mektubları varub gelmeye.19
İçoğlanları daha çok kendi kabiliyetlerine ve ilgi alanlarına göre bir uğraşı seçerlerdi. Aralarından böylece temayüz edenler çabucak göze girerlerdi. Sarayda musiki hocalığı da yapan Bobovi, yazdığı risalede kabiliyetli gençlerin ilerlemek için nasıl üstün bir gayretle çalıştıklarını anlatmaktadır.20 Bunda bazıları o kadar maharet kazanır ve başarılıdır ki ileriki makamlarında meslekleri lakapları haline gelirdi.

İlk devirlerden itibaren padişahlar saray mensuplarının öncelikle okuma yazma öğrenmelerine önem vermişlerdi. Bilhassa Yavuz Sultan Selim bu hususta çok titiz davranmış ve anlatıldığına göre onun zamanında sarayda okuma yazma bilmeyen kimse kalmamıştı.21 Bu eğitim daha sonraki yıllar boyunca çok sert olarak uygulanmaya devam eder. Öyle ki, biri saraydan çıktığında bütün emirleri yerine getirdiği zaman dünyanın en sabırlı insanı olmuştur. Çünkü her yanlışlıkları için atılan dayaklar çok ağırdır. Bazıları sürelerinin sonuna doğru bir iki yıl içinde yüksek rütbeli biri olacakken bu ağır cezalara dayanamayıp saraydan çıkarılmalarını isterler ve bir sipahi ya da müteferrika olarak az bir paraya rıza gösterirler.22

Özenle seçilen İçoğlanları saraydan çıkma ile görevlendirildiklerinde yüksek makamlardan başlarlar. Böylece sadakat ve liyakatleri ile hızla yükselerek vezirliğe kadar ulaşırlardı. Bunlar hem saray terbiyesi görüp, hem de taşrada mahalli idarelere iyice vâkıf olduklarından Divan’da da devlet idaresinin tüm gereklerini hakkıyla yerine getirirlerdi. Lucette Valensi’ye göre Enderun bir okul, yaman bir kıymetlileri seçme, beden ve kafaları yapılandırma makinesidir. Kurum gençleri bütünüyle yalnız padişaha sadakate hazırlar. Orada emir almayı değil, emir vermeyi öğrenirler.23 Fakat bu derece kabiliyetli, güçlü ve iyi yetişmiş insanların bir kusur işlediklerinde padişahın fermanı karşısında ne kadar zavallı ve çaresiz oldukları batılıları şaşırtmaktadır. Yine Valensi’ye göre padişahın hizmetindeki insanlar zorla değil isteyerek boyun eğerler. Gözden düşen paşalar kaçıp canını kurtarmak yerine uslu uslu boyunlarını uzatmaktadırlar. Üstelik bir de “Türkler için en büyük mutluluk Sultanın kulu olmaktır” diye konuşuyorlar.24 Buna dair örnekler çoktur. 1672-1673 yıllarında İstanbul’da bulunan Antoine Galland da Kasım Paşa’nın idama nasıl razı olduğunu hayretle anlatmaktadır.25

Bu durumu Machiavelli Hükümdar adlı eserinde son derece çarpıcı bir üslupla özetleyip Osmanlı ülkesini ele geçirmeye niyetleneceklerin, padişahtan başka diğer güçlerin isyanına güvenmemelerini öğütler:


Osmanlı ülkesini istila edebilmenin pek güç, fakat bir kere zapt edildikten sonra da muhafazasının kolay olduğu görülür. Hakim olan Sultan ortak kabul etmediğinden başka, herkes padişahın kulu olup ellerindeki imkanları padişaha borçludur. Memleketin büyükleriyle birleşerek bir isyan çıkarmak imkansızdır. Ellerinde böyle bir fesada alet olabilecek imkan yoktur, ifsâd edilseler bile halkı arkalarında sürükleyemezler. Osmanlı devletine hücum etmek isteyen kimse onları karşısında birleşmiş olarak bulacaktır. Bu yüzden sadece kendi kuvvetine güvenmelidir. Fakat bir kere muharebede mağlub olup Sultan yeni bir ordu çıkaramayacak hale düşünce artık saltanat mensuplarından başka korkacak kimse kalmaz. Çünkü halk nazarında saltanat hanedanından başka kimsenin itibarı yoktur.26
Bu siyasi yapı XVII. yüzyıl sonlarına kadar sürdürülebilen merkezî idarenin güçlü olduğu dönemi aksettirir. XVIII. Yüzyıl, mahalli kuvvetlerin, padişahı ve İstanbul’u sarsmaya başladığı dönemdir. III. Selim bir yandan reformları yapmaya çalışırken bir yandan da güçlü valileri itaat altına almaya çalışır. Meselâ Cezzar Ahmed Paşa’nın Şam valiliğinden azledilmesini karara bağlayan sadrazama şöyle bir Hatt-ı Hümayun yazar:
Benim vezirim,

Şam maddesini söyleşmişsiniz. Cezzar’ın azlini vâcib addeylemişsiniz. Şimdi Cezzar azl olsa, yerine gelen muktedir olmasa işe yaramaz. Muktedir olsa o da bir Cezzar olur ve Cezzar ikilenir. Ol vakit eski Cezzarı ne yapmalı?27


İşin ilginç yanı, çok üst düzey görevlere gelseler dahi padişahın onları hâlâ kulları olarak görüp terbiye etmesidir. Bu süreç XIX. asır başlarına kadar devam etmiştir. Bu hususta III. Selim’in 1205/1791’de sadrazam Seyyid Hasan Paşa’ya yazdığı Hatt-ı Hümayun son derece manidardır:
Benim Vezirim,

Seni bana kimse tarif etmedi. Bizzat kendim intihâb edüb vekâlet-i kübrâyı sana sipariş etdim. Sen ise umûr-i seferde küllî tekâsülünden başka Beytülmâl-i Müslimîn’i kat’â sıyânet etmeyüb karındaşın Mehmed’in etmediği mezâlim kalmadı. … Sen beni taharrî etmez mi sanırsın. Benim seni intihâbımın teşekkürü böyle mi olur? Nazardan sâkıt olarak anda bunda gezerken seni getürüb sadrazam etdüm. Senden geçmeyeceğime binâen seni terbiyeye ihtimâm-i hümâyunum lâzım geldi. Eğer bundan sonra mütenebbih olmaz isen sonra sen bilürsün. İşte ben yazacaklarımı yazdım, vesselam.28


III. Selim’in ardından padişahın mutlak otoritesi II. Mahmud zamanında da devam eder. Fakat Tanzimat’tan sonra artık bu derece bir otoriter idare tarzından vazgeçilir. Bu dönemde Enderun artık sadece bürokrasi için çok iyi bir eğitim veren bir kurum niteliğine bürünmüştür.29 1869’da Maarif-i Umûmiye Nizamnâmesi saray dışındaki eğitim için de bir sınıflandırma yapar ve bugünkü üniversitelere emsal olan Darü’l-Fünûn açılır.
Bir Türk Eğitim Geleneği Olarak Enderun’un Yeniden İnşası

Ahmet Emre BİLGİLİ*

ÖZET

Üstün yetenekli potansiyelin değerlendirilmesine yönelik tarihsel çabaların dünyada ilk ve en ünlü uygulaması tartışmasız Enderun Mektebi’dir.Üstün ve stratejik insan kaynağından devlet işlerinde seçkin bir şekilde yararlanma üzerine temellenen bu uygulama, bir Türk eğitim geleneği olarak küresel etkilerin hızla arttığı günümüzde ne ifade ediyor? Bugüne taşınabilir özellikleri var mıdır? İşte bu çalışmada söz konusu orijinal örneğin; günümüz eğitimi açısından taşıdığı önemi, bugüne taşınabilecek özellikleri, eleştirisi, eğitim geleneği ve inşası kavramları çerçevesinde çözümlenmeye çalışılmıştır. Enderun’un yeniden inşasından kastedilen ise; onun eğitimde uyguladığı yöntem, teknik ve işlevini günümüz Türkiye’sinde karşılayabilecek kurumsal çabaların olabileceğidir.


GİRİŞ

Her bireyin doğuştan elde ettiği yeteneklerini geliştirme ve bu doğrultuda eğitim alması, günümüze ilişkin demokratik bir hak olarak bilinse ve bu çerçevede yararlanılsa da, tarihsel süreç içerisinde bireylere ilişkin bu potansiyelden bazı devlet örgütlerinin /hükümdarların üst düzeyde istifade etme yoluna gittiği bilinmektedir. Bu yararlanma biçimi devletin/hükümdarın konumu/biçimine göre bireysel ve/veya kurumsal düzeyde olduğu görülmüştür.

Şüphesiz ki tarihte bu potansiyeli kullanmanın temelinde; bireyi geliştirme / yeteneklere göre eğitim verme düşüncesinden daha çok hükümdarın/devletin bu gücü kendi adına kullanarak iktidarını sağlamlaştırma, etkinliğini artırma ve ömrünü uzatma gibi hedefler yatmaktadır. Tarihte, bireylerin bu üstün potansiyelinden bireysel ve/veya kurumsal düzeyde yararlanma, sözkonusu amaçla da olsa, dönemin koşulları açısından son derecede ileri düzeyde bir eğitim icrası olarak kabul edilir. Diğer bir deyişle, teorik olarak bütün toplumlarda varlığı kabul edilen üstün yeteneklilerin ortaya çıkarılması ve doğal olarak bundan günün koşulları doğrultusunda faydalanılması ya tesadüflere bırakılmış ya da kurumsal düzeyde belirli bir yöntem dahilinde ortaya çıkarılarak yetenekleri doğrultusunda eğitime tabi tutulmuştur. Elbette ki ikincisi hem rasyonel hem de bilimsel bir usûldür. Dolayısıyla bu usûlü kullanan devletler bu potansiyelden daha çok yararlanmışlardır ve dünyada bunun örnekleri mevcuttur.

İşte Dünya eğitim tarihinde kurumsal düzeyde orijinal bir örnek olan Enderun Mektebi; alt yapı kurumları ile öğrenci seçimi, eğitim aşamaları, yeteneklerin keşfi ve yönlendirilmesi, pratik ve teorik eğitimin birlikte yürütülmesi, sorunları ve sonuçlarıyla bu alanda bir bütünlük arzetmektedir.

Bu çalışmada sözkonusu orijinal örneğin; günümüz eğitimi açısından taşıdığı önemi, bugüne taşınabilecek özellikleri, eleştirisi, eğitim geleneği ve inşası kavramları çerçevesinde çözümlenmeye çalışılmıştır. Enderun’un yeniden inşasından kastedilen ise; onun eğitimde uyguladığı yöntem, teknik ve işlevini günümüz Türkiye’sinde karşılayabilecek kurumsal çabaların olabileceğidir.
1. GELENEK - İNŞA KAVRAMLARI VE EĞİTİM

Geleneğin kelime anlamı; bir uygulamanın bir kuşaktan diğerine aktarılmasıdır. Latincede ise bir bilginin elden ele aktarılmasına denmektedir. Burada anahtar kavram ‘aktarma’ dır. Kavramı bir bütün halinde ifade edecek olursak; bir toplumda kendinden önceki nesillerden devralınıp, kısmen dönüştürülerek sonraki nesillere aktarılan maddi olmayan kültür unsurlarıdır. Bu tanımdan yola çıkılarak eğitimde geleneği şu şekilde ifade edebiliriz: Eğitime ilişkin bir uygulama biçiminin değişerek ve dönüşerek işlevsel bir şekilde sonraki kuşaklara aktarılması olayıdır. Burada olumsuz ve savunulamayacak olan gelenekçilik yapmaktır. Çünkü bu; değişme ve gelişmeye bir ölçüde kapalı olmayı yani direnmeyi gerektirir.

Gelenek ve inşa kavramları, eğitim sistemi ve kurumları bağlamında birbirleri ile çok yakından ilişkilidir. Eğitimi, bir toplumdaki uygulamaları ile gerek bir sistem gerekse eğitim etkinliklerini icra eden bir kurum olarak düşünüldüğünde sözkonusu ilişki açıkça görülür. Eğitimle ilgili her sistem ve kurum kendi geleneklerini inşa etmek zorundadır. Aksi durumda varlıkları ve başarıları uzun süreli olmayabilir.

İnşa etme, teknik bir terim gibi görünse de aslında sosyal bilimlere daha çok uygun düşen bir kavramdır. Çünkü sosyal bilimlerin tümünde gerçek anlamda ve bir sistem dahilinde birbiri üzerine koyma, temellendirme yani bir inşa söz konusudur.

Geleneği, bir eğitim kurumu bağlamında anlamlandıracak olursak; kurumun bir takım ilkeler belirlemesi ve bu doğrultuda değişerek, dönüşerek ve nihayetinde kartopu türünden bir birikim elde ederek eğitim – öğretim etkinliklerinin icra ve inşa etme süreci olduğunu görürüz.

Kurumsal düzlemde düşünüldüğünde her eğitim kurumu, içerisinde bulunduğu eğitim sistemi çerçevesinde kendi geleneklerini, eğitimi icra etmek suretiyle inşa eder. Elbette bu inşa olayı uzun bir süreç gerektirir. Sözgelimi Türkiye’de Fen Liseleri ve Anadolu liseleri, kurumsal düzeyde mevcut eğitim sistemi çerçevesinde farklılıkları ile kendi geleneklerini oluştururlar. Yine benzer bir şekilde Türk Eğitim Sistemi, tarihselliği, mevcut bütün eğitim etkinliklerinin uygulanması, biçimi, koordinasyonu, bütün içerisindeki farklılıkları ve değişimi-gelişimi ile bir sistem olarak kendi geleneğini inşa eder. Bu inşa, kendinden önceki devletlerin (Osmanlı, Selçuklu) eğitim geleneği üzerine yapılır. Diğer bir deyişle toplumsal yanı ağır basan kurumlar rejim değişiklikleri ile ortadan kalkmaz, varlıklarını korumaya bir ölçüde devam ederler. Şüphesiz ki değişme ve gelişme kaydederek. Tıpkı Anadolu Selçuklu Devletinin Osmanlı’yı, Osmanlı Devletinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kökenini teşkil ettiği (Timur, 1994:52) gibi.


2. BİR TÜRK EĞİTİM GELENEĞİ OLARAK ENDERUN MEKTEBİ

Osmanlı, kendi döneminde evrensel düzeyde etkili olmuş belirli bir siyasetin devletidir ve buna ait her kurum doğal olarak bu siyaset çerçevesinde şekillenmiştir. Enderun Mektebi; kuruluşu, gelişimi ve kapanışı ile birlikte Osmanlı Devletinin üst yönetiminde dört asır büyük etkisi görülen bir özel eğitim kurumudur. Mektep; kuruluş süreci, eğitim aşamaları, sonuçları/etkileri ve geçerli olduğu dönem itibariyle bir bütün olarak değerlendirildiğinde eğitimde gelenek olmanın kriterlerini taşıdığı rahatlıkla söylenebilir. Türk eğitim tarihçisi Akyüz’ün ifade ettiği gibi Enderun, Türklerin kendine özgü bir eğitim sistemi kurup başarılı sonuçlar aldıklarını göstermekte ve dünya eğitim tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. (Akyüz, 1993:375) Bunun da ötesinde, Enderun Mektebi ile ilgili çalışması artık bir klasik haline gelen Akkutay, çalışmasının giriş yazısında Enderun Mektebi ve uygulanan eğitim sistemi için ‘tereddütsüz eğitim mucizesi’ ifadesini kullanmaktadır. (Akkutay, 1984:1) Bununla birlikte çalışmanın bir çok yerinde çok sayıda batılı eğitimci ve araştırmacıların mektebe ilişkin olumlu ve övücü vurgularına yer vermektedir. (Miller, 1941 / Penzer, 1965 / Lybyer, 1913 / Baudier, 1624 vd.) Burada geçen ortak vurgular; İslam dünyasında başka bir prototipi olmadığı ve dünya eğitim tarihinde tek örnek olduğu üzerine yoğunlaşmaktadır. (Akkutay, 1984: 34,64)

Enderun eğitim sistemi ile ilgili yapılan bütün değerlendirmelerde ve vurgularda (Enç, 1979/ Akkutay, 1984 / Akyüz, 1993 / Ergin, 1977 / Baykal, 1953 / Tekeli-İlkin, 1999 / Baltacı, 1976, Parmaksızoğlu, 1968 / İpşirli, 1993 / Eryılmaz, 2002, vd.) hep onun orijinal yanları öne çıkarılmaktadır. Bunlar; öğrenci seçimi, devşirme sistemi, alt yapı teşkil eden saray okulları, eleme ve elenenlerin başka hizmetlerde kullanımı, yeteneklerin tespiti ve bu doğrultuda eğitim, eğitimin aşamaları, teori ve uygulamanın birliği/bütünlüğü, adabı muaşeret, Mektepten yetişen örnek kişiler, görevleri ve dünyanın ilk ‘kamu yönetimi okulu’ (Eryılmaz, 2002: 20) olmasıdır.

Geniş bir aday tabanından aşama aşama en yeteneklilerini seçmek sureti ile üst düzey devlet hizmetlerini yürütebilecek niteliklerle donatmak, özellikle yetki ve sorumlulukların yetenekten çok soyluluğa göre dağıtıldığı dönemdeki batı ülkelerinden çok farklı bir tutum ve uygulama idi. (Enç, 1979:291)

Bütün bunlar Enderun Mektebinin özgün bir eğitim icra ettiğini ve dönemini aşan bir sistem ortaya koyduğunu göstermekte, dolayısıyla eğitimde özgün bir gelenek inşa ettiği anlamına gelmektedir.

Bütün bu ifadeler şüphesiz ki mektebe ilişkin eleştirilerin olmadığı anlamına gelmiyor. Ancak mektebe yönelik eleştiriler, uygulanan eğitim sisteminden ve bunun sonucunda elde edilen başarıdan daha çok eğitilen bireyler ve onların etnik kökenine ve getirildikleri bürokratik mevkilere ilişkin yapılmaktadır (Türkdoğan, 2000:32-37). Bu çalışma, kendini bu tür tartışmaların dışında tutmakta ve Enderun’da uygulanan eğitim sistemine ve bugünün Türkiye’sinde karşılığının olabilmesi konusuna odaklanarak kendini sınırlamaktadır.


2.1. Enderun’u Ortaya Çıkaran Koşullar

Bu çalışmada Enderun Mektebinin kuruluşu, onu ortaya çıkaran toplumsal/siyasal koşullar, öğrenci seçimi ve eğitim aşamaları kısaca ortaya konulmaktadır. Bundan amaçlanan ise; tarihin bir döneminde uygulanan Enderun Eğitim sistemine ilişkin bugüne taşınabilecek özellikleri belirleyebilmek ve tartışabilmektir.

Her kurum için teorik olarak bilinen ve kabul edilenin; onun ortaya çıkabilmesinin sosyal, siyasal ve iktisadi talepleri karşılayarak bu yönde bir fonksiyon icra etmesi olduğu bilinmektedir. Osmanlı Devletini yöneten siyasal gücün, Osmanlı tebasını oluşturan sosyal kesimlerin devleti yönetmede olumsuz etkilenmelerini önlemek, her açıdan iktidara bağlı, iyi yetiştirilmiş bireylere gereksinim duyduğu aşikârdır. Timur’un ‘kullardan yaratılan Saray aristokrasisi’ olarak isimlendirdiği (Timur, 1994: 107) Saray (devlet) çalışanlarının yetiştiği kurum Enderun idi. Yine benzer bir gerekçe; kul sistemine dayanan Enderun’un padişahın devlet gücünü yalnızca kendisine mutlak surette bağlı, sadık, (Akkutay, 1984: 126,158) minnet duyguları ile dolu, aynı zamanda çok iyi yetişmiş yetenekli kişilere teslim etme düşüncesinin (Parmaksızoğlu, 1968:194 / Akyüz, 1994:71) varlığıdır. Bu düşüncenin varlığı, aynı zamanda Enderun’un Osmanlı Devletinin yönetim pratiği ile yakından ilişkili olmasından (Tekeli, İlkin, 1999: 21) kaynaklanmaktadır. Bu nedenledir ki Enderun mektebi dönemin koşulları içerisinde bir kamu yönetimi okulu olarak görülmektedir. (Eryılmaz, 2002:20). Dolayısıyla Osmanlı Devleti, gelişme ve genişlemesinde gereksinim duyacağı elit yöneticileri her açıdan ve bizatihi kendi taleplerine uyacak şekilde üretmek amacıyla kendinden önceki devletlerin de deneyimlerinden yararlanarak bir özel eğitim sistemi ve kurumu ortaya çıkarmıştır.
2.2. Kuruluşu

Enderun Mektebinin kuruluş tarihi ile ilgili farklı görüşler bulunmasına karşılık ağırlık kazanan görüşün 2. Murat tarafından kurulduğu, fakat asıl gelişmesini Fatih Sultan Mehmed zamanında gösterdiği anlaşılmaktadır. (Akkutay, 1984: 26 / Parmaksızoğlu, 1968: 194/ İpşirli, 1993:185/ Baltacı, 1976:17) Fatih Sultan Mehmed’in, ilmin bütün şubelerinden yararlanılmasını ve memleketin en ileri gelen müderrislerinden istifade edilmesini istemesi (Baykal, 1953: 48) mektebin hem niteliğe ilişkin çerçevesini hem de en üst düzeyde destek ve motivasyonunu göstermektedir. Onun döneminde Enderun Mektebi yalnız bir devşirme kurumu olmaktan çıkarak mektebe asıl özelliğini kazandıran mülki ve idari kadronun eğitimine/yetiştirilmesine yönelmiştir. Mektep, gelişmesini 2. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında da devam ettirmiştir.


2.3. Amacı

Osmanlı hükümdarlarının Enderun eğitiminden temel hedefi; devlette ileri hizmetler için kabiliyetli gençleri keşfetmek ve bu doğrultuda teorik ve uygulamalı şekilde eğiterek onlardan yararlanmaktır. (Akkutay, 1984: 63) Yani devletin kudretini muhafazaya kabiliyetli bir sınıf yetiştirmektir. (Baltacı, 1976:17) Çoğunlukla kullanılan devşirme usulü ile; Sultana herşeyi ile sadık bir kesim meydana getirilerek onların yetenekleri doğrultusunda eğitilmesi ve böylece saray/devlet işlerinin rastlantılara bağlı olarak değil Enderun eğitimi ile yetişmiş (Timur, 1994: 115) kabiliyetli kişiler tarafından görülmesi planlanmaktadır. Diğer bir deyişle; Osmanlı merkez ve taşra bürokrasisine gerekli insan gücü kaynağını oluşturmak (İpşirli, 1993: 185) amaçlanmıştır. Bundan dolayı Enderun’u Osmanlı Devletinin ihtiyaç duyduğu yöneticilerin yetiştirilmesi amacıyla açılan dünyadaki ilk kamu yönetimi okulu olarak görülmektedir. (Eryılmaz, 2002 :20) Bunu yaparken de ırk veya kan bağı yerine kültür ve disiplin temel prensip olarak benimsenmiştir. (İpşirli, 1993: 186)

Mektebin öğrenci seçimine ilk kaynak teşkil eden acemi oğlanların teşkili; Pençik oğlanları denilen savaşta esir alınan Hristiyan çocuklarının beşte birine tekabül edenden çok, Anadolu ve Rumelideki Hristiyan tebasının çocuklarından oğlan devşirme sureti ile olmaktaydı. Devşirme; bir çok ayrıntıyı gözeten ve aynı zamanda olası olumsuzlukları önlemeye yönelik Devşirme Kanunu (Akkutay, 1984: 38-41) ile icra edilen önemli bir usuldü. Aynı zamanda Enderun sisteminin bir parçası idi.

Acemi oğlanlar, Enderun Mektebinin birer talebe hazırlayıcısı hükmündedir. (Ergin, 1977: 12) Seçilen acemi oğlanlar, önce Türk adet ve ananelerini öğrenmeleri amacıyla Anadolu’daki Türk ailelerinin yanına gönderilirdi. Bir müddet sonra tekrar toplanan acemi oğlanlar, sıkı bir eğitimden geçirilirdi. Buralardan Enderun Mektebine alınan gençlere iç oğlanlar denirdi. İç oğlanlar Enderuna hazırlık olarak düşünülen saray mektepleri olan; Galata Sarayı, Edirne Sarayı, İbrahim Paşa Sarayı ve İskender Çelebi Sarayı’na (Akkutay, 1984:71) alınarak eğitime tabi tutulurdu. Buradan ise çok titiz bir eğitim ve seçimle Enderun-i Hümayuna alınan öğrenciler (iç oğlanlar) burada yetenekleri ve başarıları doğrultusunda farklı odalara dağıtılırlardı.

Enderun Eğitim Sisteminin ürettiği yönetici tipi; Osmanlı Devlet felsefesine inanan, her açıdan iyi yetiştirilmiş, elde ettiği herşeyi ve bütün imkanlarını padişahtan / devletten bilen, dolayısıyla ona son derece sadakatle bağlı bir kişiliktir. Osmanlı Padişahları, ürettikleri ve seçkin hale getirdikleri bu bireylerle dönemin koşulları içerisinde son derece ileri sayılabilecek bir şekilde devlet/kamu hizmetlerini yürütmüşlerdir. Bu çerçevede Enderun sisteminin temel amacı; elit potansiyeli tespit edip eğitmek ve devlet hizmetinde onlardan yararlanmaktı. Bu doğrultuda hünkâra ait ne vazife varsa Enderunlular görürdü (Ergin, 1977:14). Diğer bir deyişle sarayın işlerini görecek bütün kişiler buradan yetişirdi. Ergin’in ifadesiyle; ‘sarayın mimarını, nakkaşını, ressamını, hattatını, katibini, imamını, müezzinini, müneccimini, müverrihini, şairini, alimini, silahşörünü, hanendesini, sazendesini, nüktedanını, soytarısını, Enderun yetiştirirdi.’ (Ergin, 1977:16)

Bu kadar geniş bir yelpazede fonksiyon icra etmek, şüphesiz ki yetenekler ve ihtiyaçların örtüşmesini sağlamak ve bunların başarılı bir şekilde eğitime tabi tutulması ve koordinasyonu ile mümkün olabilir.


2.4. Eğitim Aşamaları

Enderun Mektebinin ayırt edici özelliği, bireyin yeteneklerine değer verip onları en iyi biçimde geliştirme yoluna gitmesidir. Bu çerçevede devşirilen acemi oğlanlardan başlayarak mektebin en ileri aşaması ve elit kısmı kabul edilen (Akkutay,1984:104) Has Odaya varıncaya kadar arada geçen bütün aşamalarda kabiliyetler ve bunların icrası doğrultusunda eleme yapılırdı. Ancak bir üst aşamaya geçemeyenler dışarıda bırakılmaz, çıkma adıyla ayrılarak çeşitli görevlere yönlendirilir yani kendi yetenek ve becerileri doğrultusunda değerlendirilirdi. Çıkma kanununun diğer bir uygulama biçimi ise; Enderun-i Hümayun’da başarı gösterenlerin sarayda ihtiyaç duyulan çeşitli üst düzey memuriyetlere geçmeleridir. Bunlar; vezir-i azamlık, kaptanpaşalık, yeniçeri ağalığı, eyalet valilikleri ve sancak beylikleri (Ergin, 1977:17) türünden görevlerdir.



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   37


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə