İslamoğlu Kuran tefsir dersleri Araf / (35-54)(52)



Yüklə 146,99 Kb.
səhifə1/3
tarix19.10.2018
ölçüsü146,99 Kb.
  1   2   3

İslamoğlu Kuran tefsir dersleri Araf / (55-84)(53)


"Euzü Billahi mineş şeytanir racim"
BismillahirRahmanirRahıym

Sevgili Kur’an dostları geçen dersimizde A’raf suresinin 54. ayetine kadar işlemiştik. Geçen ders işlediğimiz ayetleri kısaca hatırlayacak olursak vahiy, yine kendi özelliklerinden bize söz ediyor ve sözü vahyin sahibi olan Allah’a getiriyor ve Allah zatını kendi vahyi ile bize tanıtıyordu.


İşte bu kısa ve öz tanıtımın arkasından şu, 55. ayet geliyor;

55-) Ud'u Rabbeküm tedarru'an ve hufyeten, inneHU lâ yuhıbbul mu'tediyn;
Rabbinize yalvararak ve derûnunuzla dua edin... Muhakkak ki O, haddini aşanları sevmez. (A.Hulusi)
55 - Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin ki her halde o haddi aşanları sevmez. (Elmalı)

Ud'u Rabbeküm tedarru'an ve hufyeten Rabbinize alçak gönüllü olarak, yüreğinizin ta derinliklerinden yalvarın.
Adeta önce “bir kartvizit sunuluyor” ve bu kimliğe, sadece bu kimliğe yalvarılır deniliyor. Allah’ın uluhiyeti karşısında, Allah’ın rububiyyeti karşısında, Allah’ın rahmet ve merhameti karşısında insanın alacağı tek biçim, yalvarış biçimidir. Dua biçimidir deniliyor ve duayı, yani kulun, insanın Allah’a çağrısını, insan Allah ilişkisinin bu zirvesini nasıl yapmamız gerektiği öğretiliyor.
Alçak gönüllü olarak ve ta yürekten, hufyeten içinizin en derinlerinden, yüreğinizin kırkıncı odasından Allah’a doğru sessiz bir çığlık koyvermek, dua..!
Peygamberin dilinde dua Muhl ibade ibadetin iliği, ya da beyni. Hayatın beyni, hayatın merkezi dua. Onun için Kur’an;
Kul ma ya'beü Bi küm Rabbiy levla du'âuküm. (Furkan/77)
De ki; eğer duanız olmasaydı rabbim sizi ne yapsın dı..!
Eğer duanız olmasaydı rabbim sizi ne yapsın dı, ne işe yarardınız. Duanız, işte duanız hürmetine Allah indinde değerlisiniz. Allah’tan istediğiniz kadar değerlisiniz. Onun için dua sadece ibadetin beyni değil, aynı zamanda Allah’tan kula doğru işleyen Allah – kul ilişkisinde, Allah’ın indindeki insanın değerini belirleyen bir ölçü.
tedarru'an , tazarru biçiminde geçmiş dilimize. Aslında kelimenin kökeni, yer bağır, Anadolu’daki ifadesi ile yer bağır, yerlere kadar eğilerek anlamına gelen “dara” kökünden gelir ki “da” aynı zamanda memeli hayvanların memelerine verilen isimdir. Süt oraya indiği ve ne kadar sütlü olursa o kadar o kadar yere yakın olduğu için adeta dua ile sütlü bir meme arasında böyle bir semantik bir ilişki kurulmuştur.
Aynı zamanda bir çöl bitkisi olan Şibrik kuruyup iyice dikenlendiği zaman da’rığ ismini alır. Ki sanırım bu kökenden bir isim verilmesinin sebebi, develeri o dikeni yiyebilmek için başlarını yere kadar eğdirmeleri ve dikenlerinden zarar görmemek için kökünden koparmak için başlarını yere kadar yaslamalarından dolayı bu ismi vermişlerdir.
tedarru'an kelimesi duanın nasıl bir mahviyet içerisinde, nasıl bir iki büklüm yürekle yapılacağını bize ima eder. Tıpkı fetih günü Mekke’ye muzaffer bir komutan olarak giren Resulallah’ın kendi devesinin üzerinde yaptığı dua gibi. İki büklümdü diyor bize olayı aktaranlar. Gözlerinde yaş, sanki başı, devesinin hörgücüne değecek kadar bir mahviyet içerisindeydi. Dudaklarında hep bir kıpırdama..!
Resulallah Mekke’ye bağırarak, haykırarak, naralar atarak, slogan atarak girmedi. İşte bu gözlerindeki yaşla, işte bu iki büklüm hali ile, bu tazarru hali ile, bu Allah’a karşı mahviyet haliyle girmişti. Gerçek zafer de insanın öz benliğini Allah’ın huzurunda eğdirmesi değil midir. O eğer daha büyük bir savaşı kazanmışsa işte o savaş benliğine karşı, öz benliğine, nefsine karşı verdiği savaştı. Onu kazanan Mekke’leri elbette fethederdi ve o da etti.
Onun için burada eğer Allah’ı tanıyorsanız O’na dua etmekten başka bir şey yapmazsınız. Aslında dua insan – Allah ilişkisinde insanın Allahtan gelen vahyi Allaha döndürmesidir. Allah insana vahiyle konuşur, insan Allah’a dua ile konuşur. Onun içindir ki namaz dua anlamın a gelen salat kelimesi ile ifade edilmiştir. Salat, yani namaz bir dua. Namaz duanın harekete dönüşmüş biçimi. Namaz duanın ayağa kalkmış biçimi. Namaz kılan bir insan iki ayaklı bir dua kesilmiştir. Onun için Allah zatını tanıttıktan sonra hemen insana, tanıdığınız Allah’a, ne kadar tanıyorsanız o kadar tazarru ve niyaz o kadar dua edersiniz demek istercesine bu ayet geliyor hemen ardından, ve ayet şöyle bitiyor;
inneHU lâ yuhıbbul mu'tediyn; Hiç kuşku yok ki O, haddi aşanları, baş kaldıranları, kendisine karşı caka satanları,tafra satanları, hava atanları sevmez.
İlginçtir, Allah’a dua etmeyen bir insan, haddi aşmış olarak, mu'tediyn olarak niteleniyor. Eğer üzerinde biraz düşünürsek, dua etmeyen, dua etme ihtiyacı duymayan, Allah’a karşı muhtaç olduğunu fark etmiyor, dahası Allah’ı bilmiyor. Allah’ın nasıl bir rahmete, nasıl bir mağfirete sahip olduğunu bilmiyor. Allah’ın rahmet kaynağı oluşundan haberdar değil demektir. Eğer haberdar ise bu kez kabullenmiyor demektir. Haddini aşıyor demektir. Çünkü Allah’ın büyüklüğünü bilen, kendi küçüklüğünü bilir. Dahası, kendi haddini bilen, kendi hududunu bilen, Allah’ın hudutsuzluğunu, sınırsızlığını bilir.
Onun için Allah’ın büyüklüğü bizatihi insan aklı tarafından bilinemez. İnsan aklı değilleme yöntemiyle bilir Allah’ın sınırsız büyüklüğünü. Nasıl, kendi küçüklüğünü, kendi sınırlılığını, kendi yetersizliğini, kendi muhtaçlığını bilerek Allah!’ın rahmetini bilir, mağfiretini bilir, sınırsızlığını bilir.
Onun için ayet haddi aşanlardan söz ederek bitiyor. Hadi aşmak..! Duasızlık haddi aşmaktır. Haddi aşanlar Allah’a yakarmazlar. Çünkü hadlerini bilmezler. Hadlerini bilmeyince de Allah’ın hudutsuz rahmetinin farkına varmazlar, onun için dua etmezler. Dua etmeyende ne hayır vardır. Duayı bilmeyen insan ne işe yarar.
Dua insanın en güzel duruşudur. Dua insanın esas duruşudur. Onun için bir insanın en güzel fotoğrafı, dua edilirken çekilen fotoğrafıdır. Dua ederken ki fotoğrafıdır. Dua eden insan, Allah karşısında esas duruşunu almıştır demektir ve ayet dua etmeyenlerin esas duruşlarını bozduklarını ima ediyor. inneHU lâ yuhıbbul mu'tediyn; derken.

56-) Ve lâ tüfsidu fiyl Ardı ba'de ıslahıha ved'uhu havfen ve tame'an, inne rahmetAllâhi kariybun minel muhsiniyn;
Düzene sokulduktan sonra arzda bozgunculuk yapmayın... Korkarak ve icabet edeceğine inanarak O'na dua edin! Muhakkak ki Allâh Rahmeti muhsinlerden yakındır. (A.Hulusi)
56 - Yer yüzünü ifsat etmeyin ıslahından sonra da hem havf hem şevk ile ona kulluk edin, her halde Allahın rahmeti yakındır Muhsinlere. (Elmalı)

Ve lâ tüfsidu fiyl Ardı ba'de ıslahıha
ilginç, çok ilginç. Duadan söz eden, iki büklüm, yüreğin ta derinliklerinden, alçak gönüllülükle Allah’a duaya çağıran ayetin hemen ardından dua ile toplum arasında çok girift, çok ilginç bir bağlantı kurdu bir sonraki ayet ve dedi ki;
Bu yüzden iyi bir düzene sokulmuşken yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın.
Dua ile yeryüzünde bozgunculuk çıkarma arasındaki bağ ne ola ki Kur’an dostları, sevgili dostlar. Duasızlık, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak gibi bir sonuca doğru götürüyor insanı. Çünkü insanın içindeki düzen bozulunca, insan-Allah ilişkisi bozulunca, insan öte ile ilişki kurmayınca toplumun içerisinde bir virüs bir mikrop haline geliyor ve düzen bozuyor. Toplumsal bir sancıya dönüşüyor. O insanın varlığı bir kanser hücresi gibi bir organa, bir dokuya arız olmuş kanserli bir hücre gibi o organı içten içe yiyip bitiriyor.
Onun içinde Kur’an toplumla dua arasında ilginç bir ilişki kuruyor ve dua etmeyen, haddini bilmeyen, ki haddini bilmezliktir dua etmemek. Haddini bilmeyen Allah’ın da hudutsuzluğunu, hadsizliğini bilmez, büyüklüğünü bilmez.
İşte böyle bir insan, düzeni kurulmuşken yer yüzünün düzenini bozan, ifsat eden biri olarak resmediliyor. Tedebbür ve istiğna. Tekebbür, büyüklenme, kendini büyük sanma. Kendini olduğundan fazla görme ve gösterme. İşte hadsizlik, haddini bilmezlik, haddini aşma. Ve istiğna, kendi kendine yettiğini sanma hastalığı. Dua etmeyen, Allah’a dua etmesi gerektiğinin farkında olmayan her insanda bulunan iki virüstür bunlar. Tekebbür ve istiğna. Kendini büyük sanmak ve kendi kendine yettiğini zannetmek.
İnsan kendi kendine yettiğini nasıl zanneder, yeter mi gerçekten. Yetmediğini aklı başında olan herkes bilir. Herkes bilir ki insan kendi yüreğine dahi söz dinletemez. Dinletseydi, sevdiği insanları belki sevmez, sevemediği, bir türlü sevemediği insanları severdi. Liste yapar öyle severdi. Önce belirler sonra severdi. Dinletseydi yüreğine söz, durmuş olan yüreğini çalıştırır veya yorulan yüreğini dinlendirmek için durdururdu.
Ne fiziğine, ne metafiziğine. Ne duygusal olarak, ne de fiziki olarak insan kendi yüreğine dahi söz geçiremezken nasıl kendi kendisine yeter. Elbette yetmez. İşte istiğna halidir kendi kendisine yettiğini zannetmek. Ki bu şirktir. Şirk budur. İnsanın kendi kendisine yettiğini zannetmesi. Ki bu sosyal bir çözülmeye yol açar. İşte zehirdir onun için.
Görüyorsunuz ya, dua ile toplum arasında, duasızlıkla toplumsal çözülme arasında. Duasız bir insanla içten içe kokuşmuş bir toplum arasında nasıl ilginç ve girift bir ilişki kuruyor Kur’an. Devam ediyoruz:
ved'uhu havfen ve tame'an O halde endişe ve umutla yalvarın O’na.
Beyne'l-havf Ve'r-reca yı çağrıştırtıyor adeta. Endişe ve umutla. Endişe duygunun bir kutbu, umut karşı kutbu. Adeta dengeye çağırıyor. Korku ile umut arasında diyor. Yalvaracaksanız O’na duygunuzu öyle bir dengeye yerleştirmek zorundasınız ki, cehenneme bakıp korkmak, cennete bakıp umutlanmak. O’nun rahmetine bakıp umutlanmak, gazabına ve azabına bakıp korkmak. Bu sizi dengede tutar. Bu sizi polarizasyondan korur. Aşırı uçlara duygusal olarak aşırı uçlara itilmekten korur. Ruh dengenizi sağlar.

,

Onun için korku ve umut arasında yalvarın O’na. Duygularınızı dengeye oturtun. O’na yalvarırken emin olmayın. Sanki cennetle müjdelenmiş gibi emin olmayın. Bu hoş bir şey değil. O zaman O’na ihtiyacınızın olmadığını düşünebilirsiniz. Ölmeden kimseyi mutlu diye adlandıramazsınız. O’na ihtiyacınızın olduğunu düşünebilmeniz için emin olmamanız gerekiyor. Yani garanti belgesi almış gibi davranmayın. Ölünceye kadar kulluğunuzu sürdürmeniz biraz da buna bağlı.
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.. (Hicr/99) diye peygamberin şahsında her mümine sesleneni hatta her insana seslenen bu ayet, ölüm gelinceye dek rabbine kulluk et…! İnsanın içini çamaşır gibi sıkmalı. Onun için bu manada garanti belgesi elinizde gibi davranmayın.
Fakat, umutta kesmeyin. Unutmayın umut kesenlerin gideceği ikinci bir kapı yok.
Kul ya 'ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh.. Umut kesmişken amcasının katili Vahşi’ye peygamberin yazıp gönderdiği ayetlerden biri bu idi. De ki; Ey hayatını bozuk para gibi israf etmiş olan kullarım, Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. innAllâhe yağfiruzzünube cemiy'a O isterse eğer günahların tümünü, hataların tamamını affedebilir. inneHU "HU"vel ĞafûrurRahıym; (Zümer/53) Unutmayın, hiç aklınızdan çıkarmayın ki O çok bağışlayandır, merhamet membaıdır, rahmetin kaynağı O’dur. Rahmetin kaynağından uzaklaşırsanız, içiniz çöle döner, kurursunuz, kupkuru olursunuz. Yüreğiniz yeşermez. Bir çölü yüreğinizde, bir taşı yürek diye taşırsınız. Onun için O’na korku ile umut arasında, korku ve umutla yalvarın.
inne rahmetAllâhi kariybun minel muhsiniyn; Çünkü Allah’ın rahmeti erdemli davrananlara pek yakındır. Ya da ihsan’ın peygamber dilindeki tarifi ile meallendirecek olursak;
Allah’ın rahmeti, Allah’ı görür gibi yaşayanlara pek yakındır. Allah’ı görür gibi yaşayanlara..!
En ta’budallahi ke enneke tarahu fe innekünte tarahu fe innehu yerake..! İhsan nedir diye sorana peygamber;
- Allah’ı sanki görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da hiç kuşku yok ki O seni görüyor.
İşte Allah’ı görür gibi yaşayan, Allah’ı görür gibi davrananlara Allah’ın rahmeti çok yakındır.

57-) Ve "HU"velleziy yursilurRiyaha büşran beyne yedey rahmetiHİ, hatta izâ ekallet sehaben sikalen suknahu libeledin meyyitin feenzelna Bihilmae feahrecna Bihi min küllis semerat* kezâlike nuhricül mevta lealleküm tezekkerun;
"HÛ", ki rahmetinin önünden rüzgârları müjdeci olarak irsâl eden... Nihayet rüzgârlar ağır bulutları kaldırıp taşırken, onu ölü bir beldeye sevk ederiz; onunla su inzâl eder ve onunla her türlü semereden (meyve) çıkarırız... İşte (biz), ölüleri böyle çıkarırız... Umulur ki bunun ne anlama geldiğini düşünürsünüz! (A.Hulusi)
57 - Ve o, o Allah dır ki rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci yollar, nihayet bunlar o ağır ağır bulutlârı hafif bir şey gibi kaldırıp yüklendiklerinde bakarsın biz onları ölmüş bir memlekete sevk etmişizdir derken ona su indirmişizdir de orada her türlüsünden semereler çıkarmışızdır, işte ölüleri böyle çıkaracağız, gerektir ki düşünür ibret alırsınız. (Elmalı)

Ve "HU"velleziy yursilurRiyaha büşran beyne yedey rahmetiHİ O’dur rüzgarları rahmetinin önüne katıp müjdeci olarak gönderen.
Burada ki Büşran sözcüğünü çoğunluk, okuyucular, kariler; Neşran, Nüşran Neşeran olarak okumuşlardır. Ki beş tür okunuşu olduğunu Zeccac söylüyor. Ki varlığı O’nsuz algılamaya karşı bir uyarıdır bu ayet.
Ve "HU"velleziy yursilurRiyaha büşran beyne yedey rahmetiHİ O’dur rüzgarları rahmetinin önüne katıp müjdeci olarak gönderen. Yani ey insan, varlığı Allahsız değerlendirmeyin. Varlığı yorumlarken, varlığı algılarken, varlığı anlamlandırırken, hayatınızı anlamlandırırken mutlaka Allah ile irtibatını kurun. Allah’tan bağımsız bir anlam kazandırmaya ve kazanmaya çalışmayın. Eşyaya Allah’tan bağımsız bir anlam vermeyin. Eşya, Allah’tan bağımsız bir anlamı yoktur eşyanın. Sizin Allah’tan bağımsız bir anlamınız yoktur.
Allah demek anlam demektir. Anlamlı hale gelmek istiyorsanız, Allahlı hale gelin. Bir mananız, yaşamınızın bir manası, hayatınızın bir anlamı olsun istiyorsanız, gülüşünüzün, ağlayışınızın bir anlamı olsun istiyorsanız. Hüznünüzün sevincinizin bir manası olsun istiyorsanız hayatınızı Allahlı kılın.
İşte bu ayet kainatta Allah dan bağımsız olup bitiyor gibi gördüğümüz şu meteorolojik hadiselerin, şu gördüğünüz rüzgarların, yağmurların bulutların dahi Allah ile olan irtibatının olduğunu dile getiriyor ve oradan yola çıkarak bize çok farklı, hemen üstteki iki ayetle ilgili 55 ve 56. ayetlerin konusu ile ilgili çok ilginç bir öğüt veriyor, oraya geleceğim.
hatta izâ ekallet sehaben sikalen nihayet bunlar, yani bu rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları taşıyınca, aşılayınca, oluşturunca.
Çok ilginç, yağmurun fiziki olarak nasıl meydana geldiğini bu kadar açık bir biçimde daha o günden söylemesi, bizatihi Kur’an ın icazına, mucize oluşuna bir delildir.
suknahu libeledin meyyitin feenzelna Bihilmae onu ölü toprağa doğru sevk edip bu yolla su indiririz. Onu ölü toprağa doğru sevk ederiz, rüzgarların aşıladığı ve artık yağmur tutmuş bulutları ne yaparız? Sevk ederiz. Onlar gelişi güzel gitmezler. İşte rahman olanın rahmeti sebebi ile dökülen rahmet, rahmet yağmuru, Allah’ın sevki ile yönlendirilir. Allah’tan bağımsız değerlendirilmez. Onu sevk eder ve bu yolla su indiririz.
feahrecna Bihi min küllis semerat ve böylece her türlü ürünün yeşerip boy vermesini sağlarız.
kezâlike nuhricül mevta işte bu, ölüleri böyle diriltiriz. Etrafınızı okurken, eşyayı okurken, kainatı okurken, tabiatı, doğayı okurken doğru okuyun. Doğru okursanız yeşeren ağaçlarda ölümden sonra dirilişi görürsünüz. Kışın ardından gelen baharda Ba’sü ba’del mevt i fark edersiniz. Onun için ölüleri de işte böyle diriltiriz.
kezâlike nuhricül mevta lealleküm tezekkerun; belki düşünürde ibret alırsınız. Alacağımız 1. ibret kainatı bir kitap gibi okumak, doğru tefsir etmek, doğru anlamak, doğru anlamlandırmak, doğru yorumlamak. İşte 1.si biraz önce söylediğim; Ölüleri nasıl diriltirsin Allah’ım. Sorusuna cevap olarak etrafınızda her şey, her yıl ölüyor ve diriliyor. Tabiata bakın, kendinize bakın. Vücudunuzda her an ölen binlerce hücreye ve her an dirilen binlerce hücreye bakın. Siz aslında ölümü her an yaşıyor, dirilişi her an yaşıyorsunuz. Yani her an ölüyor, her an diriliyorsunuz.
Ama alacağımız daha derin bir ibret var. lealleküm tezekkerun; diye biterken bu ayet, bizim üzerinde derin derin düşünüp ibret almamızı istediği bir başka şey daha var gibi geliyor. Nedir o; O yukarıda 55 ve 56. ayetlerin konusu ile ilgili. Dua.
Diyeceksiniz ki dua ile, Allah’a alçak gönüllüce, yüreğin ta derinliklerinden korku ile ümit arasında yalvarmakla, rüzgarların yağmur yüklü bulutları aşılamasından, yağmur yüklü bulutların Allah’ın sevki ile yer yüzünü sulamasından ve bundan sonrada yeryüzünde bitkilerin çıkarması ile ne alakası var? Diyecekseniz, ki hemen anlamış olmalısınız çok, çok alakası var.
Duayı rahmete benzetiyor Kur’an. Göz yaşını yağmura benzetiyor. Yüreği toprağa benzetiyor ve diyor ki; Susuz kalan toprak nasıl çoraklaşırsa, çölleşirse, duasız ve göz yaşsız kalan yürekte öyle çölleşir ve çoraklaşır. Onun için ibret alın diyor. Düşünün üzerinde. İçinizde bir çöl mü taşıyorsunuz, yoksa bir göl mü. İçinizde bir taş mı taşıyorsunuz, yoksa kalp mi. Bunu düşünün diyor. İçiniz yeşil mi, yoksa kurak mı, bunu düşünün. Eğer içiniz yeşil değilse, içinizin bozkırları artık çoraklaşmışsa, ürün vermez olmuşsa unutmayın siz ürün veremezsiniz. Unutmayın, çöle dönmüş bir yürekle hiç kimseye can, hiç kimseye umut, hiç kimseye hayat taşıyamazsınız.
Onun için önce çöle dönmüş, taşlaşmış yüreğinizi yeşertin. Önce yağmur içinize yağsın. Önce içinizden başlayın dirilmeye. Beden ülkenizin başkenti eğer işgale uğramışsa o zaman dil ve dudak, el ve ayak, göz ve kulak kendiliğinden işgal altına girecektir. İşgal altında olmuş yüreklerin oluşturduğu bir toplum, nefislerin işgali altındadır, çözülür. Onun için nereden başlayacağımızı gösteren çok ilginç ayetler bunlar.


58-) Vel beledüt tayyibu yahrucü nebatuhu Bi izni Rabbihi, velleziy habüse lâ yahrucü illâ nekida* kezâlike nusarrifül âyâti likavmin yeşkürun;
Tayyib beldenin nebatı (o beldenin) Rabbinin izni ile (Bi - izni RabbiHİ) çıkar... Habisten ise, faydasız olandan başkası çıkmaz... İşte böyle, değerlendiren bir kavim için işaretleri evirip çevirip anlatıyoruz. (A.Hulusi)
58 - Hoş memleketin nebatı rabbinin izniyle çıkar, fenasının ise çıkmaz, çıkan da bir şey'e yaramaz, şükredecek bir kavim için âyetleri böyle tasrif ederiz. (Elmalı)

Vel beledüt tayyibu ya bereketli toprak, yahrucü nebatuhu Bi izni Rabbih O’nun bitkisi rabbinin izni ile gür ve gümrah olur.
Devam ediyor misalimiz. Bereketli toprakla, taşlaşmamış sevgi taşıyan, umut taşıyan bir yüreği eşleştiriyor Kur’an. Ya bereketli toprak; Onun bitkisi rabbinin izni ile gür ve gümrah olur.
velleziy habüse lâ yahrucü illâ nekida ama kötü ise, çoraksa o toprak, bir şey bitmez. Bitse de illâ nekida bitse de işe yaramaz. Hiçbir şeye yaramayan kışır biter.
kezâlike nusarrifül âyâti likavmin yeşkürun; Elindeki nimetin değerini bilen bir topluluk için ayetlerimizi işte böyle çok boyutlu olarak açıklıyoruz. Umarım ibret alanlardan oluruz. Allah açıklıyor ama biz anlıyor muyuz. Umarım anlayanlardan oluruz.
54. ve 58. ayetler, bu ayet 54. ayetten başlayan, bu ayetle biten bu pasaj insanı, iç dünyasını imara çağırmakta. Onun, imara nereden başlayacağını göstermekte. Nereden başlamalı sorusunu sorana yüreğinden başla. Allah ile ilişkiyi kurarak başla. Alıcı ve verici yerini onar. Unutma, işgale uğramış bir yüreğin sahibi özgür olamaz. Yüreğin alıcısını Allah’a ayarla ki, Allah’tan başkasının önünde eğilmesin, eğilmeyesin. Başkent yürek ya çorak ya kurak olur. Ya da bitek ve bereketli olur. Sizn yüreğiniz hangisi demek istiyor bu pasaj.
Bu ayetlerin ardından, bu pasajın ardından peygamberlerin geçmiş, belaya uğrayan, gazaba uğrayan kavimlerin ve onlara gönderilen peygamberlerin hikayesi anlatılıyor.
Aslında ben bu pasajın arkasından gelen geçmiş kavimlerle ilgili bu kıssaların, bu pasajla doğrudan bir ilişkisini görüyorum. O da yine bu vahyin ilk muhatabı olan Hz. Muhammed A.S. a ve bu vahyin tüm muhataplarına şu gerçeği hatırlatmak için. Eğer insanlar içlerini çöle döndürmüşlerse, tufana bile muhatap olsalar onlar artık yeşermezler. Su onların yüreğini yeşertmek için değil, artık onları boğmak içindir. Tıpkı Hz. Nuh ve ona direnen kavmi gibi. Gelin birlikte okuyalım;

59-) Lekad erselna Nuhan ila kavmihi fekale ya kavmı'budullahe maleküm min ilâhin ğayruHU, inniy ehafü aleyküm azâbe yevmin azıym;
And olsun ki, Nuh'u halkına irsâl ettik de: "Ey kavmim... Allâh'a kulluk edin... O'nun gayrı bir ilâhınız yoktur... Muhakkak ki ben, size gelip çatacak aziym sürecin azabından korkuyorum" dedi. (A.Hulusi)
59 - Celâlim hakk için Nuh’u kavmine Resul gönderdik, vardı da ey kavmim! Dedi: Allaha kulluk edin, ondan başka bir ilâhiniz daha yoktur, cidden ben üzerinize büyük bir günün azâbı inmesinden korkuyorum. (Elmalı)

Lekad erselna Nuhan ila kavmih Doğrusu biz Nuh’u kendi toplumuna göndermiştik.
Kur’an da ilk davet eden peygamber, ilk Resul olarak geldiği bildirilen Nuh peygamberin kıssasını anlatıyor bu pasaj.
fekale ya kavmı'budullahe maleküm min ilâhin ğayruHU dedi ki ey kavmim. Yalnız Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka tanrınız var mı? Yok. Onun için doğru bir biçimde düşünün ve yalnızca Allah’a kulluk edin.
inniy ehafü aleyküm azâbe yevmin azıym; Kuşkusuz ben korkunç bir günün azabına çarpılmanızdan korkuyorum. Dedi Nuh peygamber.
İnsanlığın en kadim sapmasına dikkat çekti. Görüyorsunuz, sapmanın tarihi çok eski. Ama insan bizatihi sapık değil. İnsan doğuştan pırıl pırıl. İnsan doğa ve tabiatı itibarıyla Allah’ın yarattığı pir-u pak fıtrat üzerinde. Ancak sözleşmesine ihanet edince insan Allah’tan uzaklaşıyor. Kendinden uzaklaşıyor. Kendine yabancılaşıyor. Kendine yabancılaşınca rabbine yabancılaşıyor ve bu da insanın Allah’ın vasıflarından birini, sıfatlarından birini, eşyaya atfetmesiyle tezahür ediyor. Yani eşyaya ilahlık sıfatlarından birini yakıştırıyor ve bunun sonucunda efendisi olduğu, efendisi kılındığı eşyanın kölesi oluyor insan. Kendi değerini kendi elleriyle, öz elleri ile beş paralık ediyor.
İşte şirkin affedilmez bir suç olması bu yüzdendir. İnsanın kendi kendisine en büyük hakaretine şirk adını veriyor. Efendisi olduğu eşyaya köle olmak. Şirkin insan ruhuna getirdiği en büyük zarar, verdiği en büyük zarar işte budur.

60-) Kalel meleü min kavmihi inna lenerake fiy dalalin mubiyn;
Halkından geleneksel görüşün ileri gelenleri dedi ki: "Doğrusu biz seni apaçık sapıklık içinde görüyoruz." (A.Hulusi)
60 - Kavmimden cumhur cemaat her halde biz, dediler: Seni açık bir dalâl içinde görüyoruz. (Elmalı)

Kalel meleü min kavmih toplumunun seçkinleri cevap verdiler onun bu çağrısına. Toplumunun aristokratları, yönetici elitleri. Her zaman hakikatin karşısına ilk direnen onlar olmuştur. Onlar kendi menfaatlerine istikrar adını vermişlerdir, ve istikrarı savunmuşlardır. Küfürde istikrarı. Batılda istikrarı ve onun içinde her çıkan ışığı yangın zannedip bir kova su alıp koşmuşlardır söndürmek için. Yarasalar gibi güneşe düşman olmuşlar. Işığa düşman olmuşlardır. Işık saçan birini gördüklerinde yangın söndürür gibi onu yok etmeye çalışmışlardır. İşte bu seçkin aristokratlar Nuh kavminin içinde yer alan bu aristokratlar, bu yönetici seçkinler şöyle diyorlar Hz. Nuh’un bu çağrısına karşılık.
inna lenerake fiy dalalin mubiyn; İşe bakın hele. Kesinlikle seni biz apaçık bir sapıklık içerisinde görüyoruz. Diyorlar.
Görüyor musunuz değerli dostlar. Kim sapık? Kim kime sapık diyor görüyorsunuz değil mi? Nuh’un; Allah’tan başkasına tanrılık yakıştırmayın, köleniz olan eşyayı efendiniz haline getirmeyin. Eşyanın efendisi iken eşyanın uşağı, kölesi durumuna düşmeyin. Diye onlara bir “ben” duygusu, onlara bir şahsiyet, onlara bir insanlık izzeti kazandırmak isterken, onların Nuh’a verdiği cevap; “Biz seni apaçık bir sapıklık içerisinde görüyoruz.” Oluyor.
Yönetici elitin tarih boyunca kendisine ışık saçanlara karşı tavrı, klasik tavrı b u olmuştur. Ve kendileri sapık olduğu halde, kendilerini sapıklıktan kurtarmak için gönderilmiş bir peygambere sapık demek nasıl izah edilir diyecekseniz, alabora olmuş bir bakış açısı ile izah edilir. Nereden bakıyorsunuz. Allah’ın gör dediği yerden bakmayıp ta şeytanın gör dediği yerden bakarsanız doğru. Şeytanca bir bakışla bakınca hak size batıl görünür. Işık sizi rahatsız eder. Yarasaları ışık rahatsız ettiği gibi ışıktan korkan batıl ehlini de ışık rahatsız eder.
Alabora olmuştur onların mantıkları. Yüceyi alçak, alçağı yüce görürler. Geçiciyi kalıcı, kalıcıyı geçici görürler. Ahireti görmezler de hep dünyayı görürler. Hakkı batıl, batılı hakk görürler. Onun içinde gördüklerini, baktıkları yeri, bakışlarını sorgulamazlar. Baktıklarını sorgularlar. Yamukluğu bakışlarında aramazlar da baktıklarında ararlar. Ama onlar bakışlarını değiştirmedikleri sürece hiçbir doğruyu doğru göremeyeceklerdir.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə