ÜSTÜn yetenekli Çocuklar biLDİRİler kitabi



Yüklə 2,17 Mb.
səhifə36/37
tarix20.09.2017
ölçüsü2,17 Mb.
1   ...   29   30   31   32   33   34   35   36   37

Beyin fırtınasına ilişkin verilerin değerlendirilmesinde Özden(2003:177-178)’de belirtilen kriterler göz önünde bulundurulmuştur. Bunlar:
• Akıcılık • Sentez-Değerlendirme

• Esneklik • Dönüştürme

• Orjinallik (Özgünlük) • Sınırları aşma

• Açımlama • Sezgi-Tahmin

• Sorunları tanımlayabilmek • Konsantre olma

• Sorunlara karşı duyarlılık • Mantıksal düşünme

• İmgeleme • Sıra dışı bağlantılar kurma

• Çocuk gibi olmak • Spontanlık

• Analojik düşünme • Belirsizliklerden korkmama

• Analiz • Özerklik


Buna göre sınıfta yapılan beyin fırtınasında her açık uçlu sorunun ardından yukarıdaki kriterler göz önünde bulundurularak sınıf ortamındaki ve bireysel görüşmelerin yapıldığı öğrencilerdeki yaratıcılık özellikleri irdelenmiştir. Daha sonra her soru ve görüşme için elde edilen sonuçlar soruların ilgi çekiciliği, seviyesi gibi özellikleri açısından birbirleriyle karşılaştırılmıştır.
BULGULAR

Çalışmada sınıfça yapılan beyin fırtınasında 7 adet açık uçlu soru öğrencilere yöneltilmiş; ancak bu bildiride 4 soruya ilişkin elde edilen bulgular ele alınmıştır. İlgili sorulara yönelik değerlendirme aşağıdaki gibidir:


Sınıftaki Beyin Fırtınasından Elde Edilen Bulgular:

1. Soru: Bulutsuz bir geceden sonra, otların üzerinde çiy damlaları görülür. Su nereden gelmiştir?

Bu soruya öğrenciler tarafından altı farklı tahminde bulunulmuştur. Bunlar,

– Sisten olabileceği,

– Topraktan gelebileceği,

– Günlük sıcaklık farkından kaynaklandığı,

– Nemden dolayı olduğu,

– Çiy damlalarının aslında yağmur damlaları olduğu ve

– Bitkinin kendisinin salgılayabileceğidir.

28 öğrencinin bulunduğu sınıfta ancak altısı tartışmaya aktif olarak katılmış ve yukarıda sözü edilen cevapları vermişlerdir. Çiy damlalarının sisten kaynaklandığını ifade eden öğrenci ile nemden kaynaklandığını iddia eden öğrenciler sisin veya nemin bu olayda nasıl bir etkisinin olabileceği hususunda bir açıklama getirmemişlerdir. Çiy damlasının topraktan gelebileceğini ifade eden öğrenciye “topraktan nasıl gelmiş olabileceği” sorusu yöneltilmiş, öğrenci bu soruya şu şekilde bir açıklama getirmiştir:

“Eğer daha önceden yağmur yağmışsa oradaki yani topraktaki sular çimlerin üzerine terleme olarak meydana çıkmıştır.”

Çiy damlalarının oluşmasını mevsimsel özelliklere bağlayan öğrenci ise bu düşüncesini şu şekilde açıklamıştır:

“Mevsim gece soğuk olduğu zaman otların üzerinde bir soğuk hava tabakası oluşabilir. Sabah hava ısındığında hava orada ısınıp su damlalarına dönüşebilir.”

Bu verilen cevaplar doğru temellere dayanmasa da öğrencilerin imajinasyon ile fikri süsleme, geliştirme olarak isimlendirilen “açımlama”ve farklı perspektiflerden bakma yeteneği olarak nitelendirilen “esneklik”gibi yaratıcılık özelliklerine sahip oldukları söylenebilir. Tüm verilen cevaplar incelendiğinde ise“çiy damlalarını bitkinin soğuk havalarda salgıladığı bir salgı olduğu”düşüncesinin en “orijinal” olduğu düşünülmektedir.


2. Soru: Çok soğuk bir sabahta nefesimiz içinde görülen duman nedir? İnsanlar soğuk bir günde dışarı çıktıkları zaman giysilerine ve saçlarına ne olur?

Bu soru sınıfa yöneltildiğinde ilk söz alan öğrenci;

“İnsanlar solunum yaptıkları zaman oksijen alıp karbondioksit verirler. CO2 sıcak olarak dışarıya çıktığı için hava da soğuksa buhar yapabilir.”

Cevabını vermiştir. Aynı öğrenciye yazın bunun görülüp görülmediği sorulduğunda ise;

“Yazın görülmez. Çünkü yazın havalar bu kadar soğuk olmaz.” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Ancak neden dumanın oluştuğuna dair net bir şey söyleyememiş olmasına rağmen, öğrencinin bu cevapları sınıftaki diğer öğrencilerce hemen kabul görmüş ve beyin fırtınası tıkanmıştır. Bu öğrencinin ardından cevap alan diğer öğrenciler de bu cevap etrafında yoğunlaşmışlardır. Bunun üzerine araştırmacı dumanın oluşmasında gerçekleşen olayın ne olduğuna ilişkin soru yöneltmiş ve öğrencilerden

– Nefesimiz dışarıdaki soğuk havaya hemen uyum sağlayamıyor.

– Orada soğukla sıcağın yoğunlaşması yaşanır.

– Sıcak hava soğuk havayla karşılaştığı zaman etkileşim olur. Biri soğumaya diğeri ısınmaya çalışır. Bunun sonucunda duman oluşur.

şeklinde cevaplar gelmiştir. Cevaplardan da görüldüğü gibi öğrenciler yoğunlaşma kavramına sahiptirler. Ancak bilimsel bir açıklamada bulunamamaktadırlar. Burada ortaya çıkan düşünceler öğrencilerin yoğunlaşma kavramına ilişkin kendi yapılandırılmış bilgileridir ve bu anlamda değerli kabul edilmelidir. Ancak öğrencilerin mantıksal temellere dayalı olarak bir fikri detaylandırabilme özelliği olan “açımlama” konusunda yetersiz kaldıkları söylenebilir.
Öğrencilerden bu olaya benzer örnekler vererek analoji yapmaları istendiğinde ise öğrenciler;

– Camların buğulanması,

– Giysilerin ıslak olduğu zaman soba üstüne koyulduğunda duman çıkması,

– Bulutlarda yağmurun oluşumu dönüştürmelerini yapmışlardır. Her ne kadar

öğrenciler sebebini mantıksal çıkarımlarla açıklayamasalar da konuyla ilgili günlük hayattan örnekler verebilmişler ve başka durumlara uyarlama yaratıcı özelliği olan “analojik düşünme” yapabilmişlerdir.
3. Soru: Dünyayı bir uzay gemisi olarak düşünelim. Dünyanın yakıt ve mineral miktarı sonsuz mudur? Dünyanın hareketini tartışalım. Bu gemi nasıl çalışıyor?

Öğrenciler başlangıçta bu soruyu tuhaf bulmuşlar ve kendi aralarında gülüşmüşlerdir ki; bu durum araştırmada çok önemli bir detay teşkil etmektedir. O da öğrencilerin sürekli basmakalıp sorularla karşı karşıya kalmalarından dolayı hayal güçlerinin yozlaşması ve bunun sonucu olarak da hayal güçlerini kullanmalarını gerektirecek durumları sıra dışı ve komik bulmalarıdır. Öyle ki dünyayı çalışan bir makine olarak düşünüp özdeşim kurmakta zorluk çekmişlerdir. Fakat araştırmacı onlara zaman tanıyıp istedikleri her şeyi söylemekte özgür olduklarını söyledikten ve “Bu makineyi neler çalıştırıyor?” şeklinde soruyu tekrarladıktan sonra öğrencilerinden “su, güneş, bitkiler, hava, toprak, yağmur, denizler, kaplıcalar, insan, hayvan, yer altı kaynakları...vb.” şeklinde cevaplar gelmiştir. Öğrenciler dünyanın varlığını sürdüren kaynakları hep bir ağızdan tekrarladıktan sonra konuyla ilgili yorum yapmak için birbirleriyle yarışmış, sınıftaki her bir öğrenci parmak kaldırarak söz istemiştir. Aşağıda öğrencilerin yorumlarından örnekler yer almaktadır:

“Dünyayı çalışan bir makine olarak düşünürsek burada çalışan bütün aletler birbiriyle etkileşim içinde. Örneğin çevremizdeki bitkiler fotosentez yapar. İnsanlar da oksijen alarak besin karşılarlar.”

“Örneğin ağaçlar kesildiğinde bu durumda biz oksijensiz kalabiliriz. Bu durumda topraklar da verimsiz olur.”

“Her şey birbiriyle denge içindedir. Bir şey eksik olursa denge de bozulur. Ekosistem bozulur.”

“Hocam bence dünyanın yakıt ve mineral kaynakları sonsuz değildir. Örneğin, bitki atıklarının yok olması sonucunda örneğin yer altındaki linyit sağlanmayabilir.”

Yukarıda örnek olarak verilen benzer bir çok açıklamadan sonra öğrenciler, dünyanın sağlıklı bir şekilde düzenini sürdürmesi ve dengenin korunması için, yaratıcılık özelliklerinden olup değerlendirme kriterleri arasında yer alan “sorunlara karşı duyarlılık” göstermişler ve dünyamızın yok olmaması için neler yapılması gerektiği konusunda yeni bir tartışma başlatmışlardır.
4. Soru: Eğer dünyanın nüfusu hiç durmadan aşırı miktarda artarsa, insanların gelecekte nasıl besleneceklerini ve nasıl bir hayat sürebileceklerini tartışalım. Bu durumda insanlar mutlu olabilirler mi? Nasıl?

Sınıfta yapılan beyin fırtınasının öğrenciler tarafından en dikkat çekici, en fazla sayıda ve farklı yaklaşımlarla cevap verilen açık uçlu sorusu bu soru olmuştur. Öğrenciler bu soruda verdikleri cevaplarla “akıcılık, açımlama, esneklik, orjinallik, sorunları tanımlama ve sorunlara karşı duyarlılık, imgeleme, sezgi, analiz-sentez-değerlendirme, tahmin, mantıksal düşünme özerklik ve sıra dışı bağlantılar kurma” yaratıcılık özelliklerinin çoğunu göstermişlerdir. Öğrencilerin bu soruyla ilgili düşünceleri aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir:

– Temel ihtiyaçlar

– Üretim-tüketim

– Doğal kaynaklar

Çevre kirliliği

– Yerleşim

– Etik değerler

– Eğitim

Öğrenciler başlangıçta herkesin aklına gelebilecek temel ihtiyaçları karşılamaya, üretim-tüketim dengesine ve doğal kaynakların insan hayatındaki önemine yönelik düşüncelerini öncelikli olarak ortaya koymuşlardır ve bu konuyla ilgili “Besin maddeleri yetersiz kalır insanlara”, “Nüfus artarsa tüketim de artar. Bu nedenle de insanlar besin bulamazlar ve mutlu olamazlar. Aç kalırlar.”, “Nüfus artışı fazla olursa doğal kaynaklar tükenebilir. Örneğin topraktan çıkan madenler azalabilir. Besinler. Su azalabilir.”, “Ormanlar azaldığından oksijen azalır.”şeklinde görüş bildirmişlerdir. Daha sonra araştırmacı sürekli “Başka neler düşünüyorsunuz? Herkes fikrini söyleyebilir.” şeklinde onları yüreklendirerek başka fikirlerin de ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bunun üzerine öğrencilerin açıklamaları çevre, etik değerler, eğitim, çarpık kentleşme gibi alanlara yönelerek aşağıdaki tartışma ortamı doğmuştur:

“............

Nüfus artarsa dünyamız giderek yok olur. Ormanlar ağaçlar daha çok kesilir.

Günümüzdeki insanlar bazı hayvanların neslinin tükenmesine neden oluyor. Eğer nüfus çoğalırsa bir çok hayvanın neslinin tükenmesine neden olurlar. Bu da doğanın dengesinin otomatikman bozulmasına neden olacaktır.

Başka?


Çeşitli nüfus ayrılıkları çıkabilir. Yani insanlar arasında ayrılıklar olur. Bazı insanlar üst seviyede bazı insanlar alt seviyede olur. Okumamış olur. Herkes eğitim imkanı bulamaz.

Anne ve babalar 1-2 çocuk yerine 5-10 çocuk doğurduklarında topluma yararlı insan yetiştiremeyebilirler. Bütün evlatlarına doğru bir eğitim veremeyeceklerinden.

Eğer çok artarsa nüfus artışı hırsızlıklar daha çok olur.

İşsizlik başlar.

Evler çok yapılır. Sıkışıklık olur.

Çarpık yerleşme artar.

Kargaşa ortamı artar.

Çevre kirliliği artar.

İnsan hakları ihlal edilir.

Güçlü insan güçsüz insanları ezer.

Başka?

Eski dönemlere döneriz. Eskiden insanlar yer için savaşıyorlardı. Eğer nüfus artarsa insanlar kendilerine yer arayacaklardır. O yüzden savaşlar çıkar.



İnsanlar arasında sevgi saygı ortamı değil de besin arama ortamı doğar.

Dünya küçülür.

Tarikatlar oluşur.

Tarihi güzelliklerimiz yok olabilir.

...........”

Bu soruyla ilgili orijinal olduğu düşünülen ve sadece birer öğrencinin değindiği bir takım cevaplar da olmuştur. Bu cevaplardan birinde öğrenci nüfus artışının çok olmasıyla ölüm oranının da artacağından ve mezarlıkların tüm yaşama alanını kaplayacağı için insanlara yer kalmayacağından; bir diğeri insanların temel ihtiyaçları peşine düştükleri için teknolojide gelişme değil aksine gerileme olacağından, insanların teknoloji ile uğraşmayacaklarından söz ederken, bir başka öğrenci ise çeşitli beyinler ortaya çıkacağından yeni buluşlar olacağını ifade etmiştir.


Bireysel Görüşmelerden Elde Edilen Bulgular:

Bireysel görüşmeler sınıftan seçilen 5 öğrenci ile yapılmıştır. Bir öğrenciyle olan görüşme ortalama olarak 20-30 dakika sürmüştür. Bu kısımda sınıfta yapılan beyin fırtınası uygulamasında sorulan soruların yanı sıra farklı beyin fırtınası soruları da yöneltilmiş ve öğrencilerin bu sorulara verdikleri cevaplar irdelenmiştir. Bu arada öğrencilerin beyin fırtınası uygulaması hakkındaki düşünceleri de alınmıştır. Bu çalışmada öğrencilerle yapılan bireysel görüşmelerin ayrı ayrı değerlendirilmesi çok yer tutacağından genel olarak değerlendirme yapılmıştır.

Sınıfta yapılan beyin fırtınasındaki birinci soru hakkında görüşme yapılan öğrencilerin düşünceleri irdelendiğinde; bir öğrencinin soruya sınıfta cevap veremediğini ifade ettikten sonra araştırmacının “Peki bu soruyu düşündün mü?” demesinin ardından “Düşündüm. Ama tam bir cevap bulamadım. Sadece tahmin söyleyeceğim.” şeklinde bir ifadede bulunması ilgi çekicidir. Bu cevap öğrencinin kendisine yöneltilen sorulara tam ve doğru bir cevap vermesi gerektiği inancı sebebiyle tahminlerini dile getirmekten çekindiğini düşündürmektedir. Öğrenci “Tahminlerini de söyleyebilirsin. Önemli olan sorunun üzerinde düşünmüş olman. Doğru cevap vermiş olman değil” şeklinde yüreklendirildiğinde ise “Sonuçta geceleyin gündüze göre havalar daha soğuk olur. Bu nedenle oluşan bu soğuk hava tabakası daha sonra tekrar yoğunlaşarak suya dönüşmüş olabilir.” şeklinde bir cevap vermiştir.

Söz konusu soruya diğer dört öğrencinin hepsinin açıklaması aynı doğrultuda olmuştur. Yani öğrenciler bu sorunun bilimsel bir cevabının olduğuna inanmaları sebebiyle açıklama yapmaktan çekinmişlerdir. Bu onların daha önceden getirdikleri bilgilerinden de kaynaklanıyor olabilir. Öğrencilere görüşmelerde daha önce böyle bir konuyla karşılaşıp karşılaşmadıkları sorulduğunda, daha önceden bilgilendiklerini ama cevabını hatırlayamadıklarını ifade etmişlerdir. Sorunun cevabını tam olarak hatırlayamadıkları için de yanlış yapacakları korkusuyla cevap vermekten çekinmişlerdir. Ancak 2. soru için devam eden bu durum 3. ve 4. sorularda değişmiş, öğrenciler adeta bu sorularda susmak istememişlerdir. Aynı zamanda bu sorularda sınıfta yapılan beyin fırtınası sonunda ortaya çıkan düşüncelerin de etkisiyle öğrencilerin verdikleri cevaplarda daha fazla esneklik ve açımlama görülmüştür. Bunun üzerine öğrencilere daha rahat cevap verecekleri, özgürce istediklerini söyleyebilecekleri sorular yöneltilmiştir. Öğrenciler başlangıçta soruları garip bularak gülümsemişler ve “bilmem ki/hiç düşünmemiştim/olur mu ki?” gibi tepkiler vermişlerdir. Daha sonra araştırmacının “Neden olmasın. Bir düşünün bakalım.” şeklindeki telkinleriyle, ilgi çekici ve yaratıcı cevaplar gelmiştir. Örneğin; “İnsanların kanadı olsaydı ne olurdu?” sorusuna öğrenciler:


“Ne bileyim gökyüzünde insanlar olurdu mesela. Güzel olurdu. Çok güzel olurdu. Bir insan bir yerden bir yere gitmek istediğinde yürümek yerine uçarak gidebilirdi. Böylece daha çabuk gidebilirdi. Hiçbir taşıt olmazdı. Çevre kirliliği de azalırdı.”

“Özlem olmazdı. Özlem duygusu olmazdı. Kimse birbirini özlemezdi. Hemen gidip görebilirdi. Telefon olmayabilirdi. Teknolojiye pek de fazla gerek olmazdı. Gelişmezdi.”

“Ben mesela uçabilseydim neler yapardım çok yükseklere çıkıp İstanbul’u izlerdim. Şu anda imkanlar elvermediği için gitmek istediğim pek çok yer var. Değişik yerlere gitmeyi çok istiyorum. Değişik insanlarla tanışmayı, kendimi geliştirmeyi. Bu sebeple değişik farklı yerlere giderdim herhalde. Benim özgürlüğüm için bana çok yararlı olurdu. Ülkeden ülkeye giderken vize pasaport istemeyeceklerdi. Kaçarak giderdim.”

“Yerde insan kalmazdı ki herkes uçmak isterdi. Kanadımız olsaydı ellerimiz olmasaydı yemek yiyemezdik. Ellerimizle yapacağımız bir çok işi yapamazdık. Yazı yazamazdık. Okula gidemezdik. Ağzımızla yemek yerdik.”


Aynı şekilde “Kuşlar konuşsa ne olurdu?, Çiçekler yürüse ne olurdu?, Nabzının hızını ölçen bir alet yapabilir misin?, Kendinden iki kat büyük bir cismi kaldırabilir misin?...” gibi sorulara öğrencilerden orijinal, sezgi ve tahminlerini kullanabilecekleri yaratıcılık özelliklerini ortaya koyucu bir çok cevap alınmıştır.

Bu kısımda öğrencilere yaptığımız çalışma hakkında ne düşündükleri sorulduğunda; bir öğrenci soruların çok ilgi çekici ve düşündürücü olduğunu, ancak cevap vermekten çekindiğini ifade etmiştir. Bir diğer öğrenciye ise bu bireysel görüşmede de beyin fırtınası yapılacağı, sorular yöneltileceği söylendiğinde “Soruları çok beğendim. Sorabilirsiniz.” şeklinde gönüllülük göstermiştir. Görüşme yapılan 5 öğrenciden biri ise resim çizmeyi çok sevdiğini sorulan bazı sorularla ilgili resim çizebileceğini dile getirmiş ve gönüllü olarak bu çalışmayı üstlenmiştir. Yine diğer öğrenciler de“Dünyayı bir uzay gemisi olarak düşünelim. Dünyanın yakıt ve mineral miktarı sonsuz mudur? Dünyanın hareketini tartışalım. Bu gemi nasıl çalışıyor?” ve “Eğer dünyanın nüfusu hiç durmadan aşırı miktarda artarsa, insanların gelecekte nasıl besleneceklerini ve nasıl bir hayat sürebileceklerini tartışalım. Bu durumda insanlar mutlu olabilirler mi? Nasıl?” sorularıyla ilgili kompozisyon yazabileceğini dile getirmişler ve iki öğrenci bu konularda gönüllü olarak üstlendikleri görevlerini yerine getirerek uygulamadan sonra çalışmalarını teslim etmişlerdir.


TARTIŞMA VE ÖNERİLER

Beyin fırtınası tartışma kayıtlarından elde edilen bulgulara göre, öğrencilerin başlangıçta tutuk oldukları; ancak giderek tartışmalara daha çok katıldıkları ve orijinal fikirler üretmeye başladıkları görülmüştür. Öğrencilerin tutukluk yaşamalarının sebebinin onları şu ana getiren eğitim anlayışı olduğu düşünülmektedir. Onlarla yapılan görüşmelerde de üretecekleri düşüncenin yanlış veya komik olacağı kaygısını taşıdıklarını ifade etmişlerdir. Bu bulgu öğretmenlerin, bir sorunun/problem durumunun sadece olası tek bir çözümü olabileceği analitik düşüncesinin hakim olduğu eğitim-öğretim ortamından uzaklaşmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Çünkü bu şekilde mutlaka olası tek çözümü bulmaları gerektiği, aksi takdirde gülünç duruma düşecekleri düşüncesiyle öğrencilerin kendilerini ifade edemeyen insanlar olarak yetişeceği düşünülmektedir. Beyin fırtınasının doğru uygulandığı sürece öğrencileri yüreklendireceği, onların düşünce sistemini geliştireceği, her şeyden önemlisi yaratıcılıklarını ortaya çıkarabilecekleri ortamlar doğuracağı görülmüştür. Bu noktada öğretmenlere büyük iş düşmektedir. Beyin fırtınası sırasında öğrencilerden alınan cevaplar ne olursa olsun onları yüreklendirmelidir.

Beyin fırtınası ile tartışma ortamı sağlandığından, öğrenciler birbirlerinin düşüncelerine saygı duymayı öğrenirler, sosyal yanları gelişir. Bu çalışmada da öğrencilerin birbirlerine karşı genelde saygılı oldukları gözlenmiştir. Ancak bazen arkadaşlarının düşüncesi kendilerine garip geldiğinde, sınıfta kendi aralarında bir konuşma ortamı doğmuştur. Bu durumda araştırmacı sınıfa müdahale ederek herkesin fikrine saygı duyulması konusunda öğrencileri uyarmıştır. Beyin fırtınası ile öğrencilerin birbirleriyle tartışmayı öğrenecekleri ortadadır. Bu çalışmadan çıkarılan bir sonuç da beyin fırtınasının öğrencileri araştırmaya yönlendireceğidir. Çalışmanın sonunda öğrencilerden toplanan yazılı dokümanlar incelendiğinde, öğrencilerin yapılan uygulamanın ardından ilgili konuya yönelik araştırma yaptıkları da görülmüştür.

Araştırmadan elde edilen bulguların ışığında aşağıdaki öneriler getirilmiştir:

– Öğrenciler beyin fırtınası sırasında yeni fikirler üretirler. Bu nedenle derslerde beyin fırtınasına yer verilmelidir. Fen bilgisi dersi konuları itibariyle beyin fırtınası yapmaya çok açık bir derstir.

– Beyin fırtınası herhangi bir soruyla yapılabilecek basit bir teknik olarak görülmemelidir. Beyin fırtınasında kullanılacak malzemeler (soru, problem durumu, resim..vb.) öğrencileri düşünmeye ve yaratıcılıklarını ortaya çıkarmaya yönelik olarak önceden tasarlanmalıdır.

– Ünite başlarında ünitedeki konularla ilgili beyin fırtınası yaptırılması öğrencilerin konuya motive olmalarını sağlar. Aynı zamanda bu yolla öğrencilerin ilgili konu hakkında düşünceleri de ortaya çıkarılmış olur. Böylece öğretmen yapılan beyin fırtınası ile öğrencilerin bilgiyi yapılandırması hakkında fikir sahibi olur ve dersini buna göre yönlendirebilir.

– Öğretmen beyin fırtınası tekniğini bir çok öğretim yöntemiyle birleştirerek kullanabilir. Örneğin, öğretmen sınıfça bir kavram haritası oluştururken kavramları beyin fırtınası ile öğrencilere buldurabilir.


KAYNAKLAR

Cürebal, F., http://yayim.meb.gov.tr/yayimlar/nisan2000/8.htm, Erişim Tarihi: 23.12.03/11:15

Demirel, Ö. (2000), “Planlamadan Uygulamaya Öğretme Sanatı”, PegamA Yayıncılık, Ankara.

Güleryüz, H. (2000), “Eğitim Programlarının Dili ve Yaratıcı Öğrenme”, PegemA Yayıncılık, Ankara.

Hollingsworth, P. M., Hoover, K. H. (1999), “İlköğretimde Öğretim Yöntemleri”, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Yayınları No: 214, Ankara.

Ömeroğlu, E., Turla, A. (2001). “Okul Öncesi Dönemde Yaratıcılık Eğitimi ve Desteklenmesi”. Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2581. Ankara.

Özden, Y.(2003). “ Öğrenme ve Öğretme”. PegemA Yayıncılık. Ankara.

Özer, Z. (1996), “Yaratıcılığa Giden Yolda Beyin Fırtınası”, Tübitak Bilim ve Teknik Aylık Popüler Bilim Dergisi, Sayı:348, Ankara, 50-53.

Rawlinson, J.G.(1995). “Yaratıcı Düşünme ve Beyin Fırtınası”. Çeviren: Osman Değirmen. Rota Yayın Yapım. İstanbul .

Sanyel, D. “Sınır Tanımayan Güç: Yaratıcılık”.

Senemoğlu, N.”Yaratıcılık ve Öğretmen Nitelikleri”, http:// bef.sdu.edu.tr/hocalar/dekanlik/nuray_senemoglu/Makaleler/yaratici.htm, Erişim Tarihi: 24. 12. 2003/11: 10

Sungur, N.(1997). “Yaratıcı Düşünce”. Evrim Yayınevi. İstanbul.

Şahin, F., Kermen, B. (1998), “Erken Çocukluk Döneminde Çocuklara Çok Yönlü Düşünmeyi Kazandırma İle İlgili Etkinlik Örnekleri”, Yaşadıkça Eğitim, İstanbul, 12-16.

Ünalan, Ş., http://beyingucu.kolayweb.com/bg/bg-A5.htm

Yalın, H., Hedges, L., Özdemir, S. (1996), “Her Yönüyle Öğretmen Olabilme”, Milli Eğitim Basımevi, Ankara.

http://www.biltek.tubitak.gov.tr/dergi/97/subat/yaraticilik.html, Erişim Tarihi: 23.12.03/11:13

http://www.brainstorming.co.uk/tutorials/whatisbrainstorming.html, (erişim tarihi bilinmemektedir).

http://www.ciadvertising.org/studies/student/97_fall/practitioner/osborn/osborn2.htm, (erişim tarihi bilinmemektedir).

http://www.geocities.com/enveryolcu/yaraticilik/kavramlar.html, Erişim Tarihi: 24.12.30/09:53

http://www.kho.edu.tr/yayinlar/btym/yayinlistesi/yayinlar/Yayin2001/247_beyinfirtinai. htm (erişim tarihi bilinmemektedir).

Çoklu Üstün Yeteneklilerde Duygusal, Sosyal, Ahlaki Gelişim ve Yaratıcılık:
Bir Vak’a Çalışması

Nalan YILMAZ*

ÖZET

Bu çalışmada, çok yönlü üstün yetenekleri olan, 7 yaşındaki bir kız çocuğunun yaratıcılık becerileri ile, duygusal, sosyal ve ahlaki boyutlardaki davranışlarına yaratıcılığının yansımaları incelenmiştir. Araştırma, Antalya il merkezinde sürdürülmüştür. Araştırma yöntemi olarak niteliksel, tek vak’a yöntemi temele alınmıştır. Araştırma deseni vak’a çalışmalarında kullanılan üç farklı yöntemin kullanılmasıyla oluşturulmuştur: 1)Klinik vaka çalışması, 2)Gelişimsel vak’a çalışması, 3) Gözlemsel vak’a çalışması. 17 ay süresince incelenen çocuk, 7 zekâ alanında üstün ve farklı becerilere sahip olması ve bunları sürekli sergilemesi yanında, kişiler arası ilişkilerinde ve sorun çözme konusundaki yaratıcı, olumlu, yapıcı özellikleriyle yaşıtlarından, hatta pek çok yetişkinden daha da üstün becerilere sahiptir. Dil gelişimi, matematik, psikomotor, resim, müzik, doğa, sosyal ve benlik alanlarındaki, yaşıtlarına göre çok ileri düzeydeki yeteneklerini kullanımndaki becerileri, bu çocuğun özel durumunun, kendisi için bir sorun olmadığını, tüm bu yeteneklerini kullanarak sağlıklı bir psikososyal ve ahlaki gelişim gösterdiğini ortaya koymaktadır..


GİRİŞ

Terman’ın çalışmaları ile başlayıp günümüzde çoklu zekâ uygulamaları ile devam eden çalışmalar göstermektedir ki, üstün yeteneklilik yalnızca akademik ya da entellektüel alanda farklı olmak değildir. Çok çeşitli alanlarda yetenekli olabilir. Üstün yeteneklilik, bireyin çevresi, fiziksel koşulları ve kişiliği gibi pek çok alanın ortak etkisiyle birlikte ele alınmalıdır.Bu nedenle, zekâ testleri tek başına bir araç olarak kullanılmaktan çıkmış, bireyin psikolojik yapısını etkileyen duygusal, güdüsel, ahlaksal vb. durumlar bir arada ele alınmaya başlanmıştır (Montgomery, 1996).


Üstün Yetenekli Çocukların Belirlenmesi,
Genel Özellikleri ve Yaratıcılık

Üstün yeteneklilik tanımlanırken, zekâ, üstünlük, doğuştan getirilen yetenek ve davranışlardaki beceriler kendi anlamlarını koruyarak, bir arada ele alınmalıdırlar. Renzulli’nin tanımı temele alınarak, üstün yeteneklilik için şöyle denilmektedir: “Üstün yeteneklilik insanların herhangi bir değerli alandaki etkinliklerinde gizilgüçlerini üst düzeyde sergileyebilmesi yeterliliğidir. “Renzulli Çemberi’nde belirtildiği üzere, bu tanım yaratıcılık, ortalama yeteneğin üzerinde olmak ve sorumluluk konusunda üstünlükleri kapsar. Renzulli’ye göre, IQ tek başına yeterli değildir ve bir işte üstün sorumluluk ve ortaya çıkan üründe yenilik ve farklılık içeren bir yaratıcılığı kapsayan nitelikler üstün yetenekliliği belirlemektedir (Freeman, 1985).



Dostları ilə paylaş:
1   ...   29   30   31   32   33   34   35   36   37


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə