Kul hakki sevgili gençler! Hepimiz Allah’ın kullarıyız. Allahü Teala biz kullarının arasının düzgün olması için aramıza haklar koymuş. Kulların arasını bir anlamda haklarla bulmuş. Bu haklar da insanlar arasındaki ilişkilerde ortaya



Yüklə 66,37 Kb.
tarix25.06.2018
ölçüsü66,37 Kb.
#51612

KUL HAKKI

Sevgili gençler!

Hepimiz Allah’ın kullarıyız. Allahü Teala biz kullarının arasının düzgün olması için aramıza haklar koymuş. Kulların arasını bir anlamda haklarla bulmuş. Bu haklar da insanlar arasındaki ilişkilerde ortaya çıkmakta. Bu ilişkilerde çiğnenen haklar kul hakkı olarak karşımıza çıkmakta. Toplumda yaşayan herkesin çevresindeki kişilerin hakkına riayet etmesi gerekmekte.
Yunus'un dilinde “Yaradılanı severiz Yaradan'dan ötürüşeklinde ifade bulan gerçek, mahlukatın haklarına riayetin, kanunların koyduğu bir zorunluluk olduğu için değil, Yüce Yaratıcı'yı sevmenin ifadesi olduğu için benimsendiğini anlatır.
Hak hukuk ne ki?

Ufacık da olsa bir insanın hatırını kırmak, gönlünü incitmek de kul hakkıdır. Öğrenci okulunda, işçi fabrikasında, memur dairesinde, esnaf dükkânında, vazifesini eksiksiz ve adil bir şekilde ifa ediyorsa, ancak o zaman görevini İslâmî ölçüler içinde, kul hakkına riayet ederek yapıyor demektir. Hangi alanda olursa olsun, layıkıyla yapılmayan vazife, bir şekilde kul hakkına tecavüzdür. Yerine göre bazen tüyü bitmemiş yetimlerin, bazen tek tek helalleşme imkânı asla olamayacak kalabalıkların haklarının vebali altında kalmaktır.1


İnsan kendi nefsini, isteklerini ve menfaatlerini her şeyin önüne koyduğu zaman, geride ne Allah rızasını gözetmek kalır, ne de kul hakkına riayet etmek… Böyle olunca da sağa sola fazla dikkat etmeden daima şahsî isteklerini önde tutar. Kendince açıkgözlülük yaparak başkalarının hakkını yemekten kaçınmaz.

Mesela insanların beklediği bir sıraya bir yerinden girerek işini bir an önce halletmeye çalışır. Su ve elektrik giderlerini ödememek için kendince yöntemler geliştirir. Toplu ulaşım araçlarında ücret ödememeye çabalar. Kamu malını kendi hesabına kullanmaktan çekinmez. Bir hizmet mevkiinde bulunuyorsa bunu kişisel iktidar ve menfaat aracı olarak görür. Ama düşünmez ki, bunu yaptığında nice insanın hakkına tecavüz etmektedir. Ahirette insanın karşısına binlerce kişinin alacaklı olarak çıkmasından kötü ne olabilir?2


Başkalarına zarar vermemek hususunda Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın ve uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (hizmetçi vs.) iyi davranın. Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.”3
Allah Rasulü (s.a.v.) de şöyle buyurur: “Kim zarar verirse Allah da onu zarara sokar ve kim eziyet ederse Allah da o kimseyi incitir.” (İbn Mace, 2342).

Müslümanın müslümana karşı kanı, malı ve ırzı haramdır.” (Müslim, 6706).


Yine Efendimiz (s.a.v.) birinin arazisinden bir bölümünü gasp eden kimse hakkında da şöyle buyurmuştur: “Kim bir karış toprak gasp ederse, Allah kıyamet gününde onu yedi kat yerden kafasına geçirir.” (Müslim, 4217)

Bizim inancımız, bırakın zarar vermeyi, rızası olmadan bir kimsenin malından ufacık da olsa faydalanmayı bile yasaklamıştır.

Unutmayalım; Müslüman, Efendimiz'in (s.a.v.) beyanıyla 'başkasının elinden ve dilinden emin olduğu' kişinin adıdır.

Kul hakkı deyip geçmeyin! Kul hakkından ne kadar korkuyoruz? Kul hakkından korkmak gerek!..


Mevtayı musalla taşına koyunca “merhum üzerindeki haklarınızı helal ediyor musunuz?” diye üç defa sorar imamlarımız. Çünkü İnsanları en çok cehenneme sokan, kul haklarıdır.
İnsanın üzerindeki kul borcu, borçların en büyüğü, ahiret açısından da en korkulanıdır. Rabbimiz kul hakkını şehitlerden bile affetmiyor. Hak ettikleri şehitlik makamına, ancak kullara olan borçları ödendikten sonra çıkabiliyorlar.

Nitekim Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri cenaze namazını kıldıracağı mevtanın üzerinde kul hakkının olup olmadığını da soruyor, ölenin borcu varsa, kul hakkı vardır üzerinde, diyerek namazını kıldırmıyor, başkalarının kıldırmasına havale ederek insanlara borçlu gitmeme konusunda böyle uyarıcı mesajlar sunuyordu.


Bir defasında namazını kıldıracağı cenazenin borcu olduğu anlaşılınca beklemeyi tercih etmişti. Cenazeye iştirak edenler durumu anlayınca büyük bir vefakârlık göstererek hemen oracıkta topladıkları parayı borçlu bulunduğu kimseye vererek cenazeyi kul borcundan kurtarmışlar, bundan sonra namazını kıldıran Efendimiz (s.a.v), kul hakkıyla gitmeme konusunda çarpıcı bir misalle şöyle açıklamada bulunmuştu: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir insan Allah yolunda üç defa şehit olsa bile üzerindeki kul hakkı ödenmedikçe cennetteki makamına erişemez!..
Evet! kul hakkından korkmak, kul hakkıyla gitmemeye dikkat etmek gerekmektedir. Kul hakkının böylesine ehemmiyetinden dolayıdır ki, alimlerimiz yaptıkları tavsiyelerinde ikazlarda bulunarak diyorlar ki: Sakın kimseyi şu veya bu bahanelerle aldatarak haklarını almaya kalkmayın; mallarını üzerinize geçirmeye yönelmeyin. Şayet geçmişte üzerinizde kul hakkı kalmışsa, sahibiyle mutlaka helalleşin, hayatta değilse mirasçısına ödeme yapın. O da mümkün değilse, hak sahibi adına bir yoksula, hizmete verin... Çünkü kul hakkıyla giden insanın ruhu askıda kalır, hak sahiplerine hakları ödeninceye kadar askıdan kurtulamaz. Hatta bu kul, şehit bile olsa!..
Geçmişteki imanı kuvvetli, dindarlığı sağlam toplumlarda para, mal, eşya gibi dünyevi değerlerin çalınıp kaybolması konusunda bugünkü gibi kötü örnekler yaşanmıyordu. Hatta zaman zaman dükkânlar açık bile bırakılabiliyor, bağ, bahçeye bekçi gereği de görülmeyebiliyordu. Kilit fabrikaları kurmaya bile ihtiyaç duyulmuyordu.

Nitekim savaşa giden Osmanlı askerlerinin uğradıkları bağ bahçeden aldıkları meyvenin parasını oraya bırakma titizliği göstermeleri de, kul hakkının savaşta bile ihmal edilmediğinin göstergesi oluyordu...


Adımımızı kul hakkına göre atalım!


Kul hakkı konusunda ele alınabilecek o kadar çok başlık var ki.

Devletten elektrik kaçıranlar, 'Kaçak elektrik kullananlar kul hakkı yiyor', Kul hakkı elektrik çarpmasından kötüdür!

Bir tüccar müşterisini aldatmayacak, sakat mal satmayacak veya sakatlığını söyleyecek, satış yaparken kendisini müşteri yerine koyacak... Eksik ölçüp noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun!4

Gıybet, bir kul hakkı mıdır? Gıybet eden kimse ne yapmalı?

Trafikte kul hakkına girmemeye dikkat! Trafikte kural ihlali kul hakkı mı? Bozuk egzozu tamir ettirmemek bile.

İnternetten film indirmek kul hakkına girer mi? İzinsiz internet ağını kullanmak kul hakkına girer.

Kötü niyetle yapılan Sanal yazışmalarda..

Sıraya kaynak yapmak kul hakkı mıdır? Sırada bekleyenleri atlatmanın dinimizce durumu nedir?

Kopya çeken öğrenci kul hakkına girmiş mi olur?

Kirli çorapla camiye gelmek, havayı, suyu ve toprağı kirletmenin, çevreye zehirli atıkları bırakmanın, yerlere tükürmenin, sigara izmariti, kuru yemiş kabuğu ve benzeri şeyleri yerlere atmanın…

Çiğnediğimiz sakızı yere atmakla kul hakkına girer miyiz?

Çöpünü ortalık yerlere atmak. Kendi çöpünü başkasına temizlettirmek. Topluma karşı işlenmiş bir haksızlıktır. Bu da bir kul hakkıdır.... İyi bir Müslüman, oturduğu yerden, piknik yerinden belli olur!

Mü'minin, başkasını kendi rahatına tercih etmesi gerekir. Örneğin otobüse önce ben bineyim değil de başkasını önce bindirmek.
Yalan dolan, alavere–dalavere, rüşvet yemek ve yedirmek, hile üçkağıt, kızlarla gönül eğlendirme, zina, taciz, güçsüzü ezme gıybet etme, iftira atma, başkalarının özel hayatlarını ve gizli hallerini araştırma, kötü lakap takma, alay etme, küçük görme, kırıcı şakalar yapma, sözünü yerine getirmeme, kibirlenme, kötü zanda bulunma, rencide etme, hakaret, küfür el kol hareketi, onur kırıcı sözler söyleme, hırsızlık, hâinlik, gasp, kumar, fâiz, haksız muâmele, rüşvet, ihaleye fesat karıştırmak, haram lokma, her türlü çirkin tavır ve davranışlar …vs
Birlikte yaşama kültürü eksikliği kul hakkına sebep olmakta. İnsanlar bir davranışta bulunurken komşusunu rahatsız edebileceğini düşünmeli. Apartman kurallarına uymamakta kul hakkıdır. Apartmanlarda cüz'î miktarda aidatlar vardır. Israrla vermeyenler var. Apartmandaki herkesin hakkına girdiğini, hepsinin nefretini çektiğinin farkında değil. Peygamber Efendimiz (s.a.s) de diyor ki: 'Kendisi için istediğini başkası için istemezse bir kimse, kamil mü'min olamaz.'"
İnsanın kazandığı paranın helallik ve haramlığı dini açıdan olduğu kadar mânevî açıdan da önemlidir. Bakara Sûresinde, ”Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin! İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günah bir yolla yemek için o malları hâkimlere rüşvet olarak vermeyin!(bakara/188) ikazı yapılmaktadır.
Rasul-i Ekrem (S.A.V) buyururlar ki: “Birbirinize haset etmeyin! Müşteri kızıştırmayın! Birbirinize buğzetmeyin! Birbirinize sırt çevirmeyin! Biriniz diğerinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasın! Ey Allah'ın kulları, kardeş olun! Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu küçümseyip hakir görmez. –Üç defa kalbine işaret ederek– Takva şuradadır. Kişiye kötülük olarak müslüman kardeşini hakir görmesi yeter. Müslümanın her şeyi, kanı, malı ve ırzı diğer müslümana haramdır.” (Müslim)
Ticaret yapanlar müşteriyi Müslüman olsun gayrimüslim olsun Allah'ın kulu olarak görmeli. 'Allah'ın bana gönderdiği müşteri, ona en iyi muameleyi yapayım.' diye düşünmesi lazım. Bir sanatkâr ise işin en güzel şekilde, müşterisine değil de Allah'a beğendirmek için yapmalı. Hak ettiğinden fazla ücret almamalı.
Gayr-i müslimlerin inançları, ibadetleri kendilerine aittir. Bizim bunu tasvip etmemiz söz konusu olamaz. Ancak bu onların yüzüne karşı kâfir dememiz, kolayca kalplerini kırabileceğimiz anlamına gelmez. Mal, namus ve ırzlarına zarar verilemez. Savaş ânında bile helal olmayan haklar barış ânında hiçbir şekilde helal olmaz.
Sözünde durmak

Verdiği sözde durmak kulun haklara riayet etmesinin de bir göstergesidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), verdiği sözde duran ve yaptığı anlaşmaya bağlı kalan insanların en titiziydi. Dostlarına verdiği sözde durduğu gibi düşmanlarıyla yaptığı anlaşmalara da sadık kalmış, her ne pahasına olursa olsun aykırı hareket etmemişti. Peygamberliğinden önce bir dostuna verdiği sözü tutmak için adamı üç gün sözleştikleri yerde beklemişti. Nasıl olsa artık gelmez? diyerek çekip gitmemiş, verdiği sözde sonuna kadar durmuştu.


Kamu Malına Zarar Vermek


Başkalarının sahip olduklarına veya kamu malına zarar vererek hak arama iddiasının hak kavramıyla uzaktan yakından alakası olamaz. Özellikle kamu malına zarar verildiğinde milyonlarca kişinin hakkına tecavüz edilmiş demektir. Ahiret endişesi olan bir insanın böyle büyük bir yükün altına girme cesareti olabilir mi?5

Benim malıma böyle yapılsaydı? Sorusuna vereceğimiz cevap… Demek ki kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmak, bir nebze insanî/ahlâkî erdeme sahip birinin başvuracağı bir yol değildir.

Bir mümin için kendi malı ne kadar kıymetliyse, başkasının malı da aynı kıymettedir. Mümin güvenilir insandır, emindir. Kendisine emniyet edilene zarar vermez. Sahibi görmese de her şeyi göreni bildiğinden eline diline dikkat eder. Allah’tan, Ahiret hesabından korkar.


Müslüman’ın devlet malına bakışı

Meşhur halifelerden Ömer b. Abdülaziz akşamları özel işleriyle ilgili bir şeyler yazacağı zaman kendi mumunu yakar, devlet işlerinde ise devletin mumunu kullanırmış.6 İşte İslâm’ın devlet malıyla ilgili bakışının özeti bu tavırdır.

Kamu malına zarar vermeye gelince, bunun vebalinin ne kadar ağır olduğunu anlamak için şu ayete bir bakalım: Her kim hıyanet eder, kamu malından bir şey aşırırsa, aşırdığını kıyamet günü yüklenip getirir.” (Âl-i İmran, 161)
Hz. Peygamber (s.a.v) de ganimet mallarından iki kuruş bile etmeyen bir boncuğu çalmış olan birinin cenaze namazını kılmamıştır. (İbn Mace, 2848). Yine Hayber’in fethinde ganimet eşyasından bir hırkayı aşıran kimse için de, kıyamette bu elbisenin onun üzerinde yanacağını belirtmiş, bir ayakkabı bağını kendisine ayıran kimseye de benzer şeyi söylemiştir. (Nesaî, 3827)

Devletin malını haksız yere kullananlar tüyü bitmemiş yetime ve hak sahibi tüm insanlara, tek tek ahrette haklarını teslim edeceklerdir.

Böyle bilen ve inanan insanın haddine mi birinin hakkına el uzatması, komşusunun malını gasp etmesi, bir kılıfını bularak devletin imkanlarını hortumlaması, kapkaççılığa yönelmesi?..

Üzerinde kul hakkı olan ne yapmalı?

Üzerinde kul hakkı bulunan bir insan, diyar diyar dolaşarak da olsa muhatabını bulup helâllik dilemek mecburiyetindedir. Bu hak, gıybet, iftira, yalan isnadı.. vs. gibi manevî boyutlu haklar ise, ancak hak sahibiyle açık seçik konuşularak helâl ettirilebilir.

Mutlaka helalleşilmeli Efendimiz (s.a.v) buyurmuşlardır ki: “Kim bir kul hakkı yemişse derhal o kardeşi ile helalleşsin. Çünkü (kıyamet günü) dirhem de geçmez dinar da. Böyle olunca o (hak yiyen) kişinin sevapları alınır o adama yüklenir Eğer sevapları yoksa o hakkını yediği adamın günahları buna yüklenir7 “Kıyamet gününde haklar, mutlaka sahiplerine ödenecektir; öyle ki boynuzsuz koyun için dahi boynuzlu koyundan kısas alınacaktır.”8


Helalleşme tüccar ve benzerleri için zordur. Çünkü bunların muamelede bunduğu şahıslar çok ve dağınık olduğu için, onların her birini veya vereselerini bulamayabilirler. Fakat mümkün olan her çareye başvurmalıdırlar. Şayet aciz kalırlarsa, zulümleri ve zimmete geçirdikleri haklar nisbetinde iyilik yapmaya çalışmalıdırlar. Çünkü ahirette kendi sevapları yetişmezse, hak sahiplerinin günahları kendilerine yüklenecek ve böylece başkalarının günahları ile kendileri helâk olacaktır.
Esasen helallik istemeyi devamlı bir alışkanlık ve ahlâk haline getirmeli, mümkün oldukça oturup kalktığı herkesle her fırsatta sebebini de söyleyerek helalleşmelidir. Böylesi, ahirette o kimseyle hesaplaşmak için binlerce sene beklemekten çok daha kolaydır.

Hak sahibi, helallik isteyene hakkını helal etmek mecburiyetinde değildir. Ancak helal etmesi daha güzel ve daha kazançlıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Rasulullah’ın (s.a.v) zatında bütün Müslümanlara hitaben buyurulur ki: “Sen affetme yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” (A’raf, 199)


Siyer: Bende bir hakkı olan varsa gelsin alsın – UKKAŞE (r.a)

Peygamber Efendimizin s.a.v vefatından bir gün önceydi…

Herkes nefesini tutmuş bekliyordu. Çünkü az evvel Peygamberimiz (s.a.v) “Bende bir hakkı olan varsa gelsin alsın” dediğinde, orada bulunan sahabelerden Ukkaşe (r.a);

-”Evet, benim bir alacağım var. Bir gün kırbacınızın ucu sırtıma değmişti de, canım yanmıştı” dedi. Sahabe-i Kiram bu söze çok şaşırmış ve kızmışlardı.

Peygamberimiz (s.a.v) hiç tereddüt etmedi kırbaç istedi: ”Vur” dedi. Ukkaşe (r.a): “Vururken sırtım açıktı.” dedi. Peygamberimiz (s.a.v) hiç tereddüt etmeden üstündeki kıyafeti sıyırdı, arkasını döndü ve; “Vur” dedi.

Herkes şaşkındı. O sahabe hemen koşturdu ve elini yüzünü Peygamberimizin (s.a.v) mübarek sırtına sürdü ve peygamberlik mührünü doyasıya öptü. Peygamberimiz (s.a.v) bu davranışıyla, kul hakkının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.


Hayatü’s-Sahabe - sahabelerin helalleşmeleri

Yüce dinimiz İslam, ırk, cinsiyet ve inanç ayrımı yapmaksızın bütün insanların haklarını kutsal ve dokunulmaz kabul etmiş, bu hakların ihlaline karşı maddi ve manevi birçok müeyyide getirmiştir.

Habeşli zenci bir hanımdan doğma BİLAL-I HABEŞİ (r.a) hazretlerine bir gün sahabenin ileri gelenlerinden EBU ZER GIFARI (r.a) hazretleri; 'Kara kadının oğlu diye hitap edince;

Bilali Habeşi hazretleri çok üzülür mahcup olur ve hemen üzüntüsünü beyan etmek için Rasulüllah'a (s.a.v) gelir ve Ebu Zer Gıfari Hz'nin kendisine 'kara kadının oğlu dediğini ve bu kelimenin zoruna gittiğini anlatır..

Bu olay üzerine Rasulüllah Ebu Zer Gıfari Hazretlerine derki; Ya Eba Zer; derhal git ve Bilal’den özür dile ve onunla barış!... bu söz üzerine Eba Zer derhal Bilali Habeşinin evinin önüne gelir Bilali Habeşiyi çağırır ve yere yatar yanağını yere koyar ve derki;

Ya Bilal! senin o siyah ayağın benim bu beyaz yüzüme basmadıkça buradan kalkmayacağım yüzüme bas ve bana hakkını helal et diye hitap eder!

Burada önemli olan Hz Bilal’in o muhteşem sahabenin yüzüne basıp basmaması olayı değil, sahabenin gurur ve kibirini ayaklar altına alarak haleleşmesi ve Rasulüllah'a (s.a.v) gösterdiği derin sadakat ve tevazu örneğidir.

 

Menkibe: İmam-ı Azam Hazretlerinin babasının akan nehirdeki elmayı ısırması ve helallik almak için yaptıkları…

En büyük iflas, kul hakkıdır!..


Ebu Hureyre (r.a)'ın rivayet ettiğine göre Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz bir keresinde, “Müflis (iflas etmiş) kişi kimdir bilir misiniz?” diye sorar. Sahabe, “Bizim aramızda müflis, parası ve eşyası olmayan kimsedir” diye karşılık verince, Efendimiz şöyle buyurur:

Benim ümmetimden müflis o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz, oruç ve zekât (gibi ibadetlerin sevabıyla), ancak şuna sövmüş; buna zina iftirasında bulunmuş; ötekinin malını yemiş; berikinin kanını dökmüş; diğerini de dövmüş olarak gelir. (Mahkeme-i kübrada, hakkına girdiği kişilerin) her birine onun hesenatından (iyiliklerinden) verilir. Şayet davası bitmeden hesenatı biterse, onların (hak sahiplerinin) günahlarından alınarak bunun üzerine yüklenir ve sonra da (günahkâr bir kimse olarak) cehenneme atılır. İşte asıl müflis kişi budur.9


Mesele çok açık. Adam dünyada hakkını alamamışsa ahirette alacak. Haksız olanın sevaplarını alıp Allah (c.c) haklıya verecek. İşte en büyük iflas budur.
İstanbul fethedildiğinde Fatih Sultan Mehmet Han, Yedikule zindanlarındaki ilim adamlarını ziyaret eder ve kendilerine sorar, "Sizi niye zindana attılar?"

Onlardan biri demiş ki: "Kayser (Bizans imparatoru) bizi topladı, dedi ki, 'Osmanlı, Rumeli Hisarı'nı yaptırıyor. Bizans'ın kapıları kapanıyor. Ülkemizi nasıl koruyabiliriz?' Sıra bana gelince şöyle cevap verdim: 'İmparatorum, biz Bizans'ı artık koruyamayız. Çünkü ahlaksızlık Bizans'ı çürüttü. Şimdi cepheye giden asker, geride bıraktıklarını kimseye emanet edemiyor. Osmanlı, Bizans'ı yıkmasa da Bizans zaten yıkılıyor.' Bunun üzerine imparator,

"Atın bunu zindana!" diye emretti, 'Biz yüzyıllarca yaşamışız, Bizans'ı kimse yıkamaz!' diyenlere de mevki makam verdi."

Fatih Sultan Mehmet, adamı dinledikten sonra demiş ki: "Sana şimdi bir ferman veriyorum. Osmanlı memleketlerini dolaş. Acaba Osmanlı Devleti ne kadar yaşayacak, bana bir bilgi ver." O bilgin, bu emrin üzerine tüm Osmanlı topraklarını dolaşmaya başlamış. Bu esnada mahkemeleri de incelemiş. Bir mahkemede şöyle bir davaya şahit olmuş:

Davacı olan köylü, kadı efendiye yalvarıyor: "Ben bu adamdan sadece tarlayı satın aldım. Tarlanın içinden çıkan bu hazineye bir bedel ödemedim. Lütfen söyleyin, bu hazineyi alsın!"

Diğer adam da demiş ki: "Ben tarlayı bu adama satmışım. Artık içinden ne çıkarsa ona aittir. Hazineyi alamam, vebaldir."

Her iki adam da kul hakkına girmekten böylesine korkuyor. Kadı efendi adamlara bakmış, birinin oğlu, birinin kızı var. Demiş ki:

"Ben senin kızını, bunun oğluna nikahlıyorum, razı mısınız?" Adamlar da peki demişler.



"Çağırın oğlunuzu, kızınızı." demiş, onlara da sormuş, "hayır" diyen yok.

Kadı, "Maşallah, o çıkan hazine de size düğün hediyesi." diyerek davayı bitirmiş. Bütün bunlara şahit olan ilim adamı, Fatih'in yanına gelmiş, "Bu adalet devam ettiği müddetçe Osmanlı'nın ömrü çok uzun olur!" diye müjde vermiş.


Kul hakkı için helallik aldıktan sonra tevbe edip bir daha yapmamaya karar vermeli…


Allah affedicidir. Kul, tövbe ettiğinde bütün günahları affedilir. Allah kendisine ortak koşmayı affetmez ve yine Allah'ın affetmediği tek günah kul hakkıdır. Yüce Allah dilediği kimselerin şirk dışındaki bütün günahlarını bağışlayabileceğini haber verdiği halde (Nisa, 116), kul haklarına karışmamaktadır.10
Tövbe, insanın işlemiş olduğu günahlardan dolayı Allahu Tealâ'ya özür beyan etmesi, affedilip bağışlanmayı istemesidir. Pişmanlık ve o günahı işlememeye azmetmek tövbenin şartlarındandır. Günahına pişmanlık duymayan ve bir daha yapmamaya azmetmeyen kişi tövbekar olamaz. 'Bir gün tövbe edip, yarın aynı günahı tekrar işlerim' diyen de aslında tövbe etmemiş olur.11

Şu halde tövbede pişmanlık şarttır. İki cihan serveri Efendimiz, "Tövbe pişmanlıktır." buyurmuştur.


Kul hakkından da ağır olan gıybet!..


İnsan gıybetini yaptığı kimsenin mirasçısına varıp da akrabanın aleyhine konuşup gıybetini yapmıştım, o da ölmüş, arkasından sana şu kadar para vereyim de bana hakkını helal et, diyemeyecektir. Çünkü böyle bir salahiyet verilmemiştir mirasçıya!..

Gıybetini yaptığı kimseyle bizzat görüşerek helallik alacaktır. Vefat etmiş ise, ancak mahşerde karşılaşıp, yaptığı gıybetine mukabil sevaplarını verecek, sevapları yetmezse gıybetini yaptığı kimsenin günahlarını yüklenecek, helalleşmek ancak böyle gerçekleşecektir!. Demek ki gıybet helalleşmesi, kul hakkından da zor bir helalleşme olacaktır.


Neden gıybet helalleşmesi kul hakkından da zor helalleşme olacaktır? Çünkü insanın haysiyeti, şerefi malından üstündür. Malını almak suretiyle hakkını aldığın kimsenin mirasçısına aldığın malı verir, kurtulursun. Ama aleyhinde konuşmak suretiyle itibarını düşürdüğün kimsenin haysiyetini, şerefini parayla satın alıp geri getiremezsin. Onun hesaplaşması şerefine gölge düşürdüğü kimseyle mahşerde yüz yüze gelmekle olacaktır... Sevaplarını verecek, yetmezse gıybetini yaptığı kimsenin günahlarını yükleneceksin, ancak böyle helalleşebileceksin...

Şayet hak sahipleri ölmüş veya yerleri belli değilse, onlar için: “Ya Rabbi beni de, gıybetini ettiğim kişileri de affet!” diye dua ve istiğfar etmeli, hayır hasenat yapmalı, daha önce yerdiği bu kimseleri gıyaplarında övmelidir.12




Menkibe: Gıybet Karşılığı Hediye

Hz. Hüseyin (r.a) bir adamın kendisi hakkında hoşlanmadığı şeyler konuştuğunu öğrendi. Bunun üzerine içi taze hurmalarla dolu bir tepsi hazırlayıp, bizzat kendisi adama getirdi. Adam kapıyı açıp Hz. Hüseyin'i (r.a) elinde hurma tepsisiyle görünce, hayret edip:

"Ey Peygamber torunu! Bu nedir?" diye sordu. Hz. Hüseyin de (r.a):

"Bunu al! Çünkü senin, hakkımda kötü konuşarak iyiliklerini bana hediye ettiğini öğrendim; ben de ona karşılık sana bunları getirdim!" dedi.13


Şaka yapmakta kul hakkına girer mi? Şakadan anlıyor muyuz?


Şaka var şaka var!

Kul hakkına giren hususlardan biriside, aşırı derecede şaka yapmak, olur olmaz yerlerde gülmek ve insanlara eziyet verici işler yaparak eğlenmektir.



Birinin kusur ve noksanlarına dokunmak, şahsiyetini kırıcı olan her türlü alayı, uydurmak, taklit etmek, palavra atmak ve dalga geçmek, bunlar ima ile bile olsa bunların hepsi dinen yasaktır. Ayrıca mizahın yasak oluşu, insanın vakarını ve ciddiyetini ayaklar altına alacak şekilde yapılan mizahlardır.14
Yalanla eş anlamlı şakalar, bizzat yalan olduğu için de haramdır. İnsan, çoğu kere muhatabı küçük düşürecek şekilde yapılan fiilî ve sözlü şakalar da Hz. Peygamber'in (S.A.V) hadisi ile yasaklanmıştır: "Kardeşinle tartışma ve ona sevmediği şakaları yapma"15
Peygamberimiz (s.a.v):“(Mümin) kardeşinle münakaşa ve şaka etme.” buyurmuştur. Hadis-i şerifte şakanın münakaşa ile birlikte zikredilmesi, ikisinin de “öfkeye sevk edecek tarzda tahrik” içermesi ve düşmanlığa yol açması sebebiyledir.
Müslümanların birbirleriyle alay etmek maksadı taşıyan şakalar yapması haramdır. Yüce Allah şöyle buyurur: “Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın; belki de onlar, kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar; belki alay ettik­leri kimseler kendilerinden daha hayırlıdır.16

Allah'ım! Üzerimizde hakkı olanlarla helalleşmeyi nasip et


Allah'ım! bizi ve üzerimizde hakkı olan herkesi affet. Bilerek bilmeyerek onurunu incittiğimiz, hakkını yediğimiz kullarından helallik almaya, mallarını vermeye, kırılan gönüllerini hoşnut ve tamir etmeye bizi muvaffak eyle.

1 Mübarek Erol, NE HAKSIZLIK EDELİM, NE HAKSIZLIĞA UĞRAYALIM, Semerkand 2004, Mart

2 Taha Yıldız, Semerkand Dergisi, BENCİLLİĞİN MÜEBBET HAPSİNDE, Haziran 2012

3 (Nisa, 36)

4 el-Mütaffifin, Ayet 1

5 Taha Yıldız, Kamu Malına Zarar Vermek, Semerkand Temmuz 2013


6 İbn Sa’d, 5/347-8.

7 Buhari, Rikak 48.

8 Müslim.

9 Buharî, Müslim, Tirmizî.

10 Ebubekir Sifil, KUL HAKKI KİMİN HAKKI?, Semerkand, Mart 2004.

11 Mehmet Ildırar, TEVBE ETMEKLE KURTULURSUNUZ, Semerkand, Temmuz 2000

12 Ahmet SAFA, EVİMİZDE GIYBET YANGINI – Semerkand – 2006 – Haziran

13 Gazâlî, et-Tibrü'İ-Mesbûk, s. 24.

14 Kalbin hastalıkları, 4.kitap (Sf.126-127)

15 Buhâri, Edebû'l-Müfred, nr. 394; Tirmizî, Birr, 58 (nr. 1995)

16 Hucurât, 49/11.


Yüklə 66,37 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə