Varolmanэn Dayanэlmaz Hafifliрi



Yüklə 1,43 Mb.
səhifə3/23
tarix30.12.2017
ölçüsü1,43 Mb.
növüYazı
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   23

korkuttular ama, salıverildiрi an elinde makinesi gene sokaklardaydı.
Işte bunun için, işgalin onuncu gününde Tereza, "Isviçre'ye

gitmek istemeyişinin nedeni nedir?" diye sorunca şaşırdı Tomas.


"Neden isteyeyim ki?"
"Burada hayatını karartabilirler senin."
"Herkesin hayatını karartabilirler," diye karşılık verdi

Tomas şöyle bir elini sallayarak. "Peki, sen? Sen yurt dışında

yaşayabilir misin?"
"Neden olmasın?"
"Sokaklara çıkıp bu ülke için canını ortaya koydun. Çıkıp

gitmekten sözederken nasıl böyle kayıtsız konuşabiliyorsun?"


"Artık Dubçek geri geldiрine göre, işler deрişti," dedi Tereza.
Doрruydu: Genel heyecan dalgası ilk bir haftayı geçmedi.

Milletvekilleri Rus ordusu tarafından birer suçlu gibi

alınıp götürüldüler. Nerede olduklarını kimse bilmiyordu,

yaşamlarından kaygı duyuluyordu. Ruslara duyulan nefret

halkı alkol gibi sarhoş etmişti. Sarhoş yaşanan bir nefret

karnavalıydı. Çek kentleri, alaylı laflar, dörtlükler, şiirler

ve herkesin cahiller sirki diye suratlarına güldüрü Brejnev'le

askerlerinin karikatürleriyle dolu, elle boyanmış afişlerle

donatılmıştı. Ama hiçbir karnaval sonsuza dek sürüp

gitmez. Bu arada, Ruslar, Çek milletvekillerini Moskova'da

bir uzlaşma anlaşması imzalamaya zorlamışlardı. Dubçek

yanında milletvekilleriyle Prag'a döndüрünde radyodan bir

konuşma yaptı. Altı gün süren alıkonulmadan sonra öylesine

perişan olmuştu ki, zorlukla konuşabiliyordu; kekeledi,

sık sık soluрu tıkanmış gibi oldu; iki cümle arasında uzun

süre duralıyor, bu duralamalar neredeyse otuz saniyeyi buluyordu.


Uzlaşma ülkeyi olabileceklerin en kötüsünden korudu:

Zamanında herkesi dehşete düşürmüş olan ölüm cezalarından

ve kitleler halinde Sibirya'ya sürülmekten... Ama bir şey

gün gibi ortadaydı: Ülke zorbaya boyun eрmek zorunda kalacaktı;

ilelebet kekeleyecek, dili dolaşacak, Dubçek gibi soluрu

tıkanacaktı. Karnaval bitmişti. Gündelik, alelade ıstırap

başlamıştı.
Tereza bütün bunları anlatmıştı Tomas'a, Tomas da biliyordu

söylediklerinin doрru olduрunu. Ama bütün bunların

altında daha başka, daha derin bir gerçeрin, Tereza'nın Prag'dan

ayrılmak isteyişinin asıl nedeninin gizli olduрunu da biliyordu;

Tereza hiç bu kadar mutlu olmamıştı bundan önce.
Prag sokaklarında gezerek Rus askerlerinin fotoрraflarını

çektiрi, tehlikeyle yüzyüze olduрu günler yaşamının en

mutlu günleriydi. Televizyon dizileri gibi uzayıp giden rüyalarının

kesintiye uрradıрı, birkaç mutlu gece geçirdiрi sayılı

günlerdi bunlar. Ruslar tanklarında dengeyi getirmişlerdi

ona, ve artık karnaval bittiрi için geceleri korkuyla bekliyor,

onlardan kaçmak, kurtulmak istiyordu. Bazı koşullarda kendini

güçlü ve doyumlu hissedebileceрini biliyordu artık. Dünyaya

açılmak ve bu koşulları başka yerlerde aramak istiyordu.
"Sabina'nın da Isviçre'ye sıрınmış olması rahatsız etmiyor

mu seni?" diye sordu Tomas.


"Cenevre, Zürih deрil ki," dedi Tereza. "Orada Prag'da olduрundan

çok daha az sorun yaratacak."


Içinde yaşadıрı yeri terk etmek isteyen kişi mutsuz kişidir.

Işte bunun için, Tomas bir suçlu cezasını nasıl kabul

ederse öyle kabul etti Tereza'nın arzusunu ve günün birinde

o, Tereza ve Karenin kendilerini Isviçre'nin en büyük kentinde

buldular.
:::::::::::::::::
13
Tomas oturdukları boş apartman dairesine bir yatak satın

aldı (başta mobilya alacak paraları yoktu henüz) ve yeni bir

yaşama başlayan kırkında bir adamın gözüdönmüşlüрüyle

işine sarıldı.


Birçok kereler Cenevre'ye telefon etti. Bir rastlantı sonucu

Sabina, Rus işgalinden bir hafta sonra orada bir sergi açmıştı

ve minik ülkesine karşı oluşan sevgi dalgası içinde, Cenevre'nin

sanatçılara kol kanat geren takımı bütün resimlerini

satın almışlardı.
"Ruslar saрolsun, artık zengin bir kadınım," demişti telefonda

gülerek. Tomas'ı gelip yeni atölyesini görmeye çaрırmış

ve Prag'daki, bildiрi atölyesinden pek de farklı olmadıрı

konusunda güvence vermişti.


Gidip onu görmekten çok hoşnut kalacaktı Tomas, ama

Tereza'ya yokluрunu haklı gösterecek bir özür bulmaktan

acizdi. Bu yüzden Sabina, Zürih'e geldi. Bir otelde kaldı. Tomas

işten sonra görmeye gitti onu. Önce aşaрıdan, danışmadan

telefonla aradı, sonra yukarı çıktı. Sabina kapıyı açtıрında,

Tomas onu üzerinde bir don ve sutyenden başka bir şey

olmaksızın, o güzel, uzun bacakları üzerinde durur buldu

karşısında. Bir de siyah melon şapka. Hiç sesini çıkarmadan,

kıpırdamadan, olduрu yerde durmuş Tomas'a bakıyordu. Tomas da

aynı biçimde davrandı. Ansızın bu sahnenin kendisine

ne kadar dokunduрunu anladı. Melon şapkayı Sabina'nın

başından çekti aldı ve yataрın kenarındaki komodinin üzerine

koydu. Sonra tek bir söz bile etmeden seviştiler.
Oturduрu apartman dairesine gitmek üzere (eve bu arada

masa, iskemleler, kanepe ve halı gelmişti) otelden çıkarken;

büyük bir mutlulukla, evini sırtında taşıyan bir sümüklüböcek

gibi yaşama biçimini de yanında taşıyıp getirdiрini

geçirdi aklından. Tereza ile Sabina, yaşamının iki kutbuydu;

ayrı ve uyuşmaz, ama eşit derecede çekici.


Ama Tomas'ın yaşamını her zamanki gibi sürdürmeye

yarayacak sistemi bedeninin bir parçası gibi yanında taşıması

gerçeрi Tereza'nın rüya görmeye devam ettiрi anlamına

geliyordu.


Zürih'e geleli daha altı ya da yedi ay olmuştu ki Tomas

eve geç geidiрi bir gece masanın üzerinde onun Prag'a döndüрünü

bildiren bir mektup buldu. Zürih'ten yurt dışında yaşayacak

gücü bulamadıрı için ayrılıyordu. Tomas'ın moralini

düzeltmenin kendisine düştüрünü biliyordu ama, işe neresinden

başlamalı onu bilmiyordu. Yurt dışına gitmekle deрişeceрini

sanma aptallıрını göstermişti. Işgal sırasında görüp

geçirdiklerinden sonra güzel kız olmayı bir yana bırakıp, büyüyeceрini,

olgunlaşıp güçleneceрini sanmıştı ama, kendisini

çok fazla büyütmüştü kendi gözünde. Tomas'a yük, ayak baрı

oluyordu, artık olmayacaktı. Çok geç olmadan gerekIi sonuçlara

varmıştı. Bir de Karenin'i yanında götürdüрü için

özür diliyordu.
Tomas uyku hapı aldı ama, sabaha kadar gözünü kırpmadı.

Allahtan cumartesiydi de evde kalabildi o gün. Yüz ellinci

kere gözden geçirdi durumu; ülkesiyle dışarısını ayıran

sınırlar çoktandır açık deрildi. Yetkililer Tereza'nın ülke dışına

çıkmasına kesinlikIe izin vermezlerdi. Tereza'nın çıktıрı

yolun dönüşü yoktu.


:::::::::::::::::
14
Elinden hiçbir şey gelmeyeceрini anladıрında bir balyoz inmişti

sanki kafasına, ama bu durum bir yandan da, garip biçimde

huzur vericiydi. Hiç kimse onu bir karar almaya zorlamıyordu.

Avlunun karşı tarafındaki evlerin duvarlarına dalıp

giderek Tereza'yla yaşasam mı, yaşamasam mı diye kara

kara düşünme gereрi duymuyordu. Tereza kararı kendisi

vermişti.
Öрle yemeрini bir lokantada yedi. Altüst olmuştu ama

yemeрini yerken, başlangıçta duyduрu sıkıntı hafifleyip gücünü

kaybetti, çok geçmeden geriye bir tek melankoli kaldı.

Tereza'yla birlikte geçirdikleri yıllara dönüp baktıрında

ilişkilerinin varabileceрi en iyi sonucun bu olduрunu hissediyordu.

Bu hikayeyi birisi uydurmuş olsa, böyle bitirirdi mutlaka.


Tereza günün birinde, çaрrılmadan çıkagelmişti. Sonra

gene bir gün aynı biçimde çıkıp gitmişti. Aрır bir bavulla gelmişti.

Aрır bir bavulla gitmişti.
Hesabı ödeyip lokantadan çıktı, sokak sokak yürümeye

başladı, içindeki melankoli gitgide güzelleşiyordu. Yaşamının

yedi yılını Tereza'yla geçirmişti ve şimdi geriye baktıрında

o yılların yaşandıkları zamankinden çok daha güzel olduрunu

görüyordu.
Tereza'ya olan aşkı güzeldi ama yorucuydu da; sürekli

olarak ondan bir şeyleri saklamak, hileye başvurmak, örtbas

etmek, ona rol yapmak, gereрinde cezalandırmak, gereрinde

yatıştırmak, kendi duyguları hakkında hesap vermek, kıskançlıрı,

çektiрi acılar ve rüyaları karşısında savunmaya

geçmek, kendini suçlu hissetmek, mazeretler bulup özürler

dilemek zorunda kalmıştı. Artık yorucu olan ne varsa kaybolup

gitmiş, sadece güzellik kalmıştı geriye.


Cumartesi geldiрinde ilk olarak Zürih'te şöyle rahat rahat

bir gezintiye çıktı, özgürlüрünün başdöndürücü havasını

içine çekti. Her köşebaşında yeni serüvenler gizliydi. Gelecek

yeniden bir bilinmezlikti. Bekarlık yaşamına, bir zamanlar

kendi yazgısı olduрuna inandıрı, olduрu gibi olmasına imkan

tanıyan tek yaşama geri dönüyordu.


Yedi yıl Tereza'nın kölesi olarak yaşamıştı, attıрı tek bir

adım bile onun gözünden kaçmadan. Bileklerine demir gülleler

baрlasa bu kadar olurdu ancak. Birdenbire çok daha hafifledi

adımları. Ayakları yerden kesildi, yükseldi. Parmenides'in

büyülü alanına girmişti; varolmanın o güzelim hafifliрini

tadıyordu.


(Cenevre'deki Sabina'ya telefon etmek mi geldi içinden?

Zürih'te geçirdiрi birkaç ay içinde tanıştıрı kadınlardan birini

aramak mı? Hayır, hem de hiç. Belki de bu kadınlardan

herhangi birinin Tereza'nın anısını dayanılmaz ölçüde iç kanırtıcı

kılacaрını sezmişti.)
:::::::::::::::::
15
Bu garip melankolik büyülenme hali pazar akşamına kadar

sürdü: Tereza zorla giriyordu düşüncelerinin arasına: Tomas

onu orada oturmuş veda mektubunu yazarken gözünün önüne

getiriyordu; ellerinin titrediрini hissediyordu; bir eliyle o

aрır bavuluna yapıştıрını, ötekiyle de Karenin'in tasmasından

çektiрini apaçık görüyordu; anahtarını Prag'daki dairelerinin

kilidinde döndürdüрünü, kapıyı açarken bir soluk gibi

yüzünü yalayan mutlak terk edilmişliрin acısını çektiрini

görebiliyordu.
Melankoli dolu bu iki güzel gün boyunca, merhamet duygusu

(duygu telepatisi denen o bela) tatildeydi. Bir haftalık

çetin çalışmadan sonra pazartesi vardiyası için güç toplamak

isteyen bir madencinin deliksiz pazar uykusuna yatmıştı.


Baktıрı hastaların yerine karşısında Tereza'yı görüyordu

Tomas. Kendi kendine, onu düşünme! diye hatırlatmaya çalışıyordu.

Onu düşünme! Onu düşünme! Merhamet, sevecenlik,

o ortak yaşanan duygu hasta etti beni, diyordu kendi

kendine. Gittiрi iyi oldu, onu hiç görmeyeceрim bir daha, oysa ki

kurtulmam gereken Tereza deрil -o hastalık, Tereza bana

aşılayana kadar baрışık olduрunu sandıрım sevecenlik.
Cumartesi ve pazar günleri, varolmanın tatlı hafifliрinin

geleceрin derinliklerinden yükselip yanına vardıрı duygusu

içindeydi. Pazartesi, benzerini bundan önce hiç tanımadıрı

bir aрırlıkla çarpıldı. Rus tanklarının tonlarca çeliрi bunun

yanında hiç kalırdı. Çünkü sevecenlikten daha aрır bir şey

yoktur dünyada. Kişinin kendi acısı bile, başkasıyla, başkası

için hissettiрi, imgelemle yoрunlaşan ve yüzlerce yankıyla

uzadıkça uzayan bir acı kadar aрır çekmez.


Sevecenliрe boyun eрmemek konusunda uyardı durdu

kendi kendini, sevecenlik ise başı önüne eрik ve görünürde

suçlu bir vicdanla dinledi onu. Haddini bilmezlik ettiрini biliyordu

sevecenlik, ama sessiz sedasız kararlılıрını sürdürdü

ve Tereza'nın gidişinin beşinci gününde Tomas çalıştıрı hastanenin

yöneticisine (Rus işgalinin ertesinde onu her gün

Prag'dan arayan adam) bir an önce geri dönmesi gerektiрini

bildirdi. Utanıyordu. Davranışının adama sorumsuzca, baрışlanmaz

geleceрini biliyordu. Ona derdini dökmeyi, Tereza

hikayesini anlatmayı, Tereza'nın yazıp masanın üzerine bıraktıрı

mektuptan sözetmeyi istiyordu. Ama sonunda hiçbirini

yapmadı. Isviçreli doktorun bakış açısından Tereza'nın

yaptıрı ancak histerik ve tutarsız bir davranış olarak görülebilirdi.

Tomas da hiç kimsenin Tereza hakkında kötü düşünmesine

fırsat vermek istemiyordu.
Doрruyu söylemek gerekirse hastanenin yöneticisi alınmıştı.
Tomas omuzlarını silkti ve "Es muss sein. Es muss sein "

dedi.
Bir anıştırmaydı bu. Beethoven'in son dörtlüsünün son

muvmanı aşaрıdaki iki motif üzerine kuruludur:
Olmalı mı? Olmalı! Olmalı!
Sözcüklerin anlamını iyice açmak için, Beethoven bu

muvmanı, genel olarak 'zor karar' diye çevrilen 'Der schwer

gefasste Entschluss' sözcük dizisiyle başlatır.
Beethoven'e yapılan bu anıştırma gerçekte Tomas'ın Tereza'ya

doрru attıрı ilk adımdı, çünkü ona Beethoven'in

kuartetleriyle sonatlarının plaklarını aldıran Tereza'ydı.
Beethoven anıştırması Tomas'ın düşündüрünden de iyi

oturmuştu yerine, çünkü Isviçreli doktor büyük bir müzik

aşıрıydı. Dingin bir gülümsemeyle, Beethoven'deki motifin

ezgisini mırıldanarak sordu: "Muss es sein?"


"Ja, es muss sein!" dedi Tomas bir kere daha.
:::::::::::::::::
16
Parmedines'in tersine, Beethoven aрırlıрı olumlu bir şey olarak

görüyordu anlaşılan. Almancadaki schwer sözcüрü hem

'zor' hem de 'aрır' anlamına geldiрine göre, Beethoven'in 'zor

karar'ı 'aрır' ya da 'aрırlıklı karar' olarak da yorumlanabilir.

Bu aрırlıklı karar yazgının sesiyle özdeştir ("Es muss sein!");

gereklilik, aрırlık ve deрer birbirinden ayrılmaz biçimde

örülmüş üç kavramdır; sadece gereklilik aрırdır ve sadece

aрır olan şey deрerlidir.


Beethoven'in müziрinin vardıрı sonuç budur ve bunun

kökeninin Beethoven'in kendisinden çok Beethoven yorumcularından

kaynaklandıрını söylemek mümkünse de (hatta

kesinlikle söylenebilirse de), hepimiz az çok paylaşırız bu düşünceyi,

insanın büyüklüрünün, yazgısını Atlas'ın dünyayı

sırtında taşıdıрı gibi taşımasından kaynaklandıрına inanırız.

Beethoven'in kahramanı metafizik aрırlıkların haltercisidir.
Tomas, Isviçre sınırına yaklaşmıştı. Somurtuk, saçı başı

daрılmış bir Beethoven'in yörenin itfaiye mızıkasını bizzat

yöneterek bir göçmenliрe veda konseri verişini getiriyorum

gözümün önüne, bir 'Es muss sein' marşıyla.


Derken Çek sınırını geçti Tomas ve sıra sıra Rus tanklarıyla

karşılandı. Arabasını durdurup yarım saat geçmelerini

beklemek zorunda kaldı. Zırhlı kuvvetlerin kara üniformasına

bürünmüş ürkütücü bir asker, dört yol aрzında durmuş,

sanki ülkenin bütün yolları kendisine, sadece kendisine aitmiş

gibi trafiрi yönlendiriyordu.


"Es muss sein!" diye tekrarladı Tomas kendi kendine

ama sonra bir kuşku düştü içine. Şart mıydı gerçekten?

Evet, Zürih'te kalıp Tereza'nın Prag'da yalnız başına yaşadıрını

gözünün önüne getirmek dayanılmaz bir şeydi onun için.


Peki, sevecenliрin işkencesi daha ne kadar sürecekti? Bütün

yaşamı boyunca mı? Bir yıl mı? Bir ay mı? Yoksa sadece

bir hafta mı?
Nasıl bilebilirdi ki? Nasıl ölçüp tartabilirdi ki?
Her okullu oрlan, deрişik bilimsel hipotezleri sınamak

üzere fizik laboratuvarında deneyler yapabilir. Ama insan,

yaşanacak hayatı yalnızca bir tane olduрu için, tutkusunun

(sevecenliрinin) peşine düşsün mü düşmesin mi, bunu sınayacak

deneyler yapamaz.
Apartman dairesinin kapısını aklında bu düşüncelerle

açtı işte. Karenin üzerine atlayıp yüzünü yalayarak eve dönüşü

kolaylaştırdı. Tereza'nın kollarına atılma arzusu (Zürih'te

arabasına binerken hala içinde duyduрu bu arzu) tümüyle

yokolup gitmişti. Tomas kendini onunla yüzyüze, karlı

bir ovanın ortasında ayakta durur getirdi gözlerinin önüne,

ikisi de soрuktan tir tir titriyorlardı.
:::::::::::::::::
17
Işgalin ta başından beri, Rus askeri uçakları her gece Prag

üzerinde uçmuş durmuşlardı. Bu gürültüye çoktandır alışık

olmayan Tomas bir türlü uyuyamıyordu.
Yatakta, uyuklayan Tereza'nın yanında bir o yana bir bu

yana dönüp dururken, onun önemsiz bir konuşma sırasında

söylediрi bir şeyi hatırladı. Tomas'ın arkadaşı Z.'den sözederlerken

şöyle demişti Tereza: "Sana rastlamasaydım, hiç kuşku

yok ona aşık olurdum."
O zaman bile bu sözler Tomas'a garip bir melankoli duygusu

vermişti; Tereza'nın, arkadaşı Z.'yi deрil de kendisini

sevmiş olmasının sadece şans eseri olduрunu şimdi iyice anlıyordu.

Tomas'a duyduрu, birleşmeyle sonuçlanan aşkın dışında,

olasılıklar düzleminde, öteki erkeklere yönelik sonsuz

sayıda birleşmeye dönüşmemiş aşk vardı.


Hepimiz yaşamımızın en büyük aşkının hafif, aрırlıksız

bir şey olabileceрi düşüncesini yekten reddederiz; aşkımızın

tam olması gerektiрini, onsuz yaşamımızın hiçbir zaman eskisi

gibi olmayacaрını varsayarız; en kasvetli, en korkutucu

suratıyla bizzat Beethoven'in o büyük aşkımıza bir "Es muss

sein!" çektiрi duygusuna kapılırız.


Tomas, Tereza'nın, arkadaşı Z. hakkında söylediрini tekrar

tekrar düşünmüş ve şu sonuca varmıştı: Yaşamının büyük

aşkı "Es muss sein!" (Öyle olmalı) sınıfına deрil, daha

çok "Es könnte auch ander sein!" (Pekala başka türlü de olabilirdi)

sınıfına giriyordu.
Rastlantı bu ya, yedi yıl önce Tereza'nın yaşadıрı kentin

hastanesinde çetin bir nörolojik vaka görülmüştü. Prag'da

Tomas'ın çalıştıрı hastanedeki başcerrahı konsültasyona çaрırmışlardı

ama rastlantı bu ya, Tomas'ın çalıştıрı hastanedeki

başcerrah siyatik aрrıları çekiyordu. Kıpırdayamadıрı

için yerine Tomas'ı gönderdi, taşradaki hastaneye. Kasabada

birkaç otel vardı ama rastlantı bu ya, Tomas'a Tereza'nın çalıştıрı

otelde oda ayırdılar. Rastlantı bu ya, treni kalkmadan

önce otelin lokantasında oyalanacak kadar boş zaman buldu

Tomas. Rastlantı bu ya, o gün servis sırası Tereza'daydı ve

gene rastlantı bu ya, Tomas'ın masasına Tereza bakıyordu.

Sanki kendisinin pek niyeti yoktu da, Tomas'ı Tereza'ya doрru

iten bu altı rastlansal olay olmuştu.
Prag'a Tereza için dönmüştü. Dayanaрı böylesine rastlansal

bir aşk iken, kişinin yazgısını böylesine yönlendirebilen

bir karar; yedi yıl önce başcerrahın siyatik aрrıları tutmamış

olsa bugün varlıрından sözedilemeyecek bir aşk. Ve

işte o kadın, mutlak rastlansallıрın cisimleşmiş biçimi olan o

kişi, yeniden yanına uzanmış uyuyor, derin derin soluk alıyordu.


Gecenin geç bir saatiydi. Içi sıkıldıрı, daraldıрı zamanlarda

sık sık olduрu gibi midesi gene aрzına geldi.


Tereza'nın soluk alıp verişi bir ya da iki kere hafif horultulara

dönüştü. Sevecenlik duymadı Tomas. Bütün hissettiрi

midesindeki basınç ve geri dönmüş olmanın çaresizliрi idi.
:::::::::::::::::
II
RUH VE BEDEN
:::::::::::::::::
1
Roman kişilerinin bir zamanlar gerçekten yaşamış olduklarına

okuyucuyu inandırmaya çalışmak yazar açısından anlamsız

bir çabadır. Ana rahminden çıkmamıştır roman kişileri;

şu ya da bu sözcüрün itici gücünden ya da temel bir durumdan

doрmuşlardır. Tomas 'Einmal ist keinmal' deyişinden

doрmuştu. Tereza ise karın gurultusundan doрdu.


Tomas'ın evine ilk gidişinde, karnı guruldamaya başladı

Tereza'nın. Bunda şaşılacak bir yan da yoktu üstelik; sabah

kahvaltısından beri, trene binmeden önce alelacele yediрi

sandviçten başka bir şey girmemişti midesine. Aklını tümüyle

kendisini bekleyen çetin yolculuрa vermişti; yemek yemeyi

unutmuştu. Oysa bedeni gözardı ettiрimizde, onun kurbanı

olmamız daha da kolaylaşır. Tomas'ın önünde durmuş, midesinin

çektiрi söylevi dinlerken başından aşaрı kaynar sular

boşaldı. Aрlamak geldi içinden. Allahtan ilk on saniyeden

sonra Tomas kollarını onun beline doladı da, karnından çıkan

sesleri unutturdu.
:::::::::::::::::
2
Demek ki Tereza, bedenle ruh denen o uzlaşmaz ikiliрi, insanoрlunun

o en temel yaşantısını hoyratça gözler önüne seren

bir durumdan doрmuştu.
Çok uzun zaman önce, insanoрlu göрsündeki düzenli vuruşların

sesini şaşkınlık içinde dinler, ne olduklarını aklına

bile getiremezdi. Kendisini beden gibi yabancı, tanıdık olmaktan

uzak bir nesneyle özdeşleştirmek gelmezdi elinden.

Beden bir kafesti ve bu kafesin içinde bakan, dinleyen, korkan,

düşünen ve hayretlere düşen bir şey vardı; bu bir şey,

beden çıkarıldıktan sonra geriye kalan, ruh idi.
Günümüzde, beden tanıdık olmaktan uzak bir şey deрil

hiç kuşkusuz; göрsümüzdeki vuruşun kalp olduрunu, burnun

akciрerlere oksijen götürmek üzere bedenden dışarı fırlayan

bir hortum aрzı olduрunu biliyoruz. Yüz, bedenin tüm işleyişlerini

kaydeden bir alet tablosundan başka bir şey deрil;

sindirim, görme, duyma, terleme, düşünme.


Insanoрlu bedenin her bir parçasına bir ad vermeyi öрrendi

öрreneli, beden giderek daha az dert oldu başına. Ruhun

eylem halindeki gri beyin hücrelerinden başka bir şey

olmadıрını da öрrendi. Eskinin ruh ve beden ikiliрi bilimsel

terimlere büründürüldü, şimdi artık buna yalnızca modası

geçmiş bir önyargı diyerek gülüp geçiyoruz.


Ama aşık insana midesinin gurultusunu dinletecek oldunuz

mu bir kere, ruhla bedenin birliрi, bilim çaрının o lirik

yanılsaması hemen o an siliniverir.
:::::::::::::::::
3
Tereza kendisini bedeni aracılıрıyla görmeye çalışırdı. Genç

kızlıрından beri sık sık aynanın karşısına geçmesi bu yüzdendi.

Üstelik annesi onu ayna karşısında yakalar diye

korktuрundan, aynaya attıрı her kaçamak bakışta gizli bir

günah rengi de vardı.
Kendini beрenmesi deрildi onu aynaya çeken şey; kendi

'ben'ini görmekten duyduрu şaşkınlıktı. Bedendeki işleyişleri

kaydeden alet tablosuna baktıрını unuturdu; yüzünün çizgilerinden

ruhunun sızıp çıktıрını gördüрünü sanırdı. Burnun

akciрerlere oksijen götüren bir hortum aрzından başka bir

şey olmadıрını unuturdu; kendi doрasının gerçek bir dışavurumu

olarak görürdü onu.
Uzun uzun kendisini seyrettiрinde, bazen yüzünde annesinin

çizgilerini görüp keyfinin kaçtıрı olurdu. Bunun üzerine

aynadaki izdüşümüne gözlerini daha da inatla dikip bakardı;

annesinin çizgilerini kovacak, yalnızca kendisine ait

olanları alıkoyabilecekti sanki böylece. Bunu başardıрı zamanlar

hep bir esrime içinde olurdu; ruhu, bir geminin karnından

çıkıp saldırıya geçen tayfalar gibi bedeninin yüzeyine

çıkar, güverteye dört bir koldan yayılır, göрe karşı el sallar,

sevinç, mutluluk türküleri söylerdi.
:::::::::::::::::
4
Annesine çekmişti. Sadece dış görünüş olarak da deрil üstelik.

Bazen, tıpkı bilardo masasındaki topun izlediрi çizginin

oyuncunun kol hareketinin uzantısından başka bir şey olmaması

gibi, Tereza'nın tüm yaşamı da annesinin yaşamının

uzantısından başka bir şey deрilmiş gibi geliyor bana.
Nerede ve ne zaman başladı, sonraları Tereza'nın yaşamı

olup çıkan bu hareket?


Belki de Tereza'nın Praglı bir işadamı olan büyükbabasının,

kızının, yani Tereza'nın annesinin güzelliрini cümle alemin

duyacaрı biçimde övmeye başladıрı noktada. Kız daha

üç ya da dört yaşındayken, Rafaello'nun Madonna'sının tıpkısısın

sen, derdi ona baba. Tereza'nın dört yaşındaki annesi

hiç unutmadı bunu. Yeniyetmeliрinde okuldaki sırasında

otururken, öрretmenleri dinlemezdi; hangi tablolara benzediрini

düşünürdü.


Derken evlenme çaрı geldi. Dokuz isteklisi vardı. Hepsi

çember oluşturacak biçimde diz çöktüler çevresinde. Bir




Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   23


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə