Gelecek Tasarımcısı Olarak Sivil Toplum



Yüklə 17,88 Kb.
tarix26.11.2017
ölçüsü17,88 Kb.

Gelecek Tasarımcısı Olarak Sivil Toplum

Gürcan Banger


Dernekçiliğin ve vakıfçılığın yerine sivil toplumu koyan yeni türden bir jargon dönemi yaşıyoruz. Sivil toplumdan neden bu denli söz eder olduk? Dernek veya vakıfların çok fazla içinde olduğumuz için mi? Çöl yaşamı dışında dünyayı tanımayan bir bedevi gibi, sivil toplumu abartarak içselleştirir mi olduk? Yoksa bu alandan rant beklentilerimiz mi var?
Sivil toplum kavramının yaygınlaşması, 20’nci yüzyılın son çeyreğinde oldu. Geleneksel siyasetin ve temsili demokrasinin beşerî ve sosyal ihtiyaçları tam olarak karşılamadığı anlaşıldı. Böylece ‘siyaset dışı yaklaşımlar’ üretilmeye başladı. Sivil toplum kavramı, siyaseti ikame etmese de; geleneksel siyasetin yeterli cevaplar veremediği çevre, insan hakları, engelliler, toplumsal cinsiyet ve benzeri alanlarda boşlukları doldurmak üzere yeni söylemler ve örgütlenmeler olarak gelişti.
‘Yeni’ sivil toplum kavramının gelişme sürecinde geleneksel siyasetin, kendini tüm toplum için tanımlamasına rağmen, ‘işin aslının astarının öyle olmadığını’ öğrendik. Geleneksel siyaset, hiçbir zaman başta yoksullar olmak üzere ayrımcılığa maruz kalan insanlar ve toplulukların siyaseti olamıyor. İşte; sivil toplumu bu denli önemsememiz ve giderek daha fazla söz etmemizin nedeni bu… Sivil toplum kuruluşları (STK’lar) öncelikle varlıklarıyla, yarattıkları aidiyet ile, meşruiyetleriyle ve faaliyetleriyle geleneksel siyasetin boş ve çözümsüz bıraktığı alanlara işaret ediyorlar. Bu durum, yeni bir dünya kurgusu ve gelecek tasarımının işaretleridir.
Önümüzde uzun bir yol var. Bugün bulunduğumuz noktada mevcut sivil toplum hareketinin geleneksel siyaseti ikame edecek, siyaseti dönüştürecek, yeni bir bütüncül söylem oluşturacak birikimde ve olgunlukta olduğunu söyleyemeyiz. Diğer yandan kaçınılmaz olan bir gerçek ufkumuzda duruyor. Eğer önümüzdeki süreçte başarılı olacak yeni siyasal söylemler ve siyasal iş modelleri olacaksa; bunlar arasında en değerlileri sivil toplumun bulup çıkardıkları olacaktır. Sivil toplum söyleminin politik toplumu ve dolayısıyla siyaseti yeni bir içerikle biçimlendirdiğini göreceğiz.
Bugün sivil toplum kavramına bu denli fazla vurgu yapılmasının nedeni; yetersiz, eskimiş ve uyumsuzluklarla dolu olan geleneksel siyasetin yerine yeni bir dünya anlayışı getirebilme çabasıdır. Tartışmalar, insanın önemi ile değerini fark eden birey ve toplulukların geleneksel siyasete alternatif olabilecek bir kamusallık ve meşruiyet çerçevesi arayışının ifadesidir.
Sivil toplum kavramının değişik çevrelerden farklı tepkiler aldığını gözlüyoruz. Sivil toplumu; bir ‘sömürgeleştirme oyunu’ olarak anlayanlardan bir fetişizm modeli olarak ona tapınanlara, bu alanı bir rant ve çıkar kapısı olarak kullananlardan bunu bir ‘sosyal kurtuluş’ vesilesi olarak algılayanlara kadar çok farklı yaklaşımlar var.
Bir anlamda herkesin kendi STK’sı var. Devletin kanunla kurulmuş meslek odaları var. Devletin kendi kurduğu ve desteklediği STK’lar da var. Sivil görünümlü ama siyasal parti gibi çalışan STK’lar var. Özel sektörün ‘satın aldığı veya kiraladığı’ STK’lar var. Birilerine ‘ekmek kapısı’ olarak iş gören STK’lar var. ‘Emekli kahvehanesi’ gibi olanlar da var.
Sivil toplum faaliyetlerinin bir tarihsel yönelim olarak; yeni bir siyasal söylem ve yönetim (yönetişim) modeline doğru ilerlediğini dikkate alırsak, bu karmaşayı olağan karşılamak gerekir. Bunlar, düne ait bir sözcük hazinesi ile geleceği tanımlamaya çalışmanın bilinen sorunlarıdır.
Toplumda farklı kesimlerin oluşturdukları farklı örgütlenmeler var. Bunlar arasında merkezî devlet örgütlenmesini, bunun yerel temsilcilerini, yerel yönetim birimlerini, siyasal grupları, aileleri, ekonomik işletmeleri ve sivil toplum kuruluşlarını sayabiliriz.
Geçtiğimiz yüzyılda (örneğin Sanayi Toplumu’nda) toplumun farklı kesimleri arasında kalın çizgilerle oluşmuş ayrımlar vardı. Bu çağ ise farklılıkların açık iletişimini öngörüyor.

Toplumun değişik kesimleri birbirleri ile iletişim kurduklarında, sorunların çözümü kolaylaşıyor. Sorunların ve çözümlerin, konunun paydaşları tarafından birlikte ele alınması, yönetilmesi ve denetlenmesi olgusuna ‘yönetişim’ adını veriyoruz. Yönetişim kavramını ‘etkileşimli yönetim’ olarak düşünebiliriz.


Toplumun diğer kesimlerinin (örneğin politik toplumun, özelde devletin, ekonomik işletmelerin) kendi misyon, vizyon ve iş modelleri var. Geleceği tasarlamak da dahil olmak üzere faaliyetlerini gerçekleştirmek için bazı yol, yordam, yöntem ve teknikler kullanıyorlar. Bunların birçoğu, yaşadığımız yeni çağın öncesine ait olsa da bunlar var ve kullanılıyor.
Sivil toplumun tüm dünyada ve ülkemizde giderek etkin olmaya başlaması ile birlikte bu alanda yeni tasarım ve iş modellerine ilişkin yeni ihtiyaçlar doğuyor. Sivil toplum, kısa geçmişinde devletten, siyasetten ve iş dünyasından ödünç aldığı yaklaşım, yöntem ve teknikleri kullandı. Şimdi sivil toplumun yükselen yıldızı, bu sektörün kendi bilimini oluşturması ihtiyacına işaret ediyor.
Yaşadığımız yüzyıl, sivil topluma geçmişten farklı yeni bir anlam kazandırdı. Sivil hareketlenmenin yeni olması, bu konuda geliştirilmiş söylem ve yazılı belge ihtiyacı ile sivil alan için tasarlanmış yöntem ve tekniklerden oluşan bir kültür ihtiyacını ortaya koyuyor. Hiç kuşkusuz bu kültürün ilginç yönlerinden birisi, evrensel özellikleri kadar yerellikten kaynaklanan farklılıkları içeriyor olmasıdır.


  • 21’inci yüzyıl, kuruluşların odak noktasını kuruluşun dışına taşımıştır. Ekonomik işletmeler için burada müşteriler, rakipler ve tedarikçiler var. Sivil toplum kuruluşunun çevresinde ise insanlar, diğer STK’lar, devlet, yerel yönetimler, iş dünyası ve siyaset var. Odak noktasının kuruluşun dışında oluşması, iletişim olgusuna özel bir önem kazandırdı.

İyi yönetişim için sivil toplum aktörleri kendi dışlarındaki aktörlerle açık iletişim içinde olmak zorundalar. Bu olgu, Sanayi Toplumu’ndaki sosyal kesimler arası kapalılığın kaldırılıp geçirgenliğin artırılması anlamına geliyor. Böylece gelecek tasarımının en önemli unsurlarından birisi olan çoklu ortak paydanın oluşmasına imkân sağlanacaktır.


Sivil toplumun birincil aktör olduğu gelecek tasarımının ana unsurlarından birisi ortak payda fikridir. Birlikte barış içinde ve herkes için sürdürülebilir bir yaşamı sağlama ve toplum için yararlı işler yapma ideali saklı kalmak üzere; şunu söyleyebiliriz ki, ortak payda; ‘bir tane, tek ve eşsiz’ değildir.
Toplumun farklı kesimleri, bir araya gelişleri ile ‘kendi grilerini’ (yani uzlaşma alanlarını) yaratabilirler. Ortak paydanın oluşturulmasında dikkat edilmesi gereken noktalardan birkaçı; insana ve insan haklarına saygı, yaşam hakkının korunmasına özen gösterilmesi ve başka kesimlerin var olma ve varlıklarını sürdürme hak ve özgürlüklerinin gözetilmesidir.
Hangi yol ve yordamı kullanırsak kullanalım; sivil toplum aktörleri olarak geleceği tasarlarken, asla gözden kaçırmamamız gereken ortak ilkeler var. Bunlardan bazıları toplumun diğer alanlarında geçerli olsa da; sivil toplumun varlığı ile gündeme gelip farklılık yaratanlar özel önem ve değere sahip.
Sivil toplum üzerinde bir Gelecek tasarımı yapmanın ilkeleri olmalı: Etkinlik ve verimlilik, açıklık ve izlenebilirlik, saydamlık, sosyal sorumluluk ve sayışabilirlik, işbirliği ile paylaşıma açık ve niyetli olmak, toplumsal yararlılık ve değer yaratma yönelimi, her türlü ayrımcılığa karşı durma…
Ama her şey bu saydıklarımızdan ibaret değil. Sivil geleceğin tasarlanıp kurulabilmesi için başkaca olmazsa olmazlar da var: Demokratik kurumsallaşma, demokratik işlerlik, gönüllülük, hukuka bağlılık ama sivil itaatsizlik, katılımcılık…
Ne yazık ki; sosyal paradigmamızın ortalama endeks değeri, bu çağda bile hâlâ kişi ve kuruluşları tek renkli ve farksız olmaya zorluyor. Hâlbuki farklıyız. Farklı düşünce, duygu ve kimlikler taşıyoruz. Etnik, kültürel ve inanç temelli farklılıklarımız var. Ama aynı çatı altında, aynı topraklar üzerinde birlikte yaşamak durumundayız.
Farklılıkların birlikte yaşaması gerçeği, bir zorluk veya zorunluluktan kaynaklanan durum değil; aksine olumlu algılanması gereken bir zenginlik… Bu zenginliği yaşayabilmek için ortak yaşam alanlarında buluşarak ortak paydayı bulmada bilinçli, gayretli, etkili ve verimli olmak zorundayız. Gelecek tasarımımızın ana teması ortak paydadır.


Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə