Türk Kültüründe Zambak Motifi



Yüklə 250,42 Kb.
səhifə1/4
tarix11.04.2018
ölçüsü250,42 Kb.
  1   2   3   4




Türk Kültür Tarihinde ve Hastanelerimizde

Zambak Motifi1

Hilmi Özden*, Prof. Dr. Ömür Şaylıgil*

*Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi



Giriş

Türk coğrafyasında Hindistan ve Türkistan topraklarından bir yolculuğa çıkıldığında “zambak” motiflerini takip ederek Bosna’ya kadar yolumuzu bulabiliriz. Türk motif ve damgalarının bir çoğu gibi “zambak” da Türk kültür sahasında yön buldurucu “pusula arma” ve motiflerdendir. Uzak doğudan, Kafkasya, Orta doğu, Anadolu ve Balkanlara kadar kökü çok eskilere uzanan bu çiçek motifini görebiliriz. Zambak (Zanbak), bu coğrfayada lotus / nilüfer (su zambakları) olarak da anılmıştır. Hatta zambakgillerden olan lâlenin ise Osmanlı döneminde bir devre adı dahi verilmiştir. Kozmogonik hüviyeti olan bu çiçekler sadece bahçelerde kalmamış, ulvî, gizemli anlamlarda kazanmıştır. Gök Tanrı dininden İslâm dinine kadar muhtelif dinleri tanıyan Türkler kullandıkları çeşitli motiflere ve zambağa ölüm, ahret, ebedilik, şifa, iyilik, güzellik anlamları ile zenginlik katmaya çalışmışlardır.



Sözlüklerde Zambak

Zambak (Arapça) zanbaq soğanlı bir bitki, lilium2. “Cevad Rüştü” çiçekler üzerine hazırladığı çalışmada şu zengin bilgileri aktarır “İstanbul lehçesiyle bu çiçeğin ismi"zanbak" diye telaffuz ederiz. Lehçetü'l- Lugâ'ya göre zanbak Arabî-i galattır. Sahihi zâ-i muceme-sinin fethâsıyle "zanbak"tır. “Razakı” dahi “zanbak” manasınadır. Farisîsi “seren”dir. Burhân-ı Kalfa göre "zanbe", anbe vezninde muarrebi olan zanbak ile maruf çiçektir. Fen dilince Latince "Lilium" denilen bu çiçeğe Fransızlar avam diliyle "Lis" derler. İngilizler "Lily" dedikleri gibi Almanlar da "Lillie" diyorlar. Eski ıstılahçılarımızın bilhassa Risâle-i Feyziye sahibi zanbak terkibinde "Maruf çiçektir. Lâkin, etib-bâ katında Yasemin-i ebyâz murat olunsa “zanbak”zikrederler. Yani, zanbak zikrolunsa murat “Beyaz yasemindir.” diyerek fennen zeytuniyede gösterilen yasemini zanbak ile adetâ karıştırıyor. Eski Kelt dilinde zanbağa sadece "Li" diyorlar ki "beyaz" demektir. Diğer bir kamusa göre "süsen, susan, zanbak demekle maruf, hoş kokulu çiçeklerden bir nebâttır. Berrî ve bostanı olarak iki nev'idir. Bostanîsi de iki sınıftır. Birisine 'âzâde' ve 'sade' derler ki beyazdır. Diğerine 'irsâ' derler ki kavs-i kuzâh: alâim-i semâ:eleğim sağma manasınadır ve bir kısmı da “âsmân-ı kevnî”dir. Müfredi “süsene”, cem'i “süsen” gelir" diyor ki bu da biz avam diliyle "susam" dediğimiz "süsen"i adetâ zanbağın bir nev'i addediyor, fakat bugün çiçekçilik fenni bu iki çiçeği ayrı ayrı mütalaa, zaten nebâti evsâf itibariyle de aralarında mütebariz farklar mevcut olduğunu gösterir. Eski Kelt dilinde beyaz demek olan "Li" kelimesinden müştak olarak Latince "Lilium" denilen zanbağın yalnız beyaz değil, onun muhtelif renkte birçok nevileri elde edilmişti. Beyazlardan bildiğimiz "adi zanbak: Lis komün" olduğu gibi renklilerden "Martagon zanbagı: Lis Martagon", "Kanada zanbagı", "Küçük zanbak", "Benekli Kaliforniya zanbagı", "Sarı çiçekli zanbak", "Parri zanbagı", "Hanson zanbagı", "Sarı Martagon", "Pirene zanbagı", küçük yapraklılardan "Minyon zanbak", "Benekli katmerli: Lis Tifre â Fleur plein", "Monadolf zanbagı", "Vaşington zanbagı" gibi daha pek çok zanbak nevileri mevcuttur. Zanbagın menşeini Fransız müellifleri Fransa olarak gösteriyorlar. Bu çiçeğin bize duhûlü tarihine dair eski âsârda henüz bir kayda tesadüf edilemedi. Mamafih, bizde su zanbaklarının hüdayî-nabit bir halde bulunmasına bakılırsa, bu çiçeğin memleket mecmua-i nebâtâtında yerli nebatat arasında bulunacağına şüphe edilemez”.3 Cevat Rüştü’nün vurguladığı gibi tarihî seyride göz önüne alındığında bizde su zambaklarının yerli bitkiler arasında bulunması şüphesizdir. Su zambağı denince lotus (nilüfer) karşımıza çıkacaktır. Nilüfer: durgun sularda yetişen bir su bitkisi. (Farsça) nilüfer “the waterlily”, Farsçada nilüpar, nilüpal, nilüfal olarak da geçer.4 Harezm Altınordu Türkçesi5 sahasında yine nilüfer çiçeği Hüsrev ü Şirinde geçmektedir. Nilüfer: (Farsça). Nilüfar, nilüpal, (Sankritçe): nilotpala: mavi lotus çiçeği, nymphaea cyanea: nila koyu mavi+utpala, lotus çiçeği: anilin6. Lotus: nilüfer çiçeği, Latince: Lotus, Klasik Yunanca: Lotos, Aramice veya Süryanice: Lota.7 Oscar Wilde (1854-1900), “Semerkand’ın badem koruları, kırmızı zambakların rüzgarla sürüklendiği Buhara ve sarı kumuyla Ceyhun, Beyaz sarıklı meşhur tüccarların geçtiği yerler.” diyerek Türk İllerini tasvir etmekteydi.8 Muallim Naci’de sözlüğünde Zambak: Maruf ( meşhur) çiçek diye tanımlamıştır.”Zanbak çiçeği bir yana tursun bana sen bak/ Gül sen bana, gül-şen bütün ey gül! Senin olsun” (Tahirü’l Mevlevî)9

Mütercim Âsım Efendi’nin Burhân-ı Katı10sında Zanbak’la ilişkilendirilmiş kelimelerin zenginliğini görebiliriz: Âzâd: Âbâd vezninde. Sekiz manası vardır: 1. Nahcivan eyaletinde bir şehir adıdır. Halkının beşeresi gayette beyaz olur. Onda bî-nazir bâde-i engûr çıkar. 2. Mutlak ayb ve nakisası olmayan nesneye denir. 3. Bî-kayd, mücerret ve rehâ-yâfte yani kurtulmuş ve salıverilmiş, meselâ "filân-ra âzâd kerdem" derler, filân şahsı kulluk kaydından kurtardım, kendi basma fariğ ve lâ-kayd eyledim mevkiinde. 4. Sûsen-i ebyâz ismidir ki zambak tabir olunan çiçektir. İ'vicac ve inhiraf illetinden; bir gayrı şecer ve nebata istinad nakisasmdan beri olduğu için âzâd ile tesmiye eylediler. 5. Bir şecer adıdır ki Hindistan'da bekâyin derler. Bu şeceri âzâd-diraht ile tefsir ederler. 6. Suret darısının kasbı ve o maruf hürde darıdır. Bazı diyarda cevaz dan tabir ederler. 7. Mutlak müsemmir olmayan şecere denir. Serve dahi âzâd ıtlakı bu itibarladır. Bir hakimden sual olundu ki: "Nahlistân-ı âlemde bu kadar namdar ve pür-berg ü bâr eşcâr vardır. Onların birine âzâd ıtlak olunmayıp hemen serve tahsisin vechi nedir?". Hâkim-i merkum cevabında dedi ki: "Çün her seçerin bir mevsim-i ma'lûmu ve fasl-ı muayyeni vardır ki onda gâh taze ve gâh pejmürde olur. Lâkin şecer-i serv her mevsimde taze, tarî ve ânza-i televvün ve inkılaptan beri olmakla âzâd tesmiyesine mahal ve sezâvâr oldu". Sıfat-ı âzâdegân dahi budur. Ehl-i tahkik indinde âzâd o kimseden ibarettir ki alâyık-ı zahiriye ve avâyık-ı bâtıniye kaydından halas bulmuş ola. Çenpâ: Pâ-yı Fârisîyle tenhâ vezninde. Hindistan'a mahsus bir çiçektir. Zambak şeklinde ve sarı olur. Rây-çenpâ dahi derler. Lugat-i mezbûre Hindidir. Fâgir: Gayn-ı mu'ceme ile hâzir vezninde. Sanya mayü bir hoş-bû çiçektir. Yaprağı zambak yaprağı şeklinde tulânî olur. Ekseriya Hindistan'da biter. Hindiler, rayçenpâ derler. Bu diyarlarda mütearif olmayan çiçeklerdendir. Fâgiye: Lâgiye vezninde. Gül-i rayçenpâ'du" ki Hindistan'a mahsus zambak şeklinde bir çiçektir. Kına çiçeğine de denir. Çiçekli kına hasebine de derler. Mutlak hoş-bû çiçeklere ıtlak olunur. İrîd berîd: Etbâ' kabilindendir. Sistan soğam tabir olunan devayî kök ismidir. Şakkolunmuş soğana şebih bir köktür. Sistan vilayetinden getirirler. Bunu bazılar zambak kökü ve bazılar sûsen-i ahmer kökü ile tefsir ettiler. Tılâsı bevâsir illetine müfit ve tenavülü dem-i hayzı müfettihtir. Kebest: Elest vezninde ebucehil karpuzuna denir. Arabîde hanzal derler. Şöyle naklederler ki bir adamı dört yerinden akrep soktu. Tıp âşinâ bir kimse der saat merkum ebucehil karpuzunu buldurup iki direm miktarı yedirdi. Fi'l-hal veca'ı sakin oldu. Derler ki tırnak gibi bir yerinden delip heşşunu çıkardıktan sonra zambak yağıyla doldurup ba'dehu o deliğe set ve üzerini hamurlayıp bir mikdar kayna yınca ateş üzre terk olursa, tesvid-i şa'r hususunda bundan âla hizab olmaz. Bir kavilde kebest, hanzalm gayrı bir acı nebattır. Bunu karga döleği ile tefsir ederler. Zehr-i helâhile dahi kebest denir. Zehr-i helâllik, Çin'de Helâhil nam cebelde nabit biş tabir olunan nebattır. Semmi katildir. Her defi'yü't-te'sir olan zehri ona nisbet ederler. Müeyyidü'l-Füzelâ'da kebest, pust-i ney-şeker yani şeker kamışının kabuğuyla mersumdur. Zenbe: Enbe vezninde. Muarrebi olan zambak ile meşhur çiçektir. “Mehmet Zeki Akalın”, “Osmanlı Tarih Deyimleri Ve Terimleri” sözlüğünde ise “Lâle zambak fasilesinden olup soğandan yetişen iri yapraklı bir çiçektir ki muhtelif renk ve şekilde cinsleri vardır.” şeklinde tanımlanır.11 Çiçek işlemelerinin bahsedildiği oya’da zambağın geçtiğini görmekteyiz.Renkli bir ibrişimden iğne ile kafes gibi araları oluk olarak çiçek veya yaprak şekillerinde örülen işlemelere verilen addır. “Dantel mahiyyetinde olup elbise kumaşlarının ve yemenilerin kenarlarına süs olarak harç yerinde dikildiğim kaydedilen “Sanat ansiklopedisinde (Oya maddesi) şu tafsilât ta vardır: “Bunların düz olanları veya tabii çiçek ve yapraklar gibi mücessem şekillerde örülenleri vardır. Bazı ince oyalar tabii çiçek ve yapraklardan fark olunmayacak kadar sanatkârane örülmüştür. Oyalar, işleme tarzı ve şekillerine göre şu isimleri alırlar: Afet tırnağı, çifte, fulya, komşu çatlatan, ince kaba, kirpik, kuşdili, saçak, sayvan, kuşgözü, tavşan kulağı, trabzan, zürafe, zambak, çemen, karanfil, gül, nergis, lâle, hanımeli ve saire.” Flöri yahut florin; Milâdî on birinci asırdan evvel (Filoransa şehrinde darp ve üzerinde bir zambak çiçeği resmedilen altlılara verilen addır Bu isim mahail-i darptan ve üzerlerindeki çiçekten dolayı verilmiştir. Bilâhara bu da, Avrupa memleketlerine yayılmış ve altıa meskukâta florin isminin verilmesi taammüm eylemiştir. Osmanlılara da aynı suretle intikal ettiğinden altın paralar hakkında bu ad kullanılmıştır. Âdını çiçek mânasına gelen flör'den almış olmak dolayısiyle doğrusu flöri olması icabeden bu para Türk fonetiğine uydurularak filöri suretinde telâffuz olunurdu. Osmanlı padişahlarından ilk altın para bastıran Fâtih'tir. Hicrî 883 (1478) senesinde İstanbul'da basılmıştır. Bununla beraber ikinci Sultan Mehmed in sikkelerine ayrı bir ad verildiğine dair Osmanlı tarihlerinde malûmat mevcut değildir. Zahir halden bunun için bi-deyeten yalnız altın lâfzının istimaliyle iktifa olunduğu anlaşılıyor. Araplar altın meskukâta (dinar) adını verdikleri halde Osmanlılarda bu isim (dirhem) gibi terk olunarak yerine altın tâbiri kaim olmuştur. Altın kelimesi Moğol lisanından alınmıştır. O lisanda (altan) lâfzı fasil külçe halinde olan altın mânasını ifade eylediği halde sonraları hassaten Acemistan Moğollar nezdinde zer-i meşkûk mânasında kullanılıp bilâhara Osmanlılara intikal ettiği vakitte dahi aynı mânada istimal olunmuştur. Osmanlı altınlarının zuhûrunden evvel ecnebi altınları memleket dahilinde tedavül ediyordu. Hattâ ondan sonra ds Osmanlı ülke- sinde yabancı altınlarının tedavül ettiği tarihlerdeki kayıtlardan anlaşılıyor. Ecnebi altınları umumi harbde kâğıt paraların çıkması üzerine Osmanlı meskukâtı gibi piyasadan çekilmiştir. Ecnebi altınları bilhassa onuncu ve on birinci asırlarda yazılan Osmanlı tarihlerinde mensup oldukları memleket ismiyle yazılıdır: Venedik dukası. Macar altını gibi. O meyanda (filöri) tâbirine de sık sık tesadüf olunur. Filori tâbiri Osmanlı müverrihleri tarafınden Osmanlı altınları hakkında da istimal olunmuştur. Peçevi, Kâtip Çelebi ve Koçu Bey gibi meşhur müellifler Osmanlı altınlarını hemen daima filori tabiriyle zikretmişlerdir. Hattâ Kâtip Çelebi “Fezlekesi” nde bilmünasebe “kese paralanıp filoriler sarı çiçek gibi ortalığa yayıldı” demektedir.12

Kâzım Kadri Büyük Türk Lûgati'nde zanbak [a.is.; 2/964]: beyaz ve keskin kokulu çiçek açar bir nevi soğan13 olarak tarif edilir. Kanar Farsça-Türkçe14 sözlükte zambakla ilgili kelimelerin Farsçalarına yer verilir; İres: (botanik.) beyaz zambak.,i nigâr 1.sevgilinin yüzü. 2.bir cins üzüm. 3.bir tür zambak zenbak: (A.) zambak., zenbakiyye: (A.) zambakgiller., sûsen: (Peh.): (bot.) zambak, süsen, dalgın iri gözü andıran bir çiçek., i sefîd : (botanik.) beyaz zambak., vec: (A.) (botanik.) sarı zambak.Beni bir lahza müsâid bulamaz ıdlâle / Ne beyaz bâkire zambak, ne ateşten lale (Yahya Kemal).

Görüldüğü gibi Zambak (zanbak)/lotus/Nilüfer Türk lügatlerinde birbirinin yerine kullanılmış çiçeklerdir. Hatta Lâle’de zambakgillerden olması sebebi ile Avrupa’da Batı dillerinde lâle (tulip) adını, sarık mânâsına gelen Farsça “tülbend” kelimesinden almış olup Latince tulipa gerneirana, Almanca tulpe, Fransızca tulipe, İngilizce tulip, İtalyanca tulipano, Rusça tul’pan kelimesiyle karşılanmaktadır. Avrupalı yazarlar ilk dönemlerde lâleyi tanımadıklarından, bu çiçeği bir çeşit zambak (Lilium) olarak kabul etmiş ve bu düşünüşe göre isimlendirme yapmışlardır. P. Belon “Lils rouges” (Kırmızı zambak), C. Clusius “Lilionarcissus” (Nergis zambağı), P. de Tournefort “Lis de Byzance” (Bizans zambağı”, A. Toderini ise “Lys sanguins” (Kan renkli zambak) ismini kullanmışlardır.15
Türk Kültür Tarihinde Zambak
İskit, Hun, Avar, Göktürk, Peçenekler olmak üzere bu motif, giysilerden takılara kadar günlük hayatta kullanılmıştır. Doğu Avrupa veya Türkistan coğrafyasında çıkarılan antik eserler bunun kanıtlarını taşımaktadır. Sadece antik eserlerde değil mimari yapılarda örneğin, han, hamam, hastane, kervansaray, saray, kale vd.lerinde büyük bir titizlikle işlenmiştir. Lotus veya Nilüfer ismiyle ifade ettiğimiz su zambağı yakın zamanlarda Prof. Dr. Sartkojauu Karcaubay16, ve Cantekin Karcaubay17 tarafından arkeolojik kazılarda bulunan “Göktürk Toprak halkı” buluntu ve resimlerinde tesbit edilmiştir. Moğolistanın başkenti Ulan Bator’un batısındaki Mahyan Uul Kurganı 7. yüzyıldaki Türklerin yaşam tarzı, sanatı, mimarisi, gömü geleneği ve dünyaya bakışı hakkında eşsiz bilgiler sağlıyor. 18 Bir Göktürk prensi için yapılan yoğ töreninin heykeller ve resimlerle anlatıldığı Kurganın “Öteki dünyanın resimli yolu”: Mezar odasına uzanan koridorun duvarları resimlerle süslü; 35 derecelik eğimli bölümü birinci kemerden sonra düz olarak devam ediyor. Kemerin altında tünel şeklinde geçit yer alıyor. Burada da duvarlar sıvalı ve resimlerle bezeli. Kemerin üzerine tapınak, koruyucu boğa ve nilüfer çiçekleri çizilmiş.19

Prof Dr. Ahmet TaşağılTöles Boylarını” anlatırken “Kurıkan’lardan şu şekilde bahsemektedir. Kurıkan’ların(Ku-li-kan) Baykal Gölünün (Han-hai) kuzeyinde oturdukları ifade edilirken bazı kaynaklar tarafından Uygurların ve Baykal’ın kuzeyine işaret edilmiştir. Beş bin yetişmiş asker çıkaracak kadar güçleri vardır. Sadece bir kaynakta ise iki erkinlik halinde bir arada oturdukları kaydedilmiştir. Topraklarında çok zambak soğanı(lily-bulb) bulunmaktadır. Çok güzel at yetiştirirlerdi . Başları develerinkine benzer, kasları kemikleri çok iri, kuvvetli idi ve gün içinde bir kaç yüz li hızla koşabilirler.20

Zambağın dini motife dönüşünü Emel Esin’in “Orta Asya’dan Anadolu’ya Türk Sanatında İkonografik Motifler21” isimli eserinden takip edebiliriz: Orta Asya Türk astral ikonografisi çoğunlukla mahalli gelenektedir. Güneş ikonografisine, Türk metinleri ışığında bakarsak, bunların anlamı aydınlanabilmektedir. En çok görülen güneş tilgeni, ananevi kırmızı dairedir Parlak tilgenler, "Budalar" ve Maniheist dindarların halelerini de oluşturur; çünkü bunlar yultuz'a ve güneşe benzetilmektedir ve yultuz-teg, kündem, kün tengri tilgeni-teg gibi tabirlerle temsil edilirler. Tantracı metinlerde "Luşyanta Buda" lotus çiçeğine dönüşen bir tilgen içinde gözükür. Böyle metinler, IX.-XII. yüzyıl Bezeklik resimlerindeki güneş tilgejıi ve açılmış lotusun birbirlerinin yerine geçme niteliklerini anlatır. Etrafında küçük daireler bulunan ortası noktalı veya noktasız büyükçe bir tilgenden ibaret güneş piktogramları veya "Buda" haleleri de Uygur sanatında yaygındır. "Ming ming tümen yol yaruk" içindeki "budha" tarifi (zarif?) ışıklar saçan güneş halesi piktogramına işaret eder.22

Uygurlar çakır ve tilgen tabirlerini, dünya etrafında dönen ve unsurlara atfedilen felekler için de kullanmaktadır (yil, suuv, oot) oot tilgen'in dışında bir de ootluğ çakır (güneş-svastika) kavramı vardır." Diğer taraftan, ilk ateşi yakan ve ona kendi adını (Türk) veren alp ve Türklerin "gök ateşi tapınağı" ile ilgili rivayetler de ateş-güneş ibadetinin Türklerde de kadim mevcudiyetini akla getirir. Bezeklik Uygur resimlerinin birinde, bir budha nın tilgeni, içinde alevler olan kırmızı kenarlı bir çemberdir (Rioo). Ootluğ çakır, Küzedkici'lerin (lokapala) ve Tantra rahiplerinin Çek'lerle (cinler) mücadelede kullandıkları silahlar arasında da yer alır. O döneme ait resimlerde çakır, lotus goncalarından oluşan bir tekerlek olarak da gösterilir.23

Uygur kağanları, 744 ile 789 arası Kök Türk kağanları gibi, "Tengride kut bulmış" gibi gök kutuna işaret eden lakaplar taşırken, beşinci kağandan sonra (789-790) güneş ve aydan kut almaktadırlar. Bu değişikliğin sebebi belki, 763'te kabul edilen Maniheizmin bu yaruk'lara verdiği önem olabilir. Nedeni açık olmamakla birlikte, 789 ila 1000 yılları arasında, kağanların biri Kün Tengri, dördü Ay Tengri'de, biri hem ayda hem güneşte, ikisi de Kün-ay tengri'de "kut bulmış" idi. Bir kitap resminde bir Uygur kağanı (Maniheizme giren Bögü) Uygur ikonografisinde Budha'nın Benares'te çevirdiği töre çakırının resmedildiği şekilde bir tilgenle ve tulgası üstünde, Çin tarzındaki 45° eğik hilalle birlikte resmedilmişti. Bu işaretler muhtemelen, kağanın hem çakravartin (felek çarkına hâkim büyük hükümdar) sıfatını, hem de "Ay Tengri'de kut bulmış" olduğunu ifade ediyordu. Fakat belki hem kün, hem ayda "kut bulmuş" bir kağandı. Uygurların kürkle moncuk adını verdiği ve Avalokıteşvara'yı ve diğer kozmik tanrıları konu alan resimlerdeki cintâmani de Çin'deki T'ai-chi veya yin-yang gibi kün-ay işaretiyle kullanılırdı. Güneş ve ay tilgenleri, Uygur duvar resimlerinde, çoğunlukla Meru Dagı'nın sol ve sağında durur. Meru Dağı'nın tepesi gün ortası sayıldığına göre, kadim Chou geleneğinde, güneş doğuda ve ay batıda durmaktadır. Bir resimde, güneşin üstünde bir ok veya kargı, ya da bunlardan türetilmiş gonca motifi durmaktadır ve ayın tepesinde ise açılmış gül (lotus) görünür. Bu işaretlerin güneş ve ayla ilgisi böylece iyice netleşir. Uygurların taptığı dört ve altı kollu Tantra tanrılarından savaş tanrısı Kumara veya Karttikeya ve dâkinl'ler sol ve sağ ellerinde güneş ve ay tilgenleri tutarlar24.



Batı Türkistan Çevresi

VII.-X. yüzyıllarda, Hotan'dan Buhara'ya ve oradan kadim bir Türk merkezi olan Yeti-su'ya ve uzak kuzeybatıdaki itil Bulgar’ına kadar, Kuşan gelenegin.de güneş ve ay motifleri, tanrıların ve hükümdarların alametleri olarak kullanılmaktaydı. Türgiş kağanlarının tamgasının bir ucuna kün-ay motifi eklenmiştir. Tamganın diğer ucundaki simge ise, Uygur ikonografisinden güneşle ilgili niteliğini bildiğimiz kargı veya gonca motifidir. Türgiş paralarının yardımıyla tarihi tespit edilen ve Batı Türk (581-658), Türgiş (658-766), Karluk (766-850) ve Hakanlı (850-1250) merkezi olan Tokmak-Balasagun ve Suyâb çevresinde, Ak-beşim Budha tapınağında, alem olduğu muhtemel gözüken, altınlı tunç levhalar bulundu. Bunlardan birinde kün-ay motifi görülür, fakat bu sefer kün tilgeni içine bir budha şekli oturtulmuştur. Budha "gögün ayına ve güneşine" benzetilirdi. Levhanın tepesi ise Türgiş tamgası gibi gonca şeklindedir. Alemlerden başka, Ak-beşim duvar oymalarında da hilal ve çakır şeklinde güneş tilgeni, budha'lara hale oluşturmaktaydı. Noktalardan oluşmuş haleli güneş ve güneşle eşanlamlı olduğunu Uygur ikonografisi bahsinde gördüğümüz açılmış lotus motifleri de Ak-beşim süslemelerinde yer almıştı.25



Doğu Türklerinde Luu ve Nek

Hsiung-nular, Kök Türkler, Batı Türkleri" ve Oğuzlarda Çin ve Arap kaynaklarının bahsettiği evren ibadetleri ve evrenin yer aldığı kozmik oyunlar, Çin'de ve Budist Orta Asya'da iyi bilinen ayinlere yakın gözükmektedir. Türklerde de luu (Çince iung'dan) veya nek (Hotan'ın kadim dilinden), Kaşgarî'nin dediği gibi, su ve bolluk simgesidir. Hem su kaynaklarını, hem de yağmur bulutlarını temsil eder; ayrıca astrolojik karakteri de vardır. Çin'de olduğu gibi Türklerde de luu çeşitli biçimlerde tasvir edilir. Bu biçimlerin, yılanla timsaha yakın cinsten bir hayvanın çeşitli hayvanlarla birleşmesinden meydana gelmiş olduğu düşünülür. Böylece luu, çeşitli ataların niteliklerine sahiptir. Güzel mevsimde, atalarından biri olan kuş gibi gökte uçar. Sonbahardan sonra ise, timsah ve su yılanı gibi sulara ve yeraltına saklanır. Luu'nun uçma yeteneğinden yararlanarak, Çin'in efsanevi hükümdarlarının luu'yu arabaya koştuğu veya sırtına binerek gökyüzüne uçtuğu, masallarda anlatılırdı." Luu'nun sırtında göğe uçma düşüncesi, Hun ve Uygur Türk sanatında yer almıştır. Çin'de olduğu gibi Türk sanatında da luu motifinin yanında gözüken belirli süsleme şekilleri vardır. Bunlardan ilki kızıl renkli bir küredir. Güneşi ve ayı veya Uygurların körkle moncuk (parlak boncuk) dediği cintâmani'yi temsil ettiği sanılan bu küre, sonradan Osmanlı metinlerinde, hükümdarlık işareti "kızıl elma" ile kaynaşmıştır. Luu'nun mücevher hazinelerine sahip olduğu düşünülürdü.26 Hindistan'ın nâga (yılan) veya yarı insan, yarı yılan biçimli su tanrıları gibi, luu hanları da, Uygur metinlerinde mücevherli altın veya gümüşten yip'lerle (ip) süslü olarak anlatılır. Luu'ların kızları, bu yip'leri eğirmektedir. Altın Yış (Altay) ve Orhun bölgesinde bulunan Türk evren tasvirlerinde, evrenin belkemiği yip şeklindedir. Luu ile birlikte görünen başka süslemeli motiflerden ikisinde Çin'de gök gürültüsü işareti olan helezon (lei-wân) ile bulut piktogramlarıdır. Uygur edebiyatında da, bulut kök luu'nun bir şeklidir ve gök gürültüsü onun kükremesi sayılır. Ağaç motifi de çok kere luu ile birliktedir. Luu, dünya ağacına sarılır, hatta bazen Çin efsanelerinde anlatıldığı gibi ağaç dalına dönüşür. Lotus ve nilüfer gibi su çiçekleri ve "evren gülü" dediğimiz Hindistan'ın nâgapuşpa'sına benzer yabani nergis de luu motifinin yanında yer alır. Oniki hayvanlı Türk takviminin beşinci işareti olan luu'nun, astrolojiyle bağları vardır. Dört yönün ve unsurların hayvan biçimli simgelerle gösterildiği Çin ve Uygur Türk kozmolojisinde doğu yönünün, baharın, mavi veya yeşile karşılık gelen kök (gök) renginin ve ağacın simgesi kök Iuu'dur. Gün ortasının, yazın, güneşin ve güneşin gün ortasındaki evçinin, kızıl ve sarı renklerin ve ateşin simgesi Kızıl Sagızgan'dır (Kızıl Saksağan). Batının, sonbaharın, ak rengin (Kaşgarî'ye göre, ak benekli anlamına gelir) ve altının simgesi Ak Bars'tır (Çin'de Ak Kaplan). Kuzeyin, kışın, ayın, gecenin, kara rengin ve yer sularının simgesi Kara Yılan'dır (Çin'de yılanın sardığı kaplumbağa). Luu şeklinde ve dağlardaki ormanları yakarak yapılan ayinlerle Hunların ve diğer Asya milletlerinin ibadet ettiği bir yıldız grubu da Çin astrolojisinde yer almaktadır ve mevsimlerin başına ve sonuna işaret etmesi açısından önemli bir konuma sahiptir.27 Bu burcun vücudu ve kuyruğu Çadan (Arapça Akreb; Avrupa dillerinde Scorpio) burcuna karşılık geliyordu. Çin astrolojisine göre, Uygur metinlerinde Suvadı (Sanskritçe Svâti'den, Arapça Simdk-i Râmih, Avrupa dillerinde a Bootis veya Arcturus) denen yıldız ile Buğday burcunun alfa yıldızı, hayali luu şeklinin boynuzlarını oluşturuyordu. Luu'nun ilk boynuzu, gökyüzünün doğusunda göründüğü ilk gece, Çinliler bahar ekinoksunun gelmiş olduğunu anlarlardı. Uygur metinlerinin kök luu dediği bu göksel şekil daha sonra, Çin astrolojisine göre feleğin çarkı boyunca dolanarak yaz gündönümünde doruk noktasına varırdı. Mevsimlerin akışına göre ve güz ekinoksunda başlayan bir takvim takip eden Kök Türkler, bu dönemlerde gök ve yer luu'larına adanmış iki ayin düzenlerlerdi. Çin'de de aynı dönemde ayinler yapılır, yağmur duaları okunurdu. Yaz gündönümünden sonra etkisi zayıflamaya başlayan kök luu, güz ekinoksunda batıda kaybolurdu. Astrolojik düşüncelere göre, Luu burcu felek çarkının hayali tekerlek şekli boyunca, yeryüzü altındaki karanlık denizde alçalmaya devam etmekte ve kış gündönümünde hadide varıp, yine yeryüzüne doğru yükselmeye başlamaktaydı. Güz ekinoksu Kök Türk takviminin başlangıcıydı. Uygur Türk ikonografisinde, luu biçimli burcun dolanımının dört safhası, Padmapâni denen ve kainatın mekân ve zaman bakımından tasviri olan duvar resimlerinde gözükür. Kök luu (uçmakta olan luu), pullu ve dört ayaklı bir makara (timsah, Sanskritçe magar'dan türetilmiştir) olarak tasvir edilir. Baharda uçma zamanı gelince luu'nun başında bir çıkıntı belirir ve boynuzlar ortaya çıkardı. Kanatları, sakalı ve kuş tüyleri de çıkardı. Çin sanatında sık görülen mavi-yeşil kök luu, Uygur ikonografisinde nadirdir. En çok resmedilen kök luu şekli, evçde bulunan, kızıl ve sarı renklere bürünmüş, ateşler saçan kök Luu'lardır (havadaki çift evren). Kızıl Sagızgan'ın makamına, yani gün ortasında evçe varan kök luu, kuşa da benzemektedir. Batıda, yani Ak Bars makamındaki kök luu ise, Uygur sanatında bazen bars bedeniyle temsil edilmiştir.28

Görüldüğü gibi lotus (zambak), Türklerin evren tasavvuru ile iç içe olmuş Türkistan coğrafyası ve diğer Türk yurtlarında kullanılagelmiştir. Ayrıca zambak motifini bu yurtlarda koçboynuzunu andıran yanışlarda da görmek mümkündür. Bu yanışları Neriman Görgünay Kırzıoğlu’nun “Altaylar’dan Tuna Boyu’na Türk Dünyasında Ortak yanışlar (Motifler)29 isimli çalışmasında bulmaktayız.

Özek/Alem/Koçmuyuz




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©genderi.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə