Yhgk esas : 2011/11-566 Karar : 2011/647 Tarih : 19. 10. 2011 marka tesçİLİNİn hüKÜMSÜZLÜĞÜ



Yüklə 12,18 Kb.
tarix17.11.2018
ölçüsü12,18 Kb.

YHGK Esas : 2011/11-566 Karar : 2011/647 Tarih : 19.10.2011

MARKA TESÇİLİNİN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ
ROMAN VE ROMANO BOTTA ( Marka Tesçilinin Hükümsüzlüğü )
MARKALAR ARASINDA İLTİBAS

No:KHK/5567, 8

Marka tescilinin hükümsüzlüğü istemine ilişkin davada:

Davacı şirketin ürünlerini almak isteyen orta seviyedeki alıcıların, aynı ya da benzer raflarda sunulan aynı tür ürünleri gördüğünde, davacı markasının hafızada ve gözde bıraktığı iz ve etki nedeniyle, davacı ürünlerini aldığını zannetmesi, gerçekte davalının ürünlerini satın alması olasılığı güçlü bir biçimde ortaya çıkacaktır.
Davalı markasındaki ilaveler, davacı markasının türevleri ve serileri olarak algılanacaktır. Tüketicinin işletmeler arasında bağlantı bulunduğu yönünde bir düşünceye kapılma olasılığı gündeme gelecektir.

Mahkemenin aksi yönündeki tespitleri isabetsiz olup, 556 sayılı KHK`nin 8/1-6 madde hükmü koşullarının davacı yararına oluştuğunun kabulü ile buna göre hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.fk



DAVA VE KARAR:

Taraflar arasındaki “Marka Hükümsüzlüğü” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 21.03.2008 gün ve 2007/212 Esas, 2008/78 Karar sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin  11.01.2010 gün ve 2008/8890 Esas, 2010/51 Karar sayılı ilamı ile;

(...Davacı vekili, müvekkilinin 1997 yılından bu yana "ROMAN" markasını farklı yazım biçimleriyle hazır giyim ve tekstil sektöründe tescilli olarak kullandığını, markanın sektörde herkesçe bilinen tanınmış bir marka olduğunu, davalının 2003 yılında "ROMANO BOTTA" ibaresini marka olarak aynı sınıflar için tescil ettirdiğini, her iki markanın bir bütün olarak karşılaştırılması sonucu markalar arasında çağrışım yoluyla dahi olsa karıştırma ihtimalinin bulunduğunu, davalının kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin tanınmışlığından yararlandığını ileri sürerek, hükümsüzlük talep etmiştir.



Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, dosya kapsamına göre, taraf markalarının 18, 25 ve 35.sınıflar yönünden aynı olduğu, davacının markası daha önce tescilli ise de, markaların bir bütün olarak bıraktıkları intiba karşılaştırıldığında aralarında görsel, işitsel, anlamsal benzerlik bulunmadığı, çağrıştırma dahi sözkonusu olamayacağı, davacı markasının edebiyat eseri türünü ya da bir toplum kesimini, davalı markasının ise İtalyanca ya da Latince bir sözcüğü ya da bir kişi adını çağrıştırdığı, ortalama dikkat ve algılama kapasitesine sahip bir tüketicinin yanılmayacağı, her iki işletme arası bağ kurmayacağı, çağrıştırmayı da içeren karıştırma ihtimalinin bulunmadığı, davacı markasının toplumda sıkça kullanılan sözcüklerden olup, ayırt ediciliği çok yüksek bir marka olarak görülemeyeceği, davalı markasının bir bütün olarak ayırt ediciliğe sahip ve davacının markasından büyük ölçüde farklı olarak algılanacak bir marka olduğu, davacı markasının tanınmış olup olmadığının tespitine gerek olmadığı, bir an için 556 sayılı KHK`nin 7/1-i ve 8/4 maddeleri anlamında tanınmış marka olduğu kabul edilse dahi, her iki marka arasında karıştırma ihtimalinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.



Dava, marka tescilinin hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

Tarafların markalarının tescilli olduğu sınıfların aynı olduğu, davacının tescil önceliğinin bulunduğu, anlamların farklı olduğu yönünde mahkemece ortaya konulan tespit ve gerekçeler doğru ise de;   görsel, işitsel ve yazımsal yönlerden benzerlik bulunmadığına yönelik belirleme dosya kapsamına uygun düşmemektedir.

Her iki marka karşılaştırıldığında, vurgunun "ROMAN" ibaresinde toplandığı, orta düzeyde bir tüketicinin hafızasında bıraktığı imajın ve fonotetik etkinin bu kelimede odaklandığı belirgindir.

Davalının markasındaki diğer ilaveler, ayırt edicilik sağlamaya yeterli değildir.

Davacı şirketin ürünlerini almak isteyen orta seviyedeki alıcıların, aynı ya da benzer raflarda sunulan aynı tür ürünleri gördüğünde, davacı markasının hafızada ve gözde bıraktığı iz ve etki nedeniyle, davacı ürünlerini aldığını zannetmesi, gerçekte davalının ürünlerini satın alması olasılığı güçlü bir biçimde ortaya çıkacaktır.
Davalı markasındaki ilaveler, davacı markasının türevleri ve serileri olarak algılanacaktır. Tüketicinin işletmeler arasında bağlantı bulunduğu yönünde bir düşünceye kapılma olasılığı gündeme gelecektir.

Mahkemenin aksi yönündeki tespitleri isabetsiz olup, 556 sayılı KHK`nin 8/1-6 madde hükmü koşullarının davacı yararına oluştuğunun kabulü ile buna göre hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır...)


gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
 
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Diğer taraftan, direnme kararının 16.bendinde de direnme hükmüne yer verilmiş ise de, buna ilişkin Daire kararında herhangi bir bozma nedeni yer almadığından direnme olarak nitelendirilemeyecek  bu bölümün incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

SONUÇ:


Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince ( BOZULMASINA ),

2- Direnme kararının 16. bendinde yer alan ve Özel Daire bozma ilamında incelenmediğinden direnme olarak adlandırılması olanaklı olmayan kısmın incelenmesine yer olmadığına,

Oyçokluğu ile karar verildi.


YHGK 19.10.2011 E.2011/11-566 - K.2011/647


Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə