Aktif yaşlanma



Yüklə 127,46 Kb.

tarix19.07.2018
ölçüsü127,46 Kb.


AKTİF YAŞLANMA 

 

“Aktif Yaşlanma Dersi sunusu” 

© Bu Sunu’ya ait tüm Haklar Atlas Yayınevine aittir. Hiçbir şekilde üçüncü şahıslara verilemez 



ÜNİTE 1: Sağlıklı ve Aktif Yaşlanma 

 



SAĞLIKLI VE AKTİF YAŞLANMA 

ARAŞTIRMA 

Temel gerontoloji kavramları  

Yaşlılık ve yaşlanmayla ilgili kavramlar  

Yaşlanma süreci  

Yaşlılıkta ortaya çıkan değişiklikler  

Sağlıklı ve aktif yaşlanma ilkeleri  

 



1. TEMEL GERONTOLOJİ KAVRAMLARI 

• Yaşlılık,  fizyolojik  bir  olgu  olup  kişilerin  fiziki  ve  ruhi 

güçlerini  bir  daha  yerine  gelmeyecek  şekilde  yavaş  yavaş 

kaybetme  hâlidir.  Yaşlılık,  bireyin  geçmişine  dönük  hâlen 

yaşamın  birtakım  sorunlarını  yaşadığı  ve  yaşam  sürecini 

tamamladığı bir dönemdir. 

 



• Yaşlanma, 

canlının 

oluşumundan 

yaşamın bitimine kadar devam eden bir 

süreçtir.  

• Çözülmenin,  çökmenin  ilk  davranış 

şekillerine  dönüşün,  bir  gerilemenin 

başladığı zamandır yaşlanma.  

 

 



• Yaşamın  temel  gerçekliklerinden  birisidir 

yaşlanma. Genellikle insan yaşamının bebeklik, 

çocukluk,  gençlik,  yetişkinlik  ve  yaşlılık 

dönemlerinden söz edilir. 




•Yaşlanma,  kişinin  yalnız  dış  görünümünde  değişiklik  olarak 

düşünülmemelidir.  

•Kişiyi iç ve dış tüm varlığı ile bütün olarak düşünmek gerekmektedir.  

•Yaşlanma;  sıklıkla  ağrılar,  zihni  durgunluklar,  şaşkınlıklar  olarak 

hissedilen değişiklikler de meydana getirir.  

•Topluma  ait  olamama  ve  izole  edilme  duyguları,  içe  dönme,  vücut 

fonksiyonlarındaki bozulmaların çıkardığı sorunlarla devamlı uğraşları 

ortaya çıkarır.  

•Birçoklarını  intihara  götürebilen  bu  ciddi  ve  heyecansal  karışımları 

ortadan  kaldırmak  için  yaşlı  kişiler,  bu  duygularıyla  gerekli  şekilde 

uğraşmaya muhtaçtırlar. 



GERONTOLOJİNİN TARİHÇESİ 

• 

Gerontoloji terimi ilk defa 1903’te Tıp dalında Nobel Ödülü alan 



Rus  asıllı  bilim  adamı  Ilja  Metschnikow  (İlya  Meçnikov) 

kullanmıştır.  1930’lu  yıllardan  beri  ABD  ve  Avrupa’da  anabilim 

dalı olarak çeşitli üniversitelerde okutulmaktadır. 

• Gerontolojinin  günümüzde  çok  önemsenmesinin  başlıca 

sebebi,  sürekli  uzayan  yaşam  süresine  bağlı  yaşlı  nüfusun 

artışıdır.  

• Gerontoloji interdisipliner (disiplinler arası demektir, aynı anda 

birden  çok  anabilim  dalının  inceleme  alanına  giren  konular  için 

kullanılır.) bir bilim dalıdır, yani farklı bilim dallarında yaşlanma ve 

yaşlılık incelenmektedir.  

• Teorik  çalışmaların  yanı  sıra  Gerontoloji  aynı  zamanda 

uygulamalı  bir  bilim  koludur.  Öncelikle  yaşlıların  yaşam 

koşullarını  iyileştirme  hedefi  takip  edilmektedir.  Yeni  teknolojik 

veya  ekonomik  gelişmeler,  bu  hedefe  yaklaşabilmek  açısından 

birçok olanak sunmaktadır. 

 



•Türkiye’de yaşlanma ve yaşlılığı sosyal bilimler bünyesinde tartışmaya 

açan  ilk  Gerontoloji  kürsüsü  2006  yılında  Antalya  Akdeniz 

Üniversitesi'nde  Prof.  Dr.  İsmail  Tufan  tarafından  kurulmuştur,  2009 

yılında  ilk  gerontoloji  öğrencilerini  kaydeden  bölüm  2013  yılında 

Türkiye'nin  ilk  mezun  gerontologlarını  ülkemiz  yaşlılarına  hizmet 

etmek için kazandırmıştır. 

•Gerontoloji  programlarından  mezun  olan  öğrenciler  "Gerontolog" 

ünvanı almaya hak kazanan kimselerdir. 

 



Gerontoloji  Bölümleri  ülkemizde;  İstanbul  Üniversitesi  Sağlık 

Bilimleri Fakültesi  Gerontoloji  Bölümü,  Biruni  Üniversitesi  Sağlık 

Bilimleri  Fakültesi  Gerontoloji  Bölümü,  Yakın  Doğu  Üniversitesi 

ağlık  Bilimleri  Fakültesi  Gerontoloji  Bölümü  programları  Lisans 

öğrenimi veren önemli kuruluşlardır. 

Ülkemizin  ilk  mezun  gerontologları  bu  alanda  yetiştirilen 

gerontoloji öğrencilerine öncülük etmek, mezun gerontologların 

yollarını  açmak  için  çabalar  göstermek    ve  gerontologların  hep 

birlikte  tek  çatı  altında  toplanarak  başarılı  işler  yapabilmesini 

sağlamak  amacıyla  11.02.2016  tarihinde  “Gerontologlar 

Derneğini” kurmuşlardır. 



GERONTOLOJİNİN TEMEL KAVRAMLARINI 

•Gerontoloji  yaşlanma  olaylarının  biyolojik,  sosyolojik, 

ekonomik  ve  çevresel  bütün  yönlerini  bilimsel  yöntemlerle 

inceleyen bir bilimdir.  

•Bilindiği gibi bir toplumda 65 yaş ve üstü bireylerin sayısının 

toplam  nüfus  içinde  aldığı  payın  düzeyine  göre  toplumlar 

için “genç‐olgun‐yaşlı” tanımlamaları yapılabilmektedir.  

•Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 4’ten az ise 

“genç  nüfus”, yüzde 4‐6,9 arasında  ise “olgun  nüfus”,  yüzde 

7‐10 arasında ise “yaşlı nüfus”, yüzde 10’un üzerinde ise “çok 

yaşlı nüfus” olarak tanımlanmaktadır.  



•Dünya Sağlık Örgütü’nün her yıl 193 

üye 


ülkede 

yaptığı 


araştırma 

sonuçlarına yer verdiği “Dünya Sağlık 

İstatistikleri”  raporuna  göre  2007 

yılında  Türkiye’de  hem  erkeklerde 

hem  kadınlarda  doğumda  beklenen 

yaşam  süresinin  2000  yılından  sonra 

geçen sürede 4 yıl arttığı, bu rakamın 

2000 


yılında 

kadınlarda 

72,  

erkeklerde 



ise 

67 


olduğu 

açıklanmaktadır.  

•Araştırmada,  doğumda  beklenen 

yaşam süresi en uzun olan kadınların 

Japon,  erkeklerin  ise  San  Marinolu 

oldukları,  Japon  kadınların  ortalama 

86  yıl,  San  Marinolu  erkeklerin  ise 

ortalama 

81 

yıl 


yaşadıkları 

açıklanmaktadır. 




•Akdeniz  Üniversitesi  Gerontoloji  Bölümünce  sürdürülen  Geroatlas 

projesine  göre,  Türkiye’de  en  uzun  ömürlülerin  Nazilli’de,  en  kısa 

ömürlülerin ise Yozgat’ta olduğu ortaya çıkmıştır.  

•Yozgat  ve  çevresinde  65‐75  yaş  aralığında  ölümlere  daha  sık 

rastlandığı;  80‐90  ve  üzeri  yaş  gruplarına  çok  yoğun  rastlanmadığı 

belirlenmiştir.  

 

•Nazilli’de 2009 yılı itibariyle her 100 kişiden 23’ünün 60 yaş üzerinde 



olduğu, 90 yaş üzerinde de 161 sağlıklı yaşlı bulunduğu açıklanmıştır.  

 

•Bölgelerin  yaşam  sürelerine  göre  yapılan  ölçümlerde  en  uzun 



ömürlülerin Karadeniz Bölgesi'nde, en kısa ömürlülerin Güneydoğu ve 

Doğu Anadolu Bölgesi'nde olduğu görülmüştür.  

 

•2000‐2023 yılları arasında süren Geroatlas projesinin 2012 raporunda 



ise  en  uzun  ömürlülerin  Nazilli’de,  en  kısa  ömürlülerinde  Tokat’ta 

yaşadığı belirtilmektedir. 

 

•2013 yılı TÜİK projeksiyonlarına göre doğuşta yaşam beklentisi 2023 



yılında  erkekler  için  75,8,  kadınlar  için  80,2  olması  tahmin 

edilmektedir. 

 



• Yaşlılık döneminde gerçekleştirilmesi gereken gelişimsel 

görevlere 

bakıldığında 

yaşlı 


bireylerin 

sıklıkla 

yaşayabileceği  sorunlar  ortaya  çıkmaktadır.  Bu  sorunları 

aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür. 




EKONOMİK SORUNLAR VE YOKSULLUK 

 

•Emeklilik ile birlikte gelirin azalması bireylerin doktor ve 



ilaç  gibi  sağlık  harcamalarının  arttığı  bir  döneme 

rastlamaktadır. Bu konuda dikkate alınması gereken diğer 

bir  husus  yaşlı  yoksulluğunun  yüzünün  kadın  yoksulluğu 

olmasıdır.  

 

•Türkiye’de son yıllarda kadının eğitim düzeyi ve işgücüne 



katılma 

oranları 

yükselse 

de 


istenilen 

düzeye 


ulaşamamaktadır. Bu nedenle yaşlılık döneminde kadınlar 

daha mağdur durumda yaşamaktadırlar.  




PSİKO‐SOSYAL SORUNLAR

  

•Yaşlılık  döneminde  bireyin  zihinsel  yetenek  ve 



işlevlerindeki  azalma  ile  birlikte  davranışsal  uyum 

yeteneği de farklılaşmaktadır.  

•Yaşlanma  sürecinde  sevilen  birinin  kaybı,  kronik  fiziksel 

hastalıklar  ve  günlük  yaşam  aktivitelerinde  dışa 

bağımlılığın artması, sosyal destek kaybı gibi yoksunluklar, 

kurum  bakımına  duyulan  ihtiyaç  kaygıyı  artırmakta; 

psikolojik ve sosyal sorunları beraberinde getirmektedir. 

BİREYLERARASI İLİŞKİLER 

•Çoğunlukla  aile  bireylerinin,  akrabaların,  çocuklar  ve 

torunların uzakta olması yaşlı bireyi yalnızlaştırmaktadır. 

•Eşin  kaybı  yaşlı  bireyler  için  önemli  bir  üzüntü  ve  çöküş 

kaynağı olmaktadır. 



SAĞLIK SORUNLARI  

• Doğumda beklenen yaşam süresinin yükselmesi 

ile  birlikte  Demans,  Alzheimer  gibi  hastalıkların 

görülme sıklığı da artmaktadır. Yaşlılıkta görülen 

sağlık  sorunları  hem  yaşlı  bireyin  bağımlılığını 

artırmakta,  hem  de  ileri  sağlık  sorunları 

durumunda 

yaşlısına 

bakım 

veren 


aile 

bireylerinin  desteğe  ihtiyaç  duymasına  neden 

olmaktadır. 

 



Yaşam  amaçları,  bireyin  amaçları,  istekleri 

ve      değerleri  ile  gelişir.  Bu  durum  yaşam 

boyunca devam eder.  

Amaçların  öncelikleri  ve  zamanlaması, 

ilerleyen

 yaşla birlikte değişir.  




Yaşlılar  için,  uzun  dönemli 

amaçların  yerini,  kısa  ve  çabuk 

gerçekleştirilebilecek, 

erişilmesi  kolay  olanlar  alır. 

Bunlar,  yaşlılar  için  basit  ve 

karmaşık 

olmayan 

karar 


süreçlerini içerir.  

Örneğin;  seyahatler,  kısa 

tatiller, 

akraba 


ziyaretleri, 

arkadaş  toplantıları  gibi  anı 

yaşamaya  yönelik  olan,  yaşamı 

köklü  bir  biçimde  etkileyen 

arzuların 

değil, 


huzur 

ve 


mutluluk 

veren, 


yorucu 

olmayan amaçların 

gerçekleştirilmesi istenir.  



Yaşlı 

bireylerin 

yaşama 

ilişkin 


amaçları;  

Başarılı  toplumsal  etkileşim  ile 

psikolojik refahın sağlanması, 

Toplumsal  uyumun  korunması  ve 

sürdürülmesi, 

Sağlık,  yeterli  ve  dengeli  beslenme 

koşullarının  sağlanması  ile  fizyolojik 

refahın korunması ve sürdürülmesi, 

Yaşam  alanı  ve  ekonomik  koşulların 

iyileştirilmesi  ile  uygun  bir  çevre 

yaratılması olarak sıralanmaktadır. 

Yaşlıların  yaşam  kalitesini  etkileyen 

bireysel  faktörler;  bedensel  gerileme, 

fonksiyonel  gerileme,  mental  gerileme, 

zaman  kullanımı  ve  toplumsal  davranış 

olarak  sıralanabilir.  Yaşlıların  yaşam 

kaliteleri, 

bireysel 

ve 

çevresel 



faktörlerden etkilenmektedir. 


Bireysel  Faktörler; 

birbirini  izleyen  bedensel,  fonksiyonel  ve  mental 

gerilemeler  ile  bunlara  bağlı  olarak  zaman  kullanımı  ve  toplumsal 

davranışlarda  gözlenen  değişimleridir.  Biyo‐fiziksel  ve  psikolojik 

faktörlerle açıklanmaktadır.  

• Bedensel  gerileme: 

Bireyin  bedensel  faaliyetlerindeki  gerilemenin 

nedeni,  hücre  kayıplarının  yerine  konamaması  sonucunda 

organların  yenilenemeyişinin,  sindirim,  solunum  ve  dolaşım 

sistemlerinde  kapasite  kaybına  yol  açarak  bedensel  gücü 

zayıflatmasıdır.  

• Fonksiyonel  gerileme: 

Bedensel  gerilemelere  bağlı  olarak; 

yatma‐oturma,  kalkma,  banyo  yapma,  giyinme,  yemek  yeme, 

tuvalet ihtiyacını giderme ve hafif ev işleri olarak saptanan “temel” 

yaşam  aktiviteleri  ile  alışveriş,  taşıtları  kullanma  vb.  "araç”  yaşam 

aktivitelerinde dikkat çekici bir yavaşlama gözlenmesidir. 

• Mental  gerileme: 

Zihinsel  güç  anlamlı  bir  kayba  uğramamakla 

birlikte,  yavaşlamaktadır.  Özellikle  bedensel  gerileme  sonucunda 

kan dolaşımında oluşan kapasite kaybı; algılama, hafıza, koşullanma, 

düşünme,  problem  çözme,  karar  verme  ve  yaratıcılık  gibi  mental 

etkinlikler ile bilişsel yetileri yavaşlatmaktadır.  



Ayrıca  biyolojik  yaşlanma  sonucunda  yaşlıların  çoğunda  eklem 

romatizması  ve  kireçlenme  meydana  gelmektedir.  İnsanın  biyolojik  yaşı, 

vücut yaşı olarak da ifade edilebilir.  

Kişinin  sağlık  durumu,  sosyal  çevre,  yaşanılan  zaman  ve  mekâna  göre 

yaşlı insanların biyolojik kayıpları da birbirinden farklı olur. Yaşlılık, bireyin 

zamanla  olan  ilişkisini  yani  dünya  ile  ve  kendi  öz  tarihi  ile  olan  ilişkisini 

değişikliğe uğratır.  



• Yaşlanma  dengeli  ilerlemez;  bazı  kişilerde 

kronolojik  yaşlanma  bazı  kişilerde  biyolojik 

yaşlanma önde gider.  

• Ayrıca 

insan 

organizmasında 



organların 

yaşlanması birlikte ilerlemez.  

• Bunların kişisel kullanımına ve yapılarına göre ayrı 

ayrı yaşlanma ve yıpranma kronolojisi vardır.  

• Zekâ,  hafıza  ve  duygu  gibi  alanlarda  fonksiyon 

yitimi  olarak  ortaya  çıkan,  bunun  yanı  sıra 

geçmişe  özlem,  geleceğe  dair  güvensizlik 

duygusu, 

kimi 

zaman 


da 

önceden 


gerçekleştirilemeyen idealler ve başarısızlıklar için 

üzülme biçiminde ortaya çıkar.  

• Bu  bağlamda  yaşlılığın  insanın  kendisini  yaşlı 

hissetmesi  ve  kabul  etmesi  ile  yakın  ilgisi  olduğu 

söylenebilir. 

 



• Yaşlı: 

Genel  bir  tanım  vermek  gerekirse  yaşlı;  somatik,  biyolojik, 

fizyolojik ve psikolojik yönden gerilemelere bağlı olarak profesyonel 

etkinliğini  sürdüremeyecek  duruma  gelen  insanlara  denir.  Yaşlı 

tanımında diğer bir kıstas de kronolojik yaşlanmadır.  

•    Gelişmiş  ülkelerin  önemli  bir  kısmında  emeklilik  yaşı  olan  65  yaş, 

yaşlılığın başlangıcı olarak kabul edilirken Birleşmiş Milletlerin yaşlılıkla 

ilgili  yayınladığı  raporlarda  60  yaş  kronolojik  yaşlanma  sınırı  olarak 

belirtilmektedir. 

Birçok 


ülkede 

bireyin 


günlük 

yaşamındaki 

işlevselliğinin  azaldığı  dilimler  olarak  yorumlanan  60  ya  da  65  yaş, 

sosyal  imkânlardan  ve  sağlık  hizmetlerinden  ücretsiz  yararlanma  ve 

emeklilik  açısından  sınır  olarak  kabul  edilmektedir.  Dünya  Sağlık 

Örgütü' nün 1998 yılı raporuna göre kronolojik yaş sınıflandırması; 

• 45 – 59 yaş arası orta yaş,  

• 60 – 70 yaş arası yaşlılık,  

• 75 – 89 yaş arası ileri yaşlılık,  

• 90 yaş ve üzeri ise ihtiyarlık olarak belirtilmiştir. 

 



• Yaşlılık:  Zaman  faktörüne  bağlı  olarak  kişinin  değişen 

çevreye  uyum  sağlama  kudreti  ile  organizmanın  iç  ve  dış 

etmenler arasında denge sağlama potansiyelinin azalması 

ve böylece yaşlanma ile ölüm olasılığının yükselmesidir.  

 

•    Bir  başka  tanımla  yaşlılık,  normal  fizyolojik  bir  olgu  olup, 



kişilerin  fiziki  ve  ruhi  güçlerini  bir  daha  yerine  gelmeyecek 

şekilde yavaş yavaş kaybetme halidir.  

 

• Yaşlanma:  Yaşlanma,  organizmanın  geriye  dönüşü 



olmayan  bir  şekilde  yıpranması,  işlevlerinin  bozulmaya 

başlaması  şeklinde  tanımlanmaktadır.  Yaşlanma,  canlının 

oluşumundan  yaşamın  bitimine  kadar  devam  eden  bir 

süreçtir.  

 

•    Yaşlanma,  çözülmenin,  çökmenin  ilk  davranış  şekillerine 



dönüşün, bir gerilemenin başladığı zamandır. Yaşamın temel 

gerçekliklerinden birisidir yaşlanma.  

 

 



Genellikle  insan  yaşamının  bebeklik,  çocukluk, 

gençlik,  yetişkinlik  ve  yaşlılık  dönemlerinden  söz 

edilir.  Yaşlanma  genellikle  aile  döngüsünün  sekizinci 

evresine  rast  gelir.  Ancak  yaşlanmanın  ne  zaman 

başladığı  ya  da  kime  yaşlı  denileceği  kültüre  ve 

zamana göre değişebilmektedir.  

 

Diğer  bir  deyişle  yaşlanma  dört  aşamada  ele 



alınabilir. Bunlar:  

Gelişme  

Büyüme  

Duraklama ve gerileme başlangıcı  

Gerileme, 

Yaşlanma 

kişinin 

yalnız 


dış 

görünümünde değişiklik olarak düşünülmemelidir. 




•Yaşlanma,  kişinin  yalnız  dış  görünümünde  değişiklik  olarak 

düşünülmemelidir.  Kişiyi  iç  ve  dış  tüm  varlığı  ile  bütün  olarak  düşünmek 

gerekmektedir.  

• Yaşlanma  sıklıkla  ağrılar,  zihni  durgunluklar,  şaşkınlıklar  olarak  hissedilen 

değişiklikler  de  meydana  getirir.  Topluma  ait  olamama  ve  izole  edilme 

duyguları,  içe  dönme,  vücut  fonksiyonları  ile  bu  ciddi  devamlı  uğraşları 

ortaya  çıkarır,  birçoklarını  intihara  götürebilen  bu  ciddi  ve  heyecansal 

karışımları  ortadan  kaldırmak  için  yaşlı  kişiler  bu  duygularıyla  gerekli 

şekilde uğraşılmaya muhtaçtırlar. 

 

 



   

 



 Yaşlılık,  bireyin  geçmişine  dönük  halen 

yaşamın  bir  takım  sorunlarını  yaşadığı  ve 

yaşam sürecinin tamamladığı bir devredir. 

 Yaşlanma,  çözülmenin,  çökmenin  ilk 

davranış 

şekillerine 

dönüşün, 

bir 


gerilemenin başladığı zamandır. 


• Ruhsal  Yaşlanma: 

Ruhsal  yaşlanma,  bireylerin 

yaşlılık  döneminde  geçirdikleri  davranış,  uyum 

ve  mental  fonksiyonlarındaki  değişimlerini 

tanımlar.  Bireyin  fizyolojik  yaşlanmasına  bağlı 

olarak 


sosyal 

konumunun 

ve 

rollerinin 



değişmesi 

sonucu 


ortaya 

çıkan 


uyum 

bozukluğudur.  

 



Kişinin  kendini  yaşlı  bulmasına  bağlı  olarak 

hayat  görüşü  ve  yaşamının  devam  şeklinin 

değişmesidir.  



•Kimi  yaşlılığı  bir  problem  olarak  algılamakta 

kimi 


yaşlılığa 

karşı 


olumlu 

tutumlar 

geliştirmektedir.  

•Yaşlılığa  karşı  olumsuz  yaklaşımı  olan  Cato 

“Benim  görüşüme  göre  yaşlı  olmadan  önce 

zamanımı tamamlamayı tercih ederim." diyor.  

•Yaşlılığı  bir  altın  çağ  olarak  algılayanlardan 

Joseph  Choate,  ise  70  -  80  yaş  arasını  gerçek 

mutluluğun  yaşandığı  bir  dönem  olarak  görür 

ve “Bir an önce oraya  varılmalı.”  görüşünü ileri 

sürer. 

 

 




• Sosyal  yaşlanma:

  Bireylerin  toplumun  sosyal 

yapısı  içindeki  rollerinin  ve  sosyal  ilişkilerinin 

yaşlanmayla  birlikte  değişmesidir.  Kültürel 

duruma  ve  sosyal  özelliklere  göre  toplumdan 

topluma değişen yaşlılık tanımıdır. 

•   Modern  anlamda  kişinin  aktif  çalışma 

dönemini 

tamamlayarak 

sosyal 

güvence 


sisteminin katkısıyla ya da birikimleriyle yaşadığı 

dönemin adıdır

.  

 



•Yaşlılık  göreceli  bir  kavramdır.  Her  yaşlının  bir 

biyolojik  geçmişi,  iş  deneyimleri  ve  duygusal 

yaşamı  vardır.  Ayrıca  yaşlılık  bir  toplumdan 

diğerine  ve  çağa  göre  de  farklılık  gösterir.  Her 

insanda  yaşlanmakla  ölmek  arasında  süren 

mücadelede  toplumsal  ve  kültürel  etmenler 

önemli rol oynar. 

• Yaşlanma,  bireysel  bir  değişim  olarak  kişinin 

fiziksel  ve  ruhsal  yönden  gerilemesidir.  Yaşlanma 

bireysel  olmakla  birlikte  toplumsal  değerler  ve 

diğer  etkenler  toplumda  yaşlı  ve  yaşlılığa  verilen 

değeri ve yeri belirlemektedir. Bu nedenle yaşlılık 

sadece  biyolojik  bir  olay  olmayıp  aynı  zamanda 

toplumsal ve kültürel bir olaydır. 

 



• Patolojik Yaşlanma: 

Patolojik  yaşlanma,  normal 

biyolojik  yaşlanma  sürecinden  ayrı  olarak 

hastalıklara bağlı yaşlanmadır.  

• Genellikle  dış  faktörlerin  etkisiyle  meydana 

gelen,  normal  yaşlanma  süreci  ile  etkileşen 

patolojik  olaylar  (beslenme,  sağlık,  diş  bakımı 

yetersizliği, aşırı beslenme, hareket eksikliği vb.) 

bütününü kapsamaktadır. 

 



• 

İnsanlık  tarihi  boyunca  yaşlanmayı  durdurma  ve 

engellemeyi sağlayacak çalışmalar yapılmışsa da bu 

biyolojik 

süreci 

geri 


döndürmek 

mümkün 


olamamıştır.  Yaşlanma  canlı  varlıkların  bir  işlevi 

sayıldığına  göre  yaşlanmanın  durdurulması,  ebedi 

gençliğin  sürdürülmesi  demek  yaşamın  ortadan 

kaldırılması anlamına gelmektedir.  

• Yaşlanmayı  açıklamada  hangi  yollar  denenirse 

denensin  yaşlanmayı  durdurmak  ya  da  tersine 

çevirmek  mümkün  olamamaktadır.  Günümüzde 

yaşlanmayı  yavaşlatma  çalışmaları  yapılmaktadır. 

Yaşlılık  ile  ilgili  gelişmeleri  yakından  izleyen 

uzmanlar  en  çok  ilgi  gören  konunun  tedavi  ve 

kullanılan  ilaçlar  olduğunu  söylüyorlar.  Bir  hastalık 

olarak  ele  alınan  yaşlılıkta  tedavi  mümkündür. 

Ancak  çeşitli  doktorlarla  iş  birliği  yapıp  özenle 

tedaviye devam etmek gerekmektedir.  




 

Özellikle  üzerinde  durulması  gereken  konular; 

genel  yaşlanma,  beyin  yaşlanması  ve  hafıza, 

cinsellikte yaşlanma, cilt yaşlanması ve sağlıklı yaşam 

konularıdır.  

Yaşlılık  sorunu  her  şeyden  önce tıbbi  ve toplumsal 

bir nitelik taşımaktadır.  

Bu  konuda  var  olan  güçlükleri  yenmek  için 

yaşlanmaya  ilişkin  koruyucu  tıp  konusuna  daha  da 

önem verilmelidir.  

Gerontolojinin  ana  sorunlarından  biri  yaşlanmanın 

sebep  olduğu  değişimlerle  hastalıktan  kaynaklanan 

değişimlerin nasıl ayırt edileceğidir. 



Ekonomik  yaşlanma: 

Yaşlılık  döneminde 

özellikle  emeklilik  etkisiyle  değişen  gelir 

düzeyinin  bireyin  yaşam  şeklinde  meydana 

getirdiği  değişikliklerdir.  Ekonomik  yaşlanma, 

kişinin  çalışma  yaşamını  sonlandırdıktan 

sonraki yaşam sürecini belirtir. 



•Bireyler  yaşlandıkça  daha  az  çalışmakta,  üretmekte 

ve 


kazanmaktadırlar. 

Emeklilik 

sonrası 

gelir 


düzeyindeki  düşüş,  makineleşmenin  ve  hızlı  nüfus 

artışının yol açtığı istihdam sıkıntısı, ortaya çıkan sağlık 

problemleri 

nedeniyle 

çalışma 

yaşamından 

uzaklaşma,  hayat  pahalılığı  vb.  nedenlerle  yaşlılık 

döneminde  ekonomik  sıkıntılar  ve  yoksullukla 

karşılaşılabilmektedir.  

•Azalan  gelire  uyum  sağlayamama,  daha  önceki 

ölçülere  uygun  yaşayamamanın  verdiği  sosyal  ve 

psikolojik baskı, sağlık, beslenme gibi alanlara yapılan 

harcamaların  artması,  yetmeyen  gelir  nedeniyle 

yakınlarından  parasal  yardım  alma ve yakınlarına  yük 

olmanın  getirdiği  psikolojik  baskılar  çoğunlukla  yaşlı 

nüfusun karşılaştığı problemlerdir.  




 Yaşlı bireylerin emeklilik dönemlerinden hemen 

önceki  yıllarda  gelirleri  en  yüksek  düzeye 

ulaşmakta,  emeklilikten  hemen  sonra  ise 

azalmaya  başlamaktadır.  Yaşlıların  tasarruflarının, 

varlık  birikimlerinin  bulunması  ve  uzun  vadeli 

borçlarının  azalması  gerçek  gelirlerinin  yüksek 

olduğunu düşündürebilir.  

Ancak sağlık harcamaları ve barınma için ayrılan 

miktarın  yüksekliği,  gelirlerinin  beklenenden 

yetersiz  kalmasına  ve  pek  çok  yaşlının  kentlerde 

yoksulluk  sınırının  altında  yaşamasına  yol 

açmaktadır.  




 

Bu  nedenle  yaşlılar  için  sınırlı  gelirin  planlı  harcanmasına  ve  gelirin  akılcı 

yönetimine  ilişkin  eğitim  programlarına  ihtiyaç  vardır.  Yaşlılık,  beraberinde 

kişinin  toplum  içinde  etkili  rollerini  ve  fonksiyonlarını  kaybetmesine  de  neden 

olmaktadır.  Emeklilik  ve  beraberinde  ortaya  çıkan  gelir  azalması  yaşlı  bireyin 

toplumsal statüsünü düşürmektedir. Bu ise onun topluma uyum sürecinde çeşitli 

problemler yaşamasına ve yalnızlaşmasına neden olmaktadır.  



 Yalnızlık, 

farklı 


toplumlarda  birçok  yaşlının 

yaşadığı 

problemlerin 

başında gelmektedir.  

Bu da kişinin psikolojisinin 

bozulmasına 

neden 

olmaktadır.  



Bunun 

için 


yaşlıların 

yaşamını  değerli  kılacak 

sosyal  çevreler  ve  mekânlar 

oluşturulmalı  ve  bunların 

sürdürülebilir 

olmasına 

özen gösterilmelidir. 

 



Yaşlıların  üretkenliği  arttırılarak  yaşlılara  uygun  aktiviteler  ile 

yaşlının  sosyalleşmesi  sağlanarak  meşguliyet  terapisi  yapılmalıdır. 

Kentlerde  yönetimlerin  yapacağı  düzenlemelerle  sosyal  yardımlar 

çeşitlendirilerek artırılabilir. Ayrıca mental ve fiziksel açıdan sağlıklı 

bireyler için yan gelir sağlayıcı iş olanakları da yaratılmalıdır. 



YAŞLANMA SÜRECİ 

•Yaşlanma süreci doğumdan itibaren başlar ve hiç 

ara vermeden devam eder. 

• İnsanlar  ancak  65  yaşından  sonra  bedenlerinin 

ne kadar yaşlı göründüğü ve değiştiğiyle çok fazla 

ilgilenmeye başlarlar.  

 



 65  yaşında  olduğu  halde  45  yaşında  gösteren 

insanlar  olduğu  gibi  65  yaşında  olduğu  halde  85 

yaşında gösteren insanlar da vardır.  

 Bu  tip  farklılıklar  insanların  genetik  yapıları, 

özgeçmişleri ve beslenmeleri, egzersiz alışkanlıkları ve 

yaşadıkları 

sıkıntılardaki 

büyük 


farklılıklardan 

kaynaklanır. 




 Yaşlanma sürecinde kalıtım, yaşam biçimi, iş, 

beslenme alışkanlıkları,  kronik hastalıklar, kişilik 

özellikleri  gibi  bireysel  özellikler  etkili  olmakla 

birlikte  65  yaş  yaşlılık  sınırı  olarak  kabul 

edilmektedir. 

 Yaşlanma  sürecinde;  genetik  programlamaya 

uygun olarak bireysel özellikler ve dış etkenlere 

bağlı  olarak  değişiklikler  meydana  gelmektedir. 

Hastalıklar, hava kirliliği ve güneş ışığı yaşlanma 

sürecini  etkileyen,  azaltılması  ya  da  kaçınılması 

olanaklı olan dış etkenlerdir.  

 



 Multifaktöriyel  bir  süreç  olan  yaşlanma;  yaşam 

boyunca  mikroskobik  düzeyden  makroskobik  düzeye 

geçmektedir.  

Her  ne  kadar  geçen  zamana  bağlı  olarak  fizyolojik 

kayıpların  ortaya  çıkması  bekleniyorsa  da  bu  kayıpların 

hızı bireyden bireye büyük değişiklik göstermektedir. 

 Genetik  özellikler,  yaşam  tarzı,  hastalıklar  ve  kişilerin 

fizyolojik 

başa 

çıkma 


yolları 

yaşlanma 

sürecini 

etkilemektedir.  

Yaşlanma  sürecinde,  zamana  bağlı  olarak  ortaya  çıkan 

değişiklikler,  normal  koşullar  altında  fonksiyon  kaybına 

neden  olmaz,  ancak  organ  sistemlerinin  rezervlerinde  ve 

homeostatik kontrolde bir azalma söz konusudur.  

Bu  nedenle  vücudun  çeşitli  stres  ve  değişen  koşullara 

adaptasyonu azalmıştır. 

 



• Yaşlılık  döneminde  derinin  incelmesi  ve 

esnekliğini  yitirmesi,  boyun  kısalması,  kas 

kuvvetinin  azalması,  kemiklerde  kalsiyum 

kaybına  bağlı  olarak  kemik  yoğunluğunun 

azalması, görme ve işitmede problemler gibi çok 

sayıda fizyolojik değişim gözlenmektedir.  

•Yaşlılıkta görülen bu tür fizyolojik değişikliklere 

“fizyolojik  yaşlılık”  veya  “biyolojik  yaşlılık” 

denilmektedir.  

• Fizyolojik  değişimlerin  yanı  sıra  çok  sayıda 

psikososyal 

faktör 


yaşlılık 

dönemini 

etkilemektedir.  

 



Bu faktörler arasında ekonomik problemler, emeklilik, çocukların 

evden  ayrılması,  yakınların  kaybı  ve  sosyal  rollerde  azalma  gibi 

çeşitli yaşam olayları bulunmaktadır.  

Bu  tür  yaşam  olayları,  değişim  sonrası  oluşan  yeni  duruma 

adaptasyon gerektirir.  

Adaptasyon  sağlanamadığında  uyum  problemleri,  umutsuzluk, 

depresyon,  sinirlilik  ve  kaygı  gibi  çeşitli  psikolojik  sorunlar 

görülebilir. 




• Genellikle  vücudun  yaşlanması  ile  birlikte  işlevlerde  etkinlik 

yönünden gerilemeler görülür. Kas gücünde, dokunma duyusunda, 

karanlığa  uyumda,  kalbin  pompalama  gücünde,  mide  asidi 

salgılanmasında,  akciğer  vital  kapasitesinde,  böbrek  glomerüler 

filtrasyon  oranında,  periferik  sinirlerdeki  iletim  hızında  ve  tiroit 

hormonları salgılanmasında yaşlanma ile birlikte azalmalar olur.  



Yaşlanma sürecinde görülen bazı yapısal değişikler şunlardır 

 

• Vücut dokuları iskelet sistemi: 



Mineral tuzlar, özellikle kalsiyum, 

kemiklerden  dokulara  ve  dolaşım  sistemine  geçer.  Hücre 

bölünmesi ve doku onarımı, hücre gelişmesi kapasitesi geriler. 

• Dişler: 

Çekilen  dişler  yenilenmez.  Dişler  dökülebilir.  Ufak  bir 

çürükte dişetleri bozulur ve dişler iltihaplanır. 

• Duyma: 

Duyma tek ya da her iki kulakta yavaş yavaş azalır. 

• Dolaşım: 

Kan damarları daralır ve kanın akışını yavaşlatır. Isı ve 

çeşitli  etkinliklere  uyum  sağlama  hızı  azalır,  uç  noktalarda, 

özellikle bacaklarda dolaşım daha da yavaşlar

 



• Sinir sistemi: 

Duyu algılaması ve motor gücü azalır. 

• Görme: 

Göz  merceğinde  ve 

gözdeki 

kan 


damarlarında 

değişiklikler 

oluşabilir. 

Görme 


değişiklikleri,  herhangi  bir  etkinlik  sırasında 

oluşursa kişi duygusal tepki gösterebilir. Zayıf görme 

nedeniyle  daha  kolay  kaza  olabilir.  Kişi  puslu  ya  da 

kısıtlı görebilir. Glokoni ya da katarakt oluşabilir. 

• Deri: 

Diğer  organların  yaşlanması  deriyi  etkiler. 

Dolaşım  değişiklikleri  kan  miktarını  azaltır  ve  duyu 

ve  motor  uyarıların  taşınmasını  yavaşlatır.  Bezlerin 

etkinliklerinin  azalması  ve  diğer  yaşlanma  öğeleri 

saçın  rengini,  yapısını  ve  miktarını  değiştirir.  Kişi 

soğuğa  karşı  duyarlıdır  ve  vücut  ısısı  genellikle 

düşüktür. 




 

Değerli Eğitimcilerimiz, 

sunumların tamamına ulaşmak 

için yayınevimiz ile irtibata 

geçiniz.  

Atlas Sağlık Yayınları 

Gsm : 533 745 49 44  

bilgi@asmlyayin.com 

 



Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə